Blog

  • Gül Dünya liderlerini Uyardı, İşsizlik Artacak

    Gül Dünya liderlerini Uyardı, İşsizlik Artacak

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen ’21. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin ‘Cumhurbaşkanları Oturumu’ndaki konuşmasında işsizlikuyarısı yaptı. “DEVLETLERİ YÖNETENLERİN TEDBİR ALMASI GEREKİR”

    “Teknoloji… Öyle bir ortam oluştu ki özellikle enformasyon teknolojisi IT dediğimiz şey her şeyi şeffaf yaptı. Hiç kimse artık kafasını kuma gömmüş olamaz. Herkes her şeyi takip edebilir hale geldi. Dolayısıyla dünyanın her köşesinden başka köşesini takip ediyorlar. Böyle olunca fakirler zenginliği, zenginler fakirliği görüyor, her gün acı çekenleri görüyor ve bunun neticesinde ortaya güzel şeyler, örnekler, güzellikleri örnek alan davranışlar çıkarken, bir taraftan da öfke, hınç, radikal akımlar da ortaya çıkıyor. İkinci bir şey, teknoloji ilk ortaya çıkıp da makinelerin uygulanmaya başlaması, emek yoğundan makine yoğuna geçince zaten büyükişsizlikler o zaman oldu ama onlar kaçınılmazdı. Makineden robota, robottan bilgisayarlara oradan şimdi yapay zekânın yönettiği fabrikalara geçilmeye başlanırsa o zaman ortaya iki şey çıkacak; biri işsizlik. Bu istihdam meselesi müthiş bir şey. Devletleri yönetenlerin, geleceği, problemleri görerek tedbir alması gerekir. Büyük istihdam problemleri ortaya çıkacak, büyük işsizlik çıkacak.”
    “AKILALMAZ ŞEYLER” Abdullah Gül, Amerika Başkanı Trump’ın Twitter’dan yaptığı paylaşım ve Rusya gerginliğiyle ilgili olarak da konuştu. Abdullah Gül, “Ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, otokratik, şovenist söylemlerin bütün dünya siyasetine hakim olduğunu görmek, gerçekten çok tedirgin edici ve çok üzücü. Twitter üzerinden en hassas meselelerin paylaşılması, tehditlerin yapılması, dünyanın ileri ülkelerinin bu hassasiyeti göstermeyecek bir duyarsızlıkta olmaları… Bunlar doğrusu akılalmaz gelişmeler, hiç olmaması gereken şeyler.” değerlendirmesinde bulundu. Gül, ‘trol’lere de konuşmasında yer verdi:

    Abdullah Gül, “Trol merkezlerinin kurulduğunu, binlerce insanın buralarda nasıl çalıştığını ve nasıl mesajlarla bütün dünyayı boğduğunu, seçimlere nasıl müdahale edildiğini, radikal akımların nasıl desteklenip ülkelerin nasıl zayıflatıldığını yaşıyoruz. Pozitif gündemde mi, negatif gündemde mi ülkeler ilerleyecek?” dedi

  • Istanbul Pendik İlçesinde Kocasını Öldüren Kadın Yeniden Tutuklandı

    Istanbul Pendik İlçesinde Kocasını Öldüren Kadın Yeniden Tutuklandı

    Pendik’te tartıştığı kocasını av tüfeği ile öldüren ve çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılan kadın, savcılığın itirazı üzerine “eşi kasten öldürmek” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Pendik Fevzi Çakmak Mahallesi’nde 7 Nisan’da meydana gelen olayda iddiaya göre B.F., tartıştığı kocası Sedat Filiz’i av tüfeğiyle vurarak öldürmüştü.

    Olayın ardından adliyeye sevk edilen ve savcılıktaki ifade işlemi tamamlanan şüpheli, “eşi kasten öldürme” suçundan tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmişti. Şüpheli, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda eşinin kendisine ve çocuklarına eziyet ettiğini belirterek, “Uyumadan önce, ‘Hepinizi geberteceğim’ dedi. Tüfek de başucundaydı. Uyanınca tüfekle eylemde bulunmaması için tüfeği aldığım sırada tüfek birden ateş aldı. Ateş etme gibi bir niyetim yoktu. Sadece bana ve çocuklarıma zarar vermesini engellemeye çalıştım. Çok pişmanım, öldürme kastım yoktu” dedi. Sorgusu tamamlanan şüpheli B.F., hakkında adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.

    SAVCIDAN KARARA İTİRAZ

    Savcının karara itiraz etmesi üzerine hakkında yakalama kararı çıkarılan B.F., bugün yeniden Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı’na getirildi.

    “EZİYETE 15 YILDIR KATLANIYORUM”

    Şüpheli B.F. sorgusunda, “Savunmalarımı daha önceki aşamalarda yaptım. Anlattığım eziyete 15 yıldır katlanıyorum. Cinayet işleme niyetinde olsam 15 yıldır bunu yapmış olurdum. Bakmakla yükümlü olduğum çocuklarım var” dedi. Bunun üzerine söz alan sanık avukatı, “Müvekkil olayı kasten işlememiştir. En küçükleri 2 ve 4 yaşında olan 5 çocuk sahibidir. Maktulün kasten yaralama suçundan 22 kaydı bulunmaktadır. Müvekkilin tutuksuz yargılanmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Sorgusu tamamlanan şüpheli B.F., “eşi kasten öldürme” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Hurriyet.com

  • THY en pahalı bileti Los Angeles

    THY en pahalı bileti Los Angeles

    Türk hava yolları en pahalı bileti Los Angeles seferlerine uyguluyor. Türk hava yolları, Business Class’ta seyahat etmenin bedelinin 33.2 bin TL ye kadar çıktığını ve uzun mesafeli uçuşlarda maliyetin yüksek olduğuna dikkat çekti.

    Habertürk’ten Gökhan Artan’ın haberine göre, Boeing 777 tipi geniş gövdeli uçaklarla yapılan Los Angeles uçuşlarında business class’ta gidiş geliş seyahat etmenin bedeli 33.2 bin TL’ye kadar çıktı.

    Thy’nin özellikle ABD gibi bazı uzun uçuşlarında busines class bilet fiyatları zaman zaman yoğun talebin de etkisiyle dikkat çekici rakamlara çıkıyor.

    ÇOK SAYIDA İRANLI TAŞIYOR

    Türk Hava Yolları’nın bugüne kadarki en yüksek bilet fiyatı da Güney Kaliforniya’da Pasifik Okyanusu boyunca uzanan ve Melekler Şehri olarak da anılan Los Angeles hattında oldu.13 saat uçuş süreli Boeing 777 tipi uçaklarla İstanbul’dan business class gidiş geliş bilet fiyatı 30 bin TL’yi de geçti.

    Talebinde etkisiyle 16 Nisan gidiş ve 24 Nisan dönüş olmak üzere business class sınıfında Los Angeles’a seyahat etmenin bedelinin 33.2 bin TL’ye kadar çıkması THY’nin bugüne kadar sattığı en pahalı bilet oldu. THY, İstanbul-Los Angeles karşılıklı uçuşlarında çok sayıda İran asıllı ABD’lileri transit olarak taşıyor.

  • TRT World muhabiri, İsrail’in Türkiye Büyükelçisi’ni rezil etti

    TRT World muhabiri, İsrail’in Türkiye Büyükelçisi’ni rezil etti

    İsrail’in Ankara Büyükelçisi Eitan Na’eh’nin, “İsrail ordusu en ahlaklı ordulardan biridir” ifadesine TRT World sunucusu İmran Garda, “Silahsız sivil Filistinlileri öldürmek mi ahlaki” diye karşılık verince Büyükelçi Eitan Na’eh zor anlar yaşadı.

    İsrail’in Ankara büyükelçisi Eitan Na’eh TRT World’de yayınlanan ‘newsmaker’ programına konuk oldu. Programın ana konusu geçtiğimiz hafta toprak günü gösterilerinde sivil Filistinlilerin İsrail askerleri tarafından öldürülmesiydi.

    Büyükelçi Na’eh, İsrail ordusunun sivilleri hedef almadığını, öldürülenlerin Hamas üyesi olduğunu ileri sürdü. Bununla da yetinmeyen Na’eh “İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordularından biri” ifadesini kullandı.

    Bu sözler üzerine programın sunucusu İmran Garda, İsrail askerleri tarafından öldürülen silahsız Filistinlilerin görüntüleri eşliğinde Büyükelçi’ye “Üzgünüm ama silahsız sivil insanların keskin nişancılar tarafından kafalarından vurularak öldürülmesi mi ahlaki?” diye karşılık verdi. TRT World sunucusunun çıkışı karşısında zor anlar yaşayan Büyükelçi Na’eh, soruya, “Bu kişiler bizim askerler için tehdit oluşturdukları için öldürüldüler” şeklinde yanıt vermeye çalıştı.

    Akşam.com.tr 

  • Hollanda alt Meclisi’nin 22 Şubat 2018’de “Ermeni soykırımı”nı tanıması ile ilgili 2 dosya

    Hollanda alt Meclisi’nin 22 Şubat 2018’de “Ermeni soykırımı”nı tanıması ile ilgili 2 dosya

    Ferruh Demirmen

    Bu dosyalardan birincisi kısa, ikincisi aynı içerikli, daha ayrıntılı makalemi teşkil etmektedir.Hollanda alt Meclisi’nin 22 Şubat 2018’de “Ermeni soykırımı”nı tanıması ile ilgili ekteki 2 dosya

    Bu 2 dosya bilgi için tüm (149 üye) Hollanda Meclisi parlamenterlerine, T.C. Lahey Büyükelçiliği’ne ve Hollanda Washingon Büyükelçiliği’ne gönderildi.

    Birinci dosyanın Türkçe nüshası ayrıca Hollanda Meclisi’ndeki Türk/Kürt kökenli olduğunu tahmin ettiğim 8 parlamentere gönderildi.

    Teşekkür ederim.

    Selam ve sevgilerimle,

    Ferruh Demirmen

    Demirmen Holland.pdf

    Demirmen Dutch-1.pdf

  • 28 Şubat Davasında Sanıklara beraat kararı verildi.

    28 Şubat Davasında Sanıklara beraat kararı verildi.

    103 sanık hakkında açılan davada mahkeme heyeti, yaklaşık 5 yıl süren davanın sonunda kararını açıkladı.

    28 Şubat davasında İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir ve Çetin Doğan’ın da arasında bulunduğu 21 sanık müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

    Mahkeme, 68 sanık hakkında beraat kararı verdi.

  • Ünüvar, Azerbaycanlı gençlere başarının sırrını anlattı

    Ünüvar, Azerbaycanlı gençlere başarının sırrını anlattı

    TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı, AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, başarılı olmak isteyen kişinin, öncelikle alışmaya çalışmak yerine, çalışmaya alışması gerektiğini söyledi.

    Cumhurbaşkanlığı seçimini izlemek üzere Bakü’de bulunan Ünüvar, Yunus Emre Enstitüsünde Anadolu Türkçesi eğitimi alan Azerbaycanlı gençlerle hayata dair tecrübelerini paylaştı. 7 yıldır Türkiye-Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’na başkanlık ettiğini, bu sebeple Azerbaycan’a sık sık gelip gittiğini belirten Ünüvar, “Yolumuz arada bir Yunus Emre Enstitüsüne de düşüyor. Burada Türkçe öğrenen kardeşlerimin gözlerindeki ışığı görünce çok mutlu oluyorum” ifadelerini kullandı.

    Yaklaşık 1 saat süren sunumunda kendi yaşamından kesitler anlatan Ünüvar, “Tecrübe, asla parayla satın alamayacağınız bir şey. Hayatın akışında hepimizin gittiği bir yol var. Bu yolda karşımıza çıkan engeller ve bu engelleri aşma formüllerimiz var. İşte biz buna tecrübe diyoruz. Hayatta karşınıza daima zorluklar çıkacaktır. Çünkü hayat sadece güzel şeylerden ibaret değildir. Ancak, yaptığımız tercihler bizi bazen dertten derse de götürebilir” dedi.

    “HAYAL EDECEKSİNİZ, SABREDECEKSİNİZ”

    Tarihe geçmenin iki basit kuralı olduğunun altını çizen Ünüvar, “Birincisi tahayyülünüz olacak, ikincisi tahammülünüz olacak. Yani bir şeyi hayal edeceksiniz, bir şeyin hayata geçmesi için de sabredeceksiniz. Tahayyül ve tahammül olmadan asla olmaz. Tahayyülünüz olur, tahammülünüz olmazsa yaptığınız her iş yarım kalır. Tahammülünüz olur, tahayyülünüz olmazsa sürekli bir başkasının izinden gidersiniz. Sabredeceksiniz, aynı zamanda hayal edeceksiniz” diye konuştu.

    “HER ŞEY DEĞİŞİR GAYE DEĞİŞMEZ”

    Gençlere altın değerinde tavsiyelerde bulunan Ünüvar, şöyle devam etti:

    “Devir değişir, araçlar değişir, meslekler değişir ama gaye asla değişmez. Bakınız dedelerimiz belki çiftçiydi, ninelerimiz ev hanımıydı; babalarımız doktordu, annelerimiz avukattı. Bizler belki de ileride şu anda ilk defa duyduğumuz mesleklerden birini yapacağız. Dijital avukat, medya uygulama geliştiricisi, sosyal medya uzmanı, video oyun tasarımcısı, elektronik gazeteci olacağız. Bunlar mesleklerimiz. Meslekler değişiyor ama gaye değişmiyor. Nedir gaye? Gaye, rahmetli Mehmet Emin Resulzade’nin de dediği gibi yükselen bayrağın asla inmemesidir.”

    Kişileri başarıya yaptığı tercihlerin götürdüğünü ifade eden Ünüvar, “Bana göre başarının dört tarifi vardır. Başarılı kişi, başarılı kurum veya başarılı ülke; işleri iyi yönetirler, çalışanları iyi yönetirler, ilişkileri iyi yönetirler, krizleri iyi yönetirler. Başarmak istiyorsan alışmaya çalışmak yerine, çalışmaya alışmalısın. Çünkü Cenab-ı Hak Necm suresi 39. ayette ‘insan için ancak çalıştığı vardır’ buyuruyor. Ne kadar çalışıyorsan o kadar varsın. Çünkü neleri başardığınız her şey bittikten ve herkes gittikten sonra anlaşılıyor. Bu yüzden öyle çalışmalıyız ki ayrıldığımız yerde is değil iz bırakmalıyız. Okumayı, yazmayı ertelememeliyiz. Ertelemeyi hayatımızdan kesinlikle çıkarmamalıyız” diye konuştu.

    Programa Azerbaycan Bakü Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Cihan Özdemir, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gelen AK Parti İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati, AK Parti Iğdır Milletvekili Nurettin Aras, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın, CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan katıldı.

    Trend.az

  • Bilinçaltı Temizliği ve Acsess Bars Enerji Terapisi

    Bilinçaltı Temizliği ve Acsess Bars Enerji Terapisi

    Günlük hayatımızda yaşadığımız bir takım olaylar, bunlar esnasında göstermiş olduğumuz tepkiler, duygu yoğunluklarımız gibi direkt veya dolaylı olarak davranışlarımızı etkileyen içinde bulunduğumuz durumların çoğu bilinçaltımızın kontrolünde gerçekleşir. Örneğin, araba kullanmayı öğrenmek, enstrüman çalmayı öğrenmek, bisiklete binmeyi öğrenmek, yüzmeyi öğrenmek hatta ilk attığımız adımlarla yürümeyi öğrenmemiz..Bu gibi eylemler bir süre sonra alışkanlık halini alır ve bilinçaltı kayıtları sayesinde otomatik olarak yapılır. Öncelikle bilinçaltı nedir, gelin onu tanıyalım.
    Kişinin dış dünyasından aldığı sinyalleri kendince yorumlayarak anlamlandırdığı şekliyle depoladığı dinamik mekanizmanın adına ‘bilinçaltı’ diyoruz. Bilinçaltı haklı ve haksız, doğru ve yanlış gibi sınıflandırmalar yapamaz. O sadece kişi doğduğu andan itibaren binlerce veriyi alıp saniyesinde kaydeder. Çocukluğumuzdaki birçok kilit noktada kayıtlar oluşturur. Bugün hatırlamadığımızı düşündüğümüz verileri bile saklar.
    İzlediğimiz filmler, tv reklamlarının özellikle 25.karesi, dinlediğimiz sözlü müzikler farkında olmadan bilinçaltımızda kodlamalara sebebiyet verirler. Bilinçaltı kolay kandırılabildiği için gördüğü veya duyduğu birçok şeyi olduğu gibi sorgusuz kabul eder. İçerik çoğunlukla etkili değildir, özellikle de kişi bu içeriği defalarca deneyimlemişse ona güvenip kabul etmesi daha hızlı olur. Bu anlamda bilinçaltı eğitilmeye açıktır, o oldukça saftır ve siz ona ne aşılarsanız onu alma eğilimindedir. Tabii bu mantık kullanan bilincimizi devreden çıkaracağımız anlamına gelmez.
    Mesela bilinçaltı telkin cd leriyle 21 günde yenilenebiliriz. ’21 gün kuralı’ enerji öğretilerinde önemli bir yöntemdir. Çünkü alışkanlıklar beyinde tam 20 günde oluşmaktadır. Tıpkı sigara içen bir insanın yaptığı gibi 20 gün aynı şeyi yapıp 21. gün alışkanlığı kazanmış(!) olursunuz. Ayrıca mutlu olmak mı istiyorsunuz? Bir müziğin altına yerleştirilmiş, sizin duyamadığınız ancak bilinçaltınızın duyabileceği bir telkini 20 gün dinleyip 21. gün mutlaka mutlu hissedersiniz. Bunun yanı sıra bilinçaltımızı subliminal telkinler, trans hipnoz, oto-telkin gibi birçok yöntemle eğitebilirsiniz.
    Bilinçaltı temizliği denildiğinde ise bu bilinçaltımızdaki bir takım olumsuz kayıtları ve yaşadıklarımızı silmek demek değildir. Bu aslında, bilinçaltını telkinlerle sakinleştirerek tramva yaratan olumsuz deneyimlerin verdiği acıyı minimize etmektir ve onlardan kötü yönde etkilenmenin önüne geçmektir. Ben bir enerji terapisti ve spiritüel danışman olarak bilinçaltı kayıtlarının asla tamamen yok edilemeyeceğini size savunurum.
    Fakat ihtiyaç halinde biz yaşam koçlarının sıkça başvurduğu telkin tekniklerinden ve olumlamalardan faydalanabilirsiniz. Ya da başımızdaki 32 nokta (barlar) üzerine uyguladığımız Access The Bars Enerji Terapisini deneyimleyebilirsiniz. Üzerinizdeki negatif enerji yüklerinden kurtularak yaşamınızda muazzam değişiklikler gözlemleyebilirsiniz.
    Enerji terapilerinin ortak noktası kişiyi stres ve gerginlikten uzaklaştıran meditatif etkilerdir. Şimdi size Access Bars Terapisinin faydalarından bahsetmek istiyorum.
    Access Bars™, bugüne kadar tüm dünyada binlerce insana; uyku, sağlık, kilo, para, seks, ilişkiler, endişe, stres ve benzeri daha birçok konuda hayatlarını istedikleri yönde değiştirmelerine yardım etti.
    Bar’ları Çalıştırmanın bazı Faydaları Nelerdir? 
* Zihin ve bedendeki gerilimi yok eder.
* Günlük yaşamın getirdiği stresi azaltır.
* Yaşamın üzüntülerini en aza indirir.
* Aşırı kızgınlık ve öfke eğilimlerini azaltır.
* Öfke, yorgunluk, tükenmişlik gibi duygular tarafından vücudunuzda oluşturulmuş blokajları çözer.
* Duygusal iniş-çıkışları yatıştırarak daha dengeli bir ruh hali içinde olmanızı sağlar.
* Psikomatik rahatsızlıkları azaltır.
* Depresyonu ortadan kaldırarak neşeyi yaşamınıza geri döndürür.
* Korkularınızın, fobilerinizin, endişelerinizin giderilmesini sağlar.
* Enerjiyi arttırırken yıpranmayı azaltır.
* Bedenin yaşlanma hızını azaltır.
* Yıkıcı düşünceleri kökünden söküp atar.
* Kafanızın içinde sürekli konuşup duran gereksiz düşünce diyaloglarını susturur.
* Huzur, güven ve iyi hal duyguları yaratır.
* Hem rahatlamış, hem de enerjik hissetmenizi sağlar.
* Hamilelikte kolay, rahat ve sakin doğum sağlar.
* Çocuklarda ve gençlerde sınav öncesi sıkıntı ve endişelerin giderilmesini temin eder.
* Kendiniz ve diğer kişiler için zihninizde daha geniş bir kabullenme ortamı yaratmanızı sağlar. Bu kabullenme duygusu sayesinde ilişkilerde düzelme sağlanır.
* Kendinize koyduğunuz kısıtlamaları ortadan kaldırır, böylelikle hayatınızın her alanında daha fazla olasılığa yer açmanıza olanak verir ve fırsatları kendinize çekmenizi sağlar.
* Kendiniz için şu an kullandığınız enerjiden, daha fazlasını kullanmanızı sağlar.
* Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ( ADHD ) gibi öğrenmeyi güçleştiren durumların aşılmasında yardımcı olur.
* Artan odaklanma, mantık yürütme, problem çözme, hayattan daha fazla keyif alma, işlerin daha kolay yürütülmesi, daha fazla kapasite ve fiziksel yetenek, artan farkındalık ve ruhsal gelişme sağlar.

    Access The Bars Terapi seansını aldıktan sonra, en kötü olasılıkla, seansı hayatınızdaki en iyi masajı almış olduğunuz duygusuyla tamamlayacaksınız. En iyi olasılıkla, hayatınız büyük bir kolaylıkla olduğundan daha büyük bir hayata dönüşecek.

    Yolunuz ışıktan geçsin,
    mutlu ve sağlıklı kalın.

    Enerji Terapisti &
    Spritüel Farkındalık Uzmanı
    SEDA ŞENGÜL

  • Suriye’deki Yeni Şartlar Türkiye’ye Nasıl Yansıyacak

    Suriye’deki Yeni Şartlar Türkiye’ye Nasıl Yansıyacak

    ABD gemileri Akdeniz’e doğru ilerliyor, Rus donanması da Suriye kıyılarında!.. İngiliz savaş uçakları Kıbrıs’taki Ağrotur üssüne ulaştı… Rusya-ABD-Suriye üçgeninde dünyanın başı döndü! Trump’ın tweetleri ve ruh hali ise fırtınalı. Suriye’de yeni şartlar oluştu. Şimdi Trump ne yapacak? Herkesin odaklandığı soru bu? Twitlerinden ve düşünce dünyasından yola çıkarak Rejime nasıl bir ceza kesebileceğini düşünüyoruz. Kısaca söyleyeyim. Trump’ın ne dediğinin ve ne istediğinin pek bir önemi yok.Trump şartlara uygun hareket edecek. O şartlar da şunu söylüyor. Trump birini vuracak ama o adres Rusya değil. Nedeni basit. Nükleer güce sahip olan Rusya’yı vurmak akıl kârı değil. Ancak Rusya da tedirgin. Bu yüzden ordu teyakkuzda. Bence Amerika Birleşik Devletleri, doğrudan Rus ordusunu hedef almayacaktır. Suriye’deki vekillerini vuracaktır. Bunun için ara formüller ve farklı yöntemler var. . Ancak bu yapılan eylem murat edilen sonuçları üretmeyecektir. Suriye savaşı çözülmeyecek sadece yeni bir evreye girecektir.. Ancak bu yapılan eylem istenilen sonuçları doğurmayacaktır. Suriye savaşı çözülmeyecek sadece yeni bir evreye girecektir.. Uzun zamandır süren yıpratma savaşına Amerika daha doğrudan katılmak zorunda kalabilir. Zaten vekiller üzerinden yürütülen savaş, varabileceği noktaya vardı. Şimdi daha da sertleşebilir. Ama ne Rusya Amerika’yı ne de Amerika Rusya’yı doğrudan vurur.. Önemli olan kısmı bu yeni şartların Türkiye’ye nasıl yansıyacağıdır. Şayet Amerika Rusya’yı doğrudan vurmayıp vekalet savaşına hız verecekse bu Suriye’deki iç savaş durumunun uzayacağı anlamına gelir. Yani savaşın kısa vadede bitmeyeceği fikrine taraflar kendilerini daha fazla hazır edeceklerdir. Bu anlamda Türkiye’nin de kendisini buna göre hazırlaması gerekecek. Anlık çözüm mantığıyla değil uzun vadeli bir stratejiyle hareket etmek önem arz edecek. Bir taraf kısa sürede kazanmayacak.. Bu arada bir konuya da değinmeden geçemem : İngiliz hükümeti, Suriye rejimine cevap verilmesine onay verdi. Bunun için Paris ve Washington ile işbirliği yapılacak. Londra, Paris ve Washington. Hepsi de saldırıda ısrarcı… Acaba bu kararda bu 3 merkezin son bir ay içerisinde Suudi veliaht Bin Selman ile arka arkaya görüşmeleri ve imzaladıkları milyarlarca dolarlık anlaşmaların payı var mıdır? Cevabını siz verin… P. S Bazı dostlarımız söyler ki Suriyede savaş yoktur pazar hakimiyeti vardır ! Bölgenin karışması doların ateşini yükseltir , buda abd ekonomisine katkıda bulunur , rusyanin özellikle askeri operasyonu engellemsinin sebebi budur Doğuya hakim olan kaynaklara hakim olur ,kaynağa hakim olan Dünyaya hakim olur.

  • Penis’e Üfürük ve Şeyh Eşref’ten Fethullah Gülen’e Sahte Mehdi İsyanları…

    Penis’e Üfürük ve Şeyh Eşref’ten Fethullah Gülen’e Sahte Mehdi İsyanları…

    Ülkemizde, bir süredir din adına garip şeyler oluyor, ilginç olaylar yaşanıyor. Gün geçmiyor ki; abuk bir fikir ortaya atılmasın. Bu tür gelişmeler MHP lideri Devlet Bahçeli’yi bile çileden çıkardı sonunda. Bahçeli bu konudaki isyanını geçenlerde partisinin grup toplantısında “Bu ülkede ne ara bu kadar sapık türedi!” şeklinde dile getirdi.

    Dün bazı medya organlarında yer alan habere göre; ulemadan birisi yazmış olduğu bir kitapta; erkek cinsel organına okunup üflenecek bazı Kur’an ayetleriyle iktidarsızlık sorunu yaşayan kişinin bu sıkıntıdan kurtulacağını ve bu kişinin cinsel yönden çok güçlü olacağından ölünceye kadar hiçbir itirazla karşılaşmayacağını söylüyormuş! Dediğine göre; kişi kendi cinsel organına okuyup üfleyebileceği gibi; aynı işi başkasının cinsel organına da okuyup üfleyebilirmiş! Hatta ayet numarası bile veriliyormuş kitapta; Bakara Suresi’nin 260. ayeti ile Adiyat Suresi!

    “Kişinin, bahse konu Kur’an ayetlerini başkasının cinsel organına da okuyabileceğinden maksat nedir” diye merak edenler olabilir. Bu olsa olsa muskacılık, büyücülük, sihir gibi işlerle uğraşanların yapacağı şeyler olmalıdır. Anlaşılan bizim bazı tarikat şeyhleri, müritlerini sadece bademlemekle kalmıyorlar, okuyup üfleyerek onların bademlerine can suyu da veriyorlar! Dr. Haydar Dümen televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde boşuna nefes tüketiyor yıllardır! Şeyhler sorunu kökünden halletmişler çünkü!

    Bu sözlerim, vaktiyle cinsel yönden abaza bir hayat yaşadıktan sonra yaşı ilerlediği için iktidarsızlık sorunu yaşayanlaradır; Haydar Dümen gibi doktorlara şunca para verip cinsel tavsiyeler alacağınıza, cerahlara onca para ödeyip penil protez (mutluluk çubuğu) taktıracağınıza veya utana sıkıla gidip eczaneden viagra talep edeceğinize, kapılanın bir tarikat şeyhine, hem bademlenin, hem bademletin efendiler! Nasıl olsa üfürük bedava!

    Peki kitapta geçen “bu adam cinsel yönden çok güçlü olacağından ölünceye kadar hiçbir itirazla karşılaşmaz” sözünü nasıl yorumlamak gerekir? Aslında son derece açık cümle. Yani böyle bir erkek, kendisine cinsel partner (karşı cins) bulmakta hiçbir sorun yaşamaz demek istiyor!

    Bu görüşe göre demek oluyor ki; kadınlar için erkekleri çekici kılan yegane sebep, onların cinsel güçleridir! Kadını aşağılayan ve onlara hakaret eden bir yaklaşım olduğu ortada bu görüşün!

    Bakara Suresi’nin 260. ayetinin penise okunduğunda cinsel sorunların ortadan kalkacağını söyleyen kişinin, vaktiyle “Bu Bakara iyi makara” diyen bir siyasi şahsiyeti, “Herifin biri çıktı şimdi de Bakara makara demiş. Kur’anımızla alay ediyorlar, dinimizle alay ediyorlar. Bakara’ya makara diyor takara diyor. Öbürü de oradan salla bir ayet diyor, Bakara’da çok ayet var diyor, 5’te 6’da salla diyor, ben çakıyorum diyor. Ne adamlara kaldık, ne belalara kaldık, ne işlere kaldık. Dinsizi donsuzu girmiş aramıza, Müslümanlardan faydalanmak için. Biz Müslümanlar neden uyanık olmuyoruz…” şeklinde tenkit eden kişi olması, kaderin bir cilvesi, Allah’ın bir takdiri olsa gerekir. Sanki kendisi Allah’ın ayetlerini apış arasına indirgemekle Bakara’yı makara ve takara pozisyonuna düşürmüyor! Anlaşılıyor ki; bu tip insanlar, Allah’ın ayetlerini sadece kendileri oyuncak yapma derdinde. Başkalarını tenkit etmeleri, oyun sahalarına başkalarının girmelerini istememelerinden kaynaklanıyor.

    Rabbim başta Büyük Türk Milleti olmak üzere; ümmeti Muhammed’i “Asansör’de Halvet”, “Altı yaşındaki kızlarla evlenilebilir” ve “Penise duâ” gibi absürt çıkışlarla, İslam’a tamamıyla uçkur zaviyesinden baktıklarını açık edenlerin şerrinden muhafaza buyursun. Bu tür absürt, akıl ve din dışı çıkışları şimdilik bir yana bırakıyoruz…

    “FETVALAR SAVAŞI” isimli kitabımızın önsözünde de dediğimiz gibi; 15 Temmuz 2016’yı 16 Temmuz 2016 gününe bağlayan gece yaşanan dinci ve gerici darbe girişimi, bir kere daha gösterdi ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük düşmanı, hâlâ dinci ve gerici siyasi akımlardır. Bu tehlikenin büyüklüğü, sinsi hareket etmesinden ve kolayca gizlenme imkanı bulmasından ileri gelmektedir. Çünkü bu akımlar, Türk Milleti’nin dini duygularının güçlü olmasından hareketle, gerçek maksatlarını din kisvesi altında kolayca gizleyebilmektedirler.

    15 Temmuz hadisesinin müsebbiplerinin, Fethullah Gülen’in fikirleri etrafında kümelenen cemaat olduğu artık kesindir! Her ne kadar İslam’ın terörle yan yana getirilmemesi gibi bazı indî (sübjektif) kaygılarla, özellikle 2013 yılının sonundan itibaren Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak isimlendirilmek suretiyle dini kimlikten soyutlanmaya çalışılsa da Gülen Cemaati’nin, 1960’lı yıllardan beri, fikri temelini Said-i Kürdî’nin düşüncelerinin oluşturduğu, dini yönü ağır basan bir yapılanma olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu cemaatin, kutsal din duygularını istismar ederek ve konusunda iyi yetiştirilmiş ikna gücü yüksek elemanları vasıtasıyla insanları adeta haraca bağlayan biçimde ve “himmet” adı altında yardım topladığını herkes biliyor bu ülkede. Elbette biz de biliyoruz.

    Öte yandan 15 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinden itibaren sahneye konulan oyun, sadece bir darbe girişimi değil, düpedüz başını ABD’nin çektiği dış güçlerin, gericileri kullanarak yaptıkları ülkeyi bölüp parçalama, laik ve demokratik cumhuriyeti yıkma girişimi olarak tarihteki yerini çoktan almış bulunmaktadır. Darbe girişiminden sonra Amerikan Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel ve Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper örneğinde olduğu gibi; ABD’li bazı yetkililerin, darbeci subaylar hakkında “müttefiklerimiz” ve “muhataplarımız” tabirini kullanarak yapmış oldukları açıklamalar, bunu açıkça göstermektedir.

    Dolayısıyla; bu ülke için en büyük yakın tehditlerden birisi hâlâ irticai faaliyetlerdir. Bu bakımdan 2010 yılında irticaı yakın tehdit olmaktan çıkaran devlet aklının bir kere daha düşünmesinde fayda vardır.

    Şeyh Eşref’ten Fethullah Gülen’e Sahte Mehdi İsyanları

    Mehdilik, Halifelik, Kutb’ul Aktaplık, Peygamberlik, hatta Tanrılık iddiasında bulunan tek kişi Fethullah Gülen değildir. Gavsları, Allah dostlarını, evliyaları, erenleri ve şeyhleri ise saymaya bile gerek yok. Her taraf onlarla yıkılıyor zaten. Hele hele son bir asırdır Anadolu toprakları, sanki Şeddad’ın ve Müseylemetül Kezzab’ın ülkesi Yemen gibidir. Sağa dön Gavs’ul Âzâm, sola dön Allah Dostu bu ülkede. Henüz Allah olduğunu iddia eden olmadı ama Hasan Mezarcı’dan, İskender Ali Mihr’e varıncaya kadar pek çok kişinin, peygamberlik iddiasında bulundukları bilinmektedir. Gerçi bazı kişileri Allah ile kıyaslayanlar da yok değil bu ülkede. Yaşar Nuri Öztürk gibi aklı önceleyen ilahiyatçılar bir şekilde sahneden çekilence, meydan büsbütün bunlara kalmış bulunmaktadır.

    Fethullah Gülen ise biraz daha farklı. O, kendisini, Allah ile Peygamberler arasında bir yere konumlandırmış. Diyanet’in hazırlamış olduğu FETÖ raporunda bulunan ifadelerinden bu anlaşılıyor çünkü.

    Aşağıda okuyacağınız üzere; bundan 98 yıl önce yaşanan Şeyh Eşref ve Hart İsyanı, tam da 15 Temmuz 2016’da silahlı çatışmaya evrilen FETÖ hadisesine benzemektedir. Hart İsyanı’nı çıkaran meczup Şeyh Eşref ile Fethullah Gülen arasında da tam bir benzerlik vardır. Çünkü ikisi de Peygamber ve yarı tanrı olduklarını iddia ediyorlar. Daha doğrusu her ikisinin de ileri sürdükleri iddialarından böyle bir anlam çıkıyor.

    Zira içinde bulunduklarını söyledikleri hal veya başarabildiklerine dair iddialar, ancak insanüstü bir gücün yerine getirebileceği veya başarabileceği zorluktaki şeylerdir. Mesela Fethullah Gülen, gaybı bildiği iddiasındadır. Oysa Allah, böyle bir yeteneği peygamberlerine bile vermemiştir. Yüce kitabımız Kur’an’da bu durum açık açık yazar. Gaibi bilme yeteneği sadece Allah’a ait bir yetenektir Kur’an’a göre.(1)

    Gelelim hadiseye: Hadise Bayburt’a bağlı Hart köyünde geçmiştir. Şimdi Aydıntepe ismiyle Bayburt iline bağlı bir ilçe olan Hart, o tarihlerde küçük bir yerleşim yeridir anlayacağınız. Erzurum ve Bayburt’un komşu vilayet olmaları, Şeyh Eşref ile Fethullah Gülen benzerliğine katkı yapacak etmenlerden kabul edilmelidir! Demek ki; o coğrafyanın havası, suyu ve iklimi, insanlarda Mehdi ve Peygamber olma konusunda böyle bir gazlama yapıyor! Araya Erzurumlu Cemalettin Kaplan’ı da sıkıştırırsak, neredeyse ben bile inanırım bu teoriye!

    Erzurum’da konuşlu 15. Kolordu’nun komutanı sıfatıyla Hart İsyanı’nı bastıran adam olarak hadisenin yakın tanığı olan General Kâzım Karabekir anlatıyor:

    “Bayburt’un Hart köyünde Şeyh Eşref adıyla çılgın bir mutaassıp zuhur eder ve etrafında bir takım aveneler toplar ve onlara peygamber olduğunu söyler. Üzerine gönderilen küçük çaplı askeri birliklere baskın yaparak silahlarını alır, subayları hapis ve erleri terhis eder. Yerel yöneticilerin ihmali yüzünden Şeyh Eşref gittikçe güçlenir ve oldukça geniş bir coğrafyada etkili olmaya başlar. ‘Hükümet dinsizdir ve subayları şer’i şerife riayetsizdir’ diyerek hükümet adına hareket edenlerin taleplerine olumsuz yanıtlar verir. Peygamberin ruhunun kendisine geçtiğini iddia eden Şeyh Eşref etrafına sahabe-i kiram ve mücahitler adıyla topladığı mutaassıp grubuyla Bayburt’tan başlayıp Of ve Sürmene sahillerine kadar olan coğrafyada etkinlik oluşturur. Halkı da kendisine kurşun işlemediğine ve sakalını anında renkten renge dönüştürmek suretiyle keramet gösterdiğine inandırır.

    Şeyh Eşref, Kâzım Karabekir tarafından kendisini oyalamak üzere Erzurum’dan gönderilen Kadı Hurşit Efendi’nin sakalını tutarak, sakalının bir tutamdan kısa olduğundan bahisle Kadı Efendi’yi kafirlikle suçlar, sakalsız subaylara da hakaretler yağdırır. Kâzım Karabekir ise askeri tedbir olarak Erzurum’dan bir, Gümüşhane’den bir, Narman hududundan iki tabur, sahilden bir tabur, Erzincan’dan iki süvari bölüğü, Erzurum’dan 10.5’luk iki obüs topu ve bir dağ bataryasını yola çıkartır. Bu askeri birlik 24 Aralık 1919 günü Şeyh Eşref’in köyü olan Hart’ı kuşatır ve köyü tahkim eden yobaz taifesi ile kanlı bir çarpışma başlar. Ancak 10’luk obüslerin ilk mermisiyle Şeyh Eşref’in bir bacağı kalçasından kopup adamlarından birisinin başına çarpınca şeyhin kerameti de, gücü de biter! Çünkü şeyhleri ölür ölmez adamları topluca teslim olur. Yobaz taifesiyle yapılan bu çarpışmada, 18 er şehit olur, üç subay ve 43 er de yaralanır.”(2)

    Yani bu yobaz taifesi, ancak bu şekilde bertaraf edilebilmiştir. Nasıl, 15 Temmuz 2016 günü yaşanan hadise ile bir benzerliği yok mu sizce de bu Hart İsyanı’nın? Tek farkı, Şeyh Eşref, Fethullah Gülen’den çok daha cesur, belki de çaresiz olduğu için adamlarıyla birlikte çatışma sırasında gövdesine isabet eden bir top mermisiyle parçalanarak ölüyor. Bunun gerçek sebebi belki de o günkü iktidarın, daha doğrusu Milli Mücadeleyi başlatanların, irticaa karşı olan tavizsiz tavırlarıdır.

    Gülen ise, korkak ve aynı zamanda hain olduğu, bu sebeple de örgütünü uzaktan kumanda ile yönettiği için, sıcak çatışma ortamından uzak bir şekilde ve ABD’nin sıcak kucağında gününü gün ediyor. Olan ise kandırdığı insanlara oluyor. Özetle; rahmete kavuşan Gülen ve bir avuç yakın adamı, zahmete katlananlar ise FETÖ piramidinin tabanında yer alan kandırılmış garip gureba yığınlar. Allah akıl fikir versin bu insanlara…

    Atatürk, Nutuk’ta bu konuya değinerek Şeyh Eşref’ten yalancı peygamber olarak bahsetmekte ve Şiilik propagandası yaptığını söylediği bu adamın bulunduğu Hart karyesinden civar köylere “Sahib-i Şeriat” ve “Mehdî-i Muntazar”, yani “Beklenen Mehdi” imzalarıyla bir takım bildiriler göndermek suretiyle halkı kandırarak kendisine taraftar topladığını, üzerine gönderilen 50 kişilik askeri birlikteki bazı askerleri şehit edip, bazılarını esir aldığını, nihayetinde Yarbay Halit Bey sevk ve idaresindeki askeri birlikler tarafından bertaraf edildiğini söylemektedir.(3)

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de tıpkı Atatürk’ün Şeyh Eşref için kullandığı tabiri kullanarak Gülen Hareketi için “Sahte Mehdi Hareketi” tabirini kullanmıştır, 04.08.2016 günü.(4) Gülen Hareketini “Sahte Mehdi Hareketi” olarak nitelendiren Sayın Görmez, keşke binlerce FETÖCÜ’nün yönetmiş olduğu kurumda üstlenmelerine göz yummasaydı yıllarca. Keşke bu hareketin fikri temelini atan kişinin kitaplarını Diyanet yayını olarak yayınlatmasaydı, keşke medreselerin legal hale getirilmesini talep etmeseydi ve keşke Mele Projesi’ni uygulamaya sokmasaydı…

    13.04.2018/Ömer Sağlam
    ________________
    1-Bkz. En’am/9, Neml/65, Şûra/51.
    2-Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbi’nin Esasları, Timaş Yayınları, İstanbul, 1990, s. 182-185.
    Kâzım Karabekir’in Şeyh Eşref hakkında anlattıkları, 15 Temmuz Darbe girişiminin emrini verdiği söylenen FETÖ lideri hakkında anlatılanlara ne kadar da çok benziyor. Basında onun da tıpkı Şeyh Eşref gibi, peygamberle direk ilişki kurduğuna ve kendisiyle görüş alışverişinde bulunduğuna, hatta “Kutbul Aktap” sıfatıyla bazen direk Allah ile ilişki kurup Allah’tan emir aldığına dair pek çok yazı yazılmış ve söz söylenmiştir. Bu konudaki açıklamalardan birisi de uzun süre cemaatin içinde kalan gazeteci Latif Erdoğan’a aittir. Latif Erdoğan’a göre Fethullah Gülen kendisine; “Allah ile konuştum. Allah bana ‘Kainatı Hz. Muhammed(SAV) için yarattım, senin için de devam ettiriyorum’ dedi” demiş(Bkz. .
    3- Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, ATAM Yayını, Yay.Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ankara, 2011, s. 236-237.
    4-

  • Dikkatli ve uyanık olma zamanı…

    Dikkatli ve uyanık olma zamanı…

    Bölgemizde savaş rüzgârları esiyor. İki süper güç karşı karşıya ve neredeyse savaş koptu kopacak. Bu satırlar yazılırken savaş tamtamları çalıyordu. Akdeniz’de savaş gemileri kaynamaya başlamıştı. Tehditler ard arda uçmaya başladı ve savaş naraları piyasaları da vurmaya başladı.

    Kafalardaki soru:
    Duma’da yaşanan kimyasal saldırıyı fırsata çevirmeye çalışan, ABD, İngiltere, Fransa Suudi Arabistan ile Ürdün, acaba 11 Ocak 2018 tarihinde yaptıkları gizli toplantıda alınan kararları hayata geçirmek için harekete mi geçti? Hedeflerinde Astana üçlüsü mü var?

    Geçmişe bir bakalım:
    11 Ocak 2018 tarihinde ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan ve Ürdün arasında gerçekleşen gizli toplantıda Ortadoğu ve Suriye’nin kaderini değiştirmeyi hedefleyen kararların alındığında artık sürecin birçok ülkeler için eskisi gibi olmayacağını görülmüşü. Bu ülkeler, Ortadoğu ve Suriye sahasında inisiyatifi ele almayı amaçlayan stratejileri masaya yatırdılar ve hedefleri belirlediler. İttifak’ın hedefinde başta Rusya ve İran var.
    Peki, bu tabloda Türkiye’nin konumu nedir?

    Suriye’de PKK/YPG üzerinden saha genişleten ve enerji koridorlarını ele geçiren ABD’nin, Türkiye’nin karşı hamleyle İdlip, El Bab ve son olarak Afrin’de kontrolü sağlamasıyla tüm planlarının alt-üst olduğunu daha önce yazdığımız bir yazıda dile getirmiştik.
    Türkiye’nin sahada gittikçe inisiyatif almasından rahatsız olan İngiltere ve Fransa’da, Amerika’nın yanında yer alarak Türkiye’nin önüne kesmeyi amaçlıyor. Hedeflerinde Astana mütabakatı’nı işlevsiz kılıp Türkiye’nin Rusya ve İran’la yaptığı taktiksel işbirliğini sabote etmek var. Bu stratejileri için elverişli bir bahaneye ihtiyaç duyan ittifak, aradıklarını Duma’da bulmuş oldular.

    Bunun anlamı şudur:
    Amerika ve müttefikleri bir bahane arıyorlardı, şimdi bunu ele geçirmiş oldular.
    Çünkü Duma’da yaşanan kimyasal saldırının nasıl ve kimler tarafından yapıldığı henüz netleşmedi. BU konuda çok çelişkili açıklamalar var. Herkes birbirini suçluyor. Bu konunun netleşmesi ve yapanların ortaya çıkarılması gerekiyor.

    Türkiye’de de hedefte olabilir mi?
    Yaşanmakta olan bu ortamda gelişmelerin sadece İran ve Rusya ekseninde ilerlemeyeceği, Türkiye’nin de hedef tahtasında olacağını da görmek gerekiyor.
    Afrin operasyonu ile terör koridoru tezgâhını bozan ve ABD’nin PKK/YPG üzerinden işletmek isteği enerji stratejisine sekte vuran Türkiye, sadece Pentagon’un değil, Avrupa’nın da canını hayli sıkmaya başladı. AB’den son günlerde gelen açıklamalar da bunu ortaya koyuyor.

    Bu noktada Türkiye, Suriye sahasında aldığı taktiksel pozisyonunda ısrarcı olursa, Ambargo ve benzeri yaptırımlar Ankara için de uygulanabilir.
    Bize göre dış güçlerin taktiği şöyle:
    Astana süreci sekteye uğratılabilirse, Türkiye bölgede yeniden yalnızlaştırılıp ABD ve müttefiklerinin dayatmalarına mecbur edilecek. Bu karmaşık denklemde Türkiye’nin kurulan tuzaklara karşı uyanık olması gerektiğini görmekteyiz. Sıkıntılı ve çok zor bir dönemeçten geçmekteyiz.

    Rusya-ABD geriliminde bir NATO üyesi olarak Türkiye, yürüttüğü denge politikasında akılcı ve doğru bir yol izlemesi artık kaçınılmazdır.
    Ancak Ankara, sahada elde ettiği kazanımları kaybetmemek için Rusya ve İran ile başlayan işbirliği sürecine çıkarlarına uygun olacak şekilde sadık kalması da söz konusu. Bu da NATO ülkesi olan Türkiye’nin iki blok arasında sıkışıp kalması anlamına geliyor ki bunun sonuçlarının da iyi hesap edilmesi gerekiyor.

    Bölgedeki karışıklı, savaş ortamı Türkiye’yi her açıdan vurabilir.
    Ekonomimiz ve turizmimiz bundan önemli ölçüde etkilenir.
    Sınır boylarımızdaki terör örgütleri ile yaşanan sıkıntılar yeniden eski konumuna dönebilir.
    Müttefik olarak gördüğümüz ülkeler ile aramızda daha da derin çukurlar açılabilir. Amerika ve Batı ile olan ilişkilerimiz her açıdan zarar görür.
    Özetle, nereden bakılacak olursa olsun, çıkabilecek savaşın ne kadar dışında kalırsak kalalım, böyle bir ortamda her konuda derinden etkilenebileceğimizi gözlerden uzak tutmamalıyız.

    Onun için yazımızın başlığına aldığımız “Dikkatli ve uyanık olma zamanı” nı bu nedenle önemsiyoruz.

  • ABD-RUSYA SAVAŞ TİYATROSU

    ABD-RUSYA SAVAŞ TİYATROSU

    Önce bir gülelim..😃😃😃

    Bu tiyatroyu yemeyen “tana” kalmadı..Bizde yedik tabii ki..

    Korkmaya gerek yok SAVAŞ-MAVAŞ olmayacak..

    Ahirete gitmeyeceksiniz..
    Zebanilerle buluşmaya daha hazır değilsiniz..
    Camiler full çakıyor “Kıyamet alametleri baş gösterdi” diye..
    Zengin çapulcular evlere yardım yağdırıyor..
    Gece yarıları bakıyorum çoğu evlerin lambaları yanıyor, meğerse ibadete kalmışlar..
    İmamlar hutbede, haklı olmanın gururunu yaşayarak fetva veriyorlar..
    İsa suriye ye inmişmiş. Oradaki askerleri geri diriltecekmiş.
    Mehti, en güvenli bölge olan kâbe’de şimdilik melekler tarafından korunuyormuş, savaş dersleri alıyormuş..
    Ekvatorda filler en yüksek dağlara göç etmeye başlamışlar bile..
    Gökyüzü karalara bürünmüşmüş..
    Velhasıl kıyamet moduna girmiş bulunmaktayız.
    Bir daha gülelim lütfen 😄😄..

    Geçelim şimdi diğer tarafa, TRUMPA..

    Birincisi ABD Yavaş yavaş TÜRKiYELEŞMEYE Doğru hızla ilerliyor..
    Başında bir manyak ve hatta elbiseleri ile manyak bir ruh hastası var.

    Twit manyağı, hayalperest, beyin vidaları gevşemiş, ne yaptığını bilmeyen bir manyak tarafından yönetilmeye çalışılıyor..
    Halk rahatsız ama buna oy veren “”tana’lar””bunu bir şekilde ayakta tutmaya çalışıyor..

    Bu arada bu hasta adam ve etrafındaki üst düzey bazı kurmayları ile birlikte onlarda pentagondan rahatsız..

    Biz MODEL, bazı üst düzey komutanlar emirlere itaat etmiyor, bunu adam yerine koymuyor, dinlemiyor ve kendi kararlarını kendi başına uygulamaya koyabiliyorlar..
    Bu FETÖ’CÜ Komutanlar, şimdilik orduya hakimler..

    Ha ne olacak ?

    TÜRK MODELi Bir plan devreye girecek..
    Bu TÜRK MODELİ Planı bilenler ABD’nin bundan sonraki durumunu ve ne olacağı hakkında daha iyi fikir yürütebilirler..

    GEÇELİM SAVAŞ MODUNA..

    ABD Neden küresel süper bir güç ?
    Yapamadığı tek şey insan ve diğer canlı varlıklardır..
    Ve en sivri ZEKALI insanlarda orada ve Amerikan devletinin himayesi altındadırlar..
    Amerika bu kadar büyük bir küresel güç iken, 3 adet ciddi ama masraflı planı devreye sokup ortadoğu da azıcık kaybettiği prestijini ve birkaç mevziyi geri alıp, tekrar hakimiyetine devam etme peşinde olmasın mı..??
    Evet; Durum aynen de bu..
    Para var, güç var, kariyer var..
    Ekonomik açıdan dünya ya şekil verirken, RUSYA’YA Şekil vermesi hiçte zor değildi..
    Sadece biraz masraflı olurdu yine hepsi bu..
    Hatta RUSYA ile birlikte, DÜNYA YA Bir mesaj verdi””EN BÜYÜK BENİM””diye..
    İşte bu savaş çığırtkanlığının tüm sebebleri bu anlatmaya çalıştığım üç dört cümle..

    Ama şunu da unutmayalım..

    Rusya da elbetteki askeri güç açısından ABD ile eşdeğerde büyük bir güçtür..
    Fakat ekonomik açıdan zayıf..
    Ki bu yüzden ABD Gibi küresel bir güç olmayı beceremediler..

    AMERİKA BÖYLE BiR GÜÇ GÖSTERiSi iLE, RUSYA’nın bundan sonra ekonomik tüm harcamalarını askeri alanda kullanması yönünde bir korku paronayaklığı yaratmaya çalışıp, ülkeyi ve halkını bir nevi ihmal etmeye zorlamak, sefil bırakmak ve iç politikaları değiştirmeye yönelik bir kitle yaratmaktır amaçları..
    Yani, yine kendine muhtaç etme tiyatrosudur..
    Milyon dolar anlaşmaları olan Rus ve Amerikan iş adamlarını riske edip, böyle birşeye kalkışmaları mümkün bile değildir..
    Evet, her iki ülke askeri alanlarda büyük güçler ve nükleer depoları..
    Ama böyle bir hata, zaten Dünyanın paramparça ve kendilerinin de sonu olur .. Bunu iyi biliyorlar..
    Bunları kullanmaya da biraz G..T ister..

    Haa bu TRUMP Gibi dengesizler yapar’mı yapar..
    Ama onunda şu anda sorunları var.. Çünķü AMERiKAN FETÖ’CÜLERi Takmıyor..
    TRUMP bunlardan ciddi bir şekilde rahatsız..

    İste tüm SAVAŞ Tiyatrosu ile ilgili kısa özetler bunlar..

    Siz takmayın RAHAT OLUN, Survivoru seyretmeye devam edin keyfinize bakın..

    Ben o kadar rahatım ki, twitter de Yıldız Tilbe’ye soruyorum bu olay, bu savaş durumu ne olur diye !! 😁😁

    Çünkü biliyorsunuz ki sanatçılarımızın fikirleri ÇOK önemliymiş..
    Bende YILDIZ TİLBE Yi Seçtim.
    Hiç olmazsa KADIN gariban, saf bir sanatçımız..
    Belki ona ALLAH doğruyu Söyletir..

    Saygı ve sevgilerimle

    Mehti SARAÇ..
    [email protected]

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12 Nisan 2018 )

    1. İspanya parlamentosu Ermeni ‘soykırım’ tasarısını reddetti… (İ)
    İspanya parlamentosunun Perşembe günü Dışişleri Komisyonu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir tasarıyı reddetti.
    Tasarı, dokuz çekimserle 17 – 9 oyla reddedildi. İktidardaki Halk Partisi tarafından 17 (3’ü hariç) “hayır” oyu verildi…Ermeni “soykırım” iddialarının tanınması önerisi 2016 yılında solcu Katalonya ERC partisi tarafından sunulmuştu. (Not ; İspanya’ nın özerk bölgeleri olan Bask ve Katalonya sözde soykırımı tanımışlardır. Diğer taraftan, mesajlarımızda yer verdiğimiz bazı İspanya şehirleri de sözde soykırımı kabul etmişlerdir. Bu şehirleri belirleyip şehir meclislerine protesto göndermeliyiz. Bu konu için, ben, şehirleri belirlerim, yine gönüllü bir üyemiz İspanya Senatosunun bu kararı çerçvesinde, esasen BM Soykırım Sözleşmesi ile birlikte Grup adına bir protesto mektubu hazırlar, koordinasyonunu yapar, yayıma hazır hale getirirse ben yine devreye girer adres teminine çalışırım…, o. tan)

    2. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü Parlamenter Asamblesi (CSTO PA) Konseyinin oturumu, Perşembe günü Rusya’nın St. Petersburg Ulusal Parlamentosu Başkanı Ara Babloyan’ın katılımıyla başladı. Ermenistan CSTO PA Konseyi ve Meclisi’nin bir sonraki genel oturumlarına ev sahipliği yapacak. (İ)

    3. Ermenistan Cumhuriyeti İktidar Partisi (RPA) Yönetim Kurulu, Ermenistan’ın gelecekteki başbakanı adaylığını tartıştı ve yönetim kurulu üyeleri, başbakanlık görevine aday gösterilmek üzere Ermenistan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın adaylığını oy birliği ile onayladılar.

    4. ABD Kongresi, 24 Nisan’da Ermeni <sözde>Soykırımını Doğru Anmak İçin Trump’a çağrıda bulundu. (Not : Bu girişimde başı yine Türk düşmanı kongre üyeleri Frank Pallone, Jackie Speier, David Trott, David Valadao, Gus Bilirakis ve Adam Schif çekiyor. (İ)
    (Not ; ABD’ deki soydaşlarımız bunları ve benzerleriini belirleyip ANCA’ nın tersine seçimlerde bu kişilere oy verilmemesi propagandası yapmalıdırlar.…,o.tan)

    5. Meclis 2 milyon Dolar tutarındaki yeni Kredi Anlaşmasını onayladı (T)
    Ermenistan Millet Meclisi 12 Nisan’da 62 Kabul ve 32 Red oyuyla ʺErmenistan Cumhuriyeti ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) arasında ‘Sulama Sisteminin İyileştirilmesi Projesi için Ek Finansman’ Kredi Anlaşmasının onaylanmasına ilişkin kanun tasarısıʺ nı onayladı. (T)

    6. Ermenistan’ın 4 üncü Cumhurbaşkanı seçilen Armen Sarkisyan maaşını hayır işlerine yönlendirecek ve Erivan’daki kendi konutunda yaşayacak. (T)
    (Not: Dostumuz olmasa da Sarkisyan’ ın bu ulvi davranışını kutlar, bazılarına da örnek olmasını dileriz. Ermenistan’da cumhurbaşkanı maaşı 2.700 ABD Doları…,o.tan)

    7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca HDP’li 8 milletvekili hakkında, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, devletin askerini veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davranmak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından aralarında Garo Paylan’ın da olduğu HDP’li sekiz milletvekilli hakkında fezleke fezleke hazırlandı. (T)
    (Not : Bu habere Ermeni Radyosu’ na aşağıda verdiğim yorum yayımlandı. Bu sitede de yayımlamayı bir kere daha deneyeceğim…,o.tan)

    8. ABD Ermeni toplumunun 4 üyesi, ülkenin gelişimindeki katkıları için, her yıl Amerika’daki etnik azınlıkların temsilcilerine verilen “Ellis Island Onur Madalyası”na layık görüldü. (T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/12/ABD-Ermeni-Ellis-İsland-Onur-Madalyası/127106

    9. Türkler Cenevre’deki Soykırım Anıtı’nın peşini bırakmıyorlar (T)
    Vatan Partisi Avrupa yöneticileri, İsviçre’nin Cenevre kentinde 13 Nisan 2018’de Trumpley Park’ta açılacak Ermeni <sözde> Soykırımı anıtını protesto etti. (Not : Protestoya katılanların elinde “Hepimiz Perinçek’ iz” pankartları var…, o.tan)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/04/12/Türk-Cenevre-Soykırım-Anıt/127087

    10. Tüm Ermeni mimarlar konferansı Karabağ’ da düzenlenecek. (İ)

    11. Ankara Savcılığı, Ermeni milletvekili dokunulmazlığını engellemeyi hedefliyor. (İ)
    YAYIMLANAN YORUMUM :
    “Orhan Tan • Peoples’ Democratic Party (HDP) members inlcuding Garo Paylan had sworn to work for the national interest of Turkish Republic. But unfortunately, they do not obey their swear…”

    12. Kayseri’deki Ermeniler Konuşuyor: Hrant Dink Vakfı, “Sessizlik Sesleri” serisinin beşinci kitabını İsveç ve Hollanda Başkonsolosluklarının desteğiyle yayınmadı. (İ)

    13. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), Ortadoğu’daki Dini Azınlıklara İlişkin Kongre Komitesi Eş Başkanı ile bağlarını güçlendirdi. (İ)

    14. Orange County Denetleme Kurulu, Ermeni <sözde> Soykırımı’nı anıyor. (İ)

    15. Ermenistan, zaman çizelgesine göre Frankofon zirvesine hazırlanıyor. (İ)

    16. Ermeni Hükümet, Ulus – Ordu kavramını gerçekleştirmenin son derece önemli 4 üncü adımını uyguladı. (İ)

    17. Ermenistan askeri heyeti, General Movses Hakobyan başkanlığında CSTO askeri komitesinin oturumuna katılıyor. (İ)

    18. Rusya’ya karşı yaptırımlar kısa vadede Ermenistan’a tehdit oluşturmuyor. (İ)

    19. Boston’ da 20 Nisan’ daki sözde soykırım anma töreni Massachusetts Devlet Evi’ nde yapılacak ve Bedrosyan, Muradian ve Janbazian da Dahil Çeşitli Konuşmacılar katılacak. (İ)

    20. Türkmenler Birliği Başkanı Perşembe günü yaptığı açıklamada, Irak’ın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ‘ni ülkeden ihraç etmesinin kolay olmayacağını söyledi. (İ)

    21. Özgürlük Evi Raporu Ermenistan’ı “Yarı Otoriter Rejim” olarak sınıflandırıyor. (İ)
    (Not; 11 Nisan mesajımızda Ermeni Radyosu’ na atfen verdiğimiz haberi Massispost.com bugün tekrarlıyor. Habere girdiğinizde Türkiye’ nin Özgür Olmayan Ülkeler için kullanılan renk içinde olduğunu göreceksiniz. Bu durumdan ulus olarak kurtulabilmek için çok çalışmalıyız!,…o.tan)

    22. Kemal Bey’i astıranlar! Nisan ayına girdik… Bir 10 Nisan var, bir de 24 Nisan… 24 Nisan’da Türkiye’de “Hepimiz Ermeni’yiz Grubu” Taksim Meydanı’na çıkıp yas tutacak mı? (T)
    http://avim.org.tr/tr/bulten/kemal-bey-ı-astıranlar

    23. Cenevre’deki ‘soykırım anıtı’ mahkemeye taşınıyor. (T)
    http://avim.org.tr/tr/bulten/cenevre-dekı-soykırım-anıtı-mahkemeye-tasınıyor

  • STOP ABD…

    STOP ABD…

    Amerika ABD bunu hep yapıyor ” Bizler onlara kısaca Amerika ve vatandaşlarına Amerikalı deriz ” önce Irak’ı işgal ettiğinde aynı yalanı kitle imha silahı kullandı diyerek Irak’a yapmadığını bırakmadı ki seneler sonra bir ABD sözcüsü “kitle imha silahı kullandığı doğru değil ” diye itirafta bulunarak ; ben yaptım oldu bitti’ liğe getirildiğini kanıtlamış oldu..

    Şimdi Suriye için aynı yalan sahneye konularak aynı şekilde Suriye fiilen işgal edilmek istenmektedir.Pentagon Askeri vesayeti altında olan ABD siyaseti , bir taraftan yalan bahanesine sığınırken bir taraftan da açık kartla teröre ve teröristlere silah ve mühimmat sağlamakta ,yataklık yapmakta PKK=YPG ye adına ne derseniz deyin eğitim vermekte bir piyon gibi kullanmaya devam etmektedir.İşgal edeceği ülkelere teröristler girsin ki ABD güya terörist avına çıkıp ülkelerine top yekün füzeleririyle asıl askerleri ile topraklarına bağdaş kurabilsin.Ki…o topraklarda petrol var , gaz var , varoğlu var..
    Sömürgeci emperyalist Amerika kaybettiğini daha da kaybedeceğini bile bile vurursa ne olur. Rusya , İran ,Türkiye , Irak , Suriye ve hatta Çin bileşkesinde ya geri dönecektir ya da önce kendi içinde bölünmeyi göze alacaktır. Sebepsiz savaşlardan bıkan ABD Halkı artık durmayacaktır. Eyaletlerinde kopmalar başlayacak yeni yeni devletlerin oluşmasına neden olacaktır.AB Devletlerinin de uzaklaştığı ABD , yalnız başına kalırken Kuzey Kore’den gelebilecek bir hamle bu yıkıma daha büyük sebebiyet verebilecektir.
    Herkesin , her kesimin , her ülkenin , bir bahanesi vardır.
    Artık ABD Pentagon Askeri vesayetinden kurtulmalı siyasetçileri özgür olmanın yolunu bulmalıdır. Eski emlakçı Trump’a en büyük iyilik bu olur.
    ABD Dur…
    Stop ABD…
    Refhan İrtem
  • SU AKAR YOLUNU BULUR

    SU AKAR YOLUNU BULUR

    A​BD ve AB’de siyaset kurumu ağır krizler ve çalkantılar yaşıyor.
    ABD Başkanı Trump​,​ Suriye’ye karşı askeri ​operasyon kararı almak için Ulusal Güvenlik Konseyi ile toplandığı gün,​
    ​FBI Amerikan egemen​leri arasındaki ​krizi ​şiddetlendirecek bir  ​şekilde Trump​’​ın avukatının bürosuna ve evine baskın düzenlemiştir.​..​
    Başkan Trump’ın kişisel politik meselelerle dikkati dağınıktır.
    Tıpkı  Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un gibi gelgitler yaşıyor…

    *
    İngiltere’de Skripal saldırısı, NATO’da Rusya düşmanlarının eline diplomatik ve siyasi bir silah vermiştir.
    Saldırıdan İngiltere ve Avrupa egemen​lerinin Rusya​’​ya karşı savaş histerisini canlandıran kesimleri ile  CIA ile Demokratik Parti etrafında bulunan ve Trump​’​ı bir Rus ajanı olarak itibarsızlaştırmak için onlarla birlikte çalışan​ Amerikalı egemen​ kesimler yararlanıyor.
    ​Saldırı, Avrupa egemenleri​nin ABD​’​den bağımsız bir Avrupa askeri politikası ve Rusya ile daha yakın bağlar için çağrı yapan rakip hizipleri üzerinde çok büyük bir baskı uygulamasına olanak sağl​ıyor…

    *

    Fransa’da çalışanların çalışma saat ve ücretlerinde, işten atılma konusunda, işsizlik sigortasında, emeklilik konusunda, eğitim ve sağlıkta, kazanç ve gelir vergisinde;
    Çalışanlar aleyhinde ve işveren lehinde kısıtlamalar yapılıyor.
    Grev hareketleri büyüyor,  halkların huzursuzluğu  yayılıyor…

    *
    Bunların gölgesinde ” Egemenler Savaşı”, yalnızca Ortadoğu’daki bir dizi jeopolitik gerilemeyi tersine çevirmenin değil,
    Aynı zamanda siyasi muhalefete karşı sıkı önlemler almanın bir aracı olarak görülüyor…

    *

    2003’te ABD ve İngiltere ​bir yalan seline dayanarak kitle imha silahlarının varlığını kanıtlama yönünde bir kampanya planladılar.
    Irak​’​a ​ gönderilen ​silah denetçileri nükleer ya da kimyasal bir silah programına ilişkin hiçbir kanıt bulamad​ı​​.
    Ama Saddam’ı devirme savaşı korkunç bir trajediye yol açtı.
    ​Önce bölge istikrarsızlaştır​ıldı​, sonra Irak​’a saldırıldı ve​ topraklarının büyük bir kısmı işgal ed​ildi.
    ​Kafa kesen​ muhalifler, Yezidi azınlığa karşı soykırım ​yaptılar​ ve dünya çapında​ İslamcı​ terörizmi yayan İslam Devleti grubunun yükselişini sağladı​lar​.

    ​*​
    Halbuki saldırı savaşını başlatmanın suç olduğu fikri, I. Dünya Savaşı’nın ardından 1919’da İtilaf Devletleri ile Almanya arasında imzalanan Versailles Antlaşması’na kadar uzanıyor.
    II. Dünya Savaşı ‘ndan sonra saldırganlık savaşlarını başlatıp sürdürmenin cezalarını ise 1945’te Nürnberg Duruşmaları’nda Uluslararası Askeri Mahkeme vermişti.

    *

    ​Irak’ın işgali de başka bir ülkeye saldırmak ya da saldırmak istemeyen bir ülkeye karşı bir saldırı eylemiydi.​
    ​Aynı zamanda BM Şartı’nın da ihlaliydi.

    * ​
    ​ABD Başkanı George W. ​Bush ve​ İngiltere Başbakanı Tony​ Blair, Irak’ın silahsızlanma anlaşmasını ihlal ettiği iddiasıyla saldırı için Güvenlik Konseyi onayına başvurdu​lar​.
    Ancak Güvenlik Konseyi üyeleri Irak’ta silah ​denetçilerini​n, Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olup olmadığını tespit etmek için çalışmalarına devam etmelerine izin verilmesi gerektiğini savundu​.
    Bununla birlikte  Bush Yönetimi desteklemesini istediği çizgiye katılmayan silah denetçileri ve istihbarat analistlerini istismar etti.
    Bush ve Blair yönetimleri, Saddam’ın sözde insanlığa karşı suçlarını durdurmak için işgal fikirlerinde haklı çıkarıldılar…

    *

    İkisinin de bir saldırganlık savaşı başlatmalarının suçu için yargılanmaları ihtimali yoktu.
    Böyle bir yargılamanın bariz mekanı Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir.
    Oysa Başkan Bill Clinton’ın Uluslararası Ceza Mahkemesini  kuran anlaşmayı imzalamasına rağmen Bush yönetimi bu imzayı geri çekmişti.
    Bugün hâlâ ABD anlaşmaya taraf değildir…

    *
    Ancak bu, Irak’a yönelik saldırının suç niteliğini tartışmanın hiçbir anlamının olmadığı anlamına gelmiyor.
    Irak Savaşı’nın failleri Başkan George W. Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, İngiltere Başbakanı Tony Blair elleri kolları serbesttir,
    Ama işledikleri suçlarla insanlığın vicdanında cezalıdırlar…
    Ayrıca ​Trump göreve başladığından beri uluslararası gerginlikler artıyor.
    ​Suçun cezasız kalmasına rağmen bu durum Irak’ta bir saldırganlık savaşını başlatmanın her zaman bir suç olduğunu hatırlatmak için bir ​fırsat penceresi olduğunu düşündürüyor..

    *

    İşte bu kez Trump, Macron ve May, “Savaşta yasadışı kimyasalların kullanımı hakkındaki dezenformasyonu, uluslararası rekabette kullanışlı bir propaganda aracı” olarak kullanıyor…
    İngiltere,  Salisbury’ta ikili ajan Sergey Skripal ve kızı Yulia’nın, sinir gazı ile zehirlenmesi yalanı,
    Suriye’de Şam’ın hemen kıyısında Doğu Guta’da kimyasal saldırı yalanı;
    Türkiye’nin  bir terör örgütü olan Özgür Suriye Ordusu ile birlikte  Suriye’nin kuzeyindeki ABD’nin terör koridorunu bozması üzerine yer altına çekilen,
    ABD başta olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın kafalarını çıkarmasına yol açmış ve harekete geçirmiştir.

    *
    ​Şimdi ABD ve Rusya​ kullanılan kuvvet düzeyine ve eğer varsa her iki tarafın maruz kaldığı zarara bağlı olarak,
    ​D​aha geniş bir çatışmanın ortaya çıkması riskini taşıyan doğrudan bir askeri çatışmaya doğru ilerliyor​.

    *

    ​Bu noktada Suriye ve Rusya’nın iddia edilen kimyasal silahlar saldırısı ile ilgili suçsuzluk iddiaları kabul edilmiyor.​
    Ama Rusya ve İran’ın himayesinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, onlardan aldığı;
    IŞİD’in yenildiği ve Suriye’deki durumun başka bir evreye geçtiği : Barış Müzakerelerine ülkedeki iç ve dış muhalefetin ve Kürtlerin de katılımının sağlanacağı: Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeninin olmadığı:  Yabancı askerlerin varlığının yalnızca Suriye hükümeti onları davet ettiyse kabul edilebilir bir durum olduğu: Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatifin ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükârda bozamayacağı garantisinden ilerliyor…

    *
    En önemlisi Beşar Esad ve rejimi, savaş meselelerini yargılamak için acele ediyor.
    BM teşkilatı, Suriye İç Savaşı siyasi çözümün hukuki yapısını oluşturmaya yönelik “muhalif-terörist” ayrımını keskin bir şekilde yapmış,
    Tüm taraflarca Suriye’de  işlenen Savaş Suçları’yla ilgili ilk raporunu yayınlamıştır…
    Her tür zulüm, teröristleri gönderen ve finanse eden ülkeler, Suriye’de insani durumu ahlaksız ticarete dönüştürenler belgelenmiştir.
    Bir hukukçu ekip dava dosyalarını hazırlamış, mahkemelerin yargılamak için evrensel yargı yetkisini kullanabileceği,
    Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  Suriye’de yeni bir mahkemeye yetki verilebileceği açıklanmıştır…

    *

    Bu yüzden ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Türkiye Suriye İç Savaşının sorumluluklarından kurtulmak için “Esad gitsin” diyorlar.
    Rusya hükümeti ve pozisyonuna sempati duyanlar ise;
    6 Nisan’da Doğu Guta isyancıları ve Rus hükümeti arasındaki müzakerelerin çözülmesinden sonra,
    Suriye hükümetinin Guta’yı  serbest bırakmaya yönelik saldırısına devam ettiği,
    Rusya’nın Mart’ta  yakın bir yenilgi ile karşı karşıya kalan Guta isyancılarının,
    Suriye hükümetinin altyapısına yönelik büyük bir Amerikan hava saldırısı için şartlar yaratmak için kimyasal saldırıda bulunacağı konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatıyor.

    *
    Rusya “Esad gitsin” konusunda da bir plan teklif ediyor:
    Buna göre Beşir Esad, yedi yıllık savaş boyunca değişen demografik değişiklikleri yansıtacak yeni bir Anayasa’nın hazırlanmasında,
    Demokratik olması için nufusun her kesiminin güvence altına alınmasında,
    Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin yapılması sürecinde anayasal, kanuni ve meşru sorumluluktadır.

    *

    Rusya,  bu durumda nufusun büyük kısmını oluşturan Sünnilerin parlamento çoğunluğunu kazanacakları,
    Ama Esad’ın küçük Alevi kesiminin yönetici bir azınlık olarak ayrıcalıklara sahip olamayacağını,
    Nihayet  Esad’ın Suriye siyasetinde hakimiyetini kaybedeceğini,
    Üstelik savaş sırasında tükenen Suriye Ordusu’nun yerini ülkenin demografik yapısına uygun yeni bir Ulusal Suriye Ordusu’nun alacağını öngörüyor.
    Daha ne olsun?

    *
    Başkan Trump’ın bir an önce dünya halklarına ve ABD ordusuna zarar vermemek üzere;
    Suriye’deki soruşturmayı yürütmek için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nü devreye sokması,
    Askeri gücünü gerekçelendirmesi,
    Güç kullanımına ilişkin risklerin garanti edilip edilmediğini belirlemesi,
    Sonuçta Suriye trajedisine bir son vermek üzere Suriye’nin dünyanın en kötü insan hakları felâketi olduğunu idrak etmesi ve suçluların yargılanmasına kapı aralaması gerekiyor.

    *

    Trump bir şeyi vurmak istiyorsa;  İŞİD bakiyelerini, Ceyş-ul İslam, El Nusra , Özgür Suriye Ordusu gibi terör örgütlerini vurmalıdır…

    13.4. 2018

  • SULTAN GALİYEV

    SULTAN GALİYEV

    SULTAN GALİYEV
    Hüseyin MÜMTAZ

    Gündem iyice kızıştı. Dünya kaynıyor.
    Amerika, Rusya ve son olarak İngiltere kendi sınırlarından binlerce kilometre uzakta, “sınır içindeki vatandaşlarının” zarar görmeyeceği ölümcül bir güç gösterisine benzin dökerken, biz diken üstündeyiz.
    Afganistan, Somali, Katar yahut Ukrayna’da çıkacak bir dünya savaşından biz ne ölçüde etkilenecek olursak; Amerikalılar, Ruslar, Fransızlar ve İngilizler de (Merkel katılmayacaklarını açıkladı) Ortadoğu’da patlak vermek üzere olan bu dünya savaşından en fazla o kadar rahatsız olacaklar.
    Ortadoğu’yu bir tür; askerî imkân ve kabiliyetlerinin ve yeni silahlarının deneneceği bir tatbikat sahası, siyasi güç gösterisi alanı olarak görüyorlar. Bilek güreşi yapıyorlar.

    ****
    İşte bu yüzden geciktik. Nerdeyse bir ay oluyor, “Bir Stalin Eksikti”yi yazarken tekrar hatırladığımız, unuttuğumuz Galiyev’e bir türlü dönemedik.

    BİR STALİN EKSİKTİ!


    Oysa o tam bir “ezberbozan”dır ve bu kadar yıl bahsetmemiş, adını bir kez bile olsun anmamış olmamız tamamen bizim ayıbımızdır.
    Hele Galiyev’i hatırlamak için, üstelik Stalin’in bir vesileyle araladığı kapıdan içeriye göz atmak zorunda kalmış olmamız da kaderin ve talihin garip tecellisidir, bize verdiği unutulmaz derstir.
    ****
    Ne güzel yıllardı milattan önceki o SOĞUK SAVAŞ yılları!
    Coğrafyalar, sınırlar, duvarlar, “pakt”lar belliydi.
    Varşova Paktı vardı, NATO vardı.
    Doğu komşumuz sadece Sovyetler Birliği idi, ileri karakolduk. 1991’den sonra bir baktık ki meğer orada Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan varmış. Daha ileride Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan varmış.
    Rusya varmış.
    Bir 30 yıl daha geçince güneyimizde meğer 4 parçalı Kürdistan’ın bulunduğunu; yeni “güney” komşularımızın da Rusya ve Amerika (Fransa-İngiltere) olduğunu görecektik.
    Suudi’lerde kadınların çarşaf giymeyebileceğini, araba kullanabileceğini, maça, konsere hatta operaya gidebileceğini öğrenecektik.
    O soğuk savaş yıllarında dost dosttu, düşman da düşman.
    Herkesin eli kendi cebinde idi.
    Trump yoktu, Putin yoktu, Kim Jong Un yoktu.
    Irak’ta Saddam, Suriye’de Hafız Esad vardı; Irak ve Suriye henüz kimyasal silah kullanmamışlardı, henüz bölünmemişlerdi.
    Ayhan Işık, Belgin Doruk, Metin Oktay, Turgay Şeren yaşıyordu.
    Öcalan “höt” dedin mi kaçacak delik arıyor; Yunanistan, İtalya’da bir tur attıktan sonra soluğu Afrika’da alıyordu.
    Solcular solcu, komünistler komünist, orta yolcular orta yolcu, ülkücüler de ülkücüydü.
    Taraflar, saflar, renkler belliydi. Kısaca kimse “cümbür cemaat” değildi.
    ****
    Marx/Engels “Manifesto”da derler ki; “Proletarya her şeyden önce siyasi üstünlüğü ele geçirmek, milletin önde gelen sınıfı olmak, kendini millet yerine kaim etmek zorunda olduğu için….zaten millidir”.
    İşte Stalin’le Galiyev de tam bu noktada “ayrılırlar”.
    Çünkü solcuların solcu, komünistlerin komünist, orta yolcuların orta yolcu, ülkücülerin de ülkücü olduğu “o dünyada” Sultan Galiyev hem komünist, hem de TÜRKÇÜ/TURANCI idi.
    Şaşırdınız değil mi?
    Çünkü kendi DNA’larından şüphe duyan “bizim” cümle komünistler Rusçu, Rumcu, Çinci (Mao) yahut Arnavutçu (Enver Hoca) olurlar da bir türlü ve asla Türkçü olamazlardı!
    Mir Seyyit Sultan Galiyev; Lenin, Stalin ve Troçki ile beraber Bolşevik devriminin dört büyüğünden biridir. Orta Asya’daki Türk halklarını birleştirerek sosyalist bir Türkistan devleti kurmak istemiş Tatar lider ve düşünce adamıdır. “Ulusal komünizm”in fikir babası ve kurucusudur.
    Sultangaliyev, öğretmen olan Mir Said Haydar Galiyev’in 12 çocuğundan biri olarak 13 Temmuz 1892 tarihinde, Başkurdistan’ın Sterlitamak şehrinin Kırımsakalı kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini doğduğu köyde alan Sultangaliyev 1907’den itibaren Kazan’da Tatar Pedagoji Enstitüsü’nde eğitimine devam etti. 1912 yazında Moskova’da Yaz Pedagoji kurslarına gitti. Tatar köylerinde öğretmenlik yaptı. Bir süre Ufa’da belediye kütüphanesinde çalışan Sultangaliyev, sonraları Ufa, Kazan, Bakü gibi çeşitli şehirlerde gazetecilik yaptı. Bakü’de Mehmet Emin Resulzade’nin çıkardığı Açık Söz’de çalıştıktan sonra Menşeviklerin yayınladığı Bakü gazetesinde “Müslüman dünyasından haberler” köşesini hazırladı. 1917 Şubat Devrimi sırasında Bakü’deydi. Yine bu dönemde pek çok yabancı eseri Tatar Türkçesine çevirdi. Çeşitli edebi çalışmalara bulundu. Bu edebi çalışmaların pek çoğu zamanın gazetelerinde yayımlandı. Sultangaliyev 28 Ocak 1940’ta Lefortovo Hapihanesi’nde kurşuna dizilerek öldürüldü.
    30 Nisan 1990’te Sultan Galiyev’in ve yoldaşlarının “itibarları” iade edildi.
    Galiyev’i Türkiye’de; Şevket Süreyya Aydemir, Kemal Tahir ve Attila İlhan incelemiş ve gündeme getirmişlerdir.
    a)1-8 Eylül 1920 tarihinde Bakü’de toplanan 1. Doğu Halkları Kurultayı;
    b)9-12 Haziran 1923 de toplanan “Milli Cumhuriyetler ve Bölgeler Sorumlu Militanları ile Genişletilmiş Rus Komünist Partisi IV’ncü Konferansı” ile;
    c)Basmacılar Hareketi (Sovyet yönetimine karşı Orta Asya’da 1917’de başlayan ve aralıklı olarak 1931’e değin süren ayaklanma hareketi. Bayrakları aşağıdadır) Stalin ile Galiyev arasındaki en büyük kırılma noktalarıdır.

    Bu yazının, Galiyev hakkında sadece merak uyandıracak bir “GİRİŞ” olarak kabul edilmesi ve konuya yukarıdaki paragraf başlıkları ile aşağıdaki isimlerin araştırılarak başlanılması tavsiye olunur.
    Çünkü bir başlayınca; Zeki Velidî Togan, Muzaffer Hanefi, Neriman Nerimanov, Mao, Yusuf Akçura, Troçki, Molla Nur Vahidov, Enver Paşa, Topal Osman/Mustafa Suphi/Kâhya Yahya isimleriyle karşılaşıyor ve zamanla/klavye tuşlarıyla/tozlu kitap sayfaları ile yarışsanız da bir türlü baş edemiyorsunuz.
    Hayret!
    Sonu kurşuna dizilmek de olsa demek hem Türkçü/Turancı hem komünist olunabiliyormuş.
    Ama sonra (neye yarıyorsa) itibarı iade ediliyormuş. 12 Nisan 2018

  • Olağandışı günlerde İslamcıları neo-liberaller yönetir

    Olağandışı günlerde İslamcıları neo-liberaller yönetir

    Önce psiko-bilimsel kuralı hatırlatalım. Olağan dışı durumlarda, siyaseti yönlendiren,  panikten yararlanan güç odaklarıdır. Bunlar aynı zamanda, psikolojik savaşın militanlarıdır.

    Amerika’nın, Suriye Arap Devletine (Rejim değil devlet) savaş açacağım haberi, Türkiye’yi yönetenlerde panik yarattı.

    İslamcılar, devlet yönetme tecrübeleri olmadığından, hemen Amerikancı neo-liberal kesimin dümen suyuna girdiler.

    Suriye’nin vurulması konusunda, Astana İttifakını unutup, ABD ekseninde siyaset yapmaya ve görüş bildirmeye başladılar.

    ÖSO, daha da ileri giderek, fırsattan faydalanıp, Suriye devletine taarruz etmeyi açıkladı.

    Elbette İslamcıların mezhepçi dünyalarının Suriye yöneticilerini zındık saymalarının da etkisi vardır.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    1-Dış siyaseti II. Abdülhamit yönettiği gibi yönetiyorlar.

    Bilindiği gibi; II. Abdülhamit İngilizleri Ruslara karşı, Almanları İngilizlere karşı dengeleyerek dış siyaset yürüttü. Otuz üç yıl süren bu siyaset, Batılıların Osmanlıyı bölüşmesiyle son bulmuştur.

    Zamanımızda, bu dengeleme siyasetinin içerideki uzmanları neo-liberal İslamcılardır.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    2-Genetik kotları Amerikancılıkken, Rusya ve İran ile ittifakı yürütemezler. Son olaylar bu durumu çok net bir şekilde gösterdi.

    Oysa Kurtuluş Savaşında, Mustafa Kemal, Rusya ile ittifak yapmış ve ölene kadar ittifaka sadık kalmıştır. Anadolu böyle kurtarılmıştır. Eğer Atatürk denge siyaseti izleseydi, Anadolu elimizde kalmazdı.

    İslamcılar Türkiye’yi yönetemezler çünkü;

    3- Ulusal pazarlarımızı Osmanlıda olduğu gibi, (Reji düzeni ve kapitülasyonlarla) yabancılara bırakmak, yerli ve milli olmadığı gibi güvenlik sorunudurlar.

    İktisadi yönetim yabancıların elindeyse, siyasal yönetime her an öldürücü darbeyi vurarak, iç cepheyi bölme olanağına son olayda olduğu gibi sahiptirler.

    Son Suriye paniklemesinde, iç pazarı elinde tutan iktisadi elitler, hemen ABD yanında yer almışlar ve ABD’nin Türkiye’yi parçalama niyetini saklamayı başarmışlardır.

    Denge siyaseti Amerika’nın doğrudan Türkiye’yi hedef aldığını gizler. ABD’nin Suriye saldırısında ABD yanında yer almamızı zorlar. ABD’yi güçlü ve yenilmez sanır. Suriye halkının nasıl ABD’ye karşı direndiğini görmez. Denge siyaseti; Rusya İran ittifakından vaz geçmeyi gerektirir.

    Oysa bölgemize ve Ülkemize saldıran çok açık ve bellidir. ABD’dir.

    ABD ile bölgeye yardıma gelmiş Rusya’yı aynı kefeye koymak, Rusya’nın güvenini kaybetmek anlamına gelir.

    1. Abdülhamit siyaseti bir kez daha yakamıza yapışmıştır.

    Esad’a sen katilsin, terörist dersen, Trump da vatanını savunan Esad’a hayvan der. Böylece, Trump ile aynı amaçta buluşmuş olursunuz.

    Rusya’ya kabadayı diyerek ABD ile Rusya’yı anı kefeye koyarsınız. ABD de İncirliği kullanmaya devam eder.

    15 Temmuz’dan yeterli dersin çıkarılmadığı anlaşılmaktadır.

    12.4.2018

  • Bölgede Amerikan planları bozulunca…

    Bölgede Amerikan planları bozulunca…

    Özellikle son dönemde ABD’nin ve batılı güçlerin gerek Suriye’de yaşanan olaylarda istedikleri sonuçlara ulaşamaması gerek Ortadoğu’da istediği planları devreye koyamaması gerekse ekonomik anlamda özellikle Çin’e karşı zor duruma düşmesi tüm planların gözden geçirilmesine neden olmuş görünüyor.

    Özellikle Türkiye, Rusya ve İran arasındaki bölgede kurulan ittifak ve bunun görüntüleri Beyaz Saray’ı hareketlendirdi. Türkiye’nin Suriye’deki İdlib ve Afrin harekâtları ile Amerika’nın planlarını alt-üst etmesi de bölgedeki gelişmelerin ateşleyicisi olmuştur.

    Şu noktaya dikkat:
    İran, İsrail önündeki en büyük tehlike ve engel olarak değerlendiriliyor. BU nedenle ABD Başkanı Trump’un da İran hedefindedir. İran tehlikesi sürdüğü müddetçe bölgede barış rüzgârlarının esmesi mümkün görünmüyor. Sıkıntılar da her geçen gün daha da büyüyor.
    İkinci nokta da bölgedeki enerji kaynakları ve güç gösterisi olarak yer alıyor.
    Amerika ve Batı, bölgede rahat hareket edebilmek ve istediklerini yerine getirebilmek için ayakların çelme takan lider ya da devlet istemiyor.
    İşte bu nedenle Putin, Erdoğan ve Ruhani arasındaki üçlü birlik ve bütünlük görüntüleri sonrası gelişen olaylar boşuna değildir.

    Ortadoğu uzmanlarının ortak görüşü şu:
    “Batı’nın ve Amerika’nın hedefinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan hedefe oturtulmuş görünüyor. İran, zaten Amerika’nın ve Batı’nın sürekli hedefinde olmuştur. Suriye’de yaşanan kimyasal silah kullanıldı iddiaları dünyada değişen dengeleri tamamen gözler önüne serdi. Dünyada bir kutuplaşma da yaşanıyor. Ancak, yaşanan bu kutuplaşma kesinlikle Suriye’de kullanıldığı iddia edilen kimyasal silah değildir. Yıllardır Ortadoğu’da yaşanan güç savaşının iyice ortaya çıkmış olmasıdır.”
    Ortadoğu’da oynanmakta olan oyunların büyüklüğüne zaman zaman biz de değinmiştik. Geçenlerde Uluslararası İlişkiler Uzmanı /Stratejist Adem Kılıç, konuya değişik bir pencereden bakan bir yaklaşımla oynanmakta olan oyunun iç yüzünü ortaya döken bir yazıyı kaleme almış. Son derece önemsediğimiz bir yaklaşım içindeki bu görüşlerden kısa bir alıntıyı sizlerle paylaşıyoruz:
    “Arap Baharı süreci boyunca batılı güçlerin Ortadoğu’da etkin olma planları yüksek bütçeli operasyonları, ülke liderlerini değiştirme çabalarına rağmen tam anlamı ile hayata geçirilemedi. Planlarının tutmamasının önündeki engeller ise şüphesiz ki Rusya, İran ve Türkiye oldu. Bu konuda bizi ilgilendiren asıl başlık ise batılı güçlerin İslam coğrafyası üzerinde etkisini giderek artıran ve özellikle İran, Katar, Suriye ve Kudüs konusunda tabir yerinde ise tekerleklerine çomak sokan ve planlarını alt üst eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran ve Rusya ile yakınlaşması, Suriye’de ve Katar’da planları bozması ve son olarak da Kudüs meselesinde tüm İslam coğrafyasına liderlik etmesi net bir şekilde batılı güçleri rahatsız etti. Ve İslam coğrafyasında Erdoğan’a karşı ‘yeni bir lider’ çıkarma planları devreye girdi. Bu tespitten sonra Selman ile ilgili adımları ve PR çalışmasının nedenini sanırım daha anlamlı bulmuş olmalısınız. Selman için biçilen görev ise “Halifelik”… Selman’ın son Mısır gezisinde Sisi’ye ve birkaç Arap ülkesi liderine namaz kıldırması, bu görüntülerin BBC tarafından servis edilmesi ve aynı gezide BBC’ye ‘Erdoğan halifelik istiyor’ açıklaması yapması da niyetleri açıkca ortaya koyar nitelikte. Batı medyasında özellikle son dönemde yapılan açıklamalara ve son 10 yıla dair ortaya konan çeşitli analizlerde en büyük problemin; İslam coğrafyası ve Ortadoğu’da muhatap merkezini bulunamamış olması olarak göze çarpıyor. Dünyada her ne kadar ufak tefek muhalefetler olsa da Hristiyan dünyasının muhatabı Vatikan, Yahudi dünyasının muhatabı İsrail olarak görünüyor. İslam coğrafyasında ki muhatap ise özellikle halifelik sisteminin kaldırılmasından sonra net bir şekilde ortaya çıkmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam coğrafyasında özellikle Kudüs kararı ile öne çıkmış olması ve liderlik konumuna doğru ilerlemesi sonucu devreye giren Selman planı da Halifelik müessesesi ile bu muhatabın Selman olmasını sağlamak. Sunni bir lider olması ve Batı ile İsrail ile yakın olması hasebi ile de Selman Batı adına bu konum için biçilmiş kaftan olarak görünüyor. Bu şekilde Erdoğan’ın etkisinin kırılacağı düşüncesi de tabiî ki planlayanlar için projeyi tamamlayan bir unsur.

    Son nokta:
    Bölgedeki gelişmeler Türkiye açısından da son derece önem taşıyor. Çok daha dikkatli hareket etmek ve yanlış adımlar atmamamı gereken bir dönemden geçmekteyiz. Baştan bu yana söylediklerimizi yineleyelim:
    Her devlet kendi çıkarları doğrultusunda adımlar atıyor. Dostluk ve müttefiklikler sadece sözde kalıyor. Çıkarlar öne geldiğinde ortada ne dostluk ne de müttefiklik kalıyor.
    Kin eli kimin cebinde, kim kimle kol kola belli değil. Ortada çok karışık bir durum görüntüsü var. Bundan böyle Stratejik ortaklık kavramı çöpe atıldı, artık konjonktürel ortaklık durumu var. Bir gün yan yana olanlar, ertesi gün karşı karşıya gelebiliyor. Aman dikkat.