Blog

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12 Nisan 2018 )

    1. İspanya parlamentosu Ermeni ‘soykırım’ tasarısını reddetti… (İ)
    İspanya parlamentosunun Perşembe günü Dışişleri Komisyonu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir tasarıyı reddetti.
    Tasarı, dokuz çekimserle 17 – 9 oyla reddedildi. İktidardaki Halk Partisi tarafından 17 (3’ü hariç) “hayır” oyu verildi…Ermeni “soykırım” iddialarının tanınması önerisi 2016 yılında solcu Katalonya ERC partisi tarafından sunulmuştu. (Not ; İspanya’ nın özerk bölgeleri olan Bask ve Katalonya sözde soykırımı tanımışlardır. Diğer taraftan, mesajlarımızda yer verdiğimiz bazı İspanya şehirleri de sözde soykırımı kabul etmişlerdir. Bu şehirleri belirleyip şehir meclislerine protesto göndermeliyiz. Bu konu için, ben, şehirleri belirlerim, yine gönüllü bir üyemiz İspanya Senatosunun bu kararı çerçvesinde, esasen BM Soykırım Sözleşmesi ile birlikte Grup adına bir protesto mektubu hazırlar, koordinasyonunu yapar, yayıma hazır hale getirirse ben yine devreye girer adres teminine çalışırım…, o. tan)

    2. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü Parlamenter Asamblesi (CSTO PA) Konseyinin oturumu, Perşembe günü Rusya’nın St. Petersburg Ulusal Parlamentosu Başkanı Ara Babloyan’ın katılımıyla başladı. Ermenistan CSTO PA Konseyi ve Meclisi’nin bir sonraki genel oturumlarına ev sahipliği yapacak. (İ)

    3. Ermenistan Cumhuriyeti İktidar Partisi (RPA) Yönetim Kurulu, Ermenistan’ın gelecekteki başbakanı adaylığını tartıştı ve yönetim kurulu üyeleri, başbakanlık görevine aday gösterilmek üzere Ermenistan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın adaylığını oy birliği ile onayladılar.

    4. ABD Kongresi, 24 Nisan’da Ermeni <sözde>Soykırımını Doğru Anmak İçin Trump’a çağrıda bulundu. (Not : Bu girişimde başı yine Türk düşmanı kongre üyeleri Frank Pallone, Jackie Speier, David Trott, David Valadao, Gus Bilirakis ve Adam Schif çekiyor. (İ)
    (Not ; ABD’ deki soydaşlarımız bunları ve benzerleriini belirleyip ANCA’ nın tersine seçimlerde bu kişilere oy verilmemesi propagandası yapmalıdırlar.…,o.tan)

    5. Meclis 2 milyon Dolar tutarındaki yeni Kredi Anlaşmasını onayladı (T)
    Ermenistan Millet Meclisi 12 Nisan’da 62 Kabul ve 32 Red oyuyla ʺErmenistan Cumhuriyeti ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) arasında ‘Sulama Sisteminin İyileştirilmesi Projesi için Ek Finansman’ Kredi Anlaşmasının onaylanmasına ilişkin kanun tasarısıʺ nı onayladı. (T)

    6. Ermenistan’ın 4 üncü Cumhurbaşkanı seçilen Armen Sarkisyan maaşını hayır işlerine yönlendirecek ve Erivan’daki kendi konutunda yaşayacak. (T)
    (Not: Dostumuz olmasa da Sarkisyan’ ın bu ulvi davranışını kutlar, bazılarına da örnek olmasını dileriz. Ermenistan’da cumhurbaşkanı maaşı 2.700 ABD Doları…,o.tan)

    7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca HDP’li 8 milletvekili hakkında, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, devletin askerini veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davranmak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından aralarında Garo Paylan’ın da olduğu HDP’li sekiz milletvekilli hakkında fezleke fezleke hazırlandı. (T)
    (Not : Bu habere Ermeni Radyosu’ na aşağıda verdiğim yorum yayımlandı. Bu sitede de yayımlamayı bir kere daha deneyeceğim…,o.tan)

    8. ABD Ermeni toplumunun 4 üyesi, ülkenin gelişimindeki katkıları için, her yıl Amerika’daki etnik azınlıkların temsilcilerine verilen “Ellis Island Onur Madalyası”na layık görüldü. (T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/12/ABD-Ermeni-Ellis-İsland-Onur-Madalyası/127106

    9. Türkler Cenevre’deki Soykırım Anıtı’nın peşini bırakmıyorlar (T)
    Vatan Partisi Avrupa yöneticileri, İsviçre’nin Cenevre kentinde 13 Nisan 2018’de Trumpley Park’ta açılacak Ermeni <sözde> Soykırımı anıtını protesto etti. (Not : Protestoya katılanların elinde “Hepimiz Perinçek’ iz” pankartları var…, o.tan)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/12/Türk-Cenevre-Soykırım-Anıt/127087

    10. Tüm Ermeni mimarlar konferansı Karabağ’ da düzenlenecek. (İ)

    11. Ankara Savcılığı, Ermeni milletvekili dokunulmazlığını engellemeyi hedefliyor. (İ)
    YAYIMLANAN YORUMUM :
    “Orhan Tan • Peoples’ Democratic Party (HDP) members inlcuding Garo Paylan had sworn to work for the national interest of Turkish Republic. But unfortunately, they do not obey their swear…”

    12. Kayseri’deki Ermeniler Konuşuyor: Hrant Dink Vakfı, “Sessizlik Sesleri” serisinin beşinci kitabını İsveç ve Hollanda Başkonsolosluklarının desteğiyle yayınmadı. (İ)

    13. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ortadoğu’daki Dini Azınlıklara İlişkin Kongre Komitesi Eş Başkanı ile bağlarını güçlendirdi. (İ)

    14. Orange County Denetleme Kurulu, Ermeni <sözde> Soykırımı’nı anıyor. (İ)

    15. Ermenistan, zaman çizelgesine göre Frankofon zirvesine hazırlanıyor. (İ)

    16. Ermeni Hükümet, Ulus – Ordu kavramını gerçekleştirmenin son derece önemli 4 üncü adımını uyguladı. (İ)

    17. Ermenistan askeri heyeti, General Movses Hakobyan başkanlığında CSTO askeri komitesinin oturumuna katılıyor. (İ)

    18. Rusya’ya karşı yaptırımlar kısa vadede Ermenistan’a tehdit oluşturmuyor. (İ)

    19. Boston’ da 20 Nisan’ daki sözde soykırım anma töreni Massachusetts Devlet Evi’ nde yapılacak ve Bedrosyan, Muradian ve Janbazian da Dahil Çeşitli Konuşmacılar katılacak. (İ)

    20. Türkmenler Birliği Başkanı Perşembe günü yaptığı açıklamada, Irak’ın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ‘ni ülkeden ihraç etmesinin kolay olmayacağını söyledi. (İ)

    21. Özgürlük Evi Raporu Ermenistan’ı “Yarı Otoriter Rejim” olarak sınıflandırıyor. (İ)
    (Not; 11 Nisan mesajımızda Ermeni Radyosu’ na atfen verdiğimiz haberi Massispost.com bugün tekrarlıyor. Habere girdiğinizde Türkiye’ nin Özgür Olmayan Ülkeler için kullanılan renk içinde olduğunu göreceksiniz. Bu durumdan ulus olarak kurtulabilmek için çok çalışmalıyız!,…o.tan)

    22. Kemal Bey’i astıranlar! Nisan ayına girdik… Bir 10 Nisan var, bir de 24 Nisan… 24 Nisan’da Türkiye’de “Hepimiz Ermeni’yiz Grubu” Taksim Meydanı’na çıkıp yas tutacak mı? (T)
    http://avim.org.tr/tr/bulten/kemal-bey-ı-astıranlar

    23. Cenevre’deki ‘soykırım anıtı’ mahkemeye taşınıyor. (T)
    http://avim.org.tr/tr/bulten/cenevre-dekı-soykırım-anıtı-mahkemeye-tasınıyor

  • STOP ABD…

    STOP ABD…

    Amerika ABD bunu hep yapıyor ” Bizler onlara kısaca Amerika ve vatandaşlarına Amerikalı deriz ” önce Irak’ı işgal ettiğinde aynı yalanı kitle imha silahı kullandı diyerek Irak’a yapmadığını bırakmadı ki seneler sonra bir ABD sözcüsü “kitle imha silahı kullandığı doğru değil ” diye itirafta bulunarak ; ben yaptım oldu bitti’ liğe getirildiğini kanıtlamış oldu..

    Şimdi Suriye için aynı yalan sahneye konularak aynı şekilde Suriye fiilen işgal edilmek istenmektedir.Pentagon Askeri vesayeti altında olan ABD siyaseti , bir taraftan yalan bahanesine sığınırken bir taraftan da açık kartla teröre ve teröristlere silah ve mühimmat sağlamakta ,yataklık yapmakta PKK=YPG ye adına ne derseniz deyin eğitim vermekte bir piyon gibi kullanmaya devam etmektedir.İşgal edeceği ülkelere teröristler girsin ki ABD güya terörist avına çıkıp ülkelerine top yekün füzeleririyle asıl askerleri ile topraklarına bağdaş kurabilsin.Ki…o topraklarda petrol var , gaz var , varoğlu var..
    Sömürgeci emperyalist Amerika kaybettiğini daha da kaybedeceğini bile bile vurursa ne olur. Rusya , İran ,Türkiye , Irak , Suriye ve hatta Çin bileşkesinde ya geri dönecektir ya da önce kendi içinde bölünmeyi göze alacaktır. Sebepsiz savaşlardan bıkan ABD Halkı artık durmayacaktır. Eyaletlerinde kopmalar başlayacak yeni yeni devletlerin oluşmasına neden olacaktır.AB Devletlerinin de uzaklaştığı ABD , yalnız başına kalırken Kuzey Kore’den gelebilecek bir hamle bu yıkıma daha büyük sebebiyet verebilecektir.
    Herkesin , her kesimin , her ülkenin , bir bahanesi vardır.
    Artık ABD Pentagon Askeri vesayetinden kurtulmalı siyasetçileri özgür olmanın yolunu bulmalıdır. Eski emlakçı Trump’a en büyük iyilik bu olur.
    ABD Dur…
    Stop ABD…
    Refhan İrtem
  • SU AKAR YOLUNU BULUR

    SU AKAR YOLUNU BULUR

    A​BD ve AB’de siyaset kurumu ağır krizler ve çalkantılar yaşıyor.
    ABD Başkanı Trump​,​ Suriye’ye karşı askeri ​operasyon kararı almak için Ulusal Güvenlik Konseyi ile toplandığı gün,​
    ​FBI Amerikan egemen​leri arasındaki ​krizi ​şiddetlendirecek bir  ​şekilde Trump​’​ın avukatının bürosuna ve evine baskın düzenlemiştir.​..​
    Başkan Trump’ın kişisel politik meselelerle dikkati dağınıktır.
    Tıpkı  Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un gibi gelgitler yaşıyor…

    *
    İngiltere’de Skripal saldırısı, NATO’da Rusya düşmanlarının eline diplomatik ve siyasi bir silah vermiştir.
    Saldırıdan İngiltere ve Avrupa egemen​lerinin Rusya​’​ya karşı savaş histerisini canlandıran kesimleri ile  CIA ile Demokratik Parti etrafında bulunan ve Trump​’​ı bir Rus ajanı olarak itibarsızlaştırmak için onlarla birlikte çalışan​ Amerikalı egemen​ kesimler yararlanıyor.
    ​Saldırı, Avrupa egemenleri​nin ABD​’​den bağımsız bir Avrupa askeri politikası ve Rusya ile daha yakın bağlar için çağrı yapan rakip hizipleri üzerinde çok büyük bir baskı uygulamasına olanak sağl​ıyor…

    *

    Fransa’da çalışanların çalışma saat ve ücretlerinde, işten atılma konusunda, işsizlik sigortasında, emeklilik konusunda, eğitim ve sağlıkta, kazanç ve gelir vergisinde;
    Çalışanlar aleyhinde ve işveren lehinde kısıtlamalar yapılıyor.
    Grev hareketleri büyüyor,  halkların huzursuzluğu  yayılıyor…

    *
    Bunların gölgesinde ” Egemenler Savaşı”, yalnızca Ortadoğu’daki bir dizi jeopolitik gerilemeyi tersine çevirmenin değil,
    Aynı zamanda siyasi muhalefete karşı sıkı önlemler almanın bir aracı olarak görülüyor…

    *

    2003’te ABD ve İngiltere ​bir yalan seline dayanarak kitle imha silahlarının varlığını kanıtlama yönünde bir kampanya planladılar.
    Irak​’​a ​ gönderilen ​silah denetçileri nükleer ya da kimyasal bir silah programına ilişkin hiçbir kanıt bulamad​ı​​.
    Ama Saddam’ı devirme savaşı korkunç bir trajediye yol açtı.
    ​Önce bölge istikrarsızlaştır​ıldı​, sonra Irak​’a saldırıldı ve​ topraklarının büyük bir kısmı işgal ed​ildi.
    ​Kafa kesen​ muhalifler, Yezidi azınlığa karşı soykırım ​yaptılar​ ve dünya çapında​ İslamcı​ terörizmi yayan İslam Devleti grubunun yükselişini sağladı​lar​.

    ​*​
    Halbuki saldırı savaşını başlatmanın suç olduğu fikri, I. Dünya Savaşı’nın ardından 1919’da İtilaf Devletleri ile Almanya arasında imzalanan Versailles Antlaşması’na kadar uzanıyor.
    II. Dünya Savaşı ‘ndan sonra saldırganlık savaşlarını başlatıp sürdürmenin cezalarını ise 1945’te Nürnberg Duruşmaları’nda Uluslararası Askeri Mahkeme vermişti.

    *

    ​Irak’ın işgali de başka bir ülkeye saldırmak ya da saldırmak istemeyen bir ülkeye karşı bir saldırı eylemiydi.​
    ​Aynı zamanda BM Şartı’nın da ihlaliydi.

    * ​
    ​ABD Başkanı George W. ​Bush ve​ İngiltere Başbakanı Tony​ Blair, Irak’ın silahsızlanma anlaşmasını ihlal ettiği iddiasıyla saldırı için Güvenlik Konseyi onayına başvurdu​lar​.
    Ancak Güvenlik Konseyi üyeleri Irak’ta silah ​denetçilerini​n, Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olup olmadığını tespit etmek için çalışmalarına devam etmelerine izin verilmesi gerektiğini savundu​.
    Bununla birlikte  Bush Yönetimi desteklemesini istediği çizgiye katılmayan silah denetçileri ve istihbarat analistlerini istismar etti.
    Bush ve Blair yönetimleri, Saddam’ın sözde insanlığa karşı suçlarını durdurmak için işgal fikirlerinde haklı çıkarıldılar…

    *

    İkisinin de bir saldırganlık savaşı başlatmalarının suçu için yargılanmaları ihtimali yoktu.
    Böyle bir yargılamanın bariz mekanı Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir.
    Oysa Başkan Bill Clinton’ın Uluslararası Ceza Mahkemesini  kuran anlaşmayı imzalamasına rağmen Bush yönetimi bu imzayı geri çekmişti.
    Bugün hâlâ ABD anlaşmaya taraf değildir…

    *
    Ancak bu, Irak’a yönelik saldırının suç niteliğini tartışmanın hiçbir anlamının olmadığı anlamına gelmiyor.
    Irak Savaşı’nın failleri Başkan George W. Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, İngiltere Başbakanı Tony Blair elleri kolları serbesttir,
    Ama işledikleri suçlarla insanlığın vicdanında cezalıdırlar…
    Ayrıca ​Trump göreve başladığından beri uluslararası gerginlikler artıyor.
    ​Suçun cezasız kalmasına rağmen bu durum Irak’ta bir saldırganlık savaşını başlatmanın her zaman bir suç olduğunu hatırlatmak için bir ​fırsat penceresi olduğunu düşündürüyor..

    *

    İşte bu kez Trump, Macron ve May, “Savaşta yasadışı kimyasalların kullanımı hakkındaki dezenformasyonu, uluslararası rekabette kullanışlı bir propaganda aracı” olarak kullanıyor…
    İngiltere,  Salisbury’ta ikili ajan Sergey Skripal ve kızı Yulia’nın, sinir gazı ile zehirlenmesi yalanı,
    Suriye’de Şam’ın hemen kıyısında Doğu Guta’da kimyasal saldırı yalanı;
    Türkiye’nin  bir terör örgütü olan Özgür Suriye Ordusu ile birlikte  Suriye’nin kuzeyindeki ABD’nin terör koridorunu bozması üzerine yer altına çekilen,
    ABD başta olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın kafalarını çıkarmasına yol açmış ve harekete geçirmiştir.

    *
    ​Şimdi ABD ve Rusya​ kullanılan kuvvet düzeyine ve eğer varsa her iki tarafın maruz kaldığı zarara bağlı olarak,
    ​D​aha geniş bir çatışmanın ortaya çıkması riskini taşıyan doğrudan bir askeri çatışmaya doğru ilerliyor​.

    *

    ​Bu noktada Suriye ve Rusya’nın iddia edilen kimyasal silahlar saldırısı ile ilgili suçsuzluk iddiaları kabul edilmiyor.​
    Ama Rusya ve İran’ın himayesinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, onlardan aldığı;
    IŞİD’in yenildiği ve Suriye’deki durumun başka bir evreye geçtiği : Barış Müzakerelerine ülkedeki iç ve dış muhalefetin ve Kürtlerin de katılımının sağlanacağı: Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeninin olmadığı:  Yabancı askerlerin varlığının yalnızca Suriye hükümeti onları davet ettiyse kabul edilebilir bir durum olduğu: Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatifin ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükârda bozamayacağı garantisinden ilerliyor…

    *
    En önemlisi Beşar Esad ve rejimi, savaş meselelerini yargılamak için acele ediyor.
    BM teşkilatı, Suriye İç Savaşı siyasi çözümün hukuki yapısını oluşturmaya yönelik “muhalif-terörist” ayrımını keskin bir şekilde yapmış,
    Tüm taraflarca Suriye’de  işlenen Savaş Suçları’yla ilgili ilk raporunu yayınlamıştır…
    Her tür zulüm, teröristleri gönderen ve finanse eden ülkeler, Suriye’de insani durumu ahlaksız ticarete dönüştürenler belgelenmiştir.
    Bir hukukçu ekip dava dosyalarını hazırlamış, mahkemelerin yargılamak için evrensel yargı yetkisini kullanabileceği,
    Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  Suriye’de yeni bir mahkemeye yetki verilebileceği açıklanmıştır…

    *

    Bu yüzden ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Türkiye Suriye İç Savaşının sorumluluklarından kurtulmak için “Esad gitsin” diyorlar.
    Rusya hükümeti ve pozisyonuna sempati duyanlar ise;
    6 Nisan’da Doğu Guta isyancıları ve Rus hükümeti arasındaki müzakerelerin çözülmesinden sonra,
    Suriye hükümetinin Guta’yı  serbest bırakmaya yönelik saldırısına devam ettiği,
    Rusya’nın Mart’ta  yakın bir yenilgi ile karşı karşıya kalan Guta isyancılarının,
    Suriye hükümetinin altyapısına yönelik büyük bir Amerikan hava saldırısı için şartlar yaratmak için kimyasal saldırıda bulunacağı konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatıyor.

    *
    Rusya “Esad gitsin” konusunda da bir plan teklif ediyor:
    Buna göre Beşir Esad, yedi yıllık savaş boyunca değişen demografik değişiklikleri yansıtacak yeni bir Anayasa’nın hazırlanmasında,
    Demokratik olması için nufusun her kesiminin güvence altına alınmasında,
    Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin yapılması sürecinde anayasal, kanuni ve meşru sorumluluktadır.

    *

    Rusya,  bu durumda nufusun büyük kısmını oluşturan Sünnilerin parlamento çoğunluğunu kazanacakları,
    Ama Esad’ın küçük Alevi kesiminin yönetici bir azınlık olarak ayrıcalıklara sahip olamayacağını,
    Nihayet  Esad’ın Suriye siyasetinde hakimiyetini kaybedeceğini,
    Üstelik savaş sırasında tükenen Suriye Ordusu’nun yerini ülkenin demografik yapısına uygun yeni bir Ulusal Suriye Ordusu’nun alacağını öngörüyor.
    Daha ne olsun?

    *
    Başkan Trump’ın bir an önce dünya halklarına ve ABD ordusuna zarar vermemek üzere;
    Suriye’deki soruşturmayı yürütmek için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nü devreye sokması,
    Askeri gücünü gerekçelendirmesi,
    Güç kullanımına ilişkin risklerin garanti edilip edilmediğini belirlemesi,
    Sonuçta Suriye trajedisine bir son vermek üzere Suriye’nin dünyanın en kötü insan hakları felâketi olduğunu idrak etmesi ve suçluların yargılanmasına kapı aralaması gerekiyor.

    *

    Trump bir şeyi vurmak istiyorsa;  İŞİD bakiyelerini, Ceyş-ul İslam, El Nusra , Özgür Suriye Ordusu gibi terör örgütlerini vurmalıdır…

    13.4. 2018

  • SULTAN GALİYEV

    SULTAN GALİYEV

    SULTAN GALİYEV
    Hüseyin MÜMTAZ

    Gündem iyice kızıştı. Dünya kaynıyor.
    Amerika, Rusya ve son olarak İngiltere kendi sınırlarından binlerce kilometre uzakta, “sınır içindeki vatandaşlarının” zarar görmeyeceği ölümcül bir güç gösterisine benzin dökerken, biz diken üstündeyiz.
    Afganistan, Somali, Katar yahut Ukrayna’da çıkacak bir dünya savaşından biz ne ölçüde etkilenecek olursak; Amerikalılar, Ruslar, Fransızlar ve İngilizler de (Merkel katılmayacaklarını açıkladı) Ortadoğu’da patlak vermek üzere olan bu dünya savaşından en fazla o kadar rahatsız olacaklar.
    Ortadoğu’yu bir tür; askerî imkân ve kabiliyetlerinin ve yeni silahlarının deneneceği bir tatbikat sahası, siyasi güç gösterisi alanı olarak görüyorlar. Bilek güreşi yapıyorlar.

    ****
    İşte bu yüzden geciktik. Nerdeyse bir ay oluyor, “Bir Stalin Eksikti”yi yazarken tekrar hatırladığımız, unuttuğumuz Galiyev’e bir türlü dönemedik.

    BİR STALİN EKSİKTİ!


    Oysa o tam bir “ezberbozan”dır ve bu kadar yıl bahsetmemiş, adını bir kez bile olsun anmamış olmamız tamamen bizim ayıbımızdır.
    Hele Galiyev’i hatırlamak için, üstelik Stalin’in bir vesileyle araladığı kapıdan içeriye göz atmak zorunda kalmış olmamız da kaderin ve talihin garip tecellisidir, bize verdiği unutulmaz derstir.
    ****
    Ne güzel yıllardı milattan önceki o SOĞUK SAVAŞ yılları!
    Coğrafyalar, sınırlar, duvarlar, “pakt”lar belliydi.
    Varşova Paktı vardı, NATO vardı.
    Doğu komşumuz sadece Sovyetler Birliği idi, ileri karakolduk. 1991’den sonra bir baktık ki meğer orada Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan varmış. Daha ileride Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan varmış.
    Rusya varmış.
    Bir 30 yıl daha geçince güneyimizde meğer 4 parçalı Kürdistan’ın bulunduğunu; yeni “güney” komşularımızın da Rusya ve Amerika (Fransa-İngiltere) olduğunu görecektik.
    Suudi’lerde kadınların çarşaf giymeyebileceğini, araba kullanabileceğini, maça, konsere hatta operaya gidebileceğini öğrenecektik.
    O soğuk savaş yıllarında dost dosttu, düşman da düşman.
    Herkesin eli kendi cebinde idi.
    Trump yoktu, Putin yoktu, Kim Jong Un yoktu.
    Irak’ta Saddam, Suriye’de Hafız Esad vardı; Irak ve Suriye henüz kimyasal silah kullanmamışlardı, henüz bölünmemişlerdi.
    Ayhan Işık, Belgin Doruk, Metin Oktay, Turgay Şeren yaşıyordu.
    Öcalan “höt” dedin mi kaçacak delik arıyor; Yunanistan, İtalya’da bir tur attıktan sonra soluğu Afrika’da alıyordu.
    Solcular solcu, komünistler komünist, orta yolcular orta yolcu, ülkücüler de ülkücüydü.
    Taraflar, saflar, renkler belliydi. Kısaca kimse “cümbür cemaat” değildi.
    ****
    Marx/Engels “Manifesto”da derler ki; “Proletarya her şeyden önce siyasi üstünlüğü ele geçirmek, milletin önde gelen sınıfı olmak, kendini millet yerine kaim etmek zorunda olduğu için….zaten millidir”.
    İşte Stalin’le Galiyev de tam bu noktada “ayrılırlar”.
    Çünkü solcuların solcu, komünistlerin komünist, orta yolcuların orta yolcu, ülkücülerin de ülkücü olduğu “o dünyada” Sultan Galiyev hem komünist, hem de TÜRKÇÜ/TURANCI idi.
    Şaşırdınız değil mi?
    Çünkü kendi DNA’larından şüphe duyan “bizim” cümle komünistler Rusçu, Rumcu, Çinci (Mao) yahut Arnavutçu (Enver Hoca) olurlar da bir türlü ve asla Türkçü olamazlardı!
    Mir Seyyit Sultan Galiyev; Lenin, Stalin ve Troçki ile beraber Bolşevik devriminin dört büyüğünden biridir. Orta Asya’daki Türk halklarını birleştirerek sosyalist bir Türkistan devleti kurmak istemiş Tatar lider ve düşünce adamıdır. “Ulusal komünizm”in fikir babası ve kurucusudur.
    Sultangaliyev, öğretmen olan Mir Said Haydar Galiyev’in 12 çocuğundan biri olarak 13 Temmuz 1892 tarihinde, Başkurdistan’ın Sterlitamak şehrinin Kırımsakalı kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini doğduğu köyde alan Sultangaliyev 1907’den itibaren Kazan’da Tatar Pedagoji Enstitüsü’nde eğitimine devam etti. 1912 yazında Moskova’da Yaz Pedagoji kurslarına gitti. Tatar köylerinde öğretmenlik yaptı. Bir süre Ufa’da belediye kütüphanesinde çalışan Sultangaliyev, sonraları Ufa, Kazan, Bakü gibi çeşitli şehirlerde gazetecilik yaptı. Bakü’de Mehmet Emin Resulzade’nin çıkardığı Açık Söz’de çalıştıktan sonra Menşeviklerin yayınladığı Bakü gazetesinde “Müslüman dünyasından haberler” köşesini hazırladı. 1917 Şubat Devrimi sırasında Bakü’deydi. Yine bu dönemde pek çok yabancı eseri Tatar Türkçesine çevirdi. Çeşitli edebi çalışmalara bulundu. Bu edebi çalışmaların pek çoğu zamanın gazetelerinde yayımlandı. Sultangaliyev 28 Ocak 1940’ta Lefortovo Hapihanesi’nde kurşuna dizilerek öldürüldü.
    30 Nisan 1990’te Sultan Galiyev’in ve yoldaşlarının “itibarları” iade edildi.
    Galiyev’i Türkiye’de; Şevket Süreyya Aydemir, Kemal Tahir ve Attila İlhan incelemiş ve gündeme getirmişlerdir.
    a)1-8 Eylül 1920 tarihinde Bakü’de toplanan 1. Doğu Halkları Kurultayı;
    b)9-12 Haziran 1923 de toplanan “Milli Cumhuriyetler ve Bölgeler Sorumlu Militanları ile Genişletilmiş Rus Komünist Partisi IV’ncü Konferansı” ile;
    c)Basmacılar Hareketi (Sovyet yönetimine karşı Orta Asya’da 1917’de başlayan ve aralıklı olarak 1931’e değin süren ayaklanma hareketi. Bayrakları aşağıdadır) Stalin ile Galiyev arasındaki en büyük kırılma noktalarıdır.

    Bu yazının, Galiyev hakkında sadece merak uyandıracak bir “GİRİŞ” olarak kabul edilmesi ve konuya yukarıdaki paragraf başlıkları ile aşağıdaki isimlerin araştırılarak başlanılması tavsiye olunur.
    Çünkü bir başlayınca; Zeki Velidî Togan, Muzaffer Hanefi, Neriman Nerimanov, Mao, Yusuf Akçura, Troçki, Molla Nur Vahidov, Enver Paşa, Topal Osman/Mustafa Suphi/Kâhya Yahya isimleriyle karşılaşıyor ve zamanla/klavye tuşlarıyla/tozlu kitap sayfaları ile yarışsanız da bir türlü baş edemiyorsunuz.
    Hayret!
    Sonu kurşuna dizilmek de olsa demek hem Türkçü/Turancı hem komünist olunabiliyormuş.
    Ama sonra (neye yarıyorsa) itibarı iade ediliyormuş. 12 Nisan 2018

  • Olağandışı günlerde İslamcıları neo-liberaller yönetir

    Olağandışı günlerde İslamcıları neo-liberaller yönetir

    Önce psiko-bilimsel kuralı hatırlatalım. Olağan dışı durumlarda, siyaseti yönlendiren,  panikten yararlanan güç odaklarıdır. Bunlar aynı zamanda, psikolojik savaşın militanlarıdır.

    Amerika’nın, Suriye Arap Devletine (Rejim değil devlet) savaş açacağım haberi, Türkiye’yi yönetenlerde panik yarattı.

    İslamcılar, devlet yönetme tecrübeleri olmadığından, hemen Amerikancı neo-liberal kesimin dümen suyuna girdiler.

    Suriye’nin vurulması konusunda, Astana İttifakını unutup, ABD ekseninde siyaset yapmaya ve görüş bildirmeye başladılar.

    ÖSO, daha da ileri giderek, fırsattan faydalanıp, Suriye devletine taarruz etmeyi açıkladı.

    Elbette İslamcıların mezhepçi dünyalarının Suriye yöneticilerini zındık saymalarının da etkisi vardır.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    1-Dış siyaseti II. Abdülhamit yönettiği gibi yönetiyorlar.

    Bilindiği gibi; II. Abdülhamit İngilizleri Ruslara karşı, Almanları İngilizlere karşı dengeleyerek dış siyaset yürüttü. Otuz üç yıl süren bu siyaset, Batılıların Osmanlıyı bölüşmesiyle son bulmuştur.

    Zamanımızda, bu dengeleme siyasetinin içerideki uzmanları neo-liberal İslamcılardır.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    2-Genetik kotları Amerikancılıkken, Rusya ve İran ile ittifakı yürütemezler. Son olaylar bu durumu çok net bir şekilde gösterdi.

    Oysa Kurtuluş Savaşında, Mustafa Kemal, Rusya ile ittifak yapmış ve ölene kadar ittifaka sadık kalmıştır. Anadolu böyle kurtarılmıştır. Eğer Atatürk denge siyaseti izleseydi, Anadolu elimizde kalmazdı.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    3- Ulusal pazarlarımızı Osmanlıda olduğu gibi, (Reji düzeni ve kapitülasyonlarla) yabancılara bırakmak, yerli ve milli olmadığı gibi güvenlik sorunudurlar.

    İktisadi yönetim yabancıların elindeyse, siyasal yönetime her an öldürücü darbeyi vurarak, iç cepheyi bölme olanağına son olayda olduğu gibi sahiptirler.

    Son Suriye paniklemesinde, iç pazarı elinde tutan iktisadi elitler, hemen ABD yanında yer almışlar ve ABD’nin Türkiye’yi parçalama niyetini saklamayı başarmışlardır.

    Denge siyaseti Amerika’nın doğrudan Türkiye’yi hedef aldığını gizler. ABD’nin Suriye saldırısında ABD yanında yer almamızı zorlar. ABD’yi güçlü ve yenilmez sanır. Suriye halkının nasıl ABD’ye karşı direndiğini görmez. Denge siyaseti; Rusya İran ittifakından vaz geçmeyi gerektirir.

    Oysa bölgemize ve Ülkemize saldıran çok açık ve bellidir. ABD’dir.

    ABD ile bölgeye yardıma gelmiş Rusya’yı aynı kefeye koymak, Rusya’nın güvenini kaybetmek anlamına gelir.

    1. Abdülhamit siyaseti bir kez daha yakamıza yapışmıştır.

    Esad’a sen katilsin, terörist dersen, Trump da vatanını savunan Esad’a hayvan der. Böylece, Trump ile aynı amaçta buluşmuş olursunuz.

    Rusya’ya kabadayı diyerek ABD ile Rusya’yı anı kefeye koyarsınız. ABD de İncirliği kullanmaya devam eder.

    15 Temmuz’dan yeterli dersin çıkarılmadığı anlaşılmaktadır.

    12.4.2018

  • Bölgede Amerikan planları bozulunca…

    Bölgede Amerikan planları bozulunca…

    Özellikle son dönemde ABD’nin ve batılı güçlerin gerek Suriye’de yaşanan olaylarda istedikleri sonuçlara ulaşamaması gerek Ortadoğu’da istediği planları devreye koyamaması gerekse ekonomik anlamda özellikle Çin’e karşı zor duruma düşmesi tüm planların gözden geçirilmesine neden olmuş görünüyor.

    Özellikle Türkiye, Rusya ve İran arasındaki bölgede kurulan ittifak ve bunun görüntüleri Beyaz Saray’ı hareketlendirdi. Türkiye’nin Suriye’deki İdlib ve Afrin harekâtları ile Amerika’nın planlarını alt-üst etmesi de bölgedeki gelişmelerin ateşleyicisi olmuştur.

    Şu noktaya dikkat:
    İran, İsrail önündeki en büyük tehlike ve engel olarak değerlendiriliyor. BU nedenle ABD Başkanı Trump’un da İran hedefindedir. İran tehlikesi sürdüğü müddetçe bölgede barış rüzgârlarının esmesi mümkün görünmüyor. Sıkıntılar da her geçen gün daha da büyüyor.
    İkinci nokta da bölgedeki enerji kaynakları ve güç gösterisi olarak yer alıyor.
    Amerika ve Batı, bölgede rahat hareket edebilmek ve istediklerini yerine getirebilmek için ayakların çelme takan lider ya da devlet istemiyor.
    İşte bu nedenle Putin, Erdoğan ve Ruhani arasındaki üçlü birlik ve bütünlük görüntüleri sonrası gelişen olaylar boşuna değildir.

    Ortadoğu uzmanlarının ortak görüşü şu:
    “Batı’nın ve Amerika’nın hedefinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan hedefe oturtulmuş görünüyor. İran, zaten Amerika’nın ve Batı’nın sürekli hedefinde olmuştur. Suriye’de yaşanan kimyasal silah kullanıldı iddiaları dünyada değişen dengeleri tamamen gözler önüne serdi. Dünyada bir kutuplaşma da yaşanıyor. Ancak, yaşanan bu kutuplaşma kesinlikle Suriye’de kullanıldığı iddia edilen kimyasal silah değildir. Yıllardır Ortadoğu’da yaşanan güç savaşının iyice ortaya çıkmış olmasıdır.”
    Ortadoğu’da oynanmakta olan oyunların büyüklüğüne zaman zaman biz de değinmiştik. Geçenlerde Uluslararası İlişkiler Uzmanı /Stratejist Adem Kılıç, konuya değişik bir pencereden bakan bir yaklaşımla oynanmakta olan oyunun iç yüzünü ortaya döken bir yazıyı kaleme almış. Son derece önemsediğimiz bir yaklaşım içindeki bu görüşlerden kısa bir alıntıyı sizlerle paylaşıyoruz:
    “Arap Baharı süreci boyunca batılı güçlerin Ortadoğu’da etkin olma planları yüksek bütçeli operasyonları, ülke liderlerini değiştirme çabalarına rağmen tam anlamı ile hayata geçirilemedi. Planlarının tutmamasının önündeki engeller ise şüphesiz ki Rusya, İran ve Türkiye oldu. Bu konuda bizi ilgilendiren asıl başlık ise batılı güçlerin İslam coğrafyası üzerinde etkisini giderek artıran ve özellikle İran, Katar, Suriye ve Kudüs konusunda tabir yerinde ise tekerleklerine çomak sokan ve planlarını alt üst eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran ve Rusya ile yakınlaşması, Suriye’de ve Katar’da planları bozması ve son olarak da Kudüs meselesinde tüm İslam coğrafyasına liderlik etmesi net bir şekilde batılı güçleri rahatsız etti. Ve İslam coğrafyasında Erdoğan’a karşı ‘yeni bir lider’ çıkarma planları devreye girdi. Bu tespitten sonra Selman ile ilgili adımları ve PR çalışmasının nedenini sanırım daha anlamlı bulmuş olmalısınız. Selman için biçilen görev ise “Halifelik”… Selman’ın son Mısır gezisinde Sisi’ye ve birkaç Arap ülkesi liderine namaz kıldırması, bu görüntülerin BBC tarafından servis edilmesi ve aynı gezide BBC’ye ‘Erdoğan halifelik istiyor’ açıklaması yapması da niyetleri açıkca ortaya koyar nitelikte. Batı medyasında özellikle son dönemde yapılan açıklamalara ve son 10 yıla dair ortaya konan çeşitli analizlerde en büyük problemin; İslam coğrafyası ve Ortadoğu’da muhatap merkezini bulunamamış olması olarak göze çarpıyor. Dünyada her ne kadar ufak tefek muhalefetler olsa da Hristiyan dünyasının muhatabı Vatikan, Yahudi dünyasının muhatabı İsrail olarak görünüyor. İslam coğrafyasında ki muhatap ise özellikle halifelik sisteminin kaldırılmasından sonra net bir şekilde ortaya çıkmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam coğrafyasında özellikle Kudüs kararı ile öne çıkmış olması ve liderlik konumuna doğru ilerlemesi sonucu devreye giren Selman planı da Halifelik müessesesi ile bu muhatabın Selman olmasını sağlamak. Sunni bir lider olması ve Batı ile İsrail ile yakın olması hasebi ile de Selman Batı adına bu konum için biçilmiş kaftan olarak görünüyor. Bu şekilde Erdoğan’ın etkisinin kırılacağı düşüncesi de tabiî ki planlayanlar için projeyi tamamlayan bir unsur.

    Son nokta:
    Bölgedeki gelişmeler Türkiye açısından da son derece önem taşıyor. Çok daha dikkatli hareket etmek ve yanlış adımlar atmamamı gereken bir dönemden geçmekteyiz. Baştan bu yana söylediklerimizi yineleyelim:
    Her devlet kendi çıkarları doğrultusunda adımlar atıyor. Dostluk ve müttefiklikler sadece sözde kalıyor. Çıkarlar öne geldiğinde ortada ne dostluk ne de müttefiklik kalıyor.
    Kin eli kimin cebinde, kim kimle kol kola belli değil. Ortada çok karışık bir durum görüntüsü var. Bundan böyle Stratejik ortaklık kavramı çöpe atıldı, artık konjonktürel ortaklık durumu var. Bir gün yan yana olanlar, ertesi gün karşı karşıya gelebiliyor. Aman dikkat.

  • HSYK Ve ADALET BAKANLIĞI’NA Verilen bir dilekçe’dir..

    HSYK Ve ADALET BAKANLIĞI’NA Verilen bir dilekçe’dir..

    BU İLGİNÇ ADALET OLAYI ŞU ŞEKİLDEDİR..ADALET BAKANLIĞI’NA..ANKARA

    *DOSYA NO..2018/73E
    *DOSYA NO..2017/1031 İcra dosyası*

    ŞİKAYET EDEN ; Mehti Saraç
    ŞİKAYET EDİLEN ; Zeynep Aydın (189608) Hakim..

    ŞİKAYET KONUSU : Üst mahkeme kararını yok sayarak, dosyayı incelemeden yeni bir yargı süreci başlatmak nedeniyle, kendi üzerine vazife olmayan bir karar alarak, büyük mağduriyetlere sebep olmak, görevini kötüye kullanmak, görevinin bilincinde olamamak, bu tür kararlar neticesinde
    psikolojik etkenlerin ortaya çıkması sonucu, insan üzerinde bırakacağı hasarlarları hesap edemeyerek, adeta insan hayatına gasp etmek..
    Bir nevi cinayet ile eşdeğer, affedilemeyecek bir durumdur..
    Yine herhangi bir dilekçede (farketmez, hangi dilekçe olursa olsun), karşı taraflarca iddia edilen konuların etkisinde kalmak, o yönde kararlar almak, yetersiz bilgiye
    sahip olmak..

    ŞİKAYET NEDENLERİ :

    1…
    Dosyam, 3.5 sene gibi bir yargı sürecinden sonra bir karara
    bağlanmış ve istinaf edilmiştir.. Son şekli verilmiş, olay bitmiş, karar kesinleşmiştir…
    Kesinleşen ve toplam dava süreci 3.4 sene devam etmiş olan dosya
    numaralarımız…

    DOSYA NO : 2015/ E……KARAR NO : 2017/34 Ereğli
    1’nci asliye hukuk mahkemesi dosyası…

    DOSYA NO :2017/1707…KARAR NO: 2017/2703 Ankara Bölge Adliye Mahkemesi
    6’ncı hukuk dairesi kararı..

    2…Yargılama süreci boyunca, her türlü delil ve incelemeler yapılmış, olumlu olumsuz her itirazlar ve iddalar tesbit edilmiş ve bir sonuca bağlanıp karar verilmiştir..

    Yukarıda dosya no ile belirttiğim her iki üst mahkeme kararlarında alınan sonuç ;
    Aslında davalıların bir şirket olduğunu, ama iki isimle faaliyet gösteren farklı şirketler gibi gösterildiğini mahkeme ispat etmiş olmalı ki, her ikisi birdir kanaati getirmiş, her iki ismi de dosyada borçlular kısmında belirtmiş, icra yolunu açmıştır..
    Şirketlerin durumuna ve işleyiş şekline baktığınız zaman ana merkezleri dahil hepsi aynı, personel iletisim ve özlük adresleri aynı , internet dünyasında verdikleri reklam adresleri dahi aynı ve sadece Soyadi aynı olan ama isimleri farklı olan yöneticiler tarafından yönetilmektedir ..
    Avukatlari bir, iletişim kanalları aynı ama sicil kayıt ve yerleri farklı..
    Adresleri farklı göstermişler ve bir
    kaç tane farklı adres belirtmişler zaten o adreslerde kapalı..

    BU NE DEMEKTİR ? Bir hile, oyun, maske ve DEVLETİ, MILLETi Keklemek..

    Ve yargı kurumlarını ve diğer ilgili kurumlar tarafından giden tüm tebligatlar geri dönmektedir..

    Ve son 1 senelik maaşımız ise bu sayın hakimin itiraz sonucu tedbir uyguladığı bu şirket tarafından hesaplarımıza ödenmiştir ..

    Ama tabiki dosya incelenmeden verilen bir karar olduğu için Sayın HAKİME Hanımın bunu bilmesinde bir imkan bulunmamaktadır…

    3… Söz konusu şirket tarafından bu hakimliğe verilen itiraz
    dilekçesinde şu cümleler yer almaktadir..’”Alacaklı Mehti Sarac ve
    müvekkili tarafından ŞİRKETLERİMİZ aleyhine usule ve yasaya uygun bir
    dava bulunmamaktadır”” Diyor..
    ÇOK İLGİNÇ VE İLGİ ÇEKİCİ …

    Bu ibareyi dikkate alıp, böyle bir kararın altına imza atan hakim
    bana göre hakim değildir..
    Ve bunun altında yatan birşeyler olduğu kanaati bizlerde hasıl olmuştur..
    Ve bir sebep aramak durumundayız..
    Bu ibareleri dikkate alıp aleyhime bir karar çıkmışsa, bu Hakim de ciddi bir sorun var demektir..
    Yasalara uygun bir dava yoksa, bu 3.4 sene devam eden yargı süreci kim
    için açılmış ? Ve istinaf neden onaylamıştır ?
    Alınan o mahkemelerin kararlarının
    hiçbiri tanınmamıştır anlamına gelir…

    Ve yine bir usulsüzlük varsa, bu görevi ifa edecek Hakimlik icra hakimliği değildir..

    Söz konusu şirket şansını bu mahkemede denemiş ve maaleaef şimdilik tutturmuştur.
    Ve diğer başka mahkemelerde demek ki bunu tutturamamışlar..
    Ve yine söyluyorum eğer bir USULSÜZLÜK Varsa, bunu ispat için hukuk, ceza ve iş mahkemeleri vardır, onlar karar verir..

    O zaman bu görevin MUHATTABI İCRA HAKiMLiĞi hiç değildir..
    İcra hakimi de bu olayın muhatabı da değildir..
    Tamamen KOMİK BİR SENARYODAN Ibarettir..

    Kendisini bir üst mahkeme sıfatı yerine koymuştur bu hakim..
    Pekâlâ şunu da diyebiliriz ; ÜST MAHKEMELERİN KARARINI Bu hakim ve bu mahkeme bozmuştur..
    O zaman istinaf ve yargıtaylara da gerek kalmamıştır..
    Bu mevcut yasalarımızda büyük bir hukuksuzluktur, suçtur..
    Ciddi bir konudur, kesinlikle ağır cezai müeyyide gerektiren bir durumdur..

    4…Her mahkemelerde sonuç önemlidir…Sonuç itibari ile işlemler yapılır..

    Şimdi soruyorum ? Bu durumda hangi mahkemenin verdigi karar geçerlidir ?
    Alt mahkeme mi, üst mahkeme mi ??

    Üstelik aleyhime alınan bu tedbir kararı bile eksik ve acemice yazılmış bir
    karardır..
    Neden diye sorarsanız ? Alacaklı olduğum şirket madem biri değilse, diğeridir..O halde her iki şirkete tedbir koymanın, işlemleri kısıtlamanın, icrayi durdurmanın ne alemi var..
    Bu durumda diğer şirket aleyhine icra devam edebilirdi, dosya alıkonmazdı, işlem durdurulamazdı.
    Hakime hanım yayınladığı kararda bunu pekala belirtebilirdi..

    O zaman şunu da düşünebiliriz; Sadece önüne gelen dilekçelere göre kararlar vermektedir.. Bunun başka bir izahatı olamaz ..
    Eğer adalet tahsis edilse idi bu taraflı verilen dilekçeye göre bu karar böyle çıkmazdı ..
    En azından bizi çağırıp, dinleyip ve bizim itirazımızı da değerlendirip, bir kesin sonuca gidilebilirdi ve o zaman bir mahkeme günü tayin edebilirdi..
    Ama hiç biri yapılmadı..
    Şimdi bu olay NASIL BİR HUKUKSUZLUKTUR, BİR ÇELİŞKİDİR Henüz anlamış değiliz !!

    Ayrıca dava sonunda verilecek olan karar, eğer lehime sonuçlanacak olursa, bu mağduriyetlerin ve tanınmayan üst mahkeme kararlarının hesabını kim verecek ?
    Ve üstelik bu söz konusu şirketin parayı ödeyip odemeyeceği de hala meçhuldur..
    Bir teminat alınmadı.. Normalde teminat alınmadan icra takibine devam edilir..
    Bu güveni neye göre sağladılar yine anlamış değiliz..

    Şunu da düsünüyorum..

    TÜM BU KESİN KARARLARA RAĞMEN, Demek lehimize bir karar aĺınamayacağı şüphesini aklımıza getirmektedir..

    Bu hakime soruyorum ;
    Alacaklı olduğum şirketler, bu her ikisi değil de, kimlerdir ??
    Aldığınız karara göre bunu sormak zorundayım.
    Ayrıca bu tedbir kararını alırken, durdururken bir teminat istenmemesi
    bu işin bir başka komik tarafıdır..
    ..
    5…Bu nedenlerden dolayı şu an itibarı ile 3,5 yıl süren bu dava ve sonuçları reddedilmiş, yeni bir yargı sürecine girilmiş, hukuk katledilmiştir ve tansiyonum 20 ye çıkmıştır..

    Üstelik aynı dosyadan ve aynı mahkemede yargılanan 50.60 kişiye yakın başka davalarında görüldüğü, sonuçlandığı ve emsal teşkil ettiği de bu hakime hanım
    tarafından maalesef görülememiştir..
    Ve şu anda mahkeme günü 3 aylık bir
    zamanla ileri bir tarihe atılmıştır ..Yani sil baştan yapılmıştır..
    Bu hakime hanımın aldığı karar doğrudur, yerindedir diyen herkese sormak isterim;
    O zaman diğer mahkemelerin aldığı kararlar yanlış mıdır ?? Yasaya uygun değilmidir ??

    Bunu kabullenmemiz mümkün değildir..

    SONUÇ VE TALEP ; Bu dosyaların İVEDİLİKLE incelenmesini, haklı’ya hakkının teslim Edilmesini, bu hakim hakkında soruşturma açılarak,
    bağlantıları incelenerek, görevi kötüye kullanması ve toplumu psikolojik olaylara sürüklemeye yol açması , ciddi olaylara davetiye çıkarması nedeni ile görevden men edilmesini saygılarımla arz
    ederim…

    04.04.2018

    —————–


    ŞİMDİ ELEŞTİRİ BÖLÜMÜNE GEÇELİM ..

    EREĞLİ İCRA HUKUK HAKİMİ Sayın Zeynep AYDIN..

    Hangi mahkeme büyük..??
    Hangi mahkeme tam yetkili ??
    Hangi mahkemenin kararı geçerli ??
    Bu sorulara yanıt istiyorum..

    Hakim olmanız, MELEK OLMANIZ, KUSURSUZ Olmanız anlamına gelmez..

    İnsanları mağdur etmeniz anlamına hiç gelmez..

    Kesinleşmiş son kararda borçluluğu kesinlik kazanmış olan bölümde hangi isimler yazıyor ise borçlular onlardır..( İçeriği bırakın)..

    Dilekçelerinde “”Usulsüz bir yargılama yapılmıştır”” ibareleri zaten başlı başına iyiniyetli olmadıklarını açıkça göstermektedir..Bunu nasıl anlayamadınız..??

    Lakin ”USULSÜZ BİR MAHKEME YAPILMIŞTIR”Değerlendirmesini araştırmak sizin göreviniz değildir.. O zaman iş mahkemeleri, ceza hukuk mahkemeleri ne işle uğraşacak ??

    Hadi tedbir kararı aldınız..
    Tamam..Peki..
    Neden bir teminat talebinde bulunmadınız ??
    Bu şirket hakkında benim lehime bir karar verdiğinizde bu parayı icra yoluyla alacağımın kefili siz’misiniz ?

    Siz değilseniz neden 3.4 senede sonuçlanan davaya tedbiri koyarken teminat istemezsiniz..

    Böyle bir cacık..

    BU TEDBİRLE HER İKİ ŞİRKET BU HALDE BORÇLU DEĞİL DURUMUNA DÜŞÜRDÜNÜZ.
    İşlem yapamıyoruz, icra kaldıramıyoruz..
    Bu 4 senedir süren kesinleşen o mahkemeler neydi o zaman ??
    Kim BORÇLU ??

    Kararınız o zaman şimdiden anlaşılıyor ki karşı taraf lehine olacaktır..

    Mahkemelerde İDDİA DEĞİL, İSPAT VE SONUÇ Geçerlidir her zaman..Bunu da bir kenara yazın isterseniz..

    Siz bu durumda ÜST MAHKEME OLDUNUZ..Kararı bozmuş OLDUNUZ..Istinaf görevi size devredilmiş oldu..

    Bundan.sonra üst mahkeme müracaatlarını EREGLi ADLİYESİNDE Bulunan tüm mahkemeler size yapsın..

    EREĞLİ ADLiYESiNiN En üst tepesinde bulunan “”ADALET SARAYI””Yazısını değiştirip “‘EREĞLI İSTİNAF SARAYI””Yapalım olmaz mı ??

    Size bir yetki verilmiş diye, Benim anam, başkasının anası onlara psikolojik işkenceler edesiniz diye doğurmadı..
    O koltuklarda oturuyorsanız bedava oturmuyorsunuz..Herkes bu ülkede parasını misli ile alıyor..
    O koltuklar benim, bizim koltuklarımız hala. O odalar bizim..
    Herkes görevini ve sorumluluğunu bilmek zorundadır.. Bu bir kuraldır..Bir yaşam biçimidir.. Yoksa insanlar DÜNYA Üzerinde birbirini yerlerdi..
    İnsanin insandan bir farkı yoktur..
    Herkesin görevleri farklıdır sadece ..
    Siz benim işimi yapamazsınız, bende sizin işinizi yapamam..Siz şu anda bir hakemsiniz ve size itimat edilmiş ise bunu en iyi sekilde yapmanız gerekmektedir..

    HUKUKU-ADALETi Hakkı ile tahsis edenlere selam olsun..

    Mehti SARAÇ..ILGINC

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 11 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 11 Nisan 2018 )

    1. Yorum : Alman Federal Meclisinin “soykırım kararı” hakkında devam eden sorular. (T)
    http://avim.org.tr/tr/yorum/alman-federal-meclısının-soykırım-kararı-hakkında-devam-eden-sorular

    2. Harut Sassounian : Türkiye, Ürdün’ün Serbest Ticaret Anlaşmasını Düzenleme Talebini Neden Kabul Etti? (İ)

    3. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı : Marağa , Azerbaycan’ ın Karabağ’ a karşı yürüttüğü askeri saldırının en trajik bölümüdür. (İ)

    4. Ermenistan Parlamentosu, Ermenistan – AB anlaşmasını oybirliğiyle onayladı. (İ)

    5. Avrupa Konseyi, Kıbrıs Makamlarını Ermeni Dilinin Korunması konusunda teşvik ediyor. (İ)

    6. Yunan Askerleri Türk Helikopterine Uyarı Ateşi Açtı. (İ)
    ( Not ; Nihayet yorum verebilmek için çare buldum. Iphone’ dan verdiğim yorumu aşağıya çıkarıyorum, yayımlandı…,o.tan)
    VERDİĞİM YORUM :“Orhan Tan • Firstly, the term “Greek islet of Ro” is incorrect, it does not belong Greece. Secondly, the Aegean islands , including the islets, can not be armed. But, Greece does not obey that international decision. And, the world does not care at all…”

    7. Derik’teki tarihi Ermeni Kilisesinin bakımını Mardin’in Derik ilçesi Kale Mahallesi’nde yaşayan 8 çocuk annesi Müslüman kadın Hatun Çaçur gönüllü olarak yapıyor. (T)
    VERDİĞİM YORUM: “Orhan Tan • İslamın diğer dinlere hoşgörüsü bu…”
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/11/Derik-Ermeni-Kilise-Müslüman/126992

    8. Los Angeles İlçe Yönetim Kurulu Ermeni <sözde> Soykırımı’nı anıyor. (İ)

    9. CNN’ in Ermenistan ve Karabağ ile ilgili filmi 20 Mayıs’ta yayınlanacak. (İ)
    http://artsakhpress.am/eng/news/84168/cnn’s-film-on-armenia-and-artsakh-to-be-aired-in-may.html

    10. . Ermeni <sözde> Soykırımını anma etkinlikleri 17 Nisan’da Hollanda’da başlayacak. (İ)

    11. Özgürlük Evi, Ermenistan’ı “yarı otoriter rejim” olarak sınıflandırıyor. (İ)
    (Not ; Haritadaki renk kodlarına göre; Ermenistan Kısmen Hür, Türkiye Özgür olmayan ülke olarak belirtiliyor…,o.tan)

    12. Roman Ermenistan: Yeni kitap Ermeni < sözde> Soykırımı’nın tarihini inceliyor. (İ)
    VERDİĞİM YORUM; “Orhan Tan • I wonder which international organization/court decided 1915 events as genocide? See UN Convention, 1948….”

    13. EEU’ ya katılmak, Ermenistan’ın diğer pazarlara erişimini kısıtlamaz. (İ)

    14. Ermenistan’da bölgesel veri merkezi açmak isteyen EXITEVERYWHERE uluslararası şirketİ, akıllı veri merkezlerinin sağlayıcısı olan Ermenistan’daki operasyonlarla ilgileniyor. (İ)

    15. Ermeni <sözde> Soykırımı’nın Gerçekliğini Tanıyan Türk Aydınları: Cilt II. (İ)
    ( Not: 07 Nisan 2018 günü “ armenians-1915.blogu” nda bu konuda daha önceki güya Türk entelektüellerinin isimlerini havi linki yayımlamıştık. Ermenileri uyandırdık herhalde !..,o.tan)

    16. YMCA (Genç Erkek Hıristiyan Birliği) nin Yüzyıl Önce Ermenistan’a Amerikan Yardımındaki Kritik Rolü. (İ)

    17. ABD Senatörü Anthony J. Portantino, Pasadena Ermeni <sözde> Soykırımı Anıtı’ nın 21 Nisan 2018 Pazar günü yapılacak otoban tabelalarının resmi açılışı için Pasadena Ermeni <sözde> Soykırımı Anma Komitesine katılacak. (İ)

    18. Uluslararası Ermenistan Devrimci Federasyonu (ARF) Gençlik ve Öğrenci Konferansı Erivan’da Düzenlendi. (İ)

    19. AB : Avrupa Parlamentosu Mayıs ortasında Ermenistan – AB Kapsamlı ve Genişletilmiş Ortaklık Anlaşmasını onaylayacak. (T)

  • KUR’AN ve NUTUK-26

    KUR’AN ve NUTUK-26


    NUTUK

    2.bölüm

    Milli Kongreler ve Gelişen olaylar:

    Hamit Bey’in İstanbul Hükümetince Görevden Çıkarılması:

    Baylar, Hamit Bey, 14 Temmuz 1919 günü Samsun’dan bana şu kısa teli çekmişti:

    “Görevden çıkarıldığımı sağlam yerden öğrendim. Şu bir iki gün içinde buyruğun gelmesini bekliyorum. Sonra İstanbul’a gideceğimi saygı ile bildiririm.”

    Refet Bey’in komutayı bırakmış olmasından üzüntülü iken, o gün, önemli bir kesimde özveri ile çalışacağını umduğumuz başka bir arkadaşın da, sanki olağan koşullar içinde bulunuyormuşuz gibi, anlaşılmaz bir düşünüş göstermekte olduğunu öğreniyorum.

    Hamit Bey’e 15 temmuz 1919 günü şöyle bir tel yazıldı:

    “Kardeşim Hamit Bey, sizin yerinize İbrahim Ethem Bey’in atandığını öğrendik. Refet’e yazdım, buluşarak birlikte içeri doğru gelmenizi rica ettim. Bilmem hangi güven düşüncesi, size İstanbul’a gitmek isteğini veriyor. Bundan başka, biz değerli arkadaşlarımızı İstanbul’dan (Dersaadet’ten) Anadolu’ya çekip çıkarmaya ve böylece gerçek yurtseverleri dileklerinden yoksun etmemeye çalışırken siz, bu davranışınızla, en azından, kapalı bir çevreye giriyorsunuz. Biz hiç uygun görmedik. Refet’le buluşunuz. Ya Sivas yakınlarında birlikte kalırsınız ya da rahatça bizim yanımıza gelirsiniz. Kesin yanıt bekleriz.” (belge: 34)

    Beş gün sonra (20 Temmuz 1919) Canik Mutasarrıfı Hamit Bey’in Samsun’dan gelen teli şu idi:

    Bizans’ın artan alçaklıkları karşısında umutsuzluğa düşen ulus, doğudan bir umut ışığı bekliyor.

    Buraları ve buradakileri öyle düşsel bir biçim ve yaratılışta görüyorlar ki acaba bir şey var mı diye ben de kuşkuya düşüyorum. İlgisizliğimden utanıyorum.

    Gerçekte uyumuyoruz. Bir şey yapmak istiyoruz. Ama bu şeyin biçim ve kuramlarıyla uğraştığımız, uzun yollar seçtiğimiz kanısındayım. Zaman ve durum, beklemeye elverişli değildir. Ülkenin durumu dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bunun için sözümüzü kısa kesip işleri çabuklaştırmak gerekiyor. Bu konuda benim aklıma gelen şudur:

    Aynı zamanda her yerden Padişah Hazretlerine tel çekelim. On aydan beri gözü önünde ve çok zaman kendi istek ve hevesince olup biten alçaklıklarla nereye sürüklenmekte olduğunu gören ulusun, ne olursa olsun, kendi yazgısını ele almaya karar verdiğini hatırlatalım ve kırk sekiz saat içinde ulusun güvenebileceği bir hükümet kurulmaz ve kurucular meclisinin toplantıya çağrılması karar altına alınmazsa, ne kendisini ne de hükümetini tanımadığımızı bildirelim. Bunda hiçbir zorluk yok, geleneksel boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin efendim.

    Beş gün önce, görevden çıkarılırsa, İstanbul’a gideceğini bildiren Canik Mutasarrıfının bu telini, biraz kızgınca yazılmış olmakla birlikte, karar ve çalışma öğütleyen bir nitelikte bulduğunuzu umarım. Mutasarrıf Bey, ulusun bir umut ışığı beklediği yerde, acaba bir şey var mı diye kuşkuya düşüyor. Bizi, ne yapmak istediğini bilmeyen, biçim ve kuramlarla uğraşan şaşkınlar sanıyor. Sözü kısa kesip işleri çabuklaştırmak için yapılacak şeyi de söylüyor. Eğer bundan sonra bütün görüşlerindeki yersizliği belirten çirkin bir düşünceyi ortaya koymasaydı iyi ederdi. Baylar, tarih “geleneksel boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin!” düşünce ve inancında bulunanların karşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin, özellikle devlet adamlarının, böyle yanlış ve çürük düşüncelere hiç kapılmamaları gerekir. Hamit Bey, bu telinde, bizim Refet Bey’le birlikte içerilere çekilmesi konusunda yazdıklarımıza hiç değinmiyor. Hamit Bey’in bu teline 21 Temmuz 1919 günü verdiğimiz bir yanıtta: “İnşallah her şey olacaktır. Yalnız, ulusun güveneceği bir hükümet kurmak için önce o hükümete destek olacak bir kuvveti yaratmak gerekir. O da, doğu illeri kongresinin ve ondan sonra da Sivas genel kongresinin toplanmasıyla olacaktır.” dedik.

    Ali İmran Suresi: 97-107. ayetler:

    97. Açık-seçik deliller, İbrahim’in makamı vardır orada. Oraya giren, güvene ermiş olur. Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse hiç kuşkusuz, Allah bütün âlemlere muhtaç olmayacak bir Ganî’dir.
    98. De ki: “Ey Ehlikitap! Allah, yaptıklarınıza tanıklık ederken, Allah’ın ayetlerini neden inkâr ediyorsunuz?”
    99. Şunu da söyle: “Ey Ehlikitap! Neden iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz? Gözünüzle gördüğünüz halde, Allah yolunu neden çarpıtmak istiyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
    100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir zümreye boyun eğerseniz sizi, imanınızdan sonra kâfirler haline getirirler.
    101. Allah’ın ayetleri size okunuyor, Resulü de aranızda; peki, nasıl küfre sapıyorsunuz? Kim Allah’a sarılırsa dosdoğru yola iletilmiştir o…
    102. Ey iman edenler! Allah’tan, kendisinden korkmaya yaraşır biçimde korkun. Müslümanlar olmanın/Allah’a teslim olmanın dışında bir hal üzere sakın can vermeyin.
    103. Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.
    104. İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.
    105. Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.
    106. Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: “İmanınızdan sonra küfre mi düştünüz? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı!”
    107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar, Allah’ın rahmeti içindedirler. Sürekli ondadır onlar.
  • AKKUYU NUKLEER SANTRALI OLUSUMUNA CIDDI BIR BAKIS  . Dr. Muzaffer Karasulu

    AKKUYU NUKLEER SANTRALI OLUSUMUNA CIDDI BIR BAKIS . Dr. Muzaffer Karasulu

    Lutfen ekdeki analizi okuyunuz bir sualiniz varsa  iletiniz

    Kimden: Muzaffer Karasulu [[email protected]]

    ,

    AKKUYU OLAYI asagida PDF formatinda sunulmuştur. Okumak icin mavi yaziyi tiklayiniz

    AKKUYU OLAYI<<<<ANALIZ ICIN TIKLAYINIZ

  • Azerbaycan Yedi Sene Size Emanet

    Azerbaycan Yedi Sene Size Emanet

    Bugün Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçimlerine gitti. İlk defa 7 senelik bir dönem için oy kullanılıyor. Her şeyden önce vatanıma, milletime, devletime hayırlı olsun diyorum. Azerbaycan’dan uzaklarda benimle talihime seçimi sosyal ağlardan izlemek düştü. Ondandır ki net olarak bir şey yazamıyorum. Ben görüp görmeden ahkâm kesmeyi seven biri değilim. Yani bu tür cahil kafadan çok uzağım. Bir sözle benim lügatimde önyargı ile görüp, bilmeden ahkâm kesmek yoktur ama ülkemi de çok iyi tanıyorum. Bugün sabahtan beri gözüm, kulağım sosyal medyada, gazetelerde, internet medyasındadır. Seçimle bağlı bir sürü iyi ya da kötü haberleri, yorumları okudum. Olumlu ya da olumsuz her tür yorum dikkatimi çekti. En çok da tır şoförlerini kanıt olarak gösteren yabancı dili Türkçe olan Türkiye’li Ermeniler’in Azerbaycan hükümetini rüşvetle itham ederek aşağılaması canımı acıttı. Bazılarına hiç Azerbaycan’da oldun mu, sen hiç rüşvet verdin mi ya da rüşvet aldın mı? Sorusunu sordum. Her birinden aldığım tek cevap “hayır” oldu. Herkes sosyal medyadaki arkadaşlarından duyduğunu ya da tır şoförlerinin anlattığından bildiğini yazıyor. Özellikle bu yazıları yazanların sayfalarını inceledim. Acaba bu sosyal medyadaki arkadaşları ya da tır şoförleri Azerbaycan’da Ermenilerin bir “Hocalı Katliamı” yaptığını da söylemiş miydi? diye merak ettim. Hiç görmedim… Ben demiyorum Azerbaycan’da her şeyi dört dörtlüktür. Yeterince problem var… Rüşvet de var memur hegomanyası da. Şahsım adına hiçbir zaman rüşvet vermedim, almadım da. Aynı zamanda da ailem malum rüşvet alıp vermesiyle meşgul olmayıp, Cumhurbaşkanımız ilham Aliyev’in defalarca canlı yayından bunu memurlara söylediğin duymuşum. Ve buna dayanarak ülkede rüşvetin olduğunu bunun da aradan kaldırılması gerektiğinin altını çiziyorum. Tek dileğim nöbeti 7 yılda Azerbaycan komünistlerden kalan memurlardan temizlensin. Vatanını milletini halkını aynı zamanda Azerbaycan’ı seven memurların ülkeyi idare etmesidir. Aksi takdirde biz hala çok tır şoförlerinin ağzına söz olacağız. Başkalarını bilmem ama şahsen benim canımı bu çok acıtıyor. Benim devletim durduk yerde Azerbaycan olmadı! Biz bedeller ödeyerek Azerbaycan olduk! Sadece 1988-90-92-93 de ödediğimiz bedeller, verilen şehitler Hiyabani ne demek istediğimi bir daha hatırlatır. Kimsenin mesleğini küçümsemek istemem ama yine söylüyorum ki, tır şoförlerinin ağzıyla Azerbaycan’ın itham edilmesi beni şahsen öldürür. Kim ne derse desin ben halkıma güvenirim. Benim halkımı kimse zorla sandık başına götüremez. 90 lı yıllarda Sovyet Cumhuriyeti Kızıl ordusu ile halkı korkutamadı! Azerbaycan insanının bağımsızlık isteğini yok edemedi. Av tüfeği ile rus’un ve ermeni’nin karşısında 5 sene dövüştü benim halkım. Hem de o dönemin en modern silahlarına karşı. Her halk kendi kaderini tayin eder. Bugün de Azerbaycan halkı kendi kaderini daha 7 yıl için hazırlıyor. Sonuç ne olursa olsun halkın iradesine saygılı olmak herkesin burcudur. Benim ise tek dileğim halkımın layık olduğu yaşam seviyesini ulaşmasıdır. Karabağ işgalden azat edilsin, rüşvetin olmadığı adaletin hâkim olduğu bir ülke olsun. Azerbaycan’ın kendi gibi genç memurlarla yürüsün, 70-80 yaşındaki tüm devlet memurları emekliye ayrılsın, torunlarıyla oynamak nasip olmadıysa da bari neticeleri ile geride kalan ömrü yaşasınlar. En önemlisi halkıma bulaştırılan siyasi ideoloji hastalıktan kurtulup sağlam kafayla yaşamayı arzu ediyorum. Daha da önemli dileğimi ise sona sakladım. İnşallah yeni 7 senelik dönemde Azerbaycan’da ki bütün televizyonlar kapatılır. Halkın manevi değerleri ile oynayan bu davetsiz misafirler bir daha milletin evine girmez. Aksi takdirde nöbeti yedi yıla ne Azerbaycan kalır ne de Azerbaycanlılar… Her şeyin en güzeline layık olan Azerbaycan’ımı laik, demokratik, adaletli ve bütün görmek dilekleriyle şimdilik hoşça kalın. Yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’na Karabağ’ımız da yemin töreni yapmasını diliyorum.

  • Nükleer, Termik Santraller ve Kamu Maliyesi

    Nükleer, Termik Santraller ve Kamu Maliyesi

    Nükleer, Termik Santraller ve Kamu Maliyesi

    Alaeddin Yalçınkaya

    Türkiye’nin yarım asrı aşan nükleer enerji macerasında önemli bir aşama geçilmiş durumda. Bugün gelişmiş ülkelerin çoğu mevcut refah seviyesini, maliyeti düşük nükleer enerjiye borçlular. Her ne kadar Almanya ve Japonya gibi ülkeler nükleer enerji dışındaki kaynaklara yönelmiş olsalar da zenginliklerinde nükleerin yeri büyük. Zaten mevcut santrallerin çoğunu on yıllarca kullanacaklar. Bu zenginlik üzerinden daha risksiz, alternatif kaynaklara yöneliyorlar.

    Sanayi devrimin başında temel enerji kaynağı, kömüre dayalı termik santrallerdi. Son derece ucuz olan bu enerjiyle fabrikalarını çalıştırdıkları halde insan ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı kömürden vazgeçildi. Halen kalan termik santrallerden, pahalı filtreleme yoluyla istifade ediliyor. Ancak gelişmiş ülkeler yeni termik santrale yatırım yapmıyor. Çünkü bu yolla üretilen enerji ucuz olduğu halde sosyal güvenlik bütçesine verdiği tahribat her türlü getiriyi anlamsızlaştırıyor. Çoraklaşan tarım arazileri, genel üretimdeki düşüşler de hesaba katıldığında maliyet daha kabarmaktadır.

    Günümüzde gelişmenin, refahın, zenginliğin temelinde enerji olduğu halde her enerji kaynağının bir şekilde insan sağlığını, çevreyi olumsuz etkileyen bir geri dönüşü sözkonusudur. Matematikte, kimyada, hatta nükleer fizik dahil önemli bilim dallarında Müslüman bilginler çağını aşan eserler verdikleri halde, bunlardan da yararlanarak sanayi devrimin yapmak batılılara nasip olmuştur. Dolayısıyla bir kaç asırlık tarihi olan sanayi devrimi sonucu karaların ve denizlerin yaşanmaz hale gelmesinin, atmosferin dikiş tutmamasının sorumlusu bilgin atalarımız değildir. Bununla beraber varlığımızı sürdürmek için teknolojik devrimin dışında kalmamız da mümkün değildir. Aksi takdirde batılıların hizmetçisi olmak kaçınılmazdır.

    Belirtmek gerekir ki nükleer teknolojiye sahip ülkeler, birinci sınıf devlet kategorisinde sayılmaktadır. Sadece silah üretimi yanında bu teknolojiyi halkın yararına kullanmak da önemlidir. İran veya Kuzey Kore’de halkın sefaletine karşın yöneticilerin nükleer ısrarı bu teknoloji üzerinden siyasi hedeflere ulaşmak, birinci sınıf ülke haline gelmektir.

    İlk nükleer santralimizi Rusya ile kurmamız, bunun için yüzlerce elemanın Rus üniversitelerinde eğitim alması gereklidir. Halbuki başta ABD olmak üzere müttefiklerimizin Türkiye’ye biçtiği rol, üçüncü dünya ülkesi olarak kendilerinin hammadde kaynağı, ürünlerinin pazarı olmamızdı. Bu bağlamda Türkiye’nin sanayileşmesinde Rusya’nın katkısı son derece önemlidir. Bununla beraber Akkuyu ile başlayan süreçte, dünya çapında nükleer fizikçi yetiştiren, önemli araştırmalara imza atan İTÜ ve ODTÜ ile diğer üniversitelerdeki dehaları küstürmek yerine daha da desteklemek, nükleer geleceğimizi “yerli ve milli” kadrolarla kurmak gerekmektedir.

    Öte yandan çıplak maliyetlere aldanmadan yeni termik santral kurmayı kesinlikle gündemden çıkarmak, mevcutları da son teknoloji ile filtleyerek çalışabildiği kadar kullanmak gerekmektedir. Yeni termik santrallere ayrılacak kaynaklar, daha fazla rüzgâr, güneş, dalga, çöp gibi temiz alternatif kaynaklara aktarılmalıdır. İsveç, enerji üretmek için çöp ithal ederken bu alanda AR-GE ve yatırım planlarını ülkemizde daha sık duymak ve uygulama sahasında görmek isteriz. Karadenizin dalgaları, elbette İskoçya’dakinden farklıdır. İskoçya’daki dalga dinamolarının aynısı Karadeniz için uygun olmayabilir. Ancak bu şartlara uygun teknoloji geliştirme yolunda da desteğe ihtiyaç var. Bir defa gördüğü tabancanın aynısını üç gün içinde teslim eden ustalarımızı, enerji makineleri kurma yolunda da teşvik etmeliyiz. Bu anlamda dev santrallerin yanında “enerjiyi tabana yayarak üretmek” politikasını geliştirmeliyiz.

    Akkuyu’nun maliyeti için 20 milyar dolar telaffuz ediliyor. Ruslar ürettikleri enerjiyi satacak ve yıllarca bu geliri dışarıya taşıyacaklar. Öncelikle bu maliyete katlanma zarureti olduğunu belirtelim. Ancak tıpkı köprüler, havalimanları ve diğer yatırımlarda olduğu gibi pek de ekonomik olmayan bir şekilde ülkenin geleceğinin ipotek altına alınması konusunda daha dikkatli olmak gerekmektedir. 2017’de köprülerden yeteri kadar araç geçmediğinden hazineden dışarıya 2.5 milyar dolar ödenmiş. Yaklaşık yirmi yıl bu ödeme devam edecek. Yeni yatırımlarla bu kamburlar devleşecektir.

    Köprülerden geçişler arttıkça hazinenin yükünün azalacağı hesap edilmektedir. Hesap edilmeyen ise sözkonusu meblağların Türk ekonomisinden çıkacağı, dolayısıyla sanayimizin on yıllar boyunca kan kaybedeceğidir. Bunun yerine batılı firmalara tanınan avantajların, uygun ortaklık senetleri ile vatandaşa, kendi yatırımcımıza tanınması, halkın bu yatırıma ortak edilmesidir. OECD ülkeleri içinde en fazla cep telefonu yenileyen vatandaşlarımız şüphesiz bu tür yatırımlara da ortak olabilecektir. Bir çiftlik sahtekârına yarım milyarın kaptıran vatandaşlarımız devlet garantisindeki bu kârlı üretime niçin ortak edilmez?

    “İhracatta rekor” manşetini attığı halde ithalattaki büyük felaketi, gittikçe büyüyen dış ticaret açığını telaffuz etmeyen iktisatçıları ve medyayı, vatan haini olarak görüyorum. Otomobil uçuruma yuvarlanırken “motor çok güzel” diyenin dost olması mümkün olmadığı gibi mevcut dış ticaret dengesizliğini alkışlayanları, düşmanlar değilse de gafillerden sayıyorum.

    400 bin ton patates depolarda filizlenirken buna çözüm bulmak için bakanlar kurulunun bu gündemle olağanüstü toplanmasını isterdim. Medyanın, ekonomi ve beslenme uzmanlarının çareler tartışmasını, üreticiyi pişman etmeden bu patatesin makul fiyatla alınarak yemek fabrikalarına, mülteci kamplarına, yoksul bölgelere dağıtımını bekliyordum. Aksi takdirde birkaç sene sonra patates, daha ucuza Almanya’dan ithal edilecektir. Nükleer enerjide atılan dev adıma karşın, ekonomimizin aldığı, bir müddet sonra taşıyamaz hale geleceği yüklere tekraren bakmamız gerek. Üretimi artırmanın ve ürünü değerlendirmenin, yeni çarelerini bulmak yerine tıpkı fındık, domates, soğan, süt, et üretici sorunlarına karşı ilgisiz kalındığı gibi bugün de patates üreticisinin sorunlarını görmezlikten gelmeyi endişeyle karşılıyorum.

    Öncevatan, 09.03.2018

  • Çobanı Çoban Yapan Güzel Sesi Değil Koyunlardır

    Çobanı Çoban Yapan Güzel Sesi Değil Koyunlardır

    1989 yılından itibaren dünyada meydana gelen hızlı gelişmeler uluslararası sistem ve dengelerde köklü değişikliklere yol açmıştır.
    Teknolojinin hızla gelişimi, çevre koşulları, doğal kaynakların sorumsuzca yok edilmesi, artan dünya nüfusu ve artan tüketim talepleri nedeniyle karşımıza yeni bir dünyayı çıkarmıştır. Bu yeni dünya düzeninde gelir, eğitim ve kültür farkları hızla artan terör, kaos ve ayrımcılık doğurmuştur. Bu geçen yıl ve gelişimde Azerbaycan halkı lider seçimini doğru ve yanlış mı yaptı, bunu artık bir çok insan biliyor.
    Bildiğimiz üzere bu gün Azerbaycan halkı yedi senelik kaderini seçiyor. Bu seçim sahtekarlıkla dolu, haksızlıklarmı yapılıyor, bunları zaten bilen biliyordur. Ben oy vermedim çünkü benim bir adayım yok ve ben oyumu kullanmamakta özgürüm.
    Ülkenin zor dönem geçirmesi, verilen sözler ve vaadlerin yerini bulmaması tabiki bir ülkenin doğru yaşam tarzı için zordur. Yaşam tarzı dedikte; yiyip, içip, yatmak gibi düşünceleri göz önüne getirmiyorum. Mustafa Kemal Atatürk çok güzel söylemiş: Eğer ülkeni kurtaracak bir lideri beklemekte isen, ben size hiçbir şey öğretmemişim demektir.

    “Seçimler sahtekarlıkla yapılıyor” diyorsunuz. Peki siz? Siz sahtekarlıkla seçilen birini niye kabulleniyor ve onun yönetimine karşı gelemiyorsunuz? Kendi hakkını bilmiyor ve istemiyorsan, o zaman sus ve hayatın zorluğundan şikayet etme! Eğer sorun kanun koruyucusu polisler diyorsanız. Onlar sizi susturamaz çünkü siz hakkınızı, sizin olanı talep ediyorsunuz. Tabiki 5-10 kişi ila ülkeyi kurtarmak zor ve bir o kadar da saçma. Bunun için bütün halk bir olmalı ve bir yumruk gibi istediği an darbesini indirmeli. Eğer sen susup kabulleniyorsan, demekki böyle bir yaşam senin hakkındır.
    Suçu önce kendinizde daha sonra başkasında aramak en doğrusudur. Ülkeyi yöneten kim olursa olsun, bu sizin için dünyanın sonu demek değildir.

    Bu ülke için çalışıp didinen sizlersiniz, sadece siz bu ülkenin yaşamını kolaylaştırabilirsiniz, lider değil!

  • AHMET ADNAN SAYGUN VE TÜRK MÜZİĞİ

    AHMET ADNAN SAYGUN VE TÜRK MÜZİĞİ

    Tarih 7 Eylül 1907. O gün Türkiye Cumhuriyeti’nde 1931 yılında yapılacak olan müzik reformuna katkıda bulunacak bir müzisyen dünyaya geldi. Evet sayın okurlarım bu yazıdaki amacım Ahmet Adnan Saygun’u sizlere daha iyi tanıtmak olacak. Gözlerini İzmir’de dünyaya açan, aynı zamanda anne tarafından Konyalı olan sanatçımız her iki taraftan da memleketlimdir. Kalbimde yeri çok özeldir Saygun’un Avrupa müziğini Türkiye’ye tanıtan böylelikle Türk Müziğinin gelişmesine büyük katkı sağlayan önemli bir yönünün olması (bir müzisyen adayı olarak) benim için kalbimdeki yerini daha da ayrıcalıklı kılmaktadır. “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” demiş Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK Yenilikçi, modern, bilgiye açık ve milli duyguları güçlü olan değerli sanatçımız Ahmet Adnan Saygun da vatan uğrunda görevini en iyi şekilde yapanlardandır. Memleketine olan düşkünlüğünden ve gelenekselci yapısından asla ödün vermemiş TÜRK makamına dayalı eserler üretmiştir. Elbette ki Türk müziğini Batı müziği kalıpları içerisine sokarken zorluklar yaşanmıştır sanatçımız. Bir değişim hem de köklü bir değişim hiç kolay olamamıştır ki özellikle de Cumhuriyet gençlik yıllarını yaşıyorsa.. Nasıl Einstein atomu bir an da parçalayıp elimize vermediyse Saygun da zorlanmıştır nitekim.Nasıl Einstein yılmadıysa Saygun da yılmamış tekrar tekrar denemiş ve böylece Türk ruhunu dünyaya tanıtmıştır. Bu paragrafımda:”Yok artık Einstein ile Adnan Saygun’u nasıl aynı kefeye koyar?” diyecek olanlara şunu belirtmek isterim: Elbette Einstein ile Saygun’u aynı kefeye koyarım. Atomu parçalamak kadar alışılagelmiş olan müziği yıkıp yeni bir müziği sahneye koymak da epey zordur. Ve tabi ki her müzisyen aynı zamanda bir bilim adamıdır. Sanatçımızın yenilikçi yapısına dikkat çekmişken, bir konuya daha değineceğim Saygun’u araştırırken, 16. Yüzyıl polifoni üslubuna dayandırarak kaleme aldığı bir motet dikkatimi çekti. Neden mi çekti? Gelin size de anlatayım. Konuya hakim olanlar bilir. Motette, İncil’den alınma metinler olması gerekir. Saygun motedi, Kur’an’da yer alan Fatiha suresi ile yorumlayan ilk müzisyendir. Bu da kendi kültürünü Avrupa müziğiyle sentezlemiş olduğunun, en belirgin örneğidir. Gelin bir de Saygun’un da bu gruba dahil olduğu Türk beşleri tabirini ele alalım. 19 Şubat 1939 gecesi Modern Türk Musiki Festivali kapsamında konser düzenlenmiş Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Anlar ile birlikte konser verme imkanı bulmuştur. Türk beşleri tabiri de bu konserden sonra ortaya çıkmıştır. Yazdıkları eserler bakımından çok farklı olsalar da, o zamanlarda çağdaş kompozisyonun Türkiye’deki ilk örneklerini verdikleri için böyle anılmaktadırlar. Türk beşlileri arasında, Saygun’u ayrı bir yere koymamın nedenini soracak olursanız da üstadımızın, ilkleri oluşturmasıdır, diyebilirim. Bu konuyu da biraz örnekleyelim. Op.1 Divertimento’su ile Fransa’da bir beste yarışmasına katılmış iki farklı kültürü sentemezlesinden dolayı Fransa’da bir TÜRK, jürinin dikkatini çekmiştir. Yurt dışında ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’ne mensup bir TÜRK, orkestra yönetmiş ve eserleri sahnelenmiştir. Türk-Macar ezgilerinin benzerliklerini ortaya koymuş ve böylece ülkeler arası bağın kuvvetlenmesine katkı sağlamıştır. Bestelerini Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’e ve Türk Cumhuriyetine ithaf eden ilk besteci olmuştur. Bestecimizin ilklerinden bahsetmişken önemli üç eserini biraz daha detaylı ele alacağım. İlk olarak Yunus Emre oratoryosunu ele alalım. Bu oratoryonun önemi Doğu ve Batı kültürünün ilk sentezi olmasıdır. Yunus Emre Oratoryosunun gerek Türk toplumlarına gerek başka toplumlara hitap eden ilk Türk eseri olması, bestecimizin ismini uluslararası platformlarda duyurmasında, büyük katkı sağlamıştır. Bu da Türkiye’nin müzik alanında çağdaşlaşmasında önemli bir aşama olduğu için bu Oratoryo’yu ayrıcalıklı kılmaktadır. Ayrıca bestecimiz, oratoryonun Paris’te gerçekleştirildiği ilk gösteriminden sonra Uluslararası Halk Müziği Konseyine üye seçilmiştir. Böyle bir toplulukta bir Türk’ün bulunması, Türk Milleti için başlı başına bir onur kaynağıdır. İkinci olarak Köroğlu Operasını ele alacağım. Köroğlu Operası konusunu; Beyoğlu beyinin oğlunun, Günayım’ı kaçırması ve Günayım’ın Köroğlu tarafından kurtarılmasından almaktadır. Saygun, toplumun kurtarıcısı konumunda bulunan Köroğlu ile Atatürk arasında kurduğu benzerlik nedeniyle bu eseri ATATÜRK’ün anısına ithaf etmiştir.

    Ve tabiki en önemlisini sona sakladım. Sanatçımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk operasını besteleyen kişidir. Bu opera sayesinde de Türkiye-İran ilişkileri dostluğa dönüşmüştür. Nasıl da bir opera uluslararası ilişkileri düzeltir! diyeceksiniz. İşte burada ATATÜRK’ün dehası ortaya giriyor. Gelin Görelim Bilirsiniz Cumhuriyet’in ilanından önceki dönemler İran ile ilişlerimizin çok da olumlu yönde ilerlemiş olduğu söylenemez. Atatürk komşumuz İran’la ilişkilerimizi düzeltmek için bir adım atmalıydı. Bunun için ilk önce İran Şah’ını etkilemeliydi. Şimdiye kadar yapılanın aksine, farklı bir stratejik plan arayışı içerisindeydi. İran Şahı’nı musiki üzerinden vurmayı hedefledi. Yeni bir sanat akımı başlamalıydı. Bu yeni akıma ilk adım söz yazarının Münir Hayri bey bu metnin bestecisinin de Adnan Saygun olduğu Özsoy Operasıyla atılacaktı. Böylelikle hem ilk opera bestelenecek hem de sağlam temeller üzerinde durmayan Türkiye İran ilişkileri dostane bir ilişkiye dönecekti. Buraya kadar her şey normal gibi gözüküyor. Yeni dostluklar, yeni ilişkiler, yeni sanat akımı.. Ama diyeceksiniz, bir sanat akımı koskoca İran Şahı’nı nasıl etkiler? Konu opera değil operada verilen mesajdı aslında. Operanın konusu neydi biliyor musunuz? Anlatayım. Operanın konusunu Şeyhname’den seçti Atatürk. Bildiğimiz üzere eserin temeli olan destanda Hakan Feridun’un üç oğlu vardır; Selim, Tur (Kurt) ve İraç (Aslan). Bu operada, Atatürk şah’ı etkilemek için Tur ve İraç’ı ikiz çocuklar olarak vurgulamıştır. Eserin finalinde yüzyıllar boyunca ayrı kalan Türkler ve İranlıları; Tur ve İraç’ın tekrar bir araya getirdiği anlatılır. Bundan sonrasını Saygun’un anlatımıyla size sunacağım; “ Eserin, tekrar efsane havasını getiren sahnesinde Feridun ve ötekiler hep sahnede hazırdır, ancak Tur ve İraç yoktur. Feridun sorar, “ Tur ile İraç’ı göremiyorum, nerededirler? Buna ozan halkevindeki locasında İran Şahı ile birlikte temsili seyreden Atatürk’ü işaret ederek şöyle der: “ İşte Tur. İran Şah’ını işaret ederek işte İraç. Her Türk bir Tur, her İranlı bir İraç’tır. Şah bu sözler üzerine Atatürk’e sarılıp “kardeşim” diye ağladığını, temsilden sonra heyecanla anlattıklarını çok iyi hatırlarım.”diye ifade etmiştir. Böylece Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti’nin barışını opera sanatıyla temsil eden, tek lider olarak tarihe geçmiştir. Özsoy Operasını ilk araştırdığımda şaşkınlıklar içerisinde kalmıştım. Böylesine dahiyane bir önderin Tanrı tarafından Türk milletine gönderilmiş olması beni bir kez daha gururlandırdı.. ATATÜRK SANAT ARMAĞANI ödülünün de sahibi olan bestecimiz Adnan Saygun’un Atatürk için yazmış olduğu 2 kitaba da dikkat çekmek isterim değerli okurlarım. Birincisi Atatürk ve Musiki kitabı diğeri de Atatürk’e ve Anadolu’ya destan isimli iki eseridir. Bu eserlerin sözü de Saygun’a aittir. Saygun bu eserlerin hiç birinin sipariş olmadığını hepsini kendi isteği üzerine yazdığını da ayrıca belirtmiştir. Bu eserleri bestelerken ki amacını da şu sözleriyle anlatmaktadır: “Bütün dileğim bu Destan’ın çalınması, plaklara alınıp yurt içine yayılmasıydı. Türk gencine Osmanlı’nın yirminci yüzyıla gelip düğümlenmiş acılarını ve boynumuza uzatılan ipi nasıl paramparça ettiğimizi duyurmak ve gençliğin bu duygunun şuuruyla yeniden doğuşun ve yükselişin ufuklarına doğru kanat çırpmasına, atılımlar yapmasına katkıda bulunmak böyle mümkün olabilirdi. Maddi hiçbir isteğim yoktu. Bu yazım Türk vatanına benim, gücüm yettiğince, bir armağanım idi”. 1990 yılında ise sanatçımız, bozulan sağlığı yüzünden, artık tamamen yatağa düşmüştür. Ne yazık ki 6 Ocak 1991 tarihinde ise o büyük insan, gözlerini bir daha açmamak üzere, son kez kapayarak dünyamıza veda etmiştir. Atatürk’ e ve Saygun’ a çok şey borçluyuz. Çünkü günümüz Uluslararası Klasik Sanat müziğini tanımamızı sağlayarak kendi müziğimizi geliştirmemize katkıda bulunmuşlardır. Tinleri şad, Yurtları uçmağ olsun! Her Türk’ün içinde bir Atatürk ve her Türk’ün içinde bir Saygun vardır. Önemli olan yeteneklerimizi keşfedebilmek! Umarım faydalı olabilmişimdir. Bir sonraki köşemde buluşmak üzere!

    Sevgiyle Kalın.

  • Kimyasal yalanı Amerikancılara fırsat yarattı

    Kimyasal yalanı Amerikancılara fırsat yarattı

    Duma’da, Suriye Arap Devleti* kimyasal kullandı yalanı, Türkiye içinde sinmiş Amerikancılara, Astana İttifakına saldırma fırsatı verdi. Zaten ABD’nin de asıl amacı buydu.

    Amerika’nın tonlarca silahı, lojistiği, eğitimi verdiği PKK/PYD unutuldu, varsa yoksa kimyasal silah manşetleri donattı. ABD yanında nasıl yer alacağımız, Astana’ya nasıl karşı çıkacağımız köşe yazılarının asıl konusu oldu.

    İslamcıların, Amerikancı ayarlarına geri dönmesine şahit olduk. Genlerine ve hücrelerine işlemiş Amerikancılık bir günde tavan yaptı. Reis bombala şu Suriye’deki Rusya’yı diye naralar atıldı.

    Elbette Amerikancılığın ağa babaları, kökten piyasacıların yılmaz savunucuları, neo-liberal köşe yazarları durumdan vazife çıkardılar, Anti Avrasyacılığa önderlik yaptılar.

    Taha Akyol, Astana Sürecine vururken, Sedat Ergin Guta’da nasılda ABD’nin yanında yer aldığımızı ballandırdı.

    Amerikancı İslamcılar ve neo-liberaller, sanıyorlar ki, Türkiye yeniden Atlantik İttifakına döner, Rusya ve İran’ı karşısına alır!

    Türkiye’nin içine düştüğü mecburiyetler ve gelişen yeni dünya dengelerini görmeyen bu zevat, bir provokasyon ile Türkiye’yi bir günde bir yerden alıp bir başka yere taşıyacaklarını sanıyorlar. Eskiden Hürriyet attıkları manşetlerle ABD vesayetinde böyle işler yaparlardı ya…

    Şimdi de öyle olacak sanıyorlar.

    Oysa Türkiye’nin çıkarlarıyla Atlantik’in çıkarları öyle bir çatışıyor ki, ABD dönüş yollarının hepsi kapanmış vaziyettedir.

    Amerika’nın çıkarı Türkiye’yi bölmekten geçerken, Türkiye’nin çıkarı toprak bütünlüğünden geçiyor.

    Eğer Erdoğan böyle bir dönüş yaparsa ilk önce kendi ayağına kurşun sıkmış olacaktır. Suriye’yi vuracak ABD füzeleri sadece Suriye’yi vurmayacak Rusya ve Türkiye’yi de vuracak. Suriye bölünürse Türkiye bölünecek.

    Evet Erdoğan yaptığı son açıklamalarla sanki ABD yanındaymış gibi açıklama yaptı ama ABD Türkiye’ye güvenebilecek mi?

    Astana Sürecinden döndük, tekrar biz sizin(abd) yanına geldik desek, ABD bize hoş geldiniz mi diyecek?

    Evet, bu süreçte, Astana Sürecine çok büyük hasar verdik. Verdik ama ne yapalım bu coğrafya bizim coğrafyamız tekrar dönüp Rusya ve İran’a bir şeyler anlatabiliriz. ABD ye asla…

    Eğer Astana Süreci yıkılırsa, beraberinde, bu siyasi iktidarı da birlikte götürür. Nükleer, Türk Akımı, Rus turist gibi coğrafyanın sağladığı kazançlar da gider.

    Tekrar ABD dönmek yok. Dönmek; ABD tarafından daha acımasızca kullanılmak olur. ABD, o zaman Türkiye’yi daha kolay yönetir.

    *Suriye Arap Cumhuriyeti için “Rejim” sözcüğünü kim kullandı diye merak ediyordum.

    Amerikan televizyonu CNN İnternational kullanmış. CNN hala rejim diyor. Erdoğan ve İslamcı medya hala rejim ifadesini kullanıyor.

    Suriye Devletine Rejim sıfatının kullanılması; Suriye devletini gayri meşru ilan edip, oradaki terör guruplarını meşrulaştırmak için kullanıldığını bilmek gerek.

    11.4.2018

  • Mesele, El Ele tutmak veya El vermek değil azizim

    Mesele, El Ele tutmak veya El vermek değil azizim

    Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump savaş gemilerine Akdeniz’e hareket emri verdikten sonra hedef aldığı ülkeleri ‘’Rusya, İran ve ”Başka kim varsa’’ diyerek açık açık tehdit etti.
    Rusya ve İran belli
    Peki, ‘’Başka’’ diyerek tehdit ettiği ülke kim?
    ****
    Başka sözcüğünün anlamı;
    Bilinene benzemeyen, her zamankinden değişik olan, her zamanki gibi olmayan, ayrı, değişik, öteki demek
    ****
    Amerika Birleşik Devletleri Başer Esad rejiminin yıkılmasını istiyor.
    Türkiye Cumhuriyeti de aynı şeyi istiyor.
    Zaten bu yüzden Suriye bataklığının tam ortasında…
    Rusya ve İran Başer Esad rejimini destekliyor. Rejimi korumak ve Başer Esad’ın ayakta kalmasını sağlamak için Suriye’deler
    Ama Türkiye Amerika Birleşik Devletleri ile değil Rusya ve İran’la ortak hareket ediyor.
    Bir şey anladınız mı?
    ”Hayır” diyorsanız makalenin sonunda anlaşılır olacağına garanti veriyorum.
    ****
    Gazeteci yazar dostum Ahmet Çağıldak’ ın babası rahmetli Remzi Çağıldak Türkiye’nin en çok sevilen ve en faza dinlenen gönül dostlarından bir halk ozanıydı. Gençlik yıllarında bir kıza aşık olur. İlerde bir yuva kurmaya karar verirler ve bunun için birlikte yemin ederler.
    Ama kız ayran gönüllüdür. Remzi üstadımızı çok sevmesine rağmen kendisi için görücüye gelenlere de hiç hayır demez ve süslenip, püslenerek karşılarına çıkar.. Üstat kızı defalarca uyarır ama sonuç değişmez. Pes eder ve kızdan ayrılmaya karar verir. Sonrada hafızalardan silinmeyen, dillerden düşmeyen o türküyü besteler.
    Deli kız sinin geliyor
    Sinide neler geliyor
    Sinide halhal geliyor
    Hani ya niye gelmedi
    Geldi de geri dönüyor
    Ne kusurumu gördüler
    Kolun çolak dediler
    ****
    Deli Kız Sinin geliyor
    Türkiye’nin Dış politikasının adı budur
    Diyoruz ki;
    Başer Esad gitsin ama biz Başer Esad gitmesin diye Suriye de bulunan Rusya ve İran’la el ele poz verecek ve onlarla birlikte hareket edeceğiz.
    Amerika Birleşik devletleri Müttefikimizdir ama dostumuz değildir
    Dost değilse düşman mı?
    Maalesef ona da henüz bir karar vermiş değiliz.
    Kısaca o da belli değil.
    ****
    Emperyalist Sam Amca açık açık deli kızı tehdit etti
    Eyyyyyy naraları ile göbek atarak görücüye çıkan deli kızdan ise çıt yok
    Makyaj döküldü. Rimel aktı. Küçük dil boğaza kaçtı
    Deli kız sinin geliyor
    Sinide neler geliyor
    Sinide S-400, Patriot geliyor
    Hani ya niye gelmedi
    Geldi de geri dönüyor
    Ne kusurumu gördüler
    Ne olduğu belli değil dediler
    ****
    Sam Amcanın Pentagon ağzı ile ‘’başka kim varsa’’ diyerek tehdit ettiği ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti
    Anlamsız ve nedensiz bir şekilde Kendimizi 3. Dünya savaşının içinde bulmamız ise artık bir an meselesi
    Amerika, Rusya ve İran’ın ise mutabık kaldıkları tek bir husus var.
    Diyorlar ki;
    Deli kız kıvırtma artık. Seç tarafını, adam gibi bir politika yürüt ve rengini belli et.
    ****
    İki ucu da kirli bir değnek
    Ekonomi, Tarım, Eğitim, Turizm sizlere ömür
    Finali ise en az 50 Milyon insanımızın toprak altına girmesi ile sonuçlanacak bir savaş olacak.
    Olası bu savaşta şansımız nedir?
    Yeşil sarıklılar var ya……
    Çanakkale de dâhil olmak üzere bütün savaşları tek bir mermi dahi atmadan onların kazandıkları anlatılmıyor mu?
    Birde gönüllüler var. Reis bizi şuraya buraya götür diyenler.
    Önceki gün Afrin, bugün Münbiç yarın Amerika
    Dünyanın en güçlü donanması, Hayalet uçak, Paroit, Tomahawk falan da neymiş canım
    Bizim İHA, SİHA ve birde ölüm uykusunda olan 40 Milyon insanımız var
    Dik Dur Eğilme Reis
    ****
    Mesele, El Ele tutmak veya El vermek değil azizim
    Mesele El Ele tuttuğun veya El verdiğin kişinin nerene EL atacağını bilemeyecek olman
    Sevgiyle kalın
  • Sermayemiz Borç !

    Sermayemiz Borç !

    Sermayemiz Borç !

    Türkiye´nin mali tablosu her geçen gün kötüleşiyor. Osmanlı dönemi ile büyük benzerlikler gösteriyor. Bozulma Cumhuriyet´e gönülden inanmış kadroların çeşitli neden ve bahanelerle devlet kadrolarından uzaklaştırılmaları ile başladı.

    Cumhuriyetçiler gitti, dinci tarikat mensupları geldi. Benzer durum 1451-1482 de yaşamış olan F. Sultan Mehmet´in Osmanlı yönetiminden bütün Türkleri uzaklaştırarak yerlerine Hristiyan kökenli ‘´Devşirmeleri´´ getirmesi ile başladı.

    Askeri okullar kapatıldı, Türk ordusunun kaynakları kurutuldu. Osmanlı´da ‘´Yeniçeri´´ adı altında Hristiyan çocukların ‘´Devşirme´´ asker olarak yetiştirilmesi ile Türkler ordudan da uzaklaştırıldı.

    Osmanlı sarayında ‘´Enderun´´ mektebi vardı. Bu okula Türkler alınmazdı. 1100 odalı Aksaray´da yüzlerce danışman var bunların içinde Özgürlükçü, Cumhuriyetçi, Demokrat, Çağdaş, Laik  kadrolar bulunmamaktadır. Osmanlı için Türkler: Hor görüldü, “etrakı bi-idrak” yani “akılsız Türk” diyerek aşağılandı.

    Benzer durum ötekiler, çapulcular, yandaş, bizden vesaire gibi adlarla günümüzde de yaşanıyor. Sultan 4. Murat döneminde Türk sözcüğü ‘´dangalak´´ olarak ifade edildi. Padişah hareminde Müslüman olmayan cariyeler bulunur ve bunlardan doğan çocuklar padişah olurdu. Türk kanlı padişaha rastlamak imkansızdı. Türklük aşağılanmıştı.

    Osmanlının çöküşü Sultan 2. Mahmut döneminde 1828-1829 yıllarında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşı ile başladı. Osmanlı yönetimi Balkanlarda ki askerlerine ekmeği dahi temin edemiyordu. İşte o günden itibaren Osmanlı yönetimi Yahudilerin esiri oldu.

    İstanbul´da bulunan Yahudi banker Rothschild´e baş vuruldu. Rothschild´e Osmanlı ordusunun ihtiyacı olan buğdayı satın alarak Osmanlı´ya verdi. İlerde konu edeceğiz bugünde Türkiye aynı şekilde bankerlerden yüksek faizle para almaktadır. 1829 nere 2018 nere? Tarih tekerrür ediyor. Osmanlının hazinesi oldukça zayıflamış buğday parasının ancak yarısını Rothschild´e ödeyebilmişti. Yerinde bir deyimle. Osmanlı bankerin kucağına oturmuş oldu.

    1834 de Yunanlılar ve Balkanlardaki diğer azınlıklar Osmanlıya baş kaldırdılar. Bağımsızlıklarını elde ettiler. Toprak kaybeden Osmanlı devleti ayrıca tazminat ödemeye de mahkum edilmişti. Hazine tamtakır, buna karşılık saray saltanatı halka baskı uygulayarak şatafatla devam ediyordu.

    Osmanlı devleti tekrar para için Rothschild´e başvurdu. Ve istediği miktar parayı Rothschild´in temsilcisinden aldı. 1853-1856 yılları arasında Kırım Harbi baş gösterdi. Ordunun silah ve mühimmata ihtiyacı vardı.

    Osmanlı tahtında  Sultan Abdulmecit oturuyordu.  Tekrar banker Rothschild´e başvuruldu. Osmanlı´ya 10 milyon 514 bin 976 kuruş borç aldı. Savaş için  40 bin tüfek, 2 bin şişhane, 10 milyon fişek ve 50 milyon kapsül temin edildi. Kırım savaşı orduya büyük mali yük getirdi, Osmanlı hazinesi gene parasız kaldı. 1855 yılında  tekrar Rothschild´a başvuruldu. Verdiği borçları geri alamayan Rothschild yeniden para verebilmesi için Mısır, İzmir, Şam eyaletlerinin gelirlerinin kendisine ipotek edilmesini, ayrıca İngiltere ve Fransa´nın garantör olmasını istedi. İngiltere ve Fransa´nın garantörlüğünde Mısır, İzmir, Şam vilayetlerinin gelirlerinin ipotek edilmesi üzerine 5 milyon sterlin borcu Osmanlı´ya verdi. Bugün de terör ve Suriye bataklığında savaş veriyoruz.

    Kaynaklarımız yetmiyor, özelleştirme yapıyor neyimiz var neyimiz yok satıyoruz. Banka, banker, tefeci kim olursa borç alıyor, borcumuzu ise borç alarak ödüyoruz. Her geçen gün bütçe açığımız artıyor, halkımız fakirleştikçe fakirleşiyor. Hamasi nutuklara bakarsanız her şey güllük gülistanlık?

    1891 de Sultan 2. Abdulhamit Osmanlı tahtında oturmaktadır. Hazine gene tam takırdır. Un uçuyor, fare koşuyor. Para için tekrar Rothschild´a başvurulur. Rorhschild, Osmanlı devletine 61. Yıl vadeli, yıllık taksiti 330 bin olan Sterlini, yüzde 3,5 faizle 8 milyon 212 bin 340 Sterlin borç verir. Bu arada Kıbrıs adasının İngilizlere verilmiş olduğunu, Yahudilere Filistin´de yerleşme olanaklarının sağlandığını anımsayalım. Kıbrıs hala çözüme kavuşmadı. Filistin´de İsrail devleti kuruldu ve sürekli huzursuz bir bölge yaratıldı.

    Şimdi Atatürk, Cumhuriyet ve Demokrasi düşmanlarına soralım?

    2.Abdulhamit ´in aldığı borç 1951 yılında bitecekti. Bu arada Türk İstiklal Savaşı gerçekleşti. 1 Kasım 1922 Türkiye Büyük Millet Meclisi, Osmanlı saltanatına son verdi, Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul´dan kaçtı. 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması imzalandı. Genç Türk devleti, Osmanlı devletinin borçlarını yüklendi. Lozan Antlaşması´nın ilgili hükümleri gereğince, banker Rothschild´den alınmış olan borçlar Rothschild Ailesi´ne ödendi. Yıkılıp giden Osmanlı´nın 500 milyar dolar borcunu, Osmanlı´nın hor görüp aşağıladığı Türk Halkı ödedi. Bugün için durum farklı değil. Finansal kurumlara borç 568 milyar dolar tefecilere olanlarla 1 trilyon dolar.

    Maliye bakanı borçlar dönmüyor diyor. Haksız mı? Bunu söylediği içinde fırça yiyor. Tekke düştü kel göründü. Şapkamızı önümüze koyalım. Ve soralım Atatürk´e, Cumhuriyet´e, Özgürlüğe, Adalete bunun için mi karşısınız?

    CEHENNEMİNDE TERCİHİ VAR !

    Yakın zamanların popüler siyasi liderlerinden olan Demirel, Ecevit, Erbakan üzerine söylenen güldüşünler vardır. Bunlardan birisi de Bülent Ecevit ile ilgilidir.

    Siyasiler ölünce her ne hikmetse hep cehenneme gönderilir. Bülent Ecevit ölmüş, mezarı toprakla kapatılır kapatılmaz beklenen melek Zebani hemen peyda olmuş.

    -Hangi cehenneme gitmek istersin?

    -Kaç tane cehenneminiz var?

    -İki adet. Biri Demirel, diğeri Erbakan cehennemi Ecevit, Erbakan´ın dindar birisi olduğunu bildiğinden sormuş -Erbakan´ın cehennemi nasıl?

    -İlahi Ecevit, Sen Erbakan döneminde Türkiye´de yaşamadın mı? Dünyada ne gördüysen onu göreceksin.

    Şimdiki siyasilere bakıyorsunuz, mukayese bile kabul etmez insanlar. Nur içinde yatın. Efendilik, saygı, nezaket, incelik, hoş görü sizinle birlikte siyasetten uçup gitti

  • Azerbaycan Devlet Başkanını Seçiyor

    Azerbaycan Devlet Başkanını Seçiyor

    Azerbaycan,güzel güneşli hava, dalgasız masmavi deniz ve Başkanını seçmek için heyecanla sandığa  gitmeyi bekleyen halkı ile selamladı  bizleri.
    Bugün sabah saat 08 den itibaren Devlet Başkanı seçimlerinin startı verildi  ve beş milyona yakın seçmenin oy verme işlemleri akşam saat 19 da tamamlanacak.
    28 Mayıs 1918 de Şark’ta kurulmuş ilk laik Demokratik Halk Cumhuriyetinin kuruluşunun yüzüncü yıldönümü arefesinde ülkede gerçekleşen seçimlerde toplam  sekiz aday Başkanlık için yarışmaktadır.
    Seçim öncesi görüşme fırsatı bulduğum halkın büyük çoğunluğu uluslararası arenada Azerbaycan’ı layikince temsil eden , Devletçilik deneyimine sahip adaya üstünlük vereceklerini ifade ettiler.
    Herkes , Ermeni işgalindeki toprakların azad edilmesi gerektiği konusunda hemfikirdir.
    Azerbaycan’da Karabağ sorununun ivedilikle çözümü konusunda Millet Devlet işbirliğiyi bariz şekilde görülmektedir.
    Azerbaycanlı seçmenin eğitim seviyesi yüksek olduğu için dış politika günlük hayatta en çok konuşulan meselelerden birini  oluşturmakta ve haliyle bu da Cumhurbaşkanlığı seçiminde seçmenin kararını ciddi anlamda etkilemektedir.
    Görüştüğüm seçmenler tarihen yakın olan Azerbaycan Türkiye ilişkilerinin  altın çağını yaşadığını ifade ederek özellikle
    Demir İpek Yolu projesiyle  işgalcı Ermenistan’ın bölge siyasetinden diskalifiye edilişinden bahsettiler.
    Okuyucular için hatırlatırım ki
    Azerbaycan’ın bölgedeki jeopolitik önemini artıran söz konusu olan demiryolu projesi Asya’yı Avrupa ile birleştiren en kısa ve aynı zamanda en tehlikesiz nakliye koridorudur. Ortadoğu’da yaşanan ve her geçen gün yalnızca bölgenin değil dünyanın kaderini değiştirecek olayların yaşandığı bir dönemde, üzerinde satranç oynanılan coğrafyada Azerbaycan ciddi bir hamle yaptı; Bakü-Tiflis-Kars Demir İpek Yolu projesi ile İlham Aliyev büyük risk alarak tam on yıl boyunca her türlü engel ve zorluklara rağmen ısrarcı oldu ve Türkiye-Gürcistan işbirliği ile bunu yapmayı başardı…
    Ermenistan ‘ı nakavt eden bu hamle Azerbaycanlı seçmen tarafından unutulmamış anlaşılan..
    Azerbaycanlı seçmenin oy tercihinde  Azerbaycan’ın bölgedeki jeopolitik önemini artıran demiryolu, Asya’yı Avrupa ile birleştiren en kısa ve aynı zamanda en tehlikesiz nakliye koridorudur. Ortadoğu’da yaşanan ve her geçen gün yalnızca bölgenin değil dünyanın kaderini değiştirecek olayların yaşandığı bir dönemde, üzerinde satranç oynanılan coğrafyada Azerbaycan ciddi bir hamle yaptı; Bakü-Tiflis-Kars Demir İpek Yolu projesi ile İlham Aliyev büyük risk alarak tam on yıl boyunca her türlü engel ve zorluklara rağmen ısrarcı oldu ve Türkiye-Gürcistan işbirliği ile başardı…
    Konuştuğumuz Azerbaycanlı seçmenler
    Türkiye Azerbaycan ilişkilerine Azerbaycan ‘ın yarınları için ciddi önem vermekteler  ve oy kullanırken bir millet iki devlet felsefesinin tercihe yansıma oranı hayli etkili olacağa benziyor..
    Seçimle ilgili diğer gözlemlerim;
    Seçim öncesi sekiz adaya eşit şartlarda rekabet fırsatı verilmesi, görsel ve yazılı basın  vasıtasıyla , ayrıca toplantılarla seçmenlere yönelik tebliğ kampanyalarının demokratik ortamda sürdürülmesinin halkta memnuniyet yarattığına şahit olduk.
    Azerbaycan, Cumhurbaşkanı seçimlerini öne çektiğini ilan ettiği tarihten itibaren hariçten gazel okuyan bir grubun hezeyan dolu saldırıları yurt içinde ve yurt dışındaki Azerbaycanlıları Devlet İdaresi etrafında sıkı sıkıya kenetlenme ye itmiş, Millet dimdik Devletiyle birlikte hür iradesiyle sandık yolunda..
    Dünya’da boy gösteren ekonomik dalgalanma Azerbaycan ekonomisine de etkisini göstermekte, fakat milli servetin milli iktisadiyatı kalkındırma gücünü kullanarak ülke bu sıkıntının üstesinden gelmiştir.
    Azerbaycan’da seçmenin önemli bir yüzdesini oluşturan seçim arefesinde sıkça rastladığımız kadınları gayet azimli bilinçli gördüm.
    Azerbaycanlı kişileri kararlı, ne istediğini bilen insanlar olarak gördüm..
    Topraklarının işgalden azad edilmesi için hala şehitler veren bu  ülkede bağımsız Vatan ve güçlü Devlet ilkesini yaşam felsefesi olarak kabul etmiş insanların yüz yaşlı Cumhuriyetlerine Başkan seçmek için sandık başına gittikleri gündür bugün.
    Ata Ocağı Kelbecer’i ziyarete giden Dilgem  işgalçı Ermenistan tarafından yıllardır esir tutulduğu için sandık başına gidemeyecek, oy kullanamayacak bu seçimlerde.
    Onun sesini duyurmak,işgal altında olan toprakların geriye alınması,Azerbaycan hakikatını şimdiye kadar olduğu  gibi bundan sonra da uluslararası arenada gür sesle ifade edilmesi  için halk kendisine Başkan seçecek bugün..
    Azerbaycan’da hava güneşli,
    Gökyüzü pırıl pırıl,
    Hazar’ın masmavi suları dalgasızdır..
    Şeffaf seçim sandıklarının içindeki zarflar akşam saat beşte
    Milletin iradesi olarak oradan bir kişiyi Başkan olarak sandıktan çıkaracaktır..
    Seçimin hayırlı olsun, Azerbaycan..