Blog

  • MUHARREM İNCE SÖYLEMLERİ

    MUHARREM İNCE SÖYLEMLERİ

    Muharrem İnce, “İlhamımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür” diyerek seslendi:

    “O bu milleti nasıl bir araya getirdiyse, Türkünü Kürdünü, Alevisini, Sünnisini nasıl bir araya getirdiyse, bir fizik öğretmeni olarak, onların bir abisi olarak bu milleti bir araya getirmeye geldim.”

    “Geçmişle bugünü kavga ettirenler geleceği kaybederler. Ben geleceğimizi geri almak istiyorum. Ben bu milletin evlatlarına mekanik anlattım, elektrik anlattım, atom fiziği anlattım. Şimdi Allah’ın izni, milletin isteğiyle ben bu memleketin evlatlarına iş bulacağım.”

    “Cumhurbaşkanı adayınız olarak 51 günlük seferberlik ilan ediyorum. Gece 01.30’da mitinglerimiz olacak. Mazaret yok!”

    “Ben Cumhurbaşkanı olunca Sarayı bu ülkenin en akıllı evlatlarına vereceğim, bilim yuvası yapacağım.”

    “İnce’den gazetecilere:”Her şey daha güzel olacak. Ben size dün mesaj verdim ama almadınız. ‘Zamanı gelince dedim ya o, gel-İnce demekti”

    -Sizin formülünüz nedir peki?

    “Sandığı koyarız ve 1 milyon 200 bin üye oy kullanır. Bu yeterli mi? Değil. Örneğin DSP, derse ki ‘’Ben CHP’nin adayına oy vereceğim’’ DSP üyeleri de oy kullanmalıdır. Örneğin Mimarlar Odası, “Ben CHP’nin adayına oy vereceğim” diye açıklama yaparsa, Mimarlar Odası’na üye olanlar da oy kullanmalıdır. Diğer siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar… Bunlar kamuoyuna açıklama yapmak kaydıyla, CHP üyesi olmasalar dahi oy kullanmalıdır. Büyük uzlaşma, büyük şemsiye böyle kurulabilir. Yüzde 50 artı bir böyle bulunabilir. Sadece CHP’nin üyeleri değil, bu oluşuma destek verecek siyasi partilerin, sendikaların, vakıfların, odaların üyeleri de oy kullansın. Böyle bir ortak akılla doğruyu bulacağımıza inanıyorum.”

    “Meydanlarda ekonominin, eğitimin, tarımın konuşulmasını bekliyorum.”

    “Bana ‘CHP’ye genel başkan olamadın, Türkiye’ye cumhurbaşkanı mı olacaksın?’ diyorlar. Tayyip Erdoğan, Beyoğlu’ya belediye başkanı olamadı, Türkiye’ye başbakan oldu. Ben Cumhurbaşkanı mı olamayacağım?” dedi.

    İnce “Türkiye artık hukuk devletini, bağımsız yargıyı tartışacak durumda değildir.”

    “Sosyal medya trolleri yalan söylemek ve pislik saçmakla meşguldür. Memleket yalan rüzgarıyla yönetiliyor” dedi.

    İnce”sokaklarda kavga etmeden, tezek mezek demeden, iki ayyaş demeden Türkünü Kürdünü, Alevisini, Sünnisini bir fizik öğretmeni olarak, milleti bir araya getirmeye geldim”

    İnce, “Mutfakta et mi pişer, dert mi pişer, tencerede aş mı kaynar, taş kaynar, bunu bilen baş tacı kadınlarımız. Çocuklarına harçlık veremeyen analar, gençler ve kadınlar. Sizinle beraber kazanacağız bunu.Cumhurbaşkanı adayınız olarak 51 günlük seferberlik ilan ediyorum.Ramazan ayında gece saat 01,30’a kadar mitinglerimiz olacak. Sloganımız belli. Mazaret yok, marifet var. Hep birlikte, yaşasın özgürlük, yaşasın demokrasi, yaşasın cumhuriyet, yaşasın Atatürk. Helal olsun size” dedi.

    Muharrem İnce’nin konuşmasnın satırbaşları şöyle:

    “Parti üyesinden, genel başkanından cumhurbaşkanı adayı olmaz dediniz. Buna hep katıldım. Milletin isteği, Allah’ın izniyle 25 Haziran’da cumhurbaşkanı olacağım. Sadece bu salonun değil, 80 milyonun, MHP’lilerin, CHP’lilerin, alevilerin, sünnülerin, HDP’lilerin, Kürtlerin, Saadet Partililerin herkesin cumhurbaşkanı olacağım. ben tarafsız bir cumhurbaşkanı olacağım.”

    “24 Haziran’da fetret dönemini hep birlikte bitireceğiz. Tek olan hepimizindir. Bayrak tek, vatan tek, 80 milyonundur. Atatürk kurucumuz, kurtarıcımız tek, 80 milyonundur.”

    “Cumhurbaşkanı o da tek. AK Parti’nin cumhurbaşkanı olmaz, cumhurbaşkanı partisiz olur, tarafsız olur. Senin tecrüben yeter mi diyor devleti yönetmeye. Ben milletvekilliğinde Erdoğan’dan 5 ay kıdemliyim. Askere gitseydik örneğin ben çavuş olurdum, o onbaşı. Ne tecrübesi soruyorsun.7 vekil var orada, 2003’ten beri aralıksız milletvekili. Grup Başkanvekilliği yapmışım, 16 yıllık vekillik yapmışım. 1 Mart 2003 tezkeresinde oy kullanmış şerefli bir vekilim.”

    “Erdoğan milletvekili olduğu gün parmak izini kullanamadı. Bülent Arınç yardımcı oldu. Aşağılamak için demiyorum. Bir günlük vekilden başbakan yapmışsınız. 16 yıllık vekilden cumhurbaşkanı yapmayacaksınız öyle mi?”

    “İnce diploman var mı?’ diyorsanız, 8 dönem transcriptli var. İstediğiniz zaman görün. Meydanlarda ekonomi, eğitim konuşacağız diye düşünüyorum.”

    “CHP’ye genel başkan olamadın diyorlar, cumhurbaşkanı mı olacaksın’ diyorlar. Erdoğan, Beyoğlu’na başkan olamadı, ama Cumhurbaşkanı oldu. Milletvekili olamayan cumhurbaşkanı oluyor da ben niye cumhurbaşkanı olamıyor muşum?”

    “Derdimiz, 50+1 seçilmek. Bir derdimiz daha var, o da yönetmek. Yüzde yüzü tarafsız yönetmek görevimiz. Terör nereden gelirse gelsin. İster PKK, ister IŞİD, ister FETÖ.. En kararlı şekilde mücadele edeceğiz. Bu ülkeyi soyanlara, yetimin hakkını yiyenlere Allah’ın huzurunda söz veriyorum sonuna kadar mücadele edeceğiz.”

    “15 yaşındaydım, Diyarbakırlı Ahmet Arif’i tanıdığımda. Hayata sol pencereden bakmamı sağladı. O Diyarbakırlı Kürt Arif’ten etkilenen İnce, 54 yaşında aynı heyecanı duyuyor ve yaşıyorum.”

    “Sevaplarıyla, günahlarıyla 54 yılı geride bıraktım. Kendisini vatana, millete, bayrağa adayan çocuklarımızın ve milletimiz için çalışacağım.”

    “Bir umudum sizde, sokakta, bakkalda. Bunu başaracağız. Türkiye’nin CHP’ye hiç bu kadar ihtiyacı olmamıştı.”

    “Kendisini eleştirmiş, karşısında aday olmuş birisini cumhurbaşkanı göstermek her babayiğidin hakkı değildir.Ayağa kalkmak, ışığı yakmak bizim işimizdir.”

    “Geleceğimizi geri alacağız.Bizim derdimiz kavga değil,sorun çözmek.”

    “AKP- FETÖ ortaklığı Türkiye’yi rotasından çıkarmıştır.”

    “Yargı emir komuta altındadır”

    “Ekonomi dış müdahalelere açıktır”

    “Genelkurmay Başkanı hükümetin özel işleriyle meşguldür.”

    “Gençlerimiz, akıllı insanlarımız ülkeyi terk ediyor.”

    “Memleket yalan rüzgarıyla yönetiliyor.”

    “Dışı sıvasız evlerden ağıtlar yükseliyor”

    “Pasaportlarımızın Kapıkule’den ötede değeri yok.”

    “Tam 14 sene üniversite sorularını çaldırdılar. Sizin sorularınızı çaldırmayacağım,Sınavda soruyu çalan, sandıkta oyu çalar.”

    “Bugünden uyarıyorum, 50 bin avukat,cüppelerinizi arabanızda tutun,her an sizi YSK’nın önüne çağırabilirim,hazır olun! Oy çaldırmayacağız.”

    “Evlatlarım, gençler size bir sözüm daha olsun, kamuda yükselme, müdür olmak, müsteşar olmak, öyle bir kritere bağlayacağız ki, 100 yıl kimse değiştiremeyecek.”

    “Adil olacağız, kimsenin başörtüsü, mezhebi, mini eteği, Kürtlüğü ile ilgilenmeyeceğiz.”

    “Veterinerden tübitak başkanı yapmayacağız. Parti il başkanından hakim yapmayacağız.”

    “Yüksek yargıçların dünya görüşleri, gazetelerde çarşaf çarşaf. Siz mi adalet dağıtacaksınız. Adalet yoksa o vatanda düzen bekleme. Hukuku yeniden yapılandıracağız.”

  • WASHINGTON’ DA MENBİÇ GÖRÜŞMELERİ

    WASHINGTON’ DA MENBİÇ GÖRÜŞMELERİ

    4 Haziran’da Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu’nun, “Demokratik Birlik Partisi​ ​(​PYD​)​ ve​ Halk Koruma Birlikler​i’nin (​YPG ) Menbiç’i boşaltması” konusunda,
    ABD ziyareti öncesinde Suriye’de önemli gelişmeler yaşanıyor.

    *

    31 Mayıs’ta​,​ Devlet Başkanı B​. Esad, Russia Today​ TV’ye​ ​ bir röportaj verdi.​
    Omurgasını ​PYD​​ ve​ ​YPG’​ nin oluş​turduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye’de geriye kalan tek sorun olduğunu söyledi​.
    Suriye’nin ABD destekli SDG’nin kontrolünde bulunan bölgeleri kurtaracağını ifade etti.
    Şam’ın SDG ile müzakere kapılarını açtığını kaydetti.
    “Eğer bu gerçekleşmezse bu bölgelerde güç kullanacağız. Amerikalılar Suriye’yi terk etmeli, bir şekilde terk edecekler” dedi.

    *
    Esad, Suriye’deki isyancı silahlı gruplar ve İslamcı terör örgütlerini destekleyen Suudi Arabistan ve Katar için bir şey söylemedi.
    Suriye’nin terör örgütü savaşçılarını İdlip bölgesine göndermediğini, onların kendilerinin Türkiye’nin kontrolünde olan bu bölgeyi uygun gördüklerini vurguladı.
    Türk kuvvetlerin Suriye’nin kuzey batısından çıkması konusunda da Türkiye’ye eleştiride bulunmaktan kaçındı.
    İran kuvvetlerinin Suriye’de bulunmadığından ve Suriye ordusu içerisinde bulunanların İranlı askeri danışmanlar olduğundan bahsetti.
    ​Güney ​Suriye​’​de Dera ve Kuneytra bölgelerinden söz etmedi…

    *

    ​B​ölgenin stratejik önemin​e​ inanan​ ve Suriye​’ yi terk etme niyetinde ​olmayan ABD​ ise​,​
    Savunma Bakanlığı​ üzerinden Suriye yönetimini ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyona karşı güç kullanmaya çalışmaması konusunda uyardı.

    *
    31 Mayıs’ta İsrail Başbakanı B.Netanyahu ve​ Rusya Devlet Başkanı V​.​ Putin​;​​
    Ürdün ve Golan sınırlarında Suriye’nin güneyindeki İran güçlerinin,
    İsrail’in kuzey sınırları çevresinde Hizbullah  güçlerinin,
    Başlangıçta 20 kilometre, daha sonra 60 ila 70 kilometreye kadar geri çekilmesi konusunda telefon müzakereleri sürdürüyorlardı ki;

    *
    Bir süre önce Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov’un, “Suriye’de İran ve İsrail arasında yaşanan cepheleşme nedeniyle Rusya, ABD ve Ürdün arasında güneybatı gerilimi azaltma bölgesi ile ilgili bir anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre güneybatı gerilimi azaltma bölgesinde istikrar sağlanacak ve  Suriyeli olmayan tüm güçler bu bölgeden çıkarılacak ” ifadesi doğrultusunda,
    1 Haziran’da İranlı güçlerin Suriye’nin güneybatısındaki bölgelerden çekilmesi konusunda İsrail ve İran’la mutabakat sağlandığı açıklandı.

    *
    Nitekim İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Rusya’nın Suriye’nin güneyindeki gerilimi azaltma bölgesinin kontrolünün Suriye ordusuna devredilmesine yönelik çabalarının Tahran tarafından desteklediğini​,​​
    İranlı askeri danışmanların Suriye’nin güneyindeki gerilimi azaltma bölgesinde bulunmadıklarını ve orada yapılan operasyonlara katılmadıklarını ​açıkladı…​

    ​*​
    ​Ancak İsrail,  Rusya’nın Suriye’deki İran güçlerinin çıkması konusunda çıkan haberleri açıkça reddeden bir bildiri yayınladı.
    Açıklamada bu konuda bir anlaşmaya varılmamış olduğu;
    İsrail’in tüm İran kuvvetlerinin Suriye’den tahliyesini talep etmeye devam edeceğini, bu konuda kendi hareket özgürlüğünü saklı tuttuğu vurgulandı.

    ​*​

    Başka bir haber, Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü YPG ile Suriye hükümetinin;
    Suriye’nin doğusundaki Deyr ez Zor ilinde YPG’nin kontrolündeki en büyük petrol havzası El Ömer’den çıkartılan petrolü takas etme konusunda anlaşmaya varmalarıyla ilgiliydi.
    Fırat nehri Deyr ez Zoor kentini ikiye bölüyor, doğu bölgesi Suriye’nin en büyük petrol alanlarını barındırıyor.
    ABD destekli YPG, bu alanda  Suriye petrol kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kontrol ediyor.
    El Ömer’den günde yaklaşık 15 bin varil petrol çıkarılırken; Yapılan anlaşma gereği, YPG hükümete verdiği her 100 varil ham petrol karşılığında rejimden 75 varil mazot alacaktır.
    Hükümet ve YPG yaklaşık bir yıl önce Suriye’nin Haseke ilindeki sahalardan çıkarılan petrolün gelirini de paylaşma kararı almıştır…

    *
    Bu noktada ​ABD, bölgenin stratejik önemi n​edeniyle Suriye​’ yi terk etme niyetinde değildir.​​
    Bir taraftan Fransa ve Birleşik Krallık ile birlikte  kuzeydoğu Suriye’yi  uluslararası petrol şirketleri vasıtasıyla uluslararası hukukun güvencesine alıyor,
    Diğer taraftan Çin’in İpek Yolu projesinde çok önemli bir yeri olan Deir el-Zor ve Palmyra’dan Türkiye’ye uzanan güzergahtaki,
    Suriye’nin en​ fazla​ petrol üreten ve tarımsal bölge​si olan bu kısmını kontrolünde tutmak istiyor.

    ​*​

    ABD bununla yetinmiyor!
    2 Haziran’dan başlayarak, Irak’ta Musul’un kuzeybatısında yer alan stratejik konuma sahip Sincar Dağı’na zırhlı araçlar ve ağır silahlar konuşlandırıyor.
    Bu bölge Irak- İran ticaret koridoru üzerindedir, bu nedenle  Rojavalı Kürtler için stratejik önemdedir.
    Aynı zamanda Irak’ın Peshkhabur kentine yapılan kuzeydoğu geçidiyle uluslararası piyasalara ulaşan güzergahı da kontrol altında tutmayı öngörüyor.
    O sırada TSK’dan yapılan açıklamayla “2 Haziran 2018 tarihinde Irak kuzeyinde iki kahraman silah arkadaşının şehit olduğu, bir kahraman silah arkadaşının ise ağır yaralandığı” bildiriliyor!

    *

    Ve 4 Haziran’da Türkiye’de; “Ben İhvan-ı Müslimin’i bir terör örgütü olarak görmüyorum. Çünkü İhvan-ı Müslimin bir düşünce örgütüdür” diyen,
    Türkiye Cumhuriyeti’nin 1938 yılına kadar gerçekleşen anlaşmaların sınırı içinde ülke birliğinin temeline işaret eden Misak-ı Milli’yı ve bu perspektifte “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini reddeden,
    Bunun yerine 28 Ocak 1920’de İstanbul’da son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kabul ettiği saldırgan Misak’ı Milli ilkesi doğrultusunda hareket eden,
    Müslüman Kardeşler örgütünün hamisi, pan-islamist ve yeni Osmanlıcı AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın;

    *

    Dışişleri  Bakanı M.Çavuşoğlu, Ankara’dan başlatılan  “Türkiye ve ABD, YPG’nin Menbiç’i boşaltması konusunda anlaştı”yaygarası altında,
    İki ülke yetkililerinin en son Ankara’da yaptığı görüşmelerde son şeklinin verildiği söylenen mutabakatın detaylarını görüşmek üzere Washington’a gidiyor.
    Mutabakata göre;
    4 Haziran​’​dan itibaren YPG çekil​meye başlayacak​,
    15 Temmuz​’​a kadar TSK ve ABD ordusu kentte denetimi tam olarak sağlaya​cak,​
    Nihayet Menbiç’in yönetimi sivil yapıya devredilecektir!

    *

    Duyda inanma!
    ​Çünkü Menbiç’te Kürtler ve Araplar için bir sivil yönetim kurulması konusunda;
    Araplar Kürtlere karşı düşmanlıklarını haklı çıkarmayan, Kürtler ise bir arada yaşamalarına engel olan sorunları çözmek için Arap elitlerinin kendilerine şartlar getirmemesi ya da kararları kendilerinin vermesi için baskıcı olmayacakları bir profil sergiliyor.
    Afrin kentini bazı Suriye Arap muhalif savaşçılarının yardımıyla işgal eden,
    Yüzlerce sivil Arap ve Kürt kökenli insanın savaş uçakları tarafından öldürüldüğü,
    Ya da Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye sınırındaki yarı otonom bölgede öldürülmesi ve çekilmesinin talep edildiği Membiç toplumunda  sivil yönetim kurulmasına kadar ulaşacak yolda Türkiye’nin kabul görmesi mümkün görülmüyor.

    *

    Üstelik ​Türkiye’nin bir zamanlar Batı’nın bir başarı öyküsü,  model İslami demokrasi ülkesi olarak görülmesinin bugün bir abartıdan öteye gitmediği anlaşılmıştır.
    Bugün bunların hiçbir anlamı bulunmuyor.
    Küresel lider Washington, ne Amerika’nın çıkarlarını ne de değerlerini paylaşan Erdoğan Türkiye’sine sırtını dönmüştür.
    Artık iki ülke hükümeti​ ancak ​ uygun olduğunda işbirliği yapabilecektir…
    ​Eh, ​Türkiye​’ de​ bu şartlarda 24 Haziran seçimlerine hazırlanıyor…

    ​4. 6. 2018​

  • Ay Yıldız

    Ay Yıldız

    Constantinople İstanbul Bayrağı
    Konstantinopol (Constantinople) Bayrağı

    Yukarıdaki hilal ve yıldız’a bakıldığında akla gelen ilk düşünce ya “Türkiye” ya da “İslam” dır. Ancak, iş o kadar basit değil. Aslına bakılırsa, kırmızı zemin üzerine beyaz hilal ayı ve yıldız Konstantinopolis kentinin bayrağıdır!

    Hilal İslam’ın henüz çıkmadığı, Hz. Muhammet’in doğmadığı zamanlarda kullanımda idi. Düşünmeye başladığınızda Hilal mükemmel bir anlam ifade ediyor; doğal bir semboldür ve gece gökyüzünde milyonlarca insan tarafından görülebilir. Yıldızlar da gökyüzüne baktığımız ilk günlerden beri insanı büyülemiştir. Öyleyse, bu semboller neden Türkiye ve İslam ile ilişkilendirilmiştir?

    Bu yazıda, hilal ve yıldızın tarihini keşfedeceğiz ve bugünkü duruma ulaşacağız.

    Hilal ve yıldız kombinasyonu yüzyıllardır kullanılmıştır. Özellikle, bu semboller Helen ve Fars dünyasında çok yaygındı. Bunu, İslam öncesi ve Hıristiyan öncesi dönemlerde bölgeden çıkarılan çömlek, sikkelerden anlıyoruz.

    byzantium banner
    Bizans Bayrağı

    Bizans şehir-devletinin hilal ve yıldızı ilk olarak M.Ö. 4. yüzyılda kullandığı, devletin pankartının hilal olduğunu gösteren kayıtlar vardır. Bizanslılar’ın hilali, güçlü bir düşmanı yenmelerine yardımcı olduğuna inandıkları koruyucu tanrıça Artemis’e adadıkları söylenir.

    Klasik sonrası Yunanistan döneminde, Artemis’in hilal tacla süslendiği sanat eserleri görürüz. Daha sonraları, Rönesans döneminde de hilal kullanılmıştır. Artemis’in neden hilal ile ilişkilendirildiğine gelince bir görüşe göre hilal aslında bir avcının yayıydı. Bilindiği gibi, Artemis av tanrıçasıydı ve ok/yayla eşsiz yetenekleri vardı.

    Alternatif bir teoriye göre, Hilal Artemis ile değil, daha çok antik, cernik bir tanrıça olan Hekate ile bağlantılı idi. Hekate, Asteria’nın (Yunanca “yıldız”) tek kızı, Artemis ve Apollo’nun annesi Leto’nun kız kardeşi idi. Hekate, ayın karanlık tarafını sembolize eder daha da önemlisi ayın kişiselleşmiş halidir.

    Her halükârda, MS 4. yüzyılda sembol tam anlamıyla bir hilal oldu ve Bizans kentinin bayrağı kırmızı bir alanda beyaz bir hilaldi.

    MS 330’da Roma İmparatoru I. Konstantin, şehri Nova Roma adında yeni başkenti olarak yeniden yaratmıştır. Bakire Meryem’in onuruna bayrağa altı sivri uçlu yıldız ekleyen de Konstantin olmuştur.

    Konstantin, şehri neredeyse tamamen yeniden inşa etti ve orada yaptığı tüm çalışmalardan ve “yeni Roma” ya verdiği vurgudan dolayı, Constantine şehri Yunanca “Κωνσταντινούπολη” / ”Konstantinopolis” olarak tanındı. Doğu Roma İmparatorluğu’nda Yunan dili Latince’den daha yaygındı. Bu isim, Constantine’nin ölümünden sonra MS 337’de resmiyet kazandı ve 1930’da yeni Türkiye Cumhuriyeti tarafından şehrin ismi “İstanbul” olarak değiştirilene kadar kaldı.

    29 Mayıs 1453’te Fatih II. Mehmed’in Osmanlı kuvvetleri, Konstantinopolis’e girdi ve sonunda Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdı. Mehmed kendisini Roma İmparatoru olarak kabul ettiği gibi, Roma sembolizmini imparatorluğununki ile birleştirmek istedi. Burada, 16. yüzyıla kadar, Doğu Roma İmparatorluğu’nun “Bizans” olarak adlandırılmadığını belirtmek isteriz. O zamana kadar, alternatif olarak “Roma İmparatorluğu”, “Doğu Roma İmparatorluğu” ve “Yunan İmparatorluğu” gibi isimler verilirdi. Bu, Mehmed’in kendisini “Roma İmparatoru” olarak görmesini izah ediyor. Ancak Batı Avrupalılar bu iddiayı reddettiler. Mehmet de bu ünvanı alabilmek için İtalya’daki “eski” Roma’yı ele geçirmeye çalıştı. İlk başlarda başarılı olmasına rağmen, İtalyan yarımadasının (Otranto ve Apulia gibi) bir kısmını ele geçiren Osmanlı kuvvetleri, 1481’de Mehmed’in ölümünden sonra çekildi.

    Türk Bayrağı
    Türk Bayrağı

    Tabii ki Türkiye, 1923’te son bulan Osmanlı Sultanı idaresindeki devletin yerine geçen, Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun ardıl devletidir. Yeni cumhuriyetin ulusal amblemi yukarıda gösterilmiştir.

    Şimdiye kadarki hikaye ilginç ve hilal ayının ve yıldızın Türkiye ile nasıl ilişkilendirildiğini anlatıyor. Fakat, İslam ile ilişki nasıldır?

    İslam’da, İslam dünyasının veya ümmetin ‘hilafet’ olarak adlandırılan siyasi liderliği kavramı vardır. Hilafetin başı halife veya Amir el-Mu’minin (“Müminlerin Lideri”) olarak adlandırılır ve Hz. Muhammed’in ardılı olarak kabul edilir.

    Ottoman Empire Coat of arms
    Osmanlı İmparatorluğu arması

    İslam’ın başlangıcından bu yana bugünkü Suudi Arabistan’ın başkenti Medine’de pek çok halife olmuştur ancak bunların hepsinin en büyüğü Osmanlı İmparatorluğunun kendisi olmuştur.

    Tüm Osmanlı yöneticileri Halife unvanını kullandılar, ancak bu unvan 1517 yılına kadar resmi değildi. Bu, Osmanlıların Memlük Sultanlığı’nı fethettikleri ve Arap topraklarını ele geçirdikleri yıldı. Memlük Sultanı (Abassid faifası) kendisini Halife olarak nitelendirdi ve 1517’de yenilgiye uğratıldığı zaman, son Abassid Halifesi, el-Mutawakkil III, Osmanlı Sultanı I. Selim’e sığındı.

    Şimdi, Osmanlı İmparatorluğu’nun üç yüzyıl boyunca dünyadaki tek hilafet olduğu ve bütün İslam aleminin Osmanlılar etrafında yoğunlaştığı düşünülürse, Müslümanların imparatorluğun sembolü ile inançlarını nasıl birleştirdiklerini anlamak kolaydır. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla birlikte, ortaya çıkan yeni ülkeler de Müslüman olmuşlar ve ulusal simgelerini Osmanlılar’a dayandırmışlardır.

    flag of pakistan
    Pakistan Bayrağı

    Sonuçda ay yıldız İslam’a 15. yüzyıldan itibaren girmiştir. Yüksek ihtimal Hz. Muhammed yukarıdaki Pakistan bayrağını görseydi onu bir Roma bayrağı olarak reddederdi!

  • “Doğal zenginliklerimizi  dünya tanıyacak…”

    “Doğal zenginliklerimizi dünya tanıyacak…”

    Sizlere daha önce daha önce Cumalı Bora adından söz etmiştik. Doğa ile haşır-neşir olmuş, bitkiler üzerinde yaptığı çalışmalarla adından söz ettirmiş bir uzman olan Cumalı Bora, şimdi dünyanın en çok ve çeşitli bitkisine sahip olan ülkemizdeki bu zenginlikleri sağlık ve güzellik alanında dünyaya tanıtma projesi ile karşımıza çıkıyor.
    Birçok bitki ve çiçekten sabun yapmayla başlayan Cumalı Bora’nın hikâyesi, bugün dünya sağlık ve güzellik alanlarına sıçrayan çalışmaları ile zirve yapmaya başlamış. Yaptığı çalışmaları bazı üniversiteler bünyesinde büyütüp, dünyaya tanıtmaya çalışıyor. Bu konuda da devletten destek ve yardım bekliyor.
    Bu noktada şunun vurgulayalım:
    Ülkemizdeki bitki çeşitliliği ve zenginliği, iyi işlenebilirse sağlık, şifa ve güzellik alanlarında kullanılabilir. Yok pahasına elimizden çıkardığımız bu bitkiler, dış ülkelerde işlenip, büyük paralar karşılığı sağlık, şifa ve güzellik alanlarında pazarlanıyor. Biz de bu işlenmiş ürünlere büyük paralar ödüyoruz.
    Biz niye bunları değerlendirip yapmayalım.
    İşte Cumalı Bora, bunun mücadelesini veriyor.
    Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Cumalı Bora’nın şu haykırışı içinde bulunduğumuz bitki zenginliğini ortaya koymaya yetiyor:
    “DÜNYA’NIN ANTİOKSİDANI Türkcistus, en yüksek antioksidan değerlere sahip yenilebilir bitki. 21.YY’IN BİTKİSİ Antiviral, antibakteriyel, antifungal, antitümoral etkiye sahip. MİLLİ KAYNAK, MİLLİ PROJE Akdeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Karadeniz’e tüm kıyı şeridimizde doğal olarak yetişen bir cevher. İNSANLIĞA ŞİFA Bebekten hamileye , 7’den 77’ye herkesin tüketebildiği, yan etkisiz şifa kaynağı. SAĞLIKLI, MUTLU NESİLLER İÇİN… Halk sağlığı için çok büyük bir kazanım. Sağlık harcamalarında milyar dolarlık tasarruf. SAĞLIK TURİZMİNİN VEGASI… Sağlık turizminde dünya liderliği. Türkcistus Köyü, sağlık turizminin Vegası… YEŞİL BOR Milli ekonomiye milyar dolarlık girdi; tüm dünyaya şifa ve mutluluk..”
    Şimdi gelelim, Bora’nın büyük projesine. Bu ne mi, bunu da kendinden dinleyelim:
    “Kervansaray Hilal İstanbul
    Gül kokulu müjdeye bahis, kadim şehir İstanbul. Yüzyıllar boyu süren bir hasret, yakıp kavuran bir aşk. O hasrete son veren muzaffer, fatih II. Mehmed Han, şehri teslim aldığı an cihana hükmetmeye başladı. Dengeleri değiştirdi. Zira İstanbul dünyanın merkeziydi.
    Aradan geçen asırlar boyunca dünya dengeleri pek çok kez değişti. İstanbul da. Yaşlandı, hastalandı, yağmalandı hatta hor görüldü. Ta ki evlad-ı fatihan Recep Tayyip Erdoğan önce İstanbul’un sonra kutlu devletin reisi olana dek. Şimdilerde İstanbul yine o arzulanan şehir olmakta. Yeniden dünyanın merkezi. Tekrar hayat bulan İpek Yolu’nun kalbi. Finans, ticaret, ulaşım. Her alanda mega projelerle imar edilirken, “Beşiği olduğum medeniyete bir kez daha ihtiyacın var ey ademoğlu” diye haykırıyor adeta.
    Hilal İstanbul, bu mega projelere renk katacak, sürdürülebilir değerler ekleyecek bir projedir. İstanbul’u sağlık, alternatif tıp ve şifa alanlarında da dünyanın merkezi yapacak bir adım. Türk-İslam kültürünün simgesidir “hilal”. Mutluluk, sevinç ve dirilişin sembolü. Bir ucunda geçmiş diğerinde gelecek. İbn-i Sina’dan günümüze tıbbın geçmişi ve Türkcistusla, fitoterapiyle geleceği.
    Hilal İstanbul, Türkcistus köyü, yeni nesil avm kervansarayı, festivalleri, bahçeleriyle Hilal Antalya’nın mega versiyonudur.. Sağlık, turizm ve ticareti birleştiren, farklı iş kolları oluşturan bir konsept. İstanbul’u ziyaret edenlere ve İstanbullulara hizmet edecek; kültürle sağlığı, alışverişle huzuru birleştirecek. İstanbul’u şifa ve mutluluk kapısı yapacak.
    Avrupa’dan Çin’e uzanan yeni İpek Yolu üstünde geçmişe nispet eden bir kervansaray. Büyük bir ticaret, sağlık, konaklama tesisi. İpek Yolu boyunca yaşayan milyarlarca insana doğal zenginliklerimizi sunacak bir mekan. 3.Havaalanına yakın bir noktada inşa edilecek bu kervansaray ile Hilal Antalya’da yetiştirdiğimiz insan kaynaklarını, enstitüde geliştirdiğimiz yeni ürünlerimizi İstanbul’dan dünyaya açmak mümkün olacaktır.
    Mazlum coğrafyaları fitne ve fesatla ateşe verip, silah satan mimsiz medeniyetin aksine tüm dünyaya İstanbul’dan şifa, huzur ve kardeşlik ihraç etmek; çiçeklerle, bahçelerle gönül bağlarımızı pekiştirmek için bir alternatiftir.
    Hilal İstanbul, gelecekte Katar’a, Çin’e ya da Rusya’ya açılacak şubeleriyle küreselleşip, doğal zenginliklerimizi insanlığa ulaştırma ve kültürümüzü başka coğrafyalara nakşetme hedefimizin sıçrama tahtasıdır.
    Milletimize ve devletimize hizmet edeceğine inandığımız çalışmalarımıza teveccühünüz ve desteğinize teşekkürlerimizi sunarız.”

  • RECEP TAYYİP ERDOĞAN

    RECEP TAYYİP ERDOĞAN

    Recep Tayyip Erdoğan;

    26 Şubat 1954 yılında İstanbul’un Kasımpaşa semtinde doğdu.

    1965 yılında ilokulu bitirip İmam Hatip Lisesi’ne kayıt oldu.

    1973 yılında buradan mezun oldu.

    Yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde yaptı.Ama bir türlü diplomasına ulaşılamadı.

    Camialtı, İETT ve Erokspor’da 16 yıl futbol oynadı 

    12 Eylül 1980 sonrasında futbolu bıraktı.

    Milli Türk Talebe Birliğindeki görev yıllarından sonra, 

    1976 yılında Millî Selâmet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi.

    1978’de evlendi. 4 çocuğu var.

    12 Eylül 1980’de İ.E.T.T’den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı ve bir müddet özel sektörde çalıştı.

    1982 yılında askere gitti. 

    12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile sadece parmağında bir yüzükle siyasi hayatı tekrar başlamış oldu.”Benim bütün servetin bu parmağındaki yüzük,eğer birgün zengin olursam mutlaka haram yemişimdir,hesap sorun”sözü tarihe geçmiştir.

    1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı oldu.

    1985 yılında da İl Başkanı ve M.K.Y.K üyesi seçildi.

    1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu.

    1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı.

    1991 de tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu.

    Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti

    27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

    27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Başkanı seçildi.

    12 Aralık 1997 yılında davet üzerine gittiği Siirt’te, miting sırasında okuduğu bir şiir nedeniyle Diyarbakır DGM’de yargılanmaya başlandı.Yargılama sonucu Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı bu cezasını 24 Temmuz 1999 günü tamamladı.

    Fazilet Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından; “Gelenekçi” olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan’ın genel başkanlığında ;

    20 Temmuz 2001’de Saadet Partisi’ni kurdu.“yenilikçi” kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde;

    14 Ağustos 2001’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu.

    Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi. Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Kasım 2002 seçimlerinde oyların büyük bir çoğunlunu alarak tek başına iktidar oldu. 

    3 Kasım seçimlerinde adaylığı kabul edilmeyen Erdoğan yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olarak Meclis’e girdi ve Abdullah Gül’ün Başbakanlığı’ndaki 58. hükümetin istifasını sunması üzerine 59. Hükümeti kurarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu.

    Erdoğan, Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’nin 50 dönümünü kullanarak Ak Saray olarak adlandırılan  Cumhurbaşkanlığı Sarayı inşa edildi. Bir sit alanı olarak korunan Atatürk Orman Çiftliği’nde inşaat yasağı vardı ve inşaatın durdurulması için çeşitli mahkeme kararları çıksa da inşaat tamamlandı.

    Muhalefet, bunu hukukun üstünlüğünün açıkça ihlal edilmesi olarak değerlendirdi. Proje; inşaat sürecinde yolsuzluk, yaban hayatına zarar verilmesi ve yeni yollar yapılması için çiftlikteki hayvanat bahçesinin tahribi gibi konularda sert eleştirilere ve iddialara maruz kaldı.Ayrıca inşasını yasa dışı olarak değerlendiren muhalifler tarafından ‘Kaç-Ak Saray’ olarak adlandırıldı.

    Yaklaşık 1.000 odası olan ve maliyeti $350 milyon (€270 milyon) tutan saray, maden kazalarının ve işçi haklarının ülke gündemine hâkim olduğu bir süreçte ortaya çıkması ve kullanılmaya başlanması yüzünden büyük eleştirilere yol açtı.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  Başkan Yardımcısı Işıl Karakaş Ekim 2015’te Avrupa Konseyi İfade Özgürlüğü Konferansı’nda yaptığı konuşmada”Türkiye’de Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla 236 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını, bunlardan 105’i hakkındaysa dava açıldığını ve sekizinin de tutuklandığını belirtti ve bu durumun Türkiye’de gerçek bir problemi gösterdiğini dile getirdi.

    Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite mezunu olmadığı ve cumhurbaşkanlığının da bu nedenle geçerli olmadığı yönünde görüşler vardır. YARSAV  kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu Erdoğan’ın üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla “Resmi evrakta sahtecilik” nedeniyle suç duyurusunda bulunup Cumhurbaşkanlığının iptali için başvuru yaptı.

    Marmara Üniversitesi konuyla ilgili bir açıklama yaptı.Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (ÜNİVDER) bir basın açıklaması yaparak, Rektörlüğün kısa bir resmi yazı ve ekinde de cumhurbaşkanın geçici mezuniyet belgesini sunması beklenirken çeşitli söylemler yanında üniversitenin tarihsel geçmişinden daha fazla söz etmesinin konunun kamuoyunca anlaşılmasını güçleştirdiği ve Erdoğan’ın Marmara Üniversitesi mezunu olarak gösterilemeyeceği görüşünü paylaştı.

    16 yıldır ülkeyi yönetmekte,yol ve köprü yaptık söylemleri dışında bırakın ülkeye bir katkıda bulunmayı 100 yılda Cumhuriyet tarihinde yapılan hiçbir şey yerinde kalmadı.

    Eğer yeniden seçilirse demokratik sistemden vazgeçilerek ülke tek adamın insafına terkedilmiş olacaktır.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 02 Haziran 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 02 Haziran 2018 )

    1 . ABD’ de seçimlere  sadece birkaç hafta kala, Amerika Ermenistan Ulusal Komitesi – Batı Bölgesi (ANCA-WR), Senato ve Meclis onay  listesi ile Kaliforniya, Nevada ve Kolorado eyaletleri için onaylanmış aday listesini yayımladı. ANCA-WR,  Birleşik Devletleri  batı bölgesinin en büyük ve en etkili Ermeni örgütü olup  bölgedeki yerel ofisler ve bölümler ağıyla birlikte çalışarak  Amerikalı  Ermenilerin çıkarlarını kollar. ABD vatandaşı olan topluluğun tüm üyeleri, her seçimde oy vererek parlamenterleri Ermeni Davası’nı desteklemeye teşvik eder. (İ)

    1. Ermenistan’ın  nüfusu düşüşte. 1 Nisan 2018 itibariyle, Ermenistan’ın  nüfusu 2 milyon 969 bin, ülke şehirlerinde 1 milyon 895 bin kişi ve kırsal topluluklarda yaşayan 1 milyon 754 kişi ile gerçekleşmiştir. Ermenistan’ın  nüfusu Ocak 2017’de 2 milyon 972 bin  idi. (İ)

    https://www.panorama.am/en/news/2018/06/02/Armenia’s-permanent-population-on-the-decline/1958515

    1. Erivan’daki ABD Büyükelçiliği 1 Haziran’da, Ermenistan Ticaret Odası  ve ABD Hükümeti’nin kalkınma finans kurumu olan Denizaşırı Özel Yatırım Şirketi (OPIC) ile ortaklaşa,  ABD yatırımlarını   Ermenistan’a  çekmeye odaklanan bir tartışma düzenledi. Büyükelçiliğin bildirdiğine göre, şirketlerin ve yatırımcıların OPIC  ile nasıl çalışabilecekleri  OPIC personeli tarafından  açıklandı.  (İ)
    1. Amerikan Ermeni Asamblesi (AAA), Ermenistan ve dünya Ermenilerine dair günlük haberlerin ve analizlerin toplandığı, geniş bir haber ve bilgi kaynağı oluşturmak amacıyla “Ermenistan 360” (www.armenia360.com) sitesini hayata geçirdi.  (T)
    1. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, hükümetinin ekonomik gelişme için üç öncelik belirlemiş bulunuyor; İlk  öncelik ekonomide yüksek teknolojilerin kullanılmasıdır.  Ekonomik gelişme için ikinci öncelik tarım sektörü, üçüncü öncelik  ise turizmdir.  (İ)
    1. İsrail Knesset Başkanı Edelstein, “Knesset, Ermeni Soykırımı’nı tanımalı, siyasi ya da anlık diplomatik çıkarlar yüzünden değil, doğru ve ahlaki olduğundan.  Knesset’in tanımak için çoğunluğa sahip olduğuna ikna olduğumuz an, onu genel bir oylamaya getireceğiz. Bu yüzden, mümkün olan her şeyi yapacağım ve umarım çabalarımın meyvelerini alacağım”  dedi.   (İ)
    1. Emekli maaşı ve kamu görevlileri maaş artışı Ermeni hükümeti için öncelikli konulardan.

    Hükümet, mevcut sosyal durumda devletin sosyal olarak savunmasız gruplara dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor. Emeklilik ilkeleri gözden geçirilecek.  (İ)

    1. Ermenistan’ın hükümeti, yolsuzlukla mücadelede kararlı, ısrarcı ve hoşgörüsüz olmaya söz veriyor. Hükümetin 1 Haziran ‘da yayınladığı programı, yolsuzlukla mücadelenin Kabine’nin önceliklerinden biri olacağını belirtiyor. Programda ; “Hükümet, yolsuzluğun, toplumumuzun ve devletimizin yaşamı üzerinde en yıkıcı etkiye sahip olaylardan biri olduğuna ikna oldu, bu nedenle yolsuzlukla mücadele hükümetin temel önceliklerinden biri ve hükümet kararlı, kalıcı ve  bu mücadelede hoşgörüsüz ” ifadesi yer alıyor.  (İ)
    1. Türk Parlamentosu’nun Ermeni asıllı milletvekili Garo Paylan, Fransa’nın Marsilya kentinde Kürt toplumu temsilcileriyle buluştu. Toplantıda HDP  milletvekili, mecliste çoğunluğa sahip olmak için Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın HDP’nin  seçimde % 10 barajını aşmayacağı ve meclise girmeyeceği her şeyi yapmayı planladığını belirtti. (İ)
    1. Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov geçtiğimiz günlerde Karabağ halkının statüsünü ve güvenliğini belirlemek için müzakerelerde yer alması için “gülünç” ifadesi kullandı. ANCA , “ Tek tercihimiz olan gerçek seçim, Karbağ’ ın’ demokrasisini savunmaktır.

    Burada, Amerika Birleşik Devletleri’nde, politik arenada, sadece, Aliyev’in lobicilerden oluşan bir orduyla savaşarak, Karabağ’ ın  bağımsız statüsü ve dokunulmaz güvenliği için, politika, uygulama ve ilke olarak ABD’nin desteğini üretmeye çalışıyoruz” açıklamasında bulundu.(İ)

     11. Azerbaycan, Ermenistan’la görüşmeye hazır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hikmet Hacıyev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile Ermenistan Başbakanı arasında görüşme yapabileceğini söyledi. Hacıyev, “Görüşme yapılması konusunda teklifler olduğu takdirde medyaya bilgi verilecek.” dedi. Hacıyev, ayrıca, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından çekilmesi ve bölgeden göç etmek zorunda kalanların kendi topraklarına dönmesinin sağlanması gerektiğini de vurguladı. (T)

    http://avim.org.tr/tr/bulten/azerbaycan-ermenıstan-la-gorusmeye-hazır

  • Pusuda yatan kıyamet

    Pusuda yatan kıyamet

    Pusuda yatan kıyamet

    Depremde biriken enerji, günü geldiğinde nasıl bir gürültü ile açığa çıkar, borç birikiminde de kıyamet öyle açığa çıkar.

    Osmanlı İmparatorluğunun başının en büyük belası borç olmaktan kaynaklanmıştı.

    Borç vericiler, Osmanlıdan azınlıklara özgürlükler isteyerek, borç vermeyi sürdüreceklerini vaat ederlerdi. Kapitülasyonlar bu günkü borç/faiz sarmalına eşdeğer işliyordu.

    Şimdilerde, Batıdan bize borç vericileri de aşağı yukarı aynı şeyleri talep ediyorlar. Olağan Üstü Hali kaldır. PKK/PYD’yi kabul et. “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını kabul et.” Diyorlar. Yani Osmanlıda Balkanlarda ki bölgelere bağımsız istedikleri gibi, Kürt Devleti kurup ülkeyi bir kez daha parçalamanın yolunu döşüyorlar.

    Önemli soru şu; Neden biz Batıdan borç almazsak büyüyemiyoruz? Neden kendi tasarruflarımızı artıramıyoruz?

    Osmanlı neden borç alarak batmışsa ya da batırılmışsa, şimdiki yöneticilerde, borç almaya bayılıyorlar. Gün geliyor, o biriken borçlar biriktiren yöneticileri bitirdiği gibi, toprak taleplerine de beraberinde getiriyor.

    Hele bir de, Batının dayattığı neo liberal siyasetleri yani Küresel Yönetişim biçimini ve dolarizasyon düzenini kabul etmişseniz, Batının işini daha da kolaylaştırmış oluyorsunuz.

    Batının çok uluslu şirketlerinin, borç al tüket sisteminin içine girmişseniz, tasarruf artık sizin için bir hayal olur. Zaten tüketim ekonomisinde, tasarruf; işleyen kültür endüstrisince yasaklanmıştır.

    “Atın eskiyen çoraplarınızı atın” özdeyişi; yaşadığımız ekonomi modelinin nasıl işlediğini ve işlemesi gerektiğini bize baştan söylemişti.

    Aldığınız borçları da planlayarak yatırım yapmamışsanız, borç günü geldiğinde borcu ödeyemiyorsanız, fon yöneticileri sizden yeni tavizler isteyecektir. Sizde riskler çok diyerek, yüksek faizden borç vereceklerdir.

    Bu günlerde yaşadığımız ekonomik şantajların altında yatan neden bizim aşırı borçluluğumuzdur.

    Borçlanmanın bir planı olmadığından ve gerekli gereksiz borçlanıldığından, borcun günü geldiğinde borç ödenemez olmaktadır.

    Borçların ödenemez olduğu süreçler; Borç vericilerin sizden siyasi taviz istedikleri günlerdir.

    Bir taraftan borç vericilere siyasi tavizler verilirken, öte yandan egemen sınıfların aldığı borçların halka bölüştürülmesine sıra gelmiştir. İktidarı bunaltan da işte bu bölüştürme sürecidir. İktidarların en fazla yıprandığı gidiş süreçleridir.

    Karlar özelleştirilmiş, zararların (borcun) halka bölüştürülmesine sıra gelmiştir.

    Borcu alan başkası, ödemeyi yapan halk olunca, huzursuzluk kaçınılmaz olmaktadır. Var olan siyasi istikrarda tehlikeye girmiş demektir.

    Aşırı Borçlar; Pusuda yatan felaketin kendisidir.

    2.6.2018 [email protected]

  • Amerika,yine aynı Amerika…

    Amerika,yine aynı Amerika…

    Bu yazı Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Amerika’da mevkidaşı Pompeo ile 4 Haziran’da Menbiç konusunda yapacağı görüşmeden önce kaleme alınmıştır. Bu görüşmede Menbiç’teki PYD/PKK’lıların iki ülke kontrolünde kademeli olarak Fıraıt’ın Doğusuna çekilmesi ön görülüyor.

    Şurası açık:
    Omurgasını PYD/PKK^lıların oluşturduğu Suriye Demokratik Güçler (SDG) amerika’nın bölgede en güvenilir ortağı konumunda bulunuyor. Bu nedenle de Amerika sürekli bu güçleri koruyor ve “Güvenilir ortak” tanımlaması yapıyor.
    SDG güçlerini bölgede IŞİD’a karşı savaşan en önemli güç olarak da değerlendiren Amerika, bu güçlerden bugüne kadar vaz geçmesi. Bundan sonra da vaz geçmeyeceğinin mesajlarını veriyor.

    ABD, “en güvenilir ortak” olarak nitelediği PKK bağlantılı teröristlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı “güç kullanabiliriz”diyen Suriye Lideri Esad’ı uyararak SDG’yi nasıl sahiplendiğini bir kes daha ortaya koymuş oldu.
    Esad’ın çıkışı üzerine SDG’ye karşı olan Türkiye’yi de hedef alan imalı bir açıklama yapan ABD’li Korgeneral Kenneth McKenzie, “Suriye’de ilgili bütün taraflar şunu anlamalılar ki ortaklarımızı vurmak kötü bir politika olacaktır” ifadelerini kullandı.
    ABD Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Korgeneral Kenneth McKenzie, düzenlenen bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Suriye’de ilgili bütün taraflar şunu anlamalılar ki ABD ordusunu veya koalisyon ortaklarımızı vurmak kötü bir politika olacaktır” diyerek bir noktada göz dağı vermeye kalkıştı.

    McKenzie’nin açıklamaları, Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Russia Today’de yayınlanan röporajından saatler sonra geldi. Suriye’de “geriye kalan tek sorunun” SDG olduğunu ifade eden Esad, bu sorunu çözmek için önlerinde iki seçeneklerinin olduğunu belirtmişti. Bunlardan ilkinin müzakere olduğunu ve bu yönde “kapıları açtıklarını” aktaran Esad, ikinci seçeneğin de “güç kullanma yöntemi” olduğunu söylemişti.
    Esad ayrıca ABD destekli SDG’nin kontrolünde bulunan Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerin de “kurtarılacağını” ifade etmişti. Pentagon sözcüsü Dana White ise McKenzie’den sonra yaptığı açıklamada ABD’nin Suriye’nin iç savaşına karışmaya niyetinin olmadığını söyledi.
    White, ABD’nin SDG’nin sadece IŞİD’e karşı savaştığı bölgelerde koruma sağlayabileceğini belirtti.

    ABD, Suriyeli Kürt güçler olan YPG ve PYD’nin temelini teşkil ettiği SDG’yi IŞİD’e karşı savaşta “güvenilir bir ortak” olarak görüyor. ABD’nin başını çektiği IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon SDG’ye havadan destek verirken, ABD ve Fransa’ya ait özel kuvvetler SDG’ye karada da yardım ediyor.
    Menbiç konusu ise hala netleşmiş değil.

    Konunun uzmanları da Menbiç konusunda kafaların karışı olduğunu, bu konuda Amerika’nın yeni oyunlar peşinde olduğuna dikkat çekiyor.
    Prof. Dr. Semih Koray da Münbiç anlaşmasının imzalanması durumunda Fırat’ın doğusunun halihazırdaki durumunun kabul edilmiş olacağını söyledi. Koray, “Sadece Fırat’ın doğusunu kabul etmiyorsunuz, bu anlaşmayı imzalarsanız, bölgede Amerikan varlığını da kabul ediyorsunuz demektir” dedi.
    Çözümün Suriye yönetimi ve Irak yönetimi ile işbirliği ile mümkün olacağının altını çizen Koray’a göre Münbiç anlaşması, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatının getirdiği kazanımları da ortadan kaldırabilir.
    “Amerika ile anlaşmak demek, Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı bölücülere koz vermek demektir” diyen Prof. Dr. Koray, “Bu anlaşma zemini, burada verdiğimiz şehitleri, Türkiye’ye ve güvenliğe olan katkısını, barışın getirilmesine olan katkısını berhava eden bir nitelik taşıyor. Amerikan varlığını ve Fırat’ın doğusuna zımni olarak kabul etmek, ciddi bir geriye gidiştir” yorumunu yaptı.

    Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı’nın ardından Münbiç’e ve Fırat’ın doğusuna da operasyon sinyali vermişti. ABD’nin operasyonu engellemek için Münbiç’i pazarlık olarak tuttuğu belirtilmişti.

    Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna olası bir operasyonunu önlemek için dikkati Münbiç’e kaydıran ABD’nin son tahlilde başarılı olduğu vurgulanıyor. ABD ile yapılması planlanan Münbiç anlaşmasının birçok soru işareti doğurduğu da ifade ediliyor.

    Yanıt bekleyen sorular da şöyle sıralanıyor:
    ABD ile anlaşma yapar, Münbiç’in kontrolünü birlikte yapacağız derseniz, bu bölgenin egemenliğini Suriye’ye nasıl devredeceğiz?
    – ABD’nin Münbiç’i otonom bölge olarak düşünmesi durumunda nasıl bir sonuç çıkacak?
    – Fırat’ın doğusu ne olacak?
    -Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtının kazanımlarını nasıl koruyacağız?
    Konu hakkında yazmayı sürdüreceğiz.

  • Uzmanından ekonomik tavsiyeler

    Uzmanından ekonomik tavsiyeler

    ATİLLA YEŞİLADA DİYOR Kİ:

    1-Türkiye’de satışa hazır ve boş 2,5 milyon daire var.

    2-Gelecek 2 yılda yaklaşık 400 bin olan müteahhitlerin 3/4’ü iflas edecek.

    3-Bankaların müteahhitlere verdiği kredilerin 15-18 milyar dolarlık kısmı batacak.

    4-Kredi kullanarak ev ve araba alanların büyük bölümü borçlarını ödeyemeyecek.

    5-Hangi hükümet olursa olsun ciddi bir kemer sıkma politikası uygulamak zorunda kalacak.

    6-Kesinlikle borçlanmaktan kaçının.

    7-Kredi kullanarak ev ve araba almayın

    8-Harcamalarınızı asgariye indirin.

    Biz bunu on yıl önce Amerika’da yaşadık. Toparlanmamız yıllarımızı aldı… Hala da stresi ve uzantıları devam ediyor.

    Leyla Edinc

  • Karşılaştırmalı Suudi Arabistan ve Türkiye müslümanlığı

    Karşılaştırmalı Suudi Arabistan ve Türkiye müslümanlığı

    1) Suudi Arabistan’da türbe, yatır yoktur, yasaktır. Haliyle ziyaretleri de yoktur. Ramazan aylarında yatırlara, sözde kısmeti açılsın diye dallara ağaçlara bez bağlayan genç kızlar, sağlığı için dua edenler, duvarlarına cüzdan sürenler v.s. gibi ilkel görüntüler de yoktur.
    Böyle davranışlar gericilik,cahiliyye devrinden kalma putperestlik sayılır.

    2) Suudi Arabistan’da Sakal-ı Şerif, Hırka-ı Şerif, Denda-ı Şerif gibi ziyaretler yoktur. Böyle davranışlar gericilik ve şirk “Allah’a Ortaklık ” sayılır.

    3) Suudi Arabistan’da imam, müezzin gibi din görevlileri ülkemizdeki gibi devlet memuru statüsünde değillerdir, Devlet bütçesinden bu kişilere maaş ödenmez.
    Allah için yapılan görevin karşılığında para almak ayıp sayılır ve yasaktır.

    4) Suudi Arabistan’da biri çıkıp da Medyum olduğunu iddia ederse o kişinin kellesi gider. Medyumlar Türkiye’de açık oturumlarda konuşuyor, sözde şifa (!) dağıtıyorlar.

    5) Suudi Arabistan’da Nakşilik, Nurculuk,Fethullahçılık vs. gibi Atatürk’ün ölümünden sonra zuhur eden tarikatlar da yoktur, onların şeyhleri de, müritleri de…

    6) Suudi Arabistan’da Kız imam Hatip Lisesi yoktur, çünkü islamiyette kadından imam olmaz.

    7) Suudi Arabistan’da nazar boncuğu, okunmuş su,nazara karşı geyik boynuzu, üzerlik vs. gibi şeyler de gericilik ve şirktir ve yasaktır.
    Suudi Arabistan’da Cami gibi ibadet yeri kompleksleri altında, bünyesinde market, dükkan vs. bulunamaz.

    Netice olarak: Ata’mızın sağlığında yasakladığı kimi şeyler onun vefatından sonra Türkiye’de serbest, Şeriat Ülkesi Suudi Arabistan’da yasaktır.
    Not: Peygamberimizin doğduğu evin yerinde bugün bir ‘Halk Kitaplığı’ bulunuyor. Suudi Arabistan yönetimi Hazreti Muhammed s.a.v’in dünyaya geldiği mekânın ziyaret yeri (türbe)yapılmaması için buraya bu kitaplığı inşa ettirmiş…alıntıdır…

  • FEYM GRUBU MESAJI –  ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 01 Haziran 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ   FAALİYETLERİ  ( 01 Haziran 2018 )

    1 .. Ermenistan’a daha fazla ABD yardımı tartışılıyor.  ABD Büyükelçisi Richard Mills Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD hükümetinin Erivan’daki yeni yetkililerle Ermenistan’ da gelişmekte olan reformları teşvik etmek için özel bir program çerçevesinde daha fazla ekonomik yardım sunma olasılığını görüştüğünü söyledi. (İ)

    1. Başbakan Nikol Paşinyan bugün, Doğu Avrupa İdari Direktörü ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Francis Malige liderliğindeki bir heyeti kabul etti.  Hükümet – EBRD işbirliğinin önemini vurgulayan Paşinyan, bankanın Ermenistan ekonomisi ile  önemli ölçüde  ilgili olduğunu  söyledi. Francis Malige ise, Ermenistan’ın EBRD’nin en önemli ortaklarından biri olduğunu ve bankanın yeni Ermeni hükümetiyle yakın işbirliği için hazır olduğunu söyledi. (İ)
    1. Yeni hükümet tarafından  atanan Eduard Aghajanyan,“ İnsan kaynaklarını azaltmak yerine hükümet araçları ve dizel yakıt kuponlarının sayısını azaltmaya odaklanacaktır, Hükümet personelinin kontrolü altında 110 araç var. İlk tahminlere göre, bunların yaklaşık yüzde 30’u azaltmaya tabi tutulacak” ”dedi.  (İ)
    1. Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Federica Mogherini ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian’ın 24 Kasım’da Brüksel’deki Doğu Ortaklığı Zirvesi  görüşmeleri sırasında  imzalanan AB-Ermenistan Kapsamlı ve Geliştirilmiş Ortaklık Anlaşması (CEPA)  bugün  yürürlüğe giriyor.  (İ)

    5. Ermenistan Bakanlar Kurulu  1 Haziran’da  Hükümeti Programını onayladı ve Parlamentoya sundu.  Hükümetin programının temel konuları şunlar: güçlerin yalnızca halkın özgür iradesiyle oluşumu, herkesin hukuk ve hukukun üstünlüğüne dayanan ulusal birlik ve sivil dayanışması, Ermenistan’ın iç ve dış güvenliğinin sağlanması, Ermenistan ve Karabağ’ın güvenlik düzeyinin sürekli yükseltilmesi, yolsuzluğun reddedilmesi ve yolsuzluğun olmadığı  bir toplum,  pratikte siyasetin ve iş dünyasının  ayrılması.  (İ)

    1. Mnatsakanyan – Dağlık Karabağ,  barış sürecinin  kilit rol oyuncusu.  Ermenistan Dışişleri Bakanı bugün yaptığı açıklamada, Dağlık Karabağ ‘ın Ermenistan-Azerbaycan ihtilafını çözmeyi amaçlayan barış sürecinin her zaman kararlı bir  oyuncusu olarak kaldığını ve sürdüreceğini söyledi.  (İ)
    1. Zhamanak:. “ Barış ve dayanışma devriminin Ermenistan’a sadece birkaç hafta içinde büyük çaplı siyasi değişiklikler getirdiği dikkate alınarak Başbakan Nikol Paşinyan’ın Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebileceğini” yazdı.  (İ)
    1. Rusya Dışişleri Bakanlığı Haberleşme Dairesi Müdürü Artyom Kojin, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Dağlık Karabağ Sorunu’nun barış müzakerelerine ilişkin açıklamalarını değerlendirdi. Paşinyan,  Dağlık Karabağ  çözüm müzakerelerine katılması gerektiğini açıklamıştı.  Ermenistan Başbakanı’nın Karabağ sorununun çözüm müzakerelerine dair açıklamalarını yorumlayan Kojin şunları kaydetti: “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) belirlediği plan  dışındaki açıklamalar yapıcı değil.”  (İ)

    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/06/01/Rusya-Karabağ/13040

    1. Ermenistan Dışişleri Bakanı Mnatsakanyan, “Karabağ’ ın ‘ın çatışmaya taraf olarak belirleyici sesi, önemli bir faktörü olmuştur” dedi. Meclis komitelerinin 2017 bütçe performansının tartışılması sırasında, Tsarukyan fraksiyonu Milletvekili Vardan Bostanjyan’ın Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan’ın barış müzakerelerine Karabağ’ın katılımıyla ilgili sorusuna yanıt olarak,  Mnatsakanyan,  “Doğru olurdu. Birkaç hafta içinde sorunuza daha geniş bir cevap verebiliiz” dedi.    (İ)
    1. Knesset Başkanı Yuli Yoel Edelstein, Kudüs Ermeni Patriği  Beatitude Başpiskoposu Nourhan Manougian’a  gönderdiği  mektupta, Ermeni Soykırımı tanıma konulu tartışmaların bu hafta için planlanmadığını belirtti.  (İ)
    1. Kaliforniya Şartlı Tahliye Kurulu, 29 Haziran’da Hampig Sassounian duruşmasına devam edecek. ABD’deki Türkler,  1982’de Los Angeles Türkiye Başkonsolosunu  öldürmesi nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hampig Sassounian’ın şartlı tahliyesine karşı lobi yapıyor. Türkler, şartlı tahliye heyetine 1000 mektup gönderdi. (İ)
    1. ABD ve Ermenistan’ın ikili ilişkilerin ikinci bir yüzyıla girmesiyle, Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), 27 Haziran Çarşamba günü Washington DC’ de üç günlük bir kutlama şenliği

    planlıyor.  (İ)

    1. Şenocak: “Ermenistan jeostratejik bir eksen kayması yaşamaktadır.” Paris Üniversitesi Diplomatik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Kültürel Diplomasi Kürsü Başkanı Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak Trend Haber Ajansı’na Ermenistan’da yaşanan son gelişmeler ve Ermenistan Rusya ilişkileri konusunda özel açıklama yaptı. (T)

    http://avim.org.tr/tr/bulten/senocak-ermenıstan-jeostratejık-bır-eksen-kayması-yasamaktadır

  • Bulgaristan’da Türkçe Yer İsimleri Bulgarcaya çevriliyor

    Bulgaristan’da Türkçe Yer İsimleri Bulgarcaya çevriliyor

    Bulgaristan’ın güneydoğusundaki Eski Zağara İl Belediye Meclisi, şehre bağlı 51 ilçede “Türk kökenli olduğu gerekçesiyle” toplam 838 yer adını değiştirerek Bulgarca isimler koydu.

    Bulgaristan’da Eski Zağara İl Belediyesi, Türk kökenli olduğu gerekçesiyle 838 yer adını değiştirerek Bulgarca isimler verdi.

    Belediye Meclisi, aşırı sağcı, ırkçı ve milliyetçi partilerin hazırladığı, bazı yerlerin isimlerinin değiştirilmesini öngören kararı onayladı.

    Kararın gerekçesinde, Türk kökenli yer adlarının çağdaşlaştırıldığı ileri sürüldü.

    Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü, Belediyenin kararına tepki gösterdi.

    Başmüftülük, yayımladığı bildiride, Eski Zağara Belediye Meclis kararının, ülkede 1989 yılına dek iktidarda bulunan devrik diktatör Todor Jivkov rejiminin ülkedeki Türk ve Müslümanlara karşı yürüttüğü asimilasyon kampanyasını anımsattığı ifade edildi.

    Karardan büyük endişe duyulduğu belirtilen bildiride, “Dilin doğal alanına siyasal bir istilada bulunan karar, Bulgaristan’daki çok kültürlü toplumunun dini ve etnik hoşgörü anlayışını zedeleyecek.” ifadeleri kullanıldı.

  • KÜRESELLEŞMENİN CİLVESİ VE TÜRKİYE

    KÜRESELLEŞMENİN CİLVESİ VE TÜRKİYE

    Avrupa Birliği (AB),  ​ABD Başkanı D​.Trump’ın İran’la yapılan​ nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesine ve​ yeni yaptırımları devreye almasına güçlü muhalefe​t​​ gösterdi.
    ​Avrupa Komisyonu’nun İran ile ticaret yapan Avrupalı firmaları Amerikan yaptırımlarından korumanın çabası,​Transatlantik​ ​​İttifak’ta ​ciddi bir kırılma oluş​turdu.
    Ortadoğu’da ise İran’ın hegemonik​ heveslerine karşı İsrail ve Sünni Arap ülkelerinin duyarlılıklarının arttığı gözlemleniyor…

    ​*​

    Ekim 2017’de D​.Trump, Ortak Kapsamlı Eylem Planını (JCPOA) onayladığında​,​​
    Anlaşmayı “nükleer silahların yayılmasını önleyici küresel mimarinin ve bölge güvenliğinin kilit unsurlarından biri” olarak tanımladı.
    ​AB​ ise “​çözülmüş​”​ bir sorunun gerçek bir ​neden olmaksızın​ neden gündeme geldiğini​ düşün​dü.
    İran balistik füzeleriyle ilgili meselelerin yanı sıra bölgede yükselen gerilimlerin endişe verici konular olduğunu​ ancak bunların JCPOA dışında ele alınması gereğini öngördü.

    *
    ​O​cak 2018’de​ AB Yüksek Temsilcisi F. Mogherini “Anlaşma çalışıyor, İran’ın nükleer programı kontrol altında ” dedi.
    8​ Mayıs’ta Trump’ın İran anlaşmasından çekilme kararı Almanya’yı, Fransa ve İngiltere’yi​ ayağa kaldırdı.
    AB ekonomik çıkarlarını korumak için hem Avrupa düzeyinde hem de ulusal düzeyde tamamlayıcı mekanizmalar ve önlemler koyma çabalarına girişti.

    ​*​

    ​Çünkü Avrupa’nın büyüme zorunluluğu ve şirketlerin yeni pazarlara erişme kararlılığı hükümetlerini ticaret temsilcilikleri gibi güçlü kanallar açmaya teşvik ediyordu.
    Nitekim 2015′ te​ JCPOA’nın imzalanmasını takiben  İran’daki Avrupa ticareti ve yatırım​ları hızlı bir şekilde ilerle​di.
    ​Bugün İran’da​ Fransız havacılık​ firması​ Airbus, ​ petrolcü Energy Colossus Total​,​
    Alman otomobil grubu Volkswagen,
    İtalyan demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato ,
    Birleşik Krallığın yenilenebilir enerji geliştiricisi Quercus Investment Partners Ltd. gibi dev şirketler bulunuyor…

    *
    İsrail ve Sünni Arap devletleri ise İran’ın bu süreci Avrupalıların ticaret ve yatırım şevklerini çek​erek;
    ​H​em uluslararasılaşmak hem de bir nükleer güç konumunu meşrulaştırmamak​,​
    Ama Ortadoğu’da ki jeopolitik gündemi ilerletmekte için kullandığı iddialarında oldular…

    ​*​
    ​Aslında AB ve ABD anlaşmazlığında  tek sorun JCPOA değildi.​
    ​Zaten Trump’ın​ başkanlık görevine başlamasıyla​ NATO üyesi Avrupa ülkelerine savunma bütçesine olan katkılarını artırma baskısı,
    Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi ve Avrupa entegrasyonu projesin​e kayıtsız ve zaman zaman küçümseyici duruşu​ Transatlantik İttifakı zorluyordu.

    ​*
    Ancak Trump​’​ın İran​’​a karşı ​kararlı tavrı, AB​’​ ye transatlantik ilişkilerin ötesine bakma​​​,​ İsrail​’​in ve Sünni Arap​ ülkelerinin güvenlik kaygılarını ​görmek fırsatı verdi.
    ​Avrupalılar “Ne olacak “​ sorusuyla karşı karşıya kaldılar.
    Fransa, Almanya ve İngiltere, Trump’ın İran politikasına katılmasalar da İran etkisini etkilemek için bazı adımlar at​acaklarını bildirdiler…

    *

    ​Ocak’tan beri ​ABD ve AB, yeni yaptırımlar ​konusunda ve anlaşmayı​ ​düzeltmek için diplomatik görüşmelerde bulundu​..​
    ​Bu görüşmeler Trump​’​ın ABD​’​ yi anlaşmadan geri çek​me kararını  engellemedi​ ancak  Avrupa ​İran’ın hegemonik tahribatı​ konusunda dikkat kesildi.
    Şubat​’ta Berlin’de gerçekleşen​ bir​ toplantı​nın ardından, Almanya Başbakanı A​.Merkel ve İngiltere Başbakanı T​. May ,​ Fransa Cumhurbaşkanı E.Macron,
    “​İran​’​ın Ortadoğu’daki istikrarı bozucu faaliyetlerle ilgili​ “​ sorunların üstesinden gelmek için daha uygun tedbirler almaya hazır olduklarını ifade ettiler.

    *
    ​Ancak bütün beyanlar​ Avrupa’nın ekonomik çıkarlarının altında kaldı.
    Washington’un JCPOA’dan çekilmesinden rahatsız olan AB, potansiyel Amerikan yaptırımlarına artık tepki vermiyordu…

    *

    ABD Başkanı D.Trump, 1 Mart’ta “Bir ülke ticaret yaptığı hemen her ülkeye milyarlarca dolar kaybediyorsa, ticaret savaşları iyidir ve kazanması kolaydır” ifadesiyle,
    Dünya Ticaret Örgütü kurallarını ihlal etti, ithal çelikte yüzde 25, alüminyumda yüzde 10 oranında gümrük vergisi uygulaması başlattı..

    *
    ABD’nin ticaret savaşı Çin’e karşı bir meydan okumayı başar​mış​, Çin’in  siyasetini ve gücünü test et​mişti.
    Ama Çin, ABD ve dünyanın hayal gücünün ötesinde güçlü bir irade ve azim sergiledi, ABD’nin taleplerine güçlü karşılıklar verdi.
    Serbest ticaret ve çok taraflı ticaret mekanizmasını korumak adına yüksek bir ahlaki zeminde ayakta durdu.
    Ana çıkarlarının asla bir ticaret savaşının hedefi haline getirilmeyeceğine ilişkin kararlı bir mesaj verdi.

    ​*​
    Sonuçta en büyük iki ekonominin temsilcileri ABD’nin Çin’e ihracatını genişletme, hizmet ticareti, karşılıklı yatırım, fikri mülkiyet hakları​, gümrük tarifeleri konularında görüş alışverişinde bulundular.
    Aralarındaki ticaret açığını önemli ölçüde azaltmaya yönelik önlemler almak için ortak bildiri yayınladılar.​
    Dünyanın iki büyük ülkesinin birbirleriyle ve dünyayla çatışması halinin bütün dünyaya zarar vereceğini anlamışlardı ve iki ülkenin de işbirliği içinde olmasını öngördüler.
    Şimdi her iki ülke küreselleşmiş bir dünyada çok taraflı ticareti “Adil Ticaret ” başlığıyla savunuyor…

    *

    Ama anlaşmanın mürekkebi kurumadan,
    ABD Başkanı D.Trump, bu kez fikrini değiştirmesine yönelik onca çağrıya rağmen, ülkesinin en yakın müttefiklerini yüksek gümrük vergileriyle vuruyor.
    AB, Kanada ve Meksika’ya karşı çelik ve alüminyum ithalatında yüksek gümrük vergilerini yürürlüğe koymuş bulunuyor.

    *
    AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ABD’nin kararını “Bu dünya ticareti için kötü bir gün​ “​ sözleriyle değerlendir​iyor.​
    ABD’nin AB’ye başka bir seçenek bırakmadığını vurgulayarak, uyuşmazlığın çözümü için Dünya Ticaret Örgütü’ne başvurulacağını​,​
    ​Ayrıca ABD’den ithal edilen ürünlere ek gümrük vergisi uygulanacağını ​açıklıyor.
    ​Transatlantik ​İ​ttifak bu güne kadar görülmemiş bir biçimde kırıl​mış bulunuyor… ​

    *
    Ama ABD’nin eli çok öncesinde kazandıklarından dolayı  kuvvetlidir.
    Çünkü Avrupa Birliği; esasen askeri yüzü NATO olan bir sivil yapıdır.
    ABD birbirine denk olmayan bu iki yüzlü yapıda; NATO’yu doğrudan, Avrupa Birliği’ni ise dolaylı olarak yönetiyor.
    Bu sayede Washington, Avrupa’daki farklı idarelere farklı yöntemler uyguluyor.
    Sonuçta  Avrupa Birliği’ndeki güçlü Alman, Fransız, İngiliz ekonomik ve mali çevreleri üzerinde güçlü baskı oluşuyor..
    Ve ABD,  Avrupa üzerindeki etkisini  mütemadiyen muhafaza ediyor…

    *

    Bu sırada Türkiye iktidarı, bir süredir “Tavşan Dağa Küsmüş, Dağın Haberi” misali, Transatlantik İttifak’a ​tüm kepenklerini indirmiştir.
    ​Bu yüzden tıpkı koca AB gibi küresel sistemin santrifüj kuvvetleriyle sarsılıyor.
    Türkiye, ya yeniden AB’nin istisnaî siyasi ve ekonomik gücünü hissederek kararlılığını pekiştirecek,
    IMF’in denetiminde yapısal bir dizi reformlardan geçecek ve borc akışını düzene soktuktan sonra;
    Yeniden küresel ekonomiye entegre edilecektir…
    Ya da? Bunu yazmak içimden gelmiyor…

    2. 6. 2018

  • Seçimler Yaklaşıyor. Hile – Hurda, Ahlaksızlık Diz Boyu…

    Seçimler Yaklaşıyor. Hile – Hurda, Ahlaksızlık Diz Boyu…

    Seçimler yaklaştıkça yalan – dolan, hile – hurda, ahlaksızlık da artıyor.

    Fotomontaj sanatı, şu anda, sosyal medyada en geçerli meslek. Ak troller durmadan üretim yapıyorlar.

    Yalan – dolan, hile – hurda, ahlaksızlık, sahtekârlık üretiyorlar. Fotomontaj yapıyorlar. Asılsız dedikodular yayıyorlar. Bütün bunları ağababalarından öğrenmişler.

    Boğazlarına dek çamura, bataklığa saplanmışlar.

    Bir bakıyorsun, Temel Karamollaoğlu’nun elinde rakı kadehi, sırıtarak poz veriyor. “Şerefe” der gibi elini yukarı kaldırmış… Parti başkanının başını kesmişler, içki içen bir adamın vücuduna monte etmişler.

    Bir bakıyorsun, Muharrem İnce bisikletle caminin içinde dolaşıyor.

    Bir bakıyorsun, hem Kılıçdaroğlu’nun, hem İnce’nin elinde viski, bira bardakları… Bir sol partinin üyesi bayan da o resmin altına “Bunlara mı oy vereceksiniz?” diye yazmış…

    Aynı partinin üyesi başka bir bayan da CHP’yi, İYİ partiyi, Saadet partisini vatan hainliği ile suçlamış, onlara oy vereceklerin de “vatan haini” olacağını yazmış.

    Bir de bir grup sol yazar var ki CHP’ye, Saadet partisine, İYİ partiye ağza alınmayacak küfürlerle saldırıyorlar. Hiç yakışmıyor!

    Bir azınlık partisi, çoğunluğu, yani bu üç partiyi seçimlerden siliyor. Ve tümünü hain ilan ediyor. Geriye kala kala bir tek AKP kalıyor. Ama ona tek söz yok…!!! Onun hakkında hiç kötü laf etmiyor. O parti ve genel başkanları antiemperyalist çünkü…

    Açık açık, “Oylarınızı AKP’ye verin” diyecekler ama utanıyorlar. Çekiniyorlar.

    Habur sınır kapısında PKK’lıların davullarla, zurnalarla karşılanmasına, ayaklarına seyyar mahkemeler götürülmesine, militanların gerilla giysileri ile şehir turu atmalarına AKP’nin izin vermesine de söz yok…!!!

    Sosyal medyayı AK troller gibi bunlar da istila etmiş. Tek merkezden emir almış gibi sosyal medyanın her satırında, her yerinde onlar var. İpe sapa gelmez, saçma sapan düşünceler ileri sürüyorlar…

    Muharrem İnce’nin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Temel Karamollaoğlu’nun, Meral Akşener’in PKK’lı olduğunu ispat etmeye çalışıyorlar. Hedef, yeniden AKP’nin iktidar, Recep Tayyip’in Cumhurbaşkanı olması…

    Sanırım bu çevreler AKP ve başkanını CHP’ye, Saadet partisine ve İYİ partiye tercih ediyorlar. Bir dönem daha bu antiemperyalist(!) AK partinin işbaşına gelip, Atatürk’ten kalan ne varsa onları da yok etmesini seyredecekler herhalde… Hem de devrimci bir bakışla… Henüz görevleri bitmedi…

    TC devletinin en tepesinde oturan kişi “Cumhuriyeti kuran kadro dinsiz” diyor. AKP yöneticileri ağızlarını her açtığında Atatürk’ü ve yaptıklarını kötülüyorlar. Onu unutturmaya çalışıyorlar. Kurtuluş savaşını başlatan ve ülkeyi emperyalistlerden temizleyen komutanlara kin kusuyorlar.

    Durmadan, kendilerinin Türk olmadığını, Osmanlı olduğunu söylüyorlar.

    AKP il Başkanı Aziz Babuşçu, “AKP ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diyebiliyor…

    Ne dersiniz, Meral Akşener, Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu, Temel Karamollaoğlu yurdumuz için bunlardan daha mı çok zararlıdır sizce?

    Ortada bilinmesi gereken bir tek gerçek var: Şu anda vatan ve millet tehlikededir. Laiklik, Cumhuriyet ve Atatürk tehlikededir. Türk ve Türklük tehlikededir.

    Tarım ve sanayi çökmüştür. Hazine tamtakır… Talan, yolsuzluk, vurgun devam etmektedir. Halk perişandır. Sefildir. Tek ekmeğe muhtaçtır…

    Boş laflarla vatanseverlik gösterileri yapıp, keskin (!) devrimci görüntüleri sergileyeceğinize, çözümler üretin… Çözümler…

    Şeriatçıları, gizli FETÖCÜLERİ, Atatürk, Türk ve Türklük düşmanlarını bir kez daha bu milletin başına bela etmemek için önlemler alın…

    Sandık emniyetini sağlamak, hileye, hurdaya, sahtekârlığa izin vermemek için oy verme bölgelerine koşun.

    Asıl tehlike AKP’nin sandıklarda yaratacağı tehlikedir.

    Bir sandıkta, bir kişi, bir dakika içerisinde iki oy kullanmış… Bu kişi YSK görevlisi tarafından geçen seçimlerde suçüstü yakalandı ve adıyla sanıyla teşhir edildi… Oy kullanma hakkı elinden alındı.

    Asıl tehlike bundan sonra başlıyor. AKP algı operasyonlarına girip, olmayan bir şeyi olmuş gibi gösterme planları hazırlıyor…

    Örneğin,  seçim biter bitmez, YSK’nın erken “Sonuç açıklama yasağını” delerek, TV’lerde yayın yapıp, “AKP öndeymiş” gibi bir algı yaratacak, yurtseverlerin moralini bozacak ve onların sandıkları erken terk etmelerini sağlayacaktır. Sonra da kendi adamları ile oy sonuçları üzerinde dilediği gibi ayak oyunları onayacaktır…

    Bitmedi…

    Seçimlerden önce iyi parti AKP tarafından kapanmak istenmişti. Ama bu tertip, CHP’nin ve İyi partinin ortaklaşa dayanışması sonucu boşa çıkartılmıştı. CHP İyi partiye 15 milletvekili vererek, onun grup kurmasını sağlamıştı.

    Şimdi başka bir engelleme oyunu tezgâhlanmaktadır: HDP’nin yüzde 10 barajının altında kalması… HDP baraj altında kalırsa, iktidar 60 – 70 milletvekili daha fazla çıkarıp, mecliste çoğunluğu yakalayacaktır.

    Nasıl ki “Millet ittifakı”  sayesinde üç parti bir araya gelip, meclise 80 milletvekili fazla sokuyorsa,  AKP de bu yolla 60 – 70 milletvekili daha fazla çıkarıp, yeniden KHK ülkeyi yönetecektir…

  • Son yapılan anketler ne diyor?..

    Son yapılan anketler ne diyor?..

    Elimizde en son yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonucu bir anket duruyor. İktidardaki AK Parti tarafından yaptırıldığı iddia edilen bu anket sonuçları AK Parti’nin oy kaybettiğini ve şu anda bu partinin oy oranının % 46 olduğunu gösteriyor.
    Daha önce yapılan anket sonuçlarını köşemizde değerlendirmiş ve “HDP kilit parti konumunda bulunuyor” demiştik.

    Nitekim son ankette HDP’nin oylarının % 9-11 bandında olduğu görülüyor. Bıçak sırtında görünen HDP’nin barajı aşması durumunda Meclis aritmetiği de değişecek. Aksi olursa HDP’ye gidecek 65-70 oranında milletvekilinin AK Parti hanesine yazılacağı ve belki de AK Parti’nin Meclis çoğunluğunu bu şekilde ele geçirilebileceğine dikkat çekiliyor.
    Ankette dikkat çeken bir başka ayrıntı da “Cumhur İttifakı” içinde yer alan MHP’nin oy oranındaki artıştır. MHP’nin daha önce % 5 oranında görünen oylarının % 8-9’a yükselmesi bu partiyi de Meclis’te önemli bir konuma getirebilir.

    AK Parti’deki oy oranının ilerleyen zaman diliminde biraz da ekonomideki iyileştirme ile birkaç puan daha artabileceği görüşü ağırlık kazanıyor. AK Parti kurmayları “Meclis’te 300’ün üzerinde milletvekili çıkarabilecek gücümüz var” diyor.

    AK Parti’nin kendi yaptırdığı belirtilen son ankete göre, 2018 seçimleri için AK Parti’nin oy oranı 1 Kasım seçimlerindeki oy oranının altında kalarak yüzde 46 düzeyinde çıkıyor. AK Parti ile ittifak yapan MHP ise yüzde 8-9 bandında kalırken, MHP’nin hükümet üzerindeki yaptırım gücünün artacağı ve alınacak kararlarda etkili olacağı iddia ediliyor.
    Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre 2018 seçimleriyle ilgili tek tek anket sonuçları açıklanırken, AK Parti de kendi talimatıyla yeni bir seçim anketi yaptırdı.
    Son ankette AK Parti’nin oy oranının düştüğü görülürken, HDP’nin oy oranının yüzde 9-11 bandında çıktığı, İYİ Parti’nin yüzde 7-8 düzeyinde oy alacağı tespiti yapıldı. ‘Millet İttfiakı’ içerisinde yer alan MHP’nin ise yüzde 8-9 bandında kalsa da hükümet üzerindeki yaptırım gücünün artacağı ve alınacak kararlarda etkili olacağı iddia ediliyor.

    7 Haziran seçimlerinde yüzde 41 oy oranıyla 258 milletvekili çıkararak tek başına hükümet kuramayan, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 49.5 oy oranıyla 550 milletvekilinden 317’sini alan AK Parti’de, 24 Haziran seçimlerine yönelik yaptırılan anketlerde partinin oy oranı yüzde 46 düzeyinde çıkıyor.
    İttifak yapan partilerde yüzde 10 barajının uygulanmaması kuralı nedeniyle MHP ve İYİ Parti barajı geçemese de milletvekili çıkarabilecek. AK Parti’de, HDP’nin barajı geçmesi durumunda partinin 600 milletvekilinden 320’sini alabileceği, AK Parti-MHP’nin toplam milletvekili sayısıyla anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşılmasının mümkün olmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

    Milletvekili sayısı 600’e çıkmasına karşın AK Parti’nin vekil sayısında artış olmayacağı kaydedilirken, sahada durumun 7 Haziran kadar kötü olmadığı, ancak 1 Kasım kadar da iyi olmadığı görüşü dile getiriliyor. Parti yönetimi, anketlerde durumun çok kötü olmadığı, Meclis’te çoğunluğu alacakları yönündeki iyimser tahminlerine karşın milletvekili sayısının çok sınırda çıkabileceği, hatta 300’ün altına düşebileceği yorumları da yapılıyor.

    Bu durumda MHP’nin hükümet üzerindeki yaptırım gücünün artacağı ve alınacak kararlarda etkili olacağı, AK Parti’nin MHP’ye bağımlı hale geleceği dile getiriliyor.
    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
    AK Parti 24 Haziran’daki seçimde zorlanacak.
    Özellikle HDP’nin barajı aşması durumunda Meclis çoğunluğunu ele geçirmesi çok zor görünüyor. Bu nedenle HDP kilit parti olarak değerlendiriliyor.
    Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalacağı da son yapılan anket sonuçlarında görünüyor. AK Parti’nin yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da rakipleri karşısında zorlanabileceği ifade ediliyor.
    Seçim sonuçlarında kararsızların ve genç seçmenin önemli bir rol oynayabileceğini de unutmamak gerekiyor.

    Yazımızı sonlandırmadan iki anket çalışmasının sonuçlarına da bakalım:
    Metropoll Araştırma Şirketi’nin “Türkiye’nin Nabzı Mayıs 18” başlığıyla yayınladığı kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev onayı geçtiğimiz aya göre yüzde 3.4 düşerek 46.3’e gerilerken, onaylamayanların oranı yüzde 3.7 artarak yüzde 47.8’e çıktı.
    İstanbul Ekonomi Araştırma (IE) tarafından 24 Haziran seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yapılan bir anketin sonuçları paylaşıldı. Buna göre genel seçimlerde “hiçbir parti veya ittifakın meclis çoğunluğunu sağlayamadığı” sonucuna varılırken, Cumhurbaşkanlığı seçiminin de ikinci tura kalacağı öngörülüyor.