Blog

  • Benim adım Kapitalizm

    Benim adım Kapitalizm

    benim adım kapitalizm

    Benim adım ”Kapitalizm”

    Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle büyüttüm, “Bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar” diye neden şaşırıyorsunuz!

    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!
    İstediğimi de elde ettim; 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.

    • Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

    -Bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki hırsız bir CEO’nun hayat hikayesi sizin için “azim ve başarı hikayesi” olabiliyor.

    -Ortalama bir insanın günde 5,5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

    -Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı

    Elbette bütün kapitalistler birer “aziz” gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1,4 milyar aç insan var!

    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve “serbest piyasa ekonomisi” dünyanın en büyük yalanı.

    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24’ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.

    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun.

    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

    Ben Kapitalizmim ve Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

    Ben Kapitalizmim ve Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

    Afrika Kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

    Ben Kapitalizmim ve Afrika Kıtasından her sene 8,5 milyar dolar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar…

    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan’da 1 milyon kişi günde 1,2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.

    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının %64’ü kokain bağımlısı.

    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken, siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, “ibadet” ederlerken?

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için kutlarken?

    ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok, çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

    Dünya nüfusunun % 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1’ine sahip.

    Dünya nüfusunun % 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50’sine sahip.

    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

    Amerikalıların % 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!

    Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf?

    Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf?

    Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!

    Zavallı tüketim bağımlıları…Sizlere acıyorum..

    Eşitsizliğin Bedeli, Joseph Stiglitz (Columbia Üniversitesinin Nobel ödüllü ekonomist)

    Eşitsizliğin Bedeli, Joseph Stiglitz : siz hangi tanrıdan sözediyorsunuz

  • 1923 & 1950 Türkiye’de CHP Dönemi ; İşte hayalken gerçek olanlar

    1923 & 1950 Türkiye’de CHP Dönemi ; İşte hayalken gerçek olanlar

    cumhuriyetin chp donemi 1923 1950 arası

    1923 – Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
    1923 – CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
    1923 – Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
    1923 – Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
    1923 – Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
    1924 – Hilafet kaldırıldı.
    1924 – Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
    1924 – İlköğretim zorunlu hale getirildi.
    1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
    1924 – Gölcük’te ilk tersane ünitesi kuruldu.
    1924 – Devlet Demiryolları kuruldu.
    1924 – İstanbul – Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
    1924 – Türkiye İş Bankası kuruldu.
    1924 – Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
    1924 – Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
    1924 – Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
    1924 – Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
    1924 – İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
    1924 – Bursa’da Karacabey Harası kuruldu.
    1924 – Milli Sahne Ankara’da ilk tiyatro olarak kuruldu.
    1924 – Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
    1924 – Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
    1924 – Atatürk’ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
    1925 – Danıştay kuruldu.
    1925 – Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
    1925 – İstanbul’da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
    1925 – Osmanlı’da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
    1925 – Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
    1925 – Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
    1925 – 1920’de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.
    1925 – Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
    1925 – Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
    1925 – Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecek birimler hizmete girdi.
    1925 – Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
    1925 – Türkiye’nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
    1925 – İlk Cumhuriyet altını basıldı.
    1925 – Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
    1925 – Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
    1925 – Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
    1926 – Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
    1926 – Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
    1926 – Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
    1926 – Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.
    1926 – Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
    1926 – Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
    1926 – İlk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
    1926 – Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
    1926 – İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
    1926 – Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
    1926 – Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
    1926 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.
    1926 – Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
    1926 – Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
    1927 – Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
    1927 – Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
    1927 – Ankara – Kayseri demiryolu açıldı.
    1927 – Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
    1927 – İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
    1927 – Samsun – Havza – Amasya demiryolları açıldı.
    1927 – Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
    1927 – Eskişehir Bankası kuruldu.
    1927 – Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
    1927 – Okullarda karma eğitime geçildi.
    1927 – İlk basketbol ligi düzenlendi.
    1927 – İlk Köy Öğretmen Okulu Kayseri’de açıldı.
    1927 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
    1927 – İzmir Müzesi açıldı.
    1927 – Ankara’da Çocuk Sarayı açıldı.
    1927 – İlk düzenli radyo yayını İstanbul’da başladı.
    1928 – Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
    1928 – Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1928 – Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
    1928 – Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
    1928 – Türk halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı.(1936’ya kadar 16-45 yaş arasındaki yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
    1928 – Ankara Numune Hastanesi açıldı.
    1928 – Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
    1928 – Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk’ün koruyuculuğunda Ankara’da kuruldu.
    1928 – Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
    1928 – İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
    1928 – Amasya – Zile demiryolu açıldı.
    1928 – Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
    1928 – Malatya Elektrik Santralı açıldı.
    1928 – İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
    1928 – Kütahya – Tavşanlı demiryolu açıldı.
    1928 – İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı’da tramvay hatları açıldı.
    1928 – Ankara’nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
    1928 – Gaziantep’te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
    1929 – Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
    1929 – Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
    1929 – Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
    1929 – Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
    1929 – İstanbul’da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
    1929 – Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
    1929 – Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
    1929 – Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
    1929 – Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
    1929 – Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası açıldı.
    1929 – Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
    1930 – Ankara – Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
    1930 – Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
    1930 – Ankara’da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
    1930 – Kayseri – Şarkışla demiryolu açıldı.
    1930 – Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
    1930 – İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
    1930 – Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
    1931 – Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
    1931 – Gölbaşı – Malatya demiryolu açıldı.
    1931 – 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
    1931 – Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
    1931 – Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
    1931 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
    1931 – Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
    1931 – Türk Tarih Kurumu kuruldu.
    1932 – Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
    1932 – Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
    1932 – Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası açıldı.
    1932 – Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
    1932 – İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
    1932 – Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
    1932 – Kütahya – Balıkesir demiryolu açıldı.
    1932 – Ulukışla – Niğde demiryolu açıldı.
    1932 – Halkevleri açıldı. (1951’de Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.
    1932 – Türk Dil Kurumu kuruldu.
    1932 – Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
    1933 – Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
    1933 – Sümerbank resmen faaliyete geçti.
    1933 – İstanbul – Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
    1933 – Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
    1933 – Ulukışla – Kayseri demiryolu açıldı.
    1933 – Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
    1933 – İstanbul Üniversitesi kuruldu.
    1933 – Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
    1933 – Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
    1933 – Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
    1933 – Halk Bankası kuruldu.
    1933 – Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
    1934 – Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
    1934 – İlk Türk Operası sahnelendi.
    1934 – Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
    1934 – İzmir-Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
    1934 – Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
    1934 – Soyadı Kanunu kabul edildi.
    1934 – Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
    1934 – Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
    1934 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
    1934 – Basmane İzmir – Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
    1934 – Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
    1934 – İlk Süttozu Fabrikası Bursa’da açıldı.
    1934 – Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
    1934 – Demiryolu Elazığ’a ulaştı.
    1935 – Haftasonu tatili Cumartesi-Pazar olarak kabul edildi.
    1935 – Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
    1935 – MTA Enstitüsü kuruldu.
    1935 – ETİBANK kuruldu.
    1935 – Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
    1935 – Türkkuşu kuruldu.
    1935 – İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1935 – Ankara’da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
    1935 – Fevzipaşa-Ergani-Diyarbakır demiryolları açıldı.
    1935 – İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük’te başladı.
    1935 – Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
    1935 – Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
    1935 – Afyon – Isparta demiryolu açıldı.
    1935 – Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
    1935 – Ankara Mamak’ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
    1935 – Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
    1935 – Ankara’da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
    1936 – Kabotajın Deniz Yolları İdaresi’ne geçmesi sağlandı.
    1936 – Ankara Çubuk Barajı açıldı.
    1936 – Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
    1936 – Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
    1936 – Ankara’da Devlet Konservatuarı açıldı.
    1936 – Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
    1936 – Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
    1936 – Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
    1936 – İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
    1936 – Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
    1936 – İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
    1936 – İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1936 – İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1936 – SEKA’nın İzmit’teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
    1936 – Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
    1937 – Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
    1937 – Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
    1937 – Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
    1937 – Çatalağzı – Zonguldak demiryolu açıldı.
    1937 – İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
    1937 – Ankara’da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
    1937 – Toprakkale – İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
    1937 – Ankara’da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
    1937 – Urfa’da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
    1937 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
    1937 – Denizbank kuruldu.
    1937 – İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
    1937 – Diyarbakır – Cizre Demiryolu açıldı.
    1937 – Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete girdi.
    1938 – Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
    1938 – İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1938 – Ankara Radyoevi hizmete girdi.
    1938 – Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
    1938 – Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
    1938 – Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
    1938 – Türk askerleri Hatay’a girdi.
    1938 – Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
    1938 – Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
    1938 – Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
    1938 – İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
    1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
    1938 – Sivas – Erzincan demiryolu açıldı.
    1938 – Giresun’da Fiskobirlik kuruldu.
    ATATÜRK’ün VEFATINDAN SONRA
    1939 – Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
    1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
    1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
    1939 – İstanbul’daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
    1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
    1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
    1939 – Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
    1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
    1939 – İstanbul’da İETT kuruldu.
    1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.
    1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.
    1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
    1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
    1939 – Milli Piyango İdaresi kuruldu.
    1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
    1939 – İlk Türk denizaltısı Haliç’te denize indirildi.
    1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı.
    1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.
    1940 – Kozabirlik kuruldu.
    1940 – Türk Petrol Şirketi kuruldu.
    1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
    1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
    1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
    1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
    1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.
    1940 – Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
    1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.
    1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
    1941 – Gebere Barajı açıldı.
    1941 – Petrol Ofisi kuruldu.
    1941 – Türk Hava Kurumu Ankara’da uçak fabrikası kurdu.
    1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.
    1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
    1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
    1942 – İlköğretim seferberliği başladı.
    1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
    1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
    1942 – Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa’da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
    1942 – İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent’te açıldı.
    1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
    1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
    1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.
    1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.
    1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.
    1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.
    1943 – Seyhan Regülatörü açıldı.
    1943 – Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
    1943 – İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
    1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.
    1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.
    1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
    1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
    1944 – İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
    1944 – Türk Hava Kurumu’nun Ankara’daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi.
    (Ne yazık ki; Ankara, Kayseri ve Eskişehir’deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.
    1944 – İzmit’te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
    1944 – Yeşilköy’de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
    1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.
    1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
    1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.
    1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.
    1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.
    1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
    1944 – İzmir’de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
    1945 – Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
    1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.
    1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.
    1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
    1945 – Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı’da liseler ve enstitüler açıldı.
    1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
    1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
    1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.
    1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.
    1946 – İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
    1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
    1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.
    1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
    1946 – İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
    1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
    1947 – Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
    1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
    1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
    1947 – Palu-Genç demiryolu açıldı.
    1947 – Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
    1947 – Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
    1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
    1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.
    1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.
    1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
    1948 – Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
    1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.
    1948 – Ankara Etimesgut’ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
    1949 – Porsuk Barajı açıldı.
    1949 – Emekli Sandığı kuruldu.
    1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
    1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
    1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
    1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.
    1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
    1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
    1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.
    1923 – 1950 arasında yapılan tüm bu eserler ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır.
    Borç alınmadığı gibi Osmanlı’nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.
    1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan “Dünya Ekonomik Bunalımı” dönemidir. Teğet geçmemiştir!
    1939 – 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II. Dünya Savaşı dönemidir.
    Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken; tek bir Türk vatandaşının burnu dahi kanamamıştır.
    Genç Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin elbetteki hataları da olmuştur.
    O günkü Türkiye’nin yoksulluğunu ve savaş zamanlarını göz önüne aldığımızda ne kadar zorluklar çekildiği ortadadır.
    Örneğin; sık sık gündeme gelen şu camilerin kapatılırak depoya dönüştürülmesi konusunun gerçek yüzü şudur:
    İkinci dünya savaşında sınırlara yığınak yapmak zorunda kalan orduyu doyurmak amacı ile köylüden toplanan hububat modern SİLO’lar olmadığı için camiler boşaltılarak SİLO yerine kullanılmıştır. Doğru olan yöntem de odur…
    Peki bütün bu yapılan yatırımları ve emperyalizmin ellerinden alınarak devletleştirilen işletmeleri kimler tekrar emperyalistlere satmaya başladı? Adnan Menderes…
    SON SÖZ:
    Vatan; doyduğun ve mutlu olduğun yerdir.
    Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!!!”

    Emperyalist ülkelerin işgal ederek yiktigi Osmanlı devletinden silah arkadaşlarıyla mücadeler vererek bizlere bu cennet vatanı bağışlayan, özgürlüğümuzu veren, Cumhuriyetimizi kuran milli mücadele ruhunu ve ATATÜRK ü saygı ile , rahmetle anıyoruz.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 31 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 31 Mayıs 2018 )

    1.. Ermenistan Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın Demografik Bölümü Başkanı Vanik Babajanyan perşembe günü düzenlediği basın toplantısında  şu bilgiyi  verdi ;“ Nüfus sayısı sürekli düşüyor. Nüfus, 2016 yılına göre 2017 yılında 13.200 kişi  daha  azaldı. Doğum oranı, geçen yıl 37.700 seviyesinde gerçekleşti ve ölüm oranı 800’den fazla düşüş gösterdi. Buna paralel olarak, boşanmalarda tersine bir eğilim gözlenirken evlilik oranı düştü.” (İ)

    1. İstanbul Başsavcılığı, “Ermeni Soykırımı” ifadesinin, hürriyet ve ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu belirten bir karar verdi. Ermeni <sözde> soykırımı kurbanlarının anısına düzenlenen  bir olayda yakalanan Leman Yurtsever, Zhiyan Tosun ve Gamze Özdemir’in fiziksel ve zihinsel olarak saldırıya uğradığı belirtiliyor. İnsan Hakları Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte Ermeni  <sözde> soykırımı kurbanlarının işaret ve fotoğraflarını tutuyorlardı.  İstanbul Başsavcılığı, bir soruşturma başlatmış ve onları “halk arasında kin ve düşmanlığı kışkırtmakla” suçlamıştı.  (İ)

    https://www.panorama.am/en/news/2018/05/31/Istanbul’s-Prosecutor-General’s-Office-renders-decision-on-the-expression-“Armenian-Genocide”/1957308

    1. Kürt yanlısı Halkın Demokratik Parti (HDP) üyesi Ermeni kökenli Türk milletvekili Garo Paylan, Başbakan Nikol Paşinyan ile  görüşmek üzere, yakın gelecekte Erivan’ı ziyaret etmeyi planlıyor.  Ermenistan’daki son gelişmeler hakkında yorum yapan Paylan, Paşinyan’ın yönettiği hareketin hızlı başarısının hoş bir sürpriz olduğunu söyledi.  (İ)
    1. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Armen Papikyan, Avrupa Birliği ile vize serbestisi diyalogu konusunda tutarlı kalmaya devam ediyor ve hala bir gündem konusu dedi.  Bakan yardımcısı, yeni kabul edilen Ermenistan-AB bildirgesinin, Ermenistan ile vize serbestisi diyalogunun doğru zamanda başlatılması hakkında bir hüküm içerdiğini  de hatırlattı. (İ)
    1. İstanbul merkezli Ermeni grubu “Vomank” Ermenistan’da konserler verecek. Alternatif bir Ermeni grubu olan “Vomank”, Erivan’da üç, Gümrü ve Vanadzor’ da da rer kere olmak üzereolmak üzere beş konser verecek. (İ)

    https://www.panorama.am/en/news/2018/05/31/Istanbul-based-Armenian-band-“Vomank”-to-perform-concerts-in-Armenia/1957243

    1. İran’la işbirliği yapmak Ermenistan için bir gereklilik. 2 Nisan 2015’te, İsviçre’nin Lozan kentinde, İran ve uluslararası arabulucular Rusya, ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya, İran ile  nükleer silah konusunda bir anlaşmaya vardı, ABD Başkanı Donald Trump,  seçim öncesi dönemden bu yana böyle bir anlaşma için  Barack Obama’ yı eleştiriyor. Trump, Avrupalı müttefiklerin, anlaşmanın   korkunç hatalarını  kabul etmelerini, aksi takdirde İran’a karşı yaptırımları yeniden başlatma tehdidinde bulunmaya çağırıyor.  8 Mayıs’ta ABD, İran ile  söz konusu nükleer anlaşmadan çekildiğini açıkladı.  Anlaşmanın diğer tarafları  Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin  Tahran’ın batılı yaptırımların elimine edilmesi durumunda Tahran’ın nükleer denemelerini sınırlandırmayı kabul ettiği belgeye sadık kalması için Washington’a çağrıda bulunuyor.  (İ)
    1. Türkiye’ de Ermeni Rum,Yahudi yayınları daha fazla devlet fonu alacak. Sabah gazetesinde yer alan habere göre, bu topluluklarının yayınlarına 200 bin TL (44,838 dolar) dağıtacak.

    Program,  2011 yılında İstanbul’da yoğunlaşmış topluluklara ait mali sıkıntılarla mücadele eden basın kurumlarına yardımcı olmak amacıyla başlatılmıştı. Gazeteler için her yıl ortalama 150.000 TL tahsis edilmektedir. Basın Reklam Kurumu, ifade özgürlüğünü teşvik etmeyi amaçlayan programı yönetmektedir. Fon almaya hak kazanmak için  tek şart, yayının en az 10 yıl boyunca dolaşımda olmasıdır. (İ)

    1. İsrail Parlamentosu Knesset Başkanı Yuli Edelstein, Kudüs Ermeni Patriği Başpiskopos Nourhan Manougian’a yazdığı bir mektupta, “ doğru ve ahlaki bir adım olduğu için Knesset, İsrail’in siyasi veya diplomatik çıkarlarına dayanmayan biçimde Ermeni <sözde> soykırımını tanımalı” dedi.  (İ)
    1. Dünyaca ünlü etnik Ermeni Türk vatandaşı ekonomist Daron Acemoğlu, devam eden reformlar konusunda uzman danışmanlık yapmak üzere Ermenistan’ı ziyaret edecek. (İ)
    1. israil parlamentosunda fırsatçılık ve intikamcılık işbaşında… 23 Mayıs günü İsrail Parlamentosunda (Knesset) sadece 16 milletvekillinin katıldığı bir oturumda (parlamentoda toplam 120 milletvekili bulunmaktadır), 1915 olaylarının soykırım olarak tanınması konusunu parlamento çapında tartışılmasını amaçlayan bir önerge kabul edilmiştir. Parlamento çapında yapılacak bu oturumun ne zaman gerçekleştirileceği ise belirtilmemiştir (bir Ermeni haber kaynağı oturumun 30 Mayıs’ta yapılacağını öne sürmüştür. Bu, Türkiye’ye karşı yapılan soykırım suçlamaları konusunun İsrail parlamentosunda ele alınmasının ilk örneği değildir (bu konuyla ilgili en son soykırım kararı geçirme teşebbüsü bu Şubat ayında reddedilmiştir). Bu zamana kadar İsrail hükümeti, bu konunun parlamentoda tartışmasına hep karşı çıkmıştı.

    Ancak,  bu sefer hükümet, böyle bir teşebbüse karşı bir cevap yayınlamayacağını duyurmuştur. (T)

    http://avim.org.tr/tr/yorum/ısraıl-parlamentosunda-fırsatcılık-ve-ıntıkamcılık-ısbasında

  • FELEK

    FELEK

    FELEK
    Hüseyin MÜMTAZ
    “Eski”şehir’i çoğunuz bilirsiniz de “Eski”zağra’yı bileniniz azdır.
    ****
    Haritaya bir bakın, hayli “komşumuz” var, “görünenler” tam yedi tane.
    Bir de Irak ve Suriye’de resmen ve hukuken “görünmeyip” fiziken vâr olanlar mevcut; Rusya, Amerika…
    Hepsiyle mutlaka az veya çok problemliyiz. Hiç biriyle tam dost değiliz.
    “Osmanlı” ile barışık olduğumuz zaten su götürür de; Hristiyan Avrupa ile Müslüman Arap dünyasında da gizli kalmış/bastırılmış “düşman”lıklar artık iyice su yüzüne çıkıyor, gündelik hayatımıza yansıyor.
    Son olarak Suriyeli muhalif gruplara yakın Baladi News haberi sitesi, ABD’nin desteklediği terör örgütü PYD’nin Kuvvatu’s-Sanadid adlı grupla birlikte Suriye-Irak sınırındaki Yarubiye’de sözde ”sınır muhafızları” için kayıtlara başladığını duyurdu. Habere göre, terör örgütü PYD oluşturduğu silahlı bu terörist grup için Suudi Arabistan’dan da maddi yardım alıyor.
    Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu dövizde yaşanan dalgalanma hakkında konuşurken, “Dövizdeki dalgalanmanın ardından hangi ülkeler var” sorusuna, “Bazı Müslüman ülkeler de var. Ben burada ülke ismi vermeyeceğim ama genel bir çerçeve çiziyorum” diyor.
    Çavuşoğlu’nun şaşırmaması lâzım… 100 yıl önce “Çöl Kaplanı” Fahreddin Paşa Medine’yi sadece İngilizlere karşı mı savunmuştu?

    TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ


    Avrupa da başka âlem. Almanya, Hollanda, Belçika ve Avusturya siyasilerimizin kendi ülkelerindeki Türklere seçim propagandası yapmalarına izin vermezken; Almanya aynı izni teröristlere veriyor.
    Avusturya hükümeti ülkede ikamet eden tüm yabancıların sosyal yardımlarını yeniden düzenleyen bir yasa çıkarmış. Avusturya’da en az orta düzey Almanca bilmeyen yabancıların sosyal yardımı kesilecekmiş.
    Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada Özil ve Gündoğan’ın Londra’da Erdoğan ile buluşmasını eleştirip görüşmeyi, “yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olarak niteliyor.
    Çok mu şaşırdınız?
    Oysa şimdi olmakta olanlar, sadece şuur altının artık ve yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor; yeni nesil Arap ve Haçlıların asıllarına dönüyor olmasıdır.
    AB’nin “güya” yeni üyesi ama aslında “ucuz iş gücü” Bulgaristan; Stara Zagora (Eski Zağra) ilinde mevcut 868 Türkçe yer adını Bulgarca adlarla değiştirme kararı almış.
    Stara Zagora Belediye Meclisinde yer alan tüm siyasi partilerin temsilcilerinin yer aldığı geçici komisyon neredeyse bir yıl Türkçe yer adlarının Bulgarcaya çevirisi üzerinde çalışmış.

    Bütün “mâzi”miz gibi Eski Zağra da “kalbimde derin bir yaradır”.
    Şu satırlar, Yahya Kemal Beyatlı’nındır;
    “İstanbul’dan Sofya’ya kadar küçük bir seyahat mazinin kalbimde kalan hayalini sileceğine bilakis daha ziyade alevlendirdi. Türklük Avrupa’ya doğru cezr ü meddi biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lakin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük kokuyor.
    Akşamüstü Boğaziçi’nden geçen vapur sabahleyin Burgaz limanına giriyor. Burgaz’ın sokaklarında her köşeden Türkçe işitiliyor.
    Sabah erken Burgaz’dan kalkan tren yarı gecede Sofya’ya varıyor. Yol sahilden Filibe’ye kadar ovadan geçiyor. Şimalden bir düziye Balkan tepeleri görülüyor… Aydos, sonra Karinabad, Yanbolu tek kalan camileri ve minareleriyle görünüyorlar. Daha sonra Yeni Zağra ağaçları arasında kaybolmuş bir ova şehri. Daha sonra dağ eteğinde büyük bir dikili taş. Yol arkadaşım söyledi ki bu sütun Rusların meşhur Curanlı (Kalitinovo) müsademesinde düşen askerlerine diktikleri bir abideymiş.
    Curanlı abidesinden biraz sonra dağ eteğinde Eski Zağra görünüyor. Bila-ihtiyar Raci Efendi’yi hatırladım. Daha çocukken Recaizade’nin Talim-i Edebiyat’ında, bilmem neye misal, beş on satır okumuştum. Bu misalin altında da bu kayıt vardı: Raci Efendi – Tarihçe-i Vak’a-i Zağra.
    Türkçe’de bu nesir nümunesi ayarında güzel bir parça görmedim. Muharrir işgale uğramış bir Türk şehrinin hapishanesinden mahpusların zincirden boşanır gibi çıkışını naklediyordu, bu kadar.
    Bu satırların ne muharririni tanıyordum, ne de hangi kitaptan alındığını biliyordum, mamafih daima yüreğimde tesirini hissettim.
    Senelerden sonra bir gün Fatih’ten geçerken bir mahalle bakkalının camında bir kitap gözüme ilişti: Tarihçe-i Vak’a-i Zağra müellifi Raci Efendi. Kitapta bir kıt’a vardı ki hatırımda kalan ilk mısraı bu idi:
    Aziz-i vakt idik a’da zelil kıldı bizi!
    Kitabı satın aldım. Bu kıraatin teessürü iliklerime kadar geçti. Zağra müftüsü Raci Efendi doksan üçte, General Gurko’nun Eski Zağra’ya ilk defa nasıl girdiğini, Müslümanların çoluk çocuk, kadın ihtiyar nasıl kesildiklerini, sonra Süleyman Paşa ordusunun melekü’s-sıyane (koruyucu melek) gibi yetişip Eski Zağra’yı nasıl kurtardığını, Müslümanların cehennemi bir matemden birdenbire delice bir sevince nasıl geçtiklerini, mağlubiyetten sonra da ikinci ve son felaketi, İstanbul’a doğru o acıklı hicreti bütün sahneleriyle naklediyordu. Lakin nasıl temiz, yavaş ve duygulu bir naklediş”.
    Kitabın son baskısını yayına hazırlayan Ertuğrul Düzdağ ise takdim yazısında diyor ki;
    “Bu kitap, yıkılan kutsal imparatorluğumuzdaki Müslüman halkın ıstırap destanıdır.
    93 Harbi sırasında, Rumeli Müslümanlarının uğradığı zulümleri, düştüğü perişanlığı ve çektiği acıları dile getirir.
    Hatıraların sahibi olan zat, bu hadiselerin içinde bizzat yaşamış, yurdunu işgal eden düşmanın elinde esir kalmış, kurtulmuş, büyük ve müthiş «Rumeli muhacereti» ile İstanbul’a göçmüştür.
    Kültürümüze yeniden kazandırmaya çalıştığımız bu eser, millî acı ve millî kinin; (bu kin düşman kadar, hain aydınlara karşıdır da) eşsiz bir abidesidir. Onun hitabının, yeni nesillere bir şeyler anlatabileceği, ne güzel ümit…
    Elli yıldır sulh uykusuna yatan «milleti merhumeyi, cetlerinin bu kanlı macerası, biraz uyandırabilse… Eski mübarek toprakların —hatta— hayâlini görebilen birkaç kişi çıkarabilse… Hiç olmazsa, bu yerlerin eski sahiplerinin torunlarına dedesinin geldiği yeri, oğluna öğretmek borcunu hatırlatabilse…”
    Müftü Râci Efendi 93 Harbi’ni (Abdülhamit zamanıdır) anlattığı “Tarihçe-i Vak’a-i Zağra”da şöyle diyor;
    “Halbuki Rusya’nın bu seferki maksadı harp kaidelerinin dışında, adeta haydut ve eşkıya tarzında bir savaş ve Bulgarlar vasıtasiyle Balkan’ı zapt ve geçmek imiş. Bu anlaşılamamıştı”. (S.66)
    “Çanlar çalıyor Temmuz’un onuncu Pazar günü öğle namazından çıkılırken bütün kiliselerin Rus ve Bulgar armalarıyla donandığı görüldü. Çanlar çalınmaya başladı.
    İslam milleti cenaze kesilip evlerine çekildi. Bulgarlar ise bayramlık elbiselerini giyinip ellerinde şarap ve kebap, demet demet çiçekler ve yağlı güllü ekmek ve çöreklerle, iftihar ve sevinç içinde Rus’u karşılamaya koşuyorlardı. Çanların, can yakarcasına vahşet veren sadaları, baykuş gibi, memleketin harap olacağını ve Müslümanların zulüm ve haksızlık altında inim inim ezileceklerini ima ediyordu. O güzel şehir baştanbaşa keder bulutları ile kaplandı. Bu beyin tırmalayıcı sesler Müs lüman halkı yürüyen ölüler haline soktu. Zalike takdir-il aziz-il alim. Ama Rusya devletinin katil ve yağma gibi medeniyete sığmaz zulüm ve yolsuzluklar yapmasına, Düvel-i Muazzama’nın müsaade etmeleri imkânsız sayılıyordu. Hey hat! Halbuki Rus Çarı ve kumandanları, resmi nutuk ve beyanlarında, bu muharebeye «Din ve Haçlı Savaşı» adını veriyor ve bütün Hristiyanları İslam âlemi üzerine tahrik ve teşvik ediyorlardı. Bu muharebenin eski savaşlara kıyas edilemeyecek derecede mühim olduğu, İmparator, Veliaht ve diğer grandüklerin harp meydanına bizzat gelmelerinden de belliydi. Buna rağmen devletçe sağlam bir tedbir alınıp, o yola devam ve sebat edilmemiş olması, ilelebet unutulmayacak elim hallerdendir”.(S.88)

    “93 Harbi” (1877-78) Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde gerçekleşen en büyük felaketlerden birisidir. Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu’na toprak ve itibar kaybettirdiği gibi, yeni filizlenmeye başlayan Meşrutiyet’in de sonunu getirmiş ve İmparatorluğu, Balkanlardan gelen büyük bir göç dalgası ile karşı karşıya bırakmıştır.
    “Rus’un Tuna’dan Ayastafonos’a kadar işgal altına aldığı memleketlerde tutulan Müslüman ahalinin, gördüğü sayısız eza, cefa ve zulmün anlatılması bu risale ile mümkün olamaz. Olanlar yazıldığı zaman bu asrın medeniyet tarihi lekelenecektir! Çünkü Cengiz Moğollarının, Timurlenk Tatarlarının haya eylediği habaset ve rezaleti Bulgarlar pervasızca icra eylediler. Halbuki medeni devletler bunları görürken ses çıkarmıyor, medeniyet değil insaniyete bile yardımları görülmüyordu. Rumeli’den boşanan yüz binlerce ahali, araba, hayvan, şimendüferle yahut yaya olarak gece ve gündüz demeyip İstanbul’a döküldüler. Son nefesteki canlarını emin diyar ve dertliler sığınağı olan Payitaht·ı Saltanata ve Dersaadet ahalisinin ağuşu merhametlerine attılar. Sirkeci mevkii, Ayasofya, Ahmediye, Yenicami, Nuruosmaniye ve diğer camii şeriflerle birçok mektep ve binaların avluları ve bütün meydanlar, mahşer alanından bir nümune-i dehşet oldular. Şimendüfer katarları tasavvur olunmaz bir halde geliyordu. Vagonların içi ve üstü, erkek kadın, kucak kucağa istif olmuş, yanları hatta ön ve arkadaki zincirlerin üstleri insan kesilmiş idi. Soğuktan donarak düşenler istasyonlarda hasta kalanlar hesapsızdı. Bunların büyük kısmı açlıktan ve soğuktan telef oldular. Allah’ın hikmeti, o günlerde şiddetli fırtınalar kar ve yağmurlar durmayıp devam ederek hep o biçarelerin üzerinden geçti. (S.254)
    Vagonlarda, öyle sıkışıklık ve ıstırap içinde loğusaların bulunması ise düşünceyi kan ağlatır. Nice anneler ve masum yavruları telef olup gittiler … Gazabından Allah’a sığınırız! Müslümanlar üzerine bela yağmakta ve her cihetten felaket akmaktadır…. İstanbul ahalisinin zengini fakiri Sirkeci istasyonuna indiler. Yardım, merhamet ve şefkat göstererek aciz ve biçareleri evlerine aldılar; iltifat ve ikram eylediler. Çok zaman misafirlerini beslediler, muazzez tuttular. İngilizlerin, Şefkat-i Osmani Cemiyeti ile Hilal-i Ahmer heyeti tarafından muhacirler giydirilip doyuruldu. Asakir-i Milliye efradı -ki Dersaadet’in bütün Müslümanları ahalisinden teşkil olunmuştu- gece gündüz, yağmur kar demeyip, muhacirleri yerleştirmeye kendilerini vakf ettiler. Ellerine dolu mendil almayan kibarzadeler, hiç kimseyi ayırt etmeden ihtiyarları ve masumları, sırtlarıyla ve kucaklarıyla taşıdılar. İşbu fedakârlıklar, İstanbul’un düşman atlarının ayakları altına düşmesine karşı, bir sedd-i manevi oldu. Dedeağaç, Gelibolu. Tekfurdağı. Karaağaç vesaire iskelelerden Anadolu. Mısır ve Arabistan’a vapurlarla muhacirler gitti. Her yerde bunların iskân ve iaşesine gayret olundu. Ama ne çare! Yollarda çekilen zahmet ve şiddetli soğuktan ve izdihamdan, humma ve tifo hastalıklarına tutularak ve pek tabii bakılamayarak binlerce aileler az zamanda mahv oldu. (S.255)
    Kargaşalıkta zevç, zevcesini ve oğul, baba ve anasını kaybederek nice aileler perişan oldu. O sırada, Kıbrıs açığında bir de vapur batıp dört yüz muhacir tamamen helak olup gitti!. Hülasa, Rumeli kıta’sının hercümerci, dört asırdan beri emsali görülmedik feci bir vak’a ve müthiş bir inkılaptır. Bu felaket yüzünden Rumeli Müslüman nüfusundan yarım milyon telefat ve malca milyonlarca lira zayiat verildiğini kayda lüzum bile yoktur!. Bu felaketlere: «Herşeyi kadere yüklemek aczin alametidir» kaidesinde çaresiz takdir-i Rabhani ve tecelliyat-ı Sübhani deyip sözü kesmekle beraber hüküm vermeyi, yukarıdan beri derc olunan vukuatı mütalea buyuran insaf ve dikkat sahiplerinin mahkeme-i vicdanlarına havale ederek sözümü bitiririm” (S.256) diyor Müftü Râci Efendi.
    İşte bu rezaletten tam 141 sene sonra “AB üyesi” Bulgaristan; Stara Zagora (Eski Zağra) ilinde mevcut 868 Türkçe yer adını Bulgarca adlarla değiştirme kararı almış.
    Stara Zagora Belediye Meclisinde yer alan tüm siyasi partilerin temsilcilerinin yer aldığı geçici komisyon neredeyse bir yıl Türkçe yer adlarının Bulgarcaya çevirisi üzerinde çalışmış.
    Biz ne yapıyoruz?
    Biz?
    Çok büyük işlerimiz var.
    “Aziz-i kavm idik a’da zelil kıldı bizi” felek; diyor Raci Efendi.
    Biz işte o feleğin “kelek” yedirdiklerindeniz… 31 Mayıs 2018

  • Suriye’de yeni bir oyun mu?..

    Suriye’de yeni bir oyun mu?..

    İç meselelerimize ve seçimlere dönünce dışarıyı ve özellikle de Suriye konusunu unuttuk. Özellikle Amerika’nın Suriye üzerindeki oyunlarına yenilerinin eklendiğini görüyoruz. Dost ve müttefik gördüğümüz Amerika’nın özellikle terörist gruplarla olan ilişkilerini daha da güçlendirmeye yönelik adımları bizi daha da rahatsız eder duruma gelmiş görünüyor.

    ABD ve Türkiye, YPG/PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde Fırat Nehri’nin batısında işgal ettiği Münbiç’ten çekilmesi için teknik mutabakatı sağladı ama, Amerika bu kez başka bir bölgede baş ağrıtmaya devam edecek.

    ABD Kuzeydeki koridor planı Türkiye’nin müdahalesiyle sonuçsuz kalan ABD, güneyde yeni terör örgütleri kuruyor.

    Rakka’dan çıkarılan DEAŞ elebaşlarının da yerleştiği El Tanf’ta birçok terörist eğitimden geçiyor. ABD böylece Suriye’de kalıcı olmanın gerekçelerini de üretmeye hazırlanıyor. Yeni koridorun aynı zamanda Irak petrollerini Akdeniz’e ulaştıracak bir güzergâh olacağı da böylece ortaya çıkmış görünüyor.

    Son dönemde dikkatlerin çevrildiği El Tanf Üssü, DEAŞ bahanesiyle Irak’taki varlığını meşrulaştıran Amerika’nın Suriye’de kalma bahanesi olması planlanan yeni terörist yapılanmaların merkezi olarak görülüyor. Tanf bölgesi, Golan Tepeleri güneydoğusundaki ufak bir alanla birlikte Suriye güneyinde Suriye muhalefetinin elinde kalan son iki alandan biri.

    Son gelişmelerde şüpheler şöyle:
    Suriye’nin Deyrizor bölgesinde 4 Rus askerinin öldürüldüğü saldırıda ABD parmağının olduğu şüphesi giderek güçleniyor. Saldırıyı DEAŞ’ın yanısıra ABD’nin El Tanf kampında eğittiği ve ‘ılımlı muhalif’ olarak lanse ettiği silahlı grupların düzenlemiş olabileceği belirtiliyor.

    Son olayla birlikte gözler, ABD’nin Suriye güneyinde faaliyet gösterdiği tek alan olan El Tanf Üssü ve buradaki faaliyetlerine çevrilmiş bulunuyor.

    Konuyu daha iyi analiz edebilmek için gelişmelere bakmak gerekiyor:

    ABD kontrolündeki El Kaide uzantısı terörist unsurlar, kısa bir süre önce, İdlib üzerinden Lazkiye’deki Rus askeri üssüne bomba yüklü kamikaze İHA’larla saldırmış, bu planlı saldırı Türkiye’nin desteklediği muhalif gruplar üzerine yıkılmak suretiyle Moskova ile Ankara’nın arası açılmaya çalışılmıştı.

    Ancak Rusya, bu kadar ileri teknoloji gerektiren bir saldırıyı ÖSO’nun gerçekleştiremeyeceği gerçeği üzerinden hareket ederek farklı unsurlara işaret etmiş ve olayın ardından Suriye’de DEAŞ dışındaki ABD destekli terörist gruplar daha görünür hale gelmişti.

    Halen ABD ve İngiltere’nin üsleri bulunan Tanf’ta ılımlı muhalif gruplara yönelik eğitim faaliyetleri sürdürülüyor. Bu gruplar ise Türkiye ve ÖSO tarafından kabul edilmeyen ve ABD’nin parayla teşkil ettiği yapılar olarak biliniyor.

    Tanf’ta ‘muhalifleri eğittiğini’ iddia eden ABD, ‘bütün gruplara eşit mesafedeyiz’ görüntüsü altında operasyon militanları yetiştiriyor. Kampta El Kaide uzantısı sözde muhaliflerin dışında Rakka’dan, Deyrizor batısından ve Golan Tepeleri yakınlarından getirilen DEAŞ’lı teröristler birarada. Tanf bölgesi, ABD, İngiltere ve İsrail’in Suriye planlamalarında büyük önem taşıyor.

    Türkiye’nin “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı Harekâtları” nedeniyle tamamlanamayan terörist koridor için yeni hat olarak Deyrizor ve Tanf üzerinden İsrail ve Ürdün sınırları gösteriliyor. Deyrizor ve Tanf üzerinden Hayfa Limanı’na ulaşması planlanan hatla, Irak petrolünün Akdeniz’e taşınması tasarlanıyor.

    Böyle bir plan en çok da İsrail’in işine yarıyor.

    Türkiye’nin operasyonlarıyla engellenen kuzey hattı sonrası B Planı’nı uygulamaya koyan Pentagon, yeni terör koridoru için Tanf Üssü’nde eğittiği unsurları harekete geçirecek.

    Görüldüğü gibi Amerika, bölgede yeni oyunları sahneye koyma hazırlığı yapıyor.

    Suriye savaşını güneye kaydıracak planlamalar, ABD’nin İngiltere ve Fransa ortaklığıyla gerçekleştirdiği füze saldırısı sonrası daha da görünür hale gelmiş durumda.

    ABD ile Rusya’nın arasını açan ve yeni pazarlıklar için hamlelerini ortaya koydukları ‘Güney Suriye’ planlamaları devam ederken, Rusya’nın Fırat’ın doğusundaki alanlara yönelik işgali görmezden gelmesi Türkiye’yi fazlası ile rahatsız ediyor.

    Rusya, son dönemde gerek Suriye kuzeyindeki terörist koridora ses çıkarmayarak gerekse İsrail ile dirsek temasıyla dikkat çekiyor. Bu konuların, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında dün gerçekleşen telefon görüşmesinde gündeme geldiği sanılıyor.

  • Ülkemin hakettiği lider

    Ülkemin hakettiği lider

    Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce
    Muharrem İnce

    Tanıdıkça seviyoruz….

    Beyefendi, saygın, kültürlü, alçakgönüllü, halktan biri, gözü tok, akıllı, çalışkan, emektar, samimi, kimseyi ötekileştirmiyor, ağzından köpükler saçmıyor, yüreğindeki insan sevgisini, Allah korkusunu, adalet duygusunu hissedebiliyorsunuz, kin gütmüyor, ayrıcalık üstünlük peşinde değil….

    kimseye ayar çekme hevesi yok…. söylediği herşeyin temeli dayanağı var….. tutarlı, kayboldu sandığımız değerlere sahip çıkıyor, gerçek gerçek konuşuyor, yürekli.….

    hayalleri hepimizin hayalleri…. tüm dünyada göğsümüzü kabartacak ülkemin hakettiği lider….. 

    lafta değil hakikatte kendisine oy verenlerin değil tüm Türkiye’nin başkanı….

    izledikçe ümitlerimiz artıyor….

    UYAN TÜRKİYEM, TOPLUMUN HERKESİMİNDE HUZUR VE ADALETİN YENİDEN KURULACAĞI, KİN VE NEFRETİN İNANCA, SEVGİ VE BİRLİKTE MÜCADELEYE DÖNÜŞECEĞİ, ÜLKEMİZİ TEKRAR DÜNYADA SAYGIN KONUMA ULAŞTIRACAK BİR DÖNEME ADIM ATMAK BİZİM ELİMİZDE…

    Demokrasiyi tümden yitirmenin eşliğinden dönmek için….

    kuyunun dibinden çıkmak için….

    zorluklarla hep beraber mücadele için….

    vefasızlık yapmadan partilerüstü duruşu için zarif insan MUHARREM İNCE 

  • TEMEL KARAMOLLAOĞLU

    TEMEL KARAMOLLAOĞLU


    20 Eylül 1941 tarihinde Kahramanmaraş’ta doğan  Temel Karamollaoğlu,

    İlk ve orta öğrenimini çeşitli illerde tamamlamasının ardından

    1960’lı yıllarda burslu olarak gittiği İngiltere’’de    Manchester Üniversitesi’ne başladı.

    1964 yılında Bilim ve Teknoloji Enstitüsü Tekstil Teknoloji Bölümünden mezun oldu.

    1967 yılında aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamladı.

    1967 yılında ülkesine  dönüp Sümerbank’ta proje mühendisi olarak işe başladı.

    1967 yılında Devlet Planlama Teşkilat’nda (DPT) uzman olarak görev aldı.

    1967 ve 1972 yılları arasında DPT’de Tekstil Sektör Uzmanı olarak çalıştı.

    Askerlik hizmetinden sonra iki yıl özel sektörde çalıştı.

    1975 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürü olarak görev yaptı.

    1977 yılında Milli Selamet Partisi’nden Sivas Milletvekili seçildi.

    Parlamento çalışmalarında KİT Komisyonu Üyeliği yaptı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi olarak Türkiye’yi temsil etti.

    1978’de Parti Genel Kurulu Üyeliğine seçildi.

    1980 askeri müdahalesinden sonra 1987 referandumuna kadar aktif siyasetten uzak kaldı.

    1980’lerde bir müddet özel müşavirlik yaptı ve daha sonra bir tekstil firmasında Genel Müdürlük ve Koordinatörlük görevlerinde bulundu.

    Referandumla birlikte politik hayata geri döndü ve Refah Partisi Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi.

    1989 yılında Refah Partisi’nden Sivas Belediye Başkanlığına seçildi.

    Bir dönem Belediye Başkanlığı yaptı.

    1993 Sivas Katliamında saldırgan kitle Madımak Oteli’nin önündeyken yanlarına gittiğinde, ‘Mücahit Temel’ sloganlarıyla karşılandığı, kalabalığa hitaben “Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el fatiha diyelim” diye konuştuğu ve “Gazanız mübarek olsun” dediği basında çıkan haberlerde yer aldı.Karamollaoğlu, bu sözlerle ilgili yıllar sonra verdiği bir röportajda “Hiç hatırlamıyorum. Bir kalabalığı nasıl teskin edersiniz? Onların gönlünü alarak… Orada, ‘Oturun sakinleşin, bir Fatiha okuyun’ dememin, demememin bir önemi yok ki” dedi. Katliamın bir numaralı sanığı olan ve 17 yıldır firarda olan dönemin belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’ın hiçbir suçu olmadığını savunan Karamollaoğlu, katliamda yaşamını yitirenlerin yanarak değil, dumandan boğularak öldüğünü iddia etti. Karamollaoğlu, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesinin Sivas’a en büyük ihanet olacağını ve Türkiye’nin çok büyük acılar yaşadığını ama hiçbirinin bunun kadar istismar edilmediğini ileri sürdü.

    Temel Karamollaoğlu, Sivas katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey. Evet, 33 kişi can verdi, bunu kabul ediyorum.

    Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil.

    1994 Mahalli İdareler Seçimlerinde aynı ilde yeniden Refah Partisi’nden Belediye Başkanı seçildi.

    1995 Genel Seçimlerinde Refah Partisi’inden Sivas Milletvekili olarak Parlamentoya girdi.

    Bu dönemde NATO Parlamenter Asamblesi Üyesi olarak görev yaptı.

    Aynı dönemde Refah Partisi Grup Başkanvekilliğine seçildi. Bu görevini Refah Partisi’nin kapatılmasına kadar sürdürdü.

    Refah Partisi’nin Anayasa Mahkemesince kapatılmasından sonra Fazilet Partisi’ne katıldı.

    1999 seçimlerinde Sivas’tan yeniden Milletvekili seçildi.

    Bu yasama döneminde NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği devam etti.

    2000 tarihinde yapılan Saadet Partisi kongresinde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

    Yüksek İstişare Kurulu tarafından,

    24 Ekim 2016 tarihinde Saadet Partisi (SP) Genel Başkan adaylığına seçildi.

    30 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirilen Saadet Partisi 6. Olağan Kongresi’nde 891 delegenin 871’inin oyunu alarak Saadet Partisi Genel Başkanlığı görevine seçildi.

    2018 de   Türkiye Cumhurbaşkanı adayı olmak için 2 Mayıs 2018’de YSK’ya başvurdu ve seçmenlerin aday teklifinde bulunabildiği üçüncü gün olan 6 Mayıs 2018’de gerekli 100.000 imzaya ulaşarak aday olmaya hak kazandı.

    İyi derecede İngilizce bilen Karamollaoğlu,

    1965’den beri İngiliz asıllı Ayşe Yasemin Karamollaoğlu ile evli olan 5 çocuk babasıdır.

    “İngiltere’de tahsil yaptım.Oradayken de eşimle evlendim.Hem Müslüman oldu hem Türk vatandaşı oldu. Evleneli 53 yıl oldu. Benim çocuklarımın çoğu 50 yaşının üzerinde”

    Temel Karamollaoğlu Refah Partisi’nde grupbaşkan vekiliyken Ali Kalkancı’nın eşi Emire Kalkancı, Temel Karamollaoğlu’nun oğlu ile kızının kocasının tarikatının müritleri olduğunu iddia etmişti.Karamollaoğlu bunun üzerine yazılı açıklama yapmış ve “Bildiğime göre, çocuklarımın da dergâh tabir edilen bu yere birkaç defa (arkadaşlarının telkiniyle) gitmekten başka ilgileri olmamıştır” demişti.

  • Azerbaycan`in 100. Yasgünü kutlu olsun

    Azerbaycan`in 100. Yasgünü kutlu olsun

    28 Mayıs 2018

    Kardeş Ülke Azerbaycan`ın 100. Yaş Günü Kutlu Olsun!

    Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, de bağımsızlığına kavuştu. Azerbaycan`ın Başkenti savaş koşulları nedeniyle Gence ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade oldu.

    Büyük çoğunluğu Ermenilerden oluşan Daşnak-Bolşevik komiteleri, Mart-Nisan 1918 tarihinde, Bakü`da ve Azerbaycan`ın değişik yerlerinde onbinlerce Azerbaycanlı Türkü şehit etti. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, 15 Eylül 1918 de Bakü`yü Ermeni-Rus işgalinden kurtararak, daha büyük katliamları önledi.

    Bu nedenle, Nuri Paşa için Bakü`da güzel bir Anıtın yapılması, inanıyorumki Türkiye ve Azerbaycan halklarının da büyük özlemidir.

    Azerbaycan, 19 Ocak 1920 tarihinde Sovyetler Birliği Kızılordusu tarafından işgal edildi. Azerbaycan 30 Ağustos 1991 tarihinde yeniden bağımsızlığına kavuştu.

    Kardeş ülkemiz Azerbaycan halkı, Türkiye`nin ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi yönden büyük destek oldu. Türk Halkı`da her zaman Azerbaycan halkının yanında yeraldı.

    Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev`in bizi „Bir Millet iki devlet“ olarak tanımlaması, sonderece anlamlı ve önemlidir. Yaşasın Azerbaycan ve Türk halklarının kardeşliği.

    Prof. Dr. Hakkı Keskin

    [email protected]

    [attach 2]

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  RMENİ   FAALİYETLERİ  ( 30 Mayıs 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – RMENİ   FAALİYETLERİ  ( 30 Mayıs 2018 )

    1..  Ermenistan  Başbakanı Nikol Paşinyan, geçtiğimiz günlerde yapılan bir TV söyleşisinde, Ermenistan’da bir güç  değişimine yol açan sivil kampanyanın oligarklardan etkilenmeyeceğini ve çok güçlü olduğunu söyledi. (İ)

    1. Başbakan Nikol Paşinyan liderliğindeki Ermenistan hükümet heyeti bugün resmi bir ziyaret için Gürcistan’a geldi. Ermenistan ve Gürcistan Başbakanları özel görüşmelerinden sonra ortak açıklamada bulundular.  Gürcistan Başbakanı Giorgi Kvirikashvili,  “ Ermenistan’ın istikrarı ve demokratik gelişimi Gürcistan için büyük önem taşıyor, bu nedenle Ermeni halkının tüm dünyaya demokratik ilkelere bir bütünlük ve bağlılık örneği olduğunu göstermesiyle dost Ermenistan’daki son gelişmeleri yakından izliyorduk” dedi ve ülkesinin Ermenistan ile daha etkili işbirliğine olan bağlılığını yineledi.  Nikol Paşinyan ise, ilk resmi ziyareti olarak Gürcistan’a gelmesinin büyük bir onur olduğunu söyledi. (İ)
    1. Gürcistan Başbakanı Kvirikashvili, “ Gürcistan  için Ermenistan’ın istikrarı ve demokratik gelişimi kesinlikle önemli,  Gürcistan ve Ermenistan, ortaklıklarına yansıyan asırlık dostluk ve iyi ilişkilerdir” dedi.     (İ)
    1. Başbakan Nikol Paşinyan, Gürcistanlı mevkidaşı Giorgi Kvirikashvili ile yaptığı toplantı sonrasında Tiflis’teki ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ” Ermenistan ve Gürcistan’ın ortak uzun ve kısa vadeli ilgi alanlarına sahip olduğuna güveniyorum. Gürcistan’la ilişkilerin daha da geliştirilmesi, Ermenistan’ın siyasi gündeminde benzersiz bir öneme sahiptir” dedi.  (İ)
    1. Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan, Avrupa Günü vesilesiyle yaptığı konuşmada, Ermenistan’ın ulusal çaptaki sevgi ve dayanışma hareketinin dalgası üzerine kurulan yeni hükümetin Avrupa Birliği ile yakın işbirliğine devam etmeye kararlı olduğunu söyledi. (İ)
    1. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, İran ile ikili ekonomik ilişkilerin genişletilmesi gereğini vurgulayarak Ermenistan için büyük önem taşıdığını söyledi. Başbakan, “Ermenistan ile İran arasındaki siyasi ilişkiler şu anda yüksek seviyede” dedi ve ikili siyasi ilişkileri daha da artırmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya söz verdi. Bununla birlikte, siyasi ilişkilerden farklı olarak, İran’la ekonomik ilişkilerin de buna göre genişlemediğini kaydetti.“Hükümetimizin önceliklerinden biri, İran’la ticaret ve ekonomik ilişkileri genişletmektir” dedi. Paşinyan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı son telefon görüşmesinde, hükümetinin ekonomik ilişkileri daha da geliştirmeye hazır olduğunu ifade etti. (İ)
    1. Başbakan Yardımcısı Mher Grigoryan, Asya  Kalkınma Bankası (ADB) nin Ermenistan Ülke Direktörü Shane Rosenthal ile görüştü.  Grigoryan,  yaptığı açıklamada, Toplantıda,  ADB Ülke Direktörü   altyapı geliştirme, eğitim ve enerji alanlarında Ermenistan hükümeti ile ortaklaşa devam eden programlar sürecinin başlatıldığını  bildirdi. (İ)
    1. Ermenistan Sovyet sonrası demokrasi için neden bir laboratuvar. Talk Media News bu haftaki  dış politika radyo yayınında,  Nisan ayında Ermenistan’daki evrimsel politik devrimine, bunun nasıl gerçekleştiğine, daha sonra neyin ortaya çıkacağına ve neyin ön plana çıktığına dair  görüşleri yayınladı.  (İ)
    1. Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) ve Ermenistan Diaspora’nın yönetim organları  istişare toplantısı 29 Mayıs’ta ARF Bürosu’nun daveti üzerine Erivan’da  yapıldı. Ermenistan’ daki  yeni gerçekler bağlamında, toplantı Ermenistan’daki siyasi durum ve son iki ay boyunca partinin faaliyetleriyle ilgili derinlemesine tartışmalar yapıldı ve olası siyasi gelişmeler ve   gelecek planlara değinildi. Toplantı, partinin Ermenistan merkezli etkinliklere yeni ivme kazandırma taahhüdünü doğruladı ve halk hareketinin zaferinde parti organlarının benimsediği siyasi hareket tarzlarına  tam desteğini ifade etti. ARF,  Ermeni devletinin güçlenmesi ve pekiştirilmesinin bir Pan-Ermeni gündemi ve anavatanda ve diasporada Ermeniler için bir öncelik olmaya devam ettiğini belirtti. Toplantıda, ayrıca, halk hareketinin bir sonucu olarak yeniden doğuşa değinilmiş ve Ermenistan devletinin restorasyonunun 100 üncü yıldönümü vesilesiyle yeni bir anlam kazandıracağı, yeni bir başlangıç ​​için yolun açıldığı ve sadece güçlü Ermenistan’ ın hedefleri olduğu belirtilmiştir.  (İ)
    1. Ermeni, Süryani ve Yunan soykırım ortak İttifakı – Avustralya Bölümü (AUA) 1915 <sözde> soykırımından kurtulanların torunları olarak ortak bir açıklama yayınlaamış, soykırımı ve  soykırımın reddini protesto etti.  Avustralyalı Ermeni, Yuan ve  Süryani  topluluklarının  önde gelen halkla ilişkiler komiteleri, Senatör Kristina Keneally’nin Senato’ daki  soruşturma sorularını cevapladıktan sonra SBS  (Özel Yayıncılık Servisi) CEO’su Michael Ebeid’ “Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı Türkiye’sinin Ermeni, Yunan ve Süryani sakinlerine  karşı  sistematik girişimi olan Ermeni  <sözde> soykırımının inkârının reddedildiğini”  bildirmiştir.  (İ)
  • TÜRK LİRASI DEĞER KAYBETTİ, AVRUPA BANKALARI KRİZE GİRDİ

    TÜRK LİRASI DEĞER KAYBETTİ, AVRUPA BANKALARI KRİZE GİRDİ

    Türk Lirasındaki değer kaybı Avrupa Bankalarını krize soktu.  83 milyar $ ile Türkiye’ye en çok borcu veren İspanyol ekonomisi krize girebilir..


    Daha Düne kadar Türkiye ekonomisini öve, öve bitiremeyen ve Türkiye’ye para yağdıran yabancı finans fonları korkudan titremeye başladı.

    Övgüler üzerinden aradan çok bir zaman geçmemesine rağmen para verenler büyük pişmanlık içinde, zira Türkiye’nin bir krizde olduğu artık saklanamaz hale geldi. Krizin en önemli göstergesi ise sene başlangıcından beri %17 değer kaybeden Türk Lirası. Internasyonal yatırımcılar hemen Türk piyasasından çekildi. Kaçamayanlar ise ayakları bağlı olan Türkiye Devleti ve Türk özel şirketlere kredi vermiş yabancı bankalar.

    Borç dediğiniz öyle ufak tefek rakamlar değil, BIZ (Uluslararası Ödemeler Bankası) verilerine göre, bankaların Türkiye’ye verdiği borç miktarı Avrupa finans sistematiğini sarsacak büyüklükte tam 222 Milyar Dolar.

    En büyük korkuyu ise İspanyol bankaları yaşıyor, Türkiye’nin çökmemesi için dua ediyorlar. Zira kredilerin içinde 83 milyar $ ile İspanyol bankaları Türkiye’ye en çok borç veren bankaları oluşturuyor.

    35 milyar $ ile Fransızlar ikinci sırada iken, İtalyanlar 18,1 milyar $ ile oyun masasında.
    Her zaman ki gibi uyanık Almanlar ise 13 milyar $ ile kendilerini kurtarabilecek pozisyonda.

    İspanya’nın yatırımcıları ise korku içinde, zira İspanya’nın en büyük bankalarından BBVA Türkiye’nin 3.büyük bankası Garanti Bankasının %50 Sahibi. BBVA Bankasının geçen yılki bilançosundaki gelirlerin 1/3’ü Garanti bankasından gelen karlardı.

    Bu sene garanti bankasından kar gelmeyeceği gibi, çok büyük bir zarar da sözkonusu. BBVA bankasının hisse senetleri bu sene %14 değer kaybetti zaten.

    Türkiye Yapı Kredi Bankasının %41’ine sahip olan İtalyan UniCredit bankası ise, Türk Lirasının sert düşüşü ile birlikte %20 değer kaybetti.

    İtalya’nın en büyük Bankasının Türkiye kredileri yüzünden kriz türbülansına girmesi yanlız olmayacak, diğer Avrupa bankaları da bu türbülanstan payını alacak.

    İç politikada ise hala türkiye’ye komplo kurdular, doları yükseltip bizi batırmak istiyorlar safsatası pazarlanıyor.

    Kim 450 milyar $ borç verdiği ülkeyi batırıp parasını kaybetmek ister ki?

    Dr.Güler

    Kaynak:Die Welt

  • Fıtrî Bir Durum

    Fıtrî Bir Durum

    Bir şey var…Birinden, bir şeyden taaa baştan hazzetmezsem, sonunda gerçekten fos çıkıyor o kişi ya da o şey. Fıtrî bir durum. Ha % 1-2 yanıldığım olmuyor mu? Oluyooor. O kadar kusur Kadı Kızı’nda da olur derler…

    İlk görüp TV ekranlarında dinlediğimde (muhtemelen bugün jöleli denen o tarihte galiba ATV kanalında Sansürsüz adı ile program yapan Yiğit Bulut efendinin bir yayınında olabilir) Paşa’yı gözüm kesmiş, takip etmeye başlamıştım. Hatta bir sıcak İzmir günü üşenmemiş bir alan mitingine (2011) de gitmiştim. (Ne yazık 100 kişi bile yoktu ortalıkta, bu yüzden vakit de geldiği halde gelmemiş olduğundan dönmüştüm. Daha sonra gelmiş ve az bir kalabalığa konuşmuş olduğunu izledim sosyal medya denen yerde.)

    2 Kere de İzmir Kitap Fuarına imza için geldiğinde konuşmasını en önden dinlemiş ve de 2 soru bile sormuştum 2.sinde (Videosu int’de bulunabilir)

    Ama…ne zaman ki Partiyi, gençlere teslim ediyorum diye terketti (haklı olduğu esaslar var olmadığı esaslar var) ve de ard arda Genel Başkan değişti durdu bir kaç yıllık partide, soğudum.

    O soğukluk bu gün Vatan Partisi desteği ile buz kesmiştir. Perinçek; son gün Menemen Y.S.K. İlçe’ye gidip 1 aday fazla olsun bu tarafta diye imza verdiğim ama bugüne kadar da Türkiye ve Avrupa güzeli rahmetli Günseli Başar’ın bir röportajda dediği gibi “Ya bu adam da kim, benim kafamdakileri bir bir söylüyor ekranda” diye sorup (2001’den sonra) Doğu Perinçek adlı zât olduğunu öğrendiğim kişiydi düne kadar.

    Bunun hemen ardından da “Seçilemezsem 2. turda Erdoğan’ı desteklerim” dediğini duyunca, verdiğim imzamı (geri çekemediğimden) burada yazarak, ilânen harâm ettim. Belki o yukarıda belirttiğim % 1-2’den biri de bu.

    Şimdi Paşa bu adamın (adamı değilse bile onun fikirlerinin hakîm olduğu) Partisini destekliyor ve bunu da çıkıp savunuyor.

    Hoca yolda giderken bir bakmış adam ağaca çıkmış elinde testere bir dal kesiyor ama oturduğu dalı kesiyor, birazdan küt aşağı düşecek. Durup demiş ki : – Efendi o dalı kesme, düşersin. Ama adam oralı olmamış ve hoca az uzaklaşmış iken dal paaat zayıfladığı yerden kırılmış ve adam düşmüş. Hemen hocanın peşinden koşup yakalamış ve – Benim düşeceğimi bilin, öleceğim zamanı da bilirsin, söyle ne zaman ? diye sormaz mı? Oysa oturduğu dalı kesince adamın düşeceği pekalâ belli, bilmek kerâmet değil.

    Eğer Paşa Vatan’ı destekliyorsa ve de kazanamıyacağı bir seçim yarışına giren Perinçek, 24 Haziran sonrası 8 Temmuz için AKP Genel Başkanını desteklerse (yardımcılıklardan birini kapmak için), olacakları bilmek için adımın Nasreddin olmasına gerek yok.

    Siz sormadan söyliyeyim :Monokrasi

  • BÜYÜK USTA ÖLDÜ, YAŞASIN YENİ USTA

    BÜYÜK USTA ÖLDÜ, YAŞASIN YENİ USTA

    20. yüzyılın başlarında petrol ve doğal gaz rezervlerinin keşfi Ortadoğu’da karmaşa başlattı.
    Son olarak Doğu Akdeniz’de önemli hidrokarbon kaynakları, dikkate değer bir uluslararası ilgiye neden oldu.
    Başarılı bir şekilde gelişirse Akdeniz’den  dünyanın enerji manzarasının  değişebileceği,
    Enerji güvenliği, ekonomik refah ve küresel işbirliğini teşvik etmek üzere bir çığır açılabileceği,
    Finansal bağlantılar ve ortak işbirlikleriyle  Orta Doğu’dan Çin’e kıtasal düzenin daha açık ve kapsayıcı hale gelebileceği öngörüldü…

    *

    1969’da Mısır’da ilk açık deniz keşfi yapıldı.
    2000’li yıllarda İsrail’in ve Gazze Şeridi’nin sahil kasabası Aşkelon’un batısındaki sığ sularda,
    2009 ve 2010’da Tamar ve Leviathan sahalarında, 2011’de İsrail’in güneyi ve Kıbrıs’ın güney sahilinde,
    2015’te Akdeniz açık deniz bölgesinde dev Zohr sahasında büyük miktarda gaz sahası keşfedildi.
    Daha da önemlisi, bölge dünyanın en az keşfedilmiş havzalarından biridir.
    Uluslararası ajanslar  hâlâ 10 trilyon metreküp keşfedilemeyen gaz potansiyeline işaret ediyor…

    *
    Doğu Akdeniz’de yeni keşfedilen sahalarla, Ortadoğu’da ve Hazar Bölgesi’de hidrokarbon kaynaklarının,
    Jeopolitik etkileri olan muazzam teknik, idari, güvenlik, hukuki ve siyasi zorluklara rağmen çıkarılması ve dağılımı;
    Bir zamanlar savaşan ülkeler arasında bile çeşitli ekonomik ve diplomatik girişimlere yol açtı.
    Bölgedeki stratejik rekabetler giderek dünya için bir evrime dönüştü.

    *

    Yaşam, bilgi teknolojilerini elinde bulunduran güç ya da iktidarın sömürgeciliğini insandan geliştirip tüm dünyaya işlediği yönde gelişiyordu.
    Bilgi teknolojileri ABD’nin tekelindeydi ve o’da işbu küresel enformasyonel emperyalizmini dünyaya sunuyordu.
    Yani sahip olduğu gücle diğerlerinin zihinleri ve eylemleri üzerinde kontrol iddiasında bulunuyordu…
    Neo-liberalizm ile birlikte  yeni hayat tarzını ulus devletlerin ötesinde dizayn etmeye yöneldiler.
    Ülkeler uluslararası şirketler üzerinden uluslararası hukuka dahil olacaktı…

    *
    Nitekim bugün, Kuzey Irak’ta Türkiye dahil, ABD, İngiltere, Kanada, Norveç, BAE, Çin, Hindistan, Güney Kore, Fransa, Macaristan, Moldova, Avusturya, Kıbrıs, Avusturalya gibi ülkelerin enerji, petrol ve gaz, inşaat, taahhüt altyapı firmaları bulunuyor.
    Otuzdan fazla uluslararası petrol ve gaz firması, mesela  Çin’in Sinopec, Güney Kore Addax Petroleum, Kanada’nın Talisman, Norveç’in DNO, İngiliz Sterling Energy, Türkiye’den Genel Energy  zengin yatakların olduğu sahalardaki faaliyetlerini dünya pazarlarına arz ediyor…
    14 Nisan’dan beri de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa Kuzey Suriye’de bir koridor oluşturdular ve bölgeye NATO’yu getirdiler…
    NATO güvencesiyle Fransa; Suriye petrolü, gazı ve taşımacılığı  için TOTAL SA şirketini, İngiltere; British Petroleum  şirketini, ABD ise ExxonMobil şirketini Kuzey Suriye’ye taşıdı.
    Böylece Kuzey Irak’tan sonra  Kuzey Suriye’de uluslararası şirketler üzerinden uluslararası hukuka dahil oldu…

    *

    2006’da ABD Başkanı G.W. Bush, Kabil’de Afganistan’ı merkez alan ve bölgede bütün ülkeleri kapsayan “Büyük Orta Asya’da İşbirliği Konferansı” düzenledi.
    Bölgede ekonomi, kalkınma, güvenlik, eğitim gibi alanlarda çok boyutlu işbirliğinin sağlanmasını öngördü.
    Konferans’ta ABD’nin teklifi “Yeni İpek Yolu” projesiyle; Afganistan sorununun çözülerek istikrarın sağlamlaştırılması,
    Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na, Güney Asya ve ötesine doğru temel ulaşım yollarının açılmasıyla bölgenin Batı’ya entegrasyonun güçlendirilmesi kararı alındı.
    Proje denize doğrudan açılamayan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini olduğu gibi Çin, Hindistan, Rusya dahil tüm ülkelerin kalkınma vizyonunu etkiledi.
    İpek yolu güzergâhında bulunan Güney Kore, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye;
    Küresel piyasaların demokrasi ve ekonomik kriterleri başlığında ortaklaşmak, aralarındaki psikolojik duvarları yıkmak, piyasaları canlandırmak ve güvenliği sağlamak adına heyecanlandılar…

    *
    Türkiye, Doğu-Batı güzergâhında İpek Yolu’nun yeniden canlandırılmasında transit ülke konumundaydı.
    Yeni İpek Yolu projesine katılımın bir örneği olarak Gürcistan ile ortak, gümrük kapılarında basitleştirme sağlandı.
    İstanbul’un Finans Merkezi yapılması, Galataport, Kanal İstanbul projesi, Marmaray projesi, Yavuz Selim Boğaz köprüsü, 3.Hava Limanı yeni İpek Yolu Projesi kapsamındaydı.
    Kalkınma Ajansları ve Serbest Ticaret Bölgeleri de…
    R.T. Erdoğan bu sayede “Büyük Usta” oldu!

    *

    Ama o sıralarda ABD kapitalizmi aldığı önlemlerle Çin’in ebedi bir büyüme makinesi olmadığının propagandasını yapıyor,
    Çin ise ABD’nin bölgeyi jeopolitik kontrolü altına alması, etkisini doğrudan kendi sınırlarına yakınlaştırmasından endişeleniyordu.
    Hidrokarbon ithalat hacmının önemli ölçüde artmasıyla kendi enerji güvenliğini sağlamak zorundaydı.
    O yüzden Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Hazar bölgesi hidrokarbon rezervlerine olan ilgisini bölge ülkeleriyle geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkilerde göstermeye azim etti.
    Giderek Kabil’de karar altına alınan İpek Yolu- Kıtalararası Mega Proje’yi sahiplendi.
    O gün ABD’nin, bugün Çin’in önderliğindeki proje;
    Şimdi Çin’den başlayıp Orta Asya ve Rusya üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaşan İpek Yolu’nun yeniden canlandırılmasını öngörüyor.
    Hayata geçirilmesi halinde Çin’in, Pasifik’ten İngiltere’ye kadar etkisini genişleteceği düşünülüyor…

    *

    Geri planda Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları için Arap devletleri ile İsrail arasında,
    Farklı alanlarda; Altyapının ortak gelişimi: Optimal yatırım kararlarını üretmek, pazara çıkış süresini en aza indirmek: Daha değerli pazarlara erişimi maksimize etmek için ittifaklar oluşturuluyor.
    Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail kaynakların Avrupa’ya aktarılmasında ortaklık yapıyor.
    Rusya doğalgaz arzında kesinti yaşanması halinde AB üye devletleri çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları ve rotalarını görmekten çok memnundur.
    Rusya’nın da doğalgaz konusunda liderliğini sürdürmesinin yolu Doğu Akdeniz enerji denklemindeki yerini sağlamlaştırmaktan geçiyor.

    *

    İran’da Çin’e mâlolan İpek Yolu projesini destekliyor.
    Çin’den Myanmar, Bangladeş, Hindistan, Pakistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, İran, Irak, Suriye,  [Türkiye’de Yavuz Selim Boğaz Köprüsü], Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere güzergahına sahip, İran yüksek hızlı treni faaliyete geçmek için 2020-2025 yıllarını bekliyor…
    Irak- İran ticaret koridoru ve  Afrin- Rojava bölgesi- Irak arasında mal dolaşımında İpek Yolu kapsamında Irak’ın Peshkhabur kentine yapılan kuzeydoğu geçidi uluslararası piyasalara ulaşıyor.
    Bu yüzden Şengal, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ve Irak- İran ticaret koridorunda  stratejik önemdedir.
    Suriye’de Deir el-Zor ve Palmyra bölgeleri Çin’in İpek Yolu projesinde  Suriye- Türkiye ticaret koridorundadır.

    *

    Bu noktada Türkiye’de Müslüman Kardeşler Örgütünün hamisi yani İslamcı Cihadizm’in önderi  R.Tayyip Erdoğan;
    Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta ekonomik ilişkilerden örgütlediği İslami sermaye çevreleri ve Kürtlerin Türkiye’nin ekonomik ve siyasi kontaklarına bağlılığından yararlanmak ve bu koridorlara sahip olmak üzere;
    Stratejik ve ekonomik çıkarlarını giderek daha fazla birleştirmek ve mevcut güvenlik mimarisini pekiştirmeye yardımcı olmaya gayret göstermesi gerekirken,
    Ve NATO ile İsrail’in önemli bir Amerikan müttefikliğinin bir parçası olmasına rağmen;
    İşte Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonlarıyla Suriye ve Irak üzerinden yeni oluşturulan Arap-İsrail ittifaklarını tehdit ediyor.
    Rusya’nın genişlemesini kolaylaştırmanın çabasını veriyor.

    *

    Bu yüzden “Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral” söylemi doğrultusunda Türkiye’de, Haziran 2015 seçimlerinden beri bekleyen;
    “Yeni Usta” lakabıyla CHP Genel Başkanı K.Kılıçdaroğlu sahneye çıkmıştır.
    Sepetinde Türkiye’nin ancak küresel boyutlu bir hamle ile sıçrama yapabileceği ve ülkeyi içinde bulunduğu orta gelir tuzağından kurtaracağını iddia ettiği,
    “Yüzyılın Ekonomi Projesi:Merkez Türkiye” projesi bulunuyor.

    *

    Projeye göre lojistik, finans, hafif imalat, otomotiv markaları bu merkezde yer alacaktır.
    Proje Orta Doğu, Kafkaslar, Orta Asya ve Afrika’ya erişimi kolaylaştıracak.
    İpek Yolu ile Çin’den gelen bir ürün, Mersin veya İskenderun limanlarına ulaştıktan sonra tren yoluyla “Mega Kent”e gelecektir.
    Mega Kent çevresinden itibaren Kalkınma Ajanslarını, Serbest Ticaret bölgelerini, organize sanayi bölgesini ve teknopark yerleşkesini kapsayacaktır.
    Özel bir yasası olan Mega Kent’ te bir vali olacaktır ama yönetim büyük ölçüde sivil toplum kuruluşlarından oluşacaktır.
    Ürünler burada depolanacak, işlenecek, ambalajlanacak ve çevre ülkelere demir yolu, hava-kara-deniz yolu vasıtasıyla gönderilirken;
    Türkiye elde ettiği ticarî gelirle orta gelir tuzağından çıkacak ve Erdoğan’ın bıraktığı yerden yeni küresel sisteme entegre olabilecektir…

    *
    Zaten  dünyanın iki büyük ülkesi ABD ve Çin birbirleriyle ve dünyayla çatışmalarının bütün dünyaya zarar vereceğini görmüş,
    İki ülke de işbirliği içinde olması gerektiğinde uzlaşmışlardır.
    Şimdi her iki ülke küreselleşmiş bir dünyada çok taraflı ticareti “Adil Ticaret ” başlığıyla savunuyor.
    “Yeni Usta ” heyecanla bekliyor…

    30. 5. 2018

  • Araba Teknolojisi Eski Teknoloji midir?

    Araba Teknolojisi Eski Teknoloji midir?

    LÜTFEN OKUYUP PAYLAŞALIM: Araba Teknolojisinin Eski Teknoloji Olması Üzerine Bir Not

    Araba eski teknoloji miProgramın tamamını izlememiş olmakla birlikte Muharrem İnce’nin CNN Türk’teki programda “araba teknolojisinin eski bir teknoloji olduğu” üzerine bir söz söylediğinden bahsediliyor. Bu sayfanın kurucusu ve hem yurt içinde; hem de yurt dışında mühendislik yapmış; bunun önemli bir kısmını da otomotiv alanında yapmış birisi olarak kısaca bir not düşmek ve sizlerle paylaşmak istedim.

    En baştan söyleyeyim. Ince çok haklı, zira araba çok eski bir teknoloji. Bizim montaj seviyesinde buna dahil olmamız ve halen daha dört tekerlekli bir araba yapmanın bizim için bu kadar siyasete alet olacak kadar dile düşmüş olması ise; ancak bizim teknoloji alanında ne kadar geriden geldiğimizin göstergesidir. Ilk motorlu arabanın yapılmasının üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmiş ve biz halen daha o ilk adımı dahi atamamisiz.

    Elbette bu 1 asırdan uzun zaman evvel o ilk arabayı yapanlar ile aramızda makas çok ciddi şekilde açıldı. Zira adamlar bırakın yolda giden arabayı, uzaya giden ve vakum ortamda hareket edebilen taşıtlar yaptılar. ki bunu 50 yıldır yapıyorlar. Siz düşünün artık neler yapabiliyor olduklarını. Bu tür taşıtlar da, sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, 4 tekerlek, 4 koltuk, iki tane de fardan ibaret yapılar değil. Arkasında çok ciddi bir matematik, fizik, temel bilimler ve müthiş mühendislik altyapısı bulunduran cihazlar.

    Araba olayına geri dönersek, araba endüstrisi de 50 yıl evvel uzay taşıtları üretmeye başlayan bu teknolojiden tabii ki nasibini aldı. Bugün artık araba 4 tekerlek, 4 koltuk, bir de kaporta olmanın çok ötesinde. Bugün artık kendi kendini kullanan, petrol kullanmayan arabalardan bahsediyoruz. Yani yapay zekadan, enerjinin depolanması için yepyeni araştırmalardan bahsediyoruz.

    Yani bir zamanların arabası, hatta bizim ancak su anda montajını yaptigimize araba; çok gerilerde kalmak üzere. Güney Kore, Almanya gibi ülkeler her yıl binlerce bu konularda doktora tezi üretiyorlar (bu arada, size cep telefonu, televizyon satan LG’nin dünyanın sayılı nükleer enerji araştırma laboratuvarlarından birisine sahip olduğunu; bizim daha ancak Rusya’ya para vererek yaptırdığımız nükleer santrallerin 1000 kat daha güçlü nükleer füzyon araştırmaları yaptığını biliyor musunuz?). Ve bu araştırmaların alt yapısı çok ileri matematik, fizik, kimya ve mühendislikten geçiyor. Artık arabalar kameralarla yola bakıyor, lazer ve radar yardımıyla çevresini tanıyor, sonra bu topladığı bilgileri değerlendirip saniyenin 10’da birlik süresi içerisinde bir sonraki hareketi için bir karar veriyor.

    Bu bahsettiğim sistemin yüzlerce parçası beraberce çalışıyor ve inanılmaz bir matematik alt yapısı ile hareket ediyor. Her biri inanılmaz derecede karmaşık sistemler, onbinlerce yetişmiş mühendisin yıllarca süren çalışmaları ile ortaya çıkıyor. Sadece bunların geliştirilmesi de değil mesele. Çalışan sistemlerin de ne tür kanunlara uyması gerektiğini belirten çok ciddi otomotiv standartlarına da uymak zorundalar. Bu yüzlerce sistemin en küçük bir bilgisayar yazılımı, elektronik parçası dahi belli bir sertifika almadan kullanılamıyor.

    Bunları da bir şirket, mesela Mercedes, BMW vs. kendi başına yapmıyor. Zira iş böyle firmaların (ki her biri otomotivde dünyanın en önde gelen şirketleri) bile kendi başına altından kalkabileceklerinden bile çok büyük. O yüzden bu elektronik ve bilgisayar sistemler yüzlerce başka firma tarafından geliştiriliyor ve bu firmalar da yazılımın bazı parçalarını başka firmalardan; hatta üniversitelerden alıyorlar.

    Yani olay, bir para babasının çıkıp “ben araba yapacağım” demesi aşamasını coktaaaan geçmiş durumda. Su anda dünyadaki otomotiv sanayi inanılmaz bir hızda, inanılmaz gelişmeler yaşıyor. Ve bu onlarca yıl süren eğitim, çalışma ve girişimcilik ürünüdür. Bir para babasına “hadi araba yap” diyerek en fazla Almanya, Kore gibi ülkelerin 30-40 yıl evvel yaptıklarının kopyasını yapabilirsiniz. Onu da ancak kopyala-yapıştır yaparak…

    Bu işin cevheri bellidir: Gençlik ve eğitim! Bunların değerini bilmeden, hissetmeden ve hissettirmeden hiç bir şey yapamazsınız! Bilmediğiniz konularda her tarafı, özellikle de üniversiteleri karıştırarak hem ülkenin; hem de bu gençlerin geleceğini elinden almış olursunuz. Hatta en kötüsü de, bu iş yapacak insanlar rakiplerinize kaptırmış olursunuz. Zira tüm teknoloji dünyası bu tür gençlerin peşine düşmüş durumda. Sizin böyle bir insana gelecek sunamıyor olmanız, onların böyle bir potansiyeli kullanmasına engel olmayacaktır.

    O sebeple çekin elinizi gençlerden, eğitimden! Sizin o ithalat ihracat açığınızı ne tek bir para babası, ne sizin merkez bankanız, ne yukarından verdiğiniz emirler kapatır. Bunu ancak eğitilmiş, parlak gençlerinizin atilimciligi ve sizlerin onlara vereceği destek kapatır. Dolar kurunuzu ancak bu genclerin üretimi uzun vadeli sabitler. Zira ancak onlar getirisi yüksek ihracat malları üreteceklerdir. Kimse sizin 4 teker kaportadan oluşan arabanıza muhtaç değil. Bir çok ülke zaten bu kadarını üretiyor. Ama siz bu genclikteki üretkenliği, bu cevheri ortaya çıkarıp onları tesfik etmeye muhtaçsınız! Başka yolunuz yok!

    Böyle teknoloji gerektiren bir alan, önceden gelen bir araştırma gelistirme gerektirir. Mesela eğer bir IHA alanında basari elde ettiysek eğer, bu alana yogunlasabiliriz, zira argo altyapımız vardır. Otomotiv sektörü önümüzdeki 5 yıl içerisinde önemli bir devrim gerçekleştirecek. Eğer biz bir yerinden tutmak istiyorsak, yatirimi 5 yıl sonra demode olacak bir sisteme degil, 5 yıl sonraki devrime ortak olacak bir teknolojik altyapı, araştırma gelistirme hazirligina harcayalım. Çok samimiyim; kim olursa olsun yönetimde kazanan hepimiz oluruz. Ana fikir bu.

    Bu yüzden dir ki; Muharrem İnce gibi bir eğitimci bunu adayların içinde en iyi bilen; dolayısı ile gençleri bu denli öne çıkaran kişidir.

    Muharrem İnce sonuna kadar haklıdır.

    NOT: 40 yıl evvelin teknolojisi, artık teknoloji değil, teknoloji çöplüğüdür. Buna çeşni olsun diye yapılan yatırım para ve zaman kaybından başka birşey değildir! Otomotiv sektörüne girecekseniz, 5-6 yıl içinde yaşanacak akıllı/otonom araçlara yatırımdır yapılması gereken. Veya enerji meselesine yatırım yapabilirsiniz! Bu ise topyekün hareketlenmeyi gerektirir. Ne üniversiteler tek başına işin içinden çıkar, ne de sanayi üniversitesiz başarılı olur! Ne de bu ikisi devletin koordinesi ve teşfiği olmadan uzun süre devam edebilir! Bu birisinin emir vermesi ile olmaz! Yıllardır tapılan, inşaata gömülen ölü yatırımlara döner! Ülkenin artık böyle saçmalıklarla kaybedecek zamanı yok!

    Yok eğer ben kaportanın içine başkasının elektroniğini, motorunu takar, üzerine de kendi ismimi basarım derseniz ancak kendinizi ve seçmeninizi kandırırsınız!

    Tekrar ediyorum: Dünyanın hiç bir yerinde başarılı olmuş teknoloji markaları perde tüccarından çıkmaz! Konunun uzmanı yetişmiş elemanların girişimi ile çıkar!

  • Gelecek öngörüsü!

    Gelecek öngörüsü!

    İnsanoğlu geleceği bilmek için çok gayretler sarf etmiştir. Gelecek tahmini yapmak âdettendir.

    Gelin birlikte dört yıllık, tarihsel verilerden hareketle, bir gelecek öngörüsü yapalım.

    Bu yerkürenin içinde bir yerde yaşadığımıza göre, yer kürede olup bitenlerden kopuk bir geleceğimiz olamaz.

    Küremizde hızla yeni dengeler oluşuyor. Oluşan bu yeni dengeler yeni ilişkilere sebebiyet veriyor.

    Değişmekte olan ilişkilerin temelinde, üretim ve tüketim var.

    Geçmiş kırk yılda hayata damgasını vuran tüketim ve o tüketime karşılık gelen borçlar damgasını vurdu.

    Çin ve Asya’nın ürettiklerini tüketmek için ABD’den borç alıp tüketiyoruz. Böyle bir düzende, ABD sadece para basıp, para satan bir ülkeye dönüştü.

    Bırakınız, dünyada üretim yapan diğer üretim sektörleriyle çatışmayı, ABD kendi üretim sektörüyle bile çatışkı haldedir.

    Otomobil üretiminde bile zorlanmaktadır.

    Geçtiğimiz otuz yılda, Asya’nın ürettiği, Amerika’nın bu üretime karşılık gelen kağıtları bastığı dönem artık geride kalmıştır.

    Üretimde ki bu geri gidiş, ABD’yi siyasal, sosyal ve askeri yönden zorlamaya başlamıştır.

    Asya’da üretim artıkça, Amerika’nın dünyadaki siyasal egemenliği aşağı inmiştir.

    Amerika ile Türkiye arasındaki sorunların temel kaynağı; ABD’nin bölge hakimiyetini sürdürmesi gelip Türkiye sınırlarına dayanmış olmasındandır.

    Bölgeyi egemenliği altında tutamayan bir ABD, zembereği bozulmuş bir saate dönüşmüştür.

    Önümüzdeki dört yılı; bölgede gücünü yitirmekte olan bir ABD ile bölge ülkeleri arasındaki gerilimlerle geçireceğimiz görünmektedir.

    Rusya’nın, Suriye’deki varlığı, bölge ülkelerini ABD’ye karşı daha cesur davranmaya sebebiyet vermektedir. İşgal ettiği Irak’ta bile tutunması hayli zor görünmektedir.

    Bölgede PYD/PKK ve Suudi Arabistan’ın desteğine muhtaç olan bir ABD ile karşı karşıyayız.

    ABD/Suudi Arabistan/ İsrail ittifakının pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilmemiz gerekir. İslam-ı İslam-a kırdırmak da artık zorlaşmaktadır.

    Bölge ülkelerinden yeterince destek alamayan ABD, PKK/PYD’den oluşan bir Kürdistan kurarak, bölge hakimiyetini sürdürmek istiyor.

    ABD’nin bölgede Kürdistan kurmak istemesi Kürt halkına devlet bahşetme amacından kaynaklanmıyor.

    Bu coğrafyada, tutunabileceği bir bölgeyi elinde tutmak istemesinden kaynaklanıyor.

    Aşırı borçlardan dolayı, eğer Türkiye’yi yönetenler ABD’ye tamamen teslim olurlarsa, ABD de bölgede bir Kürdistan kurmaktan geçici (taktik) olarak vaz geçerse, borçları borçlarla katlayarak bir dört yıl daha geçiririz.

    Aşırı borçlanmış bir Türkiye’nin, ABD’ye telim olması oldukça yüksek bir ihtimaldir.

    Lakin sürdürülecek olan neo-liberal ekonominin borç ve işsizlikten başka bir şey üretmeyeceğini de biliyoruz. Dört yıl sonra daha büyük borçlar ve da ha çok işsizlikle karşılaşacağız demektir.

    Gerek iktidar gerekse Meclisteki muhalefet partileri neo-liberal programlar açıkladılar. Her ne kadar üretim sözcüğünü telaffuz etmiş olsalar da, nasıl üreteceklerini hiç belirtmemişleridir.

    Piyasa diye algıladığımız ilişkilerin ve kural koyucuların çok uluslu karteller olduğunu unutmamalıyız.

    Piyasaya teslimiyet, piyasanın arkasındaki kartellere teslimiyettir.

    Milli, halktan yana, devrimci kararlar alabilen siyasal oluşumlar kendini dayatmaktadır.

    Türkiye’nin sorunları sıcak para tedarikçilerine bırakılamayacak kadar yakıcıdır.

    Türkiye çok büyük kararların arifesindedir.

    30.5.2018

  • TEK BİR HAMLE YAPARLARSA GÜL’Ü VE DAVUTOĞLU’NU FETÖ’DEN HAPSE ATARIZ

    TEK BİR HAMLE YAPARLARSA GÜL’Ü VE DAVUTOĞLU’NU FETÖ’DEN HAPSE ATARIZ

    BU SÖZLER AKP’DEN: “TEK BİR HAMLE YAPARLARSA GÜL’Ü VE DAVUTOĞLU’NU FETÖ’DEN HAPSE ATARIZ”

    11. Cumhurbaşkanı Gül’ün eski basın danışmanı Ahmet Sever yeni kitabında AKP içinde yaşanan güç savaşlarını anlattı.

    Uzun yıllar 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün basın danışmanlığını yapan Ahmet Sever’in görev süresinde yaşadıkları ve sonrası ile ilgili tarihi bilgilerin yer aldığı ikinci kitabı bugün piyasaya çıktı. Sever “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın – Tanıklığımdır”isimli kitabında Gül’ün Erdoğan’ın engelleme girişimlerine rağmen 2007 yılında son dakikada yaptığı basın toplantısı ile Cumhurbaşkanı olabildiğini açıkladı. Geçen yıl yapılan referandumdan önce İngiliz gazeteci Daved Gardner’e ‘Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar hapse atarız’ diyen

    AKP’linin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop olduğunu belirten Sever bu sözün Erdoğan’ın onayı olmadan söylenemeyeceğini savundu.

    SEN KARIŞMA SADULLAH!’

    Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberine göre; yandaş medyada Abdullah Gül’ün cemaate yakın olduğuna ilişkin suçlamalara değinen Sever Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon davasında tutuklanmasının ardından yaşananları anlattı. Sever Kitaba göre Şık ve Şener tutuklandıktan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin Başbakanı Erdoğan’la görüşmeye gittiğinde Özel Kalem’de İstanbul İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer’i (halen FETÖ’den tutuklu) gördü. Yılmazer Ergin’e Şık ve Şener’in tutuklanma gerekçelerini gösteren bir sayfa verdi. Kâğıdı okuyan Ergin Yılmazer’e “Bu suçlamalarla değil tutuklamak kimlik bile soramazsınız. Sayın Başbakan’ı da bu dayanaksız suçlamalarla yanlış yönlendirmeyin” diye uyardı. Ergin Erdoğan’ın yanına girdiğinde tutuklamalardan duyduğu endişeyi paylaştı 2 gazetecinin tutuklanmasını gerektirecek delil olmadığını bunun Ergenekon ve Balyoz davalarının meşruiyetine gölge düşüreceğini söyledi. Erdoğan’ın tepkisi kısa ve sertti: “Ne yani? Yargıya müdahale etmek mi istiyorsun? Yargının işine karışma. ” Sever kitaba bu bilgileri teyit etmek için aradığı Sadullah Ergin’in bilgi vermediğini ancak başka kaynakların doğruladığı notunu düştü.

    CEMAAT ERGİN’İ İSTEMEDİ

    Ergin’in Cemaat’in yargıda güçlenmesinden tedirgin olduğunu şimdi firari FETÖ’cü olan Zekeriya Öz’ün başına buyruk keyfi tavırlarından rahatsız olduğunu belirten Sever Ergin’in 13 ay boyunca Öz’ün randevu taleplerini geri çevirdiğini ve bu yüzden cemaat Ergin’in bakan olmaması için yoğun kulis yürüttüğünü yazdı. 15 Temmuz’dan sonra Ergin’e FETÖ’cü etiketi yapıştırılmaya çalışıldığını belirten Sever “Oysa yargıdaki tüm operasyonlar Erdoğan’ın Cemaatçi istihbaratçı ve savcılarla yakın iletişimi bilgisi ve onayı ile yürütülüyordu. Zekeriya Öz de doğrudan Erdoğan’a bağlı çalışıyordu” diye yazdı.

    GÜL-CEMAAT GERİLİMİ

    Cumhurbaşkanı Gül’ün Şık ve Şener’in tutuklanmaları ile ilgili kaygı duyduğunu belirten açıklamasının ardından Savcı Öz’ün Gül’ü doğrudan hedef alarak “Hiçbir makam ve merci bize talimat veremez” diye karşı açıklama yaptığını anımsatan Sever bu olayın Gül’ün Cemaat’e karşı koyduğu ilk açık tavır ve yaşanan ilk gerilim olduğunu yazdı.

    TOPLANTININ PERDE ARKASI

    Sever yazdığı ilk kitaptan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in aradığını ve 11 Ağustos 2014’de AKP olağanüstü kongresinin Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresinin bitiminden bir gün önce gerçekleştirilerek AKP Genel Başkanlığına aday olmasının önlenmesine ilişkin kararın alındığı Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında neler konuşulduğuna açıklık getirdiğini belirtti. Ergin MKYK toplantısında Erdoğan’ın kongrenin 4 Gül’ün Cumhurbaşkanlığı yaptığı sırada basın danışmanlığını yapan Ahmet Sever’in “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın – Tanıklığımdır” adlı kitabı bugün piyasada olacak 4 Kitapta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemiyle “b ir aile” olan AKP’nin bir süredir nasıl ne kadar çözüldüğünü gösteren olaylar ve kendi içlerindeki kavgalara kadar birçok önemli ayrıntı yer alıyor 27 Ağustos’ta yapılması için oylamaya geçilmesini isteyince yaşananları şöyle anlattı: “Ben hemen elimi kaldırarak söz istedim. 2012 yılında Sayın Abdullah Gül’ün bir daha seçilemeyeceğine dair karar alarak bir mahcubiyet yaşadığımızı bu mahcubiyeti daha üzerimizden atamadan ikinci bir mahcubiyet yaşamamamız gerektiğini dile getirdim. Kongrenin iki üç gün geciktirilmesinin yani Sayın Gül’ün görev süresinin bitiminden sonra yapılmasının partimize hiçbir zarar vermeyeceğini 27 Ağustos’ta gerçekleşmesi halinde Sayın Gül’ün önünü kesmek için özellikle öne alındığı gibi bir algının doğacağına işaret ettim. Benden sonra Hüseyin Çelik ve Abdülkadir Aksu da söz alarak Cumhurbaşkanı Gül’ün MKYK sürerken yaptığı ‘Partime döneceğim’ açıklamasını gündeme getirdiler ve bu koşullarda kongrenin Gül’ün görev süresi dolmadan bir gün önceye alınmasının parti tabanına izahının da zor olacağını ifade ettiler. ”

    ÜÇ KENDİNİ BİLMEZ’

    Bu itirazlara rağmen yapılan oylamada oybirliği ile Erdoğan’ın istediği karar çıktı ama Erdoğan salonu terk ederken yanındakilere Ergin Çelik ve Aksu hakkında öfkeli bir tonda ‘Üç kendini bilmez’ ifadesini kullandı.

    Sadullah Ergin ayrıca 2012 yılında Cumhurbaşkanı Gül’ün ikinci kez aday olmasının engellenmesine ilişkin kanun değişikliğinin de Erdoğan’ın isteğiyle yapıldığını söyledi.

    Sever “Erdoğan’a kalsa 2007’de Gül cumhurbaşkanı seçilemeyecekti” diye yazdı

    27 Nisan e-muhtırası ve Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararından sonra Gül’ün aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi iptal edildi. Bunun üzerine hükümet erken seçim kararı aldı. Seçimden AKP’nin galip çıkmasına rağmen askerler başta bazı çevrelerin Gül’ün adaylığına karşı çıkmaya devam etti. Kitapta Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için inanılmaz bir kulis başlatıldığı anlatılarak ‘Gül direnirse gerilim artar darbe olur’tehdidinin dolaşıma sokulduğu belirtildi: “Erdoğan’a yakın isimler Yalçın Akdoğan Akif Beki gibi danışmanlar Ethem Sancak rahmetli Hasan Doğan gibi işadamları medyayı dolaşıyor ve Gül’ü adaylıktan caydırmaya dönük yayın yapılmasını telkin ediyorlardı. Bu görüşleri iletirken başına ‘Sayın Başbakan’ın görüşü böyle’ ibaresi düşmeyi de ihmal etmiyorlardı. ”

    Akdoğan ve Ahmet Taşgetiren’in Gül’ün çekilmesini isteyen köşe yazılarına yer veren Sever Hasan Celal Güzel’in de darbe endişesini paylaştığı Erdoğan’ın bunu Gül’e iletmesini istediğini ve kendisinin de Gül’e anlattığına ilişkin önceki açıklamalarını hatırlatarak Erdoğan’ın eşi başı açık olan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün aday gösterilmesini istediğini belirtti. Sever Gül’ün bütün bu olanlardan canının sıkıldığını ve vazgeçmesi halinde seçmenin kendisini korkmakla itham edeceğini söylediğini anlatarak şöyle yazdı:

    SON DAKİKA ÇALIMIYLA’

    O zor günlerden birinde kendisine bir öneride bulundum: ‘Efendim görüyorsunuz sizi adaylıktan vazgeçirmek için her yolu deniyorlar. Her gün daha fazla mesafe alıyorlar. Bu oyunu bozmanın bir tek yolu var. Bir basın toplantısı düzenleyin tüm kanallar canlı yayındayken adaylığınızı açıklayın; bitsin bu iş. ’ Kısa bir tereddütten sonra kararını verdi. Dışişleri Bakanlığı’nın basın toplantısı salonunda saat 14.00’te adaylığını açıklayacaktı. Makam aracıyla bakanlığın önüne geldiğimizde Gül durdu ve şunları söyledi:‘Başbakan’a basın toplantısı hakkında bilgi vereyim. Kararımı televizyonlardan öğrenmesi ayıp olur. ’ Erdoğan Gül’ün adaylığını açıklayacağını bilmiyordu. Koruma Müdürü Osman Çangal Başbakan’ı aradı ve telefonu Gül’e uzattı. Biz arabadan indik. Görüşme çok kısa sürdü. Ardından Gül basın toplantısında adaylığını açıkladı Cumhurbaşkanlığına giden yol bu basın toplantısından sonra nihayet açıldı. … Zaten Abdullah Gül de cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra makamında Büyükelçi Gürcan Türkoğlu ve benim yanımda ‘O gün o basın toplantısını yapıp adaylığımı açıklamasaymışım bugün cumhurbaşkanı ben olmayacakmışım’ diyecekti. ”

    DAVUTOĞLU’NUN GÜLEN YALANI

    Sever eski Başbakan Davutoğlu ile Gül arasında yaşanan “Davutoğlu’nun Fethullah Gülen ile görüşmesi” polemiğine ilişkin de bilgiler verdi. Davutoğlu 2013 Eylül’ünde Dışişleri Bakanı iken Gül ve Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Gülen ile görüştüğünü ileri sürmüş Gül ise görüşmeyi sonradan öğrendiğini açıklamıştı. Sever kitabında bu polemiğe ilişkin olarak Cumhurbaşkanı’nın heyetindeki tek tanığı olan Büyükelçi Gürcan Balık’ın (Halen FETÖ’den tutuklu) kendisine anlattıklarını şöyle aktardı: “(Balık) Maalesef Sayın Ahmet Davutoğlu doğruyu söylemiyor’ diye söze girdi ve devam etti: Ahmet ‘Sayın Davutoğlu Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları sürerken Fethullah Gülen ile görüşmeye gitmek istediğini söyledi. Ben de Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ü bilgilendirip izin almasının doğru olacağını söyledim. ‘Benim konuşmama gerek yok. Sen bilgi ver’ karşılığını verdi. Ben ikisinin arasında ve çok zor durumda kaldım. Sayın Cumhurbaşkanı bu görüşmeden Türkiye’ye döndükten sonra bilgi sahibi oldu. ” Sever Davutoğlu’nun Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra kırgın ve kızgın olduğu günlerde Abdullah Gül’den 4 kez randevu istediğini ve alamadığını belirtti.

    “FETÖ’CÜLÜKLE SUÇLAR HEMEN HAPSE ATTIRIRIZ”

    İngiliz Financial Times gazetesinin dış politika editörü Daved Gardner’in 16 Nisan 2017 referandumundan önce Türkiye’de yaptığı görüşmelerden sonra şunları yazdı: “Hükümetin kampanya stratejistlerinden birine Gül ve Davutoğlu veya Erdoğan tarafından kenara itilen eski AKP ağır toplarının rakip bir parti kurması halinde ne olacağını sorduğumda gözünü kırpmadan yanıt verdi: ‘Tek bir hamle bile yaparlarsa Gülenci olarak damgalanır ve hapse atılırlar. (…) FETÖ suçlaması eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Erdoğan’ın geçen yıl kovduğu eski Başbakan Ahmet Davutoğlu gibi tartışmalı ve sesleri bastırılmış potansiyel muhalifleri tehdit etmek için güçlü bir sopaya dönüşmüş artık. ”

    ONAY ALMADAN DEMEZ’

    Sever Daved Gardner’in çok yakın bir arkadaşının kendisinin dostu olduğunu belirterek bu kişiden o sözleri söyleyen kişinin AKP’nin önde gelen isimlerinden Mustafa Şentop olduğunu söylediğini aktardı. Sever TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı MKYK üyesi ve Erdoğan’a en yakın isimlerden biri olan Şentop’un “Erdoğan’ın bilgisi onayı ve desteği olmadan” bir İngiliz gazetecisine bu sözleri söylemesinin mümkün olmadığını savunarak “Belli ki bu ihtimal aralarında konuşulmuş tartışılmış Gül veya Davutoğlu’nun böyle bir yola yönelmeleri halinde FETÖ’cü olarak suçlanıp tutuklanmalarına karar verilmişti bile” diye yazdı.

    VARANKTAN MALVARLIĞI ÇIKIŞI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank’ın Cumhuriyet gazetesine verdiği röportaj nedeniyle kendisine dava açtığını duyururken “Hodri meydan!” dediğini aktaran Sever kitabında kendi mal varlığını açıkladıktan sonra şu çağrıyı yaptı: “Şimdi ben sadece ona değil Erdoğan’ın yanındaki Yiğit Bulut İlnur Çevik dahil 36 başdanışmanın hepsine birden ve bana acımasızca saldıran yandaş medya kalemlerine “Hodri meydan!” diyorum. Ben açıkladım. Şimdi de siz açıklayın bakalım da neyiniz var neyiniz yok tüm Türkiye bir görsün… AKPiktidara geldiğinde ve siz devlette göreve başladığınızda mal varlığınız neydi bugün ne? Cesaretiniz ve yüzünüz varsa AKP iktidarının nimetlerinden nasıl yararlandığınızı gözler önüne bir serin bakalım. Elbette bu sorularımı duymazdan geleceğinizi ve oralı bile olmayacağınızı çok iyi biliyorum. Olsun ben yine de sormuş olayım da içimde kalmasın…”

    NEDEN ŞİMDİ?

    Sever kitabın erken seçimlerden önce yayınlanması ile ilgili suçlamalar geleceğini belirterek “Bu kitabı yazmayı bitirdim ve tam yayınevine göndermeye hazırlanıyordum ki 24 Haziran’da erken seçim kararı alındı. Birileri yine zamanlama anlamlı diyecekler… Cevabı çok basit: “Bu ülkede manidar olmayan bir zaman yok ki…” Ayrıca ne düşünürseniz de düşünün…” diye yazdı.

    BU İKİNCİ KİTAP

    Sever 2015 yılında Doğan Kitap’tan çıkan “Abdullah Gül ile 12 Yıl Yaşadım Gördüm Yazdım” isimli kitabında anlattıkları ile Türk siyasetinin yakın tarihine ışık tutacak çarpıcı bilgiler paylaşmıştı. Sever’in bu kitabının ardından Gül ve Sever AKP’lilerin yoğun eleştirilerine maruz kalmıştı. Gül Sever’in kitabında anlattıklarına ilişkin herhangi bir yalanlamada bulunmamış ve Sever’in kitabına engel olmayı “düşünce özgürlüğü”nedeniyle hiç düşünmediğini açıklamıştı.

  • Bravo Essen Konsolosluğuna

    Bravo Essen Konsolosluğuna

    Essen konsolosluğunun duyurusunu en alta kopyaladım. Yapılması gerektiği gibi oy kullanma yerini bildirmişler ve özel araç veya toplu taşım aracı ile nasıl ulaşılabileceğini izah etmişler. Fakat kendilerini tebrik etmek istediğim konu bu sefer özel araçları ile gelecek seçmenlerin park etme sorununu da düşünmeleri ve aşağıdaki paragrafı duyuruya eklemeleri:

    “Özel araçlarıyla seçim alanına gelmek isteyen vatandaşlarımız Norbertstraße 2-56, 45131 Essen adresinde bulunan ve sadece oy kullanmak amacıyla gelen vatandaşlarımızın hizmetine sunulan P3 numaralı 113 araçlık park alanından ücretsiz olarak faydalanabilirler. Park alanının araç kapasitesi kısıtlı olduğu için araçların mümkünse en fazla 1 saat içerisinde ücretsiz park yerini terk etmeleri ve bunun haricinde trafiği engelleyecek şekilde park edilmesinden kaçınılması önemle rica olunur.”

    Bir hatırlatma yapmam gerekirse daha önceki seçimlerde bu konudan rahatsız olmuş ve düşüncelerimi aşağıdaki yazıda paylaşmıştım. Belki de biri okudu, bu sefer daha dikkatli oldular. Demek ki düşüncelerimizi söylemeye, iyilik için didinmeye, kötü gördüklerimizi eleştirmeye devam etmeliyiz. Daha güzel bir dünya ancak o şekilde mümkün olabilir.

    ALMANYA SEÇİM İZLENİMLERİ

    bu yıl Türkiye seçimleri için oy verme işlemi Essen Kongre merkezi Batı girişinde yapılacak
    Essen Kongre merkezi Batı girişi

    Bu arada bu yıl oy verme işleminin bu bölge için Dortmund değil Essen’de başka bir adresde yapılacağına dikkat edin.

    Konsolosluk Duyurusu

    Değerli vatandaşlarımız,

    Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili seçimleri görev bölgemizde Essen Fuar Alanı Kongre Merkezi Batı Binası (Eingang West) Congresszentrum Messeplatz 1, 45131 Essen adresinde gerçekleştirilecektir.

    Seçimler 7-19 Haziran 2018 tarihlerinde yerel saatle 09:00-21:00 saatleri arasında yapılacaktır. Hafta içi 12, hafta sonu 15 sandık açılacaktır.

    İkinci tura kalması halinde ise seçimler 30 Haziran-4 Temmuz 2018 tarihleri arasında 5 gün süreyle bu sefer Essen Fuar Alanı Kongre Merkezi Güney Binası (Eingang Süd) Congresszentrum Messeplatz 1, 45131 Essen adresinde gerçekleştirilecektir. İkinci tur için hafta içi 20, hafta sonu 25 sandık açılacaktır.

    Yurtdışı seçmen kütüğüne kayıtlı vatandaşlarımız oylarını istedikleri yurtdışı seçim merkezlerinde kullanabileceklerdir. (Bağlı bulundukları Başkonsolosluk/Temsilciliklerde oy kullanma zorunluluğu yoktur.)

    Vatandaşlarımız yukarıda belirtilen tarih ve saatler arasında, hafta sonları dahil, diledikleri gün ve saatte, önceden randevu almaksızın oylarını kullanabilirler. Oy kullanabilmek için üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan fotoğraflı bir kimlik belgesi getirilmesi zorunludur. (Kimlik numarası yer almıyorsa nüfus kayıt örneğinin ibrazı gereklidir.)

    Özel araçlarıyla seçim alanına gelmek isteyen vatandaşlarımız Norbertstraße 2-56, 45131 Essen adresinde bulunan ve sadece oy kullanmak amacıyla gelen vatandaşlarımızın hizmetine sunulan P3 numaralı 113 araçlık park alanından ücretsiz olarak faydalanabilirler. Park alanının araç kapasitesi kısıtlı olduğu için araçların mümkünse en fazla 1 saat içerisinde ücretsiz park yerini terk etmeleri ve bunun haricinde trafiği engelleyecek şekilde park edilmesinden kaçınılması önemle rica olunur.

    Seçim alanına toplu taşıma olanaklarıyla ulaşmak isteyen vatandaşlarımız ise Essen Ana Tren İstasyonu (Hauptbahnhof)’ndan U11 Messe tramvayı ile Messe W.-Süd/Gruga (son durak)’da inebileceklerdir.

  • Tartışılması gereken konular varken…

    Tartışılması gereken konular varken…

    Cumhurbaşkanı adaylarının meydanlara inmesi ile siyaset de ısınmaya başladı. Karşılıklı suçlamalar, siyasi terbiye kuralları dışında söz atışmaları, ağır suçlamalar havalarda uçuşuyor.
    Ortada tartışılması ve konuşulması gereken onca konu varken, liderlerin birbirini suçlama yarışına girmiş olmaları kendi tabanlarında bile tepki görüyor. Bu konuda sosyal medyadaki paylaşımlar veya kamuoyu araştırmalarındaki görüş yansıtmalar bu gerçeği ortaya koyuyor.
    Bir de bunun dışında sosyal medyada hiç de gerçek olmayan montajlanmış fotoğrafların yayınlanmaya başlaması ile siyasetin iyice kirlenmeye doğru gittiğini görmekteyiz.
    Örnek mi?
    Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun muhafazakâr tabandan oy almasını önlemek için rakı bardaklı montajlanmış fotoğrafları ve 53 yıl önce Müslüman olmuş İngiliz eşi için “İngiliz” denmesi toplumdaki ayrışmayı ve kirlenmişliği ortaya koymuyor mu?
    Muhafazakâr kimliği ile bilinen ve Milli Görüş’ten gelen Karamollaoğlu’nun Ramazan ayında bu şekle sokanların kime ve neye hizmet etmeye çalıştıkları mutlaka sorgulanmalıdır.
    Bir başka örnek:
    Prof Dr. Ahmet Maranki, AKİT TV yayınında sarf ettiği, “25 Haziran’da istediğimiz sonuca ulaşmamış olursak, Belgrad ormanına gömdüğümüz talim şeylerimizi alıp sokağa çıkarız. Çıkaracağız sokağa artık, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyeceğiz” sözleridir.
    Tam bir provokasyon kokan açıklamalar.
    24 Haziran’da savaşa gitmiyoruz, sandığa gidiyoruz.
    Millet sağduyusunu sandıklara yansıtacak. Kimi isterse onu seçecek. Herkes da çıkacak sonuca saygı duyacaktır.
    İçişleri Bakanı Soylu’nun CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile, Akşener ve Karamollaoğlu’nu hedef alan “Güneydoğu’daki huzur ortamı size battı mı?” açıklamaları da siyasi terbiye kurallarını aşmış açıklamalar olarak değerlendiriliyor.
    Kimden, hangi partiden gelirse gelsin bu tür açıklamalar ve söylemlerin karşısında olduğumuzun altını çizelim.
    Anımsayabildiklerimiz bunlar. Daha onlarca örnek gösterilen içi boş suçlayıcı ve aşağılayıcı açıklamalar bulunuyor.
    Hiç kuşkusuz, seçim meydanlarında bazı konular konuşulacak, açıklamalar yapılacaktır. Ancak, bunun da kuralları vardır ve siyasi terbiye kuralları dışına çıkmamak gerekir.
    Bir başka konu da Muharrem İnce’nin “Erdoğan partisini kurarken ABD’ye gidip Gülen’den icazet aldı” iddialarıdır.
    Bu iddialar karşısında Erdoğan’ın “İspat etmezsen namertsin” meydan okumasıdır.
    Meydanlarda söylenmesi gerekenler vardır. Onlarca sorunun nasıl çözüleceği konusunda plan ve programların açıklanması gerekirken, şu an için içi boş konularla tartışmaların şiddetlenmesi hangi sorunumuzu çözer?
    Ekonomi en önemli sorunlarımızın başında geliyor.
    Bu konuda gerek 16 yıldır ülkeyi yönetenler, ya da yeniden iktidara talip olanlar ortaya çıkıp tek söz etmiyor. Ekonomik sorunların nasıl ve hangi yollarla çözüleceğini açıklamıyorlar. Yüzeysel söylemlerle geçiştiriliyor.
    Bir de şu unutulmasın:
    Millet, artık siyasi kavga, çekişme, içi boş suçlamalara şiddetle tepki gösteriyor. Bu tür açıklamalar ve çekişmeler sonrasında meydanların boşaltılmaya başlaması da bunun somut örneğidir.
    Özetleyelim:
    Artık çözüm üretebilen, umut olan, tünelin uçunda ışık gösterebilen bize öyle geliyor ki ipi göğüsleyecektir. Seçmenlerin sandıklarda ince ayar yapabileceği görüşündeyiz. Çıkış yolunu her zaman olduğu gibi yine milletimiz hür iradesini sandıklara yansıtarak gösterecektir.