Blog

  • Atatürk, Bütün Dünyanın Sahiplendiği Bir Devrimcidir…

    Atatürk, Bütün Dünyanın Sahiplendiği Bir Devrimcidir…

    NOT: Cumhuriyet’i Atatürkçüler yeniden kazandı. Ve ben 8 yıl sonra gazetemizde yeniden yazmaya başladım. Sıra CHP’nin yeniden Atatürk’ün partisi olmasına geldi…

    Cumhuriyet, laiklik düşmanlarına soruyorum: Atatürk’ten önceki Türkiye’nin durumunu biliyor musunuz?

    Cumhuriyet ilan edildiğinde ülkemizin sosyal ve ekonomik yapısı nasıldı?

    Okuma yazma oranı kadınlarda kaç, erkeklerde kaçtı?

    Ne kadar fabrika vardı? Sermaye ve fabrika kimlerin elindeydi?

    Demir yolları kaç kilometreydi? Bildiğinizi sanmıyorum… Bilseniz, dünyanın sahiplendiği gerçek liderin peşinden giderdiniz…

    Çok konuştuk, çok anlattık, ama, bir kez daha anlatalım:

    Birinci Dünya savaşında yurdumuz 550 bin kayıp verdi. Yenilginin ardından Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Buna göre Osmanlı orduları dağıtılıyor, ağır silahlar teslim alınıyor; savaşı kazanan devletler arasında ülke pay ediliyordu…

    Vatanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el konuluyordu…

    Ama bütün bu yokluk, yoksulluk, kötü koşullara karşın Yedi Düvelle yapılan bağımsızlık savaşı zaferle sonuçlandı ve Cumhuriyet ilan edildi…

    Cumhuriyet ilan edildiğinde köyler, kentler yakılmış, yıkılmış, harabe haline getirilmişti… Üretim durmuş, tarım çökmüştü. Ekmeklik un bile dışarıdan alınıyordu.

    İnsanlar aç, sefil, perişandı… Hastalık dört bir yanı sarmıştı… Halkımız kırılıyor, hayvanlar telef oluyordu…

    Frengi, verem, sıtma, tifo, tifüs bir göz hastalığı olan trahom dört bir yanı sarmıştı.

    13 milyon nüfuslu Türkiye’de 3 milyon kişi trahom, iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengi hastalığına yakalanmıştı… Bunlar saptanan resmi rakamlar ve bilinen hastalıklardı… Bit, pire, çeşitli cilt hastalıklarını bu listeye eklemiyoruz…

    Bebek ölümleri yüzde 40’ın üzerindeydi. Yani doğan her iki çocuktan biri, yüz anneden yirmisi ölüyordu…

    40 bin köyün 30 bininde okul yoktu… Evet, yineliyorum, 30 bininde okul yoktu… Vee okuma oranı 1927’lerde erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4’tü… Bu oran 1935’te erkeklerde yüzde 23, kadınlarda yüzde 8 oldu…

    Her yanı mahalle mektepleri, tekkeler sarmıştı. Cahillik ve cahiller mollaların, sultanların geçim kaynağı idi… Onlar durumdan ziyadesiyle memnundular…

    Kitap nedir, okumak nedir, bilim nedir, topluma ne yararı olur, bilen yoktu…

    Osmanlıyı Atatürk yıktı der Atatürk düşmanları… Osmanlıyı işte bu cehalet, bilgisizlik yıktı… Bir de emperyalizmle birlikte yerli hainler…

    Osmanlıdan sadece 4 fabrika miras kalmıştı. Bu sayı 1926 – 1938 arasında 28’e yükseldi.

    Anadolu topraklarında 1923 yılı itibarı ile 4559 km olan demir yolu, 1940 yılına kadar gerçekleştirilen sıkı çalışmayla 8637 km’ye ulaştı, iki katına çıktı…

    Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilanının ertesi gününde, İsmet İnönü’ye gönderdiği mektupta şunları yazıyordu:

    “Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim, Allah yardımcımız olsun.”

    Tam da dediği gibi yaptı. 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 arttı.

    Kömür yüzde 100, krom yüzde 600 artış gösterdi. Demir sıfırdan 180 bin tona çıktı, şeker üretimi 200 misli arttı. Türk Parasının değeri sterlin, ABD doları ve İtalyan lireti karşısında değer kazandı. Değer kaybetmedi.

    Gece gündüz, 7 – 24 Atatürk’e küfredenler, 15 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirilenleri gördünüz mü? Siz onun tırnağı bile olamazsınız…

    Peki, siz ne yaptınız? Tüm Cumhuriyet ürünlerini mirasyediler gibi satıp, savdınız, yine de iki yakanız bir araya gelmedi… Çünkü üretim durdu… Çünkü fabrikaları, gelir kaynaklarını emperyalistlere teslim ettiniz…

    İktidara geldiğinizde bir ABD doları, 1.60 TL idi, bugün 6 TL. Duracağı da yok…

    Bir gün olsun Atatürk gibi bilimden, uygarlıktan, çağdaşlaşmaktan ya da onun deyişi ile “Yoksul ve esir milletlerden” söz ettiniz mi?

    Bir gün olsun emperyalizm sözcüğünü ağzınıza aldınız mı? Bir gün olsun Kurtuluş savaşını canla, başla destekleyen gerçek din adamı Rıfat Börekçiyi halka anlattınız mı?

    Anlatmadınız… Çünkü sömürgecilerle işbirliği yapmak sizin fıtratınızda var…

    Siz Müslüman Irak’ı işgal eden emperyalist ABD’yi alkışladınız ve ABD askerlerinin sağ salim dönmesi için dua ettiniz…

    Atatürk ve arkadaşları tüm gücüyle ülkeyi modernleştirmeye çalışırken, geçmişte de tarikatçı ve bölücü atalarınız emperyalistlerle birlik olup, genç Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya çalıştılar…

    Bugün de bir takım fesli deliler çıkmış, babalarının, dedelerinin yolundan gidiyorlar… Şöyle konuşuyorlar:

    “Keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı…”

    Atatürk ve Kurtuluş Savaşı düşmanlarının hangi rüyanın peşindeki olduklarını gördünüz mü?

    Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın: Atatürk, dünyanın sahiplendiği bir devrimcidir. Dünyanın dört bir yanında heykelleri dikilmiştir. Çin’de, okullarda ders olarak okutulmaktadır. O, modern Türkiye’nin kurucusu ve kurtarıcısıdır… Ne kadar kötülerseniz kötüleyin, bu gerçeği asla değiştiremezsiniz…

    O, sonsuza dek yaşayacaktır…

                                                                        (Cumhuriyet Gazetesi, 9 Ekim 2018)

  • Aziz Kocaoğlu siyaseti bırakıyor

    Aziz Kocaoğlu siyaseti bırakıyor

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, katıldığı bir canlı yayın programında siyaseti bıraktığını açıkladı. CHP haricinde herhangi bir siyasi oluşumda yer alıp almayacağı sorusuna ise; “Ben siyaseti bırakıyorum, partiyi bırakmıyorum. Başka hiçbir oluşumun içerisinde yer almam” dedi.

    CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programın da. Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ahmet Hakan’ın “İzmir denildiğinde akla CHP’nin kalesi geliyor” sözleri üzerine, “Öyle bir şey yok” karşılığını verdi.

    Ayrıca  “64’te 73’e kadar rahmetli Osman Kibar, Adalet Partisi’nden, ondan sonra 7 sene İhsan Alyanak CHP’den, ondan sonra Burhan Özfatura ANAP’tan, 94’te yine Özfatura, sonra 99’da Ahmet Piriştina DSP’den, sonra 2004’te yine Ahmet Piriştina… Bu algı kesinlikle yanlış” yanıtı verdi.

    Ahmet Hakan’ın “İzmir’i CHP belediyeciliği açısından vitrin yaptığınıza inanıyor musunuz?” sorusu üzerine Kocaoğlu, “15 senelik İzmir belediyeciliği örnek bir belediyeciliktir. Bizim diğer yerel yönetimlerinden farkımız şu: Biz İzmir’i nasıl kalkındırırız? 2004’ten beri yatak kapasitesinden verdiği vergiye kadar kalkındırdık” dedi.

  • Erdoğan Macaristan Cumhurbaşkanını ziyaret etti

    Erdoğan Macaristan Cumhurbaşkanını ziyaret etti

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmî ziyarette bulunmak üzere gittiği Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Macaristan Cumhurbaşkanı Janos Ader tarafından resmî törenle karşılandı.

    Törenin yapıldığı Cumhurbaşkanlığı Sarayına atlı tören birliğinin eşlik ettiği makam aracı ile gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Macaristan Cumhurbaşkanı Ader ve eşi Anita Herczegh tarafından karşılandı. Törende iki ülkenin millî marşı çalındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Macaristan Cumhurbaşkanı Ader’in tören kıtasını selamlamasının ardından heyetlerin takdimi yapıldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Macaristan Cumhurbaşkanı Ader törenin ardından baş başa ve heyetler arası görüşmelerini gerçekleştirmek üzere Cumhurbaşkanlığı Sarayına geçti.

    Emine Erdoğan, ise Macaristan Cumhurbaşkanı’nın eşi Anita Herczegh ile görüştü

    Macaristan Cumhurbaşkanı’nın eşi Herczegh ile Macar kültürünün sergilendiği defileyi izleyen Emine Erdoğan, daha sonra Semmelweiss Üniversitesi’ne geçerek, TİKA desteğinde, Türkiye ile Macaristan eş güdümünde Kenya’da yürütülen sağlık faaliyetlerine ilişkin programa katıldı.

    Emine Erdoğan, etkinlikte yaptığı konuşmada, “Bu uygulama, Türkiye ile Macaristan’ın sağlık alanındaki tecrübelerinin, Afrika’ya aktarılması açısından bir ilk olma niteliğini de taşıyor. Sağlık alanındaki çok taraflı iş birliğinin ne kadar verimli olabildiğini gösteren bu başarılı tecrübe, başka projeler için de ilham kaynağı olacaktır” dedi.

    Toplantının sonunda projeye destek veren doktorlara sertifika takdim edildi. Programa, Macaristan makamlarının temsilcileri ve ziyarete refakat eden bakan eşleri de katıldı.

    Kenya’da sağlık hizmetlerinde ve yaşam kalitesinin arttırılması yönünde katkı sunmak amacıyla Türk ve Macar doktorların iş birliği ile gerçekleştirilen sağlık programı, diğer Afrika ülkeleri için de model oluşturuyor.

  • Gençlik İksiri burada!

    Gençlik İksiri burada!

    Yaşın almış başını altmışlara dayanmış olsa da; kendinden onlarca yaş genç birini bir çay sohbetinde karşına alıp,  onunla gerçekten samimi şekilde, iki dost gibi dertleştin mi? Bugün onun dinlediği müziklere bir kere olsun gerçekten odaklanarak kulak verip, hatta o müziklerin kliplerini sonuna kadar sabırla izledin mi?.. Sonrasındaysa; “Hımmm. Şimdi bu genç insan yeni neslin temsilcilerinden biri ve bu, bana çok yeni moda gelen şarkılardan nasıl bir heyecan duyuyor acaba? Bu şarkıların sözlerinde neler var ki; kendi heyecanlarını ve düşüncelerini temsil ettiğine bu kadar inanıyor?” diye düşündün mü?

    Derslerine ara verdiğinde saatlerce bilgisayar oyunları oynayan o gencin oynadığı oyunların saçma sapan şeyler olduğunu düşünmenin yanında, bir kere olsun en azından onun yanına bir sandalye çekip, bir süre onu oyun oynarken izledin mi? Onunla bir dost gibi dışarı çıkıp, amaçsızca yürüyüş yaparken, ortaya çıkması çok olası ‘geyik muhabbetine’ hiç katıldın mı?.. Onun youtube’da izleyip, kahkalara boğulduğu amaçsız, ama çok geyik, komik videolara bir kere onunla birlikte kendini verdin mi?..

    Bunları, devamlı değil, ama en azından ara sıra bile yapmıyorsan; işte o zaman sen yaşı geçkin bir fosilsin, onlar ise yeni nesil gençlerdir! Çünkü inan; sen arkanı döndüğünde, seni hiç dikkate almayıp, bir de arkandan bir sürü el hareketi ve senin dedikodunu yapacaklarından emin olabilirsin! Fosilsin dedim diye sakın hakaret sanma! Genç Ruh ile arana dağları ve okyanusları koyarak sen zaten onlar tarafından bu şekilde nitelendirilmeyi kendin hak etmiş oluyorsun. Bu yüzden de kendi çocuğunla aranda dağlar kadar çağ ve anlayış farkı var. Onun dertlerine, zevklerine, heyecanlarına inemiyorsun ve bir süre sonra kendi çocuğunu anlamak için de paraları sayıp, psikiyatristlere gidiyorsun.

    “Kardeşim peki sen ne çeşit bir babasın çocuğunun karşısında?” derseniz; “Orada durun” derim! Ben biraz standart dışı, hatta ucube bir babayım! Sekiz yıl boyunca internetteki kanalına, alabildiğine aykırı, anlık doğaçlama videolar yüklemiş, yazar kişilikli bir ucube olarak, çoğu zaman fazlaca hiperaktif şekilde kudurduğunda kızının ona “Baba tamaaam! Sakin lütfeeeen! Anne şu adamı al artık bur’dan!” diye bağırdığı türden bir babayım!.. Evet evde çoğu zaman çok yaramazım filan, ama inanın kızım benden onlarca yaş küçük olsa da, onunla en göze görünmeyen konuları bile bir dost gibi söyleşebilen bir babayım. Yani aramızdaki yılları bir çağ farkına değil, nesiller arası köprüye dönüştürmüş bir babayım. Bu belki bende çocukluğumdan beri olan, yani fıtratım olan bir özelliktir. Ama dünyayla ve değişen enerjilerle uyum içinde ilerlemek, bir yaştan sonra dikkate alınmayıp, bir kenara çekilmemek için de şarttır.

    Yaşın ellileri geçtiğinde ne yapmayı düşünüyorsun dostum?.. Emekli olup, sadece kendini senin gibi fosile bağlamış arkadaşlarınla takılıp, kalan zamanındaysa evde PTT (Pijama-terlik-televizyon) ile ölüme gün sayan işlevsiz insanlardan biri olmayı mı?.. Sokakta, içindeki çocuğu senin gibi öldürmemiş bir arkadaşın sana “Oooouw! Şu kızı gördün mü?! Resmen yeme de yanında yat beee!” dediğinde; “Yok be kardeşim; bizden geçti artık.” diyenlerden mi olmak istiyorsun?

    Yoksa; sürekli güncelenen ruhun sayesinde ‘genç enerji’ ile uyum içinde olup, yaşın altmışları geçtiğinde bile, hala onlarla takılabilen, onlar tarafından aranılan ve hatta onlardan iş adamı olmuş olanlarına, tecrübeleri dahilinde iş bile yapan bir yetişkin mi olmak istiyorsun? Fena olmaz değil mi? Altmış beş yaşında bir yetişkin olarak, şık ve modern giyimin ve genç kalmış düşüncelerinle, güzel genç kadınların bile arkandan sana hayranlıkla baktığını bir hayal etsene! Bu sadece iki tanesi henüz… Eğer genç ruhta kalırsan kazanacağın imkanların sayısı o kadar çok ki!.. Bana sorma, ben henüz kırk dokuz yaşındayım!!!

    Bu son saydığım olasılıklar ve imkanlar eğer şu an seni cezbettiyse, hemen yazımın başına dön ve tekrar oku! Gençlik iksirinin tek formülünü giriş bölümünde çoktan verdim bile!..


    www.youtube.com/arizaadam
    Ömer Dalman

    03.10.2018

  • Mahmut Tanal Yerel Seçimlerde aday olacağını açıkladı

    Mahmut Tanal Yerel Seçimlerde aday olacağını açıkladı

    Cumhuriyet Halk Partisi-CHP İstanbul Millet Vekili Avukat Mahmut Tanal 23 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olacağını açıkladı.

    Cumhuriyet Halk Partisi 27. Dönem Millet Vekili Mahmut Tanal Twitter’dan yaptığı açıklamada; ‘’Ey İstanbullular ! İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına talibim. İstanbul şehrini marka yapacağım. Nasıl bugüne kadar Ülkem için çalıştıysam aynı şekilde İstanbul için gecemi gündüzüme katarak çalışacağım. SÖZ VERİYORUM.’’ dedi.  Ayrıca İstanbulluların temel sorunlarına da değinen Tanal, ‘’ İstanbulluların yerel nitelikteki ortak ihtiyaçlarını karşılayacağım.Belediye Başkanı olarak sadece imar, altyapı, temizlik, çevre ve kent içi ulaşım gibi geleneksel yerel hizmetleri sunmakla yetinmeyeceğim,beldede yaşayan vatandaşların sosyal sorunlarıyla da ilgileneceğim.’’ diye belirtti.

    İşte o paylaşım!

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 08 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 08 Ekim 2018 )

    1.. Ermenistan’da siyasi istikrarsızlığa rağmen Moskova ve Erivan işbirliğine devam ediyor. Rusya ile Ermenistan arasındaki işbirliği, Ermenistan’daki bazı iç siyasi istikrarsızlıkların sürdürülmesine rağmen devam ediyor, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigory Karasin İzvestia ile yaptığı röportajda, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, Başbakan Nikol Paşinyan ile iki toplantı gerçekleştirdi.” Karasin, işbirliği özel alanlarında, karşılıklı ticaretin olumlu dinamiklerini vurguladı. (İ)

    2. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan Pazar günü Ermeni Eçmiadzin kentinin 270üncü yıl dönümü törenine katıldı. Başbakan şehir meydanındaki standlarda sergilenen sanat eserlerini izledi, Eçmiadzin sakinleri ile görüştü ve kentlerinin yıldönümünü kutladı. Konuşmasında özellikle şunları söyledi: “Sevgili Eçmiadzin sakinleri, sizi bu kadar yüksek moralde görmekten mutluluk duyuyorum. Ermenistan’da hala kadife devrimin kentlerini etkilemediğine dair şikâyetçi olan köyler ve hatta kasabalar var, fakat Eçmiadzin sakinlerine bakarak devrimin bu şehirde zafer kazandığını görebiliyorum. ” (İ)

    3. La Frankofon Daimi Konseyi’nin 105 inci oturumu Erivan’da başladı. Konsey üyeleri, Paris’teki bir önceki toplantıda kabul edilen programı onaylayacak ve 8 Ekimdeki Bakanlar toplantısı için hazırlıkları görüşecek. Parlamenter Asamblenin yanı sıra örgütün siyasi ve ekonomik faaliyetleri hakkında bir rapor sunulacak. (İ)

    4. La Frankofon Uluslararası Örgütü (OIF) Daimi Konseyi’nin 105 inci oturumu bugün Erivan’da gerçekleşti. Hem üye hem de gözlemci devletlerin ve ortak kuruluşların yaklaşık 100 üst düzey delegasyonu görev aldı. La Frankofon Genel Sekreteri Michaelle Jean, sekretaryanın zirveden önceki çalışmalarını, örgütün önceliklerini ve ekonomik, diplomatik ve siyasi arenadaki faaliyetlerini sunarak oturumu açtı. Ermenistan’ın La Frankofon Daimi Temsilcisi Büyükelçi Christian Ter-Stepanyan katılımcılara hoş geldiniz diyerek organizasyonun kriz durumundaki ülkelere yardım etmeyi ve demokratik süreçleri teşvik etmeyi amaçlayan faaliyetlerine önem verdiklerini belirtti. (İ)

    5. BM Gn. Sekreteri Antonio Guiterres, 26 Eylül’de Minsk Grubu aracılığıyla BM Gn. Kurulu çerçevesinde gerçekleşen Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları buluşmasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Bildiride, Gn. Sekreterin temas hattı ve Ermenistan – Azerbaycan sınırı hattı boyunca gerçekleşen olaylar ve son duyurulara ilişkin eşbaşkanların endişesini paylaştığı belirtildi. (T)

    6. ABD’nin Colorado eyaletinde Serdarabad Ermeni Anıtı Otoyol işaretleri açıldı. Colorado eyaletinin Centennial kentindeki resmi açılışı törenine çeşitli düzeyde seçilmiş yetkililer, Ermeni-Amerikalı liderler ve toplum aktivistleri katıldı. Nisan ayında, Colorado Temsilciler Meclisi ve Eyalet Senatosu oybirliğiyle 28 Mayıs 1918 Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolu açan Serdarabad savaşı, Centennial Eyaletindeki bir ana devlet yolunun bir kısmında belirtilmesi kabul edilmişti. Tasarı karara bağlandıktan sonra Colorado’nun en eski Ermeni-Amerikan örgütü olan Colorado Ermenileri (AOC) otoyol tabelalarına sponsor oldu. Açılış konuşmasının ardından, Devlet Temsilcisi Cole Wist, Colorado’daki Serdarabad’ı kutlamanın önemine değinerek, “Her şeye rağmen bu savaş Ermenistan Cumhuriyeti’nin oluşturulma yolunu açtı ” dedi. (İ)

    7. Radio Free International (RFI), bugünden başlayarak Ermenice 15’ er dakikalık iki program yayınlayacak. Girişim 11-12 Ekim tarihleri arasında Ermenistan’ daki La Frankofon 17 nci Zirvesine adanmıştır. “RFI parle Arménien” (RFI, Ermenice konuş) adlı program, her gün 19.10 ve 22.10’da yayınlanacak. (İ)

    8. La Frankofon Zirvesi öncesinde altı Fransız yerel tur operatörü 25-28 Eylül tarihlerinde Ermenistan Turizm Derneği ile işbirliği içinde Fransa’nın Paris kentinde düzenlenen “Top Resa’2018” turizm fuarında Ermenistan’ı tanıttı. Derneğin iki üyesi ve dört yerel tur operatörü, dört gün boyunca ülkeyi tek bir pavyon altında tanıttılar. (İ)

    9. Ermenistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Eduard Sharmazanov, Antalya’ daki Uluslar arası Avrasya Parlamento Liderleri 3 üncü Konferansına katılmak üzere Türkiye’ ye gidiyor. Sharmazanov, konferansta bir konuşma yapacak ve bazı parlamento başkanları ile görüşmeler yapacak. (İ)

    10. Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan, bazı bakanlıkların askıya alınma durumlarının kabul edilemez olduğunu belirterek, bakanlık personeline yeni Ulaştırma, İletişim ve Bilgi Teknolojileri BakanI Hakob Arshakyan’ı tanıttı. Hükümet ve devrimin, uluslararası anketlerde % 92’den fazla olumlu oy aldığını belirtti. (İ)

  • İkinci Kürdistan’ın Suriye’de kurulduğunu biliyor musunuz? – Cahit Armağan Dilek

    İkinci Kürdistan’ın Suriye’de kurulduğunu biliyor musunuz? – Cahit Armağan Dilek

    7 Ağustos 2003 yılında Washington Post gazetesinde Condoleezza Rice tarafından kaleme alınan yazısında bugün Orta Doğu’daki gelişmeleri yorumlayanların ana referanslarındandır. Rice ABD ve müttefiklerinin 22 ülkeden oluşan ve toplamda 300 milyonluk bir nüfusa sahip olan Orta Doğu’da dönüşüme hazırlıklı olunması gerektiğini ifade ediyor. (Dönüşüm sihirli sözcük. McKinsey de saraydaki dönüşüm ofisinde görev yapacaktı!)

    Orta Doğu’daki dönüşümün kısa vadede bir sınır değişikliğiyle sonuçlanması düşük olasılık olsa da dönüşümün gidişatına bakılırsa uzun vadede sınır değişikliği yaratması büyük olasılıktır. Irak ve Suriye’de yaşananlara sınırların değişimi değil de dönüşüm kavramıyla bakarsak şimdilerde ne olup bittiğini belki daha iyi anlayabiliriz.

    01 Ağustos’ta “İki Kürdistan bir Kürdistan’dan iyidir!” başlıklı yazımda bunun Türkiye’yi hedef alan bir senaryo olduğunu belirtmiş “Menbiç’e dikkat. Yol haritası ikinci Kürdistan’a çıkabilir. Senaryoda üçüncü, dördüncü Kürdistan da var.” uyarısı yapmıştım.

    Irak’taki dönüşümün öncesi var, ancak 2003’teki işgalle birlikte hız kazandı. 1990-2018 arasında Irak’ta yaşananlar Suriye’de 2014-18 arasında hızlı çekimle aynen gerçekleşiyor.

    PYD, Toplum Sözleşmesi adını verdikleri taslak anayasalarını hazırlayıp Ocak 2014’te Cezire, Kobani, Afrin kanton yönetimlerini ilan ettiler. Resmi uluslararası bir tanıma olmamasına rağmen 2016’da Kuzey Suriye Federasyonunu ilan ettiler. Peşinden Demokratik Suriye Meclisini (DSM) oluşturdular.

    2016 sonunda ilk Astana süreci toplantısında Rusya, ABD ile perde arkasında koordine ettiği anlaşılan taslak yeni Suriye anayasasını yayımladı. Kürtlere kültürel özerklikten bölge ve yerel meclislerin kurulmasından bahseden bir anayasa.

    Bu arada ABD desteği ve kontrolünde IŞİD’le mücadele bahanesi adı altında YPG liderliğinde Demokratik Suriye Güçleri (DSG) oluşturuldu. Ortaya çıkan tam anlamıyla bir ordu yapılanması oldu. Ordu varsa devlet de olur.

    İşte bir DSG temsilcisi Ocak 2018‘te Kuzey Suriye Federasyonu’nun resmileşeceğini belirtip “Suriye’de bir federatif sistem kurulacak. Birinci bölge; Rusya-İran ve Suriye rejiminin kontrolündeki Batı Fırat bölgesi, ikincisi ise ABD’nin desteklediği SDG’nin kontrol ettiği Doğu Fırat bölgesi olacak” diyordu.

    Ve Eylül 2018‘e gelindiğinde DSG’nin siyasi kanadı olan DSM “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi” ilan etti. Burada isimlendirmelere dikkat çekmek isterim. Daha önce sadece kuzeyden bahsederken artık Suriye’nin doğusundan da bahsedilmesi DSG/YPG’nin Fırat’ın Irak sınırına giriş noktasına kadar olan doğu bölgesini tamamen kontrol altına aldığını ve sahiplendiğini göstermektedir.

    Ekim 2018‘e gelindiğinde bu sefer Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi 9 komitenin kuruluşunu ilan etti. Komite denildiğine bakmayın. Yerel Yönetimler, Ekonomi ve Tarım, Maliye, Kültür-Sanat, Sağlık ve Ekoloji, Toplumsal Çalışmalar ve Kadın komiteleri adını verildiği komiteler birer Bakanlık. Bunların görev alanı Afrin (Şehba Bölgesi), Kobani, Kamışlı, Menbiç, Rakka, Deyr er Zor ve Tabka olarak belirlenmiş. Buralarda komitelerin ofisleri olacak.

    Tepkileri azaltmak için biz hükümet ilan etmedik diyorlar. Yukarıda açıkladığımız ABD kontrolündeki gelişmelerin hiçbirine Türkiye’nin tek bir tepki vermemesi de manidardır.

    ABD, askeri kontrolü elinde tuttuğu bu bölgede siyasi-diplomatik varlığını artırmaktadır. Mattis diplomatik varlıklarının iki katına çıktığını söyledi. Şimdi sırada Suriye anayasası var. BM gözetiminde kurulan anayasa komitesi önümüzdeki haftalarda toplanacak.

    Tam da bu esnada Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, Suriye anayasası komisyonu için çalışmalara başlandığını belirterek “Suriye hükümeti ve muhalifler kendi adaylarını sundu. Şimdi mesele sivil halkı kimin temsil edeceğinde” açıklaması yaptı.

    Hükümet ve muhalifler arasında kendine yer bulunmayan PYD’nin oluşturdukları yerel meclisler, komiteler üzerinden sivil halkı temsil bahanesiyle Cenevre’ye gider mi? Büyük olasılıkla, gider.

    Gidince ne yapacaklar? Suriye’de IŞİD bahanesiyle ABD desteğiyle elde ettikleri kazanımları Suriye anayasasına yazdıracaklar. Irak’ta da öyle olmadı mı? 1990’dan itibaren Irak kuzeyinde oluşan yapı aynen 2005 Anayasasına monte edildi.

    O zaman soralım;

    Suriye’de dönüşüm adı altında ikinci Kürdistan (PKKistan) kurulduğunu görmüyor musunuz?

    Mevcut siyasi, ekonomik, sosyal, askeri sorunlar içindeki Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna girebileceğini düşünüyor musunuz?

    Yoksa atı alan Fırat’ı çoktan geçti mi?

    ABD’nin Suriye’de topu NATO’ya atmaya hazırlandığını görmüyor musunuz?

  • AMERIKADA FETULLAH   SARLATANINA   POLIS SORUSTURMASI , DARBE HAKKINDA

    AMERIKADA FETULLAH SARLATANINA POLIS SORUSTURMASI , DARBE HAKKINDA

    Reuters) – Police were called to the Pennsylvania compound of Fethullah Gulen, the U.S.-based Muslim cleric accused by Turkey of instigating a failed 2016 coup, on Wednesday after a guard fired a shot at a suspected armed intruder, a Gulen spokesman said.

    The security guard fired a warning shot as the person tried to enter the compound’s gates, and the intruder fled, the spokesman said. There are no known injuries or arrests, Alp Aslandogan, Gulen’s media adviser, told Reuters.

    “Just one shot was fired,” Aslandogan said. “The person disappeared. The incident is over as far as we’re concerned.”

    Gulen was inside his residence on the compound at the time.

    “His response was that the authorities should be informed and everybody should cooperate fully with the investigation to find out what happened,” Aslandogan said.

    Several Pennsylvania State Police cars were seen around the sprawling gated compound and retreat in Saylorsburg in the Pocono Mountains, according to photographs shared online by local news reporters.

    Police, who left the scene a short time later, did not respond to requests for comment. A local television station, WNEP, reported that police were still searching for the suspected intruder.

    President Tayyip Erdogan and the Turkish government accuse Gulen of orchestrating an attempted coup in July, 2016, in which rogue soldiers commandeered tanks and fighter jets, bombing parliament. More than 240 people were killed in the violence.

    Gulen denies the accusations.

    His compound is patrolled by a team of uniformed private security guards, some of them armed with handguns.

    Erdogan has repeatedly demanded that the United States extradite Gulen to Turkey, straining relations between the two NATO allies. Washington has asked for more compelling evidence of Gulen’s involvement in the attempted coup.

    A U.S. evangelical pastor, Andrew Brunson, has been held under house arrest in Turkey after authorities charged him with links to Kurdish militants and Gulen supporters, an accusation he has denied. That case has become a key issue in the worsening diplomatic conflict between the two countries, leading to U.S. sanctions.

    (Reporting by Jonathan Allen in New York and Matt Spetalnick in Washington; Editing by Alistair Bell)

    euronews provides breaking news articles from reuters as a service to its readers, but does not edit the articles it publishes. Articles appear on euronews.com for a limited time.
  • Sizin İslam’da Hoşgörü Yoktur…

    Sizin İslam’da Hoşgörü Yoktur…

    1970’li yılların sonunda Çankırı İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenci iken Mehmet Kesiktaş isimli bir Biyoloji Öğretmenimiz vardı. Kendisinin İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden isteği dışında ve zorunlu olarak Çankırı’ya geldiğini söylerdi hep. Kabataş Lisesi’nde öğretmenlik yapmakla birinci sınıf bir öğretmen olduğunu ima eder İmam-Hatip Lisesi gibi bir okula gönderilmeyi kendisi için bir tür tenzili terfi ve zül kabul ederdi. Urfalıydı ve yüzünde derin Şark Çıbanı izleri vardı.

    Eşi olan hanımefendi bir Öğretmen Albaydı öğretmenimizin. Eşinin tayini o sırada Çankırı’da faaliyette bulunan Astsubay Hazırlama Okulu’na çıktığı için öğretmenimiz de eşinin peşinden Çankırı’ya gelmiş ve bizim okulda ders vermeye başlamıştı özetle.

    Gerçekten de kaliteli bir öğretmendi ve en az bir doktor kadar biyoloji bilgisi vardı. Öğretmenimizin bundan yaklaşık 40 sene önce, insanda hastalık yapan parazitleri sayarken, sınıfta yüksek sesle tekrarladığı “Tenya Solyum, Tenya Sacinata ve Plazmodyum Malarya” şeklindeki anlatışı hâlâ kulaklarımda çınlamaktadır. Notlarım çok yüksek olduğu ve beni de çok sevdiği halde, şeytana uyup yazılı imtihanda kuşların sindirim sisteminin şeklini kopya çekerken öğretmenime yakalandığımda duyduğum mahcubiyeti hâlâ unutamam. Yaşıyorsa kendisine sağlıklı ömürler, öldüyse rahmetler dilerim.

    Ben Sizin Dininizden Değilim!

    Dönem okullarda kavga ve dövüşün eksik olmadığı dönemdi ve bizim okul da ister istemez bundan etkilenmiş, Ülkücüler-Akıncılar ve Otlar olarak en az üçe bölünmüştü. Nereden icap etti bilmiyorum, Öğretmenimiz bir gün biyoloji dersinde yüksek sesle sınıfa sordu:
    -“Arkadaşlar sigara içmenin dini hükmü nedir?”
    Bizim akıncılar neredeyse koro halinde cevap verdiler:
    -“Haram hocam, haram!”
    Mehmet Kesiktaş onlara şu karşılığı verdi:
    -“Arkadaşlar, kimse kusura bakmasın. Ancak ben sizin dininizden değilim. Ben Allah’ın Hz. Muhammed’e indirdiği İslam Dini’ne inanıyorum ve benim dinimde göre sigara haram değildir. Belki mekruhtur ama asla haram değildir…”

    Bugün hem toplumdaki din algısının çeşitliliğini hem de sigaraya karşı verilen mücadeleyi ve Türk Tütün üreticisini yok edecek derecede getirilen yasak ve sınırlamaları gördükçe hep kırk sene önce Biyoloji Öğretmenimiz Mehmet Kesiktaş’ın bu çıkışı gelir aklıma. Yanlış anlaşılmasın; ben sigara içmeyen bir vatandaş olarak sigara yasağını destekliyorum. Ancak ben, aynı zamanda en azından Türkiye’deki sigara tüketimini karşılayacak miktarda tütün üretimine destek verilmesini de savunuyorum. Zira bu ülke yabancı tütün kartellerinin ve kaçak sigara baronlarının oyun alanı haline gelmiş bulunmaktadır. Ülkemizi bu rezaletten bir an önce kurtarmak gerekiyor…

    Sizin İslam’da Hoşgörü Yoktur!

    İki önceki “EURO 2024 Dinsel Hoşgörüye Verilmiştir!” başlıklı yazımızda; Köln Merkez Camii’nin ibadete açılmasından ve 2016 tarihli bir haberde Almanya’da 3000 civarında irili ufaklı cami ve mescid bulunduğu bilgisinden hareketle şöyle demiştik: “bunlar Almanya’daki dinsel hoşgörünün karineleridir”.

    Devamla söyleyelim ki; Türk medyasında abartılarak verilen ve Avrupa’daki camilere yönelik “domuz başı atmak” veya “molotof kokteyli fırlatmak” şeklinde cereyan eden birkaç münferit ırkçı saldırıyı bir yana bırakırsak, başta Almanya olmak üzere, Avrupa ülkelerindeki dinsel hoşgörü ülkemizden kat be kat ileri boyuttadır. En başta, coğrafya olarak Almanya’dan geniş, nüfus olarak hemen hemen Almanya’ya denk olan Türkiye’de faal durumda 3000 kilisenin bulunduğunu hiç sanmıyoruz. Eski eser niteliğinde olanlar dışında bulunanlar da muhtemelen apartman dairesi şeklinde kiliselerdir. Şehirlerimizin merkezi yerlerine başlı başına kilise olarak yeni inşa edilen bir yapı var mı şahsen ben bilmiyorum. Gerçi bunu arzu eden bir vatandaş da değilim.

    Ancak bakın, Avrupa’daki veya dünyanın öbür ucunda olan ABD ve Avustralya’daki Müslümanlar, hassaten Türkler, bulundukları ülkelerde gürül gürül cami ve mescid yapıyorlar! Bunların bir kısmının Mülkiyeti de Türkiye’deki kurumlara ait; mesela 2016 yılında ABD’nin Washington eyaletinde açılan Türk-İslam Kültür Merkezi’nin mülkiyeti Türkiye Diyanet Vakfı’na aittir. Mülkiyeti adı geçen vakfa ait olmak üzere; Avustralya’dan tutun Almanya’ya varıncaya kadar pek çok cami ve kültür merkezi bulunuyor bugün.

    İslami hoşgörü adına üzücü olan ve üç beş gün gün önce sosyal medyada yaşadığım şu küçük hadiseyi aktarmak isterim:

    “Köln Merkez Camii”nin ibadete açılış haberini duyunca şöyle düşündüm; acaba Türkiye’de Almanya Başbakanı ve Papa’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda Hıristiyan’ın katıldığı törenle bir Kilise açılışı yapılsa bizim tavrımız ne olurdu? Bu sorunun cevabını bulmak için, ayrıca biraz espri, biraz muziplik ve biraz da yoklama çekmek adına uydurma bir paylaşımda bulunmak istedim. Bu sebeple düşündüm ve Türkiye’de Köln’e denk gelecek şehrin ancak Konya olabileceği kanaatine vararak şöyle bir uydurma paylaşımda bulundum:

    “Konrad Adenauer Vakfı tarafından Konya’nın merkez Meram ilçesinde inşa edilen St.Simon Katolik kilisesi, bugün Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Papa Francis’in katıldığı törenle ibadete açıldı. Papa Francis’in yönetmiş olduğu açılış ayininde ilahiler ve İncil’den pasajlar okundu. Törene Konya’da yaşayan çok sayıda Alman kökenli Türk vatandaşı ve Almanya’dan gelen Alman vatandaşları katıldı!!!”

    Açık söylemek gerekirse tahmin ettiğim sonuçla karşılaştım. Çünkü yapılan yorumların tamamı olumsuzdu! Yani insanlarımız, bu ülkede yeni bir kilise yapımına tahammül edecek hoşgörü seviyesinde değiller henüz. Bu konuda, girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin fersah fersah gerisinde olduğumuz kesin. Kanaatimize göre; bunun en büyük sebebi de bu ülkede pompalanmaya çalışılan din. Özellikle de radikal selefi anlayışla yaratılan yanlış İslam algısı.

    Denilecektir ki; “Türkiye’de yoğun bir Hristiyan nüfus yoktur ki, yeni kiliseler yapılsın…” Evet yok; az çok bulunanlar da bir şekilde gittiler bu topraklardan. 1915’de yaşananlar hadi neyse de, sonraki yıllarda yaşananları kabul etmek mümkün değildir. Özellikle işgalci Yunan güçleriyle işbirliği yapmayan Rumların mübadeleye tabi tutularak bu topraklardan gönderilmesi, kalanların da zaman içinde ülkeyi terk etmelerine yol açılması, mesela 195 yılında yaşanan ve tarihe 6-7 Eylül olayları olarak geçen hadise, milletimiz adına büyük ayıp, hatta yüzkarasıdır. Tarih Profesörü İlber Ortaylı bu hadiseyi “Türkiye bugüne kadar 6-7 Eylül yağmasının ve yağmanın üzerine katliam propagandasının töhmeti altında dış dünyada tanınıyor.” şeklinde özetliyor(1).

    Süryanilerin bu toprakları terk edişleri de galiba bünyesinde ayıplar barındırmaktadır. Süryanilerin kitleler halinde bu toprakları terk etmelerinin sebeplerini “6-7 Eylül olayları, Kıbrıs Harekâtı, 1980 Askerî Darbesi, Zorunlu Din Kültürü dersi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşanan PKK ve Hizbullah terör olayları” olarak gösterenler var(2).

    Çünkü bu ülkenin insanları, “Allah katında yegane hak din İslam’dır. İslam dininin dışındaki dinler uydurmadır. Bu dinlere inananlar kâfirdir, dolayısıyla cehennemliktir. Başka dinden olanları dost edinmeyin. Cennet sadece Müslümanlara hasredilmiştir…” şeklinde empoze edilen bir din anlayışı ile yetiştirilmektedir.

    Gerçek İslam’da Dinsel Hoşgörü Vardır

    Oysa Allah kitabında diyor ki; “(de ki;) Sizin dininiz size, benim dinim de bana”(3). Yine bir başka ayette şöyle deniliyor: “Dinde zorlama (baskı) yoktur”(4) Allah’ın koyduğu bu temel ilkeler, aslında ilahi ve semavi olmasa bile bütün din mensuplarının birbirlerine hoşgörü ile yaklaşmalarını ve hiç kimsenin başkalarına din dayatmasında bulunmamasını, yani din ve vicdan özgürlüğünü esas alan ilkelerdir. Yani kimse kimsenin dinine, inancına karışmasın, temel insani değerler çerçevesinde birbirleriyle ilişki kursunlar demek ister bu ayetler. Bu temel ilkeler, başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi olmak üzere hem uluslararası sözleşmelerde hem de ülkelerin kendi anayasalarında yer almakla, aslında hem dinin, hem de aklın gereği olan ilkelerdir. Biz Müslümanlar için ne kadar sevindirici bir hadisedir ki; İslam Dini, insan aklının ortaya koyup yasa haline getirmesinden yüzlerce yıl önce, mesela İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden(5) (M. olarak) 1338 yıl önce bu temel ilkeleri ortaya koymuş bulunmaktadır.

    Gelin görün ki; radikal selefi anlayış “Nâsıh”, “Mensuh” diye bir kuram geliştirmiş ve aynı konuda sonra inen ayetin, önce inen ayetin hükmünü ortadan kaldırdığını iddia etmiştir! Nâsıh âyet; önceki ayetin hükmünü ortadan kaldıran ayet demek oluyor. Mensuh âyet ise sonra inen ayetle hükmü ortadan kaldırılan önceki âyet anlamına geliyor.

    Dolayısıyla bunlara göre; Mekke’de inen Kâfirûn Suresi’nin 6. ayeti ile Medine döneminde inmekle Âli İmrân Sûresi’nden önce inen (6) Bakara Suresi’nin 256. ayetinin hükmü, daha sonra inen Âli İmrân Sûresi’nin 19. ayetiyle ortadan kaldırılmıştır!

    Kâfirûn Suresi’nin 6. ayeti ile Bakara Sûresi’nin 256. ayetinin hükümlerini neshettiği, yani ortadan kaldırdığı söylenen ayetin anlamı şöyle: “Allah katında din İslam’dır!”(7) Bazı Kur’an mealci ve müfessirleri, bu âyetin manasını biraz daha güçlendirmek için araya parantez koyarak içine “yegâne”, “hak” veya “makbul” gibi sıfatlar ekliyorlar. Yani akıllarınca Allah’ın sözüne ayar vermeye çalışıyorlar!

    Dolayısıyla; bu zihniyete göre dinler konusunda en son inen ve tek bağlayıcı hüküm Âl-i İmrân Suresi’nin 19. ayeti kerimesidir ve ona göre amel edilmelidir! Hem “Dinde zorlama yoktur” ayeti, hem de “Allah katında din İslam’dır” ayeti Medine’de inmekle, “Allah katında din İslam’dır” ayeti daha sonra indiği için Onun hükmü geçerlidir!

    Oysa birçok kaynakta Bakara Suresi’nin “Allah’a döneceğiniz o günden sakının…” anlamındaki 281. ayetinin Vedâ Haccı sırasında Mekke’de inen son ayet olduğunu söyleyenler de var. Böyle olunca, bu ayetin içinde bulunduğu Bakara Sûresi’nin, yani “Dinde zorlama yoktur” hükmü bulunan surenin daha sonra indiği akla gelirse de, konunun sözüm ona uzmanları, önce inen bazı surelerin kimi ayetlerinin, sonra inen surelerden daha sonra, bazen de yıllar sonra inebildiğini ve Hz. Peygamber’in, “şu ayeti, şu sûrenin şurasına yazın” diye tarif etmesiyle surelerin oluştuğunu söylerler. Üstelik yine onlara göre; bunların tamamını okur-yazar olmayan ve bu sebeple Muaviye’yi bile vahiy kâtibi olarak kullanan(8) Hz. Peygamber yapmıştır!

    Aslına bakılırsa; en son sure ve ayet konusunda da anlaşmazlık vardır ulema arasında ve ne yazık ki; bu farklı görüşlerin hemen tamamı Hz. Peygamber’in hadislerine dayandırılmıştır.(9)
    Yani Müslümanlar, hem nâsıh ve mensuh konusunu gündeme getirerek, hem de hangi ayet ve surenin önce veya sonra indiği konusunda Hz. Peygamber’e yalan hadis isnat ederek kendi dinlerinin hükümlerini çelişkili hale getirmişler ve gülünç duruma düşmüşlerdir.

    Hz. Muhammed’in 22 yıllık peygamberlik hayatının, ilk 12 yılı Mekke’de, son 10 yılı Medine’de geçmiştir. Bizim ulemaya göre bu demek oluyor ki; Allah bu 22 yıllık sürede aynı konuda 3 ayrı hüküm vererek hâşâ çelişkiye düşmüştür! Ya da bunlara göre; Hz. Muhammed, Allah’ın ayetlerini kullanarak Mekke’de Müslümanlar zayıf durumda iken “Sizin dininiz size, benim dinim bana” diyerek Müşrikleri kandırmış, Medine’ye varınca oradaki yerleşik Yahudilerle iyi geçinmek için “Dinde zorlama yoktur” dedi, Müslümanlar yeterli güce erişince de “Allah katında (yegâne) din İslam’dır” diyerek kılıca sarıldı!

    Böyle çelişkili bir dine inanmak zor ve İslam elbette böyle bir din değildir. Öte yandan “Allah katında din İslam’dır” ayetinde geçen İslam’dan maksat nedir; daha doğrusu ayette geçen İslam hangi İslam’ı kastediyor? Öyle ya bugün yeryüzünde farklı farklı İslam yorumları var, acaba hangi İslam yorumu ayette geçen İslam’a en uygun olanıdır! Kim bilir belki de ayette geçen İslam, başlı başına şeriat anlamında bir din yerine değil, insanlığın sulh, selamet, huzur, sevgi, barış ve kardeşlik içinde olması anlamında kullanılmıştır. Çünkü “İslam” kelimesi bu anlamlara da gelmektedir.

    Esasen ayette “Şüphesiz Allah katında din İslam’dır” cümlesinden sonra gelen “Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler…” şeklindeki cümle, bizde böyle bir kanaat uyanmasına sebep olmaktadır. Yeri gelmişken şu avamı soruyu da sormazdan geçemeyeceğiz; bugün dünyada yuvarlak rakamlarla 7.5 milyar insan yaşıyor ve bunlardın sadece 1.5 milyarı Müslüman. Üstelik dünyanın en geri ülkeleridir Müslümanlar. Şu halde, akıl ve bilim gerektiren konularda İslam Dünyası’ndan fersah fersah ileride olan 6 milyar insan salak ve cahil mi de cehennemde cayır cayır yanacaklarını bile bile İslamiyet dışındaki dinlere inanıyorlar?! Yoksa bazı ibadet şekilleri dışında, gerçek İslamiyet, onların hayatlarına uyguladıkları mıdır? Yahu kendinize güldürmeyin; “Elhamdulillah Müslüman’ım” demekle hiç Müslüman olunur mu?

    Ömer Sağlam/08.10.2018
    ________________
    1- İlber Ortaylı, “Eylül 1955’in sancısı…” yazısı, ,
    2-Araş. Gör. Ramazan TURGUT,
    “Bir Halkın Göç Hikâyesi: Süryanilerin XX. yüzyılda Türkiye’den Avrupa’ya Göç Süreci” başlıklı bilimsel çalışması, ,
    3-Kur’an-ı Kerim, Kâfirûn Suresi, 109/6.
    4-Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi, 2/256.
    5-İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi BM Genel Kurulu Tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edilmiş, Türkiye ise 6 Nisan 1949 tarihinde kabul etmiştir.
    6- Surelerin iniş sırası için bkz.:
    7-Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi, 3/19.
    8- Dr. Osman Keskioğlu, Kur’ân İlimleri, TDV. Yayınları, Ankara,1989, s, 88; Mevlânâ Şiblî, Büyük İslam Tarihi Asr-ı Saadet, c.1, Terc. Ömer Rıza Doğrul, Eser Neşriyat ve Dağıtım, İstanbul, 1977, s, 443; Selami Münir Yurdatap, Hz. Muhammed’in Mektupları, s.9-10, Elips Kitap, Ankara.
    9- .
    Not: Fotoğraf internet adresinden alınmıştır.

  • CHP’de hareketlilik…

    CHP’de hareketlilik…

    Yerel seçimlere en iddialaı hazırlanan partilerden biri de ana muhalefet partisi CHP öne çıkıyor. CHP’li yöneticiler “Mart’ta yapılacak yerel seçimlere iyi hazırlanabilmeleri açısından adaylarımızı erken açıklayacağız. Adaylar böylece daha iyi motife olacak” diyor.
    Yazımıza geçmeden önce Muharrem İnce konusuna değinelim.
    İnce’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı aday olması isteniliyor. İnce ise bunun için “Ön seçim” şartını öne sürdüğü ifade ediliyor.
    İnce yaptığı son açıklamada “Bazıları sandığa gitmeyeceğini, partiye küstüğünü söylüyor. Partiye küsülmez ve sandığa gitmemek de olmaz. Hepimiz sandığa gideceğiz ve hür irademizi yansıtacağız” diyor.
    CHP’nin 24 Haziran’da cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce’nin ismi İstanbul Büyükşehir Belediyesi için konuşulurken; İnce’nin İstanbul ’da CHP üyelerinin önüne sandık konulması halinde aday adayı olabileceği söyleniyor. Ancak parti yönetiminde İstanbul’da önseçim yapılmasına yönelik bir görüş dile getirilmiyor. Parti yönetimi büyük kentlerde yapılacak önseçimin yerel seçim çalışmalarına yönelik motivasyonu düşüreceği görüşünde.
    CHP’de adaylık için istifa süreci 1 Ekim’de başladı. 19 Ekim’de sona erecek adaylık başvuruları için aralarında eski ve yeni milletvekillerinin de bulunduğu aday adayları çalışmalarını sürdürürken, genel merkezin kararı bekleniyor. Önseçimin yapılmayacağı, genel merkez yoklamasının uygulanacağı seçimlerde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, yapılacak Parti Meclisi (PM) toplantısında yetki aldıktan sonra 12 Ekim’de Ankara’da mevcut belediye başkanları ile bir araya gelecek. Buradaki görüşmenin ardından ise Kılıçdaroğlu listesini şekillendirecek.
    CHP’nin elinde olmayan ilçelerin öncelikle belediye başkan adayları açıklanacak. Büyükşehir belediyesi başkan adayları ile il belediye başkan adaylarının daha sonra açıklanacağı ifade ediliyor. CHP kulislerinde Hatay, Yalova, Muğla ve Eskişehir’de mevcut belediye başkanlarının yeniden aday gösterileceği konuşulurken, Balıkesir ve Antalya’da da adayların belirlendiği öğrenildi.

    İstanbul ’da MHP’nin aday çıkarmayacağını açıklamasının ardından CHP’nin Kürt seçmenin de oyunu alabilecek bir isim arayışında olduğu belirtiliyor. Şu ana kadar İstanbul için kulislerde milletvekilleri Gürsel Tekin, Akif Hamzaçebi, eski milletvekili Dursun Çiçek, eski İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, iş insanı Ümit Boyner ve Abdüllatif Şener’in isimleri geçerken, Boyner’in “Siyaseti düşünmüyorum” diyerek teklifi kabul etmediği öğrenildi. Ankara için geçen dönem de aday gösterilen Mansur Yavaş ile Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun ismi öne çıkıyor. Genel merkezin Yavaş’ın adaylık teklifini kabul etmemesi halinde Ankara milletvekili Bülent Kuşoğlu’na teklif götüreceği konuşuluyor. Ayrıca CHP’nin TBMM Başkan Vekili Levent Gök ve Cengiz Topel Yıldırım isimleri de kulislerde geçiyor.
    İzmir’de ise başkan adaylığı mevcut belediye başkanları ile milletvekilleri arasında geçecek. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç, Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ve 4 dönemdir Narlıdere’de görev yapan mevcut BelediyeBaşkanı Abdül Batur’un ismi büyükşehir için geçerken, İzmir milletvekilleri Tuncay Özkan, Tacettin Bayır ve Kamil Okyay Sındır genel merkezden işaret bekliyor.
    Bir iddia:
    CHP’nin Ege ve Anadolu’daki bazı belediye başkanlıklarını kazanmak için sağdan transfer yapabileceği de parti kulislerinde konuşuluyor. Özellikle Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin MHP’li Belediye Başkanı Cengiz Ergün ile temas kurulduğu ve önümüzdeki günlerde CHP’ye geçerek aday gösterileceği belirtiliyor. Mersin’de mevcut belediyebaşkanı MHP’li Burhanettin Kocamaz’ın ismi de CHP ile anılırken, ön seçim talebini yineleyen Fikri Sağlar ile birlikte eski milletvekili Aytuğ Atıcı, İstemihan Talay, eski hakem Selçuk Dereli ve eski milletvekili Vahap Seçer de nabız yokluyor. Balıkesir’den il milletvekili Ahmet Akın ve Antalya’da Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in adaylığına kesin gözüyle bakıldığı, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş, Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, Eskişehir Büyükşehir BelediyeBaşkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, Edirne’de mevcut BelediyeBaşkanı Recep Gürkan, Giresun’da Kerim Aksu, Sinop’ta Baki Ergül’ün yeni dönemde de görevine devam etmek için aday gösterilecekleri belirtiliyor.
    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve Turhan Tayan isimleri geçiyor. Nilüfer BelediyeBaşkanlığı’na eski Bursa milletvekili Ceyhun İrgil, Osmangazi Belediyesi’ne Erkan Aydın, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan, Adana Büyükşehir Belediyesi için Seyhan İlçe Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Çukurova BelediyeBaşkanı Soner Çetin, Kars Belediyesi’ne eski başkan Naif Alibeyoğlu, Cengiz Taşdemir ve Çetin Koçyiğit, Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne mevcut başkan Özlem Çerçioğlu ve eski Genel Genel Başkan Yardımcısı ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Bolu Belediye Başkanlığı için bölge milletvekili Tanju Özcan.

    Antalya için Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal ve Antalya milletvekili Osman Çetin Budak da adaylık için parti merkezinden işaret bekleyen isimlerden. Muğla için Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nde genel sekreter olarak görev yapan Oral Karakaya’nın adaylık için çalışma yürüttüğü biliniyor.

  • Damadın Amerikancı dünyası

    Damadın Amerikancı dünyası

    Damadın Amerikancı dünyası

    İnsan yaşadığı yere benzer” diye çok yerleşik bir karakter analizi yapılır.

    Yaşamım boyunca önemli bir karakter durumuna şahit oldum.

    Yurt dışında eğitim görenlerin yurda dönüşlerinde, ülke gerçekleri ile sürekli çatışma halinde olduklarına şahit oldum.  Bu kişiler, ne gidip eğitim aldıkları yere tam olarak adapte olabilirler, ne de döndüklerinde bıraktıkları Türkiye gerçeklerine adapte olabilirler. Tabi hepsi değil ama çoğu eğitim aldıkları yerdeki anlayış ve düzeni ararlar.

    Osmanlıda Batının teknolojisini ülkeye getirsin diye, (eğitim için) Fransa’ya gönderilen öğrenciler, teknoloji transferi yapmak yerine, gittiği yerin kültürüne hayranlık ile dönmüş ve ülkeye bilgi taşımamışlardır.

    Yurt dışına öğrenci gönderilme işi Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Yaklaşık iki yüz yıldır öğrenci göndermemize karşın, ülkemiz teknoloji üretiminde bir adım ileriye gidememiştir.

    Yurt dışında eğitilip gelenle, eğitim aldıkları ülkenin, gözüne kestirdiği bir ürününün ithalatçısı olmuşlardır. İmalatçısı değil…

    Damat da eğitiminin önemli bir kısmını Amerika’da yaptı. Finansal Ekonomi üzerinde çalıştı.

    Gelince Çalık Holdingin üst düzey yöneticiliğinde bulundu. Yani üretimin içinde yaşamadan, öğrendiklerini üretim ve yönetim içinde pek uygulama fırsatı bulamadan, devletin en yüksek makamına geldi.

    Yaşamı ve yaşadığı yerler hep Amerikan anlayışına göre iş gören yerlerdi. İş tutuş, el yordamı hep Amerikan kültüründen kaynaklanıyordu. Buralardaki işler yerli olmazdı. Yerli olanlar zaten modası geçmiş işlemeyen ve rasyonel olmayan anlayışlardı. Dolayısıyla bir değeri yoktu.

    Bu düşünce ve duygularla Yüksek Denetleme Kurumu, Sayıştay gibi yerli denetleme kurum ve kuruluşları, Damadın istediği bir denetlemeyi yapamazdı. Yapsa yapsa Mc. Kinsey bu işi yapardı.

    Damat, Mc Kinsey seçimini yaparken kendince, rasyonel düşündüğüne ve yaptığı işin çok iyi bir iş olduğuna inanıyordu. Hatta o kadar inanmıştı ki, kendi gibi düşünmeyenleri vatan haini ilan edebilmişti.

    Siyasal iktidarın içinde gerek iş dünyasından gelen gerekse diğer alanlardan gelen, o kadar çok Amerika’nın gücüne hayran ve bu anlayışla iç içe yaşamış kişiler var ki, bu kişiler en kritik noktalarda, Türkiye’nin ayağına dolaşacaklardır. Bu kişiler güvenlik sorunu olmaya devam edeceklerdir.

    Yerli ve milli olma meselesi de zaten bu meseledir.

    İnsan kendinde oluşan yabancılaşmayı fark edemezse, çevresinin gerçekleriyle uyuşamaz.

    8.10.2018

  • İlk Türk kadın ajan

    İlk Türk kadın ajan

    İlk Türk kadın ajanı Adalet Emine Pee’nin çalıştığı gece klübü (Hitler’in kendisini izlemek için bu klübe geldiği söylenir)

  • ORTADOĞU STRATEJİK İTTİFAKI KURULUYOR

    ORTADOĞU STRATEJİK İTTİFAKI KURULUYOR


    ABD ve İsrail, İran İslam Cumhuriyetini; Barış zamanında büyükelçilik ve askeri tesislere saldıran: 
    Vekil terörist güçleri besleyen ve onlara sığınak olan: İsrail’in yıkılması için  diğer ülkelere çağrıda bulunan:
    Vekil terörist güçlere füze teknolojisi sağlayan: Başka ülkelerde suikastler düzenleyen, onların vatandaşlarını rehin tutan:
    Vatandaşlarının meşru taleplerini şiddetle bastıran : Özgürlüklere ciddi baskı ve kısıtlamalar getiren :
    Nükleer programının devam eden tehdidiyle endişe yaratan bir terör devleti olarak kabul ediyor…
     
    *
    Bu yüzden İsrail, son iki yılda Suriye’deki İran hedeflerine karşı 200′ den fazla hava saldırısı düzenlemiştir.
    Saldırılar İran’ın Suriye’deki askeri varlığına karşı sıfır toleranslı bir savunma duruşuna işaret ediyor.
    Nitekim İsrail’in bölgesindeki İran varlığına yönelik güvenlik stratejisi de;
    1- ABD’nin İran’ı Suriye’de ele alma konusundaki istekliliğine ve İsrail’in çıkarlarını güvence altına almakta Rusya’ya güvenmemek:
    2- Suriye’deki İran askeri varlığına karşı bölgeye başta Suudi Arabistan ve BAE gibi Sünni Arap bloğu ile yakınlaşmak:
    3- İsrail Güvenlik Teşkilatının, İran revizyonizmi ve genişlemeciliğine karşı her an teyakkuzda olunması esasına dayanıyor.
     
    *
    Bu çerçevede İsrail, “Suudi Arabistan ve Sünni Arap Dünyası” ile ilişkileri geliştirmektedir.
    1- İsrail’in yakın gelecekte HAMAS, sonra İran’la doğrudan bir savaş yaşayabileceği olasılığı dikkate alınıyor.
    2- Suudi Arabistan ile işbirliğinin ürünü olarak, Sünni Arap ülkelerinin İsrail’i bir Yahudi devleti  olarak tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması amaçlanıyor.
    3- Suudi Kral Abdullah’ın 2002’de Beyrut’ta Arap Birliği zirvesinde sunduğu Arap Barış Girişimi doğrultusunda,
     a- Arap Ligi himayesinde, Suudi Arabistan kumandasında ve NATO uzantısı ortak bir “Arap Savunma Ordusu”,
     b- Terörle mücadeleye yönelik Suudi Arabistan merkezli ve nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman ülkeler arasında “Savunma Paktı” benzeri bir koalisyon kurulmasını öngörüyor.
     
    *
    Arap Savunma Ordusu’nun felsefesi 1969 Nixon Doktrini’nden şekilleniyor.
    O tarihteki Nixon Doktrini Körfez güvenliğini Suudi Arabistan ve İran’a emanet ediyor, İsrail ise bu eksenin gizli ayağını oluşturuyordu.
    1979 Devrimi ardından yaşanan gelişmelerden sonra bugün Ortadoğu’da ki güç mücadelesinde;
    “Tahran- Bağdat- Şam -Beyrut- Sana” eksenine karşı “Riyad- Körfez ülkeleri- Kahire” Sünni ekseni oluşturulmaya çalışılıyor…
     
    *
    Perşembe günü, Başkan D.Trump ABD’nin İran’a ve radikal terör örgütlerine  baskısını daha da arttıran yeni bir Terörle Mücadele Strateji Belgesi yayınladı.
    Ulusal Güvenlik Danışmanı J.Bolton tarafından ortaya konulan stratejide İran’a  öncelik veriliyor.
    Strateji Belgesi, ABD’nin Ortadoğu’daki nufuzunu korumak: İran’ın balistik füze programını kısıtlamak : İran’ın Lübnan Hizbullah, HAMAS ve Filistin İslami Cihad gibi aşırılıkçı gruplara desteğini kesmek: Yaptırımlarla İran’ı müzakere masasına zorlamak : İslamcı terörün ideolojisini oluşturan kaynakların tasfiyesini  amaçlıyor.
     
    *
    Nitekim Ortadoğu Stratejik İttifakı adı verilen Arap Savunma Ordusu’nun ya da Arap NATO’sunun temelleri ,
    18 Eylül’de New York’ ta BM 73. Genel Kurul Toplantısına gelen Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi;
    Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Bahreyn, Ürdün, Umman, Küveyt dışişleri bakanlarıyla bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile birlikte atılmış,
    ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü H.Nauert, ” Bölgede refah, güvenlik ve istikrarın sağlanması için Ortadoğu Stratejik İttifakı’nın inşa süreci konuşuldu” açıklamasında bulunmuştur.
     
    *
    Aslında bu proje 2017’de Suudi Arabistan önderliğinde 34 Arap ülkesi ve Arap olmayan Türkiye ve Pakistan ordularının da katılımı ile,
    İslam coğrafyasında operasyonlar yürütmek amacıyla “İslam Ordusu” adıyla hayata geçmişti.
    Ancak Mayıs 2017’de Başkan Trump’ın İslamcı Cihad Örgütleri ve İslamcı ideolojiyle mücadele etmek üzere Riyad’da,
    Suudi Arabistan önderliğinde 50 Arap ülkesiyle aldığı;
    1-  Mücadelenin Cihadçı grupları kuşatıp, kaçmalarına imkan vermeden yok etmeye dayanan bir stratejiyle yürütülmesi,
    2-  Bölgedeki tüm ülkelerin  aşırılıkları atmak amacını paylaşan bir uluslar birliği haline gelmelerinin sağlanması,
    3-  Mısır, El Ezher Üniversitesinin tüm aşırılık ideolojilerini görme ve sınırlama rolü eşliğinde İslam’ın doğru öğretilerini yayma konusunda lider ülke olması,
    4-  ABD’nin, Suudi liderliğinde İran’a karşı bir Sünni-Arap askeri koalisyon oluşturma planını desteklemesi,
    5-  İslami Cihadçi örgütlere Katar’ın finansman, Türkiye’nin ideolojik desteğini kesilmesi kararları ardından;
    Suudi Arabistan ve BAE’nin Türkiye ile ilişkilerini zayıflatması,
    Türkiye ve Pakistan’ın “İslam Ordusu”nun arka planını oluşturan mezhebi yapısına itirazları,
    Türkiye’nin Ortadoğu’da , Pakistan’ın Asya’da farklı politik tavır sergilemesi sonucunda “İslam Ordusu” projesi hızla çökmüştü.
     
    *
    Şimdi  ABD ve İsrail, Ortadoğu Stratejik İttifakı adı verilen Arap NATO’su ile
    Ortadoğu’daki gücü Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmanın  yolunu oluşturuyor;
    İran ile cepheleşme istenmiyor, İran sorunsalı durgunluğa, Ortadoğu politikası Soğuk Savaş çerçevesine taşınıyor.
     
    *
    Bu, 1955′ te Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’ya nüfuz etmesini önlemeye yönelik olarak NATO’nun  bir uzantısı olarak kurulan”Bağdat Paktı”nın yeni bir açılımıdır.
    Bu kez İran; hem SSCB’nin o dönemki rolünü üstleniyor hem de Ortadoğu’da nüfuz ettiği alanlarda karşısında Sünni Arapların oluşturduğu NATO’nun uzantısı bir savunma örgütü bulmuş olacaktır… 
     
    Ne ki, Bağdat Paktı temelleri Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955′ te yapılan anlaşma ile atılmış, İran, Pakistan ve İngiltere Pakta sonradan katılmıştı.
    Arap Birliği’ne üye devletlere ve işbirliği yapmak isteyen Ortadoğu devletlerine açık tutulan bu anlaşmaya Irak’tan başka hiçbir Arap  devleti katılmamıştı.
    Çünkü özellikle Mısır, bu Paktı Arap Birliği’ ne karşı en ağır darbe sayıyor ve şiddetle karşı çıkıyordu.
    Nitekim Türk-İngiliz birlikteliği Arapların Türkiye’ye karşı tedirginliğini arttırdı, Türk-Arap dostluğu sarsıldı…
    Batı karşıtı kamp güçlenirken, gereksiz bir şekilde Bağdat Paktı üyesi olan Türkiye bölgeye yabancılaştı ve çok daha fazla Batı’ya bağlandı.
    Arap ülkeleri ise Sovyetler Birliği ile uyumlarını hızlandırdı ve Sovyetlerin bölgeye girmesine olanak sağlarken, Türk-Sovyet ilişkilerine de gölge düştü…
     
    *
    Şimdi, ABD bir süredir Ortadoğu’nun bölüşümünde Suudi Arabistan ve İran arasında kalan İsrail’in güvenliği için öngördüğü bir mekanizmayı yeniden ileri sürüyor. 
    Bağdat Paktı’nın yeni bir açılımıyla Ortadoğu’da Suudi Arabistan-İran ekseninde Araplar Suudi Arabistan liderliğinde NATO’nun bölgedeki oluşumu anlamında “Ordulaşma”yı sağlarken,
    Hem İsrail’in müttefiki Arap’ların ‘Milli Güvenliği’, hem de İsrail’in İran Şii Ordusuna karşı güvenliği teminata alınıyor.
     
    *
    Üstelik ABD, Hürmüz Boğazı’nda İran’ı caydırmak ve Körfez ülkelerini korumak için donanmalarına yüklediği ve operasyonel hale getirdiği Füze Savunma sistemiyle birlikte konuşlandırdığı tüm serilerinde Patriot bataryalarını,
    Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Küveyt ve Umman’a sağladığı veri bağlantılarıyla birleştirilen,
    İsrail’de konuşlandırılan  füze savunma sistemleri ve patriot sistemleriyle “tek tetik” oluşturan,
    Bölgedeki kendi sistemine entegre ettiği füze kalkanını Rusya’ya yönlendirmede daha güvenilir ve işlevsel hale getirebilecektir.
     
    *
    Erdoğan NATO ile de sorun yaşıyor…
     
     
    8. 10. 2018
  • TATAR’IN KAZANMASINI İSTİYORUM/İSTEMİYORUM

    TATAR’IN KAZANMASINI İSTİYORUM/İSTEMİYORUM

    TATAR’IN KAZANMASINI İSTİYORUM/İSTEMİYORUM
    Hüseyin MÜMTAZ

    Siyasi hayatını hep muktedirlerin stepnesi olarak geçirmeyi ilke edinmiş, üstelik sâbıka dosyasında Kemal Derviş ile ilgili özel ve uzun bir bölüm bulunan Bahçeli’nin McKinsey eleştirilerine tahammül edememiş olmasını; IMF, Düyunu Umumiye, Sevr’in Maliye Komisyonu ve uluslararası kayyumluk müessesesi ile ilgili bilgi ve danışman cehaletine bağlıyor ve derin incelemeyi bir başka yazıya bırakıyorum.
    Çünkü artık Kıbrıs’tayım ve ay sonunda UBP’nin kurultayı var.
    UBP’yi yabana atmayın. Rauf Denktaş’ın kurduğu, dolayısı ile Cumhuriyeti de kuran partidir.
    Ama 2018 Genel seçimlerinde, 50 sandalyeli mecliste 21 vekillik kazanmasına rağmen iktidar/muktedir olamamış, muhalefette kalmıştır. İktidarda 4 partili bir koalisyon vardır. Dolayısı ile 21 vekilli bir UBP, seçimleri beklemeden her an bozulup/kurulabilecek bir hükümette en büyük ortak, genel başkanı da başbakan olabilecektir.
    Şu anda kurultayda yarışacak 4 aday vardır. Özgürgün, Sucuoğlu, Atun, Tatar.
    TATAR’ı destekliyorum. Çünkü;
    Özgürgün, tam da seçim döneminde gündeme düşen evlilik/boşanma dedikoduları, mahkeme koridorları, bol sterlinli nafaka melodramları ile hayli imaj kaybına uğramıştır.
    Atun hep Türkiye’ye yakın görünmeye çalışan yeni imajıyla sürekli boy göstermektedir ama yaşadığı şehrin, Gazimagusa’nın bile “Gazi”liğini bir türlü hazmedemeyip daima Rum’la yakınlaşan/örtüşen/görüşen sosyal kamuoyu yaratıcılarını, derneklerini, platformlarını bile halledememiş ama UBP’nin yöneticiliğine, KKTC’nin Başbakanlığına soyunmuştur.
    Bu rol kendisine on numara büyük gelir.
    Dolayısı ile tasnif dışıdır.
    İyi insan Sucuoğlu’nun tabanı yoktur fakat Özgürgün ile Tatar’dan hangisini desteklerse onun kazanmasını sağlar.
    Tatar devletçidir, tabanı vardır, sağlamdır, Rumcu değildir. İkili oynamaz. Tek ayak üstünde on yalan kıvırmaz.
    Ama TATAR’ı desteklemiyorum. Çünkü;
    Tatar’ın bir “T Televizyonu” vardır.
    Logosunda “KIBRIS TÜRKÜ’NÜN KANALI” yazar.
    Bu kanalda her gün, her sabah saatlerce Türkiye’ye, KKTC’ye, devlete, askere söven patates çuvalı endamı hayranlık uyandıran, Rum pasaportlu bir İngiliz program yapar.
    Ve her gün, her sabah saatlerce Türkiye’ye, KKTC’ye, devlete, askere sövülen bu kanal KKTC devletinden yardım alır.
    Yâni devlet üste para vererek, parayla kendine sövdürür.
    Bu nasıl “KIBRIS TÜRKÜ’NÜN KANALI”dır?
    Ersin TATAR’ın, işte bunun için kazanmasını istemiyorum.7 Ekim 2018

  • ‘Yedi’ deyip geçme; biraz düşün!

    ‘Yedi’ deyip geçme; biraz düşün!

    Bu; benim bu yayın organındaki yedinci yazım!.. Savulun bakalım, ama lütfen dağılmayın, toplaşın! Çünkü yedi sayısı benim için ve dünyada yaşayan bir çok insan için çok özel ve önemli bir sayıdır.

    Burada yedi sayısının kutsal metinlerde ve spritüel metinlerde ne şekilde anlatıldığını sizlere sıralayacak değilim. Çünkü ben; henüz kaynaklarda yedi sayısı ile ilgili anlatılanları tam öğrenmeden, hayatının her tarafında karşısına o sayının çıktığı insanlardanbiriyim. Bundan da çok memnunum. Haaa! “Bu olaydaki gizemi çözdün mü?” derseniz; hayır çözemedim, ama yedileri karşımda bulduğum her anımda içime o hoş ürperti geliyor. Şimdilik bu da bana yetiyor. Elde başka bir şey yok ki kardeşim?!.. Olsaydı inanın size de söylerdim.

    Bu konuda benim gibi olanlar gayet iyi bilirler. Trafikte ansızın gördüğün bir arabanın plakasındaki 777… Televizyonda bir film izlerken bir sahnede karşına çıkan oda kapısında yazan 7… Pastanedeki buz dolabında bir süre beklemiş, üzeri naylonlu aşurenin ambalajındaki buğuda belirmiş 7… Vatandaşlık numaranda, hatta telefon numaranda ard arda dizili o 7… Ya da yolda yürürken ansızın dikkatini çeken, yere düşmüş, yedi şeklindeki o dal parçası… Saymakla bitmez, ama anladınız siz onu!..

    Bazı psiko-takıklar buna hemen “Algıda seçicilik hocam!” diyecekler. Ancak alakası yok kardeşim!.. O dediğin algı her ne ise; biz onu seçmiyoruz, o ikide bir gelip bizi seçiyor yani!.. Tabii gizemlere hiçbir zaman prim vermeyip, her şeyi dünya gözüyle ve psikolojiyle tarifleme peşindeysen, buna ‘algıda seçicilik’ demen de gayet normaldir. “Bazı insanların bazı sayılarla bal gibi de bağları vardır.” diyorum kısacası.

    Yedi sayısı ile bağı olduğunu düşünenler; lütfen kutsal metinlerde bu sayıyı inceleyin!.. Ayrıca Pleiades Takım Yıldızı’nın yabancı metinlerde isminin ‘Seven Sisters’ olduğunu da unutmayın!

    Henüz bu gizemin dünya genelinde resmen açık edildiğini zannetmiyorum, ancak belki yedi sayısı ile bağı olanların bir gün, bir nedenle bir araya geleceklerine inanıyorum. Çünkü sayılar üzerinden kodlanmış bilinçlerin mutlaka kozmik bir nedeni olmalı. Belki içinde ortak bir amacı, ortak bir özlemi, bir duyguyu, geometriyi ve ucu sonsuza varan bir nevi birleşmeyi barındıran büyük bir neden!..

    Sizleri; etrafında yedi adet sandalye olan yedi köşeli bir ziyafet masasında, henüz tamamlanmamış yedinci mutluluk parçacığımla,Yedi Kocalı Hürmüz’ün şehvetiyle, henüz bilmediğim yedinci ayın, bilmediğim yedinci gününde ve yedinci saatinde bekliyor olacağım!

    Ara sıra içe dönün ve odaklanın. Yedileriniz bol olsun!..

    www.youtube.com/arizaadam
    Ömer Dalman

    02.10.2018

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 06 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 06 Ekim 2018 )

    1.. La Frankofon’ un 17 nci Zirvesi kapsamında 7-12 Ekim tarihleri arasında Erivan’da “Frankofon” Köyü kurulacak. Frankofon Zirvesi 11 ve 12 Ekim’de Erivan’da gerçekleşecek. Frankofon’ un amacı, Fransız dilini ve kültürel çeşitliliği, barışın, demokrasinin ve insan haklarının evrensel değerlerini, eğitimin önemini, araştırma ve geliştirmenin yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmektir. (İ)
    https://www.panorama.am/en/news/2018/10/06/“Francophone”-Village-to-open-in-Yerevan/2014667

    2. Erivan’daki Frankofon etkinlikleri 7 Ekim’de Daimi Konsey’in oturumuyla başlayacak. Etkinlik çalışmaları Frankofon Daimi Konseyi, La Frankofon Uluslararası Örgütü (OIF) Genel Sekreteri tarafından başlatılacak. 35 inci OIF Bakanlar Konferansı 8-9 Ekim’de gerçekleşecek. Özgürlük Meydanı’ndaki Frankofon Köyü’nün resmi açılışı 9 Ekim’e planlanıyor. (İ)

    3. Ermenistan Seçim Yasası değişiklikleri ile ilgili yasa tasarısı Birleştirilmiş İnternet Sitesi vasıtası ile kamuoyuna duyuruldu. Bu seçim yasası ile öngörülen reformların temel amacı, Ermenistan’da demokratik bir seçim kurumunun oluşturulmasıdır. (İ)
    . ABD’nin

    4. ABD’nin bir sonraki Azerbaycan büyükelçi adayı Earle Litzenberger, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik çaba gösterme sözü verdi. ABD Senatosu Dışişleri Komitesinde kendisi ile görüşme yapılan Azerbaycan’ın bir sonraki büyükelçisi adayı Litzenberger, Azerbaycan’ın kötüleşen insan hakları kayıtları ve ülkenin ABD ile olan güvenlik işbirliğiyle ilgili sorularla karşı karşıya kaldı, Dağlık Karabağ sorununu da desteklemeye hazır olduğunu bildirdi. Litzenberger, “Güney Kafkasya için Dağlık Karabağ sorununun barışçıl yoldan çözülmesinden daha güvenli ve başarılı bir geleceğe ulaşmak için daha yüksek bir öncelik yoktur” dedi. Amerika Birleşik Devletleri, AGİT Minsk Grubu Eş Başkanı olarak, BM Şartı ve Helsinki Nihai Yasası ilkelerine dayanarak, ihtilafın barışçıl ve kalıcı bir uzlaşmaya varılması hedefi için ilgili her taraf ile çalışmaya devam ediyor, kuvvet ya da güç tehdidi kullanmayı kabul etmeyerek, toprak bütünlüğü ve eşit haklar ve halkların kendi kaderini tayin etme haklarını esas alıyor. Litzenberger, büyükelçiliği onaylanırsa, yönetimin bu hedefe ulaşma taahhüdünü destekleyeceğini söyledi. (İ)

    5. Ermenistan ve Nisan ayında gerçekleşen kadife devrimi, Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Viyana Çağdaş Uluslararası Sanat Fuarı’nda bu yılın odak noktasını oluşturdu. Fuara, 27 ülke katılıyor, 118 galeriden 34’ ü Doğu Avrupa’dan. Sergiler bölgesel kimliğe ayrıldı ve son zamanlardaki politik gelişmeler vurgulandı. (İ)

    6. Fransız gazetesi La Tribune, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ un gelecek hafta Azerbaycan’ı ziyaret edeceğini bildiriyor. Ziyaret sırasında Dağlık Karabağ sorununun görüşülmesinin yanı sıra, Fransız sanayi firması Denizcilik Grubu ile Azerbaycan hükümeti arasında bir Offshore Karakol Gemisi inşası hakkında bir sözleşme imzalanması da söz konusu. Macron, Kanada Başbakanı Justin Trudeau gibi dünya liderlerinin yanı sıra La Frankofon’ un 17nci Zirvesine katılmak üzere Ermenistan’a gidecek. (İ)

  • McKinsey hakkında Erdoğan noktayı koydu, Albayrak alkışladı

    McKinsey hakkında Erdoğan noktayı koydu, Albayrak alkışladı

    Uzunca bir süre Yeni Ekonomik Plan kapsamında yönetime getirilen McKinsey hakkında Erdoğan son noktayı koydu.

    Turkishnews-Partisinin Kızılcahamam’da düzenlenen 27. İstişare Toplantısında kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine üyelerine McKinsey’den danışmanlık dahi almamalarını istediğini dile getirdi. Aynı zamanda Erdoğan, IMF ile yapmış oldukları Stand-By anlaşmalarına da açıklık getirerek; ülkeyi yeniden böyle bir cendereye sokmayacaklarının altını çizdi.

    ‘Danışmanlık şirketi üzerinden bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar’

    Ana muhalefetin başındaki zat, ücreti mukabili tutulmuş bir uluslararası danışmanlık şirketi üzerinden bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Geçen bütün bakan arkadaşlarıma da söyledim. ‘Bunlardan fikri danışmanlık da almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok. Biz bize yeteriz” dedi.

    Erdoğan’ın bu konuşmalarını McKinsey ile anlaşan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ta alkışladı.

  • Cahil adam

    Cahil adam

    Henüz ilkokul sıralarında otururken beynimize böyle kodlamıştık. O küçücük yaşımızda nereden bilebilirdik o CaHİL aDaM’ın cehaletimizi yenmek için olduğunu… Türk’ün Atası, Başbuğumuzun armağanı “Milli İlkelerimiz” olduğunu?
    Ah o CaHİL aDaM yok mu?..
    “C”siyle cehaletimizi attık, Cumhuriyetçilik bilinciyle.
    “H”siyle hak ettiğimiz milli bilincimizi tanıdık, gerçek halk kavramı nedir, işte o zaman anladık.
    “İ”siyle İstiklalimizi kanıtladık, inkılaplarımızla yeniliğe kavuşarak.
    “L”siyle Layık olduğumuz iç özgürlüğümüzü yaşadık, laiklik dedik bu özgürlüğe.
    “D”siyle dünyalara tanıttık TÜRK yurdunu, Devlet dedik! Devletçilik dedik!
    “M”siyle mavi boncuğumuzu kazıdık kalbimize, Milliyetçilik dedik adına! TÜRK dedik! BİZ dedik!

    İlke neydi? Temel fikir, bilgi ve inanış değil miydi? Öyleyse bilgimiz sağlam, inancımız kuvvetli olsun. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attığı bu 6 ilke bizim geçmişimiz, geleceğimiz en önemlisi şimdimiz olsun. Çünkü geleceği geçmiş yönetir arkadaşlar. Yarınımıza yön veren bugün, yarınımızı yönetir. Şimdimiz, geleceğimizdir. Çok konuştum sanırım, geçelim şu fragman kısımlarını. Anladığınız üzere bugünkü konumuz ilkelerimiz. Öncelik olarak, bu altı ilkemizin ilk ikisini anlatacağım bugün sizlere. Daha sonra ki CaHİL aDaM yazımda diğer ilkelerimize de değineceğim. Tane tane okumak, tane tane anlamak gerekiyor. Ne yazık ki bu konuda çok ayrılığa düşüyoruz çünkü. Bu 6 ilke bir partinin simgesi değildir. Tıpkı bozkurt işaretinin, bir partinin simgesi olmadığı gibi. Bozkurt TÜRK’ün simgesidir, 6 ilke de TÜRK Devletinin ana esasları. İkisine de sahip çıkmalıyız.
    Peki savunduğumuz bu ilkelerin esasen bize verdiği mesaj NEDİR?

    “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur(1936-M.K.Atatürk)”
    Yeni hayatın baki ilkesi
    Cumhuriyetçilik; Biliyoruz ki Cumhuriyet, Demokratik parlamenter bir sistemdir. Bir idare biçimidir. Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare cumhuriyet idaresidir (1924-M.K.Atatürk). Bu sistemle devletin vatandaşına sorumlulukları vardır, vatandaşın da devletine. Atamızın bütün inkılaplarını temsil eden bu ana ilkenin yapıtaşı “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözüdür. Bu düşünceyle kurulmuş bu ilke, devlet yönetiminde kişisel çıkarların önüne geçmektedir. Milli hakimiyet ülküsünü ve milletin iradesini atmosfer tabakası gibi sarmış, teminat altına almıştır bu ilke.
    Ya ATATÜRK! Bu ilke için neler söylemiştir biz çocuklarına?
    “Millî azim ve bilincin kıymetli eseri olan değerli Cumhuriyetin bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına güvenim tamdır.” O zaman değerli okurlarım, bu emanet bizim sorumluluğumuz. Her birimiz Türkiye Cumhuriyet’inin bir ferdiysek eğer, bu sorumluluklarımıza sahip çıkmak zorundayız.

    Sorumluluklarımızı bir sıraya dizeceğiz şimdi.
    Sırada ikinci ilkemiz, Milliyetçilik ilkesi var. Bir yurdun en değerli varlığı yurttaşlar arasında milli birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygusu ve kabiliyetlerin olgunluğudur, demiş ölümsüz önder M.K.Atatürk.
    Milliyetçilik; Bu ilke adı üstünde “milliyet” olabilme düşüncesi değil midir? Peki nedir milliyet olabilme? Bir millete mensup kişilerin bulunduğu millete bağlı olması, milli birliğini ve beraberliğini sağlaması değil midir değerli okurlarım? Evet öyledir. Tam da böyledir. Türk’ün milliyetçilik ilkesinin temelini Başbuğ Atatürk’ümüz; Ne Mutlu Türk’üm, diyene sözüyle kazımıştır, Türk Milleti’nin tinine. Ayrıştırıcı değil! Aksine toplayıcı ve bütünleştirici olan bu ilkeyi en güzel Atamızın; Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep “aynı ırkın evlatları”, hep “aynı cevherin damarıdır”, sözünde buluyorum ben. Çünkü biz, her birimiz! Kutsal Türk toprağında, Türk vatanında yaşayan Oğuzhan’ın torunlarıyız. On binlerce yıllık geçmişi olan biz Türkleri, ayrıştırmak için farklı ırktan gelmişiz gibi bölücü algı yaratıyorlar, yok öyle. Türkiye Cumhuriyet’inde ya da Türk Devletlerinde yaşayan bütün vatandaşlar Türk’tür. Kanında Oğuzhan vardır. Aksini kabul etmek için çırpınan varsa yaşamasın arkadaşım bu güzel memleketlerimizde! Ne mutlu Türk’üm! Diyene canımız feda. Atamızın dediği gibi; Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan devletler, başka milletlerin avıdır.

    Bu iki önemli ilkeyi eminim sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Fakat benim sizlere hatırlatmak istediğim başka ve daha önemli bir husus var. O da Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkesinin et ve tırnak gibi birbirine bağlı olduğudur. Kedi köpek gibi yok ben milliyetçiyim yok ben cumhuriyetçiyim diye didişmelere bir son vermemiz gerekiyor artık. Fark etmedik ırkımızı böldüler, fark etmedik ortak düşüncelerimizi böldüler. Atamızın 6 ilkesi vardır 6 ilkesini birbirinden ayırmak ne mümkün! Bölüne bölüne bir hal olduk. Böyle böyle o çok korktukları Türklük kavramını silmek istiyorlar farkında mısınız!?
    Başbuğumuz demiş ki; “Memleketin ve inkılabın, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Memleketin ve milletin sosyal, ekonomik, kültürel ve fikri yönlerde gelişme ve ilerleme alanı olabilmesi için çok çalışmak idealimiz olmalıdır.” İşte bu yüzden milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ilkesi birbirinden ayrılamaz değerli okurlarım.
    Biz neden a partisi şunu dedi b partisi şunu dedi diye tartışıyoruz. Hepsi, kimilerimize göre iyi ya da kötü, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten ya da yönetmeye talip kişiler değiller mi? Şimdi her şeyi bir kenara bırakın. Biz bilimde ne kadar ilerledik, biz sanatta ne kadar ilerledik, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Türk devletleri arasındaki konumumuz nedir ve bunları nasıl geliştirebiliriz, düşüncesine sahip olmazsak eğer nasıl gelişiriz? Daha önemlisi nasıl varlığımızı sürdürebiliriz? Önce kendimize dönmeyi ve kendimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. Bunu anneniz, babanız, öğretmeniniz öğretmeyecek sizlere. İhtiyacınız olan her bilgi zaten mevcut. İki dakika; sosyal medyada ay şu fotomu paylaşayım kaç beğeni alacak derdini bir tarafa bırakın (ki bu dert değil) vatanım ne konumda, ilerdeki nesillerim refah içinde yaşayabilecek mi düşüncesine odaklanın. Lütfen. Çok rica ediyorum. İç kavga Türkiye Cumhuriyet’ini ne kadar ileriye taşıyabilir ki?