Blog

  • Selfienin gizemi çözüldü

    Selfienin gizemi çözüldü

    Mükemmel selfie’yi çekmek için şekilden şekile giriyoruz. “Bu olmamış, bu çok karanlık, yüzüm kötü çıkmış…” diye diye yüzlerce resmi silip yenisini çekiyoruz. Hiç birşey işe yaramayınca da gelsin filtreler! Amerikan Yüz Estetiği Akademisi’ne göre, selfie’lerde daha iyi çıkmak için estetik yaptırmaya gelen hasta sayısı %55 oranında artış göstermiş. Yok artık demeyin! Çünkü sosyal medya artık yeme içme gibi günlük hayatın rutinlerinden birine dönüştü.

    Selfie’lerde bazen çok kötü çıkabiliyoruz… Ancak üzülmenize gerek tok çünkü JAMA Plastik Cerrahi’nin geçtiğimiz günlerde yayınladığı araştırmalara göre, kameranın yüzünüze olan yakın mesafesi “yansıtma nedeniyle yüzün bozulmasına neden oluyor.” Aynı lunaparklardaki aynalar gibi selfie çektiğinizde de aynı etki yüzünüzde görülüyormuş.

    Selfie’lerde burnunuz veya dudaklarınız tuhaf, veya yüzünüz şişmiş görünüyorsa, bunlara hemen inanmayın. Dr. Paskhover, selfie’lerin burnunuzu %30 oranında daha büyük gösterdiğini buldu. Mükemmel selfie’yi çekmek için kolunuzun olması gereken uzunluğu da hesaplayan Dr. Paskhover, kolunuzun 1.5 metre uzunluğunda olması gerekiyor Bu nedenle selfie’lerde çok kötü çıkıyorum diye üzülmenize gerek yok çünkü mükemmel selfie diye bir şey yok.

  • Samsung’dan Apple‘a reklam savaşı

    Samsung’dan Apple‘a reklam savaşı

    Özellikle iPhone X‘in çıkışından sonra reklamlar üzerinden verdiği mesajları artıran Samsung, bu kez Galaxy S9 için hazırladığı reklamda iPhone dünyasındaki pil kaynaklı yavaşlatma konusuna odaklanıyor.

    Log’dan Can Tunçer’in yazısına göre, eskiyen piller nedeniyle yapılan bu durum, reklamın merkezinde yer alıyor. iOS 11.3 ile ‘yavaşlama ya da kapanmaları göze alarak yüksek performans’ seçeneğini kişilere sunan Apple, bu konuda büyük sorunlar yaşamıştı. Olay ilk çıktığı zaman telefonlarını yazılımsal olarak yavaşlatmadığını açıklayan Samsung, bu yüzden reklamda buna çok yüklenmiş duruyor. Reklamın sonunda ise ‘çentikli saç kesimine’ sahip bir kişi ve çocuğu görünüyor. Bu kişinin daha önceki reklamda oynayan kişi olduğu söyleniyor. Bununla da iPhone X‘un büyük çentiğine laf atılıyor. Samsung kararlı şekilde çentikten uzak duruyor.

    APPLE KASITLI OLARAK YAVAŞLATMA YAPILMADIĞINI İLERİ SÜRÜYOR

    Geçtiğimiz hafta yaptığı resmi açıklamada hiçbir zaman hiçbir ürününü ‘kasıtlı’ olarak yavaşlatarak yeni cihazlara geçirmeye çalışmadıkları söyleyen Apple, bu konuda birçok yanlış anlaşılmanın oluştuğunu belirtiyor. Lityum-iyon pillerin zamanla performans kaybı yaşadığını söyleyen şirket, bunun telefonların zaman içerisinde istenmeyen kapanmalar yaşamasına neden olduğunu belirtiyor. Bu kapanmayı kesinlikle kabul edilebilir bulmadıklarını belirten teknoloji devi, bu yüzden iPhone’un çekirdek hızını bataryanın verdiği voltaj çıkışına göre değiştiriyor. Bu değişim sayesinde kapanma sorununun önüne geçilebildiği belirtilirken, batarya kimyasal olarak eskidikçe verdiği çıkış azalıyor. Bunun sonucunda da otomatik olarak çekirdek hızları azaldığı için telefonun performansı ciddi oranda düşüyor. Performansı düşen telefonu yeniden eski haline getirmek içinse yeni pil takılması gerekiyor.

  • Kısa vadeli dış borç 122 milyar dolara yükseldi

    Kısa vadeli dış borç 122 milyar dolara yükseldi

    Merkez Bankası’nın verilerine göre, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 3.2 artarak 68.9 milyar dolar çıkarken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4.2 artarak 53 milyar dolara yükseldi.

    İlk çeyrekte bankaların yurtdışından kullandıkları kısa vadeli krediler, yüzde 3.6 azalarak 16.5 milyar dolara geriledi.

    Banka hariç yurtdışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 6.0 artarak 20.8 milyar dolara, yurtdışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 1.6 artışla 17.2 milyar dolara çıktı.

    Ayrıca, yurtdışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 101 artarak 14.5 milyar dolara yükseldi.

    Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2017 yıl sonuna göre yüzde 3.3 artışla 42 milyar dolara çıktı.

  • Bu gençler bu bardaklarla ne yapıyor?

    Bu gençler bu bardaklarla ne yapıyor?

    Fenerbahçeli gençler Atatürk portresi yaparken

    Fenerbahçeli gençler ne yapıyor?

    Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesindeki Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na özel olarak dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir projeye imza attı.

    Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda 60.000 adet renkli bardak ile 28 metreye 15 metre boyutlarında Atamız’ın portresini oluşturan gençleri tebrik ediyoruz.

    Ülker Spor ve Etkinlik Salonu Atatürk portresi
    Ülker Spor ve Etkinlik Salonu
  • GELECEĞİMİZ, TEMİNATIMIZ, GENÇLERİMİZ !!

    GELECEĞİMİZ, TEMİNATIMIZ, GENÇLERİMİZ !!

    Bugün 19 Mayıs;

    Bu onurlu günün bilincinde olan bir toplumun çocuklarıyız biz.

    19 Mayıs şanlı tarihimize damga vuran Türk Ulusu’nun onuru,

    19 Mayıs Anadolu topraklarında yanan tam bağımsızlığın ilk ateşidir.

    19 Mayıs’la Ulus olma ruhunu yaşadık, sonsuza kadar yaşatacağız..

    Türk ulusunun tutsaklıktan kurtulduğu 19 Mayıs günü,

    her türlü sömürüye, ezilmeye, zulme karşı bir direniş günüdür.

    Biliyoruz ki; 19 Mayıs,  bizim en büyük var olma mücadelemizdir,

    Tarih boyu, dış güçlerin talimatlarıyla hareket edenler ve etmeye devam edenler,

    Ders kitaplarımızdan ‘Ulus, Egemenlik, Millet’ kavramlarını çıkarsanız da,

    Milli bayramlarımızın kutlanmasını engellemek için çeşitli bahanelerle yasaklar koymaya çalışsanız da,

    Biz Türk gençleri, buna asla fırsat vermeyeceğiz.

    Milli bayramlar Türk ulusunun, geçmişi, biz gençlerin ise geleceğidir.

    Yüce Milletimize ve Atamıza söz veriyoruz;

    19 Mayıs’lar, 23 Nisan’lar, 29 Ekim’ler, 30 Ağustos’lar heyecanından, onurundan, coşkusundan hiç bir şey kaybetmeden, sonsuza dek kutlanacak ve yaşatılacaktır.

    Türkiye Cumhuriyetinin, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz bekçileri biz gençleriz.

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki;

    Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!

    Biz Türk gençleri de bu azim ve kararla diyoruz ki;

    Varlığımız Türk varlığına armağandır.

    Geçmişimizin ve geleceğimizin en büyük ışığı olan 19 MAYIS’ları sonsuza kadar yaşatacağız.

    Kutlu olsun !!

  • 19  MAYIS 1919

    19 MAYIS 1919

    Aniden baskın bir seçim çıktı ortaya.Onu zaten bekliyorduk,çünkü korkuları artmıştı.Bütün komşularımızla düşman olmuş,tarım ve hayvancılık bitirilmiş,ekonomi dibe vurmuş,ülkede ne varsa satıp savulmuş ama bir türlü hayatı yaşanır kılamamışlardı.artık dövizin yükselmesini engelleyemez duruma gelmişlerdi.

    Sokaktaki insan Televizyonlardaki söylemlerden bıkmış,pazara çıktığında neden sepetinin dolmadığını düşünmeye başlamıştı.

    Hazineyi boşalttıklarından artık köşeye sıkışmış ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar.

    sadece büyük binalar yapmakla büyüme olmayacağını kendileri de biliyordu ama halkı ancak böyle kandırabildiklerini sanıyorlardı.

    Hadlerini bilmeden Atatürk’le aşık atmaya kalkışmışlardı.Heykellerini kırıp,resimlerini kaldırarak onun yarattığı eserleri yok edebileceklerini sanıyorlardı.

    Eskiden kandillerde,ramazanlarda yapılan duaların en başında Atatürk ve silah arkadaşları gelirdi,şimdi duasında Atatürk geçti diyen hocalar sürgün ediliyor…

    TBMM nin başkanı olacak adam”millet 19 mayıs 1919 da Samsun’a çıktı” diyor,Atatürk’ün adını teleffuz edemiyor.Daha iki gün önce bu adamlar Atatürk’ü seviyoruz deyip takiyye yapmıyorlar mıydı,ben mi yanılıyorum…

    Şimdi yeni bir seçim taktiği geliştirdiler.Birileri yine Atatürk ve Cumhuriyet’e saldırıyor,baştaki de kendince onları cezalandırıyor.

    Halk artık yemiyor bu numaraları,alıştı artık herşeyi yaptıktan sonra yanıldık,aldandık,biz masumuz masallarına.

     Bakın her şey yine SAMSUN ve İZMİR’den basladı.Yine mitingler yapılıyor.Halk geç kalsa da yavaş yavaş uyanıyor ve tavrını ortaya koyuyor.

    Son yıllarda 19 Mayıs günü hastalıklar artıyor ve kutlamamak için böyle basit oyunların arkasına saklanılıyor.Zoraki kutlama yapanlara da dikkat edin ,ya bir gün önce ya bir gün sonra kutluyorlar.Kullandıkları ATATÜRK resimlerine dikkat ettiniz mi hiç!Hangi resmi ATATÜRK’e daha az benziyorsa onu seçip koyuyorlar.Bu benim çok canımı acıtıyor.

    Atatürk, T.B.M.M.’ni açarak en büyük ideallerinden birisi olan, Türkiye’de Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirirken, “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ifadesiyle de, hükümranlık hakkını ve otoritesini sadece T.B.M.M.’ne vermiştir.O, böylece bu konuda milleti tam yetkili kılarken, aynı zamanda diktatörlüğe karşı da bütün kapıları kapatmıştır.

    Padişahlığa özenenler boşuna heveslenmesinler…

    Kelle koltukta verdiği  mücadelenin sonucunda halkının ATA’sı olmayı başarmıştı.ATATÜRK gibi yurekli bir insan çıkıp da mücadeleye önderlik etmemiş olsaydı,ülkemiz düşman devletler tarafından paylaşılmış olmayacak mıydı?Öyle olunca,bizler dinimizi istediğimiz gibi uygulayabilecek miydik? ATATÜRK bize namusumuzu, şerefimizi, onurumuzu,gururumuzu armağan etti.

    Dünyanın kabul ettiği bir lideri yok etmeye çalışmak ,onların ne kadar çok korktuklarını gösteriyor.

    Bizler dünyanın öbür ucunda da olsak yüreğimiz Atatürk ve Cumhuriyet aşkıyla çarpıyor.

    Bu akşam New Jersey de Tür Amerikan Dernekleri Federasyonunun düzenlediği “Türk Günü Yürüyüş Balosu”nda şarkılarla,marşlarla,Atatürk resimleri ve Türk Bayrak’larıyla 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız

    Yarın bütün gün “Türk Günü Yürüyüşü’”nde New York sokaklarını kırmızı beyaz renklerle şenlendirip,bütün gün Türk’ün sesini,Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılamaz bir güç olduğunu,Atatürk’ün bizlere emanet ettiği ilkelerine nasıl sahip çıktığımızı bütün dünyaya göstereceğiz…

    Aslında korkmakta çok haklısınız.

    Yıkın heykellerini,kaldırın resimlerini,silin heryerden ismini…Türk Milleti’nin kanına,ruhuna işlemiş ve yaşam biçimi olan , Türkiye Cumhuriyeti’ni  yikmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

    19 mayis 1919  ATATÜRK’ün ve TÜRKIYE CUMHURİYETİ’nin  doğum günü hepimize kutlu olsun.

  • Seçim oyunları başladı

    Seçim oyunları başladı

    Arkadaşlar Sandık Eğitimindeyim, çok önemli değişiklikler var, bunların çıkarılması kanuna da aykırı imiş, bunların yazılması gerekiyor. CHP düzeltilmesi için baskı yapıyormuş.

    1. Sandık Başkanının teslim aldığı ve sabah hazırlık esnasında sayımı yapılan boş zarf ve pusula sayılarının yazıldığı bölüm tutanaktan çıkartılmış,

    2. Sandığa ait seçmen listesinde olmadığı halde kanun gereği (sandık kurulu üyesi veya görevli kolluk kuvveti olarak Örnek 142 belgesiyle) oy kullanan seçmen sayısının belirtildiği bölüm tutanaktan çıkartılmış.

    3. Geçersiz sayılan zarf ve pusulalar ile hesaba katılmayan zarf ve pusulaların, geçersizlik veya hesaba katılmama nedenlerinin yazıldığı bölüm tutanaktan çıkartılmış,

    4. Halk oylamasına katılan seçmen sayısı tutanakta yer alırken, sandıktan çıkan zarf sayısı ile zarflardan çıkan oy pusulası sayısının yazıldığı bölüm tutanaktan çıkartılmıştır.

    Bundan önceki pekçok seçimde tecrübe ettiğimiz üzere, yukarıda sıraladığımız hususların tutanak ile kayıt altına alınması, seçimin ve sayımın sağlıklı olması açısından çok önemlidir.

    ARKADAŞIMIZ İLHAN DEMIR’İN BU YAZISINI HIZLA VE BOLCA PAYLAŞALIM LÜTFEN, ÇOK ÖNEMLİ. TEŞEKKÜRLER

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ   FAALİYETLERİ ( 18 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 18 Mayıs 2018 )

    1.. Neden Putin Ermenistan’daki Kadife Devrimine müdahale etmedi? Putin’in Ermenistan’ın protestolarına tepkisini anlamak için Rus dış politikası ve bölgedeki etkisi ile ilgili bazı kısmi yanlış kavramları düzeltmek önemlidir. Putin, Rusya’nın dışındaki ülkelerin demokratik mi yoksa otoriter mi olduğu konusundan çok jeopolitik güç dengesine önem vermektedir. (İ)

    1. Yeni Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Armen Grigoryan , Ermenistan’ın güvenlik politikasını iyileştirmenin yollarını özetleyerek, Ermenistan’ın güvenlik politikasını yürütme sürecinin yeni bir düzeye yerleştirilmesi gerektiğinden eminim dedi ve Ermenistan’ın siyasi düşüncenin çözümünü gerektiren zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtti. (İ)

    https://www.panorama.am/en/news/2018/05/18/Newly-appointed-head-of-NSC-outlines-ways-of-improving-Armenia’s-security-policy/1951200

    1. Türk Savcılar Ermeni aasıllı milletvekili Garo Paylan’ın Parlamenter dokunulmazlığını kaldırmaya çalışıyor. (İ)
    1. Ermeni Ulusal Kudüs Komitesi, Knesset’in Ermeni <sözde> soykırımını tanıması konusunun Türkiye’ye karşı siyasi bir adım olduğunu söyledi. (İ)
    1. Karabağ’ ın Martakert kasabası ile Lübnan’ ın Hammoud kasabası arasında işbirliği memorandumu imzalandı. İmza töreni, Bourj Hammoud Belediye Binası’nda gerçekleşti. (İ)
    1. Netanyahu’nun Oğlu: Türkiye Ermeni Soykırımı’nı Suçlamaktan Suçludur. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun oğlu Yair, Facebook’ tan Türkiye’nin Ermeni <sözde> Soykırımından sorumlu olduğunu söyledi. (İ)

    (Not; Haberler.com sitesindeki haber ilginç; “Yair Netanyahu Hakkında Suç Duyurusu İzmir’de AKP’ li bir grup tarafından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu hakkında, Türkiye ile ilgili sosyal medyadaki paylaşımı nedeniyle suç duyurusunda bulunuldu.”

    1. Türk doğumlu Ermeni ekonomist Daron Acemoğlu, “ Ermenistan’ın ekonomisi yolsuzluk nedeniyle ağır derecede zarar görmüş. Ermeni toplumu ve [yurtdışında yaşayanlar] artık her şeyin dönüm noktasında olduklarına dair büyük bir ümit vaat ediyorlar” dedi. (İ)
    1. Türkiye Ermenilerinin kurduğu Nor Zartonk (Yeni Uyanış) oluşumu 24 Haziran seçimlerinde HDP ve Selahattin Demitaş’ı destekleyeceklerini açıkladı. (T)

    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/05/18/Nor-Zartonk-HDP-Selahattin-Demirtaş/129484

    1. New York Times, sınırın her iki tarafında Ermenilere ait bir fotoğraf hikayesi sunuyor ve gizli Ermenilere odaklanıyor. Ermeni bir Hıristiyan kadın Anahit Hayrapetyan ve Türkiye’den bir Müslüman Serra Akcan Hıristiyan ataları Ermeni <sözde> Soykırımından kurtulan “gizli Ermenileri araştırdılar. Gizli Ermeniler, çoğunlukla Kürt, Türk ve Arap aileleri tarafından alınmış kadınlar ve çocuklar olup İslâmiyet’e geçmiş kişilerdir. (İ)
    1. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD’ nin Ermenistan Büyükelçisi Richard Mills ile Ermeni – Amerikan ilişkilerini görüştü. Başbakan, Ermeni – Amerikan ilişkilerinin sürekli gelişmesine önem vermiş ve Washington ‘un resmi görevlilerinin farklı sektörlerdeki ikili işbirliğine yeni ivme kazandırmaya olan kararlılığını memnuniyetle karşılamıştır. (İ)

    11 . Ermenistan Savunma Bakanı Davit Tonoyan, 17 Mayıs Perşembe günü, AGİT Başkanı Andrzej Kasprzyk ile yaptığı görüşmede, Azerbaycan Temsilciliği’nin sınırdaki faaliyetlerini ve Dağlık Karabağ ile temas hattının aktivasyonu konusundaki kaygısını dile getirdi. Bakan, durumu istikrarsızlaştırabilecek provokasyonları ve hareketleri önlemek için ateşkese sıkı sıkıya bağlı kalmanın önemini vurguladı. (İ)

    1. Öğrenciler, Ermenistan’ın bozulmuş eğitim kurumları için reformları tartışıyor.  Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana geçen otuz yıl, Ermenistan’ın eğitim sisteminin neredeyse her köşesinde yolsuzluğa düştü. 2015 yılında, Açık Toplum Vakfı’ nda yapılan bir çalışma, üniversitelerde akademik makalelerin etik olmayan şekilde satın alınmasına karşı yaygın bir hoşgörüyü ortaya koymuştur. 2018 yılının Ocak ayında, bir Filistinli internet sitesinde, Ermeni üniversitelerinden, ülkeye hiç girmeden, diş hekimliği diplomalarını aldıklarını gösteren bir skandal ortaya çıktı. (İ)
    1. “Kadife Devrim” sonrasında Ermenistan’da siyaset. (Turgut Kerem Tuncel’ in Analizi) “Cumhurbaşkanlığı görevini 9 Nisan’da Armen Sarkissian’a bırakan Serj Sarkisyan’ın Başbakan seçilmesini engellemek amacıyla Nikol Paşinyan’ın 31 Mart’ta Ermenistan’ın ikinci büyük kenti Gümrü’de başlattığı ve başlangıçta pek de güçlü olmayan protesto hareketi, gitgide büyüyerek özellikle 14 Nisan’dan sonra tüm ülkeyi saran bir halk hareketine dönüştü. Çoğunluğunu Sarkisyan’ın lideri olduğu Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi’nin (ECP) oluşturduğu parlamentoda (105 sandalyenin 58’i), 17 Nisan’da Sarkisyan’ın Başbakan seçilmesi sonrası parlamento dışı muhalefeti sönümlenmek bir yana, daha da büyüdü. (T)
  • BÜTÜN KIBRIS

    BÜTÜN KIBRIS

    BÜTÜN KIBRIS
    Hüseyin MÜMTAZ

    Her Cumartesi öğlen saatlerinde Meclis Kavşağı/Tarım Bakanlığı önünden “üniformalı”, delikanlı Harbiyelilerin göğüslerindeki sarı kordonları ve bellerindeki meçleri şakırdatarak Kızılay’a doğru inip bütün Ankara’ya dağıldıkları zamanlardı.
    Meçler bir gece önceden ince ince parlatılmıştır.
    “Atatürk’ün Ankara’ya ilk geldiği günün yıldönümü olan her 27 Aralık’ta bütün Öğrenci Alayı’nın tam mevcut, tam teçhizat, çapraz tutuşla Ankara’nın Aralık soğuğunda Harbiye’den başlayarak; Meclis önü, Tarım Bakanlığı, Kızılay, Sıhhiye, Dil Tarih, Kız Teknik Olgunlaşma, Radyo Evi, Opera, Ulus, Eski Meclis, 19 Mayıs Stadı’ndan geçerek Gar’a kadar uygun adım koştuğu yıllardı.
    Günü, günün anlamını bilen ve o sembol koşuyu bekleyerek caddenin iki tarafını dolduran Ankaralıların alkışları arasında…
    Kız Teknik önünden geçerken, camlardan sarkarak alkışlayan kızlara yan gözle bile bakılmamaya çalışılırdı ama sanki hiç yorulunmamış gibi omuzlar daha bir dikleşirdi”.

    ATATÜRK’ÜN YILLARI VE YOLLARI


    60’lı yıllardı.
    Harbiye vardı.
    Harbiyeli vardı.
    Harbiye yıllarıydı.
    Harbiyeli yıllardı.
    Kızılay’a çıkılırken ayna karşısında mutlaka üst-baş düzeltilen, büfelerinde gazete satılan yıllardı.
    Gökçek İmparatorluğu ve Osmanlıspor yoktu.
    Hacettepe, Ankara Demirspor, Gençlerbirliği ve Ankaragücü vardı.

    İşte o yıllarda Dikmen Sırtları’nın havasını bir süre beraber soluduğumuz; uykusuz gecelerin en ücra gazete köşelerini bile ince eleyip sık dokuyan, hiç üşenmeden cümle yayın yönetmenlerinin ensesinde boza pişiren eski bir dost; son “ÂLEMİN DELİSİ” yazımıza makale ciddiyetinde bir yorum yazarak;
    “…Uzun süredir, ki herhalde en azından yirmi yıldır, Kıbrıs konusunda mutlaka yapılmasını düşündüğüm iki diplomasi atağının ne derece doğru olduğu hususu zihnimi kurcalayıp durur:
    1. KKTC Meclisi, oturumlarının birinde, ‘Kıbrıs topraklarının tamamı üzerindeki mülkiyet hakkımızın mahfuz olduğunu’ açıklayan bir karar almalıdır.
    2. Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin geleceği tartışmaya açılmalıdır” dedi.
    İlkinden başlayayım.
    Önce “romantik demokrat” ile “romantik milliyetçi” arasındaki kalın çizginin farkına varmamız lâzım.
    Ecevit evet, “Kıbrıs Fatihi”dir ama “1/3 Fatih”dir.
    Hep “hesaplı” gitmiştir. Hâlbuki savaşa evet siyaset karar verir ama savaş başlayınca siyasi kurallar değil, askeri gerekler yürürlüğe girer.
    Elimizde Ecevit’in harekât başlamadan Rum tarafına attırdığı beyannameler var.
    Daktiloyla yazılmış, teksirle çoğaltılmış.
    Özetle; “Kıbrıs Rumları” diyor, “Biz dostuz, hep dostuz. Biz döneceğiz, toprak istemiyoruz. Sen de kardeşin Kıbrıs Türküyle huzur içinde yaşayacaksın.”
    Bu düşünceyle ilk harekâtta “askerin eli/kolu bağlanır”, dar bir alanda; Girne-Gönyeli arasında sıkışılıp kalınır.
    İkinci harekâtta da adanın üçte biri ile yetinilir. Hâttâ Fazıl Osman Polat tümeni Lârnaka’ya kadar gittiği halde geri çekilir.
    Şu sözler Ecevit’e aittir; “Kıbrıs’ın taksimi demek, Yunanistan’ın güneyimize getirilmesi, Ege yetmezmiş gibi, Akdeniz’de de Türkiye’nin önüne bir duvar gibi yerleşmesi demektir.”
    Öyleyse “çözüm” çok basittir; Yunanistan’ın, Ege’den sonra güneyimizde de duvar olmaması için “hazır güç sende” iken adanın tamamını alırsın, olur biter.
    Rum tarihte ne zaman adaya sahip olmuştur ki, şimdi hak iddia etmektedir?
    “Romantik demokrat” Ecevit Kıbrıs harekâtından sonra da Yunanlılara; “Sizi cuntadan kurtarıp demokrasi getirmek için bunu yaptık” dememiş miydi?
    “Romantik milliyetçi”ye gelince…
    “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan” lâfzı bazılarına çok ütopik, fazla hayalperest, olmayacak bir şey gibi gelebilir ama “mefkûre”den kaynaklı “millî hedeflere” birkaç nesilde ulaşıldığı zaten görülmemiştir.
    Hedefi koyarsın, nesiller o ışıkla/hedefle büyür, sonraki nesle aktarır.
    1571’de Kıbrıs, Sarhoş Selim’in şarap gemisine Kıbrıs’ta üslenmiş korsanlar el koydu diye değil; Anadolu’nun güvenliği tehdit altında olduğu için fethedilmiştir.
    Yarısı değil, bütünü alınmıştır.
    Sonra da “uygun şekilde” iskân edilmiştir.
    1571’de Kıbrıs hangi gerekçelerle, endişelerle alınmışsa; 1974’de de aynı gerekçeler, stratejik nedenlerle adaya çıkılmış, ama “yarım” kalmıştır.
    Mevcut problemler de bu yüzden 2018’de devam edip durmaktadır.
    Kıbrıs’ın tamamını almak, bir yaz gecesi Baf Kalesinde Musa Eroğlu’nun sazını dinlemek ideal olmalıdır.
    Rum’da bu ideal vardır; “içimizdekiler”le Magosa’da, Lefkoşa’da ve başka yerlerde, tekrar dönmek, hâkim olmak düşüncesiyle “ikili/çok taraflı” gösteriler, ilişkiler, buluşmalar, konserler yapabilmektedirler de bizde neden yoktur?
    Ya Türkiye’den gidip bu çarpık ilişkilere katkı koyan şarkıcı-türkücülere ne demeli?
    Tam yeri geldi; konuyla ilgili bir önceki yazımızda; “Filistin-Kıbrıs ilişkisini benden yıllar önce Müslüman Filistinli Yaser Arafat ile Ortodoks Kıbrıs Rum’u Makarios kurmuştu. Arafat; Denktaş varken, tankıyla topuyla Makarios’un yanında yer almıştı, hatırladınız mı?” dedikten sonra, “Vakti zamanında Filistin’de eğitim alan, Rumcu kuzeyli komünistlerin isimlerini sayayım mı?” diye sormuştuk.
    Sonradan hatırladık; 70’li yıllarda “BEY FAŞİZMİ’NE SON” sloganıyla yola çıkan “zamanın” CTP’sinin parti kongrelerinde özel davetli FKÖ Temsilcileri neden gövde gösterisi yaparlardı?
    Makarios’un baş destekçisi FKÖ Lideri Arafat, CTP’ye neden özel ilgi gösterirdi?
    “BEY” ne demekti?
    Unuttunuz mu?
    Türklerin hâkim olacağı “Bütün bir Kıbrıs”, Kıbrıs Türkü’nün şimdiki ve gelecek nesillerinin ideali olmalıdır da, hali hazırdaki KKTC Meclisi’nin böyle bir karar alacağını zannetmiyorum, hiç düşünmüyorum.
    Dokusu, yapısı, tutumu müsait değildir.
    Ve “lider” yoktur, DENKTAŞ yoktur.
    “Sağlığında neden yapmadı?” demeyin.
    OKTY’yi, KTFD’yi, KKTC’yi adım adım kim ilan etmişti?
    KKTC’yi; Bülent Ulusu/Özal hükümetleri arasındaki geçiş dönemi boşluğunu değerlendirerek bir gece ansızın ilân ettiğini; gündüz mecburen parmak kaldıran Mehmet Ali Talât’ı gece nasıl ağlattığını ne çabuk unuttunuz?
    Daha ötesine ömrü mü vefa etmedi acaba?
    Gelelim İngiliz Üsleri meselesine…
    İyi de onu Londra ve Zürih 1960 Anlaşmalarını imzalarken düşünecektik. İş işten, köprülerin altından da tam 58 yıl geçmiştir.
    Ama yine de yapılacak hiçbir şey yok değildir.
    Toplumlararası görüşmeler yapılırken son zamanlarda İngiliz “Anlaşma olursa biraz toprak veririm” demektedir.
    “Neyi veriyorsun, kimin malını kime veriyorsun?” diye hiç bir yetkili neden sormadı?
    Ve son bir haber;
    “Mathew Kidd’in görev süresini doldurmasıyla boşalan İngiltere’nin Kıbrıs’taki Yüksek Komiserliği görevine Stephen Lillie atanmış”.
    Ne demek İngiliz Yüksek Komiseri? Kıbrıs’ın tamamında mı hükümrandır İngiltere ve Kıbrıs bir “Crown Colony”-Kraliyet Kolonisi midir ki buraya emirname ile “Yüksek Komiser” atayabilmektedir İngiltere?
    Tamam 1960’da yanlış yapılıp “Üsler” imzası atılmıştır ama bu “Yüksek Komiser”i KKTC ilgilileri neden kabul buyurup konuşmaktadırlar?
    Bir kere bu Kidd; KKTC’de yaşayan İngilizlerle Girne’de, birçok konunun konuşulduğu ve zaman zaman sert tartışmaların yaşandığı bir toplantıda; “Dünya’nın bu bölgesinde 250 bin nüfuslu bir devlet savunmasız olur. Bir AB ülkesi olsaydı en küçük AB üye ülkesi olurdu. Ekonomisi, AB üyesi olmayan üçüncü bir ülkeye ciddi ölçüde bağlı. İstikrarlı ve güvenli olmayan bir bölgede kendi güvenliğini sağlama olanağı oldukça kısıtlı olur. Bu, hem bu farazi devletin nüfusu hem de etrafındakiler için çok tehlikeli bir durum olur. Dünya olarak biz, tehlikeli bölgelerde daha fazla kırılgan devlet istemiyoruz” dedikten sonra salonda “KKTC vardır!” şeklinde bağıran İngilizlere; “Siz var olduğunu söylüyorsunuz, ben bunu tanımıyorum” şeklinde cevap vermemiş miydi?
    Evet doğrudur;
    a.”Tanınma” isteyecek bir KKTC;
    b.Meclis kararıyla adanın tamamında hak iddia edecek bir KKTC;
    c.Üsleri tartışmaya açacak bir KKTC…
    Dengeleri değiştirecek, ezber bozacak, kartların yeniden dağıtılmasına yol açacak bir deprem yaratacaktır bölgede.
    Osmanlıspor küme düştü, farkında mısınız?18 Mayıs 2018

  • IRAK PARLAMENTO SEÇİMİ VE YANSIMALARI

    IRAK PARLAMENTO SEÇİMİ VE YANSIMALARI

    Amerika, 2003’te Irak Özgürlüğü Operasyonu ve körüklediği mezhepsel çatışmalarla Ortadoğu’nun en müreffeh ülkelerinden biri olan Irak’ı yok etti.
    Sünni- Şii gerginliğini arttırdı, İŞİD’in ortaya çıkışını teşvik etti.
    Irak Şii Arapları Ortadoğu’da benzeri görülmemiş bir biçimde merkezi hükümette görev üstlendiler ve  bölge Şiilerini cesaretlendirdiler.
    Bir krizde Irak Sünnileri Iraklı Şiilere karşı ayaklandılar, on binlerce insanın ölümüne neden olan bir isyan başlattılar.
    Irak Savaşı ölümcül etkilerini komşu ülkelere genişletti, mevcut gerilimleri daha da kötüleştirdi, bölgeyi yönetilemez karışıklığına dönüştürdü.
    Irak’ın, Suriye’nin, Yemen’in tahrip edilmesinin ve silahlarla dolu bir bölgenin yıkımı ABD’nin Irak savaşından dolayıdır.
    Bölgede insani ve maddi kayıplar hâlâ devam ediyor…

    *
    Bu tabloda Irak; ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Saddam Hüseyin’i devirmesi ve İŞİD’e karşı zafer ilan etmesinin ardından,
    12 Mayıs’ta dördüncü defa ama yüzde 44 ile en düşük katılımlı  parlamento seçimlerini yaptı.

    *
    Seçimlerin nihai sonuçları sayım sistemindeki sorunlardan dolayı ortaya çıkmasa da, Şii din adamı Mukteda el-Sadr’ın Sairun Koalisyonu Irak​’​ın ulusal seçimlerinde ​lider oldu.
    Sadr’ın 329 sandalyeli parlamentoda 54 sandalye ​kazandığı söyleniyor.
    ​İkinciliği Tahran destekli ve ​Irak’ın güçlü Şii paramiliter gruplarıyla bağlantılı milis lideri Hadi el Amiri’nin bloğu​ aldı.​​​​
    Başbakan Haider el-Abadi, destek üssü olması gereken çoğunluk Şii illerinde kötü bir performans gösterdi ancak üçüncülükle yetindi.

    ​*​
    Herhangi bir siyasi parti ya da ittifakın bir başbakan seçip hükümet kurabilmesi için parlamentoda 329 sandalyenin çoğunu kazanması gerekiyor.
    Irak’taki siyasal iktidar geleneksel olarak başbakan, cumhurbaşkanı ve meclis başkanlığı arasında mezheplere bölünmüştür.
    Şii çoğunluk başbakanlık görevini yürütürken, Kürtler cumhurbaşkanlığını sürdürüyor ve Sünniler meclis başkanlığı görevini üstleniyor.
    Bu seçimlerde herhangi bir ittifakın 165 sandalyeyi bir araya getirebilmesi için uzun bir müzakere süreci bekleniyor.
    Yeni bir başbakan seçilene kadar Haider el-Abadi’nin bütün gücünü koruyarak görevde kalacağı düşünülüyor.

    *
    Irak anayasasına göre hükümetin kurulması 90 günlük bir sürece yayılıyor.
    Bu noktada seçim sonuçları ilk bakışta;
    1- Daha büyük bir blok oluşturmaya çalışan Mukteda el-Sadr ve Hadi el Amiri’nin bloklarını oluşturan Şii sivil kuvvetlerinin umutlarını canlandırdığı,
    Ama ittifaklarına rağmen Sünni İslamcıların Irak’ın ön saflarında kalma şansını azalttığı yönünde bir izlenim veriyor.
    2- Yeni başbakanın belirlenmesi için ya iktidarın ve nüfuzun paylaşılmasına yol açacak bir siyasi çoğunluğun sağlanması​,
    ​Y​a da mevcut Başbakan Haider el- Abadi’nin süresinin uzatılması ve Dava Partisi’nin Irak yönetiminden devam etmesi gerekiyor.
    3- Irak’ın acı çekmesine son vermek için siyasi çoğunluk sağlanması en iyi proje olarak görülüyor.
    ​4- Bugüne kadar siyasi çoğunluk oluşturma projesini Sünni ve Kürtlerin daha iyi bir şekilde sağladığı,
    Ama siyasi çoğunluğu savunan Şii Sadr grubunun, bir sonraki başbakanın mutlaka Dava Partisi’nden olması konusunda ısrar etmediği de görülüyor.

    *
    M​ukteda el-Sadr, 2003​ ​ işgalinden sonra ABD​’​ye karşı yürüttüğü isyanda radikal bir üne kavuş​tu.
    ​D​aha sonra İran​’​a karşı çık​tı ve Iraklı milliyetçi olarak tanımla​ndı.​
    ​12 Mayıs seçimlerinde ​ komünistleri, Sünnileri ve siyasi bağımsızları kapsayan koalisyonuyla yolsuzlukla mücadeleyi hedef aldı.
    Seçim performansı, son zamanda İŞİD’le amansız bir çatışmanın yaşandığı Irak’ta, halkın 2015’ten beri ülkeyi yöneten siyasi çevrelerden bıkmış olduğunu gösteriyor.
    Ancak Mukteda el-Sadr’ın, hükümetin bir parçası olmak mı yoksa sürekli olarak herhangi bir hükümete muhalif olmak mı istediği net olmadığı için hangi oyunu oynayacağı da öngörülemiyor.
    Yine de Temmuz’da Suudi Arabistanlı Veliaht Prensi M. Salman ile yaptığı görüşme sonrasında Sadr’ın ofisinden yapılan “Suudi-Irak ilişkilerinde olumlu bir atılım yaptığımızdan çok memnunuz ve umarız bu Sünni- Şii İslam bölgelerinde mezhep çatışmasının geri çekilmesinin başlangıcı olur” açıklaması bir iyimserlik oluşturuyor.
    Ayrıca Mukteda el-Sadr, Kürtlere ve mülklerine saldırmayan ve yağmalamayan aksine onları koruyan tek Şii bloğunun lideridir.
    Bu gelecekteki güçlü bir Kürdistan’ı için ayrı bir iyimserlik sayılıyor…

    *
    ​Bilhassa seçimlerde​ ikinciliği alan Tahran destekli ve ​Irak’ın güçlü Şii paramiliter gruplarıyla bağlantılı milis lideri Hadi el Amiri’nin bloğu​;
    Orta Doğu’daki ​gelişmeler bağlamında​ çok önemli bir konumda bulunuyor.
    ​Bu bloğun ​İran​’ın​ diplomatik üstünlük sağla​masına yol açması​nı​n engellenmesi için İsrail Başbakanı B.Netenyahu’nun Rusya Devlet Başkanı V.Putin ile sürdürdüğü koordinasyon neredeyse rutin hale gelmiştir.​
    İ​ki ülkenin Suriye’deki çıkarlarını uyumlu hale getirdiği düşünülüyor.
    ABD Başkanı D.Trump’ın da teşviğiyle Rusya’nın gözü;
    İsrail ve Suudi Arabistan’ın düşmanı olan İran’ın, Irak’ta​ desteklediği​ milis lideri Hadi el Amiri’nin bloğu​nun ve Suriye’deki silahlı ​yandaşlarının üstünde olması,
    ​Böylece ​İran’ın dini ve ideolojik gerekçelerle bölgesel liderlik iddiaları​nın hizalanması öngörülüyor.​

    *
    Hâlâ ikinci bir dönemi güvence altına alma şansı​ bulunan mevcut Başbakan Haider el-Abadi’nin ise İran etkisini veya ABD’nin bu konudaki çabalarını tamamen ortadan
    kaldırma​yacağı öngörülüyor.​
    Seçimden aylar önce Abadi​’nin​, Haşdi el Şabi siyasi kanadıyla kısa süreli bir ittifak oluştur​ması Haşdi Şaabi’ye şiddetle karşı çıkan Sadr’ı kızdırmıştı.
    ​Ama Abadi s​eçimler​d​e ikinci gelen el-Fatih ittifakını​ da​ yabancılaştır​mıştı​.
    ​Bu yüzden Mukteda el-Sadr için​ Abadi,​ Haşdi Şaabi ile artık ittifak içinde olmadığı için Hadi al-Amiri, Nuri el-Maliki’den ya da başkasından daha iyi bir müttefik​ sayılıyor.

    ​*​
    ​Kürtler​, yüzde 93​ ile  bağımsızlı​ğa “Evet​ ” oyu verdikleri referanduma iç ve dıştaki Şii liderler kadar sert tavır göstermeyen Muktada el-Sadr’a güveniyor.
    ​Şimdi ​Kürt Bölgesel Yönetimi​,​ federal bütçeden ne kadar pay, ne tür teminatlar alacaklarını,
    Tartışmalı bölgeleri ve Kürt Güvenlik Güçlerinin bu bölgelere dönüşü ile ilgili projeleri​ ​dinleyecek ve göreceklerdir.

    ​*​
    Irak’ta Erdoğan Türkiye’sinin de önemli bir rolü vardır.
    Erdoğan’ın;
    1- Irak​’​ta merkeze aşırı gevşek bağlarla bağlı Musul merkezli bir Sunnistan ​Özerk ​Y​önetimi​’​nin oluşması​,​
    ​2- ​Bu özerk Irak Sünniistan​’​ına öncelikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi​’​nin sonra da Suriye​’​deki Sünni yapıların yaklaştırılması​,
    ​3- ​Bunların arasındaki ilişkilerin Türk ordusunun güvenlik şemsiyesi altında ekonomik-kültürel karşılıklı bağımlılıkla pekiştirilmesi​,​
    ​4-​ Türkiye​’​nin b​ütün bu yapının bölgesel hamisi olması​ hedefi doğrultusunda,
    ​Irak topraklarında bulundurulan ve saldırgan bir kimliğe bürünen TSK’ya bağlı birlikler Irak’tan çıkarılacaktır…

    *
    Bu noktada​, Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün;
    “Hiç zaman saldırgan olmayı düşünmemiş olan ve fakat daima haksız taarruza uğrayacağını hesap eden bir milletin ordusu olarak, ordumuz uzun bir seferden sonra hemen diğer bir sefere başlayacakmış gibi maddi ve manevi yönden hazır bulunmalıdır” ifadesi,
    Gen​elkurmay Başkanı​ talihsiz​ Hulusi Sayın’a​ kapak olsun!

    ​19. 5. 2018​

  • Ermenistan’ın  Gerçek Dostu Olan  Putin Türkiye’ye  Dost Olur mu?

    Ermenistan’ın Gerçek Dostu Olan Putin Türkiye’ye Dost Olur mu?

    Ermenistan’ın  yeni Başbakanı Nikol Paşinyan’ın da katıldığı  Avrasya Ekonomi  Konseyi (EEC)) zirvesi 14 Mayıs’ta Soçi’de yapılmıştır.  Ermenistan,  zirve öncesinde 18 Mart 2018 tarihinde  Moskova’da imzalanan 29 Mayıs 2014’teki Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU) Anlaşması’nın tadil edilmesiyle ilgili Protokol’ün kabulü hakkındaki yasa tasarısını onaylamıştır.  Ermenistan  Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan,  tasarının başbakan seviyesinde EAEU Yüksek Konseyi’nde temsil edilme imkanı sağlamayı hedeflediğini belirtmiştir.

    Yüksek Konsey, Avrasya Ekonomik Birliği  üyesi ülkelerin liderlerinin katılımıyla toplanmaktadır.  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zirvede, Rusya’nın Ermenistan’ı “Bölgedeki en önemli ortağı ve müttefiki olarak gördüğünü”  açıklamıştır.   (This is also related to economic interaction and security issues, he said, adding that Russia is Armenia’s leading trade and economic partner)

    Ermenistan Başbakanı Pasinyan Soçi’de  Putin ile yaptığı toplantıda, “Politik ve ticari-ekonomik alanlarda ilişkilerimize yeni bir ivme kazandırmak için kararlıyız ve enerjiyle doluyuz. Askeri-teknik alanda ve diğer alanlarda ilişkiler geliştirmeyi umuyoruz”  demiştir.  Putin  ise Ermenistan’ın  Rusya ile diyalogu ilerletme konusunda ciddi bir potansiyele sahip olduğunu  söylemiştir.

    Paşinyan, Soçi’de Kırgız Devlet Başkanı Sooronbay Jeenbekov ile  de görüşmüştür. Paşinyan görüşmede,  Kırgızistan ile ekonomik ilişkileri güçlendirmeye hazır olduklarını  açıklamıştır.

    Soçi Zirvesi’nde  Putin,  EAEU için önceliğin birlik içerisindeki engellerin kaldırılması olduğunu  vurgulamıştır:  “Ulusal düzeydeki ekonomik düzenlemelerimizi daha uyumlu hale getirerek birlik içerisindeki pazarımızın etkinliğini arttırmamız gerekiyor. Malların, sermayenin ve iş gücünün özgürce dolaşımının önünü açmak için geriye kalan engellerin kaldırılması önceliğimiz. AEB nezdinde özellikle nükleer enerji, ekoloji, ilaç ve uzay alanlarında iş birliğinin geliştirilmesi için önemli bir potansiyel bulunuyor. Küresel ekonomiye ve teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmemiz için yeni projeleri birlikte hayata geçirmemiz gerekiyor.”

    Putin, Moldova’ya gözlemci statüsü verilmesi konusunda birlik liderleriyle görüş birliğine varıldığını açıklamıştır: “Umuyoruz Moldova gözlemci olarak birliğimizin faaliyetlerine önemli katkılarda bulunacaktır. Başka ülkelerin de birliğe katılma başvurularını değerlendirmeye hazırız.”  Kırgızistan Devlet Başkanı Sooronbay Ceenbekov, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko ile ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir. Nazarbayev ile görüşmesinde, Rusya ile Kazakistan arasında güçlenen işbirliğine işaret etmiştir: “Geçen yıl ikili ticaretimiz yüzde 30,5 artmış durumda. Rusya, Kazakistan’ın lider ticaret ortağı olmaya devam ediyor.”

    Zirve ile ilgili olarak Sputnik’e röportaj veren  Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan’ın mevcut statüsünde kendini güvende hissettiğini ancak gelecekte Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye olma ihtimalini göz ardı etmediklerini  açıklamıştır: “Üyelik müzakereleri uzmanlar ve çeşitli ülkelerin elitleri düzeyinde uzun zamandır devam ediyor. Bugünkü statümüzde kendimizi yeterince güvende hissediyoruz. Bu nedenle, gelecekte eğilimlerin ne yönde olacağını görmemiz gerekiyor. Eğer AEB cazip olursa, birçok ülke birliğe dahil olur. Dolayısıyla hiçbir ihtimali dışlayamayız.” 

    Azerbaycan’ın  Birlik  ülkeleriyle yürüttüğü ekonomik ve siyasi işbirliği formatının sağlam olduğunu ve entegrasyon için motivasyon gerektiğini söyleyen Aliyev, ekonomik, siyasi, sosyal ve farklı alanlarda entegrasyon olabileceğinin, bu yönde çalışmalar yaptıklarını açıklamıştır.

    Karabağ’ı işgal eden Ermenistan’ın üye olduğu Avrasya Ekonomik Birliğine Aliev üye olmayı uygun bulmadığını   açıklamıştır. Azerbaycan gibi Ermenistan’ın  üye olduğu  Avrasya Ekonomik Birliği’ne  Türkiye  üye olamaz.

    Ekonomi Bakanı Nihat  Zeybekçi Denizli Pamukkale’de 13 Aralık 2014 tarihinde  “Avrasya Gümrük (Ekonomik) Birliği Türkiye için vazgeçilmezdir. Biz orada olmak zorundayız  demiştir ama Avrupa Birliği ile imzalanan Ankara Anlaşması ve Katma Protokol değişmediği sürece GATT/WTO kuralları gereğince Türkiye aynı anda iki farklı gümrük birliği içinde olamaz.  Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “AB bizim stratejik hedefimizdir” görüşü ile de çelişmektedir.

    Avrasya  Ekonomik (Gümrük) Birliği’nin  temelleri,  orijinal ismiyle Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun kurulmasıyla atılmıştır. 6 Ocak 1995 tarihinde Rusya ile Belarus arasında gümrük birliği gerçekleştirildikten 5 yıl sonra EAEU (AEB) Anlaşması, 10 Ekim 2000 tarihinde Astana’da Beyaz Rusya, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan Cumhurbaşkanlarınca imzalanmıştır.

    Ocak 2006 tarihinde Özbekistan Birliğe katılmış, böylece üye sayısı 6’ya çıkmıştır. Özbekistan üyeliğini 2008 yılında dondurmuştur. Mayıs 2002’de Moldova ve Ukrayna, Nisan 2003’de Ermenistan  Birliğe gözlemci ülke olmuştur.

    16 Ağustos 2006 tarihinde Soçi’de Aleksandır Lukaşenko, Nursultan Nazarbayev, Kurmanbek Bakiyev, Vladimir Putin, Emomali Rahmon ve İslam Kerimov’un katıldığı Konsey toplantısında  EAEU çatısı altında bir gümrük birliği kurulması kararlaştırılmıştır. Birliğin kurucu üyeleri ve Rusya Federasyonu, Beyaz Rusya ve Kazakistan’dır. Diğer EAEU üyesi ülkeler ekonomileri gümrük birliğine katılmaya hazır olduklarında birliğe üye olacaklardır.

    6 Ekim 2007 tarihinde Duşanbe’de yapılan toplantıda gümrük birliğinin statüsü belirlenmiş ve bu konuda bazı temel anlaşmalar imzalanmıştır. Bunlardan Gümrük Kodu 6 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Gümrük birliği ve ortak ekonomik alan (common economic space) yakın gelecekte Birlik içinde ekonomik entegrasyonu gerçekleştirerek, kişilerin refah seviyesinin artmasına katkı sağlayacaktır.

    Avrasya Gümrük (Ekonomik)  Birliği’nin amacı,  üye devletleri ekonomik olarak birleştirmek ve uzun dönemde diğer Bağımsız Devletler Topluluğu (CIS) üyelerini aynı çatı altında toplamaktır.

    Birliğe Ermenistan’ı dahil eden anlaşma 9 Ekim 2014’de onaylanmış, Rusya Devlet Duması Anlaşma’yı 26 Eylül 2015’de uygun bulmuştur. 23 Aralık 2014 tarihinde Kırgızistan ve Ermenistan, 1 Ocak 2015 tarihinde fiilen hayata geçen Avrasya Ekonomik (Gümrük) Birliği’ne kabul edilmiştir.  Kazakistan, Rusya ve Kırgızistan aynı zamanda üst çatı kuruluşu olan Şanghay İşbirliği Kuruluşu (SCO) üyesidir. Belarus ise Diyalog Ortağıdır.

    Avrasya  Ekonomik  Birliği, Rusya’nın Orta Asya’daki ekonomik ayağı olarak değerlendirilebilir. Ekonomik birleşmedeki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda Birliğin siyasi yönü daha ağır basmaktadır.

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 18 Temmuz 2012 tarihinde Rusya’ya yaptığı ziyarette Putin’e “Zaman zaman bize takılıyorsun. AB’de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şanghay Beşlisi’ne dahil edin, biz de AB’yi gözden geçirelim 9 şeklinde bir latife yaptım” demiştir ama Türkiye bu Beşlide  yer alamaz.

    Eğer Türkiye Şanghay Beşlisine (Şanghay İşbirliği Kuruluşu)  üye olursa, bu durumda Batı dünyası ile ilişkilerini gözden geçirmek durumunda kalır. Çünkü ŞİK’na üye ülkelerinin hiçbiri NATO ve OECD üyesi olmayıp, çoğu üyeleri de Avrupa Konseyi’ne de üye değildir.

    Avrasya Ekonomik Birliği fikrinin öncülerinden olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Türkiye’nin Avrasya Ekonomik Birliğine üye olmasını istemektedir. Nazarbayev 24 Ekim 2013 tarihinde Misk’te gerçekleşen Yüksek Ekonomik Konsey toplantısında Türkiye’nin Avrasya Birliğine katılması yönünde tavsiyede bulunmuştur.

    Kazakistan için bir müttefik olarak görülen Türkiye, Rusya için siyasi, jeopolitik ve de jeokonjonktürel bir rakiptir.

    Rusya’nın Avrasyası’nda Türkiye kapının dışında önemli bir ortaktır.  Avrasya kapısından içeri kalıcı olarak girmesini, Kırım Türklerinin anavatanı olan Kırım’ı işgal eden  Rusya istemez. Rusya için Avrasya  Ekonomik  Birliği bir ekonomik birleşme değil, Avrasya projesi kapsamında eski Sovyetler Birliğini yeniden hayata geçirme sürecidir.

    Nazarbayev, Avrasya Ekonomik Birliği’nde Rusya’ya karşı Türkiye’yi bir denge unsuru olarak değerlendirmektedir. Bu konuya Nazarbayev 14 Aralık 2012 tarihinde Kazakistan: 2050 Stratejisi: Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti başlıklı ulusa sesleniş konuşmasında değinmiştir.

    Nazarbayev aslında bir Kazak milliyetçisidir ve Kazakistan devletinin uzun dönemde bağımsızlığından yanadır. Şu sözler O’na aittir: “Jeti atasın bilmeytin er jetesiz, jeti gaşır tarihin bilmeytin el jetesiz” Türkçesi: Yedi atasını bilmeyen kişi yaramaz, yedi asır geçmişini bilmeyen halkın geleceği olmaz.

    Avrasya Ekonomik Birliği’ne Türkiye’nin girmesini isteyen Nazarbayev bu görüşünü, Esengül Kafkızı’nın Abdülvahap Kara (Kara, 2013) tarafından çevrilen ve Türkistan gazetesinde 14 Kasım 2013 tarihinde yayınlanan Ankara Gümrük Birliği’ne Katılmayı Gerçekten İstiyor mu? Kazakistan Cumhurbaşkanın Teklifi Üçlü Gümrük Birliği’nde Görüşlerin Farklı Olduğunu Ortaya Çıkarmış Gibidir  başlıklı makalesinde  açıklamıştır.

    Kafkızı yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “AB bizi oyalarsa biz de alternatif ararız, Şanghay 5’lisi bizi kabul etsin, AB’ye hoşça kal deriz” demecinin perde arkasına yer vermiştir. Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’te gerçekleşen Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi olağan toplantısında  Nazarbayev Türkiye’nin Birliğe alınması konusunda teklif yapmış ve bunun gerekçesini şöyle açıklamıştır:  “Dış seyahatlerimde bana sizler Gümrük Birliği ile eski Sovyetler Birliği’ni tekrar kurmayı mı, yoksa Rusya’nın himayesine girmeyi mi istiyorsunuz? diye çok sık soruyorlar. Belki, Türkiye gibi büyük ülkeyi birliğe alırsak böyle soruların sorulmasını önlemiş oluruz.”

    Ermenistan, Putin’i arkasına  alarak Avrasya coğrafyasında Kazakistan ve Kırgızistan gibi Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) üyelerinin de bulunduğu ülkelerle sıkı fıkı ilişki içindedir. Türkiye  ve Azerbaycan’ın   düşmanı olan bir ülkeyle Kazakistan ve Kırgızistan’ın aynı çatı altında ortak hareket etmesi  ne kadar doğrudur?

    Türk Konseyi, 1992 yılından buyana toplanan, Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları Zirveleri  sonucunda ortaya çıkan ortak siyasi irade üzerine kurulmuştur. Fakat bu zirvelerde Azerbaycan  ve Türkiye dışında Türkçe konuşan lider yoktur.  Soçi Zirvesi’nde tüm liderler Rusça konuşmaktadır.

    Diğer önemli bir gelişme de, İsrail ile gerilen ilişkiler kapsamında İsrail’in  sözde Ermeni soykırımını resmen tanıması girişiminin etkileyici bir hızla ivme kazanmasıdır.  Başlangıçta MV Itzik Shmuli’ nin (Siyonist  Grubu) sunduğu tasarı, hem koalisyon hem de muhalefet partilerinden 50′ den çok Knesset üyesi tarafından onaylanmıştır.

    Bilindiği gibi İsrail Parlamentosu da 1915 olaylarının Ermeni soykırımı olarak tanınmasını öngören yasa tasarısını 14 Şubat 2018 tarihinde  reddetmiştir. Jerusalem Post gazetesinde İsrail Parlamentosu’nda (Knesset)  “Ermeni soykırımı tanıma tasarısını oylamayla reddetti”  haberi yer almıştır.

    İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Tsipi Hotoveli, 1915 olaylarının 100. yıl dönümü nedeniyle Erivan’a parlamento heyetinin gönderildiğini hatırlatarak, “Ama ülkemiz, karmaşıklığı ve diplomatik sonuçları ve ayrıca belirgin siyasi doğası nedeniyle bu konuda resmi duruş sergilemeyecek” açıklamasında bulunmuştur.  Daha önce Knesset Başkanı Yuliy Edelşteyn 2015 yılında hükümetin tutumunu değiştirmeye çağırmış, 2016’da da parlamentonun eğitim komitesi soykırımı  kabul etmiştir.

    Tüm bu gelişmeler olurken  Ermeni asıllı Türk  iktisatçısı Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun Ermenistan ekonomisini kurtarmak  için Ermenistan’a çağrılması olumlu bir gelişmedir.  Ermenistan’ın yeni Başbakanı Nikol Paşinyan  Acemoğlu’nu Ermenistan’a davet ettiğini ve Ermenistan’ın ekonomisinin yeniden yapılandırılması için yardım istediğini  açıklamıştır.

    Ekonomi Bakanı Nihat  Zeybekçi “Avrasya Gümrük (Ekonomik) Birliği Türkiye için vazgeçilmezdir  dese de, Türkiye Batı dünyasından kopmadan aşağıdaki fotoğraf karesinde yer alamaz.  Soldan ikinci kişi, sözde Ermeni soykırımını Türkiye’nin tanımasını isteyen Ermenistan’ın yeni Başbakanı Nikol Paşinyan’dır.  Türkiye üye olursa Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da bu karede yer alacaktır. Sağdaki fotoğrafta ise Putin’in solunda  Nazarbayev vardır.

    ABD Başkanı  Trump,  11 Mayıs 2018 tarihinde  onayladığı yasa ile   Holokost mağdurlarının  hayatta iken zararlarının telafisi öngörmektedir. Bu  gelişme örnek alınarak  ileride Ermeniler de  benzer bir karar çıkarabilirler. Bunun için Türkiye hazırlık yapmalıdır ama benim kanımca bu konu Türkiye’nin gündeminde yoktur. Bakalım yumurta kapıya gelince acaba ABD’deki büyükelçimizi geri çağırmaktan başka bir şey yapabilecekmiyiz? )

    ***

    Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin  Cumhurbaşkanı adaylarına  yönelik “ Şahsına, eşine ve çocuklarına ait mal varlığı bildirimlerini, seçim kampanya bütçesi, bütçe kaynakları ve kampanya harcamalarını kamuoyu ile açık ve eksiksiz bir biçimde paylaşmalarını bekliyoruz” açıklamasına ben de katılıyorum. Henüz mal varlıklarını açıklamamış adayların da bu çağrıyı dikkate alacaklarını umuyorum. Bunun seçmen üzerinde çok olumlu bir etki yaratacağını düşünüyorum.

  • İsrail terör devleti ise…

    İsrail terör devleti ise…

    İsrail’in Filistin’deki soykırım girişiminden sonraki görüşümüzü yansıtalım:
    İsrail’in Filistin’deki katliamına şiddetle karşı çıkıyor ve kınıyoruz.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği “İsrail bir terör devletidir” açıklamasının da altına imzamızı atıyoruz.

    Ancak, bugüne kadar İsrail için atılması gereken adımların atılmadığını, daha sıkı ve ses getirecek bazı adımların da hiç zaman kaybetmeden atılması gerektiği görüşünde olduğumuzun da altını çizmek istiyoruz.

    Bilindiği gibi az veya çok İsrail ile olan ticari anlaşmalarımız var. Bunları askıya almak o kadar zor mu? Kaldı ki İsrail, hemen Türkiye’den gıda ticaretini durdurma kararını almıştır.
    Demek ki sadece Büyükelçileri geri çağırma ile iş bitmiyor.
    Dikkat edilecek olursa muhalefetten ortak ses “İsrail’e karşı ticari yaptırımlar uygulamasın, ticari anlaşmaları askıya alınsın” şeklinde yansıyor.

    Şimdi Türkiye-İsrail arasındaki ticaret ilişkilerine ve bu konuda yapılan açıklamalara göz atalım:
    Türkiye ile İsrail arasında geçmişte imzalanmış çok sayıda kritik önemi haiz anlaşma bulunuyor. Bu bağlamda özellikle askeri anlaşmalar dikkat çekiyor. İki ülke arasında 1990’larda başlayan savunma sanayisi işbirliği sonucunda 13 proje tamamlandı.
    Bazı projeler ise devam ediyor. Bu projelerden en önemlisi 54 adet F-4 savaş uçağının modernizasyonu idi. Bu projenin maliyeti 1 milyar doları aştı. 170 adet M60 tankının modernizasyonu 650 milyon dolara yapıldı.

    10 İnsansız Hava Aracı Heron 188 milyon dolara İsrail’den alındı. F-4 uçaklarının hareket eden cisimleri algılamasını sağlayan Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) sistemleri, 160 milyon dolara İsrail’e verildi. F-4 ve F-16 uçaklarından alınan görüntülerin yere indirilmesini sağlayan Datalink 16 projesini 120 milyon dolara İsrail yine kazandı.

    Mayına karşı korumalı ‘Yürüyen Kale’ kara araçları ihalesini Türk BMC firması aldı. Araç, İsrail Hatehof firmasının Navigator aracı temel alınarak geliştiriliyor!
    Bunun yanı sıra İsrail ile akdedilmiş çok sayıda ticari anlaşma da bulunuyor.
    Bugünlerde sorulan soru şu:
    “Terör devletiyle anlaşma mı yapılır?”
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pazartesi günü İngiltere’de yaptığı konuşmada, İsrail’in Filistin’de soykırım yaptığını dile getirerek, “İsrail devlet terörü estirmektedir. İsrail, bir terör devletidir” dedi.
    Türkiye’nin en yetkili ismi İsrail’in bir terör devleti olduğunu söylüyorsa, bir terör devletiyle yapılan onca anlaşma neden iptal edilmiyor ya da en azından askıya alınmıyor? Bu konu Salı günü TBMM Genel Kurulu’ndaki Kudüs özel gündeminde de sık sık gündeme getirildi.

    Muhalefet partilerine mensup milletvekilleri “Mavi Marmara Anlaşması dahil İsrail ile yapılan anlaşmaların iptal edilmesi” yönünde önerge verdi.
    Önerge AK Parti ve MHP’li milletvekillerin oylarıyla reddeilmişti. Gelişmeyi Twitter hesabından duyuran İstanbul Milletvekili Ali Şeker, “Filistinlilerin katledilmesi sonrası Mavi Marmara Anlaşması dahil İsrail ile yapılan anlaşmaların iptal edilmesi önerisi AK Parti oylarıyla reddedildi. AK Parti, İsrail ile anlaşmaya devam, dedi” şeklinde paylaşarak bu konudaki sıkıntılarını dile getirmişti.

    İncirlik ve Kürecik’in kapatılması gerektiğini seslendirenlerin de giderek artmakta olduğunun altını çizelim
    Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, hükümetten İsrail’e karşı ticari yaptırımlar uygulamasını, ticari anlaşmaları askıya almasını istedi. Tüm’ün açıklamaları şöyle:
    “Bir taraftan Filistin’i savunduğunu söyleyen AKP iktidarı, diğer taraftan ABD’nin, İsrail’in çıkarına işler yapmaya devam etmektedir. ABD ve İsrail ile izlenen stratejik ortaklığı bozmadan, sadece lafla bu saldırıyı kınamak, siyasi ikiyüzlülüktür. Arap dünyasının birçok lideri, ülkesi ABD emperyalizmine uşaklık ederek, Filistin halkının yıllarca katledilmesine göz yumdular. Filistin davası, insanlık davasıdır, hepimizin ortak davasıdır. Filistin’de yaşananlara sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır. AKP söylediklerinde samimiyse geçici süreyle büyükelçi yollayarak veya kınama mesajı yayınlamak yerine; bu zulüm karşısında İsrail’e karşı ticari yaptırımlar uygulamalı, ticari anlaşmaları askıya almalıdır. İsrail ile yapılan 20 milyon dolarlık onur kırıcı anlaşma feshedilmeli, para iade edilmelidir. ABD, İsrail’e karşı İncirlik, Kürecik üsleri kapatılmalıdır.”

  • BM ne kadar meşru? … Prof. Dr. ATA ATUN

    BM ne kadar meşru? … Prof. Dr. ATA ATUN

    Gazze sınırındaki silahsız protestocuların İsrail askerleri tarafından katledilmesi sonrasında dünyanın geleceği için asıl önemli olan BM’de nelerin yaşandığı ve BM’nin artık ne kadar meşru olduğudur.

    Bilindiği üzere İsrail, 5 Haziran 1967 günü Suriye, Mısır ve Ürdün’e eşzamanlı olarak bir saldırı başlatmış ve altı gün süren savaştan sonra da Suriye’ye ait Golan tepelerini, Ürdün’e ait Kudüs’ü ve Mısır’a ait Sina yarımadasını işgal etmişti. O günden sonra işgal ettiği bu yerlerden çekilmesini içeren BM Genel Kurulu kararları ile BM Güvenlik Konseyi kararlarının hiç birini tanımadı. Daha doğrusu BM’yi hiç takmadı ve bildiğini okudu. Halen de okuyor. Bu kural tanımaz, yasa takmaz kabadayılığını da ABD’den alıyor.

    ISRAİL-ABD İşbrliği

    Bunun sebebine gelince; ABD’nin siyasi beyni ile ekonomisinin kalbini oluşturan tüm kuruluşları yöneten “Evanjelik Protestanlar” Hristiyan olduklarını iddia etseler de, gerçekte tümü de Yahudi kökenli “Siyonist Hristiyan”lar. Zaten “Evanjelizm”, farklı bir bakış açısı ile “Hıristiyan Siyonizm”i olarak da tanımlanabilir.
    “Evanjelizm” sözlük anlamıyla Kutsal Kitap’a dönmek veya yönelmek anlamını taşıyor. Söz konusu Kutsal Kitap(lar) Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış dört farklı kanonik İncil ve bunların her birine de “Evanjel” deniyor.

    “Evanjelik” sözcüğü ise Amerikan İngilizcesinde ve kültüründe, Protestan Kilisesi’nin muhafazakâr veya tutucu kesimini tanımlamak için kullanılıyor. “Evanjelikler”, ABD’yi kuran Puritenler’in devamı. Puritenler ise, Protestan mezhebi olan “Presbiteryen”lerin muhafazakar kesimi. Bunlar, korkutma, baskı, tehdit, ceza ve düzen içine çekerek sindirmek gibi unsurları uygulayarak, dünyayı doğru, adaletli, sevgi dolu yapacakları inancını güderler. Esasen “Demokrasi kültürü” dediğimiz şey, Püriten ahlaka tepki olarak ortaya çıktığı için, içinde korkutma, baskı, tehdit, ceza ve sindirme yer almıyor.

    Hristiyan Evanjelistler için Tevrat ve Tevrat’ı oluşturan 5 kitap -Tekvîn, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye- tüm kitaplardan daha önemli. Tevrat, “Kutsal Kitap”ın yarısı olan Eski Ahit’i (Eski Anlaşma) oluşturan 39 kitabın ilk beş kitabını içinde barındırıyor ve Musa’nın beş kitabı olarak biliniyor. “Kutsal Kitap”ın diğer yarısı olan Yeni Ahit (Yeni Anlaşma) ise 27 kitaptan oluşuyor ve “İncil” olarak tanımlanıyor.

    İşte ABD’nin İsrail ile derin siyasi, kültürel ve dini bağı burada başlıyor. Her ne kadar ABD Hristiyan, İsrail Yahudi bir ülke veya devlet olarak bilinse de ABD’yi politik ve ekonomik olarak yöneten kişiler ve aileler “Evanjelik” olup kutsal kitapları “Tevrat.”

    ABD’de Evanjelizm, Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Baba Bush’un başkanlıkları döneminde tekrardan yeşerdi, oğul Bush ile de “Küresel Emperyalizm”in temelini oluşturan esas mantık ve güç haline geldi.
    ***

    BM’nin meşruiyetine gelecek olursak; Kıbrıslı Türkler 15 Kasım 1983 tarihinde KKTC’yi ilan ettikleri vakit, ortada kan, gözyaşı, savaş, onlarca ölen ve yüzlerce yaralanan olmamasına rağmen BM Güvenlik Konseyi yemeden içmeden 48 saat içinde toplanmış ve insanlığın yüz karası olarak tarihe geçmiş olan 18 Kasım 1983 tarih ve 550 numaralı kararı alarak KKTC’yi dünyadan izole edecek tüm tedbirleri almıştı.

    Aynı dönemde İsrail, Lübnan’a saldırarak 991 kişiyi katletmiş olmasına rağmen BM ve arkasındaki güçler, bırakın toplanıp İsrail aleyhine karar almayı, İsrail’in işgal güçlerini Lübnan’dan çıkmaya zorlamak için parmaklarını bile oynatmamışlar, hiçbir baskıya da başvurmamışlardı.

    Günümüzde Gazze’de silahsız kişilerin İsrail tarafından katledilmesinden dolayı da BM’nin parmağını bile oynatmayacağı kesin. Zaten İsrail’in fiilen yönettiği ABD, Güvenlik Konseyinde İsrail aleyhine bırakın çıkacak bir kararı, başvuruyu bile reddederek İsrail’in arkasında her zamanki yerini aldı.

    BM’nin yapısının değişmesinin, bu olamayacaksa, BM’ye alternatif bir kuruluşun hayata geçirilmesinin zamanının geldiği kesin. Cesur ve kendine güvenen devletlerin bir araya gelerek BM’ye alternatif, uluslararası bir kuruluşu hayata geçirmeleri artık olmazsa olmaz bir durum, hem de aciliyet ihtiva eden bir mecburiyet haline geldi.

    Prof. Dr. Ata ATUN
    KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

  • Sonucunda her şeye rağmen TAMAM  demek….

    Sonucunda her şeye rağmen TAMAM demek….

    Ne seçimler , neler gördü bu ülkemizin halkı .Vaatlerini bir kenara bırakırsak ;takındıkları imajlar ıslık çaldırıyor.Köylümüzün kasketini dans ederken kullananlar , bir de camiye giderse imamın şapkası eksik kalır.Otobüs durağında otobüs beklerken tesadüfen orada duran taksiye binip gitmek gibi.

    Bir ramazan davulunu çalıp halkı sahura kaldırmadıkları gibi..

    Vallahi ben olsam onu da yapardım , nasıl olsa ne Hacivat var ne Karagöz…

    Her şeyi bir tarafa bırakırsak ortada bir gerçek var . Tamamı tamamlamak gerçeği..

    Bu nedenle hangi partiden olursanız olun ,bu gerçeği görmeniz laik cumhuriyetten olanlar için hep aynı gerçektir.

    İster oyunuz İnce’ye ister oyunuz Karamanoğlun’a, ister oyunuz Akşener’e ,ister oyunuz Perinçek’e olsun ,ister oyunuz RTE’e olsun…

    Tek düşüneceğiniz gerçek bu vatan olsun..

    Hangisi hangi şekilde bu vatana daha sevdalı ,hangi şekilde daha yalansız ;hangi şekilde kendini daha önde değil milletini öne çıkarıyorsa ;o’ dur..

    Bir kere olsun düşüncelerinizin işgalinden kurtulup , tek başınıza kalın ;ben ve benim milletim ne istiyor deyin..

    Çok şey değil bir şey istiyor…

    akılda mantık ,

    Zekada sadakat ,

    Ruhta güven ,

    Beden de gerçekçilik ,

    Sonucunda her şeye rağmen TAMAM demek için oyunuz kime olursa olsun…

    Hepsi tek bir şey olduğunda zaten tam varlıktır..

    Bu da bütününe tamamdır TAMAM…

    Refhan İrtem

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ   FAALİYETLERİ ( 17 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 17 Mayıs 2018 )

    1.. Avrupa Parlamentosu yeni AB-Ermeni anlaşmasını destekliyor. Avrupa Parlamentosu’nun Dışişleri Komitesi üyeleri, AB-Ermenistan Kapsamlı ve Gelişmiş Ortaklık Anlaşması’ (CEPA)   na Çarşamba günü farklı sektörlerde daha fazla işbirliği yapma imkanlarını açıkladılar. Parlamento AB-Ermenistan anlaşmasını Temmuz ayında oylayacak. (İ)

    1. Ermenistan Başbakan Yardımcısı Tigran Avinyan, yaptığı açıklamada, ” Uzun ve zorlu müzakerelerden sonra bugün Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU) – İran serbest ticaret anlaşması imzalandı. “ dedi. (İ)
    1. Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU) ve İran, 17 Mayıs’ta, Astana Ekonomi Forumu sırasında geçici serbest ticaret bölgesi anlaşmasını imzaladı. (İ)
    1. Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU) ile Çin arasında, ticaret-ekonomi sektöründe karşılıklı işbirliğini kolaylaştırmak amacıyla Perşembe günü ikili bir anlaşma imzalandı. (İ)
    1. Avrupa Politika Merkezi İdari Direktörü Dennis Sammut’a göre, Dağlık Karabağ çerçevesinde mevcut gelişmelerdeki önemli sorun, maddeye yeterince dikkat edilmeksizin çok fazla biçim ve sürece odaklanmış olunmasıdır. (İ)
    1. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Nikol Paşinyan’ı başbakan olarak seçilmesi vesilesiyle bir mesajla kutladı, görevini icrada başarılar diledi ve Ermeni – Yunan ilişkileri daha da genişleyip derinleşecek dedi. (T)
    1. İsrail Radyosuna göre, İsrail’in Ermeni <sözde> soykırımını resmen tanıması girişimi, etkileyici bir hızla ivme kazanıyor. Başlangıçta MV Itzik Shmuli’ nin (Siyonist Grubu) sunduğu tasarı, hem koalisyon hem de muhalefet partilerinden 50′ den çok Knesset üyesi tarafından onaylandı. (İ)
    1. Ermenistan Savunma Bakanı Tonoyan, CSTO Genel Sekreteri Yuri Khachaturov ile görüştü.

    Khachaturov, 23 Mayıs’ta Astana’da yapılacak olan CSTO Savunma Bakanları Konseyi toplantısı için hazırlık çalışmalarını savunma bakanına tanıttı. (İ)

    1. Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, 17 Mayıs’ta Konrad Adenauer Alman Vakfı Bölgesel Program Siyasal Diyaloğu temsilcisi Thomas Schrapel’ i kabul etti. Schrapel, vakfın desteği ile, Ermenistan’da devam etmekte olan projelerin yanı sıra, farklı devlet yapıları ile uygulanan gençlik politik eğitimine ilişkin faaliyetlerini tanıttı. (İ)
    1. “Hrant Dink Anı Köşesi” 18 Mayıs’ taki   Uluslararası Müze Günü sırasında İstanbul’da açılacak. (İ)
    1. “Soykırım” kelimesini kullandığı için Garo Paylan’a Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesi uyarınca soruşturma başlatıldı. (İ)
    1. Başbakan Paşinyan, sokak gösterilerini ve sivil itaatsizliği sona erdirmek için göstericilere çağrıda bulundu. “Sivil itaatsizliği kime karşı yaapıyoruz? Kendimize? Bence bu doğru bir yaklaşım değil, ”dedi.
    1. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi – Batı Bölgesi (ANCA -WR) Kaliforniya Valiliği için Gavin Newsom’ u desteklediğini bildirdi. (İ)
    1. İsveç Meclis Başkan Yardımcısı Björn Söder başkanlığındaki İsveç milletvekilleri heyeti 17 Mayıs 2018 günü Erivan’daki Tsitsernakaberd Ermeni <sözde> soykırımı anıtını ziyaret ettiler.(İ)
    1. Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) ‘ nin bildirdiğine göre, Kongre Ermeni Grubu Eş Başkanı Frank Pallone ve Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Adam Schiff bu hafta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kilit ülke dış yardım danışmanlarına Ermenistan ve Dağlık Karabağ’ a yardımların yaygınlaştırılması için çağrıda bulundular. (İ)
    1. İsrail’in Türkiye Büyükelçisi Eitan Na’eh, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle sınır dışı edildi ve Çarşamba günü İstanbul Uluslararası Havalimanı’nda medya kameralarının önünde sıkı bir güvenlik taraması yapılarak (ceketi ve ayakkabıları çıkarılarak filme çekilmek suretiyle) küçük düşürüldü. İsrailli bir yetkili, “Bu kasıtlı bir aşağılama idi,” dedi. (İ)
  • Selahattin Demirtaş mal varlığını açıkladı.

    Selahattin Demirtaş mal varlığını açıkladı.

    Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylara mal varlığı açıklama çağrısı yaptı. Bu çağrının ardından, Mal Varlığını açıklayan adaylar arasına Selahattin Demirtaş’ta katıldı. Selahattin Demirtaş resmi twitter hesabından diplomasını paylaşarak şu açıklamayı yaptı…

    ”Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin adaylara yaptığı mal varlıklarını açıklama çağrısı bana da ulaştı. Mal varlığımı açıklıyorum:
    300 bin TL değerinde bir konut.

    55 bin TL değerinde, 2013 model bir otomobil.
    Yüzlerce kitap, binlerce mektup.
    Ve bir diploma :)”

    Önceki günlerde ise CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce mal varlığını açıklamış ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan da açıklamasını istemişti.

    Turkishnews.com

  • 24 Nisan ve Şükrü Server Aya’nın Kitapları

    24 Nisan ve Şükrü Server Aya’nın Kitapları

    24 Nisan ve Şükrü Server Aya’nın Kitapları

    Alaeddin Yalçınkaya

    24 Nisan 1915, başta Doğu Anadolu olmak üzere Osmanlı coğrafyasında Türklere, Kürtlere, hatta çetelere destek vermeyen Ermenilere soykırım uygulayan Taşnak ve Hınçak liderlerinden bir kısmının İstanbul’dan uzaklaştırıldığı tarihtir. Aynı zamanda İttihat ve Terakki ile bağlantısı olan bazı Ermeni siyasiler ve yazarlar, milyonlarca sivile soykırım yapan çeteleri yönlendiren, bunlara yardım ve yataklık yapan, Haydarpaşa’dan gıda ve asker taşıyan veya cepheden yaralı getiren trenlerin nerede uçuruma yuvarlanacağının planlarını yapan kimselerdir. Savaş ortamında bu tür suçu işleyenler, yani düşmanla işbirliği yapıp kendi askerini ve halkını arkadan vuranların cezası, her ülkede divan-ı harpte yargılanmak ve ölümdür. İlginçtir ki bizim İttihatçılar bütün istihbarat bilgilerine karşın İstanbul’daki çete beyinlerin zaman zaman yumuşakça uyarıyorlar, nihayet 24 Nisan’da İstanbul’dan uzaklaştırıyorlar. Tehcir Kararnamesi ise yaklaşık bir ay kadar sonra çıkıyor.

    İngiliz ve Siyonizm projesi olan İttihat Terakki’nin politikalarını savunmak mümkün değildir. Ancak nice zayiattan sonra alınan sürgün ve Tehcir kararlarını eleştirirken niçin suçu sabit olanların Divan-ı Harp’te yargılanıp gerekli cezaya çarptırılmadıkları merak konusudur. Bu anlamda Ermenilere karşı soykırım yapan değil, fakat soykırımcı Ermenilere oldukça müsamahakâr davranan bir yönetim sözkonusu. Bu gerçeği Taşnak lider Ovanes Kaçaznuni, 1923 Bükreş Taşnak Kongresi’nde de dile getiriyor. Kaçaznuni’nin bu kongrede saatlerce süren konuşması “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok” adıyla yayınlanmış ve birçok dile çevrilmiştir. Her lise öğrencisi Türk vatandaşının bu kitabı okuması gerek. “O günkü yönetim, düşmanla işbirliği yapan Ermenileri yargılayıp cezalandırsaydı, bugünkü halimiz nice olurdu?” sorularını da duyar gibiyim. Çünkü bu kadar müsamahaya karşın soykırım yapanlar değil de soykırıma uğrayanlar “soykırımcı” olarak gösteriliyro.

    Bu konuda okunması, hatta her diplomatın residansında paketler halinde bulunması, ihtiyaç halinde bulunduğu ülke yöneticilerine, vekillerine ulaştırılması gereken kitapların başında Şükrü Server Aya’nın özellikle Amerikan arşivlerinden derlediği eserler bulunmaktadır. Kendi imkanları ve dostların desteği ile ömrünün yaklaşık son yirmi yılını bu gerçeğin ortaya çıkmasına adayan, gayet yerinde bir tanımlama ile “tek kişilik ordu” durumundaki bu dev çınar, soykırım yalanlarının külünü savurmuştur. Bu konuda her ne kadar, başta diplomatik görevliler ve kuruluşlarımız olmak üzere, üniversiteler ve diğer eğitim kurumları ile entellektüel camiamızın son derece tembel, ilgisiz, bilgisiz, çıldırtacak derecede umursamaz tavırlarından dolayı son derece rahatsız ise de öncelikle onun gayretleri ve eserleri sayesinde bu zeminde büyük başarılara ulaşılmıştır.

    Marmara Üniversitesi’nde 24 Nisan’da düzenlediğimiz toplantının adını Şükrü Server Aya’nın son kitabı Büyük Yalan’dan (The Big Lie) hareketle “Ermeni Soykırım İddiaları ve Büyük Yalan” olarak belirledik. Aynı zamanda kitaplarını Marmara Üniversitesi Kütüphanesi’ne bağışlama vesilesiyle tertip edilen bu toplantıya konuyu yakından takip eden uzmanlar ve dostlar da  katkıda bulundular. Yukarıda zikredilen toplantı adı yazılınca konuşmalara internetten ulaşılabilir.

    SUKRU SERVER AYA

    Üniversite öğrencilerimizin dahi kitap okuma konusunda “özürlü” durumları, aileden, ilkokuldan gelen bir eğitim sistemsizliğinin, önemli ölçüde Kültürel Emperyalizmin “başarılı” ürünüdür. Bu fecaatten kurtuluş için de başta akademik camia olmak üzere her birimizin yapması gerekenler vardır. “Çocuğum ders çalışmıyor, kitap okumuyor, ne yapmalıyım?” diyen yakınlarıma cevabım: “Çok kolay! Anne, baba televizyonu kapatıp eline birer kitap alırsa oğlunuzun, kızınızın da kitap okuduğunu görürsünüz!” Belirtmek gerekir ki tatile girerken sanki müjdeli haber olarak “tatilde kitap ödevi verilmeyecek” duyurusunu ancak sömürge yönetiminin Milli Eğitim Bakanı yapar. Kitap okumayı bir külfet, eziyet görme zihniyetinden kurtulup ana okuldan itibaren bunun bir ihtiyaç, zevk, eğlence olduğu eğitimini verme konusunda hepimiz görevliyiz.

    Ön lisans öğrencilerine ders kitabı dışında siyasal, sosyal, tarihi, kültürel konularda roman, deneme benzeri kitapları ödev olarak verir ve dönüşünü kontrol ederim. Kitaplar, fikri bakımdan bazen birbirine zıt yönleri olan, daha çok farklı kesimlerden Türk aydınının görüşlerini yansıtır. Listede başta Rus olmak üzere seçili dünya klasikleri de var. Hemen her öğrenci “iyi ki bu kitaptan haberdar oldum, okudum, teşekkürler hocam” der. Gözlemlediğimiz asıl üzücü husus ise üniversite öğrencilerinin dahi kitap lezzetinden mahrum oldukları. Ancak bunun tadına vardıklarındaki heyecanları da beni son derece mutlu kılmaktadır.

    Âdetâ görünmeyen bir el, ülkemizde kitap ve kütüphane tahribatını her aşamada yürütmektedir. Bunun neticesi ise tarım, sanayi, kültür ve bilim alanında bağımlılığın artmasıdır. Aynı kulvarda yarıştığımız ülkelere göre yıllık patent oranımız yüzde birin altında kalmaktadır. Cep telefonu değiştirmede dünyanın ilklerinden iken kitap okumada birçok Afrika ülkesinin gerisinde kalmamız son derece ciddi, belki patalojik bir sorundur.

    Salahi Sonyel’in vefatından sonra kitapları altı ay bekletilmiş ve yakılmıştır. Halbuki nice kütüphanelerin rafları boştur. Birkaç gün sokakta bekledikten sonra bu kitapları yakma emrini veren belediye ve itfaiye görevlisi yanında kibridi çakan temizlik işçisi de bence sorgulanmalıdır. Böyle bir cinayet bizim tarihimizde, kültürümüzde yoktur. Halbuki bu kitapların alınması için hiç değilse kağıt toplayıcılara izin verilseydi eninde sonunda bu şahane birikim sahaflara düşebilecekti.

    Şükrü Server Aya beyefendinin kitaplarını Marmara Üniversitesi’ne bağışlaması haberinin duyulmasından sonra benzer teklifleri başka kitap kurtlarından da memnuniyetle aldık. Hedefimiz kitaba saygı, kitabın kadr-i kıymetini bilmek yanında okuyan, düşünen, araştıran, anlamlandıran, buluş yapan, yeni ufuklara yelken açan nesiller yetiştirmektir. Zamanında Buhara, Semerkant, Bağdat, İstanbul, Kurtuba gibi şehirlerin birindeki kitap sayısı Avrupa’daki toplam kitap sayısından fazla imiş. Bugün ise sadece Yale Üniversitesi’ndeki kitap sayısının Türkiye kütüphanelerindekilerin toplamından fazla olduğunu öğreniyoruz. Sorunları doğru belirlersek sorumluluklarımızın daha iyi farkına varırız.

    Öncevatan, 17.05.2018