Blog

  • Ünlü İlahiyatçının Ülkesinde Yasaklanan Kitabı Türkiye’de Basıldı

    Ünlü İlahiyatçının Ülkesinde Yasaklanan Kitabı Türkiye’de Basıldı

    Azerbaycanın ünlü ilahiyatçılarından biri olan Elşad Miri’nin ülkesinde baskısına izin verilmeyen “İslamda yoktur!” adlı kitabı Türkiye’de basıldı.

    “İslamda yoktur!” Kitabın da bazı önemli konuların satır başları şöyle;

    “İslamda sihir yok”,

    “İslamda siğe yokdur”,

    “İslamda huri yok”,

    “İslamda küçük yaşta evlilik yok”,

    “İslamda seyidlik yok”,

    “İslamda ölüye Kuran okumak yok”,

    “İslamda Peygamberlerin masumiyetleri Yok” gibi konuları açıkça belirten Miri, açıklamasında kitabının Azerbaycan’da yasak olmasının sebebinin bu konularla ilişkili olduğunu dile getirdi. Ayrıca Miri; “Ülkemizde yasak koyulan kitabımın, kardeş ülke Türkiye’de baskısı gerçekleşti. Ben bu işte emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum dedi.

    Kitapın ISBN gibi yasal tüm belgeleri var. Kitap Azerbaycan Türkçesinde yayımlandı.

    İnşallah “İslamda yokdur” bir kaç dillerde ve bir kaç ülkelerde yakın zamanlarda yayımlanacaktır. Ne yazık ki, Azerbaycan’da ki uzmanların gördükleri “tehlikeleri” yasağı koyan insanlar görmezden geldiler. Diye konuştu.

    İlahiyatçı Elşad Miri uzun süredir üzerinde çalışıtığı, “İslam Yok!” kitapı Azerbaycan Devlet Dini Dernekler Komitesi, tarfından baskısına yasak koyulmuştu.

    Turkishnews.com

  • Kıbrıslı Türkler Rum mu olmuş? …

    Kıbrıslı Türkler Rum mu olmuş? …

    2 Nisan Pazartesi günü Türkiye’nin amiral gemisi olarak tanımlanan bir gazetesinde yer alan “Kıbrıs’ta 110 bin Türk Rum vatandaşı oldu” başlıklı haber gerçekten de hem yanıltıcı hem de üzücü. Söz konusu gazeteyi kınıyorum.

    Başlığın devamında yer alan “110 bin 734 Kıbrıslı Türk, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kaynaklanan hakları nedeniyle Avrupa Birliği (AB) vatandaşlığı aldı.” cümlesi de gazete tarafından yapılan yanlışın ve bilgisizliğin ne boyutlarda olduğunu gözler önüne sermekte. Böylesi büyük isimli ve Kıbrıs davasına büyük hizmeti geçmiş bir gazetenin bu denli bilgisizce/araştırmadan yaptığı bu habere diyecek bir söz bulamıyorum zira Kıbrıslı bir Türk olarak benim kendi geçmişim, yazılanlara tamamen zıt ve bu habere konulan başlığa uymamakta.
    ***

    Doğduğumda, Kıbrıs adası İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından yönetildiğinden İngiliz toprağı olarak kabul edilmekteydi. Yürürlükte olan yasalar, mahkemeler, idari yapılaşma ve bütün idari kurallar, Türkçe adı ile “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallığı” (United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland) olan, halk dilindeki adı ile İngiltere’de fiilen uygulananlardı. Paramız İngiliz Lirası, şilin ve kuruş, uzunluk ölçüleri inç (25.4 mm), çarşı arşını (68 cm), inşaat arşını – yarda- (61 cm), mil (1609 m.), ağırlık ölçüleri de okka (1282 gr), libra ve pound (454 gr) idi. Devlet dairelerindeki resmi dil İngilizce, bizler de İngiliz Sömürge İdaresi vatandaşları idik. Pasaportlarımız İngiliz Pasaportu, kimliklerimiz de İngiliz Sömürge İdaresi Kimliği idi. İngiltere’ye veya Ortak Refah (Common wealth) topluluğu üyesi herhangi bir ülkeye gidip yerleşmek, çalışmak, iş kurmak vb. serbestti bu pasaportlarla.

    İngiliz vatandaşlığımız, 16 Ağustos 1960 tarihinde, yüzde 70 Rum ve yüzde 30 Türk ortaklığı ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile son buldu. Anayasada var olan bir madde nedeni ile Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, İngiliz vatandaşlığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldı. Babamın “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucusuyuz. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olarak hayata devam edelim” kararı ile ailecek Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olduk. Yani 1960 yılında ailecek hepimiz Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olarak kayda geçtik, isimlerimiz Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları listesinde yerini aldı.

    Kıbrıslı Rumlar adanın yönetimini ele geçirmek için 21 Aralık 1963, Cumartesi günü sabahı Kıbrıslı Türklere organize saldırılar başlatınca, bizleri Türkiye halkına “Rum Vatandaşı” olarak tanıtan gazetenin iddialarının aksine, derme çatma silahlarla Rumlarla çatışmalara girdik ve kahramanca karşı koyduk. Anavatanımız Türkiye’nin desteği ve yardımları sayesinde, yüzlerce şehit ve evlerimizin yakılmasına, taşınabilir eşyalarımızın Rumlar tarafından yağmalanması pahasına, Kıbrıs adasının tüm Türk yerleşim yerlerinde dimdik ayakta durabildik ve Rum egemenliğini kabul etmedik. Çok eziyetler çektik. Aramızda 3-4 kez göçmen olan aileler oldu. Bu aileler her seferinde hayata sıfırdan başlayıp tırnakları ile toprağı kazıyarak hayata tutundular ama “Rum olmayı veya da Rum vatandaşı olmayı” asla kabul etmediler. Ne pahasına olursa olsun ata yadigarı Kıbrıs adasını da asla terk etmediler.

    15 Temmuz 1974 günü adayı Yunanistan’a bağlamak için adadaki Yunan subayları tarafından darbe yapılıp sıra Kıbrıs Türklerini yok etmeye gelince, Türkiye Enosis’e giden bu hamleyi kabul etmedi ve askeri müdahale de bulundu. Ben dahil hepimiz, Mücahit olarak kahraman Türk Ordusu ile, Mehmetçik ile omuz omuza, bizleri “Rum Vatandaşı” olarak Türkiye halkına tanıtan gazetenin iddialarının aksine, Rumlara karşı birlikte savaştık. Mehmetçik 20 Temmuz 1974’de, Cumhuriyet tarihimizin en büyük destanını yazdı Kıbrıs’ta.

    Benim, ailemin ve benim durumumda olan tüm Kıbrıslı Türklerin adları 16 Ağustos 1960 yılından beridir Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları arasında yer almakta. Rumlar kendilerini, silah zoru ile 21 Aralık 1963 günü el koydukları Kıbrıs Cumhuriyetinin sahibi zannediyorlarsa ve 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaş olan Kıbrıslı Türkleri kendi vatandaşları addediyorlarsa, hem kendileri, hem de bizleri Türkiye halkına “Rum Vatandaşı” olarak tanıtan gazetenin sözde yazar ve editörleri çok yanılıyor.

    Özetle; Aramızda her ne kadar Rum aşığı hainler olsa da biz Rum değiliz, olmadık, olmayacağız. Rumlarla, İngilizlerle yaşadığımız 400 küsur sene boyunca ne dilimizi unuttuk, ne dinimizi. Bu pasaport/kimlik bize 1960 yılında kurucu ortağı olduğumuz cumhuriyet tarafından verilmiş olup, Rumlarla hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye’nin bu sözde lider gazetesi, Kıbrıslı Türkleri aşağılayıcı ve kamuoyunu yanıltıcı haber başlığından dolayı özür dilemelidir ki, ben artık bu gazeteyi, bizlerden özür dileyene kadar almayacağım ve okumayacağım. Tüm Kıbrıslı Türkleri ve bizlere inanan, güvenen, yıllarca desteklerini esirgemeyen Türkiyeli kardeşlerimizi de bu gazeteyi bizlerden özür dileyene kadar boykot etmeye davet ediyorum.
    Yazıklar olsun böylesi çirkin, aşağılayıcı ve yanıltıcı başlığı kullanan yazara ve buna onay veren editöre.

    Prof. Dr. Ata ATUN
    KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

  • F1 Heyecanı Bahreynde Devam Ediyor

    Formula 1’de heyecan, Bahreyn’de sezonun ikinci yarışıyla devam

    ediyor.

    5 bin 412 metrelik Bahreyn Uluslararası Pisti’nde 57 tur üzerinden yapılacak yarışın sıralama turları yarın TSİ 18.00’de başlayacak. Yarış ise 8 Nisan Pazar günü TSİ 18.10’da gerçekleştirilecek.

    Avustralya’da koşulan sezonun ilk yarışını Ferrari takımının Alman pilotu Sebastian Vettel kazanmıştı.

    Pilotlar ve takımlar klasmanı

    Formula 1’de Bahreyn Grand Prix’si öncesinde pilotlar ve takımlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle:

    Pilotlar klasmanı

    1. Sebastian Vettel (Almanya): 25 puan

    2. Lewis Hamilton (Büyük Britanya): 18

    3. Kimi Raikkonen (Finlandiya): 15

    4. Daniel Ricciardo (Avustralya): 12

    5. Fernando Alonso (Ispanya): 10

    Takımlar klasmanı

    1. Ferrari: 40 puan

    2. Mercedes: 22

    3. Red Bull: 20

    4. McLaren: 12

    5. Renault: 7

  • Trump’un açıklamalarının şifresi…

    Trump’un açıklamalarının şifresi…

    ABD Başkanı Trump ne demişti:
    “Suriye’den askerlerimizi çekeceğiz”
    Başkanın bu sözleri şaşırtıcı olmuştu. Hatta Pentagon, bu sözlerden sonra Suriye’ye asker göndermeye devam etti. Bu satırlar yazılırken 2 bin Amerikan askerinin daha Menbiç ve diğer yerlere konuşlanmak üzere gönderileceği haberleri geliyordu.
    Özetle, Amerika Suriye’den çekilme yerine, daha da varlığını güçlendirmeye çalışıyor. Yeni üsler kuruyor.

    Açık söylemek gerekirse, biz de Trump’un bu açıklamalarını ciddi ve samimi görmemiştik. Yazdığımız yazıda da “ Sağ gösterip, sol vuruyorlar “demiştik. Açıklamaları da tutarsız olarak vurgulamaya çalışmıştık.
    Sonunda Trump, söylemek istediklerine açıklama getirdi:
    “Suriye’deki askeri varlığımız bize yük getiriyor. Oradaki varlığımızı sonlandırmak istiyoruz. Ancak, Suudi Arabistan bizim orada kalmamızı isterse harcamaları da üstlenmek durumundadır.”

    İşte bütün mesele burada.
    Her konuda kar etmeyi, silah satmayı ve bütçesini güçlendirmeyi hesaplayan ve tüccar kafası ile hareket eden Trump, “Suriye’den çekileceğiz “ diyerek Suudilerden para koparmaya çalışmaktadır.
    Suriye, Suudiler için hayati önem taşıyor.
    İran tehdidinden korunabilmenin yolu Suriye’den geçiyor. Amerika’nın burada olması, Suudiler’in İran tehlikesinden korunmasında en büyük etken olarak değerlendiriliyor.

    Şu noktaya dikkat:
    Suudiler, İran tehlikesine ve yayılmacılığına karşı İsrail ve Mısır ile neredeyse ittifak kurmuş durumda. Bu ittifakta Amerika’nın da önemli bir rol üstlendiğini görmekteyiz.
    Son günlerde Suudi Arabistan ve Mısır’ın İsrail işe birlikte hareket etmesi, hiç kuşkusuz Türkiye’nin tepkilerini çekiyor. Bu nedenle Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri de son günlerde sarsıntı geçirmeye başladı.

    Suudilerin zayıf karnını çok iyi bilen Turump, bu noktada tüccarlığını ortaya koyarak manevra yapmaya çalışıyor. Bütün hedef, petrol zengini Suudilerin petrol gelirlerini bu manevralarla ele geçirmektir.
    Amerika’nın Suriye’den ya da bölgeden çekilme gibi bir niyetleri zaten olamaz. Bu durum, İsrail’in de, Amerika’da yeni iş başına gelen şahinlerin de işlerine gelmez. Pentagon ve komutanlar tarafından yapılan açıklamalarda da buna sürekli olarak vurgu yapılıyor. Bir noktada Başkan Trump’un açıklamalarının tersine açıklamalar yapılıyor.

    Son notları da verelim
    Başkan Trump, yaptığı son açıklamada “Bir süre daha Suriye’de kalacağız” dedi.
    Pentegondan’dan yapılan açıklamalarda da Suriye’den çekilme gibi bir niyetlerinin olmadığı vurgulandı.
    Demek ki, Suudiler para vermeyi kabul etmiş görünüyor.
    Türkiye’de üçlü zirve için bulunan İran Cumhurbaşkanı Ruhani de konu ile ilgili yaptığı açıklamada “ Parayı alıp, Suriye’de kalmaya devam edecekler” diye konuştu.

    Şunu da unutmayalım:
    Amerika’daki İsrail lobisi Trump yönetimine baskı yapıyor. Suriye ve bölgedeki etkinliğini artırmasını istiyor.
    Bu gelişmeler şu gerçeği de ortaya koyması bakımından önemlidir:
    Amerika’yı Başkan Trump değil, Pentagon, daha doğrusu komutanlar yönetmektedir.

  • İstanbul’da Fetö Operasyonu

    İstanbul’da Fetö Operasyonu

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında Hakim savcı aday adaylarına yönelik Fetö/Pyd örgüt evleri soruşturması neticesinde, 13’ü avukat, 25 Abi-İmam olmak üzere 38 şüpheli hakkında 18 ilde operasyon talimatı verildi .

  • Tsk dan Flaş Kuzey Irak Açıklaması

    Tsk dan Flaş Kuzey Irak Açıklaması

    Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta yürüttüğü operasyon hakkında son dakika açıklamasında bulundu. Harekat hakkında kamuoyunu bilgilendirme amaçlı açıklama yapıldı.

    İşte o açıklama…

    Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizi tehdit eden PKK terör örgütüne karşı sınır ötesinde operasyonlarına aralıksız devam ediyor. Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Operasyonlarında destan yazan Kahraman Türk Ordusu, şimdide Kuzey Irak’ta PKK hedeflerini tek tek temizliyor. TSK, PKK terör örgütünün faaliyet alanını daraltmak ve örgütü bitirmek için operasyonlarına aralıksız devam ediyor.

    Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada, Kuzey Irak’a yapılan hava operasyonunda 14 teröristin etkisiz hale getirilerek 13 hedefin imha edildiği ifade edildi.

    Turkishnews

  • FEYM GRUBU  MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 05 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 05 Nisan 2018 )

    (Not: “İ” Haber dilinin İngilizce / “T” Haber dilinin Türkçe olduğunu belirtir.)

    1. Amerika Ermeni Misyoner Derneği – Avustralya (AMAA) Yüzüncü Yıl Kutlamaları çerçevesinde Karabağ’ daki dört kreşin onarımı için 200,000 dolar bağışladı. (İ)
    (Not : Şimdilik Avustralya’ da yalnız Yeni Güney Galler Eyaleti sözde soykırımı tanımıştır.Avustralya’ daki soydaşlarımız ve tabii oradaki Büyükelçiliğimiz Avustralya’ da tanıma konusunda olabilecek kıpırdanmalara karşı şimdiden tedbir almalıdırlar…,o.tan)

    2. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Shavarsh Kocharyan Ermenistan’ın Rusya -Türkiye ilişkilerini yakından takip ettiğini söyledi. (İ)

    3. AGİT Genel Sekreteri Thomas Greminger, AGİT Minsk Grubu’nun formatının Avrupa güvenliği uğruna, işbirliğinin mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi. (İ)

    4. Papa Francis, 10 uncu yüzyılda yaşamış olan şair ve keşiş Ermeni kültürü ve Evrensel Kilise’ nin bir kahramanı kabul edilen Narek (Grigor Narekatsi) Aziz Gregory’ nin bronz heykelini Vatikan Bahçesinde açıp kutsadı. (İ)
    ( Not; Bu etkinliğe, her fırsattan istifade ile propaganda yapan Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile Tüm Ermeniler Katolikosu Garegin II ve Kilikya Büyük Evi Katolikosu I nci Aram da katıldılar….,o.tan)

    5. Yunanistan Savunma Bakanı Türkiye’yi “bizi kışkırtmaya devam eden bir düşman” olarak nitelendirdi ve daha fazla askeri personelin Doğu Ege Denizi’ndeki adalara dağıtılmasını emrettiğini söyledi. (İ)
    (Not ; Adalardan kastı, uluslar arası anlaşmalara göre askersiz olması gereken adalar ve son yıllarda el koymaya çalıştığı on sekiz adacıktır…,o.tan)

    6. Fatih Akın, Ermeni <Sözde> soykırımı filminin prömiyerinin ardından Türkiye’ye gidemiyorum dedi.(T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/05/Fatih-Akın-Ermeni-soykırımı/126632

    7. Latin Amerika’nın ilk Ermeni milletvekili Kechichian’ın Yozgat’tan Río de la Plata’ya uzanan hikayesi.(T)

    8. Türkiye’de yıkımın eşiğinde bulunan 400 yıllık Ermeni kilisesi. Van ilinde bulunan Ermeni kilisesi St. Stepanos’un surları hazine avcıları nedeniyle tahrip olmuş. (T)

    9. Kanada Mirası Bakanı Melanie Joly, Soykırım Anma, Kınama ve Önleme Ayı hakkında bir bildiri yayınladı. (İ)

    10. ABD, Ermenistan hükümetine 10 milyon doları aşkın ek yardımda bulunacak. (İ)

    11. VisaMetric vize servis sağlayıcısı Ermenistan’da operasyonlarını durdurdu.(İ)
    (Not ; VisaMetric, ana şirketi Türkiye’de bulunan bir Rus-Türk konsorsiyumudur. Ermenistan’ da bu görevi Almanya Büyükelçiliği yapacaktır…,o.tan)
    ,

    12. Ermenistan, Rusya – Türkiye ilişkileri sürecinden sonuçlar çıkarıyor. (İ)

    13. Yekta Türkyilmaz, ‘Ermeni <sözde> Soykırımı Karar Verme Sürecinin yeniden Değerlendirilmesi’ Konulu Konuşma Yapacak. (İ)
    (Not; Bizimle uğraşmak için Ermenilere gerek yok. Sana verilen soyadına yazık demekten başka bir şey bulamıyoruz. Beyin göçü işte bunlar…,o.tan)

    14. ACA, Pasadena Unified School District (PUSD) Yönetim Kurulunu’ nun Ermeni <sözde> Soykırımı Eğitimine Tekrar Yönelmesini Takdir Etti. (İ)

    15. Pulitzer ödüllü şair Peter Balakian, 12 Nisan’da Ermeni <sözde> Soykırımı tarihi üzerine bir tartışma için San José Devlet Üniversitesi Rektörü Mary Papazyan’a katılacak. (İ)

    16. Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian’ın Belarus’taki Bağımsız Devletler Topluluğu Bağımsız Devletler Konseyi (BDT) ‘nin düzenli toplantısına katılmak üzere Beyaz Rusya’ya gidecek. (İ)

  • Gaziosmanpaşa Hastanesinde Yangın

    Gaziosmanpaşa Hastanesinde Yangın

    Gaziosmanpaşa ilk yardım hastanesinde yangın meydana geldi. Hastane içerisinde içerisinde yüzlerce hasta olduğu ve hastaların başka hastanelere nakledilgiği açıklandı.

    Yetkililer Gaziosmanpaşa hastaneye giden bütün yolları boşaltmayı ve trafik radyodaki yapılan açıklamalara halkın uymaları gerektiği bilgisini düştü.

    boşaltmayı ve trafik radyodaki yapılan açıklamalara halkın uymaları gerektiği bilgisini düştü.

    İstanbul’da ki vatandaşların, insaniyet namına mümkün oldukça bu bölgeleri ve civar yolları kullanmasınlar…

    Bölgedeki tüm yolları ambulansların geçişi için boşaltın. O bölgeye gitmeyin. Otoyol kenarlarında araçlarını park edip yangına bakanlar derhal o bölgeleri boşaltın.

    Daha detayli bilgi için Trafik Radyo’yu takip ediniz.

    Turkishnews

  • Hurafeler, İlkellik Ve Eğitimsizlik Yobazın Geçim Kaynağıdır…

    Hurafeler, İlkellik Ve Eğitimsizlik Yobazın Geçim Kaynağıdır…

    Ne demişti Attila İlhan:

    “Elsiz ayaksız bir yeşil yılan / yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa kemal / hani bir vakitler Kubilay’ı kestiler / çün buyurdun kesenleri astılar / sen uyudun asılanlar dirildi / Mustafa’m, Mustafa Kemal’im…”

    Çok kötü günlerden geçiyor sevgili yurdumuz. Yalan, dolan, vurgun soygun… Yolsuzluk, vurgun dosyaları iktidar eliyle kapatılıyor. Araştırılmıyor…

    Anaların, babaların göz yaşları hiç dinmiyor. Ortalık toz duman… Pislik kaplamış her yanı. Çamur diz boyu…

    Fabrikalar, ormanlar satılıyor…

    Eşkıyalar dünyaya hükümdar olmaya çalışıyorlar.

    Yobazlar bildiriler yayınlıyor. Ahkâm kesiyorlar. Emirler yağdırıyorlar. Toplumun nasıl hareket etmesi gerektiğini söylüyorlar; “Şunu yapın, bunu yapmayın…”

    “Çocuklarınızı okullara göndermeyin. Okutmayın. Eğitmeyin. Kadınları evlere hapsedin. Onlara hayat hakkı tanımayın. Kadının yeri kocasının dizinin dibidir. Kocası ne derse, ne emrederse onu yapmalıdır…”

    Yobaz kesim bilimi, fenni yaşadığı ortama sokmaz.

    “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” dediği için Atatürk’ten hoşlanmaz. Onlar Mustafa Kemal’i, ”Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında böyle idi’‘ dediği için sevmezler. Onlar, o yüce adamı “Din,  devlet ve dünya işlerinden ayrılmalıdır” dediği için desteklemezler.

    Depremleri bir takım gizli güçlerle açıklamaya çalışırlar. Çözümü Ortaçağ’da, gericilikte, cahillikte ararlar.

    Oysa bilim çağdaşlık, yenilik demektir. Değişim, gelecek demektir. Şeriatçıların en büyük düşmanı ise değişimdir, yenileşmedir.

    Çünkü değişimin, yenileşmenin olduğu yerde ne hurafe vardır, ne üfürükçülük ne muska… Bilimin temel dayanağı akıldır, dincilerin ise inançtır.

    Bu nedenle bilimin, tekniğin tüm toplumda yaygınlaşması, gericilerin ve gericiliğin sonunu getirmek, Ortaçağ karanlığından kurtulmak demektir.

    Yobazlar, geçmişte neden Köy Enstitülerini kapatıp, köylünün eğitim ve öğretimini engellediler? Neden halkımızın okumasını istemediler? Neden onun bilinçlenmesine karşı çıktılar?

    Neden çağdaş eğitim kurumları yerine durmadan tekkeler, tarikatlar açtılar?

    Ve neden günümüzde yüz binlerce öğretmeni işsiz güçsüz dolaştırıyorlar?

    Çünkü onlar yığınları ancak bir takım hurafelerle, boş inançlarla kendilerine bağlamaktadırlar.

    Bunun en açık örneğini ise geçmişte Deniz Feneri’nde, Kombessan’da, Jetpa’da yaşadık. Milyonların saf, temiz inançlarını kullanarak, el emeği, göz nuru birikimlerini iç ettiler. Bu yüzden Hapishanelerde yattılar…

    İşte bu nedenle kitlelerin bilinçlenmesinden ödleri kopar onların.

    Halk düşünmeye, kendi mantığı ile olayları yorumlamaya, gerçekleri ve sahtekârların gerçek yüzünü görmeye başladığı zaman işleri bitmiş demektir. İktidara “evet” oyu çıkan bölgelerin geri kalmışlığı bu olgunun gerçek niteliğini kanıtlamaktadır.

    Ahmet Taner Kışlalı bir yazısında “Tanrıyı kim kullanır?” diye sorar, sonra da şöyle yanıtlar:

    “Giordano Bruno ne güzel söylemiş: ‘Kötüler Tanrı’yı, Tanrı ise iyileri kullanır!..”

    Tanrı peygamberleri kullanmış. Bilge kişileri kullanmış. Atatürk ve benzeri devrimcileri kullanmış.

    Din iman adına Müslüman Müslüman’ı kandırıyor. Dolandırıyor. İnanç hortumculuğu yapıyor. Servet, mal-mülk sahibi oluyor, siyasal çıkarlar elde ediyor.

    Günümüzde “inanç hortumculuğu” bir geçim kaynağı haline geldi.

    Aydınlar, demokratlar, devrimciler bu çarpık düzene ilgisiz kalamazlar artık. Bu inanç hortumculuğunu görmezlikten gelemezler. “Siyasal İslam faşizmi”ne kulaklarını tıkayamazlar.

    Çünkü bu kavga cumhuriyetle Ortaçağın, şeriatla demokrasinin, küreselleşme ile ulusalcılığın, kısaca aydınlanma ile kör karanlığın kavgasıdır.

    Hiç saklamayalım. Gizlemeyelim. Karanlıkta türkü çağırıp, kendimizi cesaretlendirmeyelim. Bu düzenin adını koyalım ve ona göre önlem alalım, çözüm üretelim:

    Açık açık söyleyelim:

    Bu düzen bir baskı düzenidir.  Türkiye bir “korku imparatorluğu”na dönüştürülmüştür.

    Gazeteler, televizyonlar tek elden yönetilmektedir…

    Herkes birbirine kuşkuyla bakıyor. Herkes birbirinden çekiniyor. Düşündüğünü söyleyemiyor. Haksızlıkların karşısına dikilemiyor. Haksızlığa uğrayanları savunamıyor. Destekleyemiyor. Sadece seyrediyor.

    Bir kara, kapkara bulut gelip çökmüştür vatanımızın üstüne. Bunu dağıtmak gerekir. Hem de hiç vakit kaybetmeden.

    Artık particilik, sağ sol, mezhepçilik, grupçuluk bitmiştir. Vatan vardır. Bağımsızlık vardır. Türk milleti, Türk bayrağı vardır.

    Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır.

    Şu günlerde çok iyi bir ortam yakalanmıştır. Siyasal imkanlar ve gelişim halkın lehinedir. Geçmişteki hataları bir kez daha yapmayalım, tek adayda birleşip, bütünleşelim.

    ÜÇ KURUŞLUK ÇIKAR, KOLTUK KAVGASI İÇİN VATANI SATMAYALIM…

  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde Silahlı Saldırı

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde Silahlı Saldırı

    4 öğretim üyesi öldürüldü.

    Üniversitede silahlı saldırı… 4 öğretim üyesi öldürüldü…

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Eğitim Fakültesi’nde, saat 15,00 sıralarında, bir öğretim görevlisinin silahlı saldırısı sonucunda 4 öğretim görevlisinin hayatını kaybettiği bildirildi. Şüphelinin ise polis tarafından yakalandığı açıklandı…

    Alınan bilgiye göre, Araştırma Görevlisi Volkan B, Eğitim Fakültesi sekreteri Fatih Özmutlu ile öğretim görevlileri Yasir Armağan, Mikail Yalçın ve Serdar Çağlak’ı silahla öldürdü.

    REKTÖR HASAN GÖNENDEN İLK AÇIKLAMA 

    Prof. Dr. Gönen, yaptığı açıklamada, “Volkan ismindeki bir araştırma görevlimiz, dekan beyin odasına giriyor. Dekan bey orada tesadüfen yokmuş. Fatih bey varmış, onu vurmuş. Daha sonra dekan yardımcımız ve üst katta 2 araştırma görevlimizi de vurmuş. Daha sonra elinde tabanca ile binayı terk ettikten sonra güvenlikçilerimiz takip ekmişler. Biraz ileride polis derdest etmiş. Durum bundan ibaret. Şu anda şimdilik 4 ölümüz var. Başımı sağ olsun. Osmangazi Üniversitesi camiası olarak inşallah bu tür hadiseleri bir daha yaşamayız. Başımız sağ olsun” dedi.

    FATİH ÖZMUTLU

    YASİN ARMAĞAN

    MİKAİL YALÇIN

    SERDAR ÇAĞLAK

  • Ünlü diyetisyen Leman Suleymanova sağlıklı ve dengeli beslenmenin yollarını anlattı.

    Ünlü diyetisyen Leman Suleymanova sağlıklı ve dengeli beslenmenin yollarını anlattı.

    Bu defa ki röportajımızı Sağlıklı ve Doğru beslenmeye dair görev yapan Uzman Diyetisyen Leman Süleymanov’a sizler için birkaç soru sorduk.

    1. Leman Hanım öncelikle sizi okuyucularımıza tanıtmak isteriz.

    Ben Leman Süleymanova Azerbaycan Bakü’da doğdum. Lise eğitimimi tamamladıktan sonra Azerbaycan Devlet Tıp Üniversitesi Tıp fakültesi Pediatri bölümünden mezun oldum. Daha sonra Amanya Kiel Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden bitirdim. Çocuklumda beri sağlıklı besleme hakkında araştırmalar yapardım. O dönemlerde diyetisyenlik henüz tıpda tanımyordu. Daha sonra dünyaynın bir kaç ülkelerde Sağlıklı Beslenme ve Diyet konferanslarına katıldım. Bu konuda mütevazi olmam şu anda ülkemde en iyi “Uzman Diyetisyen”ler sırasında önde olan doktorlardan biriyim. Çünkü ben insanları aç bırakmadan sağlıklı zayıflatyorum. Tatlı, tere yağı , bile diyet listelerimde görünyor. Ben kilo problemi olan hastalarımın bütün kan testlerinin yapdırdıktan sonra onlara ait liste hazırlıyorum. Hatta hastalarımın psikolojik durumlarını bile inceliyorum.

    2. Sağlıklı diyet nedir?

    Toplumumuz becerdiği kadar mevsimine uygun ve lokal beslenmeye çalışınlar.
    Daha taze, doğal, sağlıklı yiyecekler tüketsinler. Mutfağımdan özellikle yoğurt, organik bal, fındık, badem, ceviz, dereotu, kişniş, balkı, ıspanak, elma, yulaf ezmesi, mercimek, baharatlar ve sayır gibi yiyecekler eksik olmasın.

    3. Doğal beslenmenin öncelikli şartı nedir?

    Ambalajlı ürünlerden ve katkı maddelerinden uzak durarak doğal olanı mevsiminde tüketmek, doğal beslenmenin öncelikli şartıdır.
    4.Kilo verirken en çok yapılan hatalar nelerdir? Okuyucularımıza nelerden uzak durmalarını önerirsiniz?
    Çok insanlar aç kalarak sadece yeşillik yiyer kilo veriyorlar. Bu çok yalnış bir seçim. Bu yalancı bir diyet oluyor daha sonra verdikleri kilonun iki katını bile geri alıyorlar. Onu da açıklamak isterdim ki günümüzde diyeti yanlış uygulamalarının sonuçlarını maalesef sıkça görmekteyiz. Kilo vermek için yapılan bilinçsiz diyet uygulamalarının sonuçları olarak sağlık problemleri artıyor. Ben tarkip ediyorum Türkiye de televizyon kanalarına çıkan bazı diyetsiyenler çok yalnış bilgilerde veryor insanlar.

    5.Türk insanının beslenme alışkanlıklarını tarkip ediyormusunuz ve nasıl buluyorsunuz? Yapılan hatalar nelerdir?
    Aslında bizde olduğu gibi beslenmemizde 4 besin grubu vardır. Sofralarımızda genelde sebze-salata, yoğurt, tahıl grubu ve et grubundan bir yemek oluyor. Yanlış kızartmlardır, bunun yanı sıra hala ara öğün düzeni yok. Genelde Türk toplumumuz 2 öğün ile yetiniyor, kahvaltıyı atlatan insanlar çok. Bu da tabi metabolizmayı yavaşlatıyor sağlıgımıza zarar veriyor. Bu da yapılan ikinci yanlış. Türk toplumunda bir de şeker ve tuz tüketimi de fazla. Benim önerdiyi diyetlerde şeker de tuz da bulunyor, amma dozun da. Çünki insan için şeker ve tuz kabul etmesi önemli. Biz şekeri seven bir toplumuk. İnsan beynide bazı hücreler şekerle gıdalanyor. Aynı zamanda tuzda önemli. Amerkalı bilim adamlarının araştırmalarına göre, tuz tüketmeyen insanlarda kanser yakalamak riski artıyor.

    6.Metabolizmamızı hızlandırmak için neler yapmalıyız?

    Spor yapsın insanlar. Artık yapsınlar hiç tenbelik etmesinler. İnsanlar en azı gün içinde 20 dakkikalrını spora verseler metabolizim norama girecekdir.

    7. Suyun günlük yaşantımızdaki önemi nedir? Az su içmek zayıflamayı engelliyormu ? Günde kaç bardak su içilmelidir ?

    Melesef toplumumuzda su içme gibi bir alışkanlığımız yok. Su çok önemli çünki suyun tokluk metabolizmasında da görevi var. Böbrek fonksiyonlarından ötürüde çok vacip. Muhakkak her kalori başı 1ml su içmeniz önemli.

    8. Doyurucu yiyecekler nelerdir?
    En doyurucu yemekler sırasında yumurta geliyor. Yumurta bir protein kaynağıdır.
    Aynı zamanda yüksek protein ve sağlıklı yağ içeren balık tok tutur. Yoğurtda İçerdiği proteinle 4 saatten daha uzun süre tokluk sağlıyor, probiyotiklerle de sindirimi kolaylaştırıyor.

    9. Gün içinde nasıl beslenmeliyiz?
    Sabah az miktarda buğday ekmeği, yumurta, yağsız peynir. Ara öğün meyve, badem ceviz tükete bilirsiniz. Öğle tavuk, et, balık amma kızartma olmasın. Ara öğün yogurt, süt ayran. Akşamları ise sebzeli yemekler üstünlük verin hafif yesinler.

    10. Okuyucularımız sizi nasıl takip edebilirler
    Bana internet üzerinden (Lemanla Saglam Ariqla) sayfasından ulaşa bilirler ben becerdigim kadar herkese yardımcı olmaga çalışyorum.

    Turkishnews|AynurBabasoy-Baku

  • Ziyaretler ve ittifaklar

    Ziyaretler ve ittifaklar

    3-4 Nisan 2018 tarihlerinde gerçekleşen, Rusya Türkiye görüşmeleri, dünya ve Türkiye’de, önümüzdeki günlerde, yaşayacağımız birçok önemli değişimin habercisidir.

    Rusya, İran, Türkiye ittifakının dünya dengelerini değiştirecek güce geldiğini ifade edebiliriz.

    Bir süper devlet, iki büyük ulus-devlet birlikteliğini önemsemeyenler, dünya gidişatını iyi takip etmeyenlerden diye düşünmeliyiz.

    Astana İttifakının taraflara ve bölgeye kazandıracağı değerleri pragmatist bir gözle ifade edersek; 1-Rusya ABD’nin bölgedeki varlığına karşı mesafe almış olacak, 2-İran ABD’ye karşı kendi güvenliğini Suriye’den itibaren sağlamış olacak, 3- Türkiye terörle daha etkin mücadele ederek güvenliğini üst seviyeye çıkaracaktır.

    Can güvenliği başta olmak üzere, güvenlik; üretilenin ve ticaretin güvenliğidir.

    İran ve Rusya ile ABD’nin müdahalesi olmadan yürütülecek ilişkiler, bölge ülkelerini de içine alarak genişleyecektir.

    Bölge ülkeleri Amerika’dan bağımsızlaştıkça, bölge ve Türkiye kazanacaktır.

    Her şeyin dolar ve silahla halledileceğini sanan ABD’nin, tüm projelerinin ve planlarının teker teker çökmesi, yeni ittifaklarında oluşmasının yolunu açacaktır.

    Amerika, üretmeyip geriledikçe, kendi çıkarlarını gayri meşru yollarla devam ettirmek istemesi; dünya siyasetinde de kaybetmesine sebep oluyor.

    Orta doğudaki pis savaşının maliyetini, Suudilerden isteyecek kadar alçalmış bir süper devletten söz ediyoruz.

    Uluslararası düzeyde beklenen ahlak-etik düzeyinin çok altındadır. Yürüttüğü pis savaşın maliyetini, bir başka ülkeden, haraç alacak kadar mafyalaşmış, uluslararası düzenden bahsediyoruz.

    Uluslararası düzeni belirleyenin çokuluslu şirketler ve onların çatı örgütü Amerika’nın ne hallere geldiğini görmek gerek.

    ABD’nin, birkaç müttefikini yanına alarak, kendi uygulamalarına, uluslararası kisvesi vermesi günleri, artık geride kaldı.

    Rusya-Türkiye görüşmelerinin en taze meyvesi; Rusya Varlık Fonu ile Türkiye Varlık Fonunun müşterek oluşturacakları 50-70 milyar dolarlık Kredi Fonu antlaşmasıdır. Çin’in de buna katılmasıyla, bu fonun büyüyüp, ABD dolarından kurtulmanın aracısı olacağını ummak isteriz.

    Özetle, Türkiye, İran, Rusya ittifakı bölgede ABD tasallutunu sınırlaması bakımından altın değerdedir.

    5.4.2018

  • SURİYE’NİN AKİBETİNE ÇEYREK KALA

    SURİYE’NİN AKİBETİNE ÇEYREK KALA

    19.10.2006 Suriye de Ekonomik göstergeler işlerin yolunda gitmediğinin işaretini veriyordu. Dış borç çığ gibi büyümüş Suriye lirası Amerikan doları karşısında hızlı bir şekilde değer kaybetmeye başlamıştı.  Bu tarihte

    1 Amerikan Doları 16 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    21.07.2007 Suriye de çiftçiler ve hayvan üreticileri artan maliyetler ve su sıkıntısı yüzünden eylem yaptılar. Esat yönetimi aynı tarihlerde Başer Esad’a ‘’Kardeşim’’ diyen Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Fırat nehri üzerindeki barajlardan akıtılan su debisini yükseltmesini talep ettiler.

    Bu tarihte 1 Amerikan Doları 25 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    12.02.2008 Suriye’nin bu çağrısına Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye olumlu cevap verdiler. Karşılığında ise Suriye’de faaliyet gösteren bazı İslami örgütlere ayrıcalık ve tolerans gösterilmesini istediler. Suriye yönetiminin yanında yer alan İran destekli Hizbullah örgütü bu teklife karşı çıksa da Esad yönetimi esneklik sağlamayı kabul etti.

    Bu tarihte 1 Amerikan Doları 28 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    05.05.2009 Suriye’de açıklanan işsizlik oranları Başer yönetiminin hedeflerinin çok üzerinde çıkmıştı.  Kayıtlı olmayan işsizlik sayısı ise açıklanan bu rakamların iki katı kadardı.  Su sıkıntısı nedeniyle tarım yapamayan çiftçiler köylerini bırakarak şehirlere göç etmeye başladı. İşsiz kalan Suriyeli gençler boğazı tokluğuna veya çok cüzi paralar karşılığında terör örgütlerinin emrine girmeye başlamıştı.

    Bu tarihte 1 Amerikan Doları 32 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    02.06.2010 Suriye’de Başer yönetimi Esad karşıtı gösteri ve protesto eylemlerine sert önlemler alma kararı verdi. Yolsuzluklar ve insan hakları ihlalleri zirveye çıktı. Suriyeliler kendi içlerinde bölünmeye başlamıştı. Artık her şeyin başlaması için küçük bir kıvılcım yeterliydi.

    Bu tarihte 1 Amerikan Doları 37 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    15.03.2011 Suriye’de beklenen kıvılcım 13 çocuğun okul duvarına ‘’Halk Düzenin Yıkılmasını İstiyor’’ diye yazmalarıyla çakılmış oldu. Okul müdürünün şikayeti üzerine tutuklanan bu çocuklara yapılan işkence iç savaşın fitilini de ateşlemiş oluyordu. Bu sırada Başer Esad  yaptığı her konuşmada gösterilerle Suriye’ye karşı uluslararası bir komplo kurulduğunu ve göstericilerin de bu komplonun yerli işbirlikçileri olan teröristler olduğunu söyledi.

    Bu tarihte 1 Amerikan Doları 48 Suriye Lirasından işlem görüyordu

    Özet halinde anlatılan bu olaylar tanıdık geldi mi?

    Sizlere bir şeyleri anımsatıyor mu?

    Devam edelim……….

    Bu gün itibarıyla SURİYE

    Çatışmalarda 450 binden fazla kişi öldü.

    İnsanlar topraklarını terk etmek zorunda kaldı.

    22 milyon nüfuslu ülkenin yarısı evlerinden ayrıldı.

    Yaklaşık 14 milyon insanın acil yardıma bekliyor

    5 milyon insan komşu ülkelere kaçtı.

    Türkiye, 4 milyon, Lübnan 1 milyon ve Ürdün 650 bin Suriyeli ’ye ev sahipliği yapıyor.

    Yaklaşık bir milyon kişi de Avrupa’ya sığınma talebinde bulundu.

    Mültecilerin dörtte üçü kadın ve çocuklardan oluşuyor

    Herkesin ülkeden çıkma şansı olmadı. Geride kalanlar da ölümle burun buruna yaşıyor.

    2016 yılında en az 652 çocuk öldürüldü. En az 850 çocuk da savaşçı olmaları için kaçırıldı.

    1 Amerikan Doları 548 Suriye Lirasından işlem görüyor

    Amerika, Rusya, İran, Almanya, Fransa, İngiltere

    Kucaktan kucağa bir politika ile gittiğimiz bu yol doğru bir yol değildir.

    Suriye’nin kaderi ile yüzleşmemize çeyrek kalmıştır.

    Sizlere hizmet diye sunulan her şey, fare kapanına konulan peynir gibidir.

    Son olarak teknolojik atılım denilen Nükleer santral projesi teslimiyetin Sevr antlaşmasından farksızdır. Yapılan anlaşma gereği Rusya uranyumu kendisi işleyecek ve teknoloji transferinde bulunmayacaktır.  Bir nevi riskini Türkiye ve Türk halkının üstlendiği işletmede kar ve güç elde edecektir.

    AK PARTİLİ ARKADAŞ

    Uyanman için veya seni uyandırabilmemiz için daha ne yapmamız gerekiyor?

    Anlaman için tüm sevdiklerinin tek tek ölmesi, aç, susuz ve vatansız kalman mı gerekiyor?

    Kıyamete çeyrek var. Belki daha da az

    Bu felakete dur demek bizim elimizde

    Haydi, şimdi uzat elini kardeşim.

    Sevgilerimle

  • İYİ Parti yükselişini sürdürüyor…

    İYİ Parti yükselişini sürdürüyor…

    İYİ Parti’nin 1. Olağan Kongresi sonrası yapılan açıklamalar ve ortaya çıkan tablo partiye olan ilginin giderek arttığını gösteriyor. Kurmaylardan Koray Aydın “Seçim sathına girildiğinde oylarımız daha da yükselecek “derken, Ümit Özdağ da “ Demokrasi mücadelemiz için güvencemiz millet” açıklamasını yapıyor.

    PİAR Kamuoyu Araştırma Grubu’nun son yaptığı ankette de İYİ Parti’nin yükselişini görüyoruz.
    Türkiye genelini temsil eden 26 ilde, yaş ve cinsiyet kotası kullanılarak 5 bin 620 seçmenle yüz yüze görüşerek yapılan ankete göre, iktidar partisinde büyük bir gerileme yaşanırken, İYİ Parti’nin yükselişi göze çarpıyor.
    Bugünlerde muhalefet partilerinin de bir ittifak çalışması var. Bu çalışma içinde olanlar kendi Cumhurbaşkanı adaylarını çıkaracaklar ama % 50+1’i aşabilmek için de böyle bir ittifakın kaçınılmaz olduğu görülüyor.
    Daha önce yazmıştık:
    İYİ Parti ile Saadet Partisi’nin bir ittifakla seçimlere girmesi iktidardaki AK Parti’nin oylarında daha da erimeye neden olabileceği hesaplanıyor.
    SP’nin tabanının, böyle bir ittifakın olması halinde daha önce AK Parti’ye oy verenlerin yeniden partiye dönebileceğini gösteriyor. Bu nedenle İYİ Parti-SP ittifakı önem kazanıyor.

    PİAR Araştırma Danışmanlık firması 6-18 Mart tarihlerinde yaptıkları kamuoyu araştırmasını açıkladı. Bu açıklamanın detaylarına birlikte bakalım:
    Araştırmaya göre, 1 Kasım’da AKP’ye oy verenlerin yüzde 63’ü Recep Tayyip Erdoğan’a oy vereceğini belirtirken, her 5 MHP seçmeninden yalnızca 1’i Erdoğan’a oy vereceğini söylüyor. Buna göre Cumhur İttifakı MHP tabanında tam anlamıyla karşılık bulamıyor.
    Öte yandan MHP seçmenlerinin yarıdan fazlasının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Meral Akşener’e oy vereceğini söylüyor olması da bu durumu doğruluyor.
    CHP adayının henüz belli olmaması ve sol parti adayının sağ seçmenden çok fazla oy alamayacağının düşünülmesi sebebiyle “CHP adayına oy veririm” diyenlerin oranının CHP’ye oy verenlerin oldukça altında seyretmesine sebep oluyor.
    Ankete göre, “İYİ Parti en fazla oyu CHP’den alıyor” algısının doğru olmadığı ortaya çıkıyor. İYİ Parti, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1 Kasım’daki oylarının yüzde 14’ünü alıyor. Bu durumda Adalet ve Kalkınma Partisi, İYİ Parti’ye yaklaşık 7 puan kaybederken, CHP yaklaşık 4, MHP ise 6 puan kaybedecektir.

    Sadece oy oranlarına bakarak değil, reel oylara bakılarak yapılacak tespitler doğru olacaktır. Diğer yandan partisine en sadık seçmen grubu olarak HDP seçmenleri göze çarpıyor. Ankete göre, AKP ve MHP oy toplamı 45,4 iken ittifaka oy vereceklerin oranı 43-44 civarında görülüyor.

    Bu tablo MHP seçmeninin bir kısmının ittifaka oy vermeyeceğini, AKP seçmenlerinin ise milliyetçi olmayanlar ile Kürt kökenli olanlarının bir kısmının MHP ittifakına sıcak bakmadığını gösteriyor.
    Muhalefet için en verimli ittifak modelin ise CHP ve HDP’nin ayrı ayrı seçime girmesi, İYİ Parti’nin ise Saadet Partisi’yle ittifak kurması olduğu görünüyor. Zira Adalet ve Kalkınma Partisinden oy almanın en kolay yolu Saadet Partisi’nin baraj sorununu ortadan kaldırmak olacaktır.
    Bu arada Saadet Partisi, CHP’nin de içerisinde olduğu bir ittifaka girmesi durumunda, Adalet ve Kalkınma Partisi’nden alması muhtemel oyları alamayacaktır. CHP ve HDP ittifak kurdukları takdirde toplam oylarından çok çok az da olsa kayıp vereceklerinden bu ittifak modelinin gerçekleşme ihtimali düşüktü .

    Muhalefetin birinci partisi olma konumunu kaybetme baskısıyla CHP yönetiminin HDP ile bir ittifak modeline son anda evet deme ihtimali de vardır. Sonuç olarak İYİ Parti’nin Saadet Partisi ile ittifak halinde seçime girmesi Cumhur İttifakı’nın Meclis çoğunluğunu kaybetmesine sebep olacaktır. Bu durum ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda çıkacak sonucu doğrudan ve çok güçlü bir biçimde etkileyecektir.

    Çıkan sonuçlar, AK Parti-MHP ittifakının % 50+1’i kolayca bulamayacağını gösteriyor. Yapılan açıklamalarda da “Zaten sonuçlar istenildiği gibi olsa, hemen erken seçime gidilir” deniliyor.

    Bugün erken seçime gidilmemesinin de nedeni olarak ittifak yapanların % 50+1’i bulamadıklarından kaynaklandığı ifade ediliyor. Böyle bir tablo karşısında da “Erken seçim kolay kolay olmaz” deniliyor.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 04 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 04 Nisan 2018 )

    (NOT : Uzun zamandır Türkçe özetler halinde yayımlamakta olduğum “Ermeni Faaliyetleri” mesajımı zaman tahdidi nedeniyle bundan sonra haberleri tercüme etmeden aşağıdaki formata göre düzenleyeceğim. Haber başlıklarını Türkçe vereceğim, yanlarında haberin İngilizce (İ) veya Türkçe (T) olduğunu belirten bir harf yer alacak. Ayrıca, bir örnek olarak Madde 15’ e Ermenistan Radyosuna verdiğim bir yorumu yapıştırdım. Sizleri de ilgili web sitelerine girerek yorum yapmaya davet ediyorum….,o.tan )

    1. Ermeni <sözde> Soykırımı’nın 103. Yılında Los Angeles’taki Adalet İçin Yürüyüşü. (İ)

    2. Sassounian ; Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin en çok ihlal edildiği ülke. (İ)

    3. Fransa’daki Bourg-de-Péage Kasabası ile Karabağ’ daki Martuni arasında Dostluk Bildirgesi (İ)
    http://armedia.am/eng/news/59381/declaration-of-friendship-between-the-towns-of-bourg-de-péage-in-france-and-martuni-in-artsakh.html

    4. Ermenistan ve Kolombiyalı Devlet Görevlileri Vizesiz Seyahat edecekler. (İ)

    5. Zhamanak: AB – Ermenistan anlaşması (CEPA) Parlamentonun gündeminde (İ)

    6. Tüm Ermeniler Katolikosu Garegin II, Papa’nın davet üzerine Vatikan’a ziyarette bulunacak (T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/04/Tüm-Ermeniler-Katolikosu-Papa/126537

    7. Ermenistan Savunma Bakanı Vigen Sargsyan yeni Iskender füzesi alımına ilişkin yorumlarda bulundu. (İ)

    8. Rhode Island Holokost – Soykırım Eğitim Komisyonu 8 Nisan’da Kaynak Fuarına Ev Sahipliği Yapacak (İ)

    9. Ermenistan heyeti Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansına katılıyor.(İ)

    10. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Ermenistan Cumhuriyeti’ne karşı Hükümeti davacı vatandaşına 2,410 euro ödeme yükümlülüğü getiren bir karar almıştır. (İ)

    11. Eski Savunma Bakanı: Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) Dağlık Karabağ’daki duruma müdahale etmeye yetkili değil.

    12. Ermeni Zareh Sinanyan ABD’nin Glendale şehirinin Belediye Başkanı oldu (T)

    13. Ermenistan silahlanma konusunda Rus ortakları ile işbirliğine devam ediyor. (T)

    14. Ermenistan’ın 2017’de AİHM’de 15 yeni davası vardı. (İ)

    15. Viyana’da düzenlenen 23. Avrupa-Ermeni Oyunları (İ)
    (Not ; Bu habere verdiğim yorum;
    “ Orhan Tan • I read yesterday that the Turkish – Armenians also attended the games. Someone should have forgotten the Turkish flag. Or is it a kind of poliitics in sport ? See link ; https://www.ermenihaber.am/…/İstanbul-Ermeni-Avrupa/126503 “

    16. Erivan, 15 – 19 Nisan’ daki Avrupa Eskrim Şampiyonası’na ev sahipliği yapacak (İ)

    17. Nisan 2016 Artsakh Savaşı’nın Dersleri (İ)

  • ASTANA ÜÇLÜSÜNÜN ANKARA ZİRVESİ

    ASTANA ÜÇLÜSÜNÜN ANKARA ZİRVESİ

    Astana​’nın​ üç garantör ülkesi  ​Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı V​.Putin ve İran Cumhurbaşkanı H. Ruhani​ liderliğinde ,Suriye konulu üçlü zirve için Ankara’da bir araya​ ​ge​l​di​.
    ​Üç ülke de Suriye’deki krize farklı açılardan bakıyor.
    ​Ama ​bu ülkedeki çatışmaların sona ermesi için Ocak 2017’den beri Astana barış süreci kapsamında ortaklaşa çalışı​lı​yo​r​.​..​

    *

    Suriye Ordusu’nun Doğu Halep’i kurtarması, Türkiye ve Katar’ın cihatçıları desteklemeye son vermeleriyle mümkün oldu.
    Erdoğan, ABD’nin Esad’a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye doğru gittiğini,
    Batılı müttefiklerin her birinin kendi stratejik çıkarları peşinde koşmak üzere aralarındaki rekabeti derinleştirdiğini gördü.

    *

    Sonra “Başını ABD’nin çektiği koalisyon güçleri İŞİD dahil olmak üzere YPG-PYD terör örgütlerine destek veriyor” düşüncesini bahane tuttu.
    Stratejisini Halep’teki savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurdu.
    Ve “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” biçiminde düşünen Rusya Devlet Başkanı V.Putin’e müttefik oldu…

    ​*​
    23 Ocak’ta Kazakistan/ Astana’da Türkiye, Rusya ve İran öncülüğünde Suriye’de çatışan tarafları bir araya getirmeyi hedefleyen ilk toplantı yapıldı.
    Umutlu olmak için bir çok nedene rağmen bu toplantıların sorunsuz olduğu anlamına gelmeyen yeni bir sürecte yol alınacaktı…
    Mesela, Astana toplantılarına Türkiye’nin hesapları doğrultusunda Suriye’deki en büyük dinamiklerden biri olan YPG/PYD’nin katılmaması  çözümü eksik bırakıyordu..
    Rusya, Suriye ve ABD bir çözüme gidilmesini istedikleri için Türkiye’nin bu isteğini kabul ediyor ancak hiçbirinin Kürtleri dışlama gibi bir niyeti bulunmuyordu…

    *
    Çünkü Suriye; Rusya’ya bağlı Esad güçleri, ABD desteğinde Suriye Demokratik Güçleri ve isyancı Özgür Suriye Ordusu çatısı altında çeşitli İslamcı Cihad  terör örgütü grupları arasında bölünmüş durumdadır.
    Şam rejiminin savaştığı güçlerle Kürtlerle de savaşıyor.
    Kürtler ayrı hareket etseler de gelecekte Şam ve Kürtlerin kendilerini diğerine mecbur hissedeceği bir sürece girileceği gerçeği;
    Rusya, ABD ve Suriye arasında zımni bir işbirliğinin olduğunu düşündürüyordu…

    *
    Bu bağlamda 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının tanımladığı üzere Suriye’nin savaş sonrası umutlarını tartışmak için  Astana Üçlüsü’nün  Soçi Zirvesi;
    Suriye halkının sahipliğinde yürütülecek kapsayıcı, özgür, adil ve şeffaf bir siyasi sürecin hayata geçirilmesine yardımcı olmak konusunda bir milad oluşturdu.

    *

    Soçi Zirvesi sonucunu​ V.Putin;​​
    1- Türkiye ve İran liderleriyle sağlanan anlaşmayla  siyasi çözüm sürecine ülkedeki iç ve dış muhalefetin ve Kürtlerin de katılımını sağlanacaktır.
    2- Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeni yoktur.
    3- Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatif ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükârda bozmaması gerekir, ifadesiyle açıkladı.

    *
    Suriye hükümetinin de BM çerçevesini kabul edeceği ancak BM’nin ya da başka bir ülkenin siyasi diyaloğa müdahale etme ya da taraflara çözümler getirme girişimlerini kabul etmeyeceği,
    Garantör ülkeler olarak ateşkes rejiminin pekiştirilmesi, gerilimi azaltma bölgelerinin kararlı şekilde işlev göstermesinin devamının temin edileceği ve krizin tarafları arasındaki güven seviyesinin yükseltilmesi için yoğun bir çalışma yapacaklarını da kayda geçirdi…

    *
    Böylece Soçi kararları, Suriye’de terör örgütlerinin tasfiyesi ardından düzenlenecek  Barış Konferansı’nda,
    Suriye trajedisinde işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhaliflerin, teröristlerin ve bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenecekleri yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınmasına yol açıyor,
    Suriyelilerin ülkelerinde nasıl yaşamak istediklerini müzakere etmelerine,
    Bu sistematik işlerse, elde edilecek sonucun BM merkezinde uluslararası hukukun üstünlüğüne işleneceğine işaret ediyordu…

    *

    Bu yüzden Suriye, Erdoğan ve Esad bileşkesinde Türkiye’nin bölgesel politikasında yaşadığı; meydan okumaların, sıkışmışlığın vücuda geldiği ve berraklaştığı ana alana dönüştü.
    Türkiye dış politikası en çetin mücadelesini, en büyük daralmasını Suriye’de deneyimlemeye başladı.

    *
    ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde sahip olduğu yerel gücü Türkiye sınırinda ABD üslerinde tutma kararı alması,
    PKK’nın uzantısı olan terör örgütü YPG’nin Suriye’de operasyonel ortak adı altında desteklenmesi,
    Bu gücün taşınabilir hava savunma füzeleri gibi Türkiye’yi zorlayacak silahlarla donatılması,
    Ulusal güvenlik gerekçeleriyle Suriye topraklarında bulunan Erdoğan’ın tezlerini sıkıntıya soktu.

    *
    ABD’yi Türkiye’yi karşısına almakla itham etti.
    Zeytin Dalı Operasyonu’nun  Afrin’in düşüşü ardından Menbic, Ayn al-Arab,  Tel-Abyad, Ras al-Ayn ve Kamışlıda süreceğini ilan etti.
    Irak ve Suriye’deki Kürt bölgeleri arasında bir çıkmaz meydana getirmek için Irak’ta Sinjar’a, Dohuk ve Nineveh eyaletlerine daha büyük ölçekli bir Türk harekatını ihtar ediyor.
    Doğu Suriye’de Kürt kontrolü alanında, Harakat el-Qiyam örgütünü, Kürt liderliğine yönelik bir dizi saldırısında  destekliyor.
    Bugün Suriye ve Irak; Türkiye dış veya bölgesel politikasının ana gündemini oluşturuyor ve neredeyse tüm enerjisini tüketiyor…

    *
    Bu kentler Kürt kontrollü bölgenin ana şehirleridir.
    Bugün Türkiye,  kuzeybatı Suriye’de Afrin kantonunda, Fırat Kalkanı operasyonuyla  Suriye-Türkiye sınırı boyunca Azaz ve Cerabulus kasabaları arasında bir kontrol alanı oluşturmuştur.
    Ayrıca Sünni İslamcı isyancıların kontrolü altında kalan çatışmasızlık bölgesi ilan edilen Kuzey Idlib vilayetindedir.

    *

    Türkiye’nin bu kentlere yönelik baskısı, Esad kuvvetlerinin bölgeden çekilmesinden bu yana Fırat’ın doğusundaki Kürt bölgesini yok etmeye yönelik kapsamlı bir girişimdir.
    Aynı zamanda Türkiye’nin, Fırat’ın doğusunda bir dizi üssü elinde bulunduran ve Suriye Demokratik Güçleri ile işbirliği halinde olan ABD kuvvetleri arasında bir çarpışma olasılığının da yakın olduğu anlamına geliyor…

    *
    Erdoğan, kendisini Sünni Arap nüfusunun lideri ve Esad rejimine karşı ayaklanma kalıntılarının garantörü olarak  öngöüyor.
    Bu alanları Esad rejimine teslim etmek niyetinde olmadıklarını belirtiyor.
    Suriye’deki Sünni isyanının en eski ve en istikrarlı destekçisidir ne ki; Sünni İslamcı İdeolojisiyle verdiği destek bugün bütün ülkelerde aşağılanıyor.
    Erdoğan hedeflerini ortaya koyarken yeniden canlandırdığı Osmanlıcılıkla ani taktik ihtiyaçlara göre İran,Rusya, Irak ve Esad rejimi ile duruma göre işbirliği yapacak ya da karşı çıkacaktır…

    *
    Bu çerçevede ​Astana​’nın​ üç garantör ülkesi  Ankara’daki  zirvenin ardından yaptıkları ortak açıklamada, Soçi  kararların üzerinden geçtiler…
    1- Siyasi çözüm sürecine ülkedeki iç ve dış muhalefetin ve Kürtlerin de katılımını sağlanacaktır, maddesi by-pass edildi.
    2- Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının  nedeni yoktur, maddesine  Türkiye’nin adı anılmadı ama “Terör” parantezi açıldı.
    3- Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatif ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükârda bozmaması gerekir ifadesi aynen korundu.
    4- Suriye’ye insani yardım desteklendi…

    *

    Rusya ve İran, Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü operasyonları ve olası hedeflerini kayda almadılar..
    Ankara Zirvesi’nde Rusya ve İran’ın; ABD müttefiki ve NATO üyesi Türkiye’nin hal ve gidişinden memnun olduğu görüldü..
    Böylece Suriye’nin egemenliği, birliği ve bütünlüğünü korumak işi, ABD’ye yüklendi…

    5.4. 2018

  • CHP lideri Ögrencileri Aracına Aldı

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroglu yol üzerinde otostop çeken ODTÜ’lü bir grup ögrenciyi makam aracına alarak, okuluna kadar bıraktı.

    Gazete Duvar’ın haberine göre;

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) okuyan öğrenciler kampüse ulaşım için sık sık otostop çekerek sağlıyor. Bir grup öğrencinin otostop çektiği güzergahtan geçen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu talebe kayıtsız kalmadı. Genel Merkez binasına doğru ODTÜ içerisinden geçiş yapan Kılıçdaroğlu öğrencileri tek tek bölümlerine kadar bıraktı. Kılıçdaroğlu ile anı fotoğrafı çektiren öğrenciler bir sosyal medya grubunda bu fotoğrafı paylaştı.

    Bindikleri araçta Kılıçdaroğlu’nu karşılarında görünce şaşıran öğrencilerin eleştirileri, övgüleri ve talepleriyle süren yolculuk okul binalarının önünde sona erdi.

  • İnşaat sektörü de S.O.S. veriyor…

    İnşaat sektörü de S.O.S. veriyor…

    Ekonomideki durgunluk, Dolar ve Euro’daki yükseliş, hızla yükseliş içinde olan inşaat sektörünü de vurdu. İnşaat malzemelerindeki artışın ve banka faiz kredilerinin bunda etkili olduğu söyleniyor.

    Son günlerde özellikle büyük kentlerde yapılan inşaatlardaki satışlarda duraklama başlamış olması, yapılan inşaatların “elde kaldığı” gerçeğini ortaya koyuyor. Yapılanların satılmaması nedeni ile de birçok projenin başlamadan askıya alınmasına neden oluyor.

    Konuyu daha rahat ele alabilmek için sektör temsilcilerinin raporlarına ve görüşlerine göz atmak yeterli olacaktır.
    Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD), “Mart 2018 Sektör Raporu”nu açıkladı. Raporda inşaat sektörünün büyüme performansının arttığına dikkat çekildi ve ilk çeyrekte yaşanan 5 önemli gelişme duyuruldu. İMSAD’ın açıkladığı 5 önemli gelişmenin 5’i sektör açısından olumsuz nitelikte.
    İMSAD’ın raporunda konut ve konut dışı binalarda satın alma ve kiralama işlerinin zayıfladığı satışların yılın ilk çeyreğinde gerileme eğilimine girdiği, kredi faiz artışlarının da konut talebini sınırladığı belirtildi.
    Döviz ve hammadde fiyatlarındaki yükseliş, konut kredi faizlerinin ortalama yüzde 13-15’e çıkması nedeniyle talepteki gerileme, kamudaki ödemelerin ağır aksak gitmesi, ekonominin lokomotif sektörü inşaatta alarm verdirmeye başladı.
    ‘Mart 2018 Sektör Raporu’nda, inşaat sektöründe yılın ilk çeyrek döneminde 5 önemli gelişme yaşandığı, bu gelişmelerin tamamının yılın ikinci çeyreğinde de sürmesinin beklendiği şu tespitlerle vurgulandı:
    * Konut ve konut dışı binalarda satın alma ve kiralama işleri zayıfladı. Konut satışları yılın ilk çeyreğinde gerileme eğilimine girdi, kredi faiz artışları da konut talebini sınırladı. Konut dışı bina kiralamaları ise zayıfladı. Döviz kurlarındaki artışın da kiralama talebinin yavaşlamasında etkisi oldu.
    *Yeni inşaat başlangıçları yavaşladı. Mevsimsellik ile birlikte mevcut inşaat işleri, beklentilerin altında gerçekleşerek sınırlı bir artış gösterdi. Yeni alınan iş siparişlerinin gerilediği inşaat sektöründe işlerde yavaşlama görüldü.
    * Müteahhitlerin işletme sermayesi ihtiyacı arttı. Müteahhitler, yeni yılda mali açıdan üç sıkışma yaşadı. İlk olarak maliyet artışları fiyatlara daha sınırlı yansıtıldığı için karlılığın giderek düşmesine neden oldu. Satışların yavaşlaması nakit akışını sınırladı. Bankaların da kredi vermekte isteksiz olduğu gözlendi. Bu nedenle işletme sermayesi ihtiyacı artan müteahhitlerin daha çok barter teklif ettikleri görüldü.
    * Kamu işleri sürmekle birlikte ödemeler yavaşladı. Kamu inşaat yatırımlarının sürdüğü ancak kamu ödemelerinde önemli bir yavaşlama olduğu ortaya çıktı.
    * İnşaat sektöründe ödeme ve tahsilâtlarda, vadelerin uzadığı görüldü.
    Raporda, “2017 yılında yüzde 8,9 büyüyen inşaat sektörünün performansını yukarı çeken en önemli etken, üçüncü çeyrekte yaşanan yüzde 18,6’lık büyüme oldu” denildi.
    Raporun devamı şu şekilde:
    “Büyümeler, birinci çeyrekte yüzde 5,2, ikinci çeyrekte yüzde 5,5 ve dördüncü çeyrekte ise yüzde 5,8 olarak gerçekleşti. 2017 yılında inşaat harcamaları, 2016 yılına göre yüzde 25,7 oranında genişleyerek 533,8 milyar TL’ye ulaştı. Özellikle dördüncü çeyrekteki yüksek harcamaların performansı artırdığı 2017’de; konut, konut dışı ve altyapı inşaat harcamaları birlikte genişledi.”
    Tüm İnşaat Müteahhitleri Federasyonu Genel Başkan Vekili Tayfun Tellioğlu, son bir ay içerisinde demir-çelik ürünlerine gelen yüzde 50’yi aşan zammın, ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörünü büyük bir bunalıma sürüklediğini söyledi.
    Demirin ton fiyatı son 20 günde yüzde 43.8 artışla 2 bin 30 liradan 2 bin 920 liraya tırmandı. Tüm İnşaat Müteahhitleri Federasyonu Genel Başkan Vekili ve Ankara İnşaat Müteahhitleri Derneği (ANİMDER) Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Tellioğlu, Türkiye’de üretilen demir-çeliğin sadece yüzde 15’inin yurtiçinde tüketildiğini hatırlatarak, Çin’den gelen aşırı demir talebinin, üreticilere zam yapma fırsatı doğurduğunu belirtiyor.
    Demir-çelik üreticilerinin iç piyasayı görmezden gelip, “ne koparırsan kardır” mantığı ile hareket ettiğini kaydeden Tellioğlu, geçmişte dış taleplere öncelik veren çimento sektörünün, dış talebin sona ermesi ile zor duruma düştüğünü hatırlattı.
    Demir-çeliğe yapılan yüzde 50’nin üzerindeki zammın TOKİ’den ve kamudan yüzde 5-10 kar ile iş alan müteahhitleri zor durumda bıraktığını kaydeden Tayfun Tellioğlu, hükümetten, “iç piyasa talebini dışarıdan gelen talepler altında boğdurmayacak bir düzenleme yapmasını” isterken, aksi takdirde “inşaat sektörünün boğulacağını” bunun da ekonominin genelini olumsuz etkileyeceğini savundu.