Blog

  • Erken seçim tasarısı Komisyon’dan geçti

    Erken seçim tasarısı Komisyon’dan geçti

    Erken seçim tasarısı Anayasa Komisyonu’ndan geçti. HDP’lilerin terkettiği salonda tasarı oy birliği ile kabul edildi.

  • ARTIK SÖZ SİYASİLERİN

    ARTIK SÖZ SİYASİLERİN

    Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde siyasi parti ve partililere çok iş düşüyor. Öncelikle iktidar partisinin söyledikleri, inkar ettikleri, vaad edip halkı kandırdıkları ve en önemlisi de ‘´kandırıldık´´ diyerek itirafta bulunması çok iyi işlenmelidir. Halka kandırılmış olduğunu ve tekrar bu ekibin iş başına getirilmesi halinde yalan, talan ve kandırılmanın daha da artacağı anımsatılmalı, belgelerle ortaya konmalı ki ne olup bittiği sır gibi saklanan olaylardan halkta haberdar olsun. Şu anda ülke terör ve ekonomi kıskacında. Buna bağlı olarak da yönetim felç. Ülkenin yönetilemediğini iktidarın yetkilileri söylüyor. Bütün bunların gelişmesi ve sonuçlarının neler olacağı iyi anlatılırsa mevcut kadroların iktidardan uzaklaştırılması işten bile değil. Halka olayları iyice anlatmak ve muhalefetin tek vücut olarak adalet, özgürlük, güvenlik konularında tek ses tek vücut olması Türkiye´de ki tabloyu değiştirecektir.

    Ancak iç ve dış barış felçtir, ekonomi dibe vurmuştur. Şatafat ve savurganlık hiçbir zamanda görülmemiş ama bu iktidar tavan yapmıştır.Eğitim, gelir dağılımı, adalet kavramlar yoktur, konuşulması bile yasaktır. Muhalefetin bütün bunları masaya yatırarak nasıl çözeceğini ve halktan fedakarlık isteneceğini samimi olarak ortaya koymaları iktidarın sonu olacaktır. Bugüne kadar çok güç süreçlerden geçildi. 200 gazeteci, 10 bine yakın öğrenci hapiste. Düşünen beyni ve kalemi olanlar susturulmuştur. İşinden, aşından, huzurundan edilmiştir. Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bedelini fazlasıyla ödemişlerdir. Yazabilen, konuşabilen düşünenler ise her an için göz altına alınma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Devlet, demokrasi çökmüş yerini yaşamakta olduğumuz yönetimin dinci, eyci, heyci icraatları almıştır. Eli kalem tutanlar  görevini yapmış, sıra siyasilere gelmiştir.

    Görünür tabloya göre yeni bir birleşme ve tepki hareketi başlamıştır. Özellikle İyi partinin yükselişi ve Saadet partisinin ortaya koyduğu performans geçmiş siyasileri iyice silkeleyecek durumdadır. Birde bunlara sadık Kürt vatandaşlarımızın dayanışması eklenirse ‘´Ey yolcu güle güle´´ şarkısının söylenmesi işten bile değildir. Birkaç sefer aldatıldığını itiraf eden siyasi oluşuma artık yeter bu yalanlar diyebilen sağ duyulu seçmene ihtiyaç vardır. Ana muhalefet partisi CHP ne yapar? Tek hedefi güç birliğini gerçekleştirmek ve cumhuriyet, demokrasi düşmanlarına pasaportlarını vermek olmalıdır.

    ‘´Devlet karşısındaki kim olursa olsun, güvenilir olmak zorundadır. Yoksa bir kez aldatabilirsiniz. Bir dahaki sefere hiç kimse sizin sözünüze inanmaz´´ Bülent Ecevit´´

    Maalesef devletin iç ve dışta güvenirliği tamamen sarsılmıştır. Aldatma konusunda ise geçmiş gazete sayfalarına bakıldığında bir birini tutmayan, çelişkili kararların uygulandığı görülecektir. En yakın örnek erken seçim yok deyip arkasından baskın seçim yapanlara bu halk nasıl güvenecek.?

    Memleketimiz ve halkımız için hayırlara vesile olur inşallah. Dürüst, vatansever, demokratik Türkiye güneşinin doğması dileğiyle.

    Siyasi iktidarın seçmene sunacağı tabloya Nasrettin Hoca´nın gözüyle bakalım:

    Karakaçanın sırtında yolculuk yapmakta olan hoca susamış. Kızılırmak gürül gürül akıyor ama su bulanık, Kıpkızıl, pis ve çamurlu içilecek gibi değil. Hemen gitmiş çevrede tertemiz suyu olan bir eşme bulmuş. Tasını doldurmuş Kızılırmak´ın sularına dökmüş.

    ‘´ Ey yavrum, su dediğin böyle olur´´ demiş.

    TÜRKİYEDEN MANZARALAR :

  • Eskişehir’de Şehir Hastanesi ulaşımı için ağaçları bir gecede kestiler

    Eskişehir’de Şehir Hastanesi ulaşımı için ağaçları bir gecede kestiler

    Turkishnews|Eskişehir-Ankara yolu 8. Km üzerinde yapımına devam edilen Şehir Hastanesi’nin bağlantı yolu nedeniyle; Karayolları ekipleri tarafından onlarca ağaç gece geç saatlerde kesildi.

    Kesilen onlarca ağacın gece kesilmesi ve sabaha kadar kesim işleminin devam etmesi ise halk tarafından tepki ile karşılandı. (Esgündem26)

  • Kılıçdaroğlu’ndan Adaylık Açıklaması

    Kılıçdaroğlu’ndan Adaylık Açıklaması

    Erken seçimler ile ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlıği adaylıgı ile ilgili sorulara; “Chp’nin adayını ben değil, parti organları belirler. Adayımızı parti içinde konuşup açıklayacağız.” Dedi.

  • Seçimde AKP’yi Alaşağı Edip, Atatürk Cumhuriyetini Yeniden Kuralım…

    Seçimde AKP’yi Alaşağı Edip, Atatürk Cumhuriyetini Yeniden Kuralım…

    16 seneden beri bu ülkede, kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlerine yapılmayan kötülük, düşmanlık ve ihanet kalmadı…

    16 seneden beri bu ülkede, ATA’mıza ağızlarına geleni söylediler… Bebelerin, gençlerin, çocukların beyinlerine Atatürk’e karşı kin, nefret tohumları ekmeye çalıştılar.

    Cumhuriyeti, laikliği ortadan kaldırmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar.

    Milli devlet, milliyetçilik, bayrak, Türk, Türklük yok edilmek istendi. Tabelalardan TC’leri sildiler. Mitinglerde bayrak satan garibanları yerlerde sürüklediler. Ellerinde bayrak taşıyan şehit analarını meclis kapısından geri çevirdiler.

    PKK ile önce canciğer kuzu sarması oldular, meydanlarda halay çekip, Kürtçe türküler söylediler,  sonra kavga ettiler…

    Ulusal kurtuluş savaşlarına bile dil uzattılar.

    Cumhuriyet dönemini, devrimleri, yapılan yenilikleri, İstiklal Savaşı komutanlarını ve kahramanlarını küçümsediler… Adlarını kitaplardan, okullardan, resmi kurumlardan, konuşmalardan çıkardılar…

    Onlarla alay ettiler.  Onlara hakaretler yağdırdılar.

    AKP Ankara milletvekili adayı Ela Kiraz, “Bir gün gelecek 29 Ekim’i yas, 10 Kasım’ı bayram olarak kutlayacağız” dedi.

    AKP eski Balıkesir milletvekili Tülay Babuşçu, “600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi” mesajını paylaştı ve büyük tepki topladı.

    Babuşçu bu sözlerinin ardından “Bizans dostu kahpe İnönü” şeklinde bir tweet paylaşmış, tepkiler nedeniyle tweetini silerek, Meclis’te özür dilemiş, sonra da Cumhuriyete tekrar dönmüştü…

    TBMM Başkanı ise şunları söylemişti:

    “Dünyanın en eski tüneli Londra’da, ikinci en eski tüneli ise İstanbul’da Karaköy-Taksim arasındaki tüneldir. Arasında 12 yıl fark var, İstanbul 1875 yılında, Londra ise 1863 yılında tünele kavuştu. Güzel bir yol seferberliğimiz olmuştu. Hicaz Demiryolu ‘nu yapmıştık. 8 senede koca çölü aştık. 1400 kilometrelik Hicaz Demiryolu inşa edildi, 21 günlük mesafe 21 saate indi ve Abdülhamit’in tahta geçişinin yıldönümünde, 1908’de açıldı. Bir duraklama devri geçirdik ve derken şimdi muhteşem bir dönem yaşıyoruz. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün emek verenlerden Allah razı olsun diyoruz.”

    Başkan, Osmanlı devleti ile günümüz arasında geçen Cumhuriyet dönemini “DURAKLAMA DEVRİ” olarak tanımlamıştı…

    Önümüzde bir seçim var yine. Bu seçim, aydınlıkla karanlığın, cehaletle uygarlığın savaşımıdır. Bu seçim, parlamenter sistemle diktatörlüğün, Kemalist Cumhuriyet rejimi ile “Tek Adam Rejiminin” savaşımıdır…

    Şeriatçı ile Cumhuriyetçi arasındaki kavgada Cumhuriyetin yanındaysan, Atatürk ile Vahdettin seçiminde Atatürk’ün yanındaysan, yalan ile gerçek arasındaki kavgada gerçeğin yanındaysan, cehalet ile bilim arasındaki kavgada bilimim yanındaysan, kısaca aydınlıkla karanlığın mücadelesinde aydınlığın yanındaysan; iki elin kanda da olsa seçime geleceksin, zevkini, sefanı bırakıp AKP’ye “HAYIR” diyeceksin… Plajlara koşmayacaksın. Çünkü imamlar seçimlerde plajlara koşmuyorlar… Sandığa koşuyorlar.

    Araştırmalar göstermiştir ki, seçimlere katılım arttıkça AKP’nin işi zorlaşmakta, kaybetme olasılığı artmaktadır…

    Peki, katılmazsan, AKP’ye hayır demezsen ne olur?

    Tüm okullar imam hatip olur… Herkesin başında türban, takke, üzerinde çarşaf olur…

    Türkiye, Malezya, Arabistan, Katar, Afganistan olur…

    Hukuk guguk olur…

    Parlamento, bakan, başbakan, milletvekili toz olur… Türkiye’nin başında TEK ADAM olur…

    Ülke eyaletlere ayrılır, Federatif İslam Cumhuriyeti olur…

    Devletin adı Cumhuriyet kalsa da başında padişah olur…

    Başkan, alikıran, baş kesen olur…

    YANİİİ, BU SAVAŞ, BİR VAR OLMA YA DA YOK OLMA SAVAŞIDIR…

    “Bu seçim, aydınlıkla karanlığın, cehaletle uygarlığın savaşımıdır…”

    Bu seçim, parlamenter sistemle diktatörlüğün, Kemalist Cumhuriyet rejimi ile “Tek Adam Rejiminin” savaşımıdır…

    Kardeşin kardeşi boğazladığı Suriye, Irak, Libya, Afganistan gibi ülkelere dönüşmek istemiyorsak, tüm vatansever partiler dayanışma, birlik ve bütünlük içerisinde sandığa gitmeli, Türkiye’yi AKP belasından kurtarmalıdırlar…

    Hele hele, protestoymuş, boykotmuş, bilmem neymiş gibi saçma sapan girişimlerle, seçimden kaçarak, egemen güçlerin değirmenine asla su taşımamalıdırlar…

    Bütün bunlara bir de şunu ekleyeyim: Asla moral bozucuların yönlendirmelerine kanmamalı, sandıkları çok iyi denetlemeliyiz…

    Islak imzalı raporlar alınıp, parti merkezlerine zamanında teslim edilmelidir… Bu raporlar, bir anlaşmazlık durumunda kanıt olarak gösterilmelidir…

    BARO her sandığın başına bir avukat dikmelidir…  Belgeleri Yüksek seçim Kuruluna teslim edene dek muhalif üyeler görevlerinden ayrılmamalıdırlar. Çünkü oy, üye, sandık denetimi, en üst düzeye çıkarılırsa, oy hırsızları sanatlarını icra edemezler, çalıp çırpamazlar…

    Ekonomi batıyor. AKP zor durumdadır. AKP batmak ve çökmek üzeredir. Satacak bir şey de kalmadı. Korku ve telaşları bundan ileri gelmektedir. Onun için yangından mal kaçırır gibi küçük ortağı ile birlikte bir BASKIN SEÇİM düzenlemiştir.

    Hedef diktatörlüktür. Bu oyunu bozalım. Seçim hilelerine engel olalım.

    Haydi, yurtseverler, haydi Atatürkçüler görev başına… AKP’yi tarihin karanlıklarına gömelim…

  • Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci: Firmalarımıza Azerbaycan pazarını keşfetmeleri için yardımcı olmaya çalışıyoruz

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci: Firmalarımıza Azerbaycan pazarını keşfetmeleri için yardımcı olmaya çalışıyoruz

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci başta Türkiye – Azerbaycan ekonomik ilişkileri olmakla ,iki devlet arasındaki ticaret hacmi, ortak yatırımlar ve ticarette milli para kullanmasına ilişkin , TREND Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu.

    İşte Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin açıklamaları;

    Türkiye ile Azerbaycan arasında Tercihli Ticaret Anlaşmasına (TTA) büyük önem veriyorum

    Azerbaycan ile ticaret hacmimiz 2017 yılında yaklaşık %10 oranında artarak 2,7 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Azerbaycan’a ihracatımız 2017 yılında 1,35 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bahse konu dönemde Azerbaycan’dan yaptığımız ithalat 1,34 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ticaretimiz bir denge içinde seyretmektedir.

    Ancak ben toplam ticaret hacmimizi çok daha ileriye taşıyacağımıza inanıyorum. Bu sebeple de, müzakereleri hızla devam eden Tercihli Ticaret Anlaşmasına (TTA) büyük önem verdiğimi belirtmeliyim.

    Kardeş ülkelerimizin ticari ve ekonomik ilişkilerini daha da derinleştirmek adına iki ülke arasında bir TTA imzalanması hususunda görüş birliğine vardık. Bu çerçevede, Ekim ayındaki Bakü ziyaretimizde iki ülke arasında bir TTA imzalanmasına ilişkin Mutabakat Zaptı’nı değerli dostum Şahin Mustafayev ile beraber imzaladık. En kısa zamanda Müzakerelerin sonuçlandırılacağını ve anlaşmayı imzalayacağımızı umuyorum.

    Azerbaycan ülkemiz firmalarının yatırım için daima olumlu baktığı ülkelerden birisi

    Dünyadaki küreselleşme hareketleri hız kazandıkça, üretim modelleri de buna ayak uydurmaya başladı. Türk firmaları da bu kapsamda üretimlerini sadece milli sınırlar içerisinde değil, dünyanın dört bir yanında sürdürüyor.

    Bu çerçevede, ezelden beri kardeş ve dost ülke olan Azerbaycan da ülkemiz firmalarının yatırım için daima olumlu baktığı ülkelerden birisi olmuştur.

    Kültürel ve tarihsel bağlarımız, büyüyen ekonomi, zengin doğal kaynaklar ve coğrafi konumu Azerbaycan’ı Türk yatırımcılar için cazip kılan unsurlardan sadece bazılarıdır.

    Bilgi ve iletişim, finans, perakende, tarım ve gıda sanayi ile enerji sektörleri Azerbaycan’ın yatırım açısından önemli fırsatlar sunduğu alanlar. Hâlihazırda bu sektörlerde Azerbaycan’da ciddi yatırımlarımız mevcut olsa da, biz Türkiye olarak bunları yeterli görmüyor, bu alanlardaki işbirliğini daha da artıracağımızı düşünüyoruz.

    Bu amaçla, Azerbaycan’daki yatırım imkânları hakkında özel sektörümüzü düzenli olarak bilgilendiriyor, firmalarımıza Azerbaycan pazarını keşfetmeleri için yardımcı olmaya çalışıyoruz.

    Azerbaycan sermayeli firmaların Türkiye’deki yatırımlarının giderek çeşitlenmesini ümit ediyoruz

    2002-2018/Şubat döneminde Azerbaycan menşeli firmaların ülkemize yaptıkları doğrudan yatırımlar yaklaşık 6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olup, Azerbaycan, yatırımcı ülkeler arasında 12. sırada yer almaktadır.

    Azerbaycanlı firmalar tarafından gerçekleştirilen doğrudan yatırım mahiyetindeki sermaye transferlerinin çok önemli bir bölümü, enerji üretim ve iletimi ile rafine petrol ürünleri imalatı sektörlerine yoğunlaşmaktadır.

    Azerbaycan ekonomisinin yurtdışı doğrudan yatırım deseni göz önüne alındığında, Türkiye’deki enerji sektörü fırsatlarının Azerbaycan menşeli firmalar açısından önemli düzeyde potansiyel arz ettiği değerlendirilmektedir. İlaveten son dönemde gayrimenkul faaliyetleri alanında da Azerbaycan menşeli yatırımcı ilgisi dikkat çekmektedir.

    Ülkemizdeki Azerbaycanlı yatırımcı ilgisi, yatırım projeleri için düzenlenen yatırım teşvik belgelerine baktığımızda da teyit edilmektedir. Nitekim 2009 yılı sonrası dönemde Azerbaycan sermayeli firmalar için düzenlenen 42 adet yatırım teşvik belgesinde 23,6 milyar TL tutarında sabit sermaye yatırımı gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

    Ayrıca söz konusu belgeler kapsamında ülkemizde 1.875 personelin istihdam edilmesi öngörülmüştür.Azerbaycan sermayeli firmaların Türkiye’deki yatırımlarının giderek çeşitlenmesini ümit ediyoruz.

    Diğer taraftan, istatistiklerimize göre, 2016 yılı sonu itibarıyla Azerbaycan’daki Türk yatırımlarını sermaye değeri 786 milyon dolar civarındadır. Bununla birlikte, bu istatistikler OECD kuralları çerçevesinde, yatırımların defter değeri çerçevesinde tutulduğundan Türk yatırımlarının piyasa değerlerinin bu rakamın çok çok üzerinde olduğunu söylemek mümkündür.

    Azerbaycan’daki Türk yatırımlarında öne çıkan sektörler; bilgi ve iletişim, finans ve sigorta faaliyetleri, madencilik ve taşocakçılığı ile gıda, içecek ve tütün ürünleri imalatı alanlarıdır.

    Ümit ediyorum ki firmalarımız, Azerbaycan’daki faaliyetlerini önümüzdeki dönemde de artırmaya devam edecek, iki ülke halklarının refahı ve kardeşliği için çalışmaya devam edeceklerdir.

    Kurlardaki dalgalanmalardan kurtulmak adına en etkili yöntemin ticaretimizin TL ve Manat ile yapılmasını olduğunu düşünüyoruz

    Döviz kurlarındaki dalgalanmaların ekonomilerimize vermekte olduğu zararları ne yazık ki son zamanlarda bizzat müşahede ettik. Kurlardaki dalgalanmalardan kurtulmak adına en etkili yöntemin ticaretimizin TL ve Manat ile yapılmasını olduğunu düşünüyoruz.

    Yerel paraların dış ticarette kullanılması yönünde ilgili kambiyo mevzuatımız hükümleri kapsamında bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede, firmaların tercihi çerçevesinde yerel paralarla ticaret gerçekleştirilebilir.

    Türkiye-Nahçıvan sınırında serbest bölge kurulması Bakanlar Kurulunun yetkisinde

    Türkiye-Nahçıvan sınırında serbest bölge kurulması Bakanlar Kurulunun yetkisinde ve girişimcilerin Bakanlığımıza Türkiye-Nahçıvan sınırında serbest bölge kurulması yönünde bir talepleri intikal ederse, biz de tabii ki Bakanlık olarak bu talepleri değerlendiririz.

    Trend.az   https://tr.trend.az/scaucasus/azerbaijan/2889481.html 

  • Seçimin özelleştirilerek araçsallaştırılması

    Seçimin özelleştirilerek araçsallaştırılması

    Seçimin aniden bu kadar erkene alınması, yani baskın seçim yapılması, seçime girecek diğer partilere darbe niteliğindedir. Neo-liberal sözcüklerle ifade edersek, haksız rekabet denilebilir.

    Neo-liberal İslam’ın alameti farikası: önceden ekonomik olmayan saha ve faaliyetlerin piyasalaştırmasıdır.

    Siyaset ve insanın metalaştırılması neo-liberal İslam’ın iş tutuş tarzıdır. Riskleri en aza indirerek seçim kazanmak, ancak darbe şeklinde bir seçime gitmekle mümkün olduğuna olurdu…

    Seçim yoluyla yeni bir meşruiyet alanı açmak, İslamcı zenginler için İslamcı zenginler tarafından yönetilen Türkiye’de iktidarın devamını sağlamak…

    Seçimlerde İslam Dininin, meşrulaştırma aracı olarak bir kez daha ve ağır bir şekilde kullanılmasına şahit olacağız.

    Terörle mücadelede, büyük zafer kazanmış Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarısının, iktidar için bir meşrulaşma aracı olarak rol oynayacağını şimdiden söyleyebiliriz.

    Bu anlamda TSK’nın hendek ve Afrin mücadelesi özelleştirilmiş ve metalaştırılarak kullanılmış olacaktır.

    Yani Türk Silahlı Kuvvetleri faaliyetlerinin, iktidar tarafından seçim malzemesi yapılacak olması; TSK’nın özelleştirilmesi anlamındadır.

    Lakin seçim tarihimizde buna benzer örnekler olmuştur. Bülent ECEVİT, Kıbrıs Barış Harekatının, kendine seçim kazandıracağını umarak, koalisyonu bozmuş ve seçime gitmişti. Lakin Rahmetli seçimi kaybetmişti. Ekonomideki sefalet Barış Harekatının kazancını götürmüştü..

    Ordumuzun elde ettiği başarıları her zaman kazanca ve faydaya yani iktidara tahvil etmek mümkün olmayabilir.

    Acil seçim ihtiyacının kaynağı ise; biz bu ülkeyi demokrasi ile yönetemeyiz. Çaremiz yok, anacak sopa ile yönetebiliriz. OHAL ile yönetebiliriz. Onun için elimizde güç varken, hemen seçimi yapalım. Diğer partileri kıpırdayamaz halde yakalayalım.

    Eğer diğer partilere,  bazı seçim bürokrasisi de çıkarırsak, bu işten kazançlı çıkarız diye düşünüyorlar.

    Seçim hukuksuzluklarının olacağı altmış altı günlük seçim takviminden bellidir. Gelecek dönemin daha çok hukuksuzluk yapıldığı dönen olacağı seçime gidişin şeklinden bellidir.

    Sopa ile yönetebiliriz diye düşünebilirler.  Planlamak başka sopa ile sürekli yönetebilmek başka…

    Dünyada halklarını sopa ile yönetmek isteyen kimler geldi kimler geçti. Bunlar da geçer.

    19.4.2018

  • FETHULLAH GÜLEN PAKETLENDİ Mİ

    FETHULLAH GÜLEN PAKETLENDİ Mİ

    (Bir defa daha tarihe not düşüyorum)

    Dün bir radyo programının konuğu oldum. Alelacele alınan erken seçim kararı ile ilgili ne düşündüğümü bu programda net bir şekilde açıkladım.
    İlk bakışta iktidarın bu günkü şartlarda erken seçim kararı almasını siyasi bir intihar kararı olduğunu düşünebilir ve birçok senaryo üretebiliriz.
    ● Meral Akşener’in liderliğindeki İYİ Partinin seçimlere katılmasını engellemek…
    ● Gittikçe derinleşen Ekonomik krizi baskın bir seçimle lehlerine çevirmek…
    ● Muhalefeti hazırlıksız yakalayarak avantaj elde etmek…
    ● Jeopolitik durumu kullanarak milli duygulardan faydalanmak…
    Hepsi ayrı, ayrı veya tek başına birer etken olabilir.

    Ama yetmez……
    Mağduriyet edebiyatı ile iktidara geldikten sonra 16 yıl mağduru oynayarak iktidarda kalanların İYİ parti ve Meral Akşener’i mağdur ederek daha fazla sivrilmesine sebep olmasını düşünmek aşırı saflık olur.

    Ekonomik verilerimiz Buharizade Mustafa Itri efendinin tekbirini çalıyor
    “Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd”

    ■ Memur, işçi, Emekli yerlerde sürünüyorken
    ■ İşsiz kalan gençlerimiz intihar ediyorken
    ■ Tereyağının kilosu 45, Kırmızı Etin kilosu 55, Sütün litresi 3 liraya çıkmışken
    ■ Rusya ve Amerika 52 askerimizi şehit verdiğimiz Afrinden derhal çekilmemizi istemişken
    ■ Akaryakıta son 3 ayda 9 kere zam yapılmışken
    ■ İktidarın oy patlaması yaptığı illerde şeker fabrikaları özelleştirilmiş ve çok büyük tepkiler alınmış iken
    ■ Kendi teşkilatlarının yaptığı anketlerde bile %40 oy oranını bulamamışken
    ■ Metal Yorgunluğu gerekçesi ile AKP içindeki Kaos ve kargaşa zirveye çıkmış iken

    Hodri meydan haydi Erken seçime gidiyoruz öyle mi?
    Bu şartlarda iktidarda olan ve her istediğini Kanun Hükmündeki Kararnamelerle yapan bir siyasi oluşumun erken seçim kararı alması için;
    Liderlerinin akli melekelerinin bozuk olması lazım
    Siyasi intihara karar vermiş olmaları lazım
    Politikadan zerre miskal kadar anlamıyor olmaları lazım

    YA DA……………
    İktidardakilerin bu seçimleri kazanabilmesi için Bir MUCİZE lazım

    Şimdi lütfen bu yazıyı kopyalayın ve kaydedin.
    Bu güne kadar siyasi tahminlerin de hiç yanılmamış bir gazeteci olarak yazıyor ve bir defa daha tarihe not düşüyorum.
    Amerika ve CIA nın bilgisi ve oluru olmadan Amerika birleşik devletleri dışına bir kedi yavrusunu bile çıkarmak mümkün değildir. Seçime kadar FETHULLAH GÜLEN paketlenerek Türkiye’ye getirilir ve bu eylemi Türk İstihbarat birimlerinin gerçekleştirdiği söylenirse hiç ama hiç şaşırmayın olur mu?
    Mucizenin adı hediye paketi yapılmış ve Türk Milli istihbaratına teslim edilmiş olan FETHULLAH GÜLEN dir.

    Bu mucize gerçekleştiği takdirde bilmelisiniz ki;
    Amerika Birleşik Devletleri Büyük Ortadoğu projesine Recep Tayyip Erdoğan ile devam etmek istiyordur.
    Erken Seçim kararı verenler Amerika birleşik Devletlerinin kripto memurlardır.
    Türkiye Cumhuriyetindeki erken seçime Devlet Bahçeli veya Recep Tayyip Erdoğan’ın değil bizzat Amerika Birleşik Devletleri karar vermiştir.

    Sevgiyle kalın

  • Bahçeli’nin hedefinde ne var?…

    Bahçeli’nin hedefinde ne var?…

    MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Grup toplantısında erken seçime gidilmesini istemesi siyasi ortama bomba gibi düştü. Birçokları için bu istek sürpriz oldu ama bizim için sürpriz olmadı. Böyle bir çıkış ve isteğin Bahçeli’den gelebileceğini tahmin ediyorduk.
    Bazı siyasi analistler, daha önce yaptıkları açıklamalarda erken genel seçimin kapıda olduğunu, bunu Bahçeli’nin isteyeceğini söylemişlerdi. Özetleyecek olursak konu zaten tartışılıyordu.

    ANAR araştırma kurumunun başında olan İbrahim Uslu da birkaç hafta önce yaptığı açıklamada;”‘MHP yaz başına doğru artık gelin nişanlılık sürecini bitirelim ve resmen ittifakı oluşturalım şeklinde bir öneriyle geleceğini düşünüyorum. Erken seçim talep edebilir’”demişti.

    Bir not:
    Bu yazı yazılırken, Erdoğan-Bahçeli görüşmesi bitmiş, Cumhurbaşkanı 24 Haziran 2018 Pazar günü seçi,me gidileceğini açıklamıştı. Böylece 24 Haziran’da hem Cumhurbaşkanı, hem milletvekili seçimi birlikte yapılacak. İlk turda Cumhurbaşkanı seçilemezse 15 gün sonra son tura kalan iki aday için yeniden sandıklar kurulacak.

    Asıl sorulması gereken soru şu:
    Bahçeli neden erken seçim istedi?
    Ortada erken seçim için bir neden yok. İktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce yapılan açıklamalarda son noktayı koyup “Artık seçimler zamanında yapılacak. Bu konuyu kapatalım” dememişler miydi?
    OHAL devam ediyor. İktidar partisi her kararı alıp, torba yasalarla istediğini yapabiliyor bir sorun yok.

    Her şey iktidarın elinde.
    AK Parti- MHP ittifakında Bahçeli’nin partisi barajı aşamasa bile Meclis’e milletvekili sokabilecek. Bahçeli açısından da seçimlerin zamanında yapılmasında bir sıkıntı görülmüyor.
    Peki, bu acele niye?
    Bu sorunun yanıtını arayıp vermeye çalışalım:
    MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin hedefinde İYİ Parti ve Genel Başkanı Meral Akşener bulunuyor.

    İYİ Parti giderek teşkilatlanıyor ve büyüyor.
    Yapılan son kamuoyu araştırmalarında da İYİ Parti’nin büyüdüğü, MHP’den daha güçlü hale geldiği oylarında önemli artışların olduğu söyleniyor.
    Özellikle İYİ Parti ile yıldızı giderek parlayan Saadet Partisi (SP)’nin seçimlerde ittifak yapma çalışmaları Bahçeli cephesinde daha da sıkıntı yaratmışa benziyor.
    Akşener ve ekibi gece-gündüz demeden çalışıyor. Parti yükselişte. Bu gidiş, İYİ Parti’nin 2019 yılına kadar önündeki tüm engelleri yıkabileceği gerçeğini de gösteriyor. Taraftarları da artıyor. Yurdun her tarafında ilgi görüyor.
    Baskın seçimle İYİ Parti’nin seçimlere katılamayacağı görüşü ortalığı karıştırdı.
    Bir partinin seçime girebilmesi için teşkilat yapılanmasını tamamlaması, kongresini yapması ve üzerinden altı ay geçmesi gerekiyor..

    İYİ Parti kongresini Nisan ayında yaptı, Ağustosta yapılacak seçime giremez deniliyor. Bu görüşe itiraz edenler var.
    Yapılan itirazlarda şu vurgu yapılıyor:
    “İYİ Parti kurucular kuruluyla kongresini aralık ayında yaptı, Akşener seçim kurulundan mazbatasını aldı.. Nisan kurultayı olağanüstüydü.. Seçime girememe sorunu yok”
    Konu ile ilgili olarak Akşener ve kurmayları seçimlere katılmama gibi bir endişe taşımadıklarını, önlerinin yasal olmayan şekilde kesilmesi halinde (B) ve (C) planlarının olduğunu açıkladılar.

    Son bir not:
    Eğer İYİ Parti’nin, şu veya bu şekilde önü kesilmeye çalışılırsa bu seçmen tarafından tepki ile karşılanıp, ters de tepebilir.
    Bu konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan çok iyi biliyor. Böyle bir adımın atılacağını sanmıyoruz.
    Konu ile ilgili yazmaya devam edeceğiz.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 18 Nisan 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 18 Nisan 2018 )

    1. Harut Sassounian : Suriye’ye karşı ABD, İngiltere ve Fransa tarafından girişilen füze taarruzları sonucu en büyük kaybeden ülke Türkiye’ dir. (İ)

    2. Ermenistan’da gösteriler büyüyor! ‘kadife devrim’ ilan etti (T)
    http://avim.org.tr/tr/bulten/ermenıstan-da-gosterıler-buyuyor-kadıfe-devrım-ılan-ettı

    3. Ermenistan’da Sarkisyan’a karşı protestoların 6 ncı günü. Protestolarla ilgili bazı haberler şöyle;

    a. Paşinyan : Ermenistan’ın Serj Sarkisyan adında başbakanı yok. Bu Ermeni halkının ikinci yeniden doğuşudur. Bu yeniden doğuş Ermenistan’ı değiştirecek. Bu yeniden doğuş çocuklarımın geleceğini, Ermenistan’da iktidarı değiştirecek. (T)

    b. Ervan’ da protestolar devam ediyor. (İ)

    c. Maştots Caddesinde gerilim arttı. (T)

    d. Göstericiler Erivan Belediye Sarayı girişini kapattılar. (T)

    e. Polis, Fransa Meydanına güç yığınağında bulunuyor. (T)

    f. Göstericiler Erivan Devlet Üniversitesi merkez binasına girdi. (T)

    g. Protestocular, Erivan Belediye Binası’nın dışında oturma eylemine başladı, Mashtots Caddesinde bazı göstericiler tutuklandı. (İ)

    h. Ermenistan muhalefeti yeni başbakan olma yolundaki eski cumhurbaşkanına karşı protesto gösterilerine devam ediyor. (İ)

    4. Kanadalı – Ermeni aktris Arsinee Khanjian, Serj Sarkisyan’a açık bir mektup yazdı. (İ)
    (Not: Mektubun tam metni haberde er alıyor…,o. tan)

    5. Kim Kardaşyan, Ermeni Bayrağı ve Ermeni Kilisesi’ni gösteren bir video yayınlamış. (İ)

    6. Azerbaycan ve Belarus’ un, Rus medyasının daha önce bildirdiği silah alım satım planı üzerinde mutabık kalmaları durumunda, Ermenistan’ ın bölgedeki askeri dengenin korunması için ek yardıma ihtiyacı olacak. (İ)

    7. Zhoghovurd: Batı ile Rusya arasında derinleşen çatışmasının Ermenistan’ı da etkileyecek. (İ)

    8. Hollanda Dışişleri Bakanı, Erivan’daki Ermeni <sözde> Soykırımı anmasına katılacak. (İ)

    9. Brezilya, Ermeni maden suları, gıda ürünleri ve alkollü içecekler için büyük bir Pazar olabilir. (İ)

  • İYİ Parti seçime girebilecek mi?

    İYİ Parti seçime girebilecek mi?

    Turkishnews– Mhp Lideri Devlet Bahçeli’nin  partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada ”26 Ağustos tarihinde erken seçim yapılsın” sözleriyle gündeme gelen erken seçim konusu, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli arasında gerçekleşen görüşme sonrası Başkanlık seçimlerinin 24 Haziran 2018’de yapılacağı belirtildi.

    26 Ağustos tarihinde yapılacak erken seçimde seçime girmeleri konusunda önlerinde bir engel bulunmadığını açıklayan iyi Parti Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Aytun Çıray, dün yaptığı açıklamada ise İyi Parti’nin Siyasi Partiler Kanununa göre gerekli yasal sorunları 28 Aralık 2017 tarihinde tamamladığını açıklamıştı.

    LÜTFÜ TÜRKKAN: 10 HAZİRAN SONRASINDA YAPILACAK SEÇİM İÇİN ENGEL YOK 

    Cumhuriyet.com.tr’ye konuşan İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Türkkan ”10 haziran sonrasına olacak hiç bir tarih İYİ Parti’nin seçime girmesine engel olamaz. Buna rağmen engel çıkartılırsa bunun adı seçim değil başka bir şeydir.” dedi.

    İYİ Parti’nin seçime katılabilmesi için Siyasi Partiler Kanununa göre İYİ Parti’nin Büyük  Kurultayından itibaren 6 ay süre geçmiş olması şartı aranıyordu.

  • OHAL 3 ay daha uzatıldı

    OHAL 3 ay daha uzatıldı

    OHAL’in 3 ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM genel Kurulu’nda kabul edildi. Böylece 24 Haziran seçimleri OHAL’de yapılacak.

  • CHP Liderinden Erken Seçimle İlgili İlk Açıklama

    CHP Liderinden Erken Seçimle İlgili İlk Açıklama

    Alınan erken seçim kararıyla ilgili CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dan ilk açıklama geldi.

    CHP lideri Kılıçdaroğlu, erken seçimle ilgili, “Hazırız kazanacağız, 2018 demokrasi yılı olacak” dedi.

    İttifak çalışmalarının da en kısa sürede tamamlanacağını söyleyen CHP lideri, seçim bildirgesinin hazırlanması için çalışmaların da başlatılması kararı alındığını söyledi.(Sputnik)

  • YÖK’ten Üniversite Sınavı Açıklaması

    YÖK’ten Üniversite Sınavı Açıklaması

    Cumhurbaşkanı Erdoğan,seçimin 24 Haziran’da olacağını bildirmesi ile akıllara YKS sınav tarihi geldi.O tarihte ise, YKS

    sınavı olduğu için sınav tarihi 30 haziran-01 temmuz aralığında yapılması kararlaştırıldı.

    24 Haziran 2018’de gerçekleştirilecek erken seçim ile Yükseköğretim Kurumları Sınavının (YKS) tarihlerinin çakışması üzerine, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) YKS sınavının 30 Haziran 2018 – 01 Temmuz 2018 tarihlerinde yapılmasına karar verdi.

  • Erdogan: Erken Seçim Tarihi 24 Haziran Dedi.

    Erdogan: Erken Seçim Tarihi 24 Haziran Dedi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli çağrısı ile gündeme gelen 2019 seçimleri Mhp Lideri ile görüşme sonrası bir basın açıklaması yaptı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan erken seçimi 24 Haziran olarak belirlediklerini söyledi.

  • 24 HAZİRAN BASKIN SEÇİMLERİNİN ANALİZİ

    24 HAZİRAN BASKIN SEÇİMLERİNİN ANALİZİ

    ABD emperyalizmi ulus devlet kurumuyla sahip olunan toprak parçasının ötesinde insanın ve toplumsal yapının da yönetilmesini, refah ve gelişime ortak edilmesini istedi.
    Yeni hayat tarzı ulus devletlerin ötesinde dizayn edilecekti.
    Ulus devletler vaad ettikleri ulusal homojenliği farklı etnik, dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatma sorunu olarak çözmeye yöneldiler…

    *

    Bu düşüncenin desteğiyle,
    F.Gülen ve R.T.Erdoğan birlikte kurdukları paralel yapıyla lâik, demokratik ve sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyetini sona erdirip yerine bir İslam devleti hedeflediler.
    Sonra CIA ve MOSSAD’ın desteğiyle “İstihbaratı” merkeze alan bir devlet yapısıyla ekonomik, siyasal ve toplumsal güç kazandılar.
    Tüm sistemi kontrolleri altına aldılar,Türkiye politikalarını domine etmeye başladılar…
    20 Temmuz 2016’da R.T. Erdoğan, esası değişmeyen bu devlet yapısının tek hakimi oldu…
    CIA’nın görevi Türkiye’nin demokratikleşmesi, MOSSAD’ın ise Kürtlerin bu demokratik yapıya katılımının sağlanması ile ilgilidir…

    *

    Bir süre sonra Batı; Erdoğan liderliğinde Türkiye’den İslam coğrafyasında vizyona konan,
    Barışın ve adaletin dini inanışlar üzerinde inşa edilmesine dayanan,
    Sadece ekonomi değil siyasal, kültürel ve sosyal boyutlarında bütün etnik yapıları da İslam Birliği potasında algılayan,
    İslami Cihad’ı teşvik eden “Siyasal İslamcılığın” hiç bir kredisinin olmaması gereğini anladı…
    İslam Birliği adına “Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Misak-ı Milli’si ile bölgeyi kazanırsak güçlü oluruz” oportunizmi ile Türkiye’nin çevre ülkelerde yürüttüğü politikalara lanet ettiler…

    *

    Yerel seçimler Mart 2019, cumhurbaşkanı ve parlamento seçimleri ise Kasım 2019’da yapılacaktı.
    Ama siyasi kulislerde “Erken seçimi, iktidarın resmi olmayan ortağı Devlet Bahçeli’ye açıklatacaklar” diye konuşuluyordu!
    Öyle olmadı; CIA ve MOSSAD  istihdamlı İstihbarat Devleti’nden  Bahçeli’ye fısıldadılar.
    O da “Erken Seçim 26 Ağustos’ta  yapılmalı ” açıklamasıyla görevini yerine getirdi, Batı adına Türkiye’nin butonuna bastı!

    *

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Daha fazla Avrupa” söylemi ile Avrupalı halkların güvenini yeniden kazanmak stratejisi uygulamaktaydı.
    Avrupalıları politik bütünleşme sürecini yeniden düşünmeye değil onları teşvik etmeyi öngörüyordu.
    Mesela, Avrupa Konseyi’nde Google, Amazon ve Facebook gibi şirketlere “dijital vergi” getirilmesini talep ediyor, ortak euro parasını paylaşan ülkelerin bütçesine bir katkı sunuyor,
    Ya da “Avrupa sosyal modelini yenilemek” için üye devletlerde asgari ücretlerin uygulanmasını öneriyor,
    Ya da Avrupa için ortak bir askeri güç, ortak bir savunma bütçesi ve harekete geçmek için ortak savunma doktrini oluşturmaya çalışıyordu.
    Sonuçta Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron “Büyük AB için” büyük planları doğrultusunda  Almanya Başbakanı Angela Merkel’i kıtanın en güçlü lideri olarak yerinden etti.

    *

    Nitekim 29 Mart’ta Başkan D.Trump, ABD’nin Orta Doğu’da trilyonlarca dolar harcadığından fakat karşılığında hiçbir şey almadığından şikayet ediyor,
    Suriye’den çok yakında çıkılacağını, böylece diğer bölge ülkelerinin daha büyük roller üstleneceğini söylüyordu.

    *

    Aynı gün E.Macron, aralarında YPG’lilerin de bulunduğu bir heyetle Elysée Sarayı’nda bir araya geldi.
    Fransa’nın ABD ile anlaştığı : IŞİD’in yeniden güçlenmesinin önüne geçmek : YPG dahil Kürt yetkililerle Suriye’nin kuzeyinde istikrar sağlamak: Demokratik Suriye Güçleri ile Türkiye arasında arabuluculuk yapmak : Menbiç’e asker göndermek  konularıyla ilgili açıklama yapıldı.
    Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le savaş koalisyonunu faaliyetlerinden başka yeni operasyon düzenlemeyi öngörmediği ancak var olan rolünü güçlendirebileceği ifade edildi…

    *

    Çok geçmedi, E. Macron Suriye rejiminin Douma’da kimyasal silah kullandığı iddiasıyla ABD ve İngiltere’yi ikna etti.
    Üç ülke parlamentolarından askeri güç kullanma izni istemeden 14 Nisan Cumartesi günü Suriye’ye saldırdılar.
    Sonuçta NATO himayesinde;
    Fransa; Suriye petrolü, gazı ve taşımacılığı  için TOTAL SA şirketini,
    İngiltere, Kerkük’te petrol sahalarının geliştirilmesi konusunda Irak hükümeti ile yaptığı anlaşmadan sonra Suriye için British Petroleum ( BP) şirketini,
    ABD ise ExxonMobil şirketini Kuzey Suriye’ye taşıdılar…

    *

    Bununla yetinilmedi;
    Çünkü Trump yönetimi Suriye’ye yönelik korkunç bir sürü arzulu düşünceye dayanmaktadır.
    Trump, Suriye’deki ABD askeri birliğini değiştirmek için İsrail koalisyonunda olan Suudi Arabistan ve Mısır’dan;
    Bir Arap kuvveti olarak bir araya gelmelerini, İslam Devleti’nin yenilgisinden sonra ülkenin kuzey kesimini istikrara kavuşturmaya yardım etmelerini istiyor.
    Bu düşüncesiyle ABD; Ortadoğu’yu 1618 ile 1648 arasındaki orta Avrupa’da milyonlarca insanın ölümüne neden olan yeni bir Otuz Yıl Savaşına sürüklüyor…

    *

    Halbuki Kuzey Suriye’nin batısını tutan Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu militanları bölgenin en zayıf halkasıdır.
    Bu yüzden E. Macron, Suriye’ye yönelik operasyonun yasal olduğunu ve uluslararası topluluk çerçevesinde gerçekleştirildiğini savunurken,
    Türkiye’nin Kuzey Suriye’de sıkıştığını ima ediyor;
    “Putin’e Suriye’nin kimyasal silah kullanmasında Rusya’nın suç ortağı olduğunu söyledim. Ankara operasyona onay verdiği için operasyon Rusya ve Türkiye’nin arasını açtı” diyor!

    *

    Cumhurbaşkanı E.Macron,  dün Avrupa Parlamentosundaki konuşmasında da , Avrupa’da demokrasi ile otoriterlik arasında bir iç savaş yaşandığını söylüyor..
    Balkan ülkelerinin Rusya veya Türkiye’ye kayması riskinden söz ediyor.
    “Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik risk, Batı Balkan ülkelerinin Rusya veya Türkiye’ye kaymasıdır. Balkanların Türkiye veya Rusya’ya meyletmesini istemem” diyor…

    *

    R.T. Erdoğan, Ortadoğu’da çeşitli askeri cepheler açmış, aynı zamanda Ege Denizi ve Doğu Akdeniz ile ilgili sorunlar yaşamaktadır.
    Kendisini Balkan yarımadasında yaşayan Müslümanların da lideri olarak görüyor.
    Balkan ülkelerinde Fethullah Gülen’e bağlı okulları ve diğer kurumları tasfiye etmek için,
    Aslında Balkanlardaki etnik nufusu Türk yatırımları ve cami inşaatları üzerinden dini radikalleşme yoluyla manipüle etmeyi ve yeni Osmanlı düşüncesinin infiltrasyonunu öngörüyor..
    Avrupa’yı  son derecede rahatsız ediyor….

    *

    Avrupa Birliğinde Macron rüzgarı esiyor.
    AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu’nun 2018 Türkiye raporunda:
    OHAL’e gecikmeksizin son verilmesi, öncelikle hukuk devleti ve temel haklardaki olumsuz eğilimin tersine çevrilmesi talep ediliyor.
    Alışıldığı üzere Türkiye Dışişleri Bakanlığı AB’nin Türkiye raporuna sert tepki gösteriyor…

    *

    Kuzey Suriye’de ABD, Fransa ve İngiltere kendi lehlerinde kapütilasyon hakları sağlamışlardır.
    Türkiye’nin yeni Osmanlı hülyalarına, bu hülyaya ekonomik destek sağlayacak Suriye’de kapütilasyon talebine, Doğu Akdeniz ve Ege’deki mücadelesine, Balkanlarda genişleme ülküsüne sözde “Yerli ve Milli Bahçeli’nin Erken Seçim Teklifi” ile son verilmiştir…
    Erdoğan 26 Ağustos’ta erken seçim teklifine mecburen katılmış ancak erken seçimi 24 Haziran’da “baskın seçime” çekmiştir.

    *

    Öte yanda Rusya ile müttefiklerinin  Suriye’den geliştirdikleri yeni bir dünya talebinde;
    “Top” son derecede elverişsiz şartlarda Rusya’dadır.
    Çünkü Suriye geniş bir uluslararası ortam haline gel​miş, ​çözümleme​ imkansızlaşmaktadır.​​
    Bir süredir Suriye’deki hedeflerine ulaşma ve iç savaş sonrası düzenlemeleri belirleme konusunda lider görev üstlenen Rusya;
    Bugün hiçbir sonuca ulaşılmayan bölgede Türkiye’den sonra en büyük kaybeden durumundadır…
    Ama Rusya büyük bir devlettir…

    19. 4. 2018

  • Avrupa Komisyonu’nun İlerleme Raporu’ndaki  Eleştiriler Kapsamında  Türkiye’nin Avrupa Birliği Stratejisi

    Avrupa Komisyonu’nun İlerleme Raporu’ndaki Eleştiriler Kapsamında Türkiye’nin Avrupa Birliği Stratejisi

    Avrupa Komisyonu tarafından  yayınlanan  20’nci Türkiye İlerleme Raporu 17 Nisan’da,  ilk defa Türkiye ile karşıtlığı ile tanınan Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn tarafından değil, Komisyon’un birinci Başkan Yardımcısı  Frans Timmermans tarafından  açıklanmıştır. Johannes Hahn, “Türkiye, Avrupa’dan büyük adımlarla uzaklaştı” (Turkey is moving rapidly away from the path of European Union membership) açıklamasında bulunmuştur. )  Hahn   haklıdır. Çünkü, 25 Ocak 2017 tarihinde Kalkınma Bakanlığı’na sunduğum  Avrupa Birliği Özel İhtisas Komisyonu kurulmasına ilişkin önerim, Bakanlık tarafından kabul edilmemiştir.

    On Birinci Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonlarının Oluşturulmasına İlişkin 2017/16 Sayılı Başbakanlık Genelgesi kapsamında  Avrupa Birliği Özel İhtisas Komisyonu’nun kurulmaması üzerine bu Komisyon’un olmamasından  duyduğum hassasiyeti belirtmek  amacıyla  DPT’da 1982 yılında  Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’n direktifleri ile DPT AET Dairesini kuran ve 3 yıl  Başkanlığını yapan  eski bir DPT mensubu olarak  yazdığım yazı olumlu karşılanmamıştır.“2019-2023 dönemini kapsayan On Birinci Kalkınma Planı, 2023 vizyonu doğrultusunda ülkemizin kalkınma hedeflerini daha da ileriye taşıyacaktır”  ifadesine rağmen, kanımca bu dönemde Türkiye’nin AB üyeliği öngörülmemesi sebebiyle  ÖİK kurulması gereksiz görülmüştür.

    Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, bazı AB çevrelerinde yeniden gündeme getirilmeye çalışılan imtiyazlı ortaklık görüşünün mevcut hukuki düzenlemeler kapsamında geçersizliğinin ortaya konulması, tıkanan müzakere sürecinde yeni başlıkların açılmasının sağlanması, AB ile sorunların çözüm yollarının  tespit edilmesi, vizelerin kaldırılması ve de en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın  Avrupa Birliği ile ilgili temaslarda bulunmak üzere geçen yıl 5 Eylül’de Brüksel’de “Avrupa’nın kaderini ve geleceğini Türkiye’den ayrı düşünmek mümkün değildir. Avrupa Birliği stratejik hedeftir”   direktifi karşısında Komisyon’un kurulmaması  bir eksikliktir.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken  25 Temmuz 2012 tarihinde Kanal 24’de katıldığı Sansürsüz Özel canlı yayınında “Türkiye AB sürecini unuttu mu?”  sorusuna  verdiği cevap  açıktır: “Çok açık ve samimi söyleyeyim, bizim aslında AB sürecini unutmak, kaybetmek diye bir şey söz konusu değil.”  Bu açıklamaya rağmen Turgut Özal’ın 14 Nisan 1987 tarihindeki üyelik başvurusu sırasında söylediği “Bu uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizi caydırmak için çok şey yapacaklar. Ama yılmamalıyız” sözü  unutulmuştur. 1959 yılında başlayan ama bir türlü sonuçlanmayan AB üyeliği gerçekleşmez ise, bunun alternatiflerinin ortaya konulmamasının 11’nci Kalkınma  Planı döneminde ele alınmaması  doğru bir tasarruf değildir.

    Avrupa Birliği  Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in  Tallin’de 7-8 Eylül 2017 tarihlerinde düzenlenen AB Gayrı resmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda (Gymnich) AB üyeliğinin Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu vurgulaması  ve “Bu hedef korunmaktadır” değerlendirmesi  göz ardı edilmiştir. TRT’de 17 Nisan’da yayınlanan Derin Analiz programında konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut’un  İlerleme Raporu’ndan ısrarla Avrupa Parlamentosu Raporu  olarak söz etmesi, konunun Türkiye’nin  gündeminde olmadığının bir göstergesidir.  Bu sebeple Hahn’ın  tespitine katılmamak mümkün değildir.

    İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin; vize muafiyeti önerisinin değerlendirileceği, mülteci konusunda yapılan çalışmaların takdir edildiği, 15 Temmuz  darbe girişiminin  kınandığı yer almıştır. Türkiye’nin, hukuk devleti ve temel haklar alanlarında olumsuz eğilimi tersine çevirmesinin  gerekli olduğuna da dikkat çekilmiştir.  Rapor’da Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinde yeni başlık açılmasına yönelik bir öneri yer almamış, fakat müzakerelerin sonlandırılması tavsiyesinde de bulunulmamıştır. )

    Rapor,  Türkiye’yi AB üyelik kriterleri açısından değerlendirerek hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve özgürlükler  alanlarında  eleştirmiştir.  Fakat, Türkiye’nin AB’ye aday ülke olduğunun  onaylanması ve müzakerelerin tam üyeliğe hedeflediğine vurgu yapılması  önemlidir.  ) Fakat,   . Bazı AB üyelerinin Türkiye kriterleri yerine getirse dahi üyeliğe kabul edileceği yönünde ciddi bir şüphelerinin  olması, Türkiye’de AB katılım sürecine olan inancı zayıflatmaktadır.  Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ bu konuda şunları söylemiştir: “Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı objektif eşit ve adil bugüne kadar hiç olmadı. Şimdi rapor açıklamalarda Türkiye’nin AB den uzaklaştığı ifade ediliyor. Türkiye yarım asrı geçkin bir süredir Avrupa Birliği’nin kapısında tam üyelik hedefiyle ısrarla beklemektedir. Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinden, Avrupa Birliği üyelerinin, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı haksız politikaları nedeniyle bugüne kadar vazgeçmemiştir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik Türkiye için değişmemiş bir hedeftir.

    Ancak maalesef Türkiye ile aynı ekonomik şartları aynı siyasi ve hukuki şartları taşımayan, Türkiye’den çok geri olan pek çok ülkeyi Avrupa Birliği’ne tam üye yaptıkları halde ısrarla Türkiye’ye karşı olumlu adımlar atmamakta direniyorlar. Uzunca bir zamandır açılan fasılların kapatılmaması, yeni fasıl açılmaması ve bu noktada Türkiye’ye karşı adil olmayan, sübjektif olan ve bundan önceki üye olan ülkelerle Türkiye’ye karşı eşit olmayan yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Burada Avrupa Birliği’nden uzaklaşan Türkiye değil, Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda tarafsız olmayan, tarafsız davranmayan, maalesef taraflı olan, eşit davranmayan AB’dir. Biz buna rağmen AB hedefinden vazgeçmedik. Vazgeçmeye niyetimiz yok. Eğer onlar vazgeçmeye niyetleniyorlarsa o zaman çıksınlar desinler ki ‘biz Türkiye’ye ilişkin kanaatlerimizi değiştirdik, vazgeçtik’  desinler. Biz bunu da defalarca kendilerine ifade ettik.”

    Avrupa Birliği Bakanı  Ömer Çelik ise Komisyonu’nun Türkiye raporuna tepki göstermiş, adil ve ilkeli bir şekilde yaklaşılmadığını söylemiştir. Türkiye’nin her şeyi mükemmel yapmadığını da dile getiren  Çelik, “Rapor yakınlaşmayı teşvik etmekten uzaktır” demiş ve şu değerlendirmede bulunmuştur: Türkiye’nin aday ülke olma perspektifi bir kenara bırakılıp komşuluk perspektifi kabul edilemez. Türkiye’nin aday olma konusu bir tarafa bırakılamaz. Adil ve ilkeli bir yaklaşım yok. Türkiye’yi evrensel değerlerden uzaklaşmakla itham ediyor. AB değerlerinden uzaklaşma sözü siyasi bir yaklaşımdır.”

    Sırbistan ve Karadağ gibi Batı Balkan ülkeleri Türkiye’den çok sonra müzakere sürecine başlamalarına rağmen Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker katılım için 2025 tarihini  açıklamıştır ama  bu ülkelerin yönetişim, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluklar açısından önemli sorunları olduğunu görmezden gelmiştir.  Türkiye için  AB üyeliğinin  erişilebilir bir hedef olduğu vurgulanmamakta, sürecin siyasi gerekçelerle bloke edilmeyeceği güvencesi verilmemektedir. Bu kapsamda  Dışişleri Bakanlığı da  haklı olarak  rapora tepki göstermiştir: “AB’nin Türkiye’nin içinden geçtiği süreci anlamadığı tepkidir. Raporda FETÖ tehdidine değinilmemesi vahim bir eksiklik. Başta PKK, DAEŞ ve FETÖ olmak üzere terörle mücadele ediyoruz.”

    Rapor’da; OHAL kapsamında alınan önlemlerin orantısız olduğu belirtilirken, parlamentonun yasama işlevinin kısıtlanmış ve muhalif grupların barışçıl toplantılarının yasaklanabilmesi için idarenin yetkilerinin artırılmış olması örnek gösterilerek darbe girişimiyle başlayan OHAL uygulamasına en kısa sürede son verilmesi istenmiştir. OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar orantısız bulunarak eleştirilmiş ve bunun düzeltilmesi için Avrupa Konseyi ile işbirliği çağrısı yapılmıştır.

    İlerleme raporlarına 2014 yılından  başlayarak, geriye gidiş (backsliding) ifadesi  girmiştir. İlk olarak kamu alımları alanında gerileme olduğu  açıklanmış,  2015 raporunda gerileme olan alanlara ifade, medya ve internet özgürlüğü ile toplanma özgürlüğü eklenmiş, 2016’da  listeye kamu hizmetleri ve insan kaynakları yönetimi, yargının durum ve bağımsızlığı, iş ortamı, örgütlenme özgürlüğü ve işkence ve kötü muamelenin önlenmesi  girmiş,  2017’de ise sivil toplum, kamu hizmeti ve insan kaynakları yönetimi, yargı ve temel haklar, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mülkiyet hakları, ekonomi ve iş ortamı, bilgi toplumu, sosyal politika ve istihdam, dış ilişkiler eklenmiştir.  Böylece  müktesebat  başlıkları ile ilgili olarak  gerileme olan alanlar artmıştır. İlerleme Raporu ile birlikte açıklanan  ekonomik reform programında da  ekonomideki gelişmeler ile ilgili olumsuz tespitler  vardır. (Commission Staff Working Document Economic Reform Programme Of Turkey (2018-2020) Commission Assessment

    Bu yılki raporda  önceki raporlardan farklı olarak FETÖ için “hükümet tarafından terör örgütü olduğu belirlenen Gülen hareketi” ifadesi  yer almış, AB tarafından terör örgütü olarak tanınmasa da Türkiye  tarafından terör örgütü olarak tespit edildiği açıklanmıştır. Rapor’da Komisyon, Türkiye’nin 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaparak AB için çok önemli bir fayda sağladığı da  vurgulanmıştır. Sınır kontrolü, vize, dış göç ve iltica politikalarını kapsamına alan Adalet, Özgürlük ve Güvenlik  başlığında  Türkiye’nin orta derecede hazırlıklı olduğu ve göç ve iltica politikasında  geçen yıl  ilerleme sağladığı  belirtilmiştir.

    Rapor’da yargı ve temel haklar alanında, 2016’da yapılan tavsiyelerin yerine getirilmediği  belirtilerek aynı tavsiyeler yinelenmiştir. Türkiye’nin AB katılım müzakerelerinde yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarını ilgilendiren 23 ve 24’üncü  başlıkların açılması konusuna ise değinilmemiştir. Yapısal reformların yavaşlaması, makroekonomik dengesizlikler,  yargının etkinliği ve bağımsızlığı alanındaki kuşkuların iş ortamını da olumsuz etkilediğine dikkat çekilmiş,  gümrük birliğinin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlatılmasına yönelik olumlu görüşlere yer verilmiştir.

    Avrupa Birliği Türkiye’ye tarafımdan adlandırılan Bobon kriterlerini (BO: Bizden Olanlar, BON: Bizden OlmayaNlar) uygulasa, Türkiye bazı Avrupalılar tarafından BON kapsamında algılansa da, Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in Aydın Doğan’a 7 Şubat 2015 tarihinde yazmış olduğu mektuptaki “Türkiye, ne olursa olsun, Avrupa Birliği çıpasına sarılmalıdır. Bundan vazgeçmek olmaz” görüşü  günümüzde de geçerlidir. Müzakerelerin açıldığı 2005 yılında Avusturyalıların direnişini kıran İşçi Patisi milletvekili ve dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw 2013 yılında yayınlanan   kitabının 18’nci bölümünü Avrupa Birliği ve Türkiye’ye ayırmıştır. Hasta Adam Karşılık Veriyor: Avrupa ve Türkiye başlıklı bölümde Straw, müzakere sürecinin başlamasından bu yana Angela Merkel ile Nicolas Sarkozy gibi Avrupalı siyasetçilerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını hatırlatarak, bu iki siyasetçinin Türkiye’nin üyeliğini arzulamamasını Türkiye’nin Müslüman ülke olmasına bağlamıştır:

    “33 müzakere başlığının, 17’si engellenmiş durumda. Hiçbir aday ülkeye böyle davranılmamıştır. Acil sorun Kıbrıs’tır. Bu sorun, Fransa, Almanya ve İngiltere tek ses olursa çözülebilir. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avrupa’nın kendisine sınır çizmesi gerektiğini söylediğinde, coğrafi sınırları kastetmemişti. Öyle olsaydı, Malta veya Güney Kıbrıs’ın alınmaması gerekirdi. Kastettiği dini sınırlardı. Tüm bunda kaybedecek olan AB’dir, Türkiye değil. Türkiye’nin AB’ye duyduğu ihtiyaçtan çok, AB’nin Türkiye’ye şu anda ihtiyacı vardır.” (Straw, 2013, Chapter 18)

    Atatürk 29 Ekim 1923 tarihinde Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte tercihini yapmıştır: “Kabul etmelisiniz ki, doğuda yaşamayı seçmeye mecbur olduğunuz için, ırkımızın beşiği ile ilgili olması nedeniyle mümkün olduğu kadar yakın batıyı bir yerleşim yeri seçtik. Fakat vücutlarımız doğuda ise fikirlerimiz batıya doğru yönelik kalmıştır. Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batıya yönelmemiş millet hangisidir?”

    Lucius Annaeus Seneca “Hangi kapıya yöneldiğini bilmeyen hiçbir zaman uygun esen rüzgarı bulamaz” (ignoranti quem portum petat nullus suus ventus est) derken haklıdır. Çünkü, yöneldiğiniz kapıyı bilmezseniz, hiçbir zaman uygun esen rüzgarı yakalayamazsınız. Ama bazen kapıyı bulmanız yeterli olmayabilir. Çünkü rüzgar eğer tersten eserse, sizi uygun olan kapıya değil, istemediğiniz bir kapıya yönlendirebilir.  Ama bu Kapı hiçbir zaman Avrasya Ekonomik Birliği ya da Şanghay İşbirliği Kuruluşu olamaz.

    Türkiye’nin 1987 yılındaki üyelik başvurusundan günümüze kadar geçen dönemde AB ile ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir ama hiçbir zaman AB üyeliği stratejik hedef olmaktan çıkmamıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde AB ile müzakere tarihinin alınması üzerine, Brüksel’den yurda dönen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da törenlerle karşılanmış, Kızılay Meydanı’nda gündüz vakti havai fişekli tören düzenlenmiştir.  Başbakan Erdoğan yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Aydınlık yarınların çağdaş Türkiye’si için çıktığımız yolda hamdolsun, dün müzakere süreciyle ilgili tarihi 3 Ekim olarak almış bulunuyoruz…geçen süre içinde birçok gayretler oldu. Birçok liderin AB yolunda mücadelesi oldu. Aşama aşama şüphesiz bir yerlere gelindi… Bundan sonra şüphesiz önümüzde uzun, zorlu yollar var unutmayın. Bundan sonra ülkemizde demokrasi daha faklı bir şekilde güç bulacaktır…Türkiye çağdaş ülkeler arasındaki yerini almaya başlamıştır alacaktır.”

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 9 Mayıs 2013 tarihinde kutlanan Avrupa Günü’nde, Avrupa’nın tartışılmaz bir parçası olan Türkiye’nin AB üyeliğinin pek çok konuda AB’ye önemli artılar getireceğini açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda da referandum sürecinde kapıyı kapattığı Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye için stratejik hedef olarak nitelemiştir: “Tarihi, coğrafi ve kültürel olarak yüzyıllardır Avrupa’nın bir parçası olan ülkemiz, stratejik hedef olarak gördüğü AB üyelik sürecini, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışı çerçevesinde devam ettirmek arzusundadır.”  Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu 28 Ocak 2015 tarihinde Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefinin stratejik bir hedef olduğunu ve kararlılıkla devam ettirileceğini söylemiştir: “AB bizim için stratejik bir hedeftir. İnşallah öyle veya böyle bir gün mutlaka Türkiye AB’nin üyesi olacaktır.”  (Hürriyet, 28.01.2015)

    Türkiye’de AB üyeliği hedefinden bir sapma söz konusu değildir.  2001, 2003 ve 2008 yıllarında güncellenerek Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayınlanan AB üyeliği hedefine yönelik Türkiye Ulusal Programı’nın giriş bölümündeki hedefte bir değişiklik olmamıştır.  Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa Birliği ile ilgili temaslarda bulunmak üzere 5 Eylül 2015 tarihinde gittiği Brüksel’de “Avrupa Birliği stratejik hedeftir” demiştir. Dönemin AB Bakanı Volkan Bozkır da 18 Mayıs 2016 tarihinde aynı görüşü açıklamıştır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de “AB bizim için önemli bir çıpa, Batı’dan bir kopuş görmüyorum” tespitinde bulunurken, diğer Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli de “Avrupa, bizim en büyük ekonomik ortaklarımızdan biridir. Bu ticaretten her iki taraf da çıkar sağlıyor. İki tarafın menfaatini yükseltecek şekilde ilişkilerimiz devam edecektir” demiştir.

    TBMM Genel Kurulu’nda 24 Mayıs 2016 tarihinde Cumhuriyetin 65, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 7’nci hükümetini sunan Başbakan Yıldırım’ın bu konudaki görüşü şöyledir: “Türkiye’nin, AB’ye tam üyeliğini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. Ancak, AB ile ilişkilerimizi, diğer ilişkilerimizin bir alternatifi değil tamamlayıcısı olarak tanımlıyoruz. Türkiye, AB’ye tam üyelik için bütün sorumluluklarını yerine getirmektedir. Buna karşın AB’nin Türkiye’ye yönelik konjonktürel yaklaşımları ve negatif ayrımcılık anlamına gelen uygulamaların doğru bulmuyoruz.” 

    Hükümet Programının 133’ncü sayfasında Avrupa Birliği ile ilişkiler ile ilgili paragrafta  AB üyeliği stratejik hedef olarak belirlenmiştir:  “Ülkemizin stratejik bir hedef olarak belirlediği AB üyeliği doğrultusundaki kararlılığını ve bu meyanda, esasen halkımızın yaşam standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunacak olan reform sürecini daha da ileri götürmek hususunda irademizi korumaktayız. AB katılım sürecinde siyasi nedenlerden kaynaklanan tıkanıklıkların aşılması ve katılım müzakerelerinin yeni fasıllar açılarak canlandırılması yönündeki çalışmalarımıza devam edeceğiz…AB katılım müzakereleri ve müktesebata uyum çalışmalarının sürdürülmesi, katılım öncesi mali yardımların etkin şekilde kullanılması ve Türkiye’nin yeni AB iletişim stratejisinin uygulanması öncelikli hedeflerimiz arasında yer alacaktır.”

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 9 Ocak 2017 tarihindeki “Türkiye’nin olmadığı Avrupa eksiktir” açıklaması, AB ile iplerin  kopma noktasına gelmediğini göstermektedir. Başbakan Binali Yıldırım 21 Ağustos 2017 tarihinde Singapur’da Türkiye’nin temel dış politika eksenleri bugün de güncelliğini koruduğunu açıklamıştır: “Avrupa Birliği, ülkemiz için stratejik hedef olmayı sürdürüyor. AB ile çok boyutlu ve köklü ilişkilerimiz var. AB ile Gümrük Birliği içinde olan tek aday ülkeyiz. Türkiye, AB’nin beşinci büyük ticaret ortağı ve AB ile ticaretimiz yaklaşık 146 milyar dolar seviyesindedir. Gümrük Birliği’ni güncelleyerek ticaret hacmini iki katına çıkarmayı hedefliyoruz ve bunun başarılabileceğini öngörüyoruz.”

    AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik İşbirliği Toplantısı, 9 Aralık 2017 tarihinde  Türk hükümetinden üç bakanın katılımıyla  Brüksel’de gerçekleştirilmiştir. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin Avrupa Birliği’nin  de çıkarına olduğunu belirterek şunları söylemiştir: “Alman arkadaşlarımız güncellemeyi yavaşlatmaya çalışıyorlar. Hayrete düşüyoruz. AB üyelik sürecine ivme kazandırmaya hazırız… Hukukun üstünlüğü, demokratik standartların yükseltilmesi ve bireysel özgürlükler konusundaki taahhütlerimiz geçerli. Hükümetimiz AB üyelik sürecine ivme kazandırmaya kararlıdır. AB’yi değişimin motor gücü olarak görüyoruz.”

    Cumhurbaşkanı  Erdoğan Roma ziyareti öncesinde İtalyan La Stampa gazetesine 4 Şubat 2018 tarihinde verdiği röportajda Türkiye’nin  hedefinin  üyelik olduğunu açıklamıştır:  “Türkiye aday ülke olarak yükümlülüklerini yerine getiriyor ancak üyelik süreci bizim tek başımıza ilerletebileceğimiz bir süreç değil. AB’nin de üzerine düşeni yapması gerekir. Her şeyden önce bize verilen sözlerin tutulması lazım. AB katılım müzakerelerinde hem önümüzü tıkıyor hem de sürecin ilerlememesinin sorumlusu bizmiş gibi gösteriyor. Bu haksızlıktır. AB üyesi bazı ülkelerin Türkiye için farklı alternatifleri gündeme getirmeleri de bir haksızlıktır. Türkiye’nin arzusu, AB’ye tam üyeliktir. Bunun dışındaki seçenekler, bizleri tatmin etmekten uzaktır. AB’den beklentimiz, önümüzdeki suni engellerin bir an önce kaldırılması ve yapıcı bir tutum izlenmesidir. Türkiye’nin üyeliği iç siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.”  )

    Avrupa Birliği üyeliği Türkiye için bir stratejik hedeftir ama  Fransa, Almanya ve Avusturya gibi bazı AB üyeleri, Türkiye’yi üye olarak alma konusunda isteksizdir. Fakat bu ülkeler Türkiye’nin başka denizlere yelken açmasını da istemezler.  AB Devlet ve Hükümet Başkanları 17 Aralık 2004 tarihinde şu kararı almışlardır: Eğer Türkiye AB’ye üye olamazsa, Türkiye’nin AB kurumlarına demirlenmesi söz konusudur. (…is fully anchored in the European structures) Demirlemek şu demektir: “Avrupa Birliği’ne eğer üye olamayacaksanız, AB’den fazla uzaklara da gitmeyin.”

    Bu durum, taraflar arasında imzalanmış olan Ankara Anlaşması ile Katma Protokol’e  aykırıdır.  Ayrıca  Ermeni diasporasının iddialarının  aynı tarihte  Brüksel’de Türkiye’nin önüne büyük bir engel olarak çıkarıldığı da unutulmamalıdır. Avrupa Birliği Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye iki dayatmada bulunmuştur. Bunlar; Türkiye’nin AB’ye girmesi için sözde Ermeni soykırımını tanıması ve Ermenistan’la sınır kapısını açmasıdır.  Avrupa Parlamentosu’nun Ermenistan’ın propagandası altında kalarak sözde Ermeni soykırımını Türkiye’nin tanıması için almış olduğu 5 kararı da  unutmamak gerekir.

    AB üyeliğinin stratejik  hedef olduğu  belirtilmektedir ama bu hedef sözde kalmamalıdır. 23 Şubat 2018 tarihinde Brüksel’de bir araya gelen 27 AB üyesi ülkenin devlet ve hükümet başkanları  Birliğin uzun vadeli bütçesi  konusunu  ve AB’nin uzun vadeli bütçesini ve 2020 sonrası AB Çok Yıllı Mali Çerçevesi’ni belirleyecek politika önceliklerini  görüşmüşlerdir. Çok Yıllı Mali Çerçeve; AB bütçesinde yer alan harcama kalemlerine ilişkin ödeneklerin yedi yıllık dönemler itibarıyla ve yıllık tavanların önceden belirlenerek kaynakların AB’nin politika öncelikleri doğrultusunda dağılımını sağlamayı amaçlamaktadır.

    AB’nin  uygulanmakta olan 2014-2020 Dönemi Mali Çerçevesi yaklaşık 1 trilyon  Euro’dur.   2021-2028 dönemi AB bütçesinde Türkiye’nin üyeliği için tahsisat konulmazsa, bu dönemde  AB üyeliği gerçekleşmeyecek demektir. Bu durumda 1959 yılından bu yana AB kapısında  bekletilen Türkiye için  AB stratejik hedef olmaktan çıkar, İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur. Türkiye de o dünyada yerini alır”  sözü Türkiye için geçerli olur. Bu süreçte  Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma modeli Türkiye’ye yol gösterebilir. Ama bu yol, Batı dünyasından  kopmak  olmamalıdır.

    Türkiye’nin küreselleşen dünyadaki yerini sağlıklı bir şekilde belirlemek, kısa ve uzun vadeli  değerlendirmelerinde bulunmak, çağdaş bir ülke olmak için büyük önem taşımaktadır. Türkiye, dünya ekonomisi ile bütünleşme çabası içinde olan gelişme yolundaki ülkeler arasındadır. Avrupa kıtasında olmayan ülkelerden farkı, Batı’nın siyasi ve ekonomik kuruluşlarının tamamına yakınına üye, diğerleriyle çok yakın ilişki içinde bulunmasıdır. Önemli fark, coğrafi konumu ile ilgilidir. Türkiye bulunduğu bölgede Karadeniz Ekonomik İşbirliği Kuruluşu ile İslam Konferansı Kuruluşu’na üyedir, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile yakın ilişkiler içindedir. Türkiye’nin değişen dünya şartlarına uyum sağlaması ve dünya ekonomisiyle  bütünleşebilmesi için orta ve uzun vadeli stratejilere ihtiyacı vardır. Bu stratejiler içinde Türkiye’nin Batı dünyasından  ayrılmasına yol açabilecek Avrasya Ekonomik Birliği (Gümrük Birliği) ve de Şanghay İşbirliği Kuruluşu ya da bazı akademisyenlerin tanımlamasıyla Altay Birliği yer almamaktadır.

    Türkiye tercihini, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Batı dünyasından yana yapmıştır.  Avrupa Birliği ile ilişkilerde çeşitli faktörlerin etkisiyle meydana gelen olumsuz gelişmeler sebebiyle Türkiye’nin son 200 yıldır Batı’ya dönük yüzünü, Şanghay İşbirliği Kuruluşu ve Avrasya  Ekonomik (Gümrük)  Birliği gibi Rusya ve Çin’in siyasi ve ekonomik etkinliğinde olan kuruluşlara yöneltmesi bir alternatif olarak değerlendirilemez. Bu sebeple Ekonomi Bakanı Nihat  Zeybekçi’nin  Pamukkale’de 13 Aralık 2014 tarihinde düzenlenen Serbest Bölgeler Çalıştay’ında yaptığı konuşmada  “Avrasya Gümrük Birliği, Türkiye için vazgeçilmezdir. Biz orada olmak zorundayız. Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde olmak zorundayız. Orta Afrika Birliği denen… birliğin içinde yer almak zorundayız”  açıklaması, gerçekçi değildir.

    Çünkü, Ankara Anlaşması ve Katma Protokol değişmediği sürece GATT/WTO kuralları gereğince Türkiye aynı anda iki farklı gümrük birliği içinde olamaz.  Zaten  Bakan   Zeybekçi’nin  20 Mart 2017 tarihinde “Türkiye’nin yolculuğu, Avrupalı dostları ile birlikte medeniyet yolculuğudur”  açıklaması, önceki görüşü ile çelişmektedir. AB üyesi ülkeler ve özellikle Almanya ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler hiçbir zaman Avrasya Gümrük (Ekonomik) Birliği  üyesi ülkelerle karşılaştırılamaz. Orta Asya ülkeleri ile ekonomik ilişkileri karşılıklı olarak geliştirmek ile gümrük birliği gibi ileri seviyede bir ekonomik entegrasyona gitmek, başka  şeylerdir.

    AB-Türkiye Gümrük Birliği, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde bir aşamadır. AB’ye  üye olunursa Türkiye; egemenlik yetkilerinin kısmen devredildiği, alınan ortak kararlara tüm üye ülkelerin uymak zorunda bulundukları, Batılı anlamda demokrasi ile yönetilen, üyelik için ekonomik (Maastricht) ve siyasi (Kopenhag) kriterleri yerine getiren, ekonomik entegrasyona (bütünleşmeye) dayanan ve sadece Avrupalı ülkelerden oluşan bir uluslararası kuruluşa katılacaktır. Avrasya Ekonomik (Gümrük) Birliği çok farklı bir kuruluştur.

    Türkiye, AB için önemli bir stratejik ortaktır. Türkiye’siz bir AB, zayıf bir küresel güç olmaya adaydır. Avrasya Gümrük Birliğine girmek, bu pazarı kaybetmek demektir. Bu gelişme, Türkiye’nin ihracatını ve de döviz gelirlerini olumsuz etkileyerek cari açığın büyümesine yol açar. Avrupa Birliği Türkiye’nin açık ara birinci ticari ortağıdır. Günümüzde Türkiye ve AB arasında Gümrük Birliği çerçevesinde gelişmiş güçlü ticaret ve yatırım ilişkileri vardır.

    AB, Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların ana kaynağıdır. Avrupalı şirketler otomotivden enerjiye, haberleşmeden mali hizmetlere çeşitli sektörlere yatırım yapmaktadır. Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye stokunun üçte ikisi AB ülkeleri kaynaklıdır. Avrupa Birliği Türk şirketlerin ana yatırım adresi olmuştur. Son beş yılda Türkiye kaynaklı doğrudan yatırımların yarısından fazlası (%57) AB üyesi ülkelere gitmiştir. Avrupa’da Türk sermayesiyle kurulmuş yaklaşık 150 bin şirkette 630 bin kişi çalışmaktadır. Dışişleri Bakanlığı’na göre yurtdışında yaşayan 5 milyonu aşkın Türk toplumunun yaklaşık 4 milyonu Batı Avrupa (AB) ülkelerindedir.

    15 Aralık 2016 tarihinde düzenlenen AB Liderler Zirvesi sonrasında liderler, AB-Türkiye mutabakatına bağlılıklarını yineleyerek, anlaşmanın tüm unsurlarının uygulanmasının önemini vurgulamıştır: “AB Konseyi, AB-Türkiye mutabakatına olan bağlığını yineler ve tüm unsurlarının ve tam ve ayrım yapılmadan uygulanmasının önemini altını çizer.”  AB Komisyonu tarafından yapılan açıklamada “Demokrasi ile temel hak ve özgürlüklere olan saygı anlaşmanın önemli bir parçası olacaktır” ifadelerine yer verilmiştir.

    Tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye Batı dünyasından kopmamalıdır. Avrasya ile ilişkiler geliştirilmeli, fakat Rusya’nın egemen olduğu kuruluşlara üye olma çabalarına son vermelidir.  2000’li yılların başında Rusya’da Putin’in iktidara gelmesinin ardından çeşitli bölgesel kuruluşlar aracılığıyla Sovyet ardılı ülkeler arasında eski Sovyetler Birliği’ne benzeyen bir birliğin sağlanması amaçlanmıştır.  Putin’in amaç ve söylemlerinde büyük bir değişimin olduğunu  söylemek mümkün değildir.

    Uluslararası ekonomik ve siyasi ilişkilerde ülkelerin birbirlerini nasıl algıladıkları  önemlidir.  Bu algı, tarafların birbirlerine karşı  tarihsel imaj ve kültürel birikimlerin etkisinden  geçerek  oluşur. Algılar bazen peşin yargılardan etkilenir ama algıların varlığı maddi gerçekliğin küçümsenmesi anlamına gelmez. Maddi gerçekliğe anlam kazandıran, o gerçekliğe taraflarca  atfedilen önemdir. Günümüzün  küresel dünyasında  algılar statik olmayıp hızla değişebilmektedir. Tarafların eylemleri algıları  doğurur. Bu sebeple  eylem değişince algı da değişebilir. Türkiye’nin  gösterdiği ekonomik performans ve izlediği  dış politika, ülkemizin  Batı dünyasındaki algısının değişmesini sağlamıştır. Türkiye değişirken Batı’nın Türk dış politikası algısı da değişmektedir.

    NATO üyeliğinden sonra Türkiye, Batı Dünyası’nın sadık bir müttefiki olarak algılanmıştır. Türkiye’nin dış politikada belli ilkeler belirleyerek bunları uygulamaya koyması, son yıllarda ABD ve Avrupa Birliği’nde endişe doğurmuştur ama bu bir eksen kayması anlamına gelmemektedir. Batı’nın çifte standartlarına yönelik Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar gibi Batılı olmayan bölgelerde  seslendirdiği  eleştiriler zaman zaman Türkiye’nin bir ortak değil, rakip güç olarak algılanmasına yol açmakta, Ortadoğu’daki Batı karşıtı aktörlerle  ilişkileri, Türkiye’nin Avrupa’da ne tür bir ortak olacağı konusunun sorgulanmasına sebep olmaktadır.

    Eksen tartışmalarının doğmasına zemin hazırlayan gelişme, Türkiye-AB ilişkilerinin  çıkmaz sokağa girmesidir. AB ile Türkiye arasında  yapılan   geri kabul anlaşması  ve  33’ncü başlığın açılması konusunda   Bavyera Maliye Bakanı  CSU’lu siyasetçi  Markus Soder ZDF televizyonunda (20 Mart 2016) kendisine  sorulan  bir soruyu cevaplandırırken Türkiye’nin  bu konuda üstüne  düşen   yükümlülükleri  yerine getirmesinin güç olduğunu belirterek Türkiye’ye üye olamayacağı açıklanmalıdır demiştir.

    Türkiye, 1856 Paris Anlaşması’ndan  sonra  yüzünü  Batı’ya çevirmiş, Tanzimat’tan  bu yana da  Batı’ya yönelmiş dünyadaki tek Müslüman ülkedir. Türkiye, laik ve demokratik ilkeleri benimsemiş, Batı dünyası ile ortak sınıra sahip ve ona komşu,  AB ülkeleri ile tarihi ilişkileri bulunan, dünya üzerinde mevcut 57 İslam ülkesi arasında ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve sportif alanlarda en gelişmişler arasında yer alan, hayat tarzı olarak kendi kültürel değerlerini koruyarak Batı’yı seçmiş bir ülkedir.

    Türk kamuoyu artık  ülkemizin bir gün AB üyesi olacağına inanmamaktadır. Kamuoyu desteği olmadan Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir hükümet AB’ye üyelik konusunda istekli olmayacak, bu durumda Türkiye ile Batı dünyası arasındaki ilişkiler zayıflayacak ve Türkiye’de bir eksen kayması belki bu durumda olabilecektir. Bu gerçeği görerek Türkiye yeni bir strateji belirlemek zorundadır. 63 yıl önce NATO kurulduğunda hiç kimse; 1989 yılında Sovyetler Birliği’nin çökeceğini,   Avrupa’nın iki bloklu yapısının  ortadan kalkacağını,  Varşova Paktı’nın 1 Temmuz 1991’de dağılacağını,  Savaş sonrası Avrupa’sının iki kutuplu yapısının askeri bakımdan  tarihe karışacağını, Polonya, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri, Slovenya,  Macaristan,  Estonya,  Letonya,  Litvanya, Romanya ve Bulgaristan gibi  eski sosyalist ülkelerin  Türkiye’den önce Avrupa Birliği üyesi olacaklarını tahmin  edemezdi. Bu sebeple Türkiye AB üyesi olmasa bile Batı dünyası ile olan  ilişkilerini güçlendirmeli, uzak denizlere yelken açmamalıdır.

  • İçimizdeki Güç ve Tanrısal Plân

    İçimizdeki Güç ve Tanrısal Plân

    Hayat, insanoğluna plan yapmamayı kendi bildiği yöntemlerle ve İlahi Güç aracılığıyla öğretiyor.
    İnsana kendi ÖZ gerçekliği içinde yolunu bulmasını öğütlüyor. Bunu AKIŞta kalarak ANda deneyimleyerek, zamanın sınırlamalarından soyutlanarak FARKINDALIKla yapmasını istiyor.
    Taç çakraya alınan İlahi enerji, kader çizgimizde yarattığımız olumlu etkileşimle paralel olarak hayatına akmaya devam eder. Bunun yanı sıra istek ve arzular, korku ve endişeler, isyan ile vazgeçişler, kişisel yargılar, başkalarının inançlarına olan bağımlılıklar, onlara sıkı sıkıya tutunuşlar, kısaca tüm bu ego oyunları.. Bunlar karşısında etkilere tepkin nedir, diye sürekli bir döngü içinde sınava tabi tutuluyoruz.
    Evren sürekli değişiyor, dönüşüyor, kendini yeniliyor. Bu dönüşüm ve ilahi plan içinde Yüce Yaratıcı insanın esas doğası itibariyle aczini sağlıyor, onu deniyor, ihtiyaçlarını karşılayıp ondan şükür bekliyor. Yaratan, insanoğlunun aczine karşılık ona bir de düşünce gücü ile ruhsal ve fiziksel metanet gücünü vermiştir.
    Biz insanlar Evren’le işbirliği yapıp VAR olan enerjimizin kontrolünü ele geçirdiğimizde, acaba kaçımız hayatımızda herşeyi değiştirme yetisine sahip olduğumuzu fark edeceğiz ?
    Kaçımız gücün kaynağının kendimiz olduğunun bilincindeyiz ?
    Kaderi bütünüyle değiştirmek mümkün olsaydı, ona karşı durmak yerine sizi ve hayatınızı yönlendiren, sizi siz olmaktan alıkoyan diğer insan unsurlarını değiştirseydiniz bu nasıl olurdu?
    Emin olun, işte o An zaten Evren’in döngüsü değişmeye başlar, etrafınızdaki herkes seçimleri doğrultusunda sizinle beraber bu dönüşüme katılır.
    Artık kendi yolumuzda inançla, güvenle, sonsuz sevgiyle, kendimiz olarak yürüyebiliriz. Kendi değerimizi fark etmişizdir, kendimizle mutlu olabiliriz, biz mutluluğun kendisiyizdir artık.
    Şu An’da içimize dönüp kendimize şükranlarımızı sunalım :
    “Bugün olduğum kişi, başıma gelen herşey beni şu an olduğum noktaya getirdi. Hayatımı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğim başarı ve çöküşler, tanıştığım ve tekamülüme dahil olan kişiler benim kim olacağımı bulmama yardımcı oldular. Teşekkür ederim, Tanrı’m. Bugün ben yoluma hayatımın kendi renginde, tecrübelerimden ders almış olarak ve sonra onlardan da özgürleşerek bir ‘Saf Ruh’ olarak devam ediyorum.
    Şükürler OL’sun.
    Ve öyle de oldu. Amin..”
    Karşılaştığınız her virajda yolunuza sevgi enerjileri aksın. Her daim ışıkla kalın.

    Sipirütüel ve Farkındalık Uzmanı/
    Enerji Terapisti
    Seda ŞENGÜL