Blog

  • KIBRIS’ TA  TÜRKİYE ETKİNLİĞİNİ SONA ERDİRME HAMLESİ

    KIBRIS’ TA  TÜRKİYE ETKİNLİĞİNİ SONA ERDİRME HAMLESİ

    Türkiye kamuoyu yaklaşan seçimlerle meşgulken Kıbrıs’ta bazı gelişmeler dikkatlerden kaçıyor.
    Bir kaç gün önce KKTC Cumhurbaşkanı M.Akıncı,  Rum lider N. Anastasiadis’i, 
    28 Haziran -7 Temmuz 2017’de BM tarafından İsviçre/ Crans Montana’da yapılan Kıbrıs Konferansı’nda taraflara sunulan Gutarres Planı’nı kabul etmeye çağırmıştır…
     
    *
    Kıbrıs sorununun çözümü yolunda Mayıs 2015’te yeniden başlayan toplumlararası müzakerelerin bir devamı olarak Crans Montana’da,
    Kıbrıs Türk ve Rum kesimleri ile üç garantör ülke Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve AB temsilcileri;
    İlk kez  ” Garantiler ve Ülke Güvenliği ” konusu ile birlikte  Yönetim ve Güç Paylaşımı: Ekonomi ve AB ile ilişkiler: Mülkiyet: Harita ve Yüzdelikler: Toprak ve Güvenlikler başlıklarını ele almışlardı.
     
    *
    BM Genel Sekreteri  A. Gutarres’in hazırladığı plan doğrultusunda yürütülen müzakerelerde,
    Katılımcılar; bilhassa “Garantiler ve  Ülke Güvenliği” başlıklarının her iki toplum için de hayati öneme sahip olduğu,
    Kaydedilecek ilerlemenin, kapsamlı bir çözüm ve gelecekte her iki toplum arasında güvenin oluşturulması yönünde kritik öneme sahip olduğunda hemfikirdiler…
     
    *
    Ancak Konferans sırasında taraflara sunulan  Gutarres Planı’nında “Garantiler ve Ülke Güvenliği ” başlığının;
    “Müdahale hakkının geçerli kalacağı bir sistem sürdürülebilir değildir.
    Garanti Anlaşmalarının kapsadığı alanların yerini, iki tarafça üzerinde mutabık kalınan ve çeşitli boyutları içeren yeterli uygulamayı izleme mekanizmaları alabilir.
    Bunların bazılarına garantör güçler de katılabilir.
    Güvenlik Sistemi her iki toplumun da Birleşik Kıbrıs’ta kendisini güvende hissetmesini temin etmeli ve bir tarafın güvenliği diğerinin güvenliği pahasına olmamalıdır.
    Asker konusu Garanti Anlaşmasından farklı bir konudur ve farklı bir formatta ele alınmalıdır” biçiminde olduğu görüldü.
     
    *
    Birleşik Krallık, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve AB  işbu  plandaki ” Garantiler ve Ülke Güvenliği” başlığını;
    1- Kıbrıs için Avrupa hukuku ve ilkelerine, AB müktesebatına, tüm Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygılı olan istikrarlı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması,
    2- Kıbrıs vatandaşlarının güvenliğinin ve Kıbrıs sorunun çözümünün sadece AB tarafından garantiye alınması, 
    3- Başarı için gerekli olan ön koşulun yabancı askerlere ihtiyaç olmayacak, Kıbrıs’ın ve vatandaşlarının güvenliği ve bağımsızlığının sağlanması için üçüncü ülkelere ihtiyaç duyulmayacak bir çözüm olarak ele aldılar.
     
    Türkiye ve Kıbrıs Türk Tarafı ise;
    1960 Ankara Anlaşması’nın; Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğini, idareye etkin katılımını, aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlüklerini, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini, Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni garantilediğini,
    Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın garantör ülkeler olduğunu,
    Crans- Montana konferansında  Ankara Anlaşmasının sömürge dönemi kalıntısı olarak kabul edilmesine  razı olmayacaklarını ileri sürdüler.
     
    *
    Çünkü Garanti Anlaşması’nın 1.maddesi; “Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder.
    Bu itibarla uluslararası tanınmışlıklarını kullanarak avantaj elde etmek için taraflar kendi egemenliğini kabul ettirme konusunda direnemez.
    Herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilan eder” biçimindedir.
     
    *
    Çünkü Rumlar egemenliklerini kabul ettirmek için 1963 Akritas Planı’nda direnmektedir.
    Bu plan Türklerin Rum egemenliği kabul etmesi ve Kıbrıs sorununun ortadan kalkması anlamındadır.
    Rumlar, bu planla Türkleri zayıflatmayı ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a birleştirilmesini yani ENOSİS’i amaçlamakta,
    Bu amaçta direnmeleri yüzünden 1968’den beri ortak devlet, toprak, mülkiyet hakları ve askeri düzenlemelerle ilgili uzlaşmalar sağlanamamaktadır.
     
    *
    Çünkü 1974’te Kıbrıs Cumhuriyeti Albaylar Cuntasından kaçan Yunanlıların sığınağı olmuştu.
    ABD Dışişleri Bakanı H.Kissinger; Atina’nın Lefkoşa’da bir darbe yapmasını, Ankara’nın ise darbeye karşı çıkma iddiasıyla adanın bir bölümüne asker çıkarmasını planladı.
    O günden beri Kıbrıs’ın Kuzeyinde Türkiye himayesinde KKTC ve Türk birlikleri bulunuyor…
    2004’ten beri İsviçre modeli, federal bir yönetim altında adanın yeniden birleşmesi amacıyla barış müzakereleri yürütülüyor…
    Ama 2004’te Rumlar; BM ve AB’de Kıbrıs’ın yasal hükümeti ve temsilcisi olduklarını kabul ettirmişlerdir.
    Böylece Türkler azınlık konumuna itilmiş, Kıbrıs adına Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye katılmıştır.
    O gün bugün, Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyetini kendilerinin temsil ettiği iddiasındadır…
     
    *
    Crans Montana’da Türk ve Rum kesimleri arasındaki farklı düşünce yapısı,
    1974’te ortaya çıkan durumun nasıl algılanması gerektiğindeki görüşler arasındaki tezatlar nedeniyle, 
    Yönetim ve Güç Paylaşımı: Ekonomi ve AB ile ilişkiler: Mülkiyet: Harita ve Yüzdelikler: Toprak ve Güvenlikler başlıklarında da farklılıklar göstermiştir.
     
    *
    Mesela;
    1- Kişisel mülkiyet hakkının tanınması kuzeydeki Türk çoğunluğunun garanti altına alınmasıdır. 
    2- Ne ki bir çok gelişme Kıbrıs konusunda tartışmayı siyasi mülkiyetler noktasında düğümlemiştir. 
     
    *
    Siyasi mülkiyetler konusunda  tartışılmaya değer bir çok konu bulunuyor:
    1-  Kıbrıs; ABD ve Rusya’nın Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşmalarında karşı karşıya geldiği bir adadır.
    NATO’nun Stratejik Konsept Belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının Kıbrıs’ta konuşlandırma yerleri, imha araçlarının hızı ve sayısı, konum algılama sistemleri gibi başlıklar küresel ortaklaşmaya yönelik askeri güç dengesinde büyük önem arzediyor…
    2- Halbuki Türkiye, NATO Stratejik Konsept Belgesinde “AB üyesi olmayan NATO ülkesi” olarak anılıyor ve bu durum NATO’da sorun teşkil ediyor…
    Çünkü Türkiye, NATO’nun AB üyesi olmayan bir müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.
    Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini, bu durumda Türkiye de Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini engelliyor…
    Bu karmaşa, ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları ve “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin  NATO’ya ve Türkiye’nin de Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla adil biçimde çözülebilecektir…
    3-Kıbrıs sorununda, Doğu Akdeniz ve Mısır’da bulunan hidrokarbon kaynakları da  katalizör bir güç olarak devrededir.
    Yunanistan,  Kıbrıs Rum kesimi  ve İsrail  doğalgazı Avrupa’ya ulaştırmak için AB ile görüşmelerden geçmiş ve ortak çalışmaların ileri götürülmesi konusunda anlaşma sağlamıştır.
    İsrail’in doğalgazını dünyaya satabilmesi için ya Türkiye gibi komşu ülkelerin mevcut  boru hatlarını kullanması,
    Ya da İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın offshore sahalarının bağlanmasıyla oluşturulacak Doğu Akdeniz Boru Hattı ile gazın Yunanistan üzerinden diğer Güney Avrupa ülkelerine ulaştırılması öngörülüyor.
    Türkiye ve KKTC ise aralarındaki Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması’yla, Kıbrıs’ın karasularında ve münhasır ekonomik bölgesindeki egemenlik haklarıyla benzer arama çalışmaları yapabilecekleri ve Ada’nın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğu tezinde duruyor.
    *
    Bu ve diğer farklılıklar çerçevesinde Yunanistan Başbakanı A.Çipras herşeyi çözen, herkesin kendisini güvende hissedeceği bir sihirli formül ile Türkiye dışında diğerlerini ikna etmiştir.
    “Kıbrıs’ta garantilere ve garantörlere gerek yok, bunlar artık çağdışıdır” diyor…
     
    *
    Bu yüzden Rumlar, KKTC’den; “Müzakerelerin zeminini AB ilke ve değerleri belirlemelidir.
    Kıbrıs Cumhuriyeti AB’ye bütün olarak katıldı, müktesebatın Kuzey kesimde uygulaması ertelendi. 
    10. protokole göre Anayasa tasfiye edilerek değil ama değiştirilerek işgal altındaki bölgelerin Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesine entegrasyonu söz konusu olmalıdır” ilkesine riayet etmesini,
    KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne entegrasyonunun hukuki ve siyasi yönlerini, dönüşümü ve müteakip devletler sorununu düşünmesinin gereklerini istiyor. 
     
    *
    Nitekim Rumlar, sorunlar çetrefilleşince toptancı bir yaklaşımla siyasi mülkiyet konusunu “Türkiye’nin Kıbrıs’ta İşgalci” olduğu noktasına taşımıştır.
    Türkiye’nin Ada’daki 40 bin askerini geri çekmesi: Türkiye’den gelip adaya yerleşenlerin geri dönmesi : Toprak değişikliklerinin yapılabilmesi, konularında;
    Türkiye’ye daha fazla baskı yapılması için garantörlük konusunu uluslararası alanda askıya aldırma çabasını sürdürmekte,
    Garantörlükle ilgili alternatif senaryoların önünün açılmasını talep etmektedirler. 
     
    Crans- Montana’da garantörlük sistemi yerine Türkiye’ye kabul edilmesi gereken bir geçiş dönemi,
    Kıbrıslı Rum ve Türklerin güvenliğine yönelik herhangi bir tehditi caydırmak ya da gidermek amacıyla kurulmuş  çok uluslu bir polis gücü önerilmiş,
    Ayrıca üç ülkenin gelecekteki ilişkilerinde sağlam bir temel oluşturan “Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs arasında üçlü bir Dostluk Paktı kurulmasını teklif edilmiştir.
     
    *
    Rum lider N.Anastasiadis o günden beri bu teklife sıcak bakıyor ancak Ada’da konuşlanacak askerlerin Türkiye veya Yunanistan’dan değil üçüncü ülkelerden olmasını öneriyor.
    Birleşik Krallık ise Kıbrıs’ta bir anlaşma durumunda adadaki garantörlük haklarından vazgeçmeye hazır olduğunu bildirmiştir.
    Ama Crans-Montana konferansından beri Türkiye’nin 1960 Ankara Anlaşmasına sadık kalmıştır…


    *

    KKTC Cumhurbaşkanı M.Akıncı ise “Türkiye’yi tamamen dışlayarak bir garanti sistemi oluşturmanın ve Kıbrıslı Türklerin bunu kendileri için güvence olarak görmelerini beklemenin mümkün olmadığı, 
    Ama  kimse 1960’daki şartların aynen geçerli olduğunu söylemiyor. Eskiden noktası virgülü değişmez deniyordu, bu çağda bunu diyemezsiniz.
    Haklarınızı gözetip endişelerinizi giderecek yeni formüller, yeni düşünceler üretmelisiniz” düşüncesindedir…
     
    *
    Aslında Türkiye’nin Kıbrıs üzerine tarihsel hakları bir yana Cumhurbaşkanı M. Akıncı’nın teklif ettiği, “Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den oluşan çok uluslu bir güç oluşturulması planı”;
    1- Ankara Anlaşmasıyla kazanılan Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğinden idareye etkin katılımından ve aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlüklerinden ve garantörlükten feragat etmesi: mülkiyet: toprak gibi konularda zarara uğranması,
    2- Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesinin bozulması,
    3- Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ye “Kıbrıs Adası ” olarak girmesi hâlâ tartışmalı bir konu iken, Türkiye’nin “Kıbrıs’ın karasularındaki ve münhasır ekonomik bölgesindeki egemenlik haklarından” da vazgeçmesi anlamına geliyor…
     
    *
    Çok dikkat gerekiyor, çünkü Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmek Türkiye ve KKTC’nin, Türk ulusunun geleceğini, güvenliğini tehlikeye atmak demekti

    ​r.​


    Bu yüzden Türkiye’de iktidarın, muhalefetin, basının ve ilgili bütün kuruluşların  bu milli davada kararlı bir tutum sergilemesi, böyle hayati bir konuda ödün vermekten kaçınılmasını sağlamaları gerekiyor.
     
     
    5. 5. 2018
  • Ermenistan adeta felç geçiriyor…

    Ermenistan adeta felç geçiriyor…

    Bizi takip eden okurlarımız anımsayacaklardır:
    Geçenlerde Ermenistan ile ilgili yazdığımız bir yazıda “Ermenistan’da neler oluyor?” diye sormuş ve komşuda çok önemli gelişmelerin olduğuna değinmiştik.
    Olayların giderek arttığı, protesto gösterilerinin önünün alınamadığı Ermenistan’ın Başkenti Erivan’da göstericilerin şiddet olaylarını daha da artırmakta olduğunu görmekteyiz.
    Bugün gelinen noktaya baktığımızda Ermenistan’ın hem siyaseti, hem de ekonomisinin adeta felç olduğunu görmekteyiz. Bunu daha iyi analiz edebilmek için son gelişmelere bakmamız yeterli olacaktır.
    Ermenistan Parlamentosu’nda başbakanlık seçimine tek aday olarak giren muhalif hareketin lideri Nikol Paşinyan gereken oyu alamadı. Parlamentoda özel oturumla yapılan başbakanlık seçiminde Paşinyan, genel kurula gelen 102 milletvekilinden sadece 45’inin desteğini alabildi.
    Seçimde iktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisi 56 ret oyu verdi. Gereken 53 oyu alamayan Paşinyan, başbakan olamadı. Seçimler öncesinde iktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisi aday çıkarmayacağını ilan etmiş, muhalefetteki partiler ise tek aday olan Paşinyan’ı destekleyeceklerini duyurmuştu.

    Ermenistan parlamentosunda 105 koltuk bulunuyor. İktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisinin 58, Tsarukyan Blokunun 31, Yelk (Çıkış) grubunun 9, koalisyondan çekilen Daşnak Partisinin 7 milletvekili bulunuyor.

    Ermenistan yasalarına göre Parlamento’da yapılan seçimde ilk turda başbakan seçilmezse, 7 gün sonra ikinci tur seçim yapılıyor. İkinci tura milletvekillerinin en az 3’te 1’nin gösterdiği adaylar katılabiliyor.
    Bu turda da başbakan seçilemez ise parlamento dağılıyor ve erken seçime gidiliyor. Milletvekili seçimleri, parlamento dağıldıktan en erken 30, en geç 45 gün sonra yapılıyor. Yeni parlamentonun oluşturulmasına kadar şimdiki geçici başbakan ve hükümet görevlerine devam ediyor.

    Ermenistan’da muhalif lider Nikol Paşinyan’ın iktidardaki Cumhuriyetçi Parti’nin desteğini alamayarak başbakan seçilememesi sonrası ülkede protesto gösterileri yeniden başladı.
    Göstericiler, genel grev isteyen Paşinyan’ın çağrısıyla Başkent Erivan’da yolları kapattı. Kentte havaalanına giden yollar da kapandı. Çarşamba günü başkentte neredeyse tüm sokaklar trafiğe kapandı.
    Paşinyan taraftarları toplu taşıma araçlarının çalışmasını da engelledi. Yolların kapalı olması, yolcu otobüslerinin ve metronun çalışmaması, çok sayıda çalışanın iş yerlerine ulaşamamasına da yol açtı. Eylemlere rağmen bankalar ve devlet daireleri rutin çalışma sistemlerine devam ederken, Paşinyan’ın grev çağrısına uyarak işe gitmeyen çalışanlar da bulunuyor.
    Öte yandan, eylemlere destek veren başkentteki birçok dükkan ve iş yeri de kepenk indirdi. Güvenlik görevlilerinin engelleme çabalarına rağmen bazı eylemciler bakanlık binalarının girişini araçlarıyla kapattı. Ermenistan’dan Gürcistan’a ve İran’a giden yolların da Paşinyan destekçilerince kapatılmasından dolayı iki ülkeye giriş ve çıkışlar yapılamaz hale geldi.
    Paşinyan, olayların büyümesine hazırlıklı olduğunu belirterek, polisin müdahale etmesi halinde kendisinin ve taraftarlarının cevap vermeyeceğini söyledi.
    Protestorlara liderlik eden Paşinyan, iktidar partisini “Ermeni halkına savaş açmakla” suçluyor. Paşinyan, “Ben gücümü sadece halktan alıyorum. Pes etmeyeceğiz. Grevimizi de direnişimizi de sürdüreceğiz” dedi.
    Ermenistan ikinci turda da başbakanını seçemezse, Parlamento’nun dağıtılması ve erken seçime gidilmesi gerekecek. Paşinyan’a göre, böyle bir durumda seçimleri boykot etmek, muhalefetin seçenekleri arasında olacak.
    Bütün bu gelişmeleri değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tabloya bakalım:
    Ermenistan’da siyasi kriz sürüyor.
    Daha önce zaten kötü olan ekonomi daha da kötüye gidiyor.
    Halkın rahatsızlığı tavan yapmış durumda.
    Dış güçlerin ajanları cirit atıyor.
    Sonuç:
    Böyle bir durum karşısında Ermenistan için sadece “Felç geçiriyor” denilebilir.

  • Uyan: Eyyyy Halkım !

    Uyan: Eyyyy Halkım !

      Ege’de Türk karasularına ve adalara sürekli tecavüz edilmesi sonucu doğal olarak Türk jetleri zaman zaman uyarı yapmaktadır. İşgal ve tecavüze karşı uyarı uçuşu dışında hiçbir şey yapamayan Türkiye elindeki adaları, kayalıkları bir tek mermi dahi atmadan Yunanistan’a altın tepside sundu. Dış politikanın dipte olduğunu  yazmaya gerek var mı? Bilmiyorum. Türk topraklarının işgaline karşı savaş verecek diplomatik misyon: Avrupa ülkelerinde nasıl seçim mitingleri yapacaklar onun peşindeler. Kayalıklar elden gitmiş, karasuları altı milden aşağıya düşmüş, gemileri Ege denizinde hapsedilmiş hiç umurlarında değil.

    Seçim yaklaşırken halk bunaldı artık sormak zorunda. Hesap sormuyorsa adaların ve karasularının peşkeş çekilmesine onlarda ortaktır. Bugün adalar, kayalıklar, karasuları elden giderken yarın tüm Anadolu elden gittiğinde feryat etmemiz hiçbir işe yaramayacak. Ne olacak üş beş kayalık giderse gitsin diyebilmek bu vatana ihanettir. Başka bir izahı olamaz. Denilecek ki bu konuyu bu derece neden abartıyorsunuz, seçim arifesinde dış siyaseti neden yerden yere vuruyorsun? İzah edeyim: Türkiye’nin hakkı olan 12 adayı gasp eden Yunanistan AB’nin de desteği ile yirmiye yakın kayalığı bu iktidar döneminde ele geçirdi. Kayalıklara Yunan bayrağı dikti. Yetmedi karakol kurdu, buda yetmedi  Lozan anlaşmasını hiçe sayarak bırakın adaları kayalıkları dahi silahlandırdı. Türkiye’de herhangi bir tepki yok. Usul yerini bulsun diye kınama dışında. 20 kayalık elimizden alınırken neredeydiniz eyyy siyasiler, bürokratlar, sonradan olma diplomatlar. Türkiye bu kadar aciz ve vurdumduymaz olamaz. Vatan milletten bahsedenler kayalıklar vatan toprağı değil mi?

    Bütün bunlar neleri değiştirecek? Örnek verelim. Güney Çin denizinde Spratly adası ve çevresinde deprem sonucu yüzeye çıkmış onlarca kayalık bulunur. Burası Çin ile Filipinler arasında kriz yaratma potansiyeli taşımaktadır. Çin buraya bayrak diktiği an uluslararası kriz patlak verecektir. Çin gücüne güvenerek bu kayalıklara sahip çıkmak istemektedir. Kayalıklara sahip çıkıldığı, bayrak dikildiğinde  çok şey değişecektir. Şöyle ki, üzerinde bayrak dikilen her kayalık, avlanma-balıkçılık, keşif hakları, egemenlik konusunda Çin’e imtiyazlar sağlayacaktır. Çin deniz dibini tarama, buralardaki doğal kaynakları kullanma, dip tarama, toprak ıslahı yaparak kayalık ve mercan adalarını ada statüsüne kavuşturmaya çalışıyor. Buralara liman, savaş uçağı pistleri inşa ediyor. Cephane yığınağı yapıyor ve hava üstünlüğünü elde  tutmak istiyor. Kayalıkların neden önemli ve hayati olduğunu yukardaki örnek fazlasıyla anlatıyor.

    Neden mi tepki veriyoruz? Adaların dışında Türkiye’nin karasuları içinde olan kayalıkların Yunan askerleri tarafından işgal edilmesi, silahlandırılması ve konuşlandırılması karşısında sussan şeytandır. Gelebilecek tehlikeyi görmeniz için isyan ediyoruz. Bu gün önemsiz görünen üç beş kayalık, yarın İstanbul ve İzmir’in istenmesine, işgal edilmesine neden olacak olayların ön ve kesin habercisidir. Türkiye karasularına giren Yunan uçaklarına uyarıda bulunan Türk uçakları için Yunan dış işleri bakanı ‘Türkiye kırmızı çizgilerimizi aşmaya çok yaklaşmıştı’’ diyor ve buna cevap verilmiyorsa buna aymazlık demek çok hafif kalır. Bakan resmen alay ediyor. Biz neyle meşgulüz? İslami devletin alt yapısını oluşturmakla. Ne kadar hazin ve içler acısı durumumuz var.

    Eyyyy halkım bunları gör artık, kafanı kumdan çıkar. Yoksa vatan elden gidiyor. Unutmayın ‘’Ayyaş’’ denilen insanlar döneminde vatanın bir karış toprağı kimseye verilmedi. Dinciyim diyenler döneminde ise millet parçalandı, vatan topraklarını Yunanistan aldı. Hala gözleriniz bağlı mı?

    ++++

    Şair Eşref Osmanlı’nın son dönemlerinde Karagaç kaymakamlığına atanır. Kasabaya geldiğinde Hükümet Konağı dökülmekte, damı akmakta, duvarlar çatlak, sıvalar dökkülmekte, bütün odalar su almaktadır. Hemen kolları sıvar Hükümet Konağının onarımı için İstanbul’dan para ister.

    Gelen cevap: Nereyi tamir ettireceksiniz?

    Eşref: Binanın her tarafı su alıyor, oturulamaz halde olduğunu bildirir.

    İstanbul tekrar sorar: Neresi akıyor, tam olarak bildirin?

    Eşrefin sabrı tükenir ve dayanamaz.’’ Hükümet konağının muslukları dışında her  yer akıyor’’ cevabını verir.

  • Seçimi Kaybederseniz, Bahşişler Size Zam Ve Vergi Olarak Geri Dönecektir…

    Seçimi Kaybederseniz, Bahşişler Size Zam Ve Vergi Olarak Geri Dönecektir…

    AKP, kesenin ağzını açtı. Bir taraftan imar affı yapıyor, (tamı tamamına 13 milyon binaya tapu ve ruhsat veriyor, bunların çoğu da zengin ve yandaş); bir taraftan esnafın vergi, trafik, sağlık borçlarını erteliyor, yapılandırıyor, bir taraftan da emeklilere bayram ikramiyesi ve yandaş çiftçilere hazine arazisi veriyor.

    Ayrıca “Satılmaz” etiketli kömür torbaları ile gıda, giyecek içecek paketleri de depolarda. Bir kısmı dağıtılmaya başlandı bile.

    Yani 16 yıldan beri seçimlerden önce ortaya çıkan sadaka ekonomisi de yeniden uygulama alanına kondu.

    CHP yıllardan beri emeklilere bayramdan önce bir maaş ikramiye verilmesini istiyordu. Ama iktidar oralı bile olmuyordu. Hatta bu konuda CHP’yi bilgisizlikle, hayal kurmakla suçluyordu.

    Ahmet Davutoğlu, “Karşılığı olmayan vaatler… Kimin cebinden veriyorsun o parayı?”

    Faruk Çelik, “Gayri ciddi bişeydir. Bunun karşılığı nerede? Mümkün olmayan bir vaat…”

    Mehmet Şimşek, “Kaynağı nereden bulacaklar… Hangi vergileri artıracaklar… Hangi harcamaları kısacaklar… Kimden borç para alacaklar… Bütçe açığını patlatmadan, Türkiye’yi bir krize götürmeden bu taahhütleri yerine getirsinler Nobel ödülünü hak ederler… Bekâra karı boşamak kolay. Bunu yapsınlar, Ben de oyumu CHP’ye veririm…”

    Mehmet Şimşek’i CHP’ye oy atmaya bekliyoruz şimdi.

    Anlaşılan o ki AKP ilk kez bir seçimde bu kadar çok sıkışmış… İlk kez bu kadar çok korkuyor. Çünkü muhalefet de ilk kez bu kadar kararlı ve doğru çalışmalar yürütüyor, doğru önlemler alıyor, doğru yöntemler kullanıyor…

    Yıllardan veri söyleye söyleye dilimizde tüy bitti: “Birleşin, bütünleşin… Seçim hilelerini denetim altına alın…” Şimdi sağlam adımlarla ilerliyorlar. Doğru yoldalar…

    Muhalefetin bu kararlı, cesur, kendinden emin dik yürüyüşü iktidarı çok korkuttu. Ve çılgınlar gibi onu para saçmaya zorladı…

    Peki, 16 yıldan bu yana neden bunları yapmadınız? Elinizi tutan mı vardı? Bütün bu yardımları yapabilmek için 2018 seçimlerini neden beklediniz?

    Hani bu şeker fabrikaları falan da sakın bu sebil için yok pahasına yandaşlara satılmış olmasın, ne dersiniz?

    Peki, bütün bu rüşvetler, bu bahşişler sizi kurtaracak mı ey iktidar? Gene koltuklarınıza oturup, rahat rahat saltanızı sürdürebilecek misiniz? Seçilebilecek misiniz?

    Seçilseniz bile iktidarınızı uzun süre devam ettirebicek misiniz? Ben hiç sanmıyorum.

    Ne demiş Orhan Veli?

    Cep delik, cepken delik / Kol delik, mintan delik,

    Yen delik, kaftan delik / Kevgir misin be kardeşlik!

    Türkiye’yi kevgire çevirdiniz…

    Ne fabrika bıraktınız, ne orman; ne tarım bıraktınız, ne hayvan? Ne kömür bıraktınız, ne kara elmas… Yerin yüzlerce metre altında madencilerin ölümüne neden oldunuz, kılınız kıpırdamadı…

    İğneden ipliğe her şeyi dışarıdan alıyoruz şimdi. Samanı bile…

    Dolar başını aldı gidiyor. TL sıfırlandı. Dünyanın en pahalı benzinini, mazotunu kullanıyoruz. Elektrik, doğalgaz dışarıdan…

    2017 bütçe aşığı 47 milyar dolardı. 2018 bütçe açığı ise 65,9 olacak. Sadece emekliye verilen bayram bahşişi 24 milyar dolar. Neredeyse 2017 bütçe açığının yarısı kadar…

    Devlete olan borçlarını ödemeyen kanunsuz vatandaşlar ve trafik magandaları için ödenecek paraları saymıyoruz…

    1,5 yıl bile dayanamayıp, bu yüzden baskın seçime gittiğiniz bu bozuk ekonomiyi gelecekte nasıl düzelteceksiniz? Seçimi kazansanız bile nasıl işleteceksiniz?

    Üretim yok, tarım yok, istihdam yok, işsizlik çığ gibi büyüyor. Pahalılık milletin canına tak etti…

    Seçimi kazandınız, koltuklarınıza oturdunuz, bir taraftan trilyonlar tutan saray masraflarını, bir taraftan yandaş gelirlerini, bir taraftan özel uçakların, lüks makam arabalarının giderlerini nasıl karşılayacaksınız?

    Şunu iyi bilin ki, zaman gelecek artan pahalılık, enflasyon, açlık, yoksulluk, artan zulmünüz ve baskılarınız karşısında yükselen seslere, homurtulara din sömürüsü de çare olmayacak…

    O zaman ne yapacaksınız?

    Kimden borç alacaksınız? Zaman gelecek, aldığınız borçların faizini bile ödeyemeyeceksiniz. Zaten Avrupa’sı da Asya’sı da, Amerika’sı da, Rusya’sı da sizden yüz çevirmeye başladı…

    Oysa 16 yıllık iktidarınızda yandaş zengin edeceğinize, vurgun yapacağınıza, ormanları, fabrikaları, dereleri satacağınıza, saraylara trilyonlar harcayacağınıza; enflasyonla, pahalı mazotla çiftçiyi fakirleştireceğinize; bir fabrikanın üstüne bir fabrika daha koyup işsizliği, yoksulluğu ortadan kaldırsaydınız ya. O zaman seçimlerden, halktan, politikacılardan bu kadar çok korkmazdınız.

    Çılgınca rüşvet, bahşiş dağıtmazdınız.

    Bu kez, bu seçimde kaybedecek gibi görünüyorsunuz. Siz de bunun farkındasınız. Korkunuz bundan kaynaklanıyor, bu nedenle kesenin ağzını açtınız. Ama bunlar da sizi kurtaramayacak. İktidarı alsanız bile saltanatınız çok uzun sürmeyecek…

    Tam yazının burasında bir çift laf da halkımıza var: Rüşvetleri, bahşişleri, ikramiyeleri alın. Helal olsun. Alın ama, bu kez oyunuzu AKP’ye vermeyin. Muhalefete verin. Peki, vermezseniz ne olur?

    Aldığınız bahşişler, sadakalar size yeniden zam ve vergi olarak geri dönecektir. Seçimden sonra yaşayacağınız günler, geçmişte yaşadığınız günlere rahmet okutacaktır…

    SONRA KENDİM ETTİM, KENDİM BULDUM TÜRKÜLERİ SÖYLEMEYİN…

  • CHP- Aday Muharrem İnce Dedi

    CHP- Aday Muharrem İnce Dedi

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce

    Ana muhalefet partisi CHP, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin 24 Haziran seçimlerinde partinin cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıkladı. İnce, “Herkesin cumhurbaşkanı adayı olacağım” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayının CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce olduğunu resmen açıkladı.

    Ankara’da bugün Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda partililerin katılımıyla yapılan törende İnce’nin adaylığını ilan eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Eski bir öğretmen, yeni bir politikacı… Sayın Muharrem İnce, gel bakalım buraya” şeklinde konuştu.

    Bu açıklama sonrasında sahneye gelen İnce, “24 Haziran’da Allah’ın izni ve milletin isteğiyle cumhurbaşkanı olacağım” dedi. “Sadece CHP’lilerin, sadece bu salonda bulunanların değil, 80 milyonun, herkesin cumhurbaşkanı olacağım. Ben tarafsız bir cumhurbaşkanı olacağım” diyen İnce, 39 yıldır yakasında taşıdığını söylediği CHP rozetini çıkartarak Kılıçdaroğlu’na “emanet ettiğini” söyledi. Bunun üzerine CHP lideri Kılıçdaroğlu da “80 milyonun cumhurbaşkanı adayı” olduğunu belirttiği İnce’nin yakasına Türk bayrağı rozeti taktı.

    Spor salonundaki toplantı öncesinde de CHP Meclis Grubu sabah kapalı bir oturumda bir araya geldi. Bu toplantıda da 110 milletvekilinin oyuyla İnce’nin adaylığı onaylandı.

    İnce’nin CHP’nin adayı olarak açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın erken seçim tarihini 24 Haziran olarak açıkladığı 18 Nisan gününden bu yana ana muhalefet partisi CHP’de devam eden cumhurbaşkanı adayının kim olacağına ilişkin tartışma sonlanmış oldu. CHP içinde cumhurbaşkanı adayı arayışında İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin isimleri öne çıkmıştı.

    DW/DÇÜ,HS

  • Kabullenmeden kabul etmiş gibi gözükmek … Prof. Dr. Ata ATUN

    Kabullenmeden kabul etmiş gibi gözükmek … Prof. Dr. Ata ATUN

    Kabullenmeden kabul etmiş gibi gözükmek

    Rum lider Anastasiadis’in gerçekte oynadığı oyun bu. Bugüne değin yedi Rum lider geldi geçti müzakerelerden. Hepsinin de taktiği aynı oldu. Kıbrıs adasının Rum egemenliği altına girmesinin dışında hiçbir öneriyi kabul etmemek ama kabul etmiş gibi görünüp, dünyayı kandırmak, Türk tarafını da suçlu durumuna sokmak…

    Günümüzde de Anastasiadis, Guterres çerçevesini, bile bile çirkin bir Bizans oyunu ile yanlış ve çarpıtarak takdim etmeye çalışıyor. Yalanın bini bir para Anastasiadis’de.
    Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yaptığı açıklamadan sonra yaptığı açıklamasında 4 Temmuz tarihli bir kağıttan bahsediyor ve “o şekilde olacaksa kabul ederim” diyor. Guterres çerçevesi tek bir tane ve başka bir versiyonu da yok ama Anastasiadis sanki de 4 Temmuz tarihli ikinci bir çerçeve daha varmış gibi davranarak, BM’yi, AB’yi, ABD’yi ve de Kıbrıs konusu ile ilgili herkesi kandırmaya çalışıyor.

    Nikos Anastasiadis

    Guterres taraflara kendi çerçevesini 30 Haziran’da verdi ve çerçevenin içeriği o gün açıklandığı gibi altı maddeden oluşmakta. Açıklanan bu çerçeveyi Türk tarafı, KKTC ve Türkiye kabul ederken, Rum tarafı kabul etmemiş ve buna ilaveten de Yunanistan kabul etmeye sıcak bakarken Anastasiadis’in müdahalesi ile reddetmiş, bu nedenle Rum tarafı çerçevenin dışında kalmış, müzakereler de Rumların olumsuz yaklaşımı nedeni ile çökmüştü.

    1 Temmuz’da Anastasiadis Guterres’in çerçevesine yanıt gibi bir mektup yazmış ve niye Guterres çerçevesini reddettiği ile kendi görüşlerini belirtmişti. İşte Anastasiadis’in bahsettiği ikinci belge de bu. Anlaşılacağı üzere, sanki Guterres Rumların isteklerini kabul etmiş ve ikinci bir çerçeve belgesi yayınlamış havasını yaratmaya çalışıyor Rumlar.

    Anastasiadis’in öncelikle, Guterres Çerçevesini sadece kendi işine gelen iki maddesini değil, tümü ile kabul ettiğini açıklaması gerekmekte. Dönüşümlü Başkanlığı, yani ikiye bir oranını, Türklerin belirleyici oyunu (One favorable vote), iki mülkiyet rejimini yani Türk bölgesinde (KKTC) kalacak topraklarda ilk söz sahibinin bugünkü kullanıcıda olacağını kabul ettiğini açık ve net olarak açıklaması gerekiyor masaya oturmadan önce. Ama Anastasiadis’in işine gelmiyor bunları kabul ettiğini açıklamak. İstiyor ki masaya oturulsun ve sadece askerin çekilmesi ile Güvenlik ve Garantiler konuşulsun.

    Anastasiadis’in yalancılığı ve Bizans oyunu, Guterres çerçevesini kabul ettiğini net ve anlaşılır bir şekilde açıklayamaması ama “Akıncı’nın kabul etmesini memnuniyetle karşıladım” diyerek sanki de Guterres çerçevesini kendisi kabul etmiş de, Akıncı kabul etmemiş havasını çizmeye çalışması…

    Orijinal Guterres Çerçevesinin içeriğinde de “İki” tane değil, “Altı” tane başlık veya madde var. Ama yalancıların kralı Anastasiadis, sanki de sadece “iki başlık” varmış gibi, kendi işine gelen başlıkları yani Güvenlik ve Garantiler ile Asker konuları çerçevede var, diğer dört tanesi olan, Siyasal Eşitlik, Mülkiyet, Dönüşümlü Başkanlık, Oylama dışarda bırakılmış ve yokmuş gibi takdim etmeye çalışmakta.

    Daha da ötesi, Guterres’in çerçevesinde Anatasiadis’in iddia ettiği gibi “Sıfır asker, sıfır Garantiler” diye bir kavram ve madde de yok. Bunlar Anastasiadis’in hayal dünyasında mevcut sadece. Çerçevede garantörlerin tek yanlı müdahale hakkının sürdürülebilir olmadığı dile getiriliyor ama her iki toplumun korkularını giderecek, iki toplumun kendini güvende hissedeceği ve iki toplumun ayrı ayrı kabul edeceği bir garanti sisteminin bulunması gerektiği tavsiye ediliyor. Birinin güvenliğinin diğerine tehdit oluşturmayacağı ve özellikle de Türklerin kabul edeceği bir garanti sisteminin olması gerektiği belirtilmekte.

    Hatırlatalım; Guterres müzakerelerde, “asker konusu da ayrı bir konudur, asker çekilmesi gerekir mi, çekilecekse ne kadar sürede kaç tane çekilmelidir. Bana sorarsanız bu konuya sizler değil, garantörler tartışmalıdır” demiş, bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı da “4 saat içinde gelir masaya otururuz” yanıtını vermişti anında.

    Tabi, Anastasiadis’i Rumlar da eleştiriyor fena halde. “Kaypaklığın ve yalancılığın bizi sıkıntıya sokuyor, inanılırlığımızı da senin yüzünden yitirdik” diyor bazı Rum siyasiler.

    Artık ne eskisi gibi ucu açık müzakereler olacak, ne de sadece Rumların isteklerinin yer aldığı planlar masaya konacak. Müzakereler çökmüşse ve gene çökecekse bunun sorumlusunun Türk tarafı olmayacağı da kesin…

    Prof. Dr. Ata ATUN
    KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

  • MUHARREM İNCE

    MUHARREM İNCE

    Muharrem İnce, 4 Mayıs 1964 tarihinde  Yalova’nın Elmalık köyünde doğdu.İlk ve orta öğrenimini Yalova’da tamamlamasının ardından Uludağ Üniversitesi  Fizik-Kimya Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu.

    Fizik öğretmeni olarak değişik  liselerde ve dershanelerde görev aldı, müdürlük yaptı.Yalovaspor’da   basın sözcülüğü ve Atatürkçü Düşünce Derneği il başkanlığı yaptı.

    2002 Türkiye genel seçimlerinde  (CHP) Yalova milletvekili olarak meclise girdi.

    2007-2011-Haziran 2015- Kasım 2015 de tekrar CHP Yalova milletvekili olarak meclise giren İnce,24.dönem Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlementer Asamblesi (TÜRKPA) Türk Grubu üyesi oldu.

    14 Ağustos 2014 tarihinde grup başkan vekilliğinden istifa edeceğini açıklamıştır. 19.11.2015 tarihinde Olağanüstü Kurultay için 500 imza toplamış ancak yeterli imzaya ulaşamadığı için Olağanüstü Kurultay yapılmamıştır.

    18 Ağustos 2014 tarihinde grup başkanvekilliğinden istifa ederek yapılacak kurultayda genel başkanlığa aday olduğunu açıkladı.177 delegenin imzasıyla genel başkanlığa aday oldu.5 Eylül 2014’te yapılan CHP 18. olağanüstü kurultayında genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu 740 oy aldı fakat Muharrem İnce 415 oyda ikinci sırada kaldı.

    Ülkü İnce ile evli ve Salih Arda İnce adında bir oğlu olan Muharrem İnce, hâlen TBMM’deki milletvekilliği görevine devam etmekte aynı zamanda da CHP Grup Başkan vekilliği görevini yürütmektedir. 2012 yılında “Buyurun Sayın İnce” adlı bir kitap yazmıştır.

    Attığı Twit lerle, toplumu etkileyen Muharrem İnce

    “24 Haziran’da önce emek, insanca ve hakça bir düzen diyenlerin, baskı ve zulüm karşısında insan onurunun yanında yer alanların, tek adam düzenine karşı demokrasi diyenlerin zafer kazanacağına olan inancım tamdır.”

    “Türkiye’nin huzuru, güvenliği, milletimizin ve çocuklarımızın geleceği için Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak istiyoruz”

    “Köy Enstitüleri’nde uygulanan eğitim ve öğretim modeli sadece bizlere değil, dünyada birçok ülkedeki eğitim uygulamalarına esin kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir”diyen bir Muharrem İnce var karşımızda.

    Kendisini Yalova’dan dershane yıllarından yakından tanırım.Hiç unutmam bir keresinde”Sevgili Muharrem hepimiz çocukluğumuzdan beri CHP liyiz ama artık bir adım ileri gitmiyor ,ayrıl şu partiden yeni bir parti kur dediğimde çok üzülmüştü ve “Ben 12 yaşımdan beri CHP nin içindeyim…Gençlik yıllarım CHP için çalışmakla geçti,insan ailesini terkeder mi?”deyip beni çok utandırmıştı.İyi ki dönüp de bana”madem bu kadar şikayetçisin,sen niye terketmiyorsun demedi”

    Öğrencilerinin ve arkadaşlarının çok sevdiği Muharrem İnce kızımın da fizik hocasıydı ve belkide fizikçi olmasındaki en büyük etkenlerden birisiydi…Bilmiyorum…

    Hep bekledik Muharrem İnce’nin birgün CHP nin başına geçmesini…Olmadı…Oldurulmadı…

    Bizler belki de Kemal Kılıçdaroğlu’nun  bu günleri düşünerek,Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanı olarak görmek istediği için önünü kesmeye çalıştığını farkedemedik…Kimbilir…

    Zaman zaman çok sessiz ve pasif kaldığı için çok kızdığımız Kılıçdaroğlu,zaman zaman da beklenmedik çıkışlarıyla hepimizi hayran bıraktığı anlar oldu.

    Eğer gerçekten Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanlığı için sakladıysa bir kez daha toplumun hayranlığını kazanacaktır emin olun…

    Neden Cumhurbaşkanımız Muharrem İnce olmasın,İliklerine kadar Atatürkçü…

    Devrimlerden özellikle demokrasiden ödün

    vermeyen genç,dinamik,çalışkan,dürüst,halkın içinden gelen ve halkın dilini çok iyi anlayan,hak hukuk adalet kavramlarını kendine ilke edinmiş,çekirdekten yetişme CHP li,ömrü politika sıralarında geçmiş…

    Bekleyen derviş misali artık muradımıza erelim sayın Kılıçdaroğlu…Yoksa beklerken kalpten gideceğiz…

    İlan et artık Cumhurbaşkanı adayımızı …

    Muharrem İnce mi?

  • CDU’dan ihrac edilen Mor, mücadeleye LKR’da devam edecek

    CDU’dan ihrac edilen Mor, mücadeleye LKR’da devam edecek

    ALMANYA : CDU’dan Ihrac edilen Refik Mor, ASALA ARTIGI Ermeni yalancilarla mucadeleye LKR’da devam edecek
    ALMANYADAKI DOSTLARIMIZ 6 MAYISDA REFIK MOR BEYE LKR PARTISINDEN OY VERINIZ ALMAN TURK TOPLUMUNUN TEMEL DIREKLERI ARASINDA OLAN SAYIN REFIK MOR BEYDEN GELEN MESAJ VE MAKALE ASAGIDA SUNULMUSDUR
    DR. KAYAALP BUYUKATAMAN, BASKAN
    TURKISH FORUM – DUNYA TURKLERI BIRLIGI

    GELEN MESAJ   LUTFEN OKUYUNUZ

    • Turkishforum iletilerini ilği ile izliyorum.
    • Çabalarınız için şahsım adına teşekkürlerimi bildimek isterim
    • Bildiğiniz gibi, 2 haziran 2016’da sözde ermeni soykırımı kararı sebebi ile, 650 Federal Meclis üyesine gönderdiğimiz suç duyurusu mektubundan sonra CDU partisi ile ipler iyice gerildi ve nihayetinde beni parti grubundan (Fraksiyon’dan) ihraç ettiler ve daha sonra da LKR-Parisinin teklifi üzerine, siyasete orada devam etmeye karar kıldık
    • Neumünster’de / Almanya’da sular bir türlü durulmuyor. 6 Mayıs 2018’de yapılacak olan seçimlerde, bu defa LKR-partisinden ikinci sıradan yine adayız. Tekrardan seçilmeme kesin gözü ile bakılsa da, yine de ayağımı yerden kesmemeye çalışıyorum.
    • Neumünster Meclis üyeleri seçimi konusunda POST Gazetesinin Almanya baskısında yapılan haberin internet erişim adresini (LİNK’ini) ilğinize yolluyorum.
    • bu haberi tüm Turkish Forum listesinin demokrasi doslarına iletirseniz memnun olurum.
    • Her şey için şimdiden teşekkürler

    postaktuel.com/cdudan-ihrac-edilen-mor-lkrden-aday-oldu/

    CDU’DAN IHRAC EDILEN MOR LKR’den aday oldu

    pdf

  • “Ümidim referandumdan daha fazla”

    “Ümidim referandumdan daha fazla”

    Gelişen olaylar dünya düzeninin ömrünü tamamladığını kanıtlıyor. Yeni bir insan ve toplum söylemi tanımlama gerekliliği var. Bakın S.Arabistan kadınların baş örtüsünde,araba kullanmalarında bir reform içerisinde.

    Nereden baksan devletin bütün olanaklarını kullanan, camiler müezzinler, muhtarlar bahçeli yönetiminde MHP kadrosu ile cami kültürünün toplamı % 51 i geçemedi. 15 yılda AKP nin neyi eksikti ki karşısında vesayet sistemin koruyan asker etkinliği, seküler hukuk ve medya mı kalmıştı. Suudi Arabistan ve Katar dolarları mı arkasında eksikti. Bu 1,5 farkla geçişin başarısızlığı % 49 hayırcı kesimin birlik beraberliğine çok bağlı. Hiçbir seküler parti bu % 49 oyu referandum dışında toplayamazdı. İyiye güzele değil de tabana doğru gitmeyi önlemek bu % 49 hayırı olumlu kullanmak elimizde.

    Beyoğlu /İstiklal caddesinde adres soracağınız Türkçe bilen bir Türk görür ve ona da tv röportajı olarak Kıbrıs nerede diye sorsanız alacağınız yanıtın Japonya’da demesine de aldırmayın. Eğitim şarttı ama, geçmiş iktidarlar TBMM de kravat taktı oturdu. Anadolu’yu ihmal etti. Tango dansından, Zaza Gabor’un Beyoğlu Pera Palas’ta kaldığından “evet” çilerin çoğunun haberi olmaması normal. Ancak, çarşafa bürünmüş (örtü anlamında) Arap turistin çoğu, bütün Avrupa modasını, parfüm markalarını ezbere biliyor. Çarşafın altındaki bayanların çoğunluğu Calvin Klein kullanıyor. Bir gün Libya’dan Roma’ya gitmek için Tripoli havaalanındayım. Passaport kontrolunda iki sıra önümde, bir tek 250 gram yüzü görünen ipek bir galabiya örtüye bürünmüş hatunun sürdüğü parfüm burnuma kadar ulaştı. Gümrüğü geçtik transit salondayız. İpek çarşafını açtı çantasına katlayıp yerleştirirken bir baktım, kaşlar, gözler makyajlı, ve üstünde markası Christian yazıyı ancak gördüm, büyük olasılıkla “Christian Dior” abiye bir elbise.

    Tarihi kahvelerde şen kahkaha atarak konuşacağınız insanlar artık yok. O “Göksu’da gördüm seni, gözlerinden sevdim seni” şarkı mırıldanması zamanımıza taşınamadı. Kadınların çarşaftan azıcık görünen gözünün nesini seveceksin. Sadabat zamanın şemsiyeli zarif giysili hafif başı örtülü dolaşan bayanlarına Arap bayan turistler hiç benzemiyor. Osmanlı işgal ettiği topraklarda Sadabatın şık hanım giysi kültürünü de yayamamış. Osmanlı bari zamanında o Sadabat zamanı kadın motiflerini Arap’lara ihraç etmiş olsaydı. Keşke gelen Arap bayanlar Lale Devri, Sadabat zamanı bayan giysileri ile bezenmiş olarak gelseydi demeyin.

    Bu % 51 evet çiler zaruri gereksinmeleri dururken hepsi batı eşyaları elektronik aletler kullanıyorlar. Seküler gençler ile muhafazakar gençlerin arasında uzlaşma olduğu kesin. Hepsinin elinde, bizim evdeki tv ekranından büyük Iphone 6 plus ekranlı akıllı telefonlar. Bence dinci iktidara evet vermeleri karın doyurma endişesi. Yine de kötü gidiş düşünmeyin bu evetçi lerin % 90 nı batı hayranı. Istanbul Beyoğlu’nu Arap pazarına çevirenlere de aldırmayın. İslam’ın koyu katoliği olan molla sistemi İran’da çok etkin. İran olmayız korkmayın. Bu İyi Parti’ye katılan 15 CHP milletvekili bir ümit doğurdu. Ancak, İyi Parti ile CHP el ele kol kol seçimlere birlikte girdikleri takdirde. Yoksa oylar İyi Parti ile CHP ye dağılırsa bu durum AKP ye yarar.

    Çağdaş insan duyarlığı kalmış olanlar el ele vermezlerse, toplumlar ortaçağ koşullarına dönebilirler. 21. Yüzyıl içinde bir toplumsal çöküş öngörüsü sadece Türkiye için değil, bütün dünya için söz konusu olmasının önü alınmalı.
    Erdil Ünsal

  • Boston Türk Yürüyüşü  .. SON DERECE ONEMLI BOSTON VE TUM NEW ENGLAND EYALETLERI ICIN

    Boston Türk Yürüyüşü .. SON DERECE ONEMLI BOSTON VE TUM NEW ENGLAND EYALETLERI ICIN

        

    Kimden: Kemal Yüksektepe [[email protected]]

    Türk-Amerikan toplumunun kıymetli mensupları,

    5 Mayıs Cumartesi günü saat 11:00’de Esplanade Parkı, Fiedler Field mevkiinde başlayacak ve 12:30’da MIT’de spor ve sosyal aktivitelerle devam edecek Boston Türk Yürüyüşü hakkında sizleri bilgilendirmekten memnuniyet ve gurur duyuyoruz.

    Boston tarihinde ilk kez gerçekleştirilecek bu yürüyüşümüzün organizasyonu New England Turkish Student Association öğrenci derneğimiz tarafından yapılmakta olup Başkonsolosluğumuzca da desteklenmektedir. Toplum olarak 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın kutlanması ile Boston’da birlik, beraberlik ve dayanışmamızın sergilenmesinin amaçlandığı bu anlamlı yürüyüşe her yaştan vatandaşlarımızın ve Amerikalı dostlarımızın katılmaları beklenmektedir. Yürüyüşün geleneksel hale getirilmesi için çalışmalar başlamıştır. Bu yönde de gençlerimize destek olacağınız ümit ediyoruz.

    Yürüyüşle ilgili duyurular bugün ve yarın yapılacaktır. Bu duyuruları dernek üyeleriniz, e-mail ve Whatsapp grupları vb. iletişim kanalları üzerinden olabildiğince çok vatandaşımıza duyurmanız konusunda desteklerinizi bekliyoruz.

    Yardımlarınız için teşekkürlerimizi sunar, 5 Mayıs Cumartesi günü kırmızı beyaz bayraklarımızla birarada olmayı ümit ederiz.

    T.C. Boston Başkonsolosluğu

  • FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 03 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 03 Mayıs 2018 )

    1. BBC: Ermenistan’ı tanıtan 6 gerçek. Son günlerde Ermenistan’da yaşanan iç siyasi gelişmelerden sonra BBC, Ermenistan’ı başka açıdan anlatan bir makale yayınladı. (T)
    (Not: Makalenin 2 nci maddesi aynen şöyle ; “Ararat Dağı ulusal bir semboldur … Türkiye’de bulunduğuna rağmen. Yerevan’dan gözüken ve karlarla kaplı bu dağ, İncil’de, tufandan sonra Nuh Gemisi’nin oturduğu dağ olarak anılıyor.”…, o.tan)

    2. Başbakan adayları Ermenistan’a akredite Büyükelçilerle toplantılar düzenliyor. Bugün Ermenistan Başbakanı adaylığına aday gösterilen Yelk kesimi Nikol Paşinyan, Ermenistan’a akredite dört Büyükelçi ile toplantılar düzenledi. (İ)

    3. Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian: Zaten yeni bir Ermenistan yaratmaya başladığımızı görebiliyorum. (İ)

    4. Cumhurbaşkanı Sarkissian : Ermenistan’da demokratik hareketi takdirle karşılıyor. Sarkissian, Ermeni sivil toplumunun siyasi süreçlerdeki aktif katılım rolüne ve demokrasinin inşasına katkısına duyduğu takdiri dile getirdi, siyasi güçlerin ortak çabaları sayesinde siyasi krizin yakın gelecekte çözüleceğine dair umutlarını ifade etti. (İ)

    5. Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, AB Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Yüksek Temsilci Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Mogherini’yle telefon görüşmesi yaptı. (T)

    6. Rusya Dışişleri Bakanlığı: Ermenistan’daki bütün anlaşmazlıkların anayasa çerçevesinde çözüleceğini umuyoruz. Dost Ermenistan’da yaşanan iç siyasi gelişmeleri dikkatle takip etmeye devam ediyoruz. Umarız ki, bütün anlaşmazlıklar ülkenin bütün siyasi güçlerinin yapıcı diyalogu yoluyla kanunlar ve Anayasa çerçevesinde çözüm bulacak. Böylece devlet yapılarının sürdürülebilir faaliyetlerinin ve toplumsal hayatın normal akışına dönme imkanı sağlanacak. (T)

    7. Nikol Pashinyan Başbakan’lığa aday gösterildi. Nikol Paşinyan, Ulusal Meclis üyelerinin toplam sayısının üçte birinden fazlası tarafından Başbakanlık adayı olarak aday gösterildi. (İ)

    8. Litvanya Meclisi, ilk oturumunda 81 milletvekili oy kullandı ve Ermenistan – AB Kapsamlı ve Geliştirilmiş Ortaklık Anlaşması (CEPA)’ nı oybirliğiyle kabul etti. Ermenistan – AB anlaşması Estonya ve Letonya tarafından da onaylanmıştı. (İ)

    9. Ermeni <sözde> soykırımı ile Berejikliyan ailesinin bağlantısı, Yeni Güney Galler (NSW) Başbakanı Gladys Berejiklian’a ilham kaynağı oldu. (İ)

    10. Washington Post : Ermenistan, Sovyet sonrası çöküşünü kırdığını ve demokratik değişimi benimseyerek bugün çığır açan hareketi sayesinde ileriye gidiyor. (İ)

    11. Ermenistan Devrimci Federasyonu (ARF) ABD – Doğu Bölgesi 11-12 Mayıs’ta New York’taki Columbia Üniversitesi’nde sponsor olduğu Ermenistan İlk Cumhuriyeti Yüzüncü Yıl Konferansı’nın nihai programını ve detaylarını açıkladı. (İ)

    12. Ermenistan Cumhuriyeti’nin Yüzüncü Yıldönümü diğer etkinliklerle Rhode Island’ da da kutlanacak, Ermenistan Cumhuriyeti’nin Yüzüncü Yıldönümü, 28 Mayıs’ta, 4 Haziran’da Providence’ da Aziz Peter ve Paul Katedrallerinde kutlanacak. (İ)

    13. Ermenistan parlamentosu muhalefet lideri Nikol Pashinyan’ı başbakan olarak seçmeyi başaramadı ve binlerce kişi çağrıya uyarak başkentte ve çevresindeki ana yolları kapatarak genel bir greve gitti. (İ)

    14. Türkiye Ermenileri Patriği seçim sürecinde başa dönüldü. Türkiye’nin Ermeni topluluğu yeni bir İstanbul Ermeni Patriği (Türkiye Ermenileri Patriği) seçme sürecini tamamlayamamıştır. Bu süreç, Türkiye’nin Ermeni toplumu içinde bazı tartışmalara, gerginliklere ve bölünmelere sebep olmuştur. Bir yandan da Türkiye’nin bir iç meselesi olan bu sürece, Ermenistan ve Ermeni diasporasından bazı kesimler müdahale etmeye çalışmıştır. (T)

    15. Taşnaksutyun lideri Giro Manoyan: ‘Arabuluculuk yapıyoruz’. Ermenistan’da Nikol Paşinyan’ın Başbakan seçilememesiyle birlikte 1 Mayıs’tan itibaren sivil itaatsizlik eylemleri daha şiddetlendi. Parlamento özel oturumunda Nikol Paşinyan’ın Başbakanlığını destekleyen partilerden biri de Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) oldu. İktidarda kalmaya çalışan Cumhuriyetçi Parti ile koalisyonunu bozan Taşnaktsutyun’ un Başkanı Giro Manoyan ülkede yaşanan süreci Agos’a değerlendirdi. (T)

  • Duyun Çığlığımı!

    Duyun Çığlığımı!

    İnsanları bir türlü anlayamıyorum.

    Kimse mutlu değil.

    Parası, pulu, ailesi, işi, evi aşı olanlar da mutsuz.
    Bir gün işsiz kalan intihar etmek istiyor.

    Kocasından boşanan herşeyin bittiğini sanıyor.
    Takımı başka takıma yenilen matem ilan ediyor.

    Bir siyasi partinin üyesi diğer siyasi partiden olan kardeşini vatan haini ilan ediyor.

    Bir sözle her şey alt üst oluyor.

    Kimse kimseyi dinlemek istemiyor.

    Biri diğerinden bir adım önde ise arkadan gelen onu düşman olarak görüyor.
    Herkes başarısızlığının sebebini kendinde değil başkalarında arıyor.
    Evlatlar anne babanı beğenmiyor.
    Anne babalar özgürlük adı altında evlatlarının yanlışına ses çıkarmıyor.
    Erkekler dedikodu yapıyor, kadınlar sokak ortasında kavga ediyor.

    Yazarlar ise kimse okumaz diye bu konuları gündeme getirmiyor.

    Yani toplum acımasızca bir kuyunun dibine doğru sürükleniyor.

    Buna dur diyen bir Allah’ın kulu ise yok … Gelecek yıllarda da eminim dur diyen olmayacak.

    Kimi okuyucularım bunları biz de biliyoruz; peki ne yapmamız lazım diye sorabilir.

    Bunun için devletin ciddi programları olmalıdır.
    Tehsil sistemi değiştirilmeli. Kurallar konulmalı, medyaya ve kamuoyuna nezaret eden bir komisyon kurulmalı…
    Her şeyden önce bu komisyonlara Türk olan, kendi örf adetini çok iyi bilen, evinde ve çevresinde büyük küçük kavramını iyi anlayan sabırlı, psikolojisi sağlam olan insanlar yerleştirilmelidir.
    Komisyon üyelerinin milli manevi değerleri herşeyin üstünde tutan, maddiyata önem vermeyen, ahiretini düşünen, siyasetten uzak duran milli düşünce sistemini ve devletçiliği esas alan, mezhep ve din ayrımcılığı yapmayan ve vicdanının sesini dinleyerek karar verecek bireyler olmaları sağlanmalıdir.

    Bu insanlara hangi ad verilirse verilsin dur durak bilmeden, incinmeden, küsmeden halkın geleceği için çaba vermelidir.

    Eminim ki toplumumuzda tarafsız sadece ve sadece halkını düşünen insanlarımız var.
    Geç kalmadan bu insanları bir araya getirip onların sağlam düşüncesinden yararlanmmız lazım. Yine diyorum ki tek çare; hiçbir siyasi partiye körü körüne bağlı olmayan, hiçbir dini cemaate bulaşmayan, tüm inançlara hitab eden, hiçbir kutuplaşma da yer almayan insanlar bir araya getirilmelidir.
    Çünkü bu insanlar başkalarından farklı olarak doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilecek erdeme sahiptirler. Bütün olumsuzluklara bağımsız olarak tepki koya bilirler.
    Herhangi bir TV’de yayınlanan programa bu bizim televizyon deyip susmaz, herhangi bir siyasetçinin bakışına bu sağcıdır bu solcudur bu dincidir deyip ayrım yapmazlar.
    Ak’a ak, karaya kara derler. TV’ler reklam alsın, birinin cepleri dolsun diye milletin manevi değerlerini aşağılayan programlara susmazlar. Bir sözle bu yolda gerekirse ölürler. Ama milli menevi değerlerin yok edilmesine asla göz yummazlar. Aksi takdirde millet olarak yok olmaya mahkumuz.
    Eminlikle yaza bilirim ki; O yok oluş başladı. Ben ve benim gibi düşünüp yazanların son çığlığıdır bu .
    Bu Çığlık bugün duyulmazsa yarın geç olacak hem de çok geç…
    Bir devlet milli manevi değerlerini koruyamıyorsa devlet devlet olmaktan çıkar. Bu yüzden bizler hem devleti, hem de milli manevi değerlerimizi koruyup yaşatmalıyız . Aksi takdirde birini koruyup diğerini korumamak hiçbir işe yaramaz

    Dedem Korkut Destanı’nda Karaca Çoban’ın Bamsı Beyrek’in oğluna dediği güzel bir söz var.

    “Ey Oğul o toparağı korumazsan ekip biçmeye değmez.
    Toprağı ekip biçmezsen korumaya da değmez”

  • AK Parti 316 imza ile grup kararı aldı.

    AK Parti 316 imza ile grup kararı aldı.

    Son dakika! AK Parti 316 imza ile Erdoğan’ın adaylığı için grup kararı aldı.

    AK Parti 316 imza ile grup kararı aldı.

  • Sırada İran mı var?..

    Sırada İran mı var?..

    Suriye’deki iç çatışmaların şiddetlenip, bu ülkenin bugünkü hali ile 3 parçaya bölünmesinden sonra sıranın İran’a geleceği söyleniyordu. Ortadoğu uzmanları bu konuda yaptıkları analizlerde “ Şu anda İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın en büyük endişesi, İran yayılmacılığıdır. Bunu önlemek için İran üzerine baskı ve yüklenme yapılacaktır” diyor.
    Özetle, Suriye sonrası sıranın İran’a geldiğine dikkat çekiliyor.
    ABD Başkanı Trump’ın sık sık İran’la yapılan nükleer anlaşmadan memnun olmadığını ve tek taraflı olarak bu anlaşmadan çekileceğini açıklaması, Obama döneminde yumuşama eğilimi gösteren iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden çatışma noktasına taşıdı. İsrail tarafı ise Trump’ı tahrik etmek için her türlü yönteme başvuruyor.
    ABD Başkanı Trump, İran’la nükleer anlaşmaya dair ABD’nin tutumunun ne olacağına 12 Mayıs’ta karar verecek. Trump’ı etkilemek için bazı iddialarda bulunan İsrail Başbakanı Netanyahu İran’ı nükleer programı devam ettirmekle suçluyor. Netanyahu, “2017’de İran, nükleer silah programlarıyla ilgili gizli belgeleri Tahran’ın Shorabad bölgesinde gizli bir binaya taşıdı. Dışardan masum görünen bu binanın içinde İran’ın nükleer silah programlarına dair arşivleri var” iddialarında bulunuyor.
    Şimdi tartışılan bir konu var:

    Ocak ayında MOSSAD’ın İran’ın nükleer arşivlerinin stoklandığı depoya girerek, yarım ton belgeyi binadan kaçırdığı iddia edildi. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yeni ala geçirilmiş gibi lanse ettiği sözde belgelerin bir kısmı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) tarafından 2011 yılında yayınlandığı ortaya çıktı.
    Netanyahu’nun sunduğu kanıtlar dünya tarafından ikna edici bulunmadı, ancak İran’a saldırmak için gerekçe arayışında olan Trump yönetimi aksini düşünüyor.
    ABD Başkanı Trump, Netanyahu’nun İran’ın nükleer silah konusunda yalan söylediği açıklamasına destek verirken Netanyahu ile geçtiğimiz günlerde görüşen ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Tel Aviv’in sunduğu kanıtların gerçek olduğunu söyledi. Pompeo, ‘Yıllardır İran rejimi, nükleer programının barışçıl olduğu konusunda ısrar etti. İsrail tarafından İran’dan ele geçirilen belgeler, İran rejiminin doğruları söylemediğine dair bir şüphe bırakmadığını gösterdi’ dedi. Beklendiği gibi İsrail’e destek veren Beyaz Saray’dan da, ‘Bu durum, ABD’nin uzun zamandır bildiği bir gerçeği ortaya koyuyor: İran dinamik ve gizli bir nükleer silah programını sürdürüyor. Bunu dünyadan ve kendi halkından saklamaya çalıştı ancak başaramadı’ diyor.
    Görebildiğimiz kadarı ile İran’a saldırı için bahaneler üretiliyor.
    İlk aşamada nükleer anlaşma imzalandıktan sonra İran’a karşı dondurulan yaptırımları ABD’nin yeniden devreye sokması gündemde. Böyle bir adım atılması durumunda, tüm bölgeyi etkileyen anlaşmanın tamamen çökme riski var. IAEA müfettişleri 2016’dan bu yana 11 kez İran’ın anlaşmaya bağlı kaldığı yönünde raporlar yayımladı.
    IAEA müfettişleri ayrıca 2017 yılı boyunca incelemelerde bulunmaları gereken tüm tesislere girebildiklerini de ifade etmişlerdi. ABD ve İsrail, İran’ı hedef alan iddialarında yalnız kalmış görünüyor. Mevcut nükleer programının tamamen barışçıl amaçları olduğunu vurgulayan İran, Ortak Geniş Eylem Planı’nın yeniden müzakereye açılamayacağını savunuyorken P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya) ise anlaşma taahhütlerine bağlı kalınması yönünde çağrılar yapıyor.
    Zaten gerekçe arayan ABD’yi arkasına alan İsrail, diğer ülkeleri de yanına almak için harekete geçti. İsrail’den yapılan açıklamada, “İran’ın nükleer çalışmaları” hakkında elde ettiği bilgileri paylaşmak için Almanya ve Fransa’ya uzman ekipler gönderileceği belirtildi.
    İsrail Başbakanı Netanyahu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Netanyahu ile Putin, İran’la yapılan nükleer anlaşma çerçevesindeki kapsamlı ortak planın mevcut durumuna ilişkin konuları ele aldı.

    2015’te imzalanan anlaşmanın yol haritası kapsamında, 12 Mayıs’a kadar ABD’nin İran’a yaptırımlara devam edip etmemesi yönünde bir karar alması gerekiyor. ABD’nin dondurulmuş olan yaptırımları yeniden devreye sokması durumunda anlaşmanın tamamen çökme riski var.
    ABD’nin yanı sıra Almanya, Fransa, Rusya, Çin, İngiltere ve Avrupa Birliği’nin de imzacısı olduğu anlaşma, İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında ülkeye uygulanan uluslararası yaptırımların gevşetilmesini öngörüyordu.

    İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutan Yardımcısı Hüseyin Selami, “Düşmanlarımız bir taraftan bizi tehdit ederken diğer taraftan füze konusunda silahsızlanmamızı istiyor. Bu ahlaksızca ve akıldışı bir taleptir. Füzelerimiz caydırıcı gücümüzün ana unsurudur. Asla caydırıcı potansiyelimizden vazgeçmeyi kabul etmeyiz. Amerikalılar ve Avrupalılar bunu bilmeli” diyerek meydan okuyor.
    Özetleyelim:
    Bölge giderek daha da ısınacak gibi görünüyor.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 02 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 02 Mayıs 2018 )

    1. Soykırım Eğitimi Savunucuları, Eyalet Senatosu Eğitim Komitesinde tanıklık ediyor. Perşembe günü Eyalet Senatörü Anthony J. Portantino, Ermeni eğitim liderlerini Soykırım Eğitimi ve Soykırım Müfredatının önemi konusunda Eyalet Senatosu’ nda ifade vermeye davet etti. Portantino. “Ermeni <sözde> Soykırımının tarihini doğru bir şekilde söylemek, öğrenci eğitimi için kritik öneme sahiptir ve bugün devam eden inkârcı çabalarla mücadeleye yardımcı olmaktadır.” diye açıkladı. (İ)
    (Not : Bir Portantino (!) da biz bulup tezlerimizi neden anlatamıyoruz? Haberde yer alan fotoğrafta, Roxanne Makasdjian ve Nora Hovsepian’ ın senato duruşmasında tanıklık ederken görüntüleri var. Bizim tezimizi aynı yerde açıklayacak, bu konunun Amerikalı etnik gruplar arasında kindarlığa neden olacağını açıklayıp bu eğitimin zararlarını anlatacak, oralarda yaşayan güçlü, cesur ve bilgili soydaşlarımız yok mu?Tabii var, var da, arkalarında maalesef politik güç yok. Meydanı, ne yazık ki Ermeni militanlarına bırakmış durumdayız. Bu yorumum, aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına da bir öneridir….,o.tan)

    2. Harut Sassounian : Ermeni Soykırımı Üzerine ABD, Fransa ve Türk liderleri tarafından yapılan bildiriler. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Türkiye Cumhurbaşkanları, 24 Nisan Ermeni <sözde> soykırımının 103 üncü yıldönümünde açıklamalar yaptılar. Üç kişiden sadece Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, trajik olayları doğru adıyla (Jenosid) olarak andı. Trump soykırım terimini kullanmaktan kaçındı. Erdoğan inkârcı bir açıklama yayınladı. (İ)

    3. Ermenistan Parlamentosu Paşinyan’ı Başbakan olarak seçemedi. Çekimser olmaksızın toplam 45 oy lehte ve 56 oy aleyhte çıktı. (İ)

    4. Ermenistan Parlamentosu, 8 Mayıs’ta başbakan seçimi yapacak. Meclis Başkanı Ara Babloyan yaptığı açıklamada, Ermenistan Ulusal Meclisi’nin 8 Mayıs’ta yeni başbakan seçmek üzere özel bir oturum düzenleyeceğini söyledi. (İ)

    5. Avrupa Birliği, Ermenistan’daki son gelişmeler hakkında bir açıklama yaptı. AB açıklamasında: “Kolluk kuvvetleri ile toplanma ve ifade özgürlüğü hakkını kullanan tüm tarafların çatışmayı önleme konusunda sorumluluk göstermeleri son derece önemlidir.” denildi. (İ)

    6. Ermenistan siyasi krizi: AB taraflara çatışmayı önlemek için çağrıda bulunuyor. Avrupa Birliği, refah ve demokratik bir toplum oluşturma çabalarında Ermenistan’a desteğini yinelemektedir. Avrupa Birliği, Anayasa ve tüm Ermenilerin çıkarları doğrultusunda yeni bir hükümetin demokratik oluşumu göz önünde bulundurularak, sivil toplum da dahil olmak üzere tüm paydaşları kapsamlı bir diyaloga girmeye teşvik etmektedir. (İ)

    7. Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan: Siyasal kriz devam ediyor. Sarkisyan, Siyasal krizin devam etmesinden acı duyduğunu, ülkenin geleceği için bunun tehlikeli olduğunu açıkladı. (T)

    8. ‘Benim adımım’ inisiyatifi barışçıl sivil itaatsizlik eylemlerine geri dönüyor. ‘Benim adımım’ inisiyatifi önderi Nikol Paşinyan, Erivan Cumhuriyet Meydanındaki konuşmasında yarın tüm yurtta barışçıl sivil itaatsizlik eylemlerine geri dönülmesi çağrısında bulundu. Paşinyan, sabah 05:15 itibarıyla tüm yurtta, sokaklarda, metroda, anayollarda, havalimanlarında, işyerlerinde, okullarda boykot yapılması çağrısında bulundu. (T)

    9. Parlamentonun yeni bir başbakan seçememesi nedeniyle Ermenistan’da sivil itaatsizlik devam ediyor. Erivan’da ve Ermenistan’ın farklı bölgelerindeki protestocular Çarşamba sabahı sivil itaatsizlik kampanyasını yeniden başlattılar. Halk protesto etmek için sokakları ve devletlerarası otoyolları kapattı. (İ)

    10. Ermenistan Başbakan Vekili Karen Karapetyan, siyasi krizi “anayasal bir şekilde” çözüme çağırmaya yönelik bir bildiri yayınladı. (İ)

    11. Ermenistan Nükleer Enerji Santrali, özel rejim vardiyaları altında çalışan tesis personeline hizmet veren araçların hareketinin engellenmemesi için çağrıda bulunan bir bildiri yayınladı.  Açıklamada, nükleer santralin özel önem taşıyan stratejik bir yapı olduğu, çalışanlarının özel bir rejimde vardiya değiştirdiği ve hareketlerinin şart olduğu bildirildi. (İ)

    12.İstanbul’daki Ermeni Kilisesi’ne saldıran kişi gözaltına alındı.(T)    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/05/02/İstanbul-Ermeni-Kilise/128356

    13. Zor zamanlarda barışı konuşmak – Geçen hafta, 26-27 Nisan tarihlerinde, Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) Norveç’in başkenti Oslo’da Türkiye’den bir grup gazetecinin katılımıyla ‘Zor Zamanlarda Türkiye’de Kapsayıcı Bir Diyalogu Güçlendirmek’ başlıklı bir toplantı düzenledi. (T)

  • Yılmaz Büyükerşen aday olmayacak

    Yılmaz Büyükerşen aday olmayacak

    24 Haziran erken seçimlere az bir süre kala; partilerin Cumhurbaşkanlığı adaylık ve ittifak çalışmaları da hız kazandı. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat parti’nin ittifak yapacağı açıklanırken, CHP’nin 4 Mayıs Cuma günü açıklayacağı adaylardan birisi daha listeden silindi. Türkiye muhabirimiz Metin Tapmaz’ın edindiği bilgiye göre CHP listesinde Cumhurbaşkanı olarak adı geçen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen resmi açıklama yapılmamasına rağmen aday olmayacağını belirtti. CHP ile gerekli görüşmelerin sağlandığı ve Büyükerşen’in kesinlikle aday olmayacağı bilgisi kararlaştırıldı.

  • Uzaklardan Bir Ses – Laz oğlu Lazım

    Uzaklardan Bir Ses – Laz oğlu Lazım

    Laz oğlu Lazım

    Bir göl gibisin sen

    Durgun sakin ve ıslak

    Bense fırtına yemiş bir Karadeniz takası

    ha battı ha batacak

    Ne mehtap bilirim doğru dürüst

    Ne yakamozlu gece

    Rüzgarı ilk elden solumak isterim

    daha henüz tazeyken

    Fırtına isterim ben denizimde

    Büyük dalgalarım olsun

    Üstümde siyah bulutlar isterim

    Altımda toz duman

    Islığın rüzgara karıştığı gibi

    karışır giderim dalgalara

    Boğularak ölmek isterim

    denizin orta yerinde

    Döşekte ölmek ayıplanır bizim köyde

    Bakma sen serenimin çatlak

    Iskarmozlarımın eksik olduğuna

    Ben böyle de giderim

    Çullanan dalgaya bodoslama girerim

    Her ele gelmez yekem

    Hele de bir dellenmeye göreyim

    Karadenizliyim ben

    Yani azıcık deli

    Gölü de severim ama

    Uzaktan ve mesafeli

    Duru suya gelemem

    Tuzlu suda gezerim

    Ya büyü ve deniz ol

    beni istiyorsa yüreğin

    Ya da git kendine kuğu bul

    Göl kalmaksa niyetin

    Kerem Özakman

    Danışma Kurulu üyemiz çılgın Türk, yazar Kerem Özakman uzaklardan bir ses verecek… 1956 yılının Eylül ayında yazar bir babanın (Turgut Özakman) ve tiyatro çevirmeni bir annenin (Sevim Özakman) oğlu olarak Ankara’da doğdu. Çocukluğu ve gençliği tiyatro ve edebiyat çevresinin içinde geçti. Makina Mühendisi olup İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Üretim Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisansını yaptı. 1983 yılında özel sektörde başladığı çalışma hayatına çeşitli kuruluşlarda mühendislik ve yöneticilik yaptıktan sonra 1996 yılında kurduğu kendi şirketi ile devam etti. 21 yıldır ortağı olduğu şirkette yönetici/ortak olarak iş hayatını sürdürüyor.

    Genlerinden gelen edebiyata eğilimi ile şiir yazmaya başladı. Kendisine özgü bir dil ve üslup geliştirdiğine inandıktan sonra, 2004-2009 yılları arasında yazdığı şiirlerini “Bütün Aşklardan Öte” adlı kitabında topladı. İlk kitabı ile okurdan beklediği olumlu tepkiyi alan ve yüreklenen yazar, “İş Sevdaya Gelince” isimli ikinci şiir kitabını tamamladı. Bu iki şiir kitabından sonra uzunca bir süredir yazdığı öyküleri “Bir Eylem Gecesi” adını verdiği üçüncü kitabında topladı. Bugünlerde “Bir Sevda Bekler Beni” isimli dördüncü çalışmasını tamamlamak üzere olan Kerem Özakman İstanbul’da yaşamakta olup evli ve bir kız çocuk babasıdır.

  • “BANA NECİ” VATANDAŞLARIM LÜTFEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN

    “BANA NECİ” VATANDAŞLARIM LÜTFEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN

    BİRİSİNİN

    KONUŞMASINI

    DİNLİYORUM

    Tam “İNANACAM” ..!

    Askerin

    Başına geçirilen

    ÇUVAL,

    ve REİSİN

    “NE NOTASI,

    MÜZİK NOTASI MI

    Veriyorsunuz”

    Dediği

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM” ..!

    ”SAHTE DİPLOMA ” ,

    “AYAKKABI KUTULARI”,

    “PARA KASALARI”,

    ”SIFIRLADIN MI OĞLUM”,

    ”BİR KAÇ MİLYON KALDI BABA”

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”.!

    Rıza Zarrap,

    “700 milyonluk saat”;

    Tüyü bitmemiş

    Yetim hakları

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”.!

    Bakara, makara”

    ve camilerde,

    Hac’da

    BOY boy

    Poz veren;

    Elinde KURAN’LA

    Siyaset

    Yapan

    “Din” tüccarı

    Sahtekarlar

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”..!

    Davul, zurnalı karşılanan

    PKK-PYD İŞİDLİ

    TERÖRİSTLER

    Geliyor Aklıma.

    ”Kazılan hendekler”

    Kahraman ŞEHİTLER,

    Kahraman GAZİLER,

    Döşenen MAYINLAR

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM” ..!

    BOP Eş başkanı

    REİS,

    İsrail,

    Amerika, emperyalistler

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM” ..!

    Kızılay Maden Suyu şişesine kadar

    ”KALDIRILAN T.C.”,

    Andımız,

    Ulusal Bayramlar;

    Alçakça indirilen

    Bayraklar

    Geliyor Aklıma.

    “İstiklal Marşı’na

    Ne gerek var.”

    Diyenler,

    Türkiye Cumhuriyeti

    ADINDAN

    rahatsız olanlar,

    Atatürk e,

    Cumhuriyete düşman

    Meclis Başkanı,

    “Türk bayrağı

    Olmasın,

    Türkiye Bayrağı”

    Olsun diyenler

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM” ..!

    SAHTE,

    MÜHÜRSÜZ,

    ÇALINAN

    OY PUSULALARI,

    KUKLA Y.S.K.,

    Dağıtılan

    KÖMÜRLER,

    MAKARNALAR;

    Suyu, elektriği olmayan

    Köylere gönderilen

    BUZDOLAPLARI,

    Çamaşır makineleri

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM” ..!

    Kıbrıs,

    Ege’deki adalar

    Geliyor Aklıma.

    Daha neler geliyor,

    Neler aklıma.

    Madenlerde

    Birilerinin

    Çıkarı için ölen

    İşçiler;

    TARİKAT YURTLARINDA

    Tecavüze uğrayan

    Masum çocuklar,

    Bunları savunan

    Hükümetimiz

    ve yalanları

    Geliyor Aklıma.

    Satılan,

    Yandaşlara

    Peşkeş

    Çekilen,

    Yağmalanan,

    Talan edilen,

    FABRİKALARIMIZ,

    KURUMLARIMIZ

    Geliyor Aklıma.

    Üstelik kurdukları

    BİR TEK FABRİKA BİLE

    YOK iken;

    Yabancıların

    Her türlü;

    Tohumdan,

    Diş macununa,

    Deterjanından,

    Arabasına kadar;

    Sömürenler

    Rahat etsin diye

    Değiştirilen

    Gümrük kanunları

    Geliyor Aklıma.

    Aslında

    Devletin yapması

    Gerekirken;

    Devletin

    Parası ile,

    TEDAVİ

    OLMASAK BİLE

    PARASINI

    ÖDEDİĞİMİZ

    Hastane yapıp,

    RANT elde eden

    Yabancı sermaye

    ve yandaşlar;

    GEÇMESEK BİLE

    Parasını ödediğimiz

    Maliyeti yüksek

    VURGUN köprüleri,

    Oto yollar,

    Tüp geçitler

    ve İFLAS ETTİRİLEN

    TARIM,

    Dışarıdan alınan

    SAMANLAR,

    HAYVANCILIK,

    GÖZÜMÜZÜN NURU

    SATILAN

    ŞEKER FABRİKALARIMIZ,

    VE bunlardan

    UTANMAYAN

    BAKANLARIMIZ

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”..!

    Bir de açlıktan

    Kıvransa bile

    Bunlara

    TEPKİ

    Gösteremeyen,

    Gösterdiğinde

    SAHTE ,

    UYDURULAN

    SUÇLAMALARLA

    SİNDİRİLMİŞ

    Halkımız

    Geliyor Aklıma.

    Dünya’nın

    en pahalı suyu,

    Elektriğe,

    Benzine,

    Doğal gaza,

    ha bire,

    Dolar nedeniyle

    Denilerek

    Tekrar tekrar yapılan

    ZAMLAR;

    Dolar düşünce

    Düşürülmeyen

    O zamlar

    Geliyor Aklıma.

    Bir de

    “Gemicik”ler,

    Yatlar,

    Villalar,

    Saraylar,

    Haram parayla

    Hacca gidenler,

    Saltanat sürenler,

    her yerde

    TORPİLSİZ yürümeyen işler

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”..!

    Bu aziz Türk Milleti’ne

    Kurşun sıktıran,

    Uşak, maşa, hain, alçak

    Fetö

    ve onun elini öpmek için

    Sıraya girip,

    ZERRE KADAR

    BEDEL ÖDEMEYEN

    ve hatta

    ÖDÜLLENDİRİLEN,

    Ahlaksızca hala

    Siyaset yapanlar,

    Ben bu davanın

    SAVCISIYIM

    Diyenler;

    Bir de

    ne acı ki

    O NAMUSSUZLARIN

    BEDELİNİ ÖDEYEN

    Masumlar,

    Haksızlığa uğrayıp,

    Hala hukuk,

    Adalet bekleyen,

    HAPİSHANEDE

    YILLARCA

    YATIRILAN,

    Atatürkçüler,

    vatanseverler

    Geliyor Aklıma.

    Tam “İNANACAM”..!

    Askerimize

    Kumpas kuranlar;

    TSK’ nın en

    ÖNEMLİ,

    en MAHREMİNE,

    en GİZLİ dosyalarına,

    PLANLARINA

    el koyanlar,

    Koyduranlar

    ve bunlara

    Müsaade edip

    Sahip çıkanlar

    Geliyor Aklıma.

    Tam ”İNANACAM ” ..!

    ŞEREFSİZ

    AMERİKA, İSRAİLİN,

    İNGİLTERE ve FIRANSA’nın

    Terörist

    olduğunu bile bile,

    MASUM,

    ÜSTELİK DE

    MÜSLÜMAN İNSANLARIN

    ÖLDÜRÜLMESİNE,

    bu İslam ülkelerinin

    PARÇALANMASINA

    DESTEK OLUNMASI

    GELİYOR AKLIMA…

    VE ÇOK CANIMI YAKIYOR…

    Aklıma

    daha daha sayamayacağım

    Haksızlık,

    Hukuksuzluk,

    Adaletsizlikler

    Geliyor.

    Önümüzdeki

    SEÇİMLERDE

    Bunları düşünerek

    Oyumu kullanacağım…

    ———-

    UMARIM

    DAHA GÜZEL

    GÜNLERİ

    GÖREBİLİRİZ…

    LÜTFEN!

    BİR DAHA BİR DAHA

    DÜŞÜNÜN DÜŞÜNÜN

    ve SANDIĞA

    GİDİN

    Saygılarımla

    28 Nisan 2018 Cumartesi