Blog

  • Muharrem İnce’den Demirtaş’a ziyaret

    Muharrem İnce’den Demirtaş’a ziyaret

    Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce Edirne İstasyon Caddesi’nde düzenleyeceği miting öncesinde, HDP Cumhurbaşkanı Adayı olan ve Edirne F tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti. Jandarma ekiplerince cezaevi ve çevrensinde yüksek güvenlik önlemleri alındı, Edirne Karayolu trafiğe kapatılarak araç geçişine izin verilmedi.

    Turkishnews.

  • 5. Aday Perinçek Oldu

    5. Aday Perinçek Oldu

    Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek cumhurbaşkanı adaylığı için yeterli imzayı son gün kala buldu. 100 bin imza toplayan adaylardan olan Perinçek, bugün saat 14 itibariyle toplam 109 bin 990 adet imza toplarayarak seçimlere girmeye hak kazanan 5. Aday oldu. Geçtiğimiz günlerde İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’da 100 bin imza toplayarak seçim startını vermişti.

    Turkishnews.com

  • Efeler’de Bakü Parkı ve Hocalı Anıtı hizmete açıldı

    Efeler’de Bakü Parkı ve Hocalı Anıtı hizmete açıldı

    Millet vekilli Ganira Paşayevanın teklif ve Aydın Türk ocaklarının teşebbüs, Efeler Belediye Meclisi’nin kararıyla, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümü dolasıyla oluşturulan Bakü Parkı ve parkın içerisinde yer alan Hocalı Soykırım Anıtı, Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva’nın katıldığı törenle hizmete açıldı.

    Aydın’ın Efeler ilçesinde Belediye Meclisi, Mimar Sinan Mahallesi’nde yeni yapılan bir parka Bakü Parkı adının verilmesi ve parkın içerisine Hocalı Soykırım Anıtı’nın dikilmesini kararlaştırdı. Kararın ardından yapımı tamamlanan Bakü Parkı ve Hocalı Soykırım Anıtı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Parkın açılış törenine Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva, Efeler Belediye Başkanı Mesut Özakcan, Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Mesim Haciyev, Aydın Türk Ocağı Başkanı Dr. Eyüp Doyuran, İYİ Parti İl Başkanı Recep Taner, belediye meclis üyeleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

    “TBMM’DE SOYKIRIMIN KABUL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ” Bakü Parkı ve Hocalı Soykırım Anıtı nedeniyle Belediye Başkanı Özakcan’a teşekkür eden Başkan Doyuran, Azerbaycan Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resülzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözünü hatırlatarak, “Azerbaycan dost değil, kardeş ülkedir. Ermeniler 26 Şubat 1992 tarihinde tüm insanlığın gözü önünde Dağlık Karabağ Bölgesi’ndeki Hocalı Kasabasında soykırım yaptı. TBMM’de acil olarak soykırımın kabul edilmesini istiyoruz” dedi. “İKİ DEVLET, TEK MİLLET” “Azerbaycan ve Türkiye devletler hukukunda yer aldığı gibi iki dost ülke değildir. Bu iki devlet aynı atadan gelen dini, dili, kültürü aynı olan iki öz kardeştir” diyerek sözlerine başlayan Başkan Özakcan ise, Merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in “İki devlet, tek millet” sözünü hatırlattı.Hocalı katliamını unutmadıklarını kaydeden Başkan Özakcan, “Hocalı Soykırım Anıtı ile 26 Şubat 1992 tarihinde

    Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Karabağ Bölgesinde bulunan Hocalı Kasabasında yaşayan 83 çocuk, 106 kadın, 70’den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplamda 613 kardeşimizin katledilişini daima hatırlayacağız. İçinde bulunduğumuz 2018 yılı Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı olması nedeniyle açılışını yaptığımız Bakü Parkı ve Hocalı Soykırım Anıtı’nın aramızdaki kardeşliği güçlendireceğini umuyorum” diye konuştu. Hocalı’da olduğu gibi bir katliamın yeniden yaşanmaması gerektiğini dile getiren Başkan Özakcan, 1918 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlığı için Anadolu’dan kalkıp o topraklarda savaşan, Türkiye ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı uğruna can veren şehitlerimize Allah’tan rahmet diledi. “TÜRKİYE İÇİN CANIMI VERMEYE HAZIRIM” Parkın yapılmasından dolayı çok mutlu olduğunu aktaran Paşayeva, bunun iki Türk devleti arasındaki bağı daha da artıracağını söyledi. Birlik ve beraberliğin önemine dikkati çeken Paşayeva, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Bugün Türkiye’de Mehmetçiklerimiz terörle mücadelede ediyorlar. Allah onlara yardımcı olsun. Allah, Azerbaycan ve Türkiye’ye yardımcı olsun. Efeler Belediye Başkanı Mesut Özakcan ile bir sohbetimizde Azerbaycan adına bir parkın olmasını istemiştik. Orada Karabağ’ın Hocalı soykırımını anlatan bir anıtın olmasını söylediğimiz zaman Belediye Başkanımız, ‘Büyük memnuniyetle bunu yapacağız’ dedi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir’ demişti. Belediye Başkanı Özakcan, Atatürk’ün fikirdaşı olduğunu bizlere gösterdi.Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 100. yıl dönümünde bu güzel Efeler ilçemizde Azerbaycan adına, Bakü’nün adına, Hocalı adına güzel bir parkı hayata geçirdi, kendisine teşekkür ediyorum. Bu anıtın takipçileri olan Türk Ocakları yöneticilerine de teşekkür ederim. Biz tek millet, iki devletiz. Bizim sevincimiz de bir, acımız da bir. İster Aydın’da, ister Bakü’de nerede doğmuş olursak olalım hepimiz Karabağlıyız, Hocalılıyız. Burada tüm dünyaya bu mesaj verilmiş oldu. Çanakkale’de Azerbaycan’dan şehitler var. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Aydın’dan şehitlerimiz var. Edirne’den Kars’a dedelerimiz Azerbaycan’da göğüs göğüse çarpışarak Ermenilere karşı zafer kazandı. Biz bu coğrafyanın en büyük milletlerinden biriyiz. Ama maalesef en çok acısı olan millet biziz. Karabağ’da acımız var. Kırım Türkleri ağlıyor, Ahıska ağlıyor, Kerkük ağlıyor, Bayır Bucak ağlıyor. Ben hiçbir zaman Türkiye, Azerbaycan ayrımı yapmadım. Azerbaycan için nasıl canımı vermeye hazırsam, Türkiye için de gözümü bile kırpmadan canımı vermeye hazırım. Çünkü burası benim vatanım. Buranın ayağına değen taş beni üzer. Türkiye’nin gücü bizim gücümüzdür. Birimizin gücü hepimizin gücü” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından protokol üyeleri açılış kurdelesini keserek parkı gezdi.

    Turkishnews|Sıla Arsel

  • Amerika İran’la kapıştı, Türkiye ne olacak ?

    Amerika İran’la kapıştı, Türkiye ne olacak ?

    İran ABD’ye çok sert sözler söylendi, İranlı milletvekilleri ABD bayraklarını yaktı..

    Türkiye’de Tamam mı? Devam mı? Sorusuna kitlenmiş necip milletimiz ve mono medyamız sınır komşumuzda ki  bu gelişmenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği konusunda bihaber. 

    ABD Başkanı Trump,  2015 yılında İran’la imzaladığı nükleer anlaşmadan ayrılma kararı aldı. 

    İran ve tüm dünyada bu karara çok büyük tepki gelirken, Türkiye tamamen sessiz. 

    ABD’nin bu kararı dolar ve petrol fiyatlarında çok ciddi bir artış  yaratacak, petrolün ve doların artışı zaten zorda olan Türkiye ekonomisine çok ciddi zarar verecek. 

    Zaten karardan hemen sonra, dolar 4.37 TL seviyelerine ulaştı bile. Doların 5 TL bantına gelmesi  dış dünyaya dolar borçlu Türkiye için bir felaket demek. 

    Suudi Arabistan, “petrol arzında oluşabilecek açıkları” kapatmak için işbirliği yapabileceğini açıkladı.

    Trump, İran rejimi için “dünyadaki baş terör destekçisi devlet” sözleri önümüzdeki süreçte Orta Doğuda savaş var demek.

    İran devleti Trump’ın nükleer anlaşmayı terk etmesi diplomatik bir şov olarak nitelendiriyor ve İran’ın da taahhütlerini sürdürmekle yükümlü değildir diyor. 

    Bu durum bölgemizde barış ve güvenlik için büyük bir tehdittir.

    Bu anlaşmaya imza koyan Avrupa’da sessiz.

    ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi  Ortadoğu’da çatışma alanı açıyor ve küresel petrol arzı üzerindeki belirsizliği artırıyor.

    İran’a ağır ekonomik yaptırımların yeniden başlaması durumunda Türkiye ne yapacak ? Kimin safında yer alacak ? 

    Seçimler, 

    Tamam mı? 

    Devam mı? 

    Ortadoğu, 

    Afrin, Menbiç, İdlip,

    Ekonomik bunalım,

    Yükselen dolar, 

    TL değer kaybı, 

    Çift haneli enflasyon, 

    %50’si mutsuz bir halk,

    1,5 milyon işsiz üniversite mezunu,

    Birde İran-ABD krizi

    Türkiye’ye Başkan Kim seçilirse seçilsin, işi çok zor, çok…

    Dr.Ahmet Güler 

  • VERİGO

    VERİGO

    VERİGO
    Hüseyin MÜMTAZ

    Kıdemli takipçilerimin en meraklısı, günlük sabah yürüyüşümü yaparken sert bir fren sesiyle arabayı sokağın ortasında durdurdu, trafiği engelleyebileceğini düşünmeden el frenini çekerek indi, günaydın dedikten sonra; “Uzun zamandır Kıbrıs’ı yazmıyorsunuz” dedi.
    Ben?
    “Uzun zamandır” Kıbrıs’ı yazmıyorum ha!
    Okuyucu, bu darmadağınık ortamda bile Kıbrıs’ı merak ediyorsa yazmak gerek diye oturduk âletin başına.
    “Genel Yayın Yönetmeni” de benim başıma.
    İpin ucunu nereden tutayım diye notları karıştırmaya başladım. Guterres Çerçevesi yeniden sofraya konmuş, dolu yağışı nedeniyle felaket yaşayan Lefke bölgesinde tek bir asma kalmamış, Yedidalga Muhtarı “Bu yıl verigo üzümü yiyemeyeceğiz” demiş, dört yıl sonra süt fiyatı yine birayı geçmiş.
    Ensemdeki ses; “Yazının başlığı Verigo olsun” dedi.
    İtiraz ne mümkün!
    Verigo… Kıbrıs üzümü. Diş kıran iri çekirdeklerine bakmayın; neredeyse ceviz büyüklüğündeki koyu tanelerinde o buğulu, mayhoş lezzetin nasıl saklandığına bir türlü akıl erdiremezsiniz.
    Yedidalga muhtarının üzüntüsüne katılıyoruz.
    Taa 1789’da Marie Antoinette; “Süt bulamıyorlarsa bira içsinler!” dediğine göre onu da geçelim.
    Ama yine de bir türlü “Guterres Çerçevesi”ne gelemeyeceğiz, çünkü ortada kocaman bir Bekir Bozdağ gerçeği var.
    Bekir Bozdağ kimdir?
    Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü’dür.
    Bangladeş’in başkenti Dakka’da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı 45’inci “Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı”na, İİT Zirve Dönem Başkanlığını yürüten Türkiye’yi temsilen katılmış.
    Toplantının açılışında, üye ülkelerin bakanlarına hitap eden Bozdağ konuşmasının bir yerinde Kıbrıs’a da değinerek; “İTT’nin Kıbrıslı Müslüman Türklerin yanında olmasını da takdirle karşıladıklarını” aktarmış ve çözüme yönelik son müzakere sürecinin geçen yıl temmuz ayında anlaşmaya ulaşılamadan son bulduğunu belirttikten sonra “Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türkleriyle iktidarı eşit ortaklar olarak paylaşmak istemediklerinin görüldüğüne” işaret ederek “Kıbrıslı Müslüman Türkler’in izolasyona maruz kaldığını” belirtmiş.
    Şimdi…
    Ey Müslümanlar!
    Başlangıcından bu güne kadar bir tek İslâm ülkesinin Kıbrıs Türklerine herhangi bir yardımda bulunduğunu hiç hatırlıyor musunuz?
    Meselâ kaç İslâm ülkesi “tanımıştır” KKTC’yi?
    (Hemen, “ama zaten tanınma istemediniz ki” bahanesini bir kenara bırakın.)
    Yardımı ve tanımayı bırakın; Makarios zamanında Mısır, Rumlara Çekoslovak silahlarını gizli saklı yollardan “aktarmaz” mıydı?
    Şimdiki kankamız “Qatar”; bilmem hangi parseldeki doğal gaz aramaları için Rumlarla ortak hareket etmiyor mu?
    Mısır ve Qatar İİT üyesi değil mi?
    Hadi burayı “nezaketen söylenmiş hitap cümlesi olarak” kabul ettik ve geçtik, ya şuna ne diyeceksiniz?
    “Kıbrıslı Müslüman Türkler izolasyona maruz kalmış”!
    Yâni konuşan; 1.Dışişleri Bakanı olmazsa; 2.Kıbrıs’tan sorumlu bakan olmazsa ve 3.Bilgisi olmadığı konuda okumadan konuşmaya kalkarsa… ancak o zaman böyle bir cümle kurulabilir?
    Toplantı madem “İİT 45’inci Dışişleri Bakanları” toplantısı idi, Çavuşoğlu neden gitmedi?
    Madem Kıbrıs Türkleri hassas bir konu idi, Akdağ neden gitmedi?
    “Kıbrıslı Müslüman Türkler” ne demek?
    “Kıbrıslı” ne demek?
    Kıbrıs’ta “Müslüman olmayan Türkler” de mi var?
    “Bulgaristanlı-Iraklı-Yunanistanlı-Almanyalı-İranlı-Azerbaycanlı ve nihayet Türkiyeli Müslüman Türk” mü diyorsunuz ki “Kıbrıslı” diyorsunuz Kıbrıs Türkü’nü tarif ederken?
    Bir daha ve TÜRKÇE soralım;
    Kıbrıs’ta “Müslüman olmayan Türk” mü var?
    Kıbrıs Türkü’nü “farklı” görmek, 1571 Sarı Selim fermanıyla son bulmamış mıydı?
    Kimler, neden “farklı” görülüyor?
    Yoksa Rum tarafında mı var “Müslüman olmayan Türkler” de onlar mı kastediliyor?
    O zaman “Din İşleri Başkanı”, İslâm Ülkelerinin desteğiyle oralarda cami yaptırsa ya!
    Peki, Rum tarafındaki bütün Müslümanlar Türk mü?
    Fazla düşünülmeden kullanılan basit bir tanım işte böyle ve bu kadar soru işaretleri doğuruyor.
    Guterres Çerçevesine yer kalmadı. Zaten lüzumu yok. O iş geçen sene bitmişti.
    Akıncı’yı da fazla ciddiye almayın, boş verin. İki sene sonraki seçim “sath-ı mailine” erken girdi, eski yemekleri ısıtıp sofraya getiriyor, Silihtarın arka bahçesinde boş kaleye şut çekiyor.
    Seçim Vertigo’su ile Verigo’yu karıştırmayın.
    Verigo üzüm bulursanız bir yerlerden, keyfini çıkarın. 9 Mayıs 2018

  • Varlık Barışı geliyor

    Varlık Barışı geliyor

    CNN’de AA Editör Masası Programına konuşan Maliye Bakanı Naci Ağbal, yurtdışından parasını getirene kolaylık sağlayacaklarını söyledi.

    Ağbal’ın açıklamalarından satırbaşları:

    Varlık barışına ilişkin bir düzenleme getiriyoruz. Yurt dışında bulunan varlıklarını Türkiye’ye getirecek vatandaşlarımıza kolaylık göstereceğiz.

    Yurt dışında menkul kıymeti olan vatandaşlarımız 11 ayın sonuna kadar varlıklarını Türkiye’ye getirirlerse bu varlıklarını Türkiye içerisinde diledkleri gibi tasarruf edebilecekler. Getirilen varlığın yüzde 3’ü oranında bir vergi tahsil edilecek.

    Yurtdışında olan dövizini işletmesine koymaık isteyen vatandaşlarımız da bunu yapabilecek. Yüzde 3’ü oranında vergi tahsil edeceğiz. Bu varlığı getirip işletmesine koyduğu surette herhangi bir vergi tahsili yapılmayacak. Yurtdışında getirdiği varlığı işletmesinden istediği zaman çekebilecek. İşletmenin yurtdışından kullandığı kredi var ve aynı zamanda yurtdışında da varlığı var, “Yurtdışındaki bu varlıklarımı işletmemin yurtdışında olan borçlarının ödemesinde kullanayım” derse buna da imkan sağlıyoruz.

    İkinci düzenleme yurtiçi varlıkların işletmeye dahil edilmesi… Taşınmazlar var, altınlar, nakitler var. Müracaat edecek vatandaşlar bu varlıkları işletmeye dahil etme beyanında bulunacaklar, aynı şekilde yüzde 3 oranında vergi ödeyecekler ve bu varlıklarıo işletmelerine dahil etme dahilinde hiçbir vergi incelemesine dahil olmayacaklar. İsterlerse daha sonra işletmelerinden de çekebilecekler.

    Varlık Barışı düzenlemesinde şöyle bir kural getiriyoruz; bu düzenlemeden yararlanmak istiyorsanız yüzde 3’lük vergiyi ödemek zorundasınız.

    CUMHURBAŞKANI ÇOK SERT ELEŞTİRMİŞTİ
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 3 Aralık 2017’de Muş’ta yaptığı konuşmada iş adamlarının varlıklarını yurt dışına çıkardıklarını duyduğunu söylemiş ve bunu yapanları vatan haini olarak nitelendirmişti. Cumhurbaşkanı, “Bazı haberler, sinyaller alıyorum bazı iş adamlarının varlıklarını yurt dışına kaçırma gibi gayretlerinin olduğunu duyuyorum. Buradan sesleniyorum, önce kabinemize sesleniyorum, bunların hiçbirine çıkış için asla izin vermemelisiniz. Çünkü bu adımlar ihanet-i vataniyedir. Bu ülkede kazanıp varlıklarını yurt dışına çıkarmaya çalışanlara iyi nazarla bakamayız. Hans’a, Mike’a göre değil, Ali’ye göre hareket etmemiz birilerinin canını fena halde sıkıyor. Diledikleri zaman oyun dışına attıkları o pısırık ülkeye, güçlü ve bağımsız Türkiye’yi hazmedemiyorlar” diye konuşmuştu.

    BORÇ YAPILANDIRMASI

    Tüm toplumu ilgilendiren önemli bir kanun tasarısıydı. Geçen hafta komisyonda görüşüldü. Bugün de Genel Kurul da görüşülecek. Kamuya ödenmemiş borçların yeniden yapılandırılmasını öngören bir düzenleme var. Emeklilerle ilgili düzenleme var. 65 yaş aylığı alan vatandaşlarımızla ilgili bir düzenleme var. Yaklaşık 13 milyona yakın emekli ve yaşlılık maaşı alan vatandaşımız bu maaşlarını almış olacak. Yine Bağ-kur’luların borçlarını telkin ediyoruz. Vatandaşlarımızı önemli bir yükten kurtarmış olacağız.Tasarının en önemli bölümü yeniden yapılandırma.

    Borçların 36 aya kadar yeniden yapılandırılmasını öngörüyoruz. Temmuz ayı sonuna kadar başvuruları alacağız. Ağustos ayında ödemeler başlayacak. 9.8 milyon vatandaşımız bu yapılandırmadan yararlanacak. SGK’da 5 buçuk milyon mükellefimiz var. Aslında gecikme zamlarının yüzde 75’ini siliyoruz. Bunlar vatandaşımıza önemli avantajlar getirmiş oluyor.

    Vergi mahkemelerinde ve danıştayda davaları devam eden 242 bin mükellef var. Burada eğer vergi mahklemesinde dava şuanda görülüyorsa alacak olarak talep ettiğimiz tutarın yarısını öderlerse alacağın geri kalanından vazgeçiyoruz.

  • Uçuştan önce turisti bulalım…

    Uçuştan önce turisti bulalım…

    Hemen her turizm sezonunda Çin ve Çin’den Türkiye’ye geleceği söylenen turistler gündem oluşturuyor. Bu sezon da Çin’den Türkiye’ye 1 milyon turist beklentisi öne çıktı. Bu konuda ilgililer yoğun bir çalışma sürdürüyor.
    Yapılan çalışmaların özüne bakalım:
    Hedeflenen 1 milyon Çinli turist sayısının ulaşılmasının önündeki en büyük engel olan Çin’den Türkiye’ye yönelik uçuş sayılarının artırılması için çalışmalar sürüyor.
    THY’nin bu ülkeden haftada 34 seferi bulunurken, Çinli havayolu şirketlerinin Türkiye’ye seferlerinin bulunmaması, dolayısıyla uçuş sayısının düşük kalması Çin turizm pazarının gelişmesini engellerken, turizmciler Çinli şirketleri yakın gözleme aldı.
    Çin’den gelen turist sayısının artırılması için yoğun çalışmalarda bulunan Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB), bu turizm pazarına yönelik yakın markajı sürüyor. TÜROB’un girişimiyle, TÜROB’un yanı sıra İstanbul Valiliği, Türk Hava Yolları (THY) ve Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği’nden (TTYD) üst düzey yetkililerin katılımıyla bir heyet oluşturuldu.
    Çin’e giden heyet, Türkiye’ye yönelik uçuş sayılarının artırılması için görüşmeler yapacak. Heyetin görüşme yapacağı havayolu şirketleri arasında ülkenin en büyük şirketleri arasında yer alan China Southern Airlines ve Hainan Airlines da bulunuyor. Çin’in en büyük havayolu olan China Southern Airlines, 2011 yılında başlattığı Urumçi-İstanbul seferlerini başlatmış ancak bu seferlerini 20 Temmuz 2016’da durdurmuştu.
    Çinliler, yurt dışı uçuşlarına son yıllarda ağırlık vermeye başladı. Özellikle kendi Milli havayolu şirketlerini de belirlenen noktalarda çalıştırıyor. Ülkede refah düzeyi arttıkça, yurt dışına tatile çıkan Çinli sayısı da o derece artıyor.
    Konuyla ilgili bir değerlendirme yapan TÜROB Başkanı Timur Bayındır, Çinli havayolu şirketlerinin sefer sayıları artmadan bu pazardan büyük beklentilere girmenin doğru olmadığı savunarak, “Mevcut uçuş kapasitesiyle senede ancak 300 bin kişi gelebilir. Çin’den Türkiye’ye uçuşların mutlaka artması lazım. 1 milyon Çinli turist hedefi ulaşılabilir bir rakam. Yeter ki ulaşım imkânı sağlansın” dedi.
    İşte bu noktada parantez açalım:
    Önce Türkiye’ye gelebilecek Çinli turist sayısını artırmak ve belirlemek gerekiyor. Ortada böyle bir turist yoğunluğu ve sayı yok.
    Biz her Çin’e gittiğimizde görüştüğümüz yetkililerinin bize söylediği hep aynı sözler:
    “Çinliler Türkiye’ye tanımıyor. Bir tanıtım ve organizasyon eksikliğiniz var. Çinli turist, yurt dışın çıkmadan önce gideceği ülkeyi tanıması gerekir. Çin’de zenginler çoğalıyor. Bu da yurt dışı talebini artırıyor. Eğer, Çin’den Türkiye’ye talep artarsa buna çözüm buluruz. Çin’den Avrupa’ya turistler Atina üzerinden gidiş yapıyor. THY’nin seferleri her geçen yıl talep doğrultusunda artıyor. Bunu olumlu buluyoruz ama yeterli sayılmaz. Biz her şeyden önce Türkiye’nin Çin’de kendisini çok iyi ve yeterli derecede tanıtması gerektiğini söylüyoruz. “
    THY, Çin’de Pekin, Şangay, Hong Kong ve Guangzhou’ya uçuyor. THY’nin bu hatlardaki yıllık kapasitesi ise yaklaşık 550 bin yolcu. Bu kapasitenin önemli bir bölümünü THY ile Avrupa ülkelerine giden Çinli turistler ile Afrika ülkelerine giden Çinli işçiler ve işadamları dolduruyor.
    Çin’den Türkiye’ye 2012 yılında 114 bin, 2013’te 138 bin, 2014 yılında 199 bin, 2015 yılında 313 bin, 2016’da 167 bin, 2017’de ise 247 bin turist geldi. Bu yılın ilk 3 ayında ise 98 bin Çinli turist geldi. Çinli turistlerin global düzeyde yaptığı yıllık harcamanın 110 milyar doları aştığı da söyleniyor.
    Geçtiğimiz yıl 130 milyon Çinli turistin tatil için yurt dışına çıktığı söyleniyor. Nüfusu göz önünde bulundurulduğunda Çin’in turizm potansiyelinin çok büyük olduğunu görürüz.
    Çin Ulusal Turizm Genel Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, bu yılın(2018) ilk yarısında 59 milyon Çinli turist yurtdışı seyahat yaptı.

    Vize politikalarındaki gevşeme ve gelir artışı sayesinde, geçen 10 yılda yurtdışı seyahatine çıkan Çinli turist sayısında büyük artışların olduğunu da görmezden gelmemek gerekiyor..

    2015 yılında yaklaşık 120 milyon Çinli yurtdışı seyahatine çıktı ve bu sayı önceki yıla göre yüzde 19,5; 1998 yılına göre ise 13 kat attı. Çin, yurtdışına en çok turist gönderen ülke oldu.

    Öte yandan, geçen yıl Çin’in yerli turizm piyasasında 4 milyar seyahat gerçekleşti ve 4 trilyon yuan (620 milyar ABD Doları) gelir elde edildi.

  • TAMAM İngiliz gazetesi Guardian’a haber oldu

    TAMAM İngiliz gazetesi Guardian’a haber oldu

    The Guardian Twitter’da bir anda çığ gibi büyüyen ve dünyada en çok paylaşılan Tweet olan “TAMAM” sözcüğünün ne anlama geldiğini haber yaptı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan “Görevi halkımız tamam dediği zaman bırakırım” demiş ve bunun üzerine sosyal medyada bir TAMAM kampanyası başlamıştı.

  • İran’a Ambargo uygulamayana da ambargo uygularım!

    İran’a Ambargo uygulamayana da ambargo uygularım!

    İran’a Ambargo uygulamayana da ambargo uygularım!

    Amerikan Başkanı Trump, İran ile yapılan Nükleer Antlaşmadan çekildiğini açıkladı. Sert bir ambargo uygulayacağını ifade etti. Ambargonun sadece İran ile sınırlı olmayacağını, İran ile ilişkide olan ülkeleri de kapsayacağını söyledi.

    İran halkını da İran yönetimine karşı isyana kalkmasını istedi.

    Son iki aydır bölgemizdeki gerilimi İran’ı bahane ederek kademeli olarak artırdıklarını görüyorduk. İsrail’in bakanlarından birisi de, Esad’ı, kendi ülkesinde öldürebileceklerini açıklamıştı.

    İsrail’in, Suriye’de vurduğu bazı tesislerin İran’a ait olduğu yalanını söyledikleri günümüzün savaş çıkarma bahaneleri olduğunu biliyorduk. Şimdi bu hamle ile bir adım daha ileri gitmiş oldular.

    Amerika’nın kaybetmekte olduğu dünya egemenliğini, İran ve bölge ülkelerini tehdit ederek, yeniden kazanma peşinde olduğunu biliyorduk.

    İran’a uygulanacak bir ambargo, dorudan Türkiye’ye de uygulanacak bir ambargodur. İran’ın petrol satışının sınırlandırması, bizim ile İran arasındaki ticaretin durması anlamına gelir.

    Türkiye’nin yapması gereken, Rusya ile birlikte Amerikan ambargosuna karşı çıkmaktır. Eğer mümkün oluyorsa, Avrupa ülkelerinden de ambargoya karşı olanları da yanlarına almalıdırlar.

    Amerika’nın dünya eşkıyası olamayacağını Çin, Rusya, İran Türkiye ve katılan diğer ülkelerle birlikte ABD’ye göstermelidirler.

    Amerikan ambargosuna dahil olmayanlara da, ABD’nin ambargo uygulaması, bölge ülkelerinin geleceğini tehdit etmeye yöneliktir. Bugün İran halkını İran devletine karşı kışkırtan ABD, yarın da, Türk halkını Türk milli devletine karşı kışkırtır.

    Türkiye’nin hiçbir şekilde İran ile Amerika arasında arabuluculuğa soyunmaması gerekir. Bunun anlamı Amerika’nın uygulayacağı ambargoya bir başka yoldan dahil edilmesi anlamına gelir ki, böyle bir durum Türkiye içinde felaket olur.

    Anlaşılan odur ki; ilk yapacakları iş; İran halkının içine nifak sokarak, İran halkını, devletine karşı bir duruma getirmektir. Böyle bir iş için MOSAD ve CIA’nın operasyonları olacaktır. Türkiye’nin hiçbir şekilde, ABD ve müttefiklerine istihbarat yardımı ve işbirliği yapmamasıdır.

    Astana Sürecini durdurmak için Suriye’ye ABD tarafından yapılan füze saldırıları işte bu ambargolar ile devam etmektedir.

    AKP yönetimi ve Bahçeli füze saldırılarını alkışlamışlardı. Şimdi de İran’a karşı ambargoyu alkışlarlarsa bunun sonu felakettir.

    Amerika’nın, İran’a kaşı ambargosuna, tarafsız kalırım şeklinde bir duruş; ABD yanında bir duruş demektir.

    Türkiye yönetiminin hemen İran ve Rusya konuyu görüşmesi ve ortak tavır konusunda bir açıklama yapmaları saldırganlığı başından önlemeye çok yardımcı olacaktır.

    8.5.2018

  • İYİ Parti’nin Kurucu Üyesine silahlı saldırı

    İYİ Parti’nin Kurucu Üyesine silahlı saldırı

    İYİ Parti Kurucu Üyelerinden Mehmet Arslan’ın

    evine kurşunla saldırıda bulundular…

    Odatv’nin haberine göre, geçtiğimiz günlerde İYİ Parti üyelerine yapılan bıçaklı saldırıdan sonra bu kez de İYİ Parti Kurucu Üyesi Mehmet Arslan’ın evi kurşunlandı.

  • Twitter’da Herkes “T A M A M” diyor

    Twitter’da Herkes “T A M A M” diyor

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında “Şayet bir gün milletim tamam derse, ancak o zaman biz kenara çekiliriz” diye konuştu.

    Erdoğan’ın sözlerinden sonra yazılmaya başlanan “T A M A M” kelimesi ile Twitter’da 350 binden fazla mesaj gördü.

    “T A M A M”, mesaji Türkiye’de değil, Dünya’da da en çok konuşulan başlıklar listesinde birinci sıraya yükseldi.

    Atılan mesajlara diğer cumhurbaşkanı adaylarından da destek geldi.

  • SEÇİM GÜVENLİĞİ MANİPÜLE EDİLİRSE

    SEÇİM GÜVENLİĞİ MANİPÜLE EDİLİRSE

    ABD, II.Dünya Savaşı’ndan sonra aşama aşama “Özgür Enformasyon Akışı”, “Özgür ve Dengeli Enformasyon Akışı” ve küreselleşme ile belirginlik kazanan alternatif nitelikli 
    “Karşı-Akışlar” sürecini geliştirdi.
    Bu oluşum üzerinden “Kültürel Emperyalizm” kavramına dayalı “Enformasyonel  Emperyalizm”i inşa etti.
     
    *
    Enformasyon derlenmiş bilgi parçasıdır, bugün dünyanın her yerinden insanlar faydaları ve mutlulukları için bilgi teknolojilerine koşuyor.
    Bilgi teknolojilerini elinde bulunduran güç önce baskı kuruyor, sömürüyor sonra karşılığını arz ediyor…
    Bu,uluslararası enformasyonel dünyasının “kiminin sattığı, kiminin ise alıp-baktığı” bir dünya olduğu anlamına geliyor.
    Türkiye, “Karşı-Akışlar” döneminde “tek yönlü” enformasyonel akışın sahibidir yani alıyor- bakıyor…
     
    *
    ABD; Aydınlanma’dan başlayan ve bireyi pozitif özgürlük üzerinden ulusal, etnik, dini, sınıf vb. kollektif kimliği ve olumsuz özgürlüğü desteklediği için bu sürecin lideridir.
    Bu karakteriyle kurduğu tek küresel sisteminin bölgesel pazarlarla çeşitlenmesine ancak yıkılmamasına çaba gösteriyor…
     
    *
    Rusya ise ” toplumlar karşılaştırılabilir ancak bunların herhangi birinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğu söylenemez” düşüncesinden hareket ediyor.
    ABD ve Batı toplumunun, ırkçı ve sömürgeci geçmişine dayanan bir etnosentrik yaklaşımla “evrensellik” iddiasında olduğunu,
    Aslında böyle bir tavrın içsel doğasının, ötekine kendi kimliğinin empoze edilmesi ve paranoyak kılma arzusuna dayandığını ve bu hastalığın Batı ırkçılığı olduğuna inanıyor.
    Batı’nın bu anlayışının insanlığın ve onun kültürünün ahlaki, manevi ve geleneksel temel değerlerine karşı olduğu için  köleliğin en iğrenç formülü olduğunu savunuyor.  
    Buna göre demokrasi, insan hakları, bireycilik vb. kavramlar evrensel değil Batılı değerlerdir ve diğer kültürlere teşvik edilmemelidir. 
    Bu yüzden mevcut tek kutuplu statükodan ziyade çok kutupluluğa dayalı uluslararası ilişkileri öneriyor….
     
    *
    Nitekim iki büyük güç;  Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’da Doğu Akdeniz’e kadar bütün bölgede,
    Hem Batı hem de Doğu’nun dengesini tartan  Ukrayna ve Suriye’de karşı karşıyadır.
    Ukrayna ve Suriye, bugün ABD-Rusya arasındaki güç dengesinin nasıl  seyrettiğini ve seyredeceğini gösteriyor.  
     
    *
    İşte ABD ve Batılı birçok ülke, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta;
    Kürt tabanı üzerinde çokuluslu şirketleri üzerinden bu topraklardaki siyasi mülkiyeti, yönetim ve gücü, güvenliği ele geçirmiştir.
    Rusya bu toprakların dışında kalmış, birlikte yaptırımlara sürüklendiği Beşar Esad rejimi ve İran ile bir sıratta ve istikrarsızlaştırılan Ortadoğu’da çökertilmeye tabi tutulmaktadır.
     
    ABD ve Rusya arasındaki Suriye’deki mevcut dengede en önemli husus;
    R.T.Erdoğan’ın İslamcı  ideolojisinin neden olduğu İslamofobi ortamında ve durmaksızın Batı’ya tehditler savurduğu bir ambiyansta,
    Suriye ve Irak topraklarında genişleyen ve hiç bitmeyen savaşıdır.
     
    *
    Bu savaşta Erdoğan, Suriye ve Irak’taki Kürtlerin ABD ve koalisyonu ile ilişkisinde Rusya ve İran’ın yanındadır. 
    Ama Suriye’de Esad rejimine karşı sürdürdüğü ilişkide ABD ile birliktedir…
     
    *
    Bu politika Erdoğan’ın hem iç hem de dış politikada ama öncelikle 24 Haziran seçimlerindeki amansız açmazıdır… 
    Çünkü Batı, Türkiye’nin mutlaka farklı etnik ve dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatmak için normalleşmesinden yanadır. 
     
    *
    Bu çerçevede Türkiye 24 Haziran’da seçimlere giderken, “Seçim Güvenliği ” konusu; ABD ve Rusya dengesinde büyük bir önem arzediyor.
    Türkiye enformasyonel dünyanın satanı değil, alıp-bakan tarafındadır.
    O yüzden Türkiye seçim güvenliği denildiğinde temel olarak eşit oy ilkesini korumak, seçmenin baskıya maruz kalmasını engellemek ve oy sayımının gerçekleşmesi için gerekli olan önlemleri almak,
    Ya da nüfus idareleri tarafından seçmen listelerinin düzenlenmesinden, sonuçların YSK’nın kullandığı SEÇSİS adlı programa aktarılmasına kadar olan süreci algılıyor ve bu süreçle ilgili gerekli her tertibatı alıyor.
     
    *
    Ne ki, SEÇSİS sistemine yüklenen seçim sonuçlarının eş zamanlı olarak siyasi partilerin genel merkezlerinde görüntülenmesi ve Adalet Bakanlığının UYAP sisteminde yayımlanması süreci enformasyonel dünyada;
    “Satan’ın” hükmünün geçtiği evredir ki, bu bambaşka bir işlemdir… 
     
    *
    ABD ve Rusya bilgi alanında aktif önlemler olarak adlandırdıkları şeylerin ustalarıdır.
    İki ülke de harekât alanı olarak kara, deniz, uzayı kapsayan Siber Uzayı kullanıyor.
    Böylece bilgi toplumu ve güç unsurlarının her biri üzerinde kesin etkinlik sağlıyorlar.
     
    *
    Bu nedenle siber saldırıların hayal dahi edilemeyecek şeylere neden olabileceğinin tasavvurunda olmak gerekiyor. 
    Çünkü aklın gitmediği her noktada insan değil şeytan bulunuyor…
    Nitekim Siber uzayda sayısal teknolojinin gücüyle olgunun manzarası dahi değiştiriyor…
     
    *
    Rus siber servislerinin ABD ve Avrupa’yı manipüle etmeye çalıştığı,
    2016 ABD başkanlık seçimlerinde karışıklığa teşebbüs ederek D.Trump’in kampanyasını gölgeledikleri, 
    Kontrol edilemediği taktirde Rusya’nın bu manipülasyonlarının Batı demokrasisine varoluşçu bir tehdit oluşturduğu, 
    ABD manipülasyonlarının da Rusya rejimine tehdit oluşturduğu açıktır…
     
    *
    Her iki gücün birbirlerinin meşruluğuyla ilgili kuşkular uyandırmayı amaçladığı bir dünyada;
    Erdoğan’ın Suriye ve Irak’ta Rusya’nın yanında olmasının karşılığını bizzat Rusya’dan beklemesi, Suriye’de kaybetmeye yazan pozisyonuyla Rusya’nın da 24 Haziran seçimlerini manipüle etmesi olasıdır.
    Bu nedenle Türk seçmeninin kendisini güvende hissetmesi ve özgür iradesini ifade etmesiyle oluşacak  tarafsız bir seçimden ya da Seçim Güvenliği’nden bahsetmek çok zordur.
     
     
    9.5.2018
  • Türkiye’de Gelir  Adaletsizliği  Seçmen Tercihlerini  Nasıl Etkiler?

    Türkiye’de Gelir Adaletsizliği Seçmen Tercihlerini Nasıl Etkiler?

    Pazar günkü Türk basınında  hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısının mart ayı sonunda  2017’ye göre 7 bin 9 kişi artarak 145 bin 989’a yükselmesiyle ilgili bir haber yer almıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  (BDDK) verilerinden derlenen  bilgilere göre  yurt içinde ve dışında yerleşik milyonerlerin toplam sayısı mart sonunda 145 bin 989’a ulaşmıştır.

    Türkiye’de  milyoner sayısı artarken acaba milyoner olmayanların durumu  nasıldır?

    TÜRK-İŞ, çalışanların geçim şartlarını açlık ve yoksulluk sınırı araştırması ile 31 yıldır yayınlamaktadır. TÜRK-İŞ araştırmasının 2018 Nisan ayı sonucuna göre  dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1,680 TL,  gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 5,473 TL’dir. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 2,073 TL olmuştur.

    Asgari ücretin 2018 yılının tüm aylarında geçerli olmak üzere bekar bir işçi için aylık net 1,603 TL olarak belirlendiği bir ortamda bir kişinin yaşama maliyeti nisan  ayında  2,074 TL’dir. TÜRK-İŞ’e göre elde edilen gelir ile yapılması gereken harcama arasındaki fark asgari ücret alan bir işçi açısından  aylık 471 TL’dir.

    Türkiye’de açlık sınırı 1,680, yoksulluk sınırı 5,473 TL iken geçen yılın sonuna göre   milyonerlerin toplam mevduatı 909 milyar 979 milyon TL, milyoner başına düşen ortalama mevduat  ise  6 milyon 537 bin  TL idi.

    Yurt içinde yerleşik milyonerlerin sayısı yılın ilk çeyreğinde 2017’ye  göre 5 bin 728 kişi artarak 132 bin 697, toplam mevduatları  868 milyar 425 milyon  TL olmuştur. Milyoner başına düşen ortalama mevduat  6 milyon 544 bin  TL’dir. Bu yıl ilk çeyrekteki milyonerlerin mevduatlarının 431 milyar 373 milyon  TL’si yerel para, 433 milyar 749 milyon lirası  döviz tevdiat hesabı, 3 milyar 303 milyon  TL’si de  kıymetli maden depo hesaplarından oluşmuştur.

    Yurt dışında yerleşik mudi sayısı mart sonunda 13 bin 292’ye  çıkmış,  geçen yıl sonuna göre 1,281 kişi artarak  hesaplarındaki para miktarı 85 milyar 869 milyon  TL’ye ulaşmıştır. Bu  mudilerin bankadaki mevduatlarının 7 milyar 485 milyon TL’si yerel para, 78 milyar 157 milyon  TL’si yabancı para ve 227 milyon  TL’si de kıymetli maden depo hesaplarından oluşmuştur. Yurt dışında yerleşik milyoner başına düşen ortalama mevduat da 6 milyon 460 bin  TL’dir.

    Bu veriler Türkiye’de servet buna bağlı olarak gelir dağılımının kötüleştiğinin  göstergesidir.

    Gelir dağılımı, bir ülkede belirli dönemler içinde yaratılan gelirin kişiler, hane halkları veya üretim faktörleri arasında bölünmesidir. Diğer bir deyişle gelir dağılımı veya bir ekonomide yaratılan gelirin bölüşümü, belirli bir dönemdeki toplam gelirin elde edilmesine katkıda bulunanların bu gelirden almış oldukları paylara denir. Amacı, ekonomide gelir farklılıkların ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal sonuçları ortaya koymaktadır.

    Toplumda gelir dağılımını doğrudan belirleyen en önemli etken, üretim araçları mülkiyetine kimin sahip olduğudur. Diğer bir etken, kamu hizmetlerinin dağılımıdır. Eğitim, sağlık, haberleşme, ulaştırma, sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerinin yaygınlığı ve bundan yararlanma oranı, gelir dağılımını etkiler. Üçüncü önemli etken, işgücünün hareketliliğidir. İşgücü, yatay olarak kırsal kesimlerden şehirlere ve yurt dışına göç ederek dağılımı etkiler.

    Şehirlerde kamu hizmetlerinden daha fazla yararlanma, iş bulma ve yüksek gelir elde etme imkanları bulunur. Benzer durum, yurt dışı için de geçerlidir. Yurt içi ve yurt dışı ücret farklılığı, gelir dağılımını etkileyen bir etkendir. İşgücünün dikey hareketliliğini de göz ardı etmemek gerekir.

    Gelir dağılımını etkileyen temel etkenlerden bir diğeri toplumdaki siyasi tercihlerdir. Demokratik ülkelerde siyasi partiler seçimle işbaşına gelir. Dolayısıyla, özellikle seçim dönemlerinde kendilerine oy verecek kesimlere şirin görünmek amacıyla belli kesimlere gelir transferinde bulunur ve gelir dağılımını etkiler.

    İmar affı, kamu yatırımlarının bölgesel dağılımı, kamu mal ve hizmetlerini fiyatlandırma politikaları, tarımsal taban ürün fiyatları, gübre sübvansiyonları, yatırım,  ihracat ve tarım teşvikleri, memur ve işçilere verilen ek zamlar ve ikramiyeler, asgari ücretin arttırılması, vergi ve SGK borçlarının affı, vergi yükünün azaltılması bu uygulamalara örnektir. 

    Toplumda gelir dağılımının adaletsiz olması, insanların geçim sıkıntısı çekmesine ve mutsuz olmasına yol açar, ekonominin sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde büyümesini önler. Milli gelirin yüksek gelir gruplarında yoğunlaşması, iç talebin genişlemesine engel olur. Sanayiciler, ürünlerini yüksek gelirlilerin alım gücüne göre üretmeye başlar. Değişik nitelikleri olan, pahalıya satılan bu ürünlerin dış piyasalardaki rekabet gücü zayıflar. Geniş kitleler için ürünlerin yapılmayışı, fabrikalarda kapasitelerin büyütülmesini ve maliyetin düşürülmesini engelleyerek fiyatlarının aratmasına yol açar.

    Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk, dünyanın karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Günümüzde sadece bir ekonomi sorunu olmaktan çıkarak siyasi ve sosyal bir sorun olarak görülmeye başlanmıştır. Gelir eşitsizliğinin değişimini izlemeye yönelik çalışmalar yanında, gelir dağılımı sorununun yoksulluk sorununa indirgenmiş olmasıyla gelir yoksulluğu, sosyal imkan yoksulluğu, sosyal dışlanma gibi yeni kavramlara ilişkin verilerin üretilmesi ihtiyacı doğmuştur.

    Doç. Dr. Umut Ünal ile birlikte yaptığımız Türkiye Ekonomisinde Yoksulluk, Yolsuzluk  ve Gelir Dağılımı İlişkisi başlıklı  ve Munich Personal RePEc Archive’de  (MPRA) geçen yıl yayınlanan araştırmamızda  (https://mpra.ub.uni-muenchen.de/70118/) “Bir ülkede gelir dağılımı ne kadar adilse yolsuzluk o kadar azdır veya yolsuzluğun fazla olduğu ülkelerde gelir dağılımı daha adaletsizdir”  sonucuna ulaştık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  seçim manifestosundaki  “Yolsuzlukla, yoksullukla  mücadele etmek, en önemli hedeflerimiz arasında olmaya devam edecektir”  tespiti de bu kapsamdadır.

    Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması olarak  tanımlanabilen yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişini ve vergi gelirlerini azaltmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve de gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmaktadır. 

    Türkiye ekonomisindeki gelir dağılımındaki bozukluk yoksulların sayısını arttırırken, yolsuzlukların  çoğalmasına ortam hazırlamaktadır. Ekonomide gelir dağılımındaki eşitsizlik yaygın ise, o toplumda yoksulların sayısı artarken, yolsuzluklar da giderek fazlalaşır. Gelir dağılımında adalete yaklaştıkça yolsuzluklar azalır. Saydam toplumlarda yolsuzluk asgari seviyededir. Çünkü saydamlık, yolsuzluğun panzehiridir. Türkiye yolsuzluğu önleme konusunda uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur ama bu konuda gerekli başarıyı henüz gösterememiştir.

    Yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan ve 118 ülkede faaliyet gösteren Uluslararası  Saydamlık Örgütü (Transparency International), 1995 yılından bu yana her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nin 2017 yılı sonuçlarını 21 Şubat 2018 tarihinde  açıklamıştır. Türkiye’nin Yolsuzluk Algı Endeksi puanı ve sıralamadaki yeri 2013 yılından  sonra hızla gerilemiştir. 2017 yılı Endeks sonuçlarına göre bir puanlık düşüşle 40 puan alan Türkiye, 6  sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 81’nci olmuştur. (www.transparency.org/news/pressrelease/corruption_perceptions_index_2017_shows_high_corruption_burden_in_more_than)

    Endekste dört yıl üst üste gerileyen Türkiye, son 5 yılda  10 puanlık bir düşüşle 28 sıra kaybetmiştir. Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırıldığında  28 üye ülke arasında sonuncu, G-20 ülkeleri arasında  13’ncü, 35 OECD üyesi ülke arasında da sondan ikinci sırada yer almıştır.

    Paris’teki büyükelçiliğimizde  5 yıl görev yaptığım Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD)  göre üye ülkelerde gelir dağılımı eşitsizliğinin son yıllarda önemli ölçüde arttığı vurgulanırken, üyeler arasında zengin ve yoksul arasındaki uçurumun giderek büyüdüğü belirlenmiştir. Üye ülkelerin büyük çoğunda son 30 yılın en yüksek gelir dağılımı eşitsizliğinin yaşandığı şöyle vurgulanmıştır: “Üye ülkelerde zenginlerin toplam nüfus içindeki payı %10 civarında. Zenginlerin, yoksullardan ortalama 9,5 misli daha fazla kazandığı hesaplanıyor. Bu da genel ekonomiyi olumsuz etkiliyor.”

    Rapor’un sonuç bölümünde gelir dağılımı eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etki yaptığı, eşitsizlikle mücadelenin toplumları daha adil ve ekonomilerini daha güçlü hale getirdiği belirtilmiştir: “Gelir eşitsizliği dezavantajlı grupların eğitim fırsatlarını azaltıyor. Ayrıca, sınıf değiştirme sıklığını da aşağı çekiyor. Kişiler yeteri kadar beceri geliştiremiyorlar.”

    Gelir dağılımı konusunda değinilmesi gereken bir diğer husus, küresel dünya ekonomisinde servet eşitsizliğinin gelir eşitsizliğinden daha büyük olmasıdır.

    Dünya zenginliğinin dağılımındaki eşitsizliği, “Eğer dünya nüfusunu on kişiden ibaret sayarsak, bunlardan biri zenginliğin %90’unu alırken, geri kalan 9 kişi geriye kalan %10’u paylaşıyor” olarak değerlendirmek mümkündür. Dünyanın toplam zenginliğinin %90’nı Kuzey Amerika, Avrupa ve yüksek gelirli bazı Asya-Pasifik ülkelerinin elinde toplanmıştır. (Credit Suisse)  Küresel dünya ekonomisinde servet eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden daha büyüktür. Bir ülkenin zenginler kulübüne girebilmesi için  ortalama servet miktarı ve servet dağılımındaki eşitsizliğin fazla olmaması da gerekir.

    Credit Suisse’e göre Türkiye’deki yetişkin nüfusun %75,3’nün kişi başına düşen tüm mal varlığı (kişilerin hayatları boyunca elde ettikleri toplam servetleri) 10 bin doların altındadır. (2014) Diğer bir deyişle Türkiye’de yaşayan nüfusun dörtte üçünün toplam mal varlığı 10 bin dolardan azdır. Türkiye’de aynı yıl ortalama servet 4 bin dolar civarındadır. 2014 yılı verilerine göre  Türkiye’deki yetişkin nüfusun %22,8’nin mal varlığı 10 bin-100 bin dolar arasında, %1,8’nin varlığı 100 bin -1 milyon dolar, %0,2’nin varlığı ise 1 milyon dolardan fazladır. Türkiye’deki servet dağılımına ilişkin Gini katsayısı %84,3 olup, adil bir servet dağılımı söz konusu değildir.

    Mart ayında yayınlanan Forbes Zenginler Listesi 2018’de en zengin 100 Türk sıralamıştır. Forbes 100, bu yıl 13’ncü defa yayımlanmıştır. Türkiye’nin en zenginlerinin serveti geçen yıla göre 18,5 milyar dolar artarak 121,4 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye’den Murat Ülker 422’nci sıradan (4,8 trilyon dolar) listeye girmiştir. Forbes 2018’de  9,1 trilyon dolar değerinde  2,208 milyarder açıklamıştır.  Bunlar arasında, gelinlikçilerden çocuk oyuncaklarına ve elektrikli  otomobil üreticilerine  kadar her şeyi  üreten 259 yeni üye  bulunmaktadır.

    Toplumda gelir ve servet dağılımının adaletsiz olması, insanların geçim sıkıntısı çekmesine ve mutsuz olmasına yol açar, ekonominin sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde büyümesini önler. Milli gelirin yüksek gelir gruplarında yoğunlaşması, iç talebin genişlemesine engel olur. Sanayiciler, ürünlerini yüksek gelirlilerin alım gücüne göre üretmeye başlar. Değişik nitelikleri olan, pahalıya satılan bu ürünlerin dış piyasalardaki rekabet gücü zayıflar. Geniş kitleler için ürünlerin yapılmayışı, fabrikalarda kapasitelerin büyütülmesini ve maliyetin düşürülmesini engeller.

    Gelir ve servet dağılımında  toplumu rahatsız edecek ölçüde  adaletsizlik varsa,  bu durum ideolojik kutuplaşmaya yol açar, demokratik değerlerden uzaklaşılır.

    Gelir ve servet dağılımdaki kutuplaşma, devletin  muhtaç olanlara yardım yapmakla yetinmeyip aynı zamanda  yoksulluğun  temelindeki sebepleri  bertaraf etmesiyle önlenebilir. Bu açıdan siyasi partiler kendi tabanlarına verdikleri  vaatleri yerine getirme çabaları sonucunda popülizm uğruna yaptıkları harcama vaatlerine dikkat etmelidirler.

    Kamusal harcamaların hacmi  artıkça harcamaların finansmanında  sağlıklı olmayan popülist gelir arayışlarına gidilmektedir.  Vergileme yerine borçlanmanın ikame edilmesi, kamu kesimi finansman açığına  yol açmaktadır.  Açığın kapanması imkansızlaşınca istikrar programlarının başvurulmakta,  bu programlarda sosyal adaleti sağlamaya yönelik bir düzenleme yer almamaktadır.

    Bu durumda  toplumsal fedakarlığa  yoksul kesim katlanmak zorunda kalmaktadır. Böylece, zaten mevcut olan gelir ve servet dağılımı bozukluğu artmakta, azınlıkta kalan bir kesim  zenginleşmekte, çoğunlukta kalan nüfusun büyük bir kesimi ise yoksulluk sınırı altında yaşam savaşı  vermektedir. Türkiye’de  seçim sürecinde siyasi partilerin gelir  ve servet adaletsizliğini giderme konusunda  yapacakları açıklamalar   seçmen tercihlerini  olumlu yönde etkileyecektir. Çünkü seçimlerde oy vereceklerin çok önemli bir kesimi gelir ve servet dağılımında alt sıralardadır.

  • Şuşa’sız Yirmialtı Yıl!

    Şuşa’sız Yirmialtı Yıl!

    Şuşa..
    Sülalemin ata yurdu..
    İbrahim Handan süre gelen ceddimin memleketi..
    Büyük Dedem Ağamirovların sevgili oğlu Seyyit Hasan Ağanın, Dedem Aliövset Ağanın mezarlarının bulunduğu şehir..
    Ağdam’ın Abdal Gülablı kendinden olan rahmetlik annemin babamlar tarafından bahs ederken hürmetle “Galalılar” ( kaleliler) dediği asaletin, nezaketin, müziğin sanatın şehri , aristokrat kimliğin payitahtı..
    Yalnız Azerbaycan ‘ın değil dünya tarihine yön veren şahsiyetleri ile dünyanın kaderini değiştiren Şuşam , Karabağ’ın en kıymetli cevheri, Azerbaycan’ın nadide parçası tam 26 yıldır düşman elinde.
    Kafkasya ‘nın Paris’i, Azerbaycan’ın doğal konservatuvarı , milli medeniyetimizin paha biçilemez tacı 8 Mayıs 1992 de terörist Ermeniler tarafından işgal edildi.
    Anam o gün dirayetli kişiliği ile bilinen emimin ilk kere sesli sesli ağlamasına ve çocuk gibi ona sarılarak, “abla Ağamın( Garabağ’lıların tümü konumu ve toplum içerisindeki saygısı nedeni ile dedeme Ağa diye hitap ediyorlarmış, tabi kendi çocukları da) ruhu bizi af etmeyecek” deyişine tanık olmuştu.
    Ben de Şuşa’ nın işgalinden sonra kalp krizi geçirerek vefat eden , annemin kardeşi gibi sevdiği ve aynı zamanda teyzemin de kocası olan amcam için çaresizce ağıt yakışına tanık olmuştum..
    Tıpkı Türkiye’den Azerbaycan ‘ a bir sonrakı gidişimde ünlü besteci, devlet sanatçısı Süleyman Aleskerov’ un vefatı haberini duyan annemin dizlerini döverek Şuşa gibi Şuşalılar da gitti diyerek döktüğü gözyaşlarına tanık olduğum gibi..
    İlmin irfanın yuvası , milli gayretin taassuplu evlatlarını yetiştiren Şuşam namussuzların elinde 26 yıldır esir, dimağım kabul etmiyor bunu.
    8 Mayıs 1992 tarihinde Ermenistan ordu birlikleri Azerbaycan’ın en eski musiki ve kültür merkezlerinden olan Şuşa’yı ele geçirerek Dağlık Karabağ’ı tamamen işgal etmiş oldu.
    Kardeşim , soydaşım, meslektaşım Elçin Ahmedov şöyle anlatıyor bu işgali :

    “Böylece, toplam yüzölçümü 289 km² olan 24 bin nüfuslu 1 şehir ve 30 köyden oluşan Şuşa İlçesi Ermenistan tarafından işgal edildi. Şuşa’nın savunması için verilen savaşta 195 Azerbaycan Türkü şehit düştü, 165 kişi yaralandı, 58 kişiden ise halen haber alınamamaktadır. Ermeniler tarafından esir alınan ve Şuşa hapishanesinde tutulan 114 Azerbaycan Türkü daha sonra gaddarcasına katledildiler.

    Ermenistan’ın işgali sonucunda Şuşa’da 25 okul, 31 kütüphane, 17 etkinlik merkezi, 8 kültür evi, 4 yüksekokul, 2 üniversite şubesi, 7 kreş ve anaokulu, 4 sinema salonu, 5 kültür ve dinlenme parkı, 2 sanatoryum, 1 tatil köyü, 2 otel, Azerbaycan Halı Müzesi şubesi, Şuşa Devlet Tiyatrosu binası, Şuşa televizyonu binası, Şark musikisi aletleri fabrikası, Devlet Resim Galerisi, çocuk sağlığı merkezi yağmalandı ve yakılıp yıkıldı.

    İşgal öncesinde Şuşa’da mimarlık anıtı olarak kabul edilen 170’in üzerinde yerleşim binası ve 160 civarında kültürel ve tarihi anıt bulunuyordu. Bunlardan Son Bronz Çağı’na ve İlk Demir Çağı’na ait Şuşa ve Şuşakent lahit mezarları, taş devrine ait, Şuşa mağara ören yeri, 18. yüzyıla ait Şuşa Kalesi surları, Gence Kalesi kapısı, Penah Han’ın sarayı v kütüphanesi, İbrahim Han tarafından inşa edilen kale burçları ve kuleler, Han sarayı ve kervansaray, M.P. Vagif’in medresesi ve türbesi, Yukarı Mescit Medresesi, Hacıkullar malikanesi, çift katlı kervansaray, Mihmandarov’lara ait malikane, Gövher Ağa, Hoca Mercanlı, Hacı Abbas, Merdinli, Saatli, Köçerli camileri, Hurşidbanu Natevan’ın evi ve çeşmesi, A.B. Hakverdiyev’in, K.B. Zakir’in, M.M. Nevvab’ın, S.S. Ahundov’un, N.B. Vezirov’un, Y.V. Çemenzeminli’nin evleri, Mamay Bey’in evi, mescidi ve çeşmesi, Behbudov’lara, Feremezov’lara, Zöhrabbeyov’a, Behmen Mirza’ya ait evler, Üzeyir Bey Hacıbeyov’un ve Bülbül’ün müzeye dönüştürülen evleri, Han Şuşinski’nin, tar sanatçısı Sadıgcan’ın evleri, Realni okulunun binası, kız okulunun binası, tatlı su hamamı, Meydan Çeşmesi, İsa Çeşmesi ve diğer tarihi kültür eserleri işgalci Ermeniler tarafından yağmalanmış ve yakılıp yıkılmıştır.”
    Bir zamanlar ,
    Doğal güzellikleri, havası suyu, cennetten bir parça oluşu ile diller ezberi olan Şuşam şimdi soysuz teröristlerin elinde yağmalanmış ve esir bir şehir olarak varlık göstermekte.
    Bunun utançı bize yeter..
    Hurşidbanu Natevan, Molla Penah Vagif, Mir Muhsin Nevvab, Abdurahim Bey Hakverdiyev, Kasım Bey Zakir, Süleyman Sani Ahundov, Necef Bey Vezirov, Yusuf Vezir Çemenzeminli, Feridun Bey Köçerli, Hamide Hanım Cavanşir, Bedel Bey Bedelbeyli, Ahmet Ağaoğlu, Ceyhun Hacıbeyli, Samed Bey Mihmandarov, Ferec Bey Ağayev, Yakup Guliyev gibi tarihi şahsiyetler yetiştiren, onlarca ünlü bilim sanat insanı ile dünyayı değerlendiren Şuşam şimdi değersiz , hürmetsiz, sahipsizdir, yazıklar olsun..

    “Hacı Hüsü, Meşedi İsi, Abdülbagi Zülalov (Bülbülcan), Cabbar Karyağdıoğlu, Meşedi Memmed Farzaliyev, Keçeci oğlu Muhammed, Sadıgcan, Meşedi Zeynal, Meşedi Cemil Emirov, Segah İslam, Zabul Kasım, Mütellim Mütellimov, Han Şuşinski, Gurban Pirimov, Seyit Şuşinski, Bülbül, Reşit Behbudov ve diğerleri Şuşa’nın yetiştirdiği ve tüm Ortadoğu’da tanınan ünlü ses ve musiki sanatçılarıdır.

    Şuşa dünyaca ünlü bestecilerin vatanı olarak da bilinmektedir. Azerbaycan musiki kültürü tarihinde yeni bir çağ başlatan Üzeyir Bey Hacıbeyov Şuşa’da doğmuştur. Üzeyir Hacıbeyov, dahi besteci ve Azerbaycan opera sanatının kurucusu olmanın yanı sıra, hem de yetenekli bir yazar ve toplumun kanaat önderi olarak da tanınmıştır.

    Bunun dışında Şuşa’da doğumlu bestecilerden Fikret Emirov, Zülfikar Bey Hacıbeyov, Niyazi, Efrasiyab Bedelbeyli, Soltan Hacıbeyov, Eşref Abbasov, Zakir Bağırov, Mehdi Memmedov, Süleyman Elesgerov, keza ünlü ressam ve mimarlardan Latif Kerimov, Celal Karyağdı, Nadir Abdurrahmanov, Tuğrul Nerimanbeyov ve birçok şahsiyet Azerbaycan kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir.”
    1403 metre rakımlı Şuşam şimdi yükseklikten soysuz sopsuzun ayakları altına düşmüş durumda ..
    Sadece Karabağ’ın güzel yamaçlarında doğal olarak yetişen Xarı Bülbül çiçeğinden adını alan Uluslararası Xarı Bülbül Festivallerinin yapıldığı ve Türk İğidlerinin dünya şöhretli Garabağ atları ile yarıştığı Cıdır Düzü ‘ nde şimdi köpek dölleri cirit atmakta, bunu kabul edemiyorum güzel şehrim Şuşam benim..
    Ermeni diasporasına tetikçilik yapan İstanbul ‘da yayınlanan AGOS gazetesinin ikide bir işgalçı ve uydurma Karabağ yönetimini legalleştirme çabasıyla Şuşi diye Ermeni toprağı gibi taktim ettiği o yer dedemin kemiklerinin benim ruhumun gömüldüğü tarihi Türk Yurdu Şuşa’dır..
    AGOS ‘un çağrısıyla sokaklara dökülerek hepimiz Ermeniyiz diyenler,
    meydanı boş görerek at izini it izine karıştıranlar , destursuz Karabağ’a girenler ;
    duyunuz orası bizim Vatandır,
    kalleşçe pusuya düşürülen nadide güzelliğin tacıdır, hırsız içeriden olduğundan kapısı kilit tutmayan Şuşa Kalemizdir..
    Tek başına Rusya müslümanlarının sesi olan, engin bilgi görgüsüyle dev faaliyetlere imza atan , Türk Diasporasının yılmaz neferi rahmetlik Haydar Cemal’ın ata yurdudur..
    Şuşa’dan yaktığı meşaleyle Bakü Tiflis Moskova Paris İstanbul karanlığını aydınlatan Ahmet Ağaoğlu ‘nun dede ocağıdır..
    Ora mukaddesimiz,mübarekimiz maneviyatımızdır, Şuşa’dır..
    Şuşa;başı dumanlı dağlarından süzülen
    sisler hasrete dönüşerek şiş gibi bağrıma saplanan , bir solukla ciğerime çektiğim nefesim..

    Gucağında ölmek için
    İsteyirem sene gelem
    Şuşam menim..

    Emekleyerek geliyim, sürünerek geliyim, ölmeden önce yüzüm toprağına dokunsun Şuşam..
    Tükür gayretsiz yüzüme ..
    Azat ol, azat et Şuşam..
    Bitsin bu hasret..
    Yeter!..

  • Millet ittifakını hafife almak mı?..

    Millet ittifakını hafife almak mı?..

    24 Haziran’daki seçimlerde iki ittifak yarışacak.
    Cumhur ittifakı (AKP/MHP/BBP) diyor ki;” kazanırsak başkanlık rejimini uygulayacağız.”
    Millet ittifakı da (CHP/ İYİ Parti /Saadet/ DP) diyor ki; “kazanırsak parlamenter sisteme dönüş yapacağız.”
    Hangi ittifakın kazanması halinde ne yapacağı belli olduğuna göre, seçmen bunu göz önünde bulundurarak seçimini yapacak.
    Saflar belli olduktan sonra kamuoyu araştırma grupları da yeni araştırmalar yapmaya başladı. Çıkan sonuçlara göre Millet İttifakı’nın hafide alınmaması gerektiği gerçeğinin ortaya çıktığı görülüyor.
    Gerek Cumhur, gerekse Millet İttifakının şu anda dışarıda tek başına bırakılan HDP’nin oylarını almadan ipi göğüsleyemeyeceği de görülüyor. Anketçiler “HDP’nin oyu % 10 ve üzerinde görünüyor. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi 2.tura kalırsa HDP’nin oyları önemli olacaktır” diyor.
    Mediar Araştırma Şirketi’nin sahiplerinden Ulaş Karakul, CHP-İYİ Parti-Saadet Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın Meclis’te çoğunluğu kazanabileceğini söyledi. Karakul’a göre Millet İttifakı, HDP’nin desteği olmadan 24 Haziran’da seçimi kazanamaz.
    Kürt oylarının önemine geçtiğimiz günlerde yazdığımız bir yazıda değinmiştik. Ulaş Karakul da bu görüşümüzü destekliyor:
    “Cumhurbaşkanı adayları için şu nokta net.. Adayların hepsi, bu ülkenin Kürt seçmenine dönük bir şeyler söylemek zorunda. “Kürtlerle nasıl uzlaşılabilir” sorusu, AKP-MHP’nin de bir sorunu. Kısacası bugün, ‘millet ittifakı’nın da, ‘cumhur ittifakı’nın da Kürt seçmenle ilgili çözülememiş engelleri var.Bugünkü verilere göre CHP-İYİ Parti-Saadet Partisi-Demokrat Parti’nin oluşturdukları millet ittifakı meclis çoğunluğunu kazanabilir. Saadet ve İYİ Parti açısından HDP, ittifak yapmanın güç olduğu bir parti. Bu partilerin kaygılarını anlıyoruz. Ancak HDP seçmeninin desteği olmadan da bu seçimi kazanamayacaklar. HDP ittifakta yer alsaydı, İYİ Parti ve CHP seçmenlerinin bir bölümünde kararsızlar oluşacak, bazılarında da seçimlere katılmama kararına neden olacaktı. Bu yüzden HDP seçmeni, bu ittifak konusunda bir muhasebe yapmalıdır.
    Piar Araştırma tarafından yapılan erken seçim değerlendirmesinde “7 Haziran ile 1 Kasım arasında tercih değiştirmeye iten sebeplerin ya da sorunların hiçbiri, bugün 1 Kasım’dan daha iyi noktaya getirilemedi” denilerek AKP’nin 7 Haziran’a oranla 3-4 puan daha kaybedeceği ifade ediliyor.
    Önümüzde daha zaman var. Cumhurbaşkanı adayları da, partililer de meydanlara çıkacak. Vaatlerde bulunacak. Sandığa gidecek olanları etkilemeye çalışacaklar.
    Gerek siyasi analistler, gerekse anket yapan yetkililerinin şu açıklamalarını da değerlendirmek gerektiği görüşündeyiz:
    “Seçimin kaderini bir yerde ekonomideki gidiş de tayine edecektir. 24 Haziran’a kadar ekonomik göstergeler nasıl olacak, pahalılık ve enflasyondaki durum ne getirecek seçmenin tercihinde bu durum etkili olacaktır.”
    Elimizdeki verilere göre, 24 Haziran’da yapılacak olan seçimlere katılımda rekor olabileceği de söyleniyor.
    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
    Cumhur İttifakı karşısında yer alan Millet İttifakı öyle hafife alınacak gibi görünmüyor. Parlamentoda çoğunluğu eline geçirebilecek bir güce sahip olabileceğine de dikkat çekiliyor.
    Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde Erdoğan karşısında en çok oyu alan adayın desteklenmesi ile belki de Millet İttifakı kendi desteklediği adayı Cumhurbaşkanı olarak seçilmesini de gerçekleştirebilir.
    24 Haziran’daki seçim öyle hafife alınacak bir seçim olmayacak.
    Peki, seçimde kilit parti olarak gösterilen HDP ne yapacak?
    Bunu da bir başka yazımızda enine boyuna masaya yatıracağız.
    Son bir not:
    Adaylar ve partililer meydanlardaki ve salonlardaki konuşmalarında üsluplarına daha çok dikkat etmelidirler. Hakaretler ve asılsız suçlamalar yerine daha çok verecekleri hizmetleri anlatmalıdırlar. Millet artık siyasi çatışma, kavga ve asılsız suçlamaları artık dinlemek istemiyor. Üstelik tepki de gösteriyor. Sadece anımsatmak istedik.

  • Ülkemizde Hukukun Egemenliği Değil, Egemenlerin Hukuku Geçerlidir…

    Ülkemizde Hukukun Egemenliği Değil, Egemenlerin Hukuku Geçerlidir…

    Türkiye cangıl ormanına döndü. Orman yasaları yürürlükte. Gücü yeten gücü yetene. Ne hak, ne hukuk ne de adalet kaldı…

    İstanbul Bağcılar’daki İYİ Parti imza standına bıçaklı saldırı düzenlendi. Sekiz yaralı var. Hedef gençler arasında düşmanlık, çatışma ortamı yaratmak.

    Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok haksızlık, hukuksuzluk yaşamadık. Demirel, Özal, çiller iktidarlarında bile.

    Bir zamanlar hâkimlere güvenirdik… Haklıyı haksızdan, suçsuzu suçludan onlar ayırırlardı. “Ankara’da hâkimler var derdik…”

    Özgürce konuşur, özgürce yazardık. Yazılarımız, konuşmalarımız hakkında dava açılsa bile adalete güvenirdik. Çoğu kez de beraat ederdik. Yargı zaman zaman siyasal iktidara karşı bizi korurdu…

    Şimdi yargının kendisi siyasallaştı ve siyasal iktidarın emrine girdi… Adalet öldü…

    Devletin olmazsa olmazı, bütün adliyelerde şu yazar: “Adalet mülkün temelidir…”

    Yani adalet, devletin temelidir. Ama ne yazık ki ne adalet kaldı, ne adalete güven…

    Yapılan anketlerde adalete güvenin yüzde 20’lerde, 22’lerde olduğunu görüyoruz. Ve kimse adalet sisteminin düzeleceğine inanmıyor.

    Biraz geç oldu ama halk bazı gerçeklerin farkına varmaya başladı artık. Köşe başlarını tutan, varlıklı, bileği güçlü, iktidar destekli bazı kimseler istediğini alıyor, istediğini satıyor, dilediğini gerçekleştiriyor. Su akarken testiyi doldurmaya çalışıyor.

    Emniyet, genellikle yandaş ve emir kulu gibi görev yapmakta; hâkim, savcı yandaş ve emir kulu gibi hareket etmektedir.

    Cumhurbaşkanı salona girince tümü de giysilerinin önünü elleriyle kapatıp onu ayakta karşılamaktadırlar. Oysa yargı adamlarının önünde düğme yoktur ve kimse için ayağa kalkmazlar…

    Çünkü onlar, resmi – sivil herkese karşı tarafsız hareket etmek zorundadırlar. Herkese aynı uzaklıkta kalmalıdırlar. Kimseyi kimseden ayrı tutmamalıdırlar. Yargının kuralları bunu gerektirmektedir.

    Kuvvetler ayrılığı bunu gerektirmektedir.

    Yargıçlar, savcılar hiçbir partinin, hiçbir grubun, zümrenin, politikacının, holding sözcüsünün yandaşı değildirler.

    Ama bugün ülkemizde bu söylediklerimizin tam aksi bir görünüm sergilenmektedir…

    Bozuk düzene ve bozuk yönetime karşı mücadele verenler adalet karşısında kimsesiz, sahipsiz çocuklar gibidirler.

    AKP’lileri ve AKP düzenini eleştirdikleri için şu anda hapishanelerimizde yatan 148 gazeteci ve medya çalışanı vardır.

    Seçim yaklaştıkça gazeteciler ve yargı mensupları üzerinde baskı daha da artmaktadır. Serbest iradeleri ile hareket edememektedirler. Amaç, onları korutmak, gözdağı vermektir.

    Düşünebiliyor musunuz? Ülkemizde katillere, canilere, adam öldürenlere 15 – 20 yıl hapis cezası verilirken; bir gazeteci, bir yazar için iki kez ağırlaştırılmış müebbet istenmektedir…

    Dünyanın neresinde var böyle bir uygulama?

    En ilkel kabilelerde bile bir yargılama geleneği, bir ceza verme yöntemi vardır. O kurallara, o geleneğe uyarlar.

    Sivas Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Devlet Su İşleri (DSİ) kavşağı ve üst geçidi, düzenlenen törenle açıldı.

    Törende kimler yoktu ki..! AKP Milletvekili adayı Ziya Şahin, Karşıyaka Mahalle Muhtarı Çetin Aydın, Başsavcı Murat İrcal, Vali Vekili İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Mehmet Nebi Kaya, Belediye Başkanı Sami Aydın, Vali Yardımcısı Zihni Yıldızhan, AKP İl Başkan Vekili Abdulkadir Demirel, Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Karaman…

    Vali yardımcısının ve başsavcının orada ne işi var? Yarın, iktidara karşıt görüşlü zanlılar mahkemeye gelirlerse, siz adil ve doğru bir kararın oradan çıkacağına inanıyor musunuz?

    Bu yandaşlık örneklerini daha da çoğaltabiliriz.

    Geçenlerde İYİ Parti Milletvekili aday adayı Murat Ağırel eşiyle birlikte, İstanbul Anadolu Adliyesi’ne, Meral Akşener’in adaylığı için imza vermeye gitti.

    1. kattan asansöre bindi. Polis memuru, asansörde bulunan bir başka vatandaşa “Sen de mi FETÖ’cülere imza vermeye geldin” dedi.

    Asansör 4. Kata gelip herkes indiğinde ise yine aynı polis, bir başka polis memuru arkadaşına dönerek, “Amma çok FETÖ sevicisi varmış” diye bağırdı.

    Bu konuşmalar ve tavırlar, açıktan açığa, vatandaşların yüreğine korku salmak ve gözdağı vermek için yapılıyor.

    Bir devlet memurunun bu sözleri bir vatandaşa söylemeye ne hakkı ne hukuku vardır.

    Vatandaşın siyasal tutumuna sadece yandaş polisler mi karşı çıkmaktadır? Hayır.

    Tüm televizyonlar, tüm medya, tüm devlet kurumları iktidar tarafından teslim alınmış gibi.  Tümü de iktidara yandaş gibi çalışmakta, onların seçim çalışmalarını sergilemektedirler.

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce de geçenlerde ilk mitinginin özel haber kanallarının yanısıra, devletin kanalı TRT’de de yayımlanmamasına şiddetli tepki göstermişti. Şunları söylemişti:

    “Bugün Yalova’da miting yaptık. Ben Yalova’da 40 yıldır böyle kalabalık görmedim. Ama TRT de mitingi görmemiş. Bu son uyarım, bir daha uyarmayacağım. TRT babanızın çiftliği değildir. TRT 80 milyonundur…

    ‘Baştan söylüyorum. Eğer bugünkü görüntüleri de görmezsem hafta içi 130 milletvekiliyle TRT’ye geliyorum, haberiniz olsun, kaçmayın sonra…”

         

  • Başkanlık Seçiminde Ne Yapalım?

    Başkanlık Seçiminde Ne Yapalım?

    Bağımsızlar, aday yapılırsa “Akşener veya İnce’nin oyu bölünür” kaygısına gerek yok. 1. turda Akşener veya İnce geçemez. Erdoğan’ı geçirmemek asıl hedef olmalı. 2.turda Erdoğan karşısında en nitelikli aday karşısında birleşiriz. Bağımsızların sayısını artıralım ki AKP ve MHP’den oy alsınlar.

    Bize baskın seçimi dayattılar. Sonra yurtdışındaki vatandaşın seçme hakkı çiğnendi. Dilekçe hakkı gaspedildi. Dahası e-devlet varken seçim kuruluna gitmeye zorlandık. Bu oyunu bozalım. 80 milyon bağımsız adayları, aday yapmalı. Ama şu 1-2 gün bağımsız adayların 100 bini tamamlamaları sağlanmalı.

    Akşener, Karamollaoğlu 100 bini tamamladı. Eğer Perinçek ilk tura katılırsa seçim ikinci tura kalacaktır.

       “Düşmandan al haberi” diye söz var. Partilerüstü Politika Merkezi uzmanı Nicholas Danforth, “ABD’de yaptırımlar yoluyla Erdoğan’ın yola getirilebileceği görüşünde olanlar harekete geçti” dedi. Bundan bazıları “Erdoğan’ın arkasında kümelenmek gerekli” manasını çıkarabilir. Söylemek istediğim ABD, TAM itaatkar iktidar tasarlıyor. Buna dikkat edelim. Meselenin sadece tek adamdan kurtulmak olmadığı ABD’nin tavrıyla ortada. ABD at değiştirmek istiyor. Peki adaylar arasında “Katil ABD Ortadoğu’dan, üslerimizden defol” diyecek, Esad ile anlaşacak, “bağımsızlık, laiklik, emek” diyecek şu ana kadar kim var?
    Doğu Perinçek. Ermeni Soykırımı iddiasını Avrupa’da bitirdi, Silivri önlerinde yüzbinlik eylemlere öncülük etti, darbeyi herkes sadece FETÖ ilişkisi bağlamında değerlendirirken O “arkasında ABD var” diyerek emperyalizmi gösterdi, Rusya ile görüşerek ilişkilerin düzelmesine katkı koydu. Solcu bile “laik” diyerek PYD’nin yanında iken, “katil Esad” derken laik vatansever Esad ile defalarca görüştü, yanında durdu. Bölge ülkeleriyle işbirliğine çabaladı, gayrimilli müfredata karşı partisine ülke çapında imza masaları açtırdı. Bu bir propaganda yazısı değil. Ülkeme, kendime karşı vicdani sorumluluğumun gereğidir. Oy vermeyin isterseniz ama seçim kurullarına giderek başkanlık için aday gösterelim. Başkan seçimine kadar ülkemizin siyaset iklimini daha bağımsız, laik, emekten yana olmak adına etkilesin. OY VERMESENİZ DE PERİNÇEK’İN YARIŞMASINI SAĞLAYALIM, ERDOĞAN’IN OYLARINI BÖLELİM. Yarın daha büyük zorlukları göze almak durumunda kalmayalım. Çevremizi de adaylık için imzaya davet edelim. 1. turda Erdoğan’ı seçtirmeyelim.

    Kimileri Perinçek’in muhalefete yönelik sert eleştirilerine kızarak vermeye yanaşmasa da sonuçta o eleştiriler emperyalizme yaklaşmamaları, emekten, laiklikten, milli birlikten yana daha fazla olmalarına yönelikti. Dahası İnce de, Akşener de bağımsız adaylara destek istedi. Onlar da biliyor ki Erdoğan’ın gücünü azaltmak için 1 oya bile ihtiyaç var. Karamolloğlu da 100 bini tamamladı. Doğu Perinçek ve Vecdi Öz’ü de tamamlayalım.

    Katılamazlarsa büyük ihtimal Erdoğan ilk turda seçilecektir. 2. turda bağımsızlık, laiklik, emek konusunda daha duyarlı aday üzerinde birleşiriz. Oyunu bozalım, imzamızı verelim!

    Seçime kadar (sonrasında da elbette) çevrenizdeki dernek, sendika, partiler aracılığıyla bağımsız, laik, emekten yana Türkiye için propaganda yapılması ve dolaylı olarak bu aday/adayların desteklenmesi yönünde yapacağınız çalışmalara konuşmacı olarak katkı sunarım. Kutuplaşmayı azaltmalı, milletimizi birleştirmeliyiz. Kim seçilirse seçilsin “güllük gülistanlık Türkiye” beklemeyin.

    Suriye’de ABD’den yönelen tehdit ortada. Ege adaları, Kıbrıs meseleleri büyüuor. Eğitimdeki Atatürk, cumhuriyet, laiklik, kadın karşıtı yani gayrimilli dönüşümü tersine çevirmek için birleşmek, birleştirmek durumundayız.

  • Muharrem İnce ziyaretlerine devam ediyor

    Muharrem İnce ziyaretlerine devam ediyor

    24 Haziran’da yapılacak Başkanlık seçimlerine az bir süre kala CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ziyaretlerine hız verdi.

    Bugün saat 10.00’da Anıtkabir ziyaretinin ardından, Türk-iş, Hak-iş ve Disk’i ziyaret edecek. Yarın ise Edirne’de halka hitap edecek.

    Turkishnews.