Blog
-

QUEBEC G7, SENTOSA NÜKLEER ZİRVELERİ VE TÜRKİYE
Başkan D.Trump, “America First” politikasıyla uyumlu, esnek bir tutumla 18 Aralık’ta yayınlanan,ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi doğrultusunda dünyanın bütün ülkelerine;1- ABD, uluslararası ilişkilerde güvenlik ve refahın lideridir.2- ABD, Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde jeopolitik bir zihniyeti benimser.3- ABD’nin Birleşmiş Milletler Örgütündeki sorumluluğunun daha fazla olduğu kaydıyla uluslararası düzeni Birleşmiş Milletler temel statüsü belirler.4- ABD, ulusal güvenliği doğrultusunda ekonomik ve siyasi faaliyetlere müdahale eder, ifadesiyle 4 maddeden oluşan bir gündem iddiasında bulundu.*Öncelikle ABD’nin eli çok öncesinde kazandıklarından dolayı kuvvetlidir.Mesela Avrupa Birliği; esasen askeri yüzü NATO olan bir sivil yapıdır.ABD birbirine denk olmayan bu iki yüzlü yapıda; NATO’yu doğrudan, Avrupa Birliği’ni ise dolaylı olarak yönetiyor.Bu sayede Washington, Avrupa’daki farklı idarelere farklı yöntemler uyguluyor.Sonuçta Avrupa Birliği’ndeki güçlü Alman, Fransız, İngiliz ekonomik ve mali çevreleri üzerinde güçlü baskı oluşuyor…Ve ABD, Avrupa üzerindeki etkisini mütemadiyen muhafaza ediyor…*Bu yüzden ABD, İran nükleer anlaşmasından çekilerek AB’yi zarara sürükleyebiliyor.NATO üyesi Avrupa ülkelerine savunma bütçesine olan katkılarını artırmak için baskı yapabiliyor.Paris İklim Anlaşması’ndan çekiliyor, Avrupa entegrasyonu projesine kayıtsız duruyor.Üstelik müttefikleri ve büyük ticaret ortaklarına çelik ve alüminyum tarifelerini artırabiliyor…*Bu çerçevede, Başkan D.Trump hafta sonunda Kanada/ Quebec’te G7 liderleri zirvesindeydi.Ortak Bildiri’de, herkesi kapsayan büyümeye yatırım yapılmasının benimsendiği: Gelecekte etkili olacak iş ve meslek alanlarına hazırlık yapılacağı: Cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güçlendirilmesinin geliştirilmesine katkı verileceği duyuruldu.Daha huzurlu, barış dolu ve güvenli bir dünya inşa etmek için işbirliği vurgulanan bildiride, iklim değişikliği ve temiz enerji konularında birlikte çalışma kararı alındığı açıklandı.*Buna rağmen G7 Zirvesi çok zayıf bir görüntü verdi.ABD’nin bu ayın başlarında uyguladığı çelik ve alüminyum tarife artışına yönelik itirazlarda bulunuldu.Başkan Trump, bilhassa Kanada Başbakanı Trudeau’nun sert eleştirilerine maruz kaldı.Trump’ın, ABD’nin müttefikleri ve büyük ticaret ortaklarının birçoğunda çelik ve alüminyum tarifeleri artırmaya yönelik kararının,ABD ile bu ülkeler arasındaki ilişkilerde dikkate değer miktarda zarar verdiği,Bu kararın etkilerinin, çeşitli mallar üzerinde daha yüksek fiyatlar ile sınırlı olmayacağı ancak ABD müttefikleriyle gergin ve artan şekilde yıpranmış ilişkilere uzanacağı söylendi.ABD diplomasisi ve çıkarları için aylar ve yıllar içinde şu an tam olarak belirlenmeyen sonuçlar oluşacağı,Hatta bu durumun ilk tezahürü olarak Kuzey Kore ile görüşmelere giden ABD’nin pozisyonuna hasar vereceği dahi iddia edildi. *Ne Gam! Şimdi gözler Başkan D.Trump’ın G7 Zirvesi’ndeki güç ve özgüvenini,6 Haziran Salı günü Singapur/ Sentosa adasında Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile yapacağı müzakerelerde nasıl göstereceğine çevrilmiştir.Bir süredir K.Kore lideri üzerindeki baskının da kalktığı ve rahatladığı,Bu noktada müzakerelerin en olası sonuçlarının belirlenmesiyle dünyanın güvenliği ve özellikle İran’ın nükleer durumunu da aydınlatacağı şüphesizdir.*Birinci olasılık;Trump ve Jong Un’un, Kuzey Kore’nin “denükleerleştirme” konusundaki müzakelerinde, ABD’nin K.Kore’ den tüm nükleer silahlarından vazgeçmesini talep etmesidir.Bu talebin karşılığında K.Kore’ye yaptırımlar sona erecek, dış yardımlar açılacak ve iş fırsatları verilecektir.Ancak Pyongyang, ABD’nin talebini Washington’dan farklı şekilde tanımlıyor…İki olasılık görüyor: daha büyük bir anlaşma ve daha küçük bir anlaşma…Daha büyük bir anlaşma, K.Kore’nin tüm nükleer silahlarından ve bunları üretme yeteneklerinden vazgeçilmesi anlamına geliyor.Ancak K.Kore sadece ekonomik yardım için değil ABD Ordusu’nun Kore Yarımadasından tam olarak geri çekilmesini ve ABD’nin her türlü müdahalesine son vermesini de istiyor.Daha küçük bir anlaşma ise K.Kore’nin bazı silahları ya da nükleer silah üreten tesisleri kapatması, nükleer yeteneklerin ve mevcut potansiyelin tutulması halidir.Buna karşılık Pyongyang, yaptırımların kaldırılmasını, dış yardımın açılmasını ve Kuzey, Güney Kore ile ABD’nin barış anlaşması imzalamasını istiyor…Bu olasılıkta ABD ve Kuzey Kore beklentileri arasında dev bir uçurum olduğu net olarak görülüyor…*İkinci olasılık;Başkan Trump’ın müzakereler öncesinde K.Kore’ye herhangi bir imtiyaz vermeden meşruiyet verdiği tavrından gelişmiştir.Bu tavırdan hareketle Kuzey Kore, füze testlerinin durdurulmasının yanı sıra geleceğe dair söz veriyor.Jong -Un, nükleer silahlardan tamamen vazgeçmediği; nükleer silahlar ya da nükleer üretim tesislerinin muhtemelen kapatılabileceği ancak potansiyel olarak yeniden açılabileceği,Ama ABD’nin ordusunu Kore Yarımadasından çekmeyeceği bir teklifi elinde tutuyor.Bu durumda Kuzey Kore’nin yeraltı nükleer test sahasını dinamize ettiği ya da diğer nükleer tesislere, test için başka alanlara sahip olabileceği şüphesi bulunuyor.*Bilinen bu iki ana seçenek dışında ABD’nin pozisyonu çok belirsizdir.Trump tam olarak gerçek bir nükleer silahlanma talebinde mi bulunacaktır?Ya da daha esnek hale gelerek bazı imtiyazlar mı verecektir?O halde nihai anlaşma sağlayıcı olduğunu gösterme arzusuyla Başkan Trump, İran gibi dünyanın diğer bölgelerinde ve bazı küresel ticaret konularında kullandığı zorlu pazarlık imajıyla sorunun üstesinden gelebilir.Ancak Sentosa’daki müzakerelerde en iyi senaryo Trump ve Jong-Un’un K.Kore’nin “denükleerleştirme”si hakkında belirsiz bir ortak beyanda bulunmaları varsayımıdır.*Bu sırada MHP’li “Bozkurt”ların örgütlenme ve eylem planları yaptığı iddiasıyla Avusturya hükümetinin 7 camii kapatma ve çok sayıda imamın sınır dışı edilmesi kararı;Türkiye’de Erdoğan’ın ”Din özgürlüğü açısından bir caminin küçük hatalardan dolayı kapatılması kabul edilemez ” tepkisine yol açmış,Erdoğan “Bunlar Haçlı-Hilal mücadelesini başlattılar, başka izahı olamaz ” diyerek nükleer bomba kuvvetinde bir din silahını Avrupa’ya yerleştirmiştir.*İnsanlığa tehdit sadece K.Kore’den gelmiyor…12.6. 2018 -

Suriyeli zengin Arap işadamı ve Ahıskalı mağdur Türk..
“Anayasamızda milletvekili görevleri ya da yetkileri diye bir bölüm bulunmamaktadır.
Ancak milletvekili görevleri ve yetkileri meclisin görev ve yetkileri bölümünde detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Milletvekillerinin temel vazifeleri ve yetkileri şunlardır:Kanun koymak, değiştirmek veya kaldırmak.
Bakanlar Kurulunu ve Bakanları denetlemek.
Bakanlar Kuruluna belli bazı konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek.
Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek.
Para basılmasına karar vermek.
Savaş ilanına karar vermek.
Milletler arası antlaşmaların onaylanmasını onaylamak.
TBMM’nin üye tamsayısının beşte üçlük çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek.
Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.”Genelde Türk kamuoyu Suriyeli mülteci kavramına alışıktı ama artık 24 Haziran seçimleriyle birlikte Suriye’li milletvekili ifadesini de sıkça duyar olduk.
Suriye’nin Hama kentinden Bursa’ya 10 yıl önce gelip, şirket kurarak, turizm ve inşaat sektöründe iş yapmaya başlayan,buraya temelli yerleşen Muhammet Erşahuni ( Erdoğan) şuan milletvekili olarak yukarıdaki görevleri gerçekleştirmeye resmen , Suriyelileri temsilen adaydır.
Buraya kadar herşey normal ..Fakat aynı Bursa’da Türk oldukları için sürülen, öldürülen , çeşitli işgencelere maruz kalan Ahıskalılar da var..
Normal olmayan ,Suriye ‘li Muhammet ‘e açılan kapıların çok daha önceden gelmiş olmalarına rağmen onlara kapalı olmasıdır ..
Neden?
Neden mi ?.Anlatayım..
Bursa, 1992 sonrasında Türkiye ‘ye gelen Ahıska Türklerinin en çok yerleştikleri illerin başında gelmektedir
Türk olduğu ve her türlü baskıya rağmen kimlik hanesine Türk yazdırmaktan hiç vazgeçmediği için bir asır boyunca tam dört kere sürgün yaşayan Ahıskalı kardeşlerimiz,KGB’nin oyunu ve Ermenilerin eliyle Türkistan coğrafyasında yaşadıkları acıya tanık olduğumuz soydaşlarımızdır…
1-4 Haziran 1989 tarihlerinde Özbekistan’ın Fergane vadisinde Ahıska Türkleri çok ağır ve acı olaylar yaşamış olmalarına rağmen o günlerde ülkemizde Suriyeliler kadar gündem oluşturamamışlardı.
Tıpkı Osmanlı-Rus savaşı sonrasında kaybettiğimiz topraklarımızda dilimizi, dinimizi, özümüzü yaşatmak için direnmenin ağır faturasını ödemeye mahkum edildikleri ; Türkiye sınırında bulunmanın tehlike arz edeceği sonucundan hareketle Sibirya’ya, Türkistan coğrafyasının en kuytu bölgelerine sürülürken çileler çektiklerinde Türkiye ‘de gündem oluşturamadıkları gibi..
1944’ün 14 Kasım sabahı bölgenin Türklerden temizlenmesi için Stalin’in emriyle kadın, çocuk, yaşlı demeden hayvan vagonlarına doldurulup Gürcistan’ın Ahıska bölgesinden sürgüne gönderilen yüz bine yakın soydaşımızdan 17 bini bu yolculukta havasızlıktan, zor koşullardan dolayı hayatını kaybetti…“Şehirlerin yarası odlara yandı
Şehitler kanıyla yerler boyandı
Ahu figan Asuman’a dayandı
Vay ki harap oldu güzel Ahıska
Özüne çare bul, güzel Ahıska “
Güzel Ahıska özüne çare bulmak için tarih boyunca çarpıştı oysa,
Osmanlı-Rus savaşında olağanüstü mukavemet gösterdi…Ruslar şimdiki Gürcistan’ın güneyinde, Posof Nehri’nin iki yakasında bulunan Ahıska bölgesini İstanbul’a girişin temel güzergahı olarak görüyorlardı.
Vatan topraklarını yad ellere teslim etmemek, düşmana geçit vermemek için canlarını set yapan Ahıskalılar bu savaşta 40 bin şehit verdiler ama tüm bunlara rağmen 1829’da bölge Rus işgaline maruz kaldı…
“Ahıska bir gül idi gitti
Bir ehl-i dil idi gitti
Söyleyin Sultan Mahmud’a
İstanbul kilidi gitti…”
Ahıskalılar, İstanbul’un kilidi olan has Türkler, öz topraklarından böyle ağıtlar yakarak gittiler, gelinlerinin sandıktaki duvağını bayrak yaparak ve o bayrağı yüz yıl zarfında dört kere farklı yerlere sürülmelerine rağmen hiç ellerinden düşürmeden gittiler…
Ana yurttan koparıldıktan sonra başlayan çileli bir yolculuk boyunca darağacını selamlayan yiğit milletimi şerefle temsil eden Türkler olarak tarihe isimlerini yazdırarak gittiler.
Gittikten, sürüldükten sonra beş farklı ülkede dört binden fazla bölgeye dağıtılarak yaşam mücadelesini devan ettiren Ahıskalılar giderken götürdükleri emanetleri; Ehl-i Müslüm’ün hakkaniyetini, Yunus Emre’nin ana sütü gibi arı Türkçesini, Dedem Korkut’un kahramanlık hikayelerini nesilden nesile aktarılan miras olarak yaşattılar.Aç biilaç bırakıldılar, çocukları öksüz kaldı, yuvaları viran oldu ama tüm bunlara rağmen onurlarından haysiyetlerinden taviz vermediler, dilenmediler; direndiler…
Stalin tarafından kurşuna dizilerek öldürülen 350 bin Türk aydınından biri olan Ömer Faruk Numanzede, kalemini sadece mensup olduğu Ahıska Türklerinin mücadelesi için değil tüm Türklük için kılıç gibi kullandı hayatı boyunca.Sanki bugün Türkmenelinde, Urumçi’de, Tebriz’de, Üsküp’te, Karabağ’da yaşananları kastederek şöyle yazdı Numanzede,yüz yıl önce gazete makalesinde:
“Evet, ey Türk! İster sıkıl, ister incin! Yakandan el çekecek değilim.
Sen her şeyi öğrenmek istediğin halde niye bir tek şeyi, yani kendini bilmek istemiyorsun!
Niye kendi varlığından, kendi vücudundan, kendi soy ve neslinden haberin yok?
Niye sana, “Kimsin?” dedikleri vakit hakiki cevabından aciz kalıyorsun?
Niye sadece diyemiyorsun ki: Ben Türk’üm.
Ey yüce merhametli Türk! Senin eski merhametin, ihsanın nişaneleri – o büyük camiler, medreseler, köprüler, hastaneler, çeşmeler hala senin ecdadını hürmetle yâd ettiriyorlar. Şimdi sana ne oldu ki, milyonlarla vücuda gelen eserlerden değil, açlıktan, çıplaklıktan “ölümden beter” bir hale düşen öz kardeşini, öz milletinin yavrularını kurtarmak merhametinden aciz görünüyorsun!”Şimdi sana ne oldu ki,diye soracak o kadar çok şey oldu ki…
Mesela ;
on yıl önce Suriye’den gelerek Bursa’ya yerleşen Muhammet Erşahuni ( henüz Erdoğan değilken )inşaat ve turizm şirketleri kurma işleriyle meşgulken ,yüzüne tüm kapılar bonkörce açılırken ve sonrakı yıllarda onun gibi çok sayda Suriyeli mülteci Bursa’ya yerleştirilirken
aynı yıl
Bursa’da yaşayan Ahıska Türklerinden 30 aile, devlet tarafından Bitlis’in Ahlat ilçesine gönderildi . .
Devlet politikası, stratejik hamle yapıldı diye düşüne biliriz ama
Suriyeli Muhammet Erşahuni’nin Türk vatandaşı Muhammet Erdoğan olarak Bursa ‘da hatırı sayılır iş adamı olarak rahata erdiği büyük ticari İhalelere imza attığı 2017 yılında ,
Ahıska Sürgün Anıtı önünde basın açıklaması yapan Ahıska Türkleri Kültür ve Dayanışma Dernek Başkanı Mehmet’ in gazetelerde yayımlanmış olan “Artık sesimize kulak verin, halkımızın gözyaşlarını dindirin. Ahıskalıların vatandaşlık, çalışma izni, sağlık ve denklik gibi birçok meselesi var. Bunların çözümü için yetkililerle defalarca görüştük. Her defasında çalışmalara başladıklarını, kısa sürede halledecekleri sözünü verdiler. Ama maalesef bugüne kadar hiçbir şey değişmedi.” feryadından Ahıska Türklerine olan münasebet ortaya çıkıyor..
Üniversitelerde Süriyeliler kontenjanı var ;oysa ,yıllardır gündeme getirdiğim halde Ahıska Türklerine ve diğer zor durumda olan Türkmen kardeşlerimize böyle bir kontenjan uygulanmamakta..
Azerbaycan, yıllardır Ahıska Türkleri için hem yüksek eğitimde hem de parlamentoda kontenjan uygulamaktadır, neden Türkiye ‘de aynısı yapılmıyor?.
Ülkemizde bir kaç milyonu bulan Suriye ‘li realitesinden yola çıkarak onların oylarına talip olanlara , popülizm yaparak Türklüğü dışlayanlara
Türkiye Cumhuriyeti ‘nin elhamdulillah hala Türk Devleti olduğunu ve ebediyen öyle kalacağını hatırlatmak isterim..
Bize en fazla ihtiyaç duyan Türkmeneli’nden milletvekili adayı zaten hayal , onu geçtim
“ bir millet iki devlet “ Can Azerbaycan Türklerinden kaç vasıflı kişi ,ki bunların içinde hatırısayılır genç işadamları da yer alıyordu, başvuruda bulundular ama Suriyeli Muhammet kadar önemli olamadılar..
Ahıskalı soydaşlarıma gelince,
Suriyeli milletvekili,seçildiği taktirde Ahıska Türklerinin yıllardır yetkililerimiz tarafından çözülemeyen sorunlarından biri olan vatandaşlık işini pekala çözür gibime geliyor , malum o taifenin bu konuda hızlı ve başarılı olduğu ortada..
Bir Ahıska Türkü olan Ömer Faruk Numanzade ‘nin yüz yıl önce “ Ey yüce merhametli Türk! Şimdi sana ne oldu ki, ….
öz milletinin yavrularını kurtarmak merhametinden aciz görünüyorsun!Niye sana, “Kimsin?” dedikleri vakit hakiki cevabından aciz kalıyorsun?
Niye sadece diyemiyorsun ki:
Ben Türk’üm”
sorusuna
herşeye rağmen
“Ben Türk’üm”diyen
Ahıska
( Kerkük Halep Uygur Tebriz ) Türklerinin içinde bulundukları durum en güzel cevaptır..
Velhasıl kelam:Türk olmak Türkiye ‘de dahi bedel ödemektir ..
Prof.Dr. Aygün Attar -

ABD VE KOALİSYON IŞİD’İ DESTEKLİYOR
Rusya: IŞİD Suriye’de ABD kontrolündeki bölgede direniş gösteriyor
9.6.2018
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, IŞİD’in Suriye’de sadece ABD’nin kontrolündeki bölgelerde direniş gösterdiğini söyledi.
Basın toplantısı düzenleyen Konaşenkov, ABD Savunma Bakanı James Mattis’in “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rusya ve İran’ın yardımıyla Suriye halkına bir felaket yaşattı. Demokratik Suriye Güçleri (DSG), Suriye’de IŞİD’i yenebilecek tek güçtü” açıklamasına yanıt verdi.
Konaşenkov, “ABD Savunma Bakanı’na Suriye’deki durumu gösteren haritayı incelemesini tavsiye ediyoruz. IŞİD militanlarının Suriye’de direnişe devam ettiği tüm noktalar, yalnızca ABD’nin kontrol ettiği bölgelerde bulunuyor” ifadelerini kullandı.
‘IŞİD, ABD VE KOALİSYONUN SUÇ NİTELİĞİNDEKİ İHMALİ NEDENİYLE YAYILDI’
Konaşenkov, Mattis’in Suriye’deki duruma ilişkin sözlü manipülasyonları karşısında Rusya Savunma Bakanlığı’nın şaşkına döndüğünü de kaydederek IŞİD’in Suriye’deki yayılışının ABD ve uluslararası koalisyonun ‘suç niteliğindeki ihmali’ sayesinde gerçekleştiğinin altını çizdi
‘ABD, KURGUSAL SURİYE MUHALEFETİNİ FİNANSE ETMEYE VE SİLAHLANDIRMAYA ODAKLANDI’
Konaşenkov sözlerini şöyle sürdürdü:
“Washington, tüm bu süre zarfında kurgusal Suriye muhalefetini finanse etmeye ve muhalefete milyonlarca dolar tutarında doğrudan silah sevkiyatı yapmaya odaklandı. Ancak ABD’nin sevk ettiği silah ve mühimmatların çok büyük bölümü, Washington gibi Suriye hükümetini devirmeye çalışan El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’nin (yeni adıyla Fetih el Şam) eline geçti.”
Esad: ‘IŞİD’e karşı her saldırımızda koalisyon bizi hedef alıyor’
11.6.2018
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesinde yedinci yılını dolduran savaş hakkında İngiliz Mail on Sunday gazetesine konuştu. Esad, bu üç devletin Duma’da kimyasal silah saldırısı oyununu düzenleyip Suriye’ye üçlü saldırıda bahane olarak kullandıklarını ifade etti
HABER MERKEZİ
İngiltere’nin, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’nin bir bileşeni olan ‘Beyaz Miğferliler’ adlı oluşuma sınırsız ve aleni destek sunduğunu belirten Esad, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra bir kısım ülkelerin ABD’nin izinde yürüdükleri ve onun politikalarını izlediklerine işaret etti.
Esad, bu üç devletin Duma’da kimyasal silah saldırısı oyununu düzenleyip Suriye’ye üçlü saldırıda bahane olarak kullandıklarını ifade etti.
‘ARADA BÜYÜK BİR FARK VAR’
ABD ve İngiltere’nin Ortadoğu’daki savaşa müdahalesi ile Rusya’nın müdahalesi arasındaki farka ilişkin soruyu yanıtlayan Esad, Rusya ve İran’ın Suriye’de meşru bir şekilde bulunduklarını ve uluslararası kanunları ihlal etmediklerini belirtirken, ABD ve İngiltere’nin Suriye’de gayrımeşru olarak bulunduklarını ve varlıklarının işgal niteliğinde olduğunun altını çizdi.
ABD VE KOALİSYON IŞİD’İ DESTEKLİYOR
Esad, Suriye’nin IŞİD’e karşı savaşta temel bir rol oynamasına ilişkin soru üzerine IŞİD’e karşı gerçekten savaşan temel tarafın Suriye, Rusya ve İran olduğunu söyledi. Başka hiçbir tarafın gerçekten IŞİD’e karşı savaşmadığını vurgulayan Esad, ABD komutasında teşkil edilen ve IŞİD’e karşı savaştığını iddia eden uluslararası koalisyon güçlerinin IŞİD’le savaşmak yerine ona muhtelif tür destek sağladığının altını çizdi. Esad, Suriye Ordusu’nun IŞİD’e karşı her saldırısında bu koalisyonun Suriye Ordusu’na saldırdığına dikkat çekti.
-

ÜLKEN İÇİN OY KULLAN
En çok kaybettiğimiz konulardan birisi oy kullanmamak.Adam sende ben mi kurtaracağım memleketi tembelliği ve sorumsuzluğu…
İkincisi nasılsa oylar çalınıyor,niye oy kullanayım ki söylentisini yaymanın aymazlığı.Kardeşim çalındığını düşünüyorsan kalk git başında bekle sandığının…Biraz uykusuz kalsan ve yorulsan ölmezsin değil mi?
Bu memleket bizim…Gidecek başka yerimiz yok.Sen sahip çıkmazsan,ben sahip çıkmazsam kim sahip çıkacak.
Ondan sonra kulaktan dolma başlarız”dış mihraklar ülkemizi parçalamaya çalışıyor”…Hayır kardeşim sen sahip çıkmıyorsun ülkene.Adam gelmiş derebeylik gibi yönetiyor ülkeyi..Sen ne yapıyorsun peki…
Mutlaka oyunu kullan,senin kullanmadığın her oy onlara kazandırıyor,bunun da mı farkında değilsin.Sen bilgisayar şövalyeliği yaparken adamlar kapı kapı geziyor bir oy için.
9 Haziran sabah saat 9.00 dan itibaren ABD de yaşayan Türkler 27.Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi için New York,Los Angeles,Chicago,Boston,Washington Miami,Houston, kurulan seçim sandıklarda oylarını kullanmaya başladılar.
ABD de yaşayan 106.305 seçmen kütüğüne kayıtlı Türk seçmen,09:00-21:00 arası 12 saat oy kullanabilecek.Hatta sandık başında yığılma olursa 23:55 e kadar uzatılabileceği söyleniyor yetkililer tarafından.ABD dedi oy verme işlemi 17 Haziran Pazar günü saat 21:00 e kadar sürecek.
17 Hazirana kadar eğer ülke dışındaysanız,belirlenen gümrük kapılarında ya belirlenen yurt dışı temsilciliklerinde oyunuzu kullanabilirsiniz.
Referandumda yurtdışında yaşayan Türkler’in oy kullanma oranı ortalama % 47 ,ABD de ise %34 ,gümrük kapılarındaysa %3 oldu.Böylece ABD de Katılım oranı %37 oldu.
Bu seçimlerde insanlar biraz daha ilgili,biraz daha hırslı ve en önemlisi de biraz daha umutlu…
Paylaşımlarımızda karşı tarafı aşağılayıcı,küfür ve hakaret içeren cümlelerden kaçınalım.Bizi onlar diye bölüp parçalayıp ayrıştırdılar.Biz bütün olmayı başaramazsak kaybedenlerden oluruz.
Kusurlarımızla hatalarımızla birbirimizi sevip saymayı öğrenmek zorundayız.
Onların ne yaptığını değil,bizim ne yapacağımızı gösterelim insanlara…Karşılarına programla çıkalımki umutlar çoğalsın,toplumda güven tazelensin.Halk uzun zamandır kandırıldığı için artık politikacılara güvenmiyor.
Bu seçimde umut görüyorum…İnsanlar kararlı ve ne istediklerini biliyor artık.Onlara ne istediğini verecek politikacıları seçmek için sadece yol gösterelim.Kimseye dikte ettirmeye hakkımız yok.Yapacaklarımızı ortaya koyup,onların kararına saygı gösterelim.
Ülkemde ve diğer ülkeler nasıl bilmiyorum ama ABD de özellikle benim yaşadığım ortamda New Jersey ve New York da oy kullanmaya gidemeyen arkadaşlara yardım için ekipler kuruldu.İnsanlar birbiriyle yarışıyor yardım için,işte bu yarış beni çok umutlandırdı…O arkadaşlara yürekten teşekkür ediyorum.
Avrupa da kullanılan oy sayısı

Hafta sonu ABD de kullanılan oy sayısı:
9 HAZİRAN 2018 Cumartesi KAPANIŞ
BOSTON 361
NEW YORK 1202
- 520
MIAMI 246
CHICAGO 458
HOUSTON 402
LOS ANGELES 676
10 HAZİRAN 2018 PAZAR KAPANIŞ
BOSTON 390
NEW YORK 1620
DC 663
MIAMI 297
CHICAGO 283
HOUSTON 286
LOS ANGELES
11 HAZİRAN 2018 Pazartesi KAPANIŞ
NEW YORK 895
BOSTON 263
HOUSTON 171
MIAMI 169
CHICAGO 153
DC 306
LOS ANGELES 226
12 HAZİRAN 2018 Salı KAPANIŞ
BOSTON 285
NEW YORK 1033
DC 282
MIAMI 161
CHICAGO 162
HOUSTON 142
LOS ANGELES 236
13 HAZİRAN 2018 Çarşamba KAPANIŞ
BOSTON 294
NEW YORK 1141
DC 289
MIAMI 164
CHICAGO 174
HOUSTON 178
LOS ANGELES 270
14 HAZİRAN 2018 Perşembe KAPANIŞ
BOSTON 246
NEW YORK 1140
DC 318
MIAMI 170
CHICAGO 195
HOUSTON 154
LOS ANGELES 298
15 HAZİRAN 2018 Cuma KAPANIŞ
BOSTON 289
NEW YORK 1398
DC 358
MIAMI 205
CHICAGO 272
HOUSTON 236
LOS ANGELES 352
16 HAZİRAN 2018 Cumartesi KAPANIŞ
BOSTON 486
NEW YORK 2178
DC 705
MIAMI 378
CHICAGO 573
HOUSTON 491
LOS ANGELES 880
17 HAZİRAN 2018 PAZAR NEW YORK’TA KULLANILAN OY SAYISI
BOSTON 496
NEW YORK 2238
DC 711
MIAMI 258
CHICAGO 450
HOUSTON 383
LOS ANGELES 632
ABD de kullanılan oy sayısı

Siyasi parti temsilcileri, bugün oy vermeye başlayan Türk seçmenlerin katılım oranının diğer seçimlere göre artacağı ve sandığa ilginin yüksek olacağı görüşünde.
Washington Büyükelçiliği’ne kayıtlı seçmen sayısı: 14.199 kişi
New York Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı: 39.997 kişi
Boston Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı:7.333 kişi
Houston Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı: 8.283 kişi
Los Angeles Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı: 17.597 kişi
Miami Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı: 8.586 kişi
Chicago Başkonsolosluğu’na kayıtlı seçmen sayısı: 10.310 kişi
New York’ta kayıtlı olan bir seçmen isterse oyunu Miami yada ABD’de bulunan her hangi bir temsilcilikte kullanabilir.
ABD’de bir temsilcilikte seçmen kaydı bulunan bir Türk, Amerika’da bulunan 7 temsilciliğin dışında dünyadaki 116 temsilcilikte de oyunu kullanabililir.
ABD’de kayıtlı Türk seçmenlerin oy verebileceği diğer ülkelerdeki yurt dışı temsilcilikler:
Yüksek Seçim Kurulu web sayfasında yer alan temsilcilik listesine ulaşmak için:
Gümrük kapılarında oy verme işlemi 24 Haziran’a kadar sürecek
Seçmenlerin oy verebilecekleri gümrük kapılarının bilgisine ulaşmak için:
-

KIZIM SANA SÖYLÜYORUM GELİNİM SEN ANLA!.
KIZIM SANA SÖYLÜYORUM
GELİNİM SEN ANLA!..Sevgili okurlar; bu yazımı dikkatle okumanızı isterim.
Nedeni ise; bu yazının, Venezuela’daki yaşam ile ülkem deki yaşamın birbirine benzemeye başlayıp başlamayacağı hususunda görüşlerinizin oluşmasına yardımcı olacağı kanısındayım.
Bir Güney Amerika ülkesi olan Venezuela İspanyol kolonicilerinin yerleştikleri ilk bölgelerden biridir.
Resmi adı Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’dir. Venezuela halkı kolonicilere karşı uzun süren bir bağımsızlık mücadelesi vermiştir.
Ancak ülke, 1522 yılından 1821 yılına kadar İspanyol yönetiminde kalmıştır. Ünlü komutan Simon Bolivar önderliğinde Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru, Büyük Kolombiya adıyla bağımsızlığını kazanmıştır.
Tam bağımsızlığını 1830 yılında kazanan Venezuela, o günden bugüne birçok siyasi krizle karşılaşmıştır. Askeri darbeler, ekonomik krizler, otokrasiler ve isyanlar ülkenin kaderi haline gelmiştir.
Bunun yanında ülke dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen bugünkü diktatör sayesinde halk açlık ve sefalet içerisinde yaşamaktadır.
(Karakas’ta bulunan Türk Büyükelçiliği Calle Kemal Atatürk no: 6 Quinta Turquesa, Valle Arriba, 1061 Caracas, Venezuela adresindedir. Mustafa Kemal Atatürk Venezuela’da da tanınmaktadır.)
Gelelim asıl konuya:Venezuela Dünyanın en zengin Petrol rezervine sahiptir.
Suudi Arabistan’ın bile 265 milyar varil petrol rezervi varken, Venezuela’nın 295 milyar varil petrol rezervi var.
O halde bu halkın Kanadalılar kadar müreffeh bir hayat yaşamaları gerekirken, iktidarı ele geçirmiş bulunan Diktatör Maduro sayesinde açlık, yoksulluk ve perişanlık içerisinde yaşamasına ne demek gerek!..
Çünkü Venezüella başkanlık sistemi ile yönetilmektedir.
Başkanlık sistemi böyle bir şey midir?
İnşallah bizdeki Başkanlık sistemi netice de Venezuela’dakine benzemez.
Hugo Chavez 1998 yılında Başkan seçilmişti.
Başkan, kendisine taraftar toplamak ve kendisini sevdirmek için yoksul, cahil ahaliyi seçmişti. Onlara gıda kolileri dağıtıyor, gariban mahallelere sağlık ocağı açıyor, devletin kaynaklarını istediği gibi kullanıyordu.
Cahil ve yoksul halk Hugo Chavez’i halkın kurtarıcısı olarak görmeye başlamışlardı.
Hugo iktidarının daha da sağlam zeminlere oturması için zaman kolluyordu. Zamanı geldi, Anayasayı değiştirip istediği hukuki değişiklikleri yaparak gücü eline geçirdi. Artık onun Başkanlıktan indirilmesi mümkün değildi. Bundan sonra, yoksul ve cahil halkın onu sevip sevmemelerinin de önemi yoktu.
Şimdi sıra karşısındaki muhalefete gelmişti.
Muhalefeti susturdu, iş dünyasına yaptığı baskı ile onları sustalı maymuna çevirdi. Basını kontrolü altına aldı. Baskı gittikçe artıyordu.
Ülkeden 1.5 milyon insan bu baskıya dayanamayarak kaçtı.
Kendisini alkışlatabilmek için twitir’den kendisini takip eden üç milyonuncu takipçisine ev hediye ediyordu.
Petrol geliri halkın refahına kullanılmıyor, kendisinin ve yandaşlarının kasalarına akmaya başlamıştı.
Yaptığı yanlış hareketler ve zulümler neticesinde Allah onun cezasını verecekti. Verdi de. Kansere yakalandı. Küba’ya sık sık giderek tedavi olmaya çalıştı.
Ancak, öleceğini bilmesine rağmen halkın refahını düşüneceğine kendisinden daha beter olan otobüs şoförü, lise mezunu Maduro’yu halefi seçti. Sendikacılıktan gelen Maduro Chavez’in sağ kolu olmuştu.
Bütçe dâhil, tüm yetkilerini başkan yardımcısı Maduro’ya devretmişti.
Üniversite mezunu olmayan biri devlete başkan olabilir mi?” diye eleştirildiğinde… Chavez “neden olmasın” diyordu.
“iktidar halkındır, elitler-seçkinler istemesede otobüs şoförü başkan olur” diyordu.
Chavez öldü, otobüs şoförü Maduro geçici olarak başkan oldu.
Nisan 2013’te yeniden başkanlık seçimi yapıldı, başkanlık imkanlarını sonuna kadar kullanan Maduro, yüzde 50.6 oyla kıl payı kazandı. Rakibi yüzde 49.1 almıştı.
Seçimde şaibe olduğunu, oyların çalındığını elbette herkes biliyordu ama itirazlardan netice alınamadı. Çünkü seçim kurulu, yargı, komple Maduro’nun kontrolündeydi. Toplum kabak gibi ikiye bölündü.
Protesto gösterileri başlayınca, halka ateş açıldı.
Harvard mezunu muhalefet lideri tutuklandı.Bizzat başkan Maduro tarafından “kendisinin başkanlığını kabul etmeyenlere konuşma yasağı” getiren yasa teklifi kabul edildi…
Muhalefete kanunen konuşma yasağı getirildi.
Başkanlık yetkilerini daha da arttıran yasalar çıkarttı.
Mesela, petrol ve madenler konusunda meclise sormadan karar verme yetkisini kendisine aldı!
Yandaş medya oluşturdu, şu anda Maduro haricinde hiçbir şey yazmıyorlar, televizyonlarda devamlı Maduro konuşuyor.
Muhalif medyayı susturdu, yayınlarını beğenmediği televizyon kanallarını kablolu kanaldan çıkardı.
20 milyon kişiye 120 bin ton gıda kolisi dağıttı.
Temel ihtiyaç maddeleri karaborsaya düşmeye başlayınca, başkanlık bünyesinde komisyon kurdu, kıtlığın sebebinin araştırılmasını istedi. Yandaş komisyon araştırdı. Buldukları sebebe gülmemek mümkün değil?
“Halkımızın yüzde 95’i günde dört – beş öğün yemek yiyor, bu nedenle tüketim maddelerinde sıkıntı yaşanıyor” sonucunu buldular.
Kıtlığın sebebi halkın çok yemesiymiş! Yiyecek bulamayan halk nasıl 4-5 öğün yemek yiyor, düşünmek gerek.
Başkanın sorumluluğu, kusuru yokmuş!
Başkan ve yanındaki uşakları mükemmel sofralarda tıka basa yerlerken, israf ederlerken onların kusuru yok, aç olan halkın yemesi suç.
2015 te parlamento seçimi yapıldı. Maduro her türlü hileyi yaptı, ama hezimete uğramaktan kurtulamadı.
Muhalefet ezici çoğunlukla kazandı. Muhalefet parlamentoyu kazandı ama… Başkan hala Maduro’ydu. Ordu, polis, yargı, onun elindeydi. Hükümeti hala o kuruyordu.
Meclis çoğunluğunu ele geçiren muhalefet, 2019 da yapılması gereken başkanlık seçimlerinin öne çekilmesi için, erken seçim talebinde bulundu. Başkan reddetti!
Bunun üzerine, erken seçime gidilmesi konusunda referandum yapılması için anayasal süreç başlatıldı.
Anayasaya göre, referanduma gidilmesi için seçmenin yüzde 20’sinden imza toplandı. Nafile…
Başkanın emrindeki seçim kurulu, imzaları kabul etmedi, referandum falan yapamazsınız dedi, kesti attı!
Muhalefet bir başka yol aradı, meclisten, Maduro’nun başkanlıktan azledilmesini talep eden karar çıkarıldı.
Tüm üyeleri Maduro tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi bu kararı reddetti.
Meclisin azil talebinin anayasaya aykırı olduğu açıklandı!
Bunlar yetmezmiş gibi, Aragua eyaletinin valisini, kendisine başkan yardımcısı yaptı. Bu herif “uyuşturucu baronu” olarak tanınıyor!
Eğer Maduro da Chavez gibi ölürse, 2019’a kadar ülkeyi bu arkadaş yönetecek.
Netice?
Şu anda Venezuela’da enflasyon yüzde 700 olmuş. Bu sene yüzde 16 bin’e çıkması bekleniyormuş. Alışverişlerde kredi kartı geçmiyormuş. Hükümet devalüasyonla eriyen banknotları tedavülden kaldırıp, yerine yenilerini sürmek istemiş, para bulamamış! Asgari ücrete güya yüzde 50 zam yapılmış, 40 bin bolivar olmuş. 40 bin bolivar ne ediyor biliyor musunuz, 15 dolar ediyor. Et, un, şeker, pirinç, süt karaborsa satılıyor. Ekonomik kriz gittikçe büyüyor. Öğretmen maaşı 65 dolar, asgari ücret 35-40 dolar.
Elektrikler, sular kesiliyor. Halk gittikçe yoksulluğa ve sefalete doğru sürükleniyormuş.
Ekmek için bile kuyruk varmış, marketler saldırıya uğruyor, yağmalanıyormuş. Hal böyleyken, zengin daha da zengin oluyormuş. Eczane rafları boşalmış, ilaç sıkıntısı çekiliyor, sağlık sistemi çökmüş. Ameliyat malzemesi kalmamış. Yeni doğan bebek ölümleri rekor seviyeye ulaşmış. Bebek bezleri, petler karaborsaya düşmüş.
İthalat bıçak gibi kesilmiş, alt tarafı diş macunu almak isteyen, normal fiyatının yüz misli ödemek zorunda kalıyormuş. Günde 18 saate varan elektrik kesintileri yapılıyor, yeterli elektrik üretilemediği için, kamu kurumları haftada beş gün tatil ediliyor, sadece pazartesi ve Salı çalışıyor, özel sektör haftalık izin gününü üçe çıkarmış.
Şehirlerde günde sekiz saat su kesintisi yapılıyormuş.
Fuhuş patlamış. Suç patlamış, her dakika bir cinayet işlenir hale gelmiş. Sokaklarda yol kesmek, soygun yapmak, adam kaçırıp fidye istemek nerede ise yasal hale gelmiş.
Gasp öyle hale gelmiş ki, insanlar cep telefonları ile sokağa çıkmaktan korkar hale gelmişler, evlerinde konuşmayı tercih ediyorlarmış. Sosyal hayat durmuş. Sinema yok, tiyatro yok, konser yok, hava kararınca korkusundan herkes evine koşuyor, binaların girişlerinde kilitli kapılar, evlerin girişinde, koridorlarda kilitli kapılar, 10.cu ve 20.ci katın pencereleri bile demirli evlerine girip, kapılarını kilitleyerek oturur duruma gelmişler.
Akşam olunca sokaklar sessiz.
Karayolları, limanlar ve havalimanları ordu kontrolünde tutuluyor.
Açlık çekenler tarafından basılan bir çiftlikte büyük baş bir hayvanın sopalarla öldürülmeye çalışılmasının görüntüleri de ülkede büyük yankı uyandırdı. Öldürülen sığırdan bir parça et alabilmek için çakallar gibi halk sığıra saldırıyor ve bir parça et kaparak ailelerinin kursağına et girmesi için çabalıyorlar.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ise dünyanın en zengin ham petrol rezervlerinin bulunduğu ülkesinin insani faciaya sürüklendiğine dair haberlerin uydurma olduğunu söylüyor.
Halen gerçekleri göremeyen Maduro, kendisini ve yandaşlarını düşünmekte halkın perişanlığı umurunda olmamaktadır.
Halk yiyecek bulabilmek için marketlere saldırmakta, hırsızlık, fuhuş gittikçe artmaktadır.
Muhalefet bütün gücü ile uğraşmakta Maduro’yu devirebilmek için, ancak Başkan hala Başkanlığı’na devam etmektedir.
Sevgili okurlar, bilemiyorum, bu yazı sizlere bir şeyler anlatabildi mi?
Demokrasisi olmayan ülkelerin akıbetleri bu olmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün temelini sağlam olarak attığı, 10 yılda yoksul halkı refaha ulaştırdığı ülkemizin bugün geldiği durum normal midir?
Amaç nedir?
Yapılmak istenen nedir?
Tek adama bu denli büyük haklar verildiği zaman, ülkenin geleceğinin ne hale geleceğini düşünmek zorundayız!.
İşte bu nedenle 24 Haziran seçimleri çok önemli.
İnşallah ülkemizde Venezuela gibi bir başkanlık sistemi söz konusu olmaz.
Şunu da herkesin çok iyi bilmesi gerek, Türk halkı Venezuela halkına benzemez, çoğunluk Mustafa Kemal’in askerleridir. Bunu da kimse yabana atmasın. Adımlarını ona göre atsın.
Allah hakkımızda hayırlı olanı versin.10.06.2018
Zekeriya Tümer
[email protected] -

Çin ile yeni bir dönem…
Türkiye turizmde Çinli turistlere gözünü dikti. Hedef “ 1 milyon Çinli turist” denilerek yola çıkılıyor. Yıllardır aynı hedefte çalışmalar yapan Türk yetkililer şimdi turizm alanında Çin ile yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.
Elimizde Çinli turistlerle ilgili bir veri var, önce buna bakalım:
2017 yılında 131 milyon Çinli, yurt dışına gitti. Türkiye’ye gelen Çinli sayısı ise 247 bin. Pay, yüzde 1 bile değil. 1 milyon turist sayısına ulaşıldığında yüzde 1’e yaklaşılmış olacak. Artış var ama daha hızlı olması da mümkün. Bir Çinli, Türkiye’ye tatile gitmek isterse THY’nin haftalık 34 seferinden birinde yer bulmak zorunda. Aktarmalı uçuşların çoğu bir günden fazla sürüyor. THY, uçuşlarının bir bölümünü China Airlines ortaklığı ile yapıyor, ancak Çin bayraklı havayolu kuruluşlarının Türkiye’ye doğrudan seferi yok. Bunun başlaması halinde, THY’nin de havacılık uygulamaları kapsamında sefer sayısını artırması önem kazanıyor.Şimdi önemli bir gelişme var.
Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB) girişimiyle kurulan heyetin, daha önce Türkiye uçuşlarını durduran Çin’in en büyük havayolu şirketi China Southern ile yaptı ve bu görüşmeler de olumlu sonuçlandı. Şirket, yeniden İstanbul uçuşlarına başlayacak. Ayrıca ikinci havayolu şirketi Hainan da 2019 yılında Türkiye’ye sefer başlatacak.
Bazı ulusal havayolu şirketleri İstanbul, Türkiye uçuşlarını durdurmuşlardı. Bu şirketlerden China Southern’in tekrar pazara döneceği haberi geldi.Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB) girişimiyle oluşturulan heyetin Çin temasları hakkında TÜROB Başkanı Timur Bayındır Çin’in en büyük havayolu şirketi China Southern’ın yanı sıra Hainan Airlines’in de Çin-Türkiye arasında sefer başlatacaklarını açıkladı.
China Southern Airlines, İstanbul seferlerini güvenlik endişeleri nedeniyle durdurmuştu. Böylece Çinliler doğrudan Atina’ya uçuyor, bu noktadan Avrupa’ya dağılıyorlardı.
TÜROB Başkanı Timur Bayındır, “Seferlerin başlatılması önerisini kabul ettiler. Pekin-İstanbul uçuşlarının 2018 yılı son periyodunda haftada 3 frekans, Pekin-Urumçi-İstanbul uçuşlarının haftada 4 frekans olarak 2019 yılı ikinci periyodunda planlandığı, söz konusu seferlerin düzenlenmesi konusunda Türk makamlarına en geç haziran ayı içinde başvuru yapılacağı iletildi” diyerek şu açıklamalarda bulundu:
“Çin’in en büyük havayolu olan China Southern, İstanbul seferlerini, hattın 2015 ve 2016 yıllarında tüm uluslararası uçuşlar arasında en kârlı hat olmasına karşın, Türkiye’de cereyan eden olumsuz hadiseler ve güvenlik endişeleri nedeniyle durdurmuştu. 2011 yılında başlattığı Pekin–Urumçi-İstanbul seferlerini de 20 Temmuz 2016’da durdurduklarını açıklamışlardı. Şimdi Pekin-İstanbul uçuşlarını bu yıl içinde, Pekin-Urumçi-İstanbul uçuşlarını da 2019’da başlatacaklar. Çin tarafı; İstanbul’un gerek sosyal medya gerekse diğer mecralarda yapacağı tanıtım çalışmalarında şehirde yaşayan sokak kedilerinin konu edilmesinin önemli farkındalık yaratacağını dile getirdi. “İki ülke arasında düzelen siyasi atmosfer olumlu ve ilişkiler iyi. Çinli turistlerin Türkiye ilgisinde artış var. Türkiye’nin Çin vatandaşlarına getirdiği e-vize kolaylığı, 2018’in Çin’de Türkiye Turizm Yılı olması, Çin’in tarihi İpek Yolu’nu yeniden canlandırmayı hedefleyen ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ gibi olumlu gelişmeler söz konusu” dedi. Xian Xian-İstanbul arasında seferlerin öncelikle THY tarafından başlatılması için China West Airport Group (CWAG) nezdinde temasların yararlı olacağına dikkat çeken Bayındır, “Çin tarafı da İstanbul-Xian arasında direkt seferlerin başlamasını arzu ediyor. Seferlerin turist sayısına önemli katkı yapacağı aşikar. 7 Mayıs 2018’de Xian-Londra doğrudan seferleri başladı, aynı çalışmayı İstanbul için de gündemlerine aldılar”Buraya kadar her şey tamam da asıl konulardan birisi tanıtımın nasıl yapılmasıdır. Çinli yetkilier de yaptıkları açıklamalarda Türkiye’nin tanıtım eksikliğini söylüyorlar ve “Çinliler Türkiye’yi tanımıyor. Bu konuda daha çok gayret gösterilmeli ve çalışılmalıdır” diyor.
TÜROB Başkanı Timur Bayındır’ın ise tanıtım konusunda önerileri var:
“Ülkede faaliyet gösteren teknoloji, sosyal medya ve ödeme sistemi sunan kuruluşlarla işbirliği yapılmalı. Örneğin Dubai Turizm Ofisi, Çin merkezli teknoloji kuruluşları Tencent, WeChat, Fliggy, Alibaba ve Huawei ile işbirliği anlaşması imzaladı. Sözleşme ile Dubai’nin tanıtımı kolay yoldan milyonlarca Çin vatandaşına ulaşacak. Alibaba aracılığı ile online seyahat acentalarına, Huawei telefonlarına eklenecek aplikasyonlar ile tüketicilere, WeChat Pay ve Alipay tarafından sağlanan ödeme kolaylığı ile turistlere etkin tanıtım yapılacak. Başta Alipay olmak üzere WeChat gibi diğer mobil ödeme sağlayıcılarının Çin’de sundukları QR kod ile ödeme sisteminden 500 milyondan fazla insan faydalanıyor.” -

İKİ MİNİK KAKTÜS ALIN !!
Kaktüs yetiştirmek ve kaktüs sevgisi, öyle bir kaç saksı kaktüse sahip olup, onların büyümesini, çiçek açmasını izlemeden, elinize batan dikenlerine katlanmadan olmaz.
Evde, bahçede, balkonda yetişebilecek en zahmetsiz, en dayanıklı, en
derlitoplu çiçek kaktüstür.
Kendimi bildim bileli kaktüslere karşı bir ilgim vardır. On yıldır da, yetiştirmeye ve çeşitlerini arttırarak sevdiklerimle paylaşmaya başladım.
Çoğu insan, kaktüsün dikenlerinden korkar, çiçek açmadığından şikayet eder, bakımının zor olduğunu düşünür oysa en zahmetsiz bitkilerdir.
Kesin olmamakla beraber, bazı araştırmalarda kaktüslerin radyasyona karşı koruyucu bir etkisi olduğu da yazılır.
Uyku problemi yaşayanlar, stresli yaşamları olan insanlar, ve bazı hastalıklarda yine kaktüsün olumlu etkilerinden söz edilmektedir.Kaktüs yetiştirmek kolaydır, çok su istemez, yerim dar diye hemen şikayet etmez, güneşi, sıcağı pek sever. İster, atmaya kıyamadığınız bir fincana, ister bir seramik saksıya, ya da eskiyen bir ayakkabınızın içine dikebilirsiniz. Kısa zamanda yerini sever ve size umut verir.
Kökleri sağlamdır, toprakla buluştuğu an, kısa zamanda kök salar ve yaşama tutunur, dayanıklıdır, mücadelecidir. Saksısından söküp atsanız da, artık çürümüş olduğunu düşünüp ondan vazgeçseniz de bir yerden mutlaka yeşerir, yeter ki güneşi görsün.
Bazılarının zehirli özelliği olsa da, evlerde yetiştirilmek için olan türleri zararsızdır.
Dikeninden korkmayın, elleriniz tatlı tatlı kaşınırken, zeytinyağı sürdüğünüzde kendiliğinden çıkar.
Çok sularsanız küser, özellikle kışın buna dikkat etmek gerekiyor. ilkbahar ve yaz aylarını çok sever, bu dönem onların yeşerip, büyüyüp, çoğaldıkları dönemdir, işte bu dönemde rahatlıkla sulayabilir siniz, yine de toprağının nemine dikkat etmek gerekiyor.
Bazı türleri yavaş büyür ve küçük saksılarda mutludurlar, ancak bazıları da çok hızlı büyüdüğü için daha geniş saksılara aktarmak gerekiyor. İki yılda bir değiştirmek yeterli gelebiliyor.
Mısır inciri adı verilen dev kaktüsün ise muhteşem meyveleri vardır. Akdeniz bölgesinde her yerde kolayca rastlayabileceğiniz bu kaktüsün meyveleri Mayıs-Haziran gibi çıkmaya başlar ve olgunlaştığında pazarlarda satılmaya hazırdır. Toplaması gibi yemesi de zor ve zahmetlidir ama hepsine değer çünkü çok lezzetlidir.
Hangi türü olursa olsun, büyük ya da küçük, bilgisayarınızın yanına, televizyonunuzun bir köşesine, evinizin en güzel güneş alan kısmına, mutfağınızda aydınlık bir yere, yatağınızın başucuna hemen bir kaktüs alın. Her sabah büyümesini izleyin, suyunu, güneşini, ilginizi ihmal etmeyin.
En çok da onları sevin, onlarla konuşun, çiçek açtığında onlara teşekkür edin.Çocuklarınıza, kaktüslere doğru yaklaşmayı öğretin, korkmasınlar onların da bir canlı olduğunu, doğada her canlının bir görevi olduğunu kavrasınlar.
Yaşamda ki zorluklar bir kaktüsün dikeninden daha çok acıtıyor.
Doğamızın kirlenmesine, bitki türlerinin yok olmasına, kaktüs çeşitlerimizin azalmasına izin vermeyelim.
Şimdi gidin ve iki minik kaktüs alın, biri kendiniz için, biri de en çok sevdiğiniz için…
Sevginizle birlikte büyütün….

-

FLAMAN’IN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU
Hüseyin Özbek 10 Haziran 2018
Oyunun ilk perdesinde olağanüstü bir başarı hikayesi anlatılır. Anadolu kökenli göçmen ailenin üçüncü kuşağının zaferi, Binbir Gece Masalları ambalajıyla sunulur. Gurbetçi çocuğunun, Anka misali politikanın Kafdağını aşıp parlamentoya girmesinin övüncünden hepimize okkalı birer hisse düşer. Söze politika ile başlamış olsak da spor, sanat,bilim alanlarındaki bireysel başarı öykülerinin övünç ve sevincinin topyekun hissedarı oluveririz.
Bu tür başarı hikayeleri, gurbetçiler için ikinci sınıf insan muamelesinin, aşağılanan ulus ve inanç aidiyetinin yol açtığı incinmişliğin kolektif terapisi yerine geçer. İşi somutlaştırıp sözü Zuhal Demir’in hikayesine getirelim. Yusuf Özkan’ın 24 Şubat 2017 tarihli Lahey/Hollanda çıkışla haberinden okuyalım: “Tuncelili Zuhal Demir, Belçika’da Devlet Bakanı Oldu“ manşetli haber; “ Belçika Federal Hükümeti’nde yoksullukla mücadele,fırsat eşitliği,engelliler ve bilimsel politikalardan sorumlu devlet bakanlığına Tuncelili Zühal Demir atandı.” Alt başlığı ile devam ediyor.
Yeni Flaman İttifakı (N-VA) lideri Bart De Wever’in bu atamaya ilişkin açıklamasında, Demir’in bu şansı çok iyi değerlendireceğini söylemesi, fırsat eşitliği konusunu topluma en iyi anlatacak ismin Zühal Demir olduğunu vurgulaması, atayan makam açısından başka ölçütlerin ve beklentilerin olduğunun ipuçlarını verse de biz şimdilik pişmiş masala su katmayalım. Fakat Het Belang van Limburg gazetesinin; “Babasının ülkesi, Demir’i anlamıyor” başlığı ile verdiği haberin izini sürelim. Evvela Demir’in ülkesinin Belçika, babasının ülkesinin Türkiye olduğunu anladıktan sonra, Belçika Meclis Başkanı Siegfried Bracke’nin, 2016 Aralık ayında Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi’ne, Demir’e yönelik asılsız suçlamalardan duyduğu rahatsızlığın ne olduğunu anlamaya çalışalım.
İki tarafın çıkarlarının uyuşması, muhatapların ortak paydada buluşması hali için; “kazan kazan” deyimi kullanılır. Belçika ve Zühal Demir işin kazananları ise Türkiye açısından ortada kazanılan bir şey olup olmadığını anlamak için kafayı daha fazla yormayıp, Belçika’nın Flamanca yayınlanan De Standaart gazetesine ufak bir göz atalım: “Türkiye kökenli Belçikalı Bakan öğrencilere Türkçe dersi verilmesine tepki gösterdi!” Bu kadarıyla anlaşılmıyor dediğinizi duyar gibiyim. Biz okumayı sürdürelim: “ Belçika’da Flaman milliyetçisi N-VA partisinden Eşit Haklar ve Yoksullukla Mücadeleden sorumlu devlet bakanı Zühal Demir,Gent şehrinde Türk asıllı öğrencilere okul sonrası Türkçe dersi verilmesine tepki gösterdi.”
Haberin devamından Belçikalı Bakanın, Gent Belediyesinin, Türk öğrencilere okul sonrası Türkçe dersleri için sınıf tahsis etmesini kabul edilemez bulduğunu; “ Nasıl bu kadar saf ve duyarsız olabilirsiniz? Bu yaptığınız entegrasyon karşıtı politikaları desteklemekten başka bir şey değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türklerin Flaman toplumuna entegre olmasından çok korkuyor, o yüzden bu Türkçe derslerini sağlıyor” dediğini öğreniyoruz.
Bu kadarı yeter deyip masaldan gerçeğe dönmenin zamanıdır. Geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada “Türk pasaportunu geri vereceğini” ifade eden Belçikalı bakanda, babasının ülkesi ve insanlarının sevincinin, gönül desteğinin, basit bir iadei teşekkür duygusuna bile yol açmadığı anlaşılıyor. Babasının ülkesinin gurbette doğan kuşağının, ulusal aidiyetinin ve kültürel kodlarının devamını sağlayacak en küçük girişimin bile Belçika bakanı (!) rahatsız etmesi üzerinde düşünülmelidir.
Zühal Demir’in, hepimize yutturulmaya çalışılan masalından gerçeğe döndüğümüzde, zaferin Belçika hanesine hezimetin Türkiye hanesine yazıldığını görürüz. Avrupa ülkeleri açısından entegrasyon, kendi uygarlık ve kültürel değerlerinin korunması ve sürdürülmesine yönelik devlet politikasıdır. Asya ve Afrika’dan, özellikle İslam coğrafyasından gelenlerin, entegrasyon tornasından geçirilerek, sorun olmaktan çıkarılıp, sindirilebilir hale getirilmeleridir.
Zühal Demir gibilerin başarı masalları, entegrasyon çarkında öğütülmek, ulusal ve inanç aidiyetleri buharlaştırılmak, geldikleri yeri kendilerinin değil; “babalarının ülkeleri” olarak algılatılmak istenen yitik kuşaklar yetiştirmenin sis bombaları olarak düzülmektedir. Masalların sonunda gökten düşen üç elma hakça pay edilir. Flaman Masallarında hakça payı boşuna beklersiniz.
Entegrasyon’un zokası görevi verilmiş Flaman koyunlarından gayrısına buralarda ne elma verilir, ne de altlarına bakanlık koltuğu çekilir !
-

SP ve TEMEL KARAMOLLAOĞLU PROGRAMI
Karamollaoğlu”Necmettin Erbakan ‘ın kemikleri sızlayacak” demiş
İşte SP Lideri’nin paylaştığı Necmettin Erbakan’ın o konuşması:
Öncelik hükümetin kurulmasında, bütün partilere kollarımızı açtık. Yine de açıyorum. Bugün biz DSP ve CHP ile beraberce koalisyon kurarız, bu memlekete en hayırlı hizmetleri yaparız, zaten yaptık. Zerre kadar şüphemiz yok. Bunu böyle, birtakım ön yargılarla yanlış bir şekilde, uzlaşma yerine bizi, kendimizi birbirimizden uzaklaştırmak tavrını takınacak olursak bu fayda getirmez. Bundan dolayıdır ki, biz, hepiniz şahitsiziniz ki, bu yanlışlığı yapmadık.
“Her kesimle kucaklaşacağız. İktidar, muhalefet dahil herkesle kucaklaşacağız” dedi.
“Başka türlü bu memlekette huzur olmaz. Bizim her sahada problemlerimiz var. Özellikle bir ülkede adalet rafa kalkarsa huzur olmaz. Hak olmadan bir ülkede mazlumlar çoğalır, zalimler güçlenir, huzur olmaz. Bugünkü şartlar altında bunu sağlamanın ilk adımı kuvvetler ayrılığını sağlamaya yarayacak bir değişikliğidir” diye konuştu.
“Kolları sıvayıp mecliste mutlaka bu kuvvetler ayrımını sağlayacak bir anayasa değişikliğini hazırlayacak, milletimizin huzuruna getireceğiz. Mutlaka Cumhurbaşkanının partisiz olması gerekiyor. Yürütmeyi Cumhurbaşkanı yapsın ancak onu denetleyecek bir meclise de ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
İşçinin, memurun, emeklinin halinin perişan olduğunu belirten Karamollaoğlu, “İşçinin asgari ücrete hakim hali gözlerimizin önüne geliyor. Çalışmış emekli olmuş bu insanların halleri ise yine perişan. Normalde bir memur, aylık 160 saat çalışması gerekirken, 240 saat mesai yapıyorlar. Bu fark onlara ödenmiyor. Bunların düzeltilmesi gerekiyor” dedi.
SP Lideri, “Sivas hadiselerinin beni üzdüğü kadar hiçbir hadise beni üzmemiştir. O hadise korkunç bir hadise. Bunun korkunç olduğunu söylememek mümkün değil. Bunu yapanlar arasında kasıtlı olanlar yok mudur mutlaka vardır. Bugüne kadar çok talebimiz oldu. Bunlar araştırılmalı. Altında yatan bir plan var mı bunlar çıkarılmalı. Bana görev verilirse, ahdediyorum ki Madımak ‘ın arkasında ne varsa çıkarmaya hazırım.” diye konuştu.
Acaba birden rüzgara göre yön mü değiştirdi sayın Karamollaoğlu,geçenlerde katliam değil öldürülmediler,sadece pencereyi açmadıkları için boğuldular diyordu.
Gelelim Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu’nun Programına:
Adalet:
Savcılar ile avukatların konumları denk hale getirilerek, savunma hakkı güçlendirilecek.
Avukatların delillere ulaşmasının önündeki engeller kaldırılacak.
Yargıya ayrılan bütçe payı artılarak, kadro sorunları çözülecek.
İstinaf mahkemelerinin etkili bir şekilde çalışması sağlanacak.
İnsan hakları ihlallerini ele alan İnsan Hakları İhtisas Mahkemeleri kurulacak.
Dış politika:
Komşularla ilişkilerde barış esas olacak.
AB ile ilişkiler yeniden ele alınacak.
D-8 etkin hale getirilecek.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nda Türkiye’nin etkinliği artırılacak.
Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi’nde yabancı ülkelerin savaş gemileri bulundurması engellenecek.
Eğitim:
YÖK kaldırılacak, Üniversitelerarası Kurul yeniden yapılandırılacak.
Yarış atı maratonu mantığına dayanan sistem değiştirilecek.
Niteliği artırılacak, süresi kısaltılacak.
Değerlerin öne çıkarıldığı bir eğitim sistemi kurulacak.
Müfredata ve öğretmen kalitesine önem verilecek.
Siyasi tutumundan dolayı kimse işinden olmayacak.
Rektör seçimleri yeniden belirlenecek.
Ekonomi:
Tüketime ve gösterişe ayrılan kamu kaynakları üretime ve istihdama tahsis edilecek.
Üreten ve bölüşen bir ekonomik sistem kurulacak.
Vergi yükü hafifletilecek ve vergide adalet sağlanacak.
Asgari ücret vergiden muaf tutulacak ve her yıl reel olarak %7-10 artırılacak,alınan vergi azaltılacak.
Kürt sorunu:
Kürtler ve Türkler aynı dinin mensubu ve aynı vatanın evlatları.
Hak, adalet, ahlak, ekonomi, eğitim, güvenlik gibi alanlardaki eksiklikler bütün olarak ele alınacak.
Sosyal, kültürel, siyasi, psikolojik, ekonomik alanlarda reformlarla çözülecek.
OHAL:
OHAL kaldırılacak.
Geçici bir dönem olmak mecburiyetindedir.
Olağan hale gelirse hukuk ve adalet bütünüyle rafa kalkar.
Sağlık:
Herkes ek ödemeler olmadan sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak.
Asıl olan halk sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetleri.
Hasta odaklı ve korumanın öncelikli olduğu bir sistemi.
Yönetim sistemi:
Kuvvetler ayrımı tesis edilecek.
Mevcut haliyle başkanlık sistemi fayda getirmez.
Yeni bir referandumla mevcut durum değiştirilmeli
-

İNCE 2. TURA KALIRSA KAZANAMAZ MI?
SEHIR EFSANESI: INCE 2. TURA KALIRSA KAZANAMAZ MI?
Simdi bir sehir efsanesini bitirelim.
Erdogan neden Aksener ve Karamollaoglu`nu hic elestirmiyor, yok sayiyor? Neden!!!
Yaygin propagandaya gore Erdogan 2. turda karsisinda Ince`yi gormek istiyor, bu iddia sahipleri iddialarini Ince`nin solun adayi olmasi iddiasiyla ve bu nedeniyle 2. turda Erdogan`a karsi kaybedecegi dusuncesiyle susluyor. Peki oyle mi? Degil elbette…
Erdogan butun hesaplarini secimi 1. turda kazanmak uzerine yapiyor. Bu nedenle de kendisinden oy devsirebilecek Aksener ve Karamollaoglu`nu yok sayiyor, gozden kaciriyor. Cunku bu iki adayin Erdogan ve Bahceli`den alacagi toplam %7-8 oy bile Erdogan`i %42 bandina dusurur ve sonucu hile yapilamaz hale getirir. Bu nedenle de Erdogan 1. turda secilememis ve 2. tura kalmis olur. Bu saptamayi bir kenara yazalim.Gelelim bir diger konuya. Erdogan 2. tura kalmak istemiyor cunku 1. turda es zamanli olarak yapilan parlamento secimlerinde AKP`nin meclis cogunlugunu kaybedecegini biliyor. 1. tur ile 2. tur arasindaki 2 haftalik surece bunun buyuk bir etki yapacagini da biliyor. Yani 1. turda kazanamayan Erdogan ve partisi aslinda fiili olarak iktidardan dusmus oluyor.
Bunu da cebimize koyalim.
Gelelim Ince`nin 2. turda kazanamaz iddiasina. Bu iddia bastan sona tutarsiz ve gercek disidir. Zira partileri ittifak yapan muhalefet, HDP`nin de bu ittifaka oy bazinda dahil olmasiyla secimi kazanacak yeterli oya sahiptir. Bu gun Aksener ve Karamollaoglu olmasa dahi Tayyip erdogan normal sartlarda ilk turda secilemiyor. Yani oyu kaymasa bile ilk turda yasal yollardan secilme sansi yok. Bunu en son referandumda gorduk. %51.3 oy aldi ki bunda en az 5-6 puan oy hirsizliginin oldugunu hepimiz biliyoruz. Herhalde bunu kimse inkar edemez. Tayyip Erdogan bu gune kadar evet oy caldi. Nasil caldi? Bunu daha once de yazdim. Kazanabilecegi kadar caldi. Yani %47-48`i, 50`nin uzerine bagladi. Bu cok fazla goze batmadi. Ama Aksener ve Karamollaoglu`nun adayligi, Erdogan`in oyunu calinabilecek duzeyin altina cekiyor. Bu duzeyde %40-42 barajidir. Erdogan bu anlamda butun kurgusunu Dogu ve Guneydogu oylarini %50`in uzerine cikartacak kadar calmak uzerine yapiyor. Hem de HDP`yi de parlamento disinda birakarak AKP`nin yeniden mecliste cogunlugu saglamasini hedefliyor. Bir tasla iki kus yani.
Secim 2. tura kaldigi andan itibaren Erdogan ve AKP dusus trendine giriyor, muhalefet ise yukselis trendine. Bu gibi durumlarda dusus trendine giren bir parti ve adayin normal yollardan yeniden yukselme sansi yoktur. Bunu son genel secim ve ardindaki erken genel secimde gorduk. Dusen AKP ve Erdogan oylari el yordami ile yeniden kazandirildi. Ancak su anki durum onlar acisindan o kadar vahimki AKP-MHP oyunun tamami referandumda aldiklari oy kadar dahi etmiyor. Zira Aksener ve Karamollaoglunun partileriyle birlikte varligi, Ince`nin yakaladigi ivme, AKP ve Tayyip Erdogan oylarini 2002`den beri gorecekleri en alt seviyeye cekmis durumda.
Tekrar etmekte fayda var. Eger Aksener ve Karamollaoglu olmasaydi Erdogan`in oyu %47-48 bandinda idi. Ve Erdogan tarafindan yaptirilan ve kamuoyuna servis edilen anketler de aynen bunu soyluyor. Ama neyi soylemiyor? Aksener ve Karamollaoglu belirli bir oya ulasmis olarak gosteriliyor ama butun aday ve partilerden daha fazla ivme yakalamis, karsilik bulmus Ince`nin oyu, CHP`nin son secimde aldigi oyun dahi asagisinda gosteriliyor. Tabi buna ek olarak da Demirtas`in oyu da bir onceki secimde aldiginin 3-4 puan asagisinda gosteriliyor. Yani onlarin hesabina gore Aksener ve Karamollaoglu Ince`den ve Demirtas`tan oy aliyor. Ama AKP`den hic alamiyor. Bir kere bu dahi fizik kanunlarina aykiridir. Akli mantigi olan her insan biraz dusundugunde bu sonuca zaten ulasir.
Eger AKP-MHP ortakliginda Tayyip Erdogan`in oyu ayni bu gunki ankette aciklandigi gibi %48 ise, muhalefetin oyunun %52 oldugu gercegi cikar ortaya matematik olarak. Ve bu muhalefetin zaten halihazirda birlestigi ve birbirlerini destekleyecekleri aciklamasi da goz onunde bulunduruldugunda zaten hicbir sey yapmadan kazanmis oluyoruz. Ancak manipule edilen aslinda Ince`nin ve Erdogan`in oyudur. Erdogan`in gercek oyu %40-42 bandidir. Ince`nin gercek oyu da %32-35 bandidir. Bunun yanisira AKP`nin mecliste cogunlugu kaybedecegi de gun gibi ortadadir.
Kisacasi ortaya atilan tezler yanlis oldugu gibi matematikten uzak, bilimsellikten uzak ve gercegi yansitmamaktadir. Dahasi dogrudan iktidar kanadindan manipule edilen bir gundeme esir dusmektir. Oysa gundemi belirlemek muhalefetin eline gecmisken hala tv ekranlarinda orda burda muhalefetin muhalefetle mucadele etmesini, tartismasini saglamak herhalde AKP`den baskasina hizmet etmez. Aksener bile bu tuzaga dusmus. Ozellikle iyi partililer bu konuyu hararetle tartisiyor, gundemde tutuyor. Oysa ayni Iyi partililer liderlerinin mitinglerini, tv programlarini paylasamiyor, dagitamiyor. Hepinizden ricam AKP`nin provokatif gundemine, esir olmayalim, bu manipulasyona canak tutmayalim. Muhalefet bunca yil sonra birlesmisken iyi niyetli de olsa hedeften sapmayalim, gundemi belirlemeye devam edelim… Ince`nin belirledigi gundem bize bu secimi kazandiriyor.
Armagan Yilmaz -

FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 09 Haziran 2018 )
- ICRC temsilcileri Ermeni ve Azerbaycanlı esirleri ziyaret etti. Kızıl Haç Uluslararası Komitesi'( ICRC) nin temsilcileri, Mayıs ayındaki Dağlık Karabağ sorununun sonucu olarak hapsedilen Ermeni ve Azerbaycan vatandaşlarını ziyaret etti. ICRC, gözaltında tutulanların gözetim altına alınması ve tutukluluk koşullarının izlenmesi için düzenli olarak bu kişileri gözaltında tutmaya devam edecektir. Bu kişiler aileleri ile iletişim kurabilir. (İ)
- Karabağ Ermeni Yönetimi, Azerbaycan’ın Karabağ sakinlerini Azerbaycan vatandaşı olarak görme konusunda ahlaki bir hakkı yoktur. Karabağ Ermeni Yönetimi, Karabağ sakinlerinin bağımsız bir ülke olan Karabağ <sözde> cumhuriyeti vatandaşı olduklarını iddia etti. (İ)
(Not ; Bu web sitesi yorumlarımızı yayımlıyor. Bu nedenle, mesajımızı alacak Azerbaycanlı soydaşlarımızın yorum yapmaları için haber yayımlanmıştır…, o.tan)
- , Karabağ’ı ziyareti nedeniyle, tutuklanması ve Azerbaycan’a iadesi için hakkında kırmızı bülten çıkarılmış olan Rus- Musevi gezgin blog yazarı Alexander Lapshin, ünlü şef Anthony Bourdain’in ölümünün, bir şekilde CNN’ in Karabağ’ ı “Bilinmeyen Parçalar”’ programı için ziyareti ve filme almasıyla bağlantılı olabileceğini iddia ediyor. (İ)
- NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yaptığı açıklamada, NATO ve Avrupa Birliği liderlerinin Temmuz ayında yapılacak zirvede Ermenistan ile daha fazla işbirliğine ilişkin bir deklarasyon imzalayacağını söyledi. Jens Stoltenberg, NATO Savunma Bakanları toplantısında Cuma günü yaptığı açıklamada, “NATO ve AB liderleri, işbirliği düzeylerini daha da artırmak için Temmuz ayında yeni bir ortak bildirge imzalamayı planlıyorlar” dedi. (İ)
- ABD’nin BM Eski Büyükelçisi Samantha Power, Ermeni <sözde> soykırımı kurbanlarının anısına saygı göstermek için Tsitsernakaberd Anıtı’nı ziyaret etti. Yaptığı açıklamada ; “ Ermeni <sözde> soykırımının tanınmaması politikasının aslında haklılığı yok. Obama Beyaz Saray’a geldiğinde bu konudaki görüşlerinin değişmediği anlamında ifadelerde bulundu. Ancak, Obama, Ermeni-Türk ilişkilerinin düzelmesinin önemli ve kaygan bir zeminde olduğunu varsaydı. Sonra 100üncü Yıldönümü oldu, ancak, tam o sırada Türkiye, İŞİD’ le mücadelede başarı sağladı” dedi. ABD’nin Ermeni <sözde> soykırımını tanımama gerekçelerine ilişkin olarak Power, Türkiye’nin büyük ve güçlü bir müttefik olduğu ve Erdoğan’ın tehditlerinin ciddi algılanabileceğini kaydetti. (T)
- Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda yıllar boyunca farklı kademelerde görev yapan, Türkiye – Ermenistan yakınlaşması için çaba gösteren Ünal Çeviköz, CHP’den milletvekili adayı oldu. “Agos”a verdiği demeçte aday olmasının nedenlerine ve Türkiye’nin dış politikasına değinen Çeviköz, şöyle konuştu: “Protokoller onaylansaydı Kafkasya’da çok daha farklı bir ortam oluşurdu. Türkiye’nin dış politikasının son yıllarda ciddi bir şekilde Türkiye’nin imajını olumsuz bir şekilde etkilediğini ve Türkiye’nin başta komşuları olmak üzere müttefikleriyle ve uluslararası ortamla ilişkilerinin bozulduğunu görüyorum. En azından bu konuda bazı şeylerin düzeltilmesine katkıda bulunacağını düşünüyorum, o yüzden bu yola girdim” (T)
https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/06/08/Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan/130912
- Uluslar arası sekiz kuruluş Türkiye’ deki seçimlere gözlemci gönderecek. Seçim gününde, gözlemciler, oylama prosedürlerini, oylama işlemlerini kesintisiz izleyeceklerdir. Gözlemciler, kampanya sürecini, seçim katılımını ve uluslararası seçim standartlarının uygun olup olmadığını izleyerek bir rapor hazırlayacaklardır. (İ)
(Not: Haberde uluslar arası kurumların isimleri veriliyor. Geçen yıl Kenya’ da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde usulsüzlük olduğu iddiası ile Kenya Anayasa Mahkemesi seçimi geçersiz kıldı ve yemin ederek göreve başlamış bulunan Kenyatta’ nın Cumhurbaşkanlığını iptal etti. Bizde yapılan referandum ve seçimlere AGİT gözlemciler göndermişti. Verdikleri raporları halkımız arasında bilen, herhangi bir uygulama yapıldığını duyan var mı? Kenya örneğinde gördüğümüz gibi, bu konularda görev Anayasa Mahkemesine, hukukçularımız bilmelidir, belki de YSK’ ya düşer. Gözlemci raporlarına herhangi bir işlem yapılmayacaksa gözlemcilerin burada ne işleri var?…., o.tan)
http://artsakhpress.am/eng/news/87909/turkey’s-elections-to-be-monitored-by-8-international-bodies-election-watchdog-ysk-says.html
- İlk “ Birleşik Krallık – Ermenistan İş Forumu” Erivan’da tamamlandı. Ermenistan devlet kurumları, iş dünyası ve uluslararası kurumlardan 100’den fazla temsilci, İngiltere Büyükelçiliği Erivan’ın Ermeni-İngiliz İş Odaları ile ortaklaşa düzenlediği İngiltere-Ermenistan İş Forumu’nda 7 Haziran Perşembe günü bir araya geldi. (İ)
(Not ; Haberde < İngiliz Hükümetinin yeni enstrümanları olan “İyi Yönetim” Fonu aracılığıyla Ermenistan’daki yönetim ve ekonomik reformları desteklemeye hazır olduğu> ifadesi, bana rahmetli Süleyman Demirel’ in Cumhurbaşkanlığı görevinden sonra verdiği “Türkiye’ nin 21 inci Yüzyılda Stratejik Hedefleri” başlıklı bir konferansta, ilk hedefi, benim tabirimle İsparta İngilizcesi ile “Good Governance” dediğini hatırlattı. Tabii, bu hedef hala geçerli…,o.tan)
- Doç. Dr. Tolga Başak tarafından hazırlanan “Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923)” başlıklı kitap AVİM tarafından yayınlanmıştır. Tolga Başak’ın çalışması İngiltere Milli Arşivleri (National Archives of the United Kingdom, Public Records Office), İngiliz Parlamento Arşivi Lordlar Kamarası Kayıtları (The Parliamentary Archives, House of Lords Records Office), Hindistan Bakanlığı Arşivi (Oriental and India Office Collection/ British Library) gibi arşivlerden ve bunlara ek olarak David Lloyd George ve Bonar Law gibi ünlü İngiliz devlet adamlarının şahsi evraklarından çok sayıda belgeyi bir araya getirerek tarih, siyaset bilimi ve Ermeni Meselesiyle ilgilenen diğer disiplinlerde çalışan bilim adamlarına çok önemli bir hizmet sunmaktadır. Bu belge koleksiyon 6 Aralık 1912 ile 16 Haziran 1923 arası dönemi kapsayan toplam 367 belgenin tam metinlerini ve bunların Türkçe özetlerini içermektedir. Belgelerin ve olayların yaşandığı dönemin daha iyi anlaşılabilmesi için yazar uzunca bir giriş yazısı sunmakta ve İngiltere’nin Ermeni politikasına dair dikkat çekici değerlendirmeler yapmaktadır. (T)
http://avim.org.tr/tr/duyuru/tolga-basak-tarafından-hazırlanan-ermenı-sorunuyla-ılgılı-ıngılız-belgelerı-1912-1923-baslıklı-kıtap-avım-tarafından-yayınlanmıstır
-

Türkiye’nin tutumu cami kapattırıyor.

AB ülkeleri camileri kapatıyor Son 16 yılda Dünya Türkiye gibi bir yönetimi, kafa kesen İşid gibi bir terör örgütünü, bazı ülkelerin iç işlerine karışan dini örgütmüş gibi görünen fakat Dünyada casuslukla suçlanan bir yapılanmayı tanıdı. Bu yapılanmalar Dünya ülkelerini önce ürküttü, sonrada endişelendirdi. Sonuçta İslamfobi dünyada hız kazandı. Her gün kendisine taraftar buluyor, Türkiyeyi bu konularda suçlu buluyor ve Türkiye birkaç geri kalmış İslam ülkesi dışında dünyada hiçbir alanda kendine destek bulamıyor. Türkiye açısından çok trajik bir durum. Seçimlerde tablo ve politikalar değişmezse Türkiye Kuzey Kore olmaya aday. İzole edilmesi, başlayan ambargoların arka arkaya gelmesi kaçınılmaz gözüküyor. Açık ve imalı bir şekilde çoğu ülke durumu açıklıyor, tavır alıyor, bazıları Türkiyeyi uyarıyor, endişelerini bildiriyor. ‘’Gittiğin yol yanlış’’ diyor. Türkiye konusunda en fazla AB ülkeleri rahatsız. Bu ülkelerde bulunan yaklaşık 3.5 milyon Türk vatandaşına artık şüphe ile bakıyorlar. Bazılarının sosyal yardımlarını kestiler, çifte vatandaşlığı olanları sınır dışı yapmaya başladılar.
Avusturya, Hollanda, Almanya’da bulunan bazı camiler kapatılmaya, imamları sınır dışı edilmeye başlandı. Türkiyenin yaygara kopardığına bakmayın. Bu yaptırımlara karşı kuru bir iki kınama ile olayı savuşturdu. 18 ada/kayalık Yunanlılar tarafından işgal edildi. Türkiye ne yaptı? Kocaman bir hiç. Efendim deniz savaş gemilerinden bir tanesi Ege denizinde bulunuyormuş. Bulunsun bir fonksiyonu var mı? Adamlar adaları/kayalıkları aldı ve üzerinde askeri üs bile kurdu. Bizde uzaktan gazel okuyoruz. Dış politikamız çok kötü durumda. Kimse baskılar nedeniyle eleştiremiyor. Ancak ayyuka çıkmış bir iki konuyu çok sınırlı olarak gündeme getirebiliyoruz. Bakın Türk bakan arabasından bile indirilmeden sınır dışı edildi. Diğer olayları sıralamak bize zul. Bu durum dış politikamızın AB ülkeleri tarafından önemsenmediğini, görmemezlikten gelindiğinin en güzel örneği. Birde DİTİB mensuplarını casuslukla suçlamaları ayrı bir facia. Din adamı maskesi altında ülkelerine casusu sokulmasına, faaliyet göstermesine haklı olarak tepki veriyorlar. Ben bunlara misyoner diyorum. Hiçbir ülke din misyonerinin kendi içinde faaliyet göstermesine izin vermez. İktidardaki partiye toplantı izini vermeyip, terör örgütüne bu olanağı sağlıyorlar. Bu mu ağırlıklı dış politika. İçte bozuk olan siyasi dengeler maalesef dışarda da bozuk. Hiçbir dış işleri deneyimi ve bilgisi olmayan, yabancı dil bilmeyenleri cemaatten, bizden diyerek görevlendirirseniz komik ve acınacak duruma düşersiniz.
Herkesin serbestçe konuşacağı, düşüncelerini açıklayacağı, korku imparatorluğuna son vermek seçmenin elinde. Yapılacak seçimlerde sadece iki seçenek var, orta yol yok. Ya kişilikli bir dış politika ve barışa veya herkesle kavgalı, ilişkileri bozulmuş, itibarı kaybedilmiş bir Türkiye’yi oylayacağız. Sağlıklı düşününü işinize geleni değil memleketi selamete çıkaracaklara oy verin.
En çok kime oy vereceğiz diye soran okuyuculara üstteki paragraf yanıtımdır. Günü mü kurtarmak istersiniz, yoksa Türkiye’nin geleceğini mi? Hayırlı ve isabetli seçimi yapmak sizin sağlıklı düşünce ve eyleminize bağlıdır.
-

KİRLİ SEÇİME 5 KALA MİLLET İTTİFAKI UYUMA
Binlerce ihbar aldım. Önce önemsemedim. Böyle bir şey olabileceğine ihtimal dahi vermedim. Hatta bir adım daha ileri giderek bu tür ihbarlara şüphe ile yaklaştım ve, kasıtlı olarak çıkarılabileceğini savundum.Hiçbir makalemi masa üstün de araştırmadan yazmadım, yazmam da…Bu defada öyle yaptım.***Her şeyden önce bilinmesini isterim ki seçmen sayısı ile oynasalar dahi bu seçimi kaybetme ihtimalleri çok ama çok yüksektir. Herkesin sandığa giderek oyunu kullanması bu oyunu da bozmaya yeterli olacaktır. Halkın kararlığı ile % kaç önde başladıkları değil, şu andaki moral motivasyon ve tarafsız anketlerin verileri önem ve değer taşımaktadır. Bu yüzden makalenin İktidar ve muhalefete bir uyarı ve farkındalık yazısı olarak değerlendirilmesini istiyorum.***Türkiye’de son 10 yılda yapılan seçimlerdeki seçmen sayısı ilginç bir seyir izliyor. Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) 2002 yılından bugüne kadar açıkladığı seçmen sayılarındaki çelişkiler mide bulandırmaya devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu açıklamalarına göre;Seçmen sayısı 2007’de hiçbir sebebe bağlı olmaksızın aniden düşüyor.2007 seçimlerinden 2 yıl sonra yerel seçimlerde seçmen sayısı 6 milyon birden artıyor. Bu tarihten sonra Kasım 2015 seçimlerine kadar belirli bir istikrar var gibi gözüküyor ama 2015 yılından sonra akıl ve mantık sınırları adeta yok sayılıyor.**HER TÜR HİLEYE AÇIK KİRLİ BİR SEÇİM (% 7 oy kime garanti?)Bu ani çıkışımın nedeni sizi şaşırtmış olabilir.Lütfen okumaya devam edelim.Eğer yanılıyorsam bundan büyük bir mutluluk duyacağım aşikardır.Yok, eğer haklı isem herhangi bir istenmeyen sonuçla karşılaşmadan önce hep birlikte muhalefet partilerini uyarmak ve bu konuda tedbir almalarını talep etmek ve sağlamak en doğal hakkımızdır.***Öncelikle Türkiye’nin yıllık nüfus artış ortalamasını nedir bir bakalım.Son 17 yıla göre Türkiye Cumhuriyetinin nüfusu her yıl ortalama ‰ 13 (Binde 13) artmaktadır.Yani Türkiye’de her yıl doğumlarla ölümler arasındaki fark ve diğer nedenlerle Bin kişi olan nüfus 13 kişi artarak Bin On üç kişi oluyor. Daha basit bir anlatımla ortalama nüfusumuz her yıl 1 Milyon kişi yükseliyor.Bu sayıyı aklımız da tutarak;Şimdi son 17 yılın seçmen sayısında ki artışlarını inceleyelim.Anayasa referandumu hariç seçimler normal süresinde yani 4 yılda bir yapıldı.2002 – 2007 arası seçmen sayısı yıllık ortalama % 2.45 artış göstermiş. (Her yıl 1 milyon artmış)2007 – 2011 arası seçmen sayısı yıllık ortalama % 4.90 artış göstermiş. (Her yıl 2 milyon artmış)2011 – 2015 arası seçmen sayısı yıllık ortalama % 2,15 artış göstermiş (Her yıl 875 bin kişi artmış.)Bundan sonrasını daha da dikkati bir şekilde okuyalım2015 yılı Haziran ve Kasım seçimleriHer yıl ortalama % 3.30 artan seçmen sayısı Haziran 2015 seçimlerinde 18 yaşını dolduran gençlerin katılımı ile %1.70 oranında artış göstererek normal seyrini korurken sadece 5 ay sonraki Kasım 2015 erken seçimlerinde birdenbire % 6.10 gibi muazzam bir oranda artış göstermiş.Bu kadar mı?Elbette hayır devam edelimYine 5 ay sonra 16 Nisan anayasa referandumun da seçmen sayısı bir defa daha inanılmaz bir artış göstermiş ve yıllık ortalama % 6.30 gibi bir rakama ulaşmış. Bu oran tüm zamanların istatistik verilerini alt üst etmiş. Her yıl ortalama 1 Milyon nüfusu ve ortalama 970 bin seçmen sayısı artan bir ülkede 5 aylık sürede ortalama 2 Milyon yeni seçmenimize merhaba demeye başlamışız.Bitti mi? Keşke bitmiş olsaydıÇünkü bundan sonrası çok çok daha vahim…2017 Anayasa referandumun da 55 Milyon 319 Bin olan seçmen sayısı 1 yılda 4 Milyon kişi artış göstererek %7.10 gibi bir oranla aklın, mantığın, fiziğin ve matematiğin hiçbir kuralına uymayan bir sayıya ulaşmış 24 Haziran seçimlerinin seçmen sayısı olarak belirlenmiş.***Yüksek Seçim Kurulu tarafından Muhtarlara seçmen bilgi kağıtlarını seçmenlerine dağıtmama emri verilmiş.Seçmen bilgi kağıtlarının üzerine Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. Tura kalması halin de kullanılacak olacağının bilgisi karınca yazısı gibi küçük puntolarda okunmayacak şekilde yazılmış.Seçim sonuçlarını gösteren tutanaklarında ki hayati önem taşıyan zorunluluklar kaldırılmış.Bence bu seçim kirli yapılmak isteniyor. İktidar partisi ve Muhalefeti acilen bir açıklama yapmaya, önlem almaya ve şüphelerimizi gidermeye davet ediyorum.Sonuç olarak:Ne yaparsanız yapın. Yazı da gelse, Turada gelse siz bu seçimi kaybettiniz. Sadece inkar ederek kabul etmiyorsunuz. Meşruiyetinizi kaybettiniz. Bundan sonrası Binbir gece masalları Ali Baba ve Kırk haramilerdir.Sevgiyle kalın -

Azerbaycan Milletvekili Ermeniler hakkında konuştu

Azerbaycan’ın Savunma Bakanlığı’nın verdiği bilgiye göre 26 yıldır Ermeni teröristlerinin işgalinde olan Nahçıvan’ın Şerur ilçesinin Gunnut köyü ve stratejik yükseklikler Kızıl Kaya Dağları 11 km arazisi Ermeni işgalinden geri alındı. Hâkim Yeni Azerbaycan Partisi’nin Milletvekili Sona Aliyeva, Turkisnews’ın köşe yazarı Nigar Ögaday’a bu başarılı operasyon hakkında konuştu.
Aliyeva bildirdi ki; Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in yürüttüğü bağımsız siyasetin ve güçlü siyasi iradesinin sonucudur ki, bu günlerde Nahçıvan yönünde topraklarımızın bir kısmının işgalden azat edilmesinin sevincini yaşıyoruz. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev defalarca kendi çıkış ve beyanatlarında kaydetti ki, “Ermenistan, Azerbaycan, Dağlık Karabağ sorunu uluslararası hukuk kural ve ilkeleri doğrultusunda, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarına emel suretiyle, ülkemizin toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümlenmelidir ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü müzakere konusu değildir, hiçbir zaman da olmayacak.”
Aliyeva aynı zamanda Azerbaycan’ın “işgale, tecavüze maruz kalmasına rağmen, uzun yıllardır dayanıklılık gösterip, kan dökülmeden, barış içinde, uluslararası hukuka uygun olarak danışıklar yoluyla sorunun çözümü için gerekli adımları atmakta devam ediyor.” dedi
Ayrıca; “buna rağmen saldırgan ülke, uluslararası hukuk kural ve ilkelerine uymuyor, topraklarımızı işgal altında tutmakta ısrar ediyor ve zaman zaman sivil halka karşı böyle tehdit sergilemekten çekinmiyor. Bugün, Azerbaycan Devleti’nin ekonomik ve askeri gücü, ülkenin topraklarını serbest bırakmasına izin veriyor. Ermenistan tarafı da bilmelidir ki, sonunda bu sorunun bir çözüm yolu olmalıdır. Bunun barış yoluyla çözülmesi Ermenistan tarafının yararınadır. Er yada geç adalet yerini bulacak ve Ali Baş Komutanın Başkanlığı altında işgalden azat olan topraklarda bayrağımız dalgalanacaktır!”.
-

KANDİL DAĞI
24 Haziran seçimlerine günler kala Erdoğan’dan Kandil’e düzenlenecek operasyonla ilgili mesajlar geliyor.
Kandil operasyonu hakkında, ” Bağdat yönetimiyle bunu görüşürüz. Bağdat “ben bunu çözerim” dediği taktirde ne alâ. “Çözemem” derse Sincar’ı da Kandil’i de vururuz “ diyor.
İçişleri Bakanı S.Soylu ‘da Kuzey Irak bölgesinde Hakurk hattında birçok noktanın ele geçirildiğini söylüyor.*
Yazık ki, Erdoğan’ın terörle mücadele stratejisindeki fiyaskoları Terör Sorunu’nu; Kürt Sorunu’na ve Kürdistan Sorunu’na evrimleştirmiştir.
Kürdistan Sorunu, halkların başka uluslarla birlikte ya da ayrı yaşamaya karar verebileceği, birlikte yaşam ve ayrılma hakkının taraflarca garantiye alındığı noktada Kürt ulus haklarını kapsıyor.*
Aslında savaşın acı gerçeği her yerde olduğu gibi Ortadoğu’da da kendini tekrarlıyor.
Siyasi ve askeri ayaklanmalar, yeni ve geniş kapsamlı demografik gerçekler üretiyor.
Çünkü savaş insanları kendi gibi olanlar ile birlikte yaşamaya teşvik ediyor.
Toplulukların etnik azınlık statüsünden etnik çoğunluk statüsüne taşınmasına yol açıyor…*
Trajedi ve korkunun ortasındaki insanlar bu gerçek üzerinden Suriye’de, Irak, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’de kendilerine yeni bir hayat kurmanın peşinde koşuyor.
Önce Irak’ın işgali ardından Suriye iç savaşından kaynaklanan nüfusun yer değiştirmesi,
Suriye, Lübnan, Ürdün’ü ve savaşa hiçbir haklı nedeni olmaksızın karışan Erdoğan Türkiye’sini ciddî anlamda değiştiriyor…*
Türkiye Ortadoğu’ daki savaşlara o sırada Başbakan olan Erdoğan’ın,
Gericiliğin tipik öngörüsüzlüğü ile Cumhuriyetin 1938 yılına kadar gerçekleşen anlaşmaların sınırı içinde ülke birliğinin temeline işaret eden Misak-ı Milli’sini,
Bu perspektifte “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini reddetmesi,
Ya?
Bunun yerine 28 Ocak 1920’de İstanbul’da son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kabul ettiği saldırgan Misak’ı Milli ilkesinden hareketle,
Kuzey Suriye ve Irak’ta İslamcı yeni Osmanlı Devleti için gerekli olan su, tarım alanları, petrol ve doğal gaz alanlarını kontrol etme hedefi doğrultusunda katıldı.*
Taraftarlarına “İnşallah en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız.
O gün yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında fatiha okuyacak, Emevi Camii’nde namazımızı da kılacağız.
Bilal-i Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz” ifadesiyle gaz verdi,*
Halbuki İsrail Askeri Doktrini ülke güvenliği konusunda;
1-İsrail çevresinde güvenli bölge oluşturulması,
2-En uzak mesafedeki füzelerin bertaraf edilmesi için düşman devletler sınırları ötesinde koruma daireleri oluşturma esaslarına dayanıyordu.
İsrail için bu konseptin gereksinimi “Kürdistan”dı ve hayati önem arz ediyordu…*
Ama Erdoğan aklınca, işbirliği yaptığı çevrelerde “Kürdistan’ın” gündeme gelmesi halinin Türkiye’de Kürt sorununun içinin boşaltılmasına fırsat yaratacağını düşünüyordu.
Öncelikle Kürdistan’ı savunacağı için hem dış dünya nezdinde hem de Kürtlerin Türkiye ve İsrail’in bölgedeki politikaları gereğince kendisine vaad ettiği,
Bir ucu Doğu Akdeniz’de özgür “Kürdistan” toprakları üzerinde Kürtleri Arap ve Ermenilerin birlikteliğini sağlayacak,
Sonra ‘Muhteşem lider’ olarak anılırken, Türkiye Kürtlerinin de desteğini alacaktı!*
Ama Abdullah Öcalan; Kürtlerin bu tuzağa düşmemesi gerektiği çağrısında bulundu.
İsrail’in Barzani liderliğinde Kürdistan projesinin bir etnik temizlik faaliyetine neden olacağına dikkat çekti.
PKK’da Kürt halkına, İsrail projesine karşı genel olarak seferber olma çağrısında bulundu…*
Erdoğan,31 Ekim 2014’te Fransa’da Elize Sarayında Cumhurbaşkanı Hollande ve PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm ile bir toplantı yaptılar.
Ardından dönemin Dışişleri Bakanları Alain Juppe ve Ahmut Davutoğlu arasında bir mutabakat imzalandı.
Mutabakat Türkiye’deki PKK’nın Kürtlerini sürmek, Kuzey Suriye’de Fransa’nın gelecekteki çıkarlarını da sağlayacak bir Kürt Federasyonunun kurulması konusundaydı.*
Kim tutardı ki; Erdoğan, Suriye’de bir Kürdistan kurup buraya Türkiye’deki Kürtleri sürmek stratejisini yürütmeye koyuldu.
Talimatı doğrultusunda Türk Ordusu ve polisi, PKK diye ayırmaksızın Kürtlere karşı yoğun operasyonlar yürüttü.
Birçok köy yok edildi, birçok köyde yaşayan insanlar bulundukları yerleri terk etmeye zorlandı.
Erdoğan Türkiye’deki Kürtleri kıskaca alıyor ve Suriye sınırındaki halklarla takas ediyordu…
Çoğuda Batı’daki il ve ilçelere kaçtılar…*
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde ise Almanya, gelecekteki çıkarları için Peşmerge ordusunu eğitiyordu.
Peşmergeler bir taraftan Türkiye’deki PKK’nın terörist yöntemlerini reddederken,
Öte yanda IŞİD’in verdiği ciddi kayıplardan sonra Kürdistan’ın geleceği için olumlu etkileri olan adımları atmanın, kendini yeniden eğitmenin, yeniden silahlanmanın,
Irak merkezi hükümeti ve Türkiye Kürtleri gibi eski düşmanlarla taktiksel ittifaklar kurmanın peşindeydi.
İki büyük aile Barzaniler ve Talabaniler artık birlikte yaşayabiliyor, yönetim sorumlu diplomasi uyguluyor ve bir dolu uluslararası ticari anlaşmalara imza atılıyordu.*
Böylece Kürdistan’da feodal grupların etkin gücü giderek devlete çevriliyor, mülkiyet konusu kişisel haklardan siyasi haklara dönüşüyor ve uluslararası hukuk kapsamına giriyordu.
Artık küresel ekonominin güvenlik sağlayacağı petrol üreten, su kaynaklarının sahibi, ekilebilir tarlaları olan bir Kürdistan’dan bahsediliyor,
En önemlisi, Ortadoğu’nun acımasız şartlarında Kürdistan hızla bütün Kürtlere cazibe merkezi oluşturuyordu…*
Bu gelişmelere 14 Nisan’da ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın bir askeri operasyon ardından, Kuzey Suriye’de Kürtlerle birlikte kaşla göz arasında bir koridor oluşturmaları eklendi.
Kürtler Suriye ve Irak’ta federal yapıda bir merkezileşmeye yönelirken,
Şimdi İran ve Türkiye’den daha çok Kürtün bu topraklara geleceği, bölgenin ciddi anlamda değişeceği öngörülüyor…*
Durum değişmiştir.
Yeni durumda yol alınırken, bu noktada Suriye ve Irak daha geniş bir uluslararası çatışma ortamı haline gelme potansiyeli taşıyor.
Tehlikeli olan şey taraflar arasında başka çatışmaların gerçekleşme ihtimalinin yükselmekte oluşudur.
Özellikle İsrail ve İran askeri kuvvetlerinin karşı karşıya gelebilecek olması bütün dünyayı korkutuyor…*
Bu noktada Türkiye, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde terör koridoru oluşumunu engellemek başlığında Kürtlere karşı kapsamlı bir mücadele sürdürmek zorunda olduğunu savunuyor.
Ama Türkiye, yabancı diyarlarda “Suriye ve Irak’la savaşıyor” teziyle karşı karşıyadır.
Dünya şimdilik buna göz yumuyor
Çünkü bu suretle Türkiye egemen devletlerin yararına çıkarları birbirleriyle farklı ülkelerin Suriye ve Irak’ı geniş bir uluslararası çatışma ortamı haline getirmesinin önüne geçiyor!
Mehmetçik İsrail ve ABD için can veriyor.*
Ne ki, Türk Millet, Erdoğan’ın hevasının neden olduğu bu stratejinin onca maddi ve manevi zararını görmüştür.
Üstelik Türkiye’nin, hem Suriye’nin hem de Irak’ın geniş bir uluslararası çatışma ortamı haline getirilmesinin engellemek üzere Mehmetçiğini ileri sürdüğünü de anlamıştır.
Bu sırada 24 Haziran seçimleri yaklaşırken Erdoğan iktidarının yıkılacağına dair bunun gibi birçok emareler çoğalarak artıyor.*
Bir zamanlar çatışmasızlık ortamında seçimleri kazanmayı hesaplayan ve bunun için girişimlerde bulunan Erdoğan,
Bir taraftan boş hayali peşinde Kürtçü terörle mücadele kisvesi altında Irak’ın kuzeyinde de petrol ve doğal gaz alanlarını kontrol etmeye yönelik imkansız hayalini koşturadururken,
Şimdi tek umudu olarak Kürtlerle çatışma ve savaşa sarılıyor.*
Erdoğan, Irak hükümetinin PKK’ye yönelik operasyonlara izin vermesi karşılığında Silopi’ye bağlı Ovaköy’de yeni bir sınır kapısı açıyor.
Bu kapıdan yapılan ihracaatın Telafer, Musul’dan Ninova ve Bağdat’a ulaşması planlanıyor.
Yok artık! Irak dahi artık Türk Ordusunu Ovaköy’den Musul’un kuzeyine kadar olan 50 kilometrelik alanda bulunan PKK Kürtlerini, Şengal Direniş Birlikleri ve İran’a bağlı Haşdi Şabi militanlarını engellemeye çalışmak üzere kullanıyor!
Üstelik TSK bil-â bedel ABD adına Irak’ta Musul’un kuzeybatısında yer alan stratejik konuma sahip Irak- İran ticaret koridorunu ve Irak’ın Peshkhabur kentinden uluslararası piyasalara ulaşan güzergahı da kontrol altında tutuyor.
Türkiye, Dicle Nehri üzerindeki Ilısu Barajındaki suyu üreticisinin kullanımına kapatmış,bir damla suyu tutmadan Irak’a naklediyor.*
Ancak terörle mücadele yöntemi olarak çatışmayı, savaşı, soykırımı ya da demografik yapıyı değiştrimek gayretleri hiç bir işe yaramıyor.
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un biz zaman önce Gaziantep’te düzenlenen “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu söyleşisindeki,
“Sorun sadece askeri yöntemlerle halledilmek istendi. Gelinen aşamada bunun PKK’yi güçlendirdiği ortaya çıktı.
Öyle ki PKK’nın sadece Medya Savunma Alanlarına yönelik savaş uçaklarıyla 11 bin 340 bomba, 63 bin tank, roketatar ve havan topu bataryası kullanıldı.
450 milyar dolara mal olan sınır ötesi operasyonlara sınırlarımız içinde yapılan operasyonlar da eklendiğinde ortaya korkunç bir rakam çıkacaktır.
Tüm bunlara rağmen PKK, hala ciddi bir tehdit ve hala silahlı olarak karşımızda duruyor” açıklamasını hatırlamak gerekiyor.*
Erdoğan’ın yolu, yol değildir.
Ancak İslam Coğrafyası’nda muhteşem bir temele dayanan Türkiye;
24 Haziran seçimleriyle birlikte mutlaka farklı etnik ve dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatmak için normalleşecektir…
Toplumsal hayatta siyaset ve kültürün ancak bir bölümünde tarikatlar, cemaatler ve dini kurumlara serbestlik verilecek,
Farklı ideoloji, görüş ve inançta Kürtlerin demokratikleşme perspektifi esasında siyasal nicelik ve niteliklerini kazanmalarıyla siyaset özgürleşecek,
Türkiye Devleti bu toplumu küresel siyasi ve ekonomik kriterler dengesinde tutacak bir doğrultuda gelişecektir.*
Ey Erdoğan, ne başka yol vardır ne de korkunun ecele faydası…10. 6. 2018
-

AK Parti-MHP arasında oy kapma savaşı mı?..
Bahçeli, Kayseri’de yaptığı ‘Bölge İstişare Toplantısı’nda, ilk kez konuşma metninin dışına çıkarak, AK Partili milletvekili adaylarına yönelik “Cumhur İttifakı’nı gölgelemek, dağıtmak, üzerinde oyunlar kurmak, bu vesileyle Yenikapı ruhu ve ittifak hukukunu zedeleyen, özellikle AK Partili milletvekili adayları, kendinize dikkat edin. MHP üzerinde oyun oynamayın” uyarısı yapmıştı.
MHP Liderinin bu açıklamalarının AK Parti cephesinde de büyük rahatsızlıklara neden olduğunu gördük.
İşin perde arkasında iki partinin bazı bölgelerde üstünlük sağlayabilmek için bir oy kapma yarışında olduğu da iddia ediliyor.
Peki, Bahçeli bu açıklamaları ile kimi veya kimleri hedef alıyor?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin AK Partili bazı milletvekili adaylarını işaret ederek dile getirdiği sert sözlerinin arkasındaki nedenin belli olduğu söyleniyor. Bahçeli’nin “İttifak seçimlerden sonra son bulacak. MHP yine muhalefete düşecek” görüşünü dile getiren AK Partilileri ve Tuğrul Türkeş’i hedef aldığı belirtiliyor.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kayseri’de AKP milletvekillerine yönelik “MHP ile oyun oynamaya kalkmayın” sözlerinin perde arkasında ne olduğuna dair kulisler hızlandı. Sözlerin asıl muhatabının uzun yıllar MHP’de genel başkan yardımcılığı görevi yapan ancak daha sonra AK Parti’ye katılan ve seçimlerde de AK Parti Ankara Milletvekili adayı olan Tuğrul Türkeş’in olduğu belirtiliyor.
Bahçeli’nin, 24 Haziran’a sayılı günler kala, AK Parti’nin milletvekili adaylarının, özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde, seçmene “MHP ile AKP arasındaki ittifak seçimlerden sonra son bulacak. AK Parti iktidar olacak ancak MHP yine muhalefete düşecek” şeklindeki propaganda yaptıkları söylentileri üzerine de “sözünü adrese teslim söylediği” ifade ediliyor.
Bir önemli nokta daha var.
AK Parti’nin, özellikle İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nin bazı yerlerinde tabanını MHP’ye kaptırdığı ileri sürülüyor.AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu durumun farkında olduğu, Erdoğan’ın milletvekili adaylarına da “MHP ve AK Parti ayrı tüzel kişiliği olan partiler. Sahada MHP’ye oy kaptırmayın” uyarısını bu nedenle yaptığı vurgulanıyor.
Parti yönetimince, “MHP’nin milletvekili adaylarının özellikle bu bölgelerde yaptıkları seçim çalışmalarında, AK Parti’nin ‘oy deposu’ ilçe ve köylerinde sıklıkla, seçmenlerden ‘önceki seçimlerde bir haneden AK Parti’ye giden oyların şimdi yarı yarıya, AK Parti ve MHP arasında bölüştürüleceğine’ yönelik açıklamaları ile karşılaştıkları” dillendiriliyor.
AK Partili seçmenlerden gelen “Bu kez bizim evden Bahçeli’ye de oy var. Hem AK Parti’ye hem de MHP’ye oy çıkacak” sözlerinden de “AK Partili milletvekili adaylarının rahatsız olduğu” ifade ediliyor.MHP’de, “AK Partili milletvekili adaylarındaki söz konusu rahatsızlığın ilk işaretini partinin Ankara Milletvekili adayı ve eski Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in verdiği” de konuşuluyor.
Partide, Türkeş’in bir televizyon kanalında yaptığı “Cumhur İttifakı 24 Haziran seçimlerinden sonra sona erecek. Sayın Bahçeli, ‘Ben Cumhurbaşkanı yardımcısı olmam, hükümete bakan vermem, ben bunları ayıp addederim’ diyerek, 24 Haziran sonrası AK Parti’nin iktidara yalnız devam edeceğinin işaretini veriyor. Bu da bize gösteriyor ki MHP de münferit olarak yoluna devam edecek” sözlerinin “ittifaka gölge düşürmek amacı taşıdığı” şeklinde yorumlanıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Konya’da düzenlediği mitingde ‘Cumhur İttifakı’ ilan edildiğinden bu yana yaptığı konuşmalardan biraz daha farklı bir çizgi çizdi.
Daha önceki konuşmalarının aksine, ittifak lafını sadece birkaç kez anan Bahçeli, kitleye defalarca “MHP’ye evet demeye hazır mısınız?” diye sordu.Bahçeli, MHP’nin oylarına dair açıklanan anketlere de ateş püskürdüğünün de altını çizelim. Çünkü, bir çok araştırma grubunun ortak görüşü MHP oylarının % 7 civarında olduğu doğrultusunda.
“MHP’inin oy oranlarını düşük göstermek için tedavüle sokulan anketler başarıya ulaşamayacaktır. Milletimizi aldatmaya teşebbüs eden satılık anketçilere sanıyorum iblis bile iğrenecek hale gelmiştir. Bir dedikleri diğerini tutmuyor. MHP anketlere sığmaz, rakamlara girmez, hele hele Türk düşmanlarının tuzağına hiç düşmez.”
Özetle, iki partinin kurduğu “Cumhur İttifakı” nın seçim sonrası durumu da şimdiden tartışılmaya başladı bile. -

AKP ve TAYYİP ERDOĞAN PROGRAMI
Yönetim Sistemi
Daha itibarlı meclis, daha güçlü hükümet, daha etkin, bağımsız ve güçlü yargı.
Derli toplu ve etkili yürütme fonksiyonları.
Kuvvetler ayrılığının daha sağlıklı uygulanması.
16 yıldır devletin başında olan birisinin bunları söylemesi için biraz yüzünün kızarması gerekm iyormu?Meclis mi kaldı!Tek adam yönetimine döndü.Bağımsız yargı,yürütme ve kuvvetler ayrılığından bahsedebilmek için onların yürürlükte olmöası lazım değil mi?
Sağlık
Aile hekimi başına kişi sayısı 2023’te yarı yarıya düşürülecek.
Nüfusun gen havuzu çıkartılacak ve kişiye dayalı tıp uygulamaları geliştirilecek.
2023’e kadar 1000 kişiye düşen günlük antibiyotik kullanım miktarı 35,5’ten 31’e düşürülecek.
Sağlık konusu içinden çıkılmaz bir durum almış.İnsanların hastaneye ulaşabilmesi öyle zorlaştırılmış ve taşıtlar sadece bir tane hale getirilmişki insanın yolda ölmemesi için çok şanslı olması gerekiyor.Hayati ilaçları bulmak mümkün değil,bulabilen de pahalılıktan alamıyor.
Doktorlara içim acıdı.O kadar değerli ,o kadar genç ve çalışkan doktorlarımız varki,günde kaç hastaya baktıklarını sorduğumda gözleri yorgunluktan dönmüş vaziyette”inanki bilmiyorum”diyorlar.Onların problemlerini yazıp tek tek teşekkür edeceğim gazetemde”aman hocam sakın yapma,ekmeğimizle oynarsın”diyorlar.İnsanlar korkudan sinmiş vaziyette,hiç kimse konuşamıyor,fikrini söyleyemiyor…
OHAL
OHAL milli güvenlik ve vatandaşların huzuru tesis edilene dek sürecek.
Öncelik önleyici ve koruyucu güvenlik hizmetleri.
FETÖ, PKK, DEAŞ başta olmak üzere tüm terörist unsurlarla proaktif mücadele.
Terör örgütlerinin propagandası ile mücadele için kitle iletişim araçlarının kullanılması.
Yurtdışında kamu diplomasisi faaliyetlerinin güçlendirilmesi.
OHAL gölgesinde ,bütün iletişim araçları,taşıt araçları,devletin tüm imkanları sadece iktidarın elindeyken nasıl adil bir seçim beklenecek.Ayrıca OHAL olan ülkeye yatırımcı güven duymöaz,iç yatırımcılar dışarı kaçıyor,dış yatırımcı ise güven duymadığı için gelmiyor,bütün partiler OHAL kalkacak derken iktidar hala devam edecek diyorsa korku dağları aşmış demektir.Ayrıca terörö örgütleriyle gerçek anlamda mücadele edildiğine de inanmıyorum,sadece seçim zamanı iç politikaye yatırım yapmak için kullanılan söylemler bunlar.Birisi bana cevap versin,neden bıçakla kesilmiş gibi birden bire durdu terör!Seçimde kazanamazsanız yeniden sokaklar kan gölüne mi dönecek?Halkı bununla mı korkutuyorsunuz?16 yıldır iktidardaydınız çözemediniz de şimdi mi çözeceksiniz.
Kürt Sorunu.
Kürtlerin insani meseleleri demokrasi ve refah sorunu.
Terörden zarar bölgelere 10 milyar TL yatırım yapılıyor.
Diyarbakır’ın Güneydoğu’nun en önemli çekim merkezi olması perçinlenecek.
Kürtleri de kullanıyorsunuz,iç politikaya ayrı yatırım yapıyorsunuz,dış politika da pazarlık konusu yapıyorsunuz.AVM lere,blok blok apartmanlara para yatıracağınıza,batıya yollar köprüler yapacağınıza,doğuya fabrikalar yapıp o gençleri işsiz bırakmasaydınız,üniversiteleri açıp işinde uzman hocaları gönderseydiniz de doğunun gençleri de okuyup iş güç sahibi olsaydı,hastaneler yapsaydınız da hastasını hastaneye götürüp tedavi ettirebilseydi,ne kürt sorunu yaşanıdı bu ülkede ne de terör sorunu…
Ekonomi
Ekonomik büyüme ivme kazanacak.
Faizler, enflasyon ve cari açık düşecek.
Türkiye’nin yatırım cazibesi daha da yükselecek.
Bölge ve sektör bazlı teşviklerle yeni fabrikaların önü açılacak.
Enflasyon hedeflemesi ve dalgalı kur rejimleri sürecek.
Vergi kanunlarında kapsamlı reforma gidilecek.
Hep ezbere vaatler.Yarım asır çalışma hayatındaydım,hiç bu kadar yüksek faiz de görmedi bu ülke,bu kadar yüksek döviz de görmedi,bu kadar hızlı ve yüksek enflasyon da görmedi.Biliyorsunuzki bunmlar birbirini tetikleyen ekonomik krizler yaratıyor,ayrıca hem TL nin değeri düşüyor ,hem de ülkenin prestiji…Ekonomi mi kaldı.
Tarımı bitirdiniz,hayvancılığı bitirdiniz,satan ülke durumundan herşeyi satın alan ülke durumuna düştük.Ekonomi yollar,köprüler,yüksek binalar yaparak,doğayı katlederek büyümez,borçla olan büyüme yalancı büyümedir.Yeni iş imkanları yaratıp,fabrikalar kurup üretime dönük çalışmalar yapacağınıza,olan fabrikaları da satıp işsizliği büyüttüğünüzün de mi farkında değilsiniz.Bir zamanlar biz üreten bir ülkeydik,tüketen bir ülke durumunandayız şu an.
Kim niye yatırım yapsın ülkemize?Güven var mı ?Hangi teşvikten bahsediyorsunuz,hayvan vereceğiz deyip büyük garanti istediğiniz teşvikten mi?
Vergiyi devlet memurundan,işçiden,çiftçiden alıp zenginlere dağıtıyorsunuz bu mu sizin vergi adaletiniz.Köylünün mazotuna olan vergiyle,zenginin teknesinin mazotuna uyguladığınız vergi reformundan mı bahsediyorsunuz.Halkı bu kadar aptal yerine koymayın,bir gün gelecek uyanacak ki uyandı,sırtından atan at gibi bu halk da sizi atıverecek sırtından…
Eğitim.
Müfredat çağın gerekliliklerine göre güncellenecek.
Okullar yeterli oyun; spor ve kültürel alanlara sahip olacak.
Müftü, vaiz, imam hatip ve müezzin kayyımlar için Diyanet Akademisi kurulacak.
Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkartılacak.
Üniversite yönetimlerini yeniden yapılandıran bir yasa hazırlanacak.
Eğitim ve Sınav Sistemi kaç defa değişti,artık ne öğrenciler,ne veliler ne öğretmenler takip edemiyor.Ben mi yanlış hatırlıyorum ,ne beden eğitimi ,ne resim ,ne müzik dersleri kaldı doğru dürüst.Üniversite yönetimlerini de karıştırdınız,adam kayıracağım derken işinin ehli olmayan kimseleri atadınız mevki vereceğim diye,onların yetiştirdiği öğrencilerle mi kalkınacak bu ülke.Her köşe başında İmam Hatip açtınız doktorundan askerine kadar herkes imam…o da yetmedi Diyanet Akademisi mi kuracaksınız…Fakir fukaranın,köylünün çocuğu okuyup da ne yapacak değil mi!Gitsin İmam Hatiplere imam olsun yeter,sizin çocuklarınız yurt dışında okuyup büyük adam olsunlar ki,paraları sıfırlayıp ülkeyi kurtarsınlar…
Öğretmenler hiç bir dönemde çekmedi bu kadar…Yeni dev projelerinizi de duydum.Her mahalleye bir cami yaptınız,şimdi de kahvehane yapacakmışsınız!Ne güzel insanlar okumasın,düşünmesin,üretmesin,evden camiye,camiden kahveye,ordan eve…Ne güzel bir hayat…Kim besleyecek bunca işsiz güçsüz insanı…Öyle ya devletimiz çok büyük ve güçlü barındırır fakir fukarayı bünyesinde…Tek şartı iktidara itiraz etmesin,ne derse evet desin…Yandaş olmayana ekmek yok…
Dış Politika
Güçlü ve etkili bir ülke olarak AB katılım hedefi sürüyor.
ABD’de diplomasi ve lobi çalışmaları ivme kazanacak.
Rusya ile ikili ilişkiler geliştirilecek.
Ukrayna ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi sürecek.
Filistin davasına tam destek ve yardımlar devam edecek.
Dünya beşten büyüktür’ deyişi ısrarla ifade edilecek.
Sınır ötesi harekatlara yenileri eklenecek.
Belli bir dış politikanız olduğunu sanmıyorum,eğer öyle olsaydı bir gün Rus uçağını düşürüp ertesi günü özür dileyip halef selef olmazdınız.Ey Amerika deyip arkasından Amerika ne isterse onu yapmazdınız.Hani biz ABD ile müttefikiz ya,niye o zaman bir yandan bizim sırtımızı sıvazlarken,diğer yandan açık açık teröristlere silah satıyor.Filistin davasına sahip çıkalım diyorsunuz,İsrail yerli tohum kullanmayacaksın,benden alacaksın diyor,yerli tohum ekme yasağı kanunları çıkarıyorsun.Bir gün müslüman kardeşim Esat diyorsun,ertesi günü Esat Eset oluveriyor ve adamın ülkesine giriyorsun.Avrupada bize dost olan bir tek ülke var mı?ben mi uzaktan takip edemiyorum.Sınır ötesi harekatlar devam edecekmiş!Yine hangi ülkenin iç işlerine burnunuzu sokacak ve gençlerimizin hergün hava raporu dinler gibi ölüm haberlerini dinleyeceğiz.Sahi unutmuşum onlar sizin için birer kelleydi değil mi!Nasılsa sizin çocuklarınızın bir eli yağda bir eli balda…
Komşularımızla iyi geçinmek zorundayız,ne kızı vereceğiz ne dünürü küstüreceğiz.
Adalet
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sürdürülecek.
Makul sürede yargılama hakkı güçlendirilecek.
Mağdur odaklı bir anlayışa geçilecek.
Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda cezalar ağırlaştırılacak.
Reformlar devam edecek ve yargı reform stratejisi güncellenecek.
Yargı mı varki tarafsızlığı ve bağımsızlığı olsun,reis ne derse o…Sürdürülecek dediğinize göre bu devran böyle gidecek sanıyorsunuz.Hangi reform? Yuvarlak konuşmayın açık açık belirtin ki anlayalım…Sürekli mağdur edebiyatı yapıyorsunuz,herkes sizi aldatıyor,biliyor musun halk artık kanmıyor bu timsah gözyaşlarınız.Kendi kurduğunuz vakıflarda çocuklara tecavüz edildi ve örtbas ettiniz,kim inanır şimdi cezaları ağırlaştıracağız söylemlerinize…
Bu devran böyle gitmeyecek artık,ben ce halk gerekli cevabı verecek pek yakında…
