Blog

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 06 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 06 Ekim 2018 )

    1.. La Frankofon’ un 17 nci Zirvesi kapsamında 7-12 Ekim tarihleri arasında Erivan’da “Frankofon” Köyü kurulacak. Frankofon Zirvesi 11 ve 12 Ekim’de Erivan’da gerçekleşecek. Frankofon’ un amacı, Fransız dilini ve kültürel çeşitliliği, barışın, demokrasinin ve insan haklarının evrensel değerlerini, eğitimin önemini, araştırma ve geliştirmenin yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmektir. (İ)
    https://www.panorama.am/en/news/2018/10/06/“Francophone”-Village-to-open-in-Yerevan/2014667

    2. Erivan’daki Frankofon etkinlikleri 7 Ekim’de Daimi Konsey’in oturumuyla başlayacak. Etkinlik çalışmaları Frankofon Daimi Konseyi, La Frankofon Uluslararası Örgütü (OIF) Genel Sekreteri tarafından başlatılacak. 35 inci OIF Bakanlar Konferansı 8-9 Ekim’de gerçekleşecek. Özgürlük Meydanı’ndaki Frankofon Köyü’nün resmi açılışı 9 Ekim’e planlanıyor. (İ)

    3. Ermenistan Seçim Yasası değişiklikleri ile ilgili yasa tasarısı Birleştirilmiş İnternet Sitesi vasıtası ile kamuoyuna duyuruldu. Bu seçim yasası ile öngörülen reformların temel amacı, Ermenistan’da demokratik bir seçim kurumunun oluşturulmasıdır. (İ)
    . ABD’nin

    4. ABD’nin bir sonraki Azerbaycan büyükelçi adayı Earle Litzenberger, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik çaba gösterme sözü verdi. ABD Senatosu Dışişleri Komitesinde kendisi ile görüşme yapılan Azerbaycan’ın bir sonraki büyükelçisi adayı Litzenberger, Azerbaycan’ın kötüleşen insan hakları kayıtları ve ülkenin ABD ile olan güvenlik işbirliğiyle ilgili sorularla karşı karşıya kaldı, Dağlık Karabağ sorununu da desteklemeye hazır olduğunu bildirdi. Litzenberger, “Güney Kafkasya için Dağlık Karabağ sorununun barışçıl yoldan çözülmesinden daha güvenli ve başarılı bir geleceğe ulaşmak için daha yüksek bir öncelik yoktur” dedi. Amerika Birleşik Devletleri, AGİT Minsk Grubu Eş Başkanı olarak, BM Şartı ve Helsinki Nihai Yasası ilkelerine dayanarak, ihtilafın barışçıl ve kalıcı bir uzlaşmaya varılması hedefi için ilgili her taraf ile çalışmaya devam ediyor, kuvvet ya da güç tehdidi kullanmayı kabul etmeyerek, toprak bütünlüğü ve eşit haklar ve halkların kendi kaderini tayin etme haklarını esas alıyor. Litzenberger, büyükelçiliği onaylanırsa, yönetimin bu hedefe ulaşma taahhüdünü destekleyeceğini söyledi. (İ)

    5. Ermenistan ve Nisan ayında gerçekleşen kadife devrimi, Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Viyana Çağdaş Uluslararası Sanat Fuarı’nda bu yılın odak noktasını oluşturdu. Fuara, 27 ülke katılıyor, 118 galeriden 34’ ü Doğu Avrupa’dan. Sergiler bölgesel kimliğe ayrıldı ve son zamanlardaki politik gelişmeler vurgulandı. (İ)

    6. Fransız gazetesi La Tribune, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ un gelecek hafta Azerbaycan’ı ziyaret edeceğini bildiriyor. Ziyaret sırasında Dağlık Karabağ sorununun görüşülmesinin yanı sıra, Fransız sanayi firması Denizcilik Grubu ile Azerbaycan hükümeti arasında bir Offshore Karakol Gemisi inşası hakkında bir sözleşme imzalanması da söz konusu. Macron, Kanada Başbakanı Justin Trudeau gibi dünya liderlerinin yanı sıra La Frankofon’ un 17nci Zirvesine katılmak üzere Ermenistan’a gidecek. (İ)

  • McKinsey hakkında Erdoğan noktayı koydu, Albayrak alkışladı

    McKinsey hakkında Erdoğan noktayı koydu, Albayrak alkışladı

    Uzunca bir süre Yeni Ekonomik Plan kapsamında yönetime getirilen McKinsey hakkında Erdoğan son noktayı koydu.

    Turkishnews-Partisinin Kızılcahamam’da düzenlenen 27. İstişare Toplantısında kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine üyelerine McKinsey’den danışmanlık dahi almamalarını istediğini dile getirdi. Aynı zamanda Erdoğan, IMF ile yapmış oldukları Stand-By anlaşmalarına da açıklık getirerek; ülkeyi yeniden böyle bir cendereye sokmayacaklarının altını çizdi.

    ‘Danışmanlık şirketi üzerinden bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar’

    Ana muhalefetin başındaki zat, ücreti mukabili tutulmuş bir uluslararası danışmanlık şirketi üzerinden bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Geçen bütün bakan arkadaşlarıma da söyledim. ‘Bunlardan fikri danışmanlık da almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok. Biz bize yeteriz” dedi.

    Erdoğan’ın bu konuşmalarını McKinsey ile anlaşan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ta alkışladı.

  • Cahil adam

    Cahil adam

    Henüz ilkokul sıralarında otururken beynimize böyle kodlamıştık. O küçücük yaşımızda nereden bilebilirdik o CaHİL aDaM’ın cehaletimizi yenmek için olduğunu… Türk’ün Atası, Başbuğumuzun armağanı “Milli İlkelerimiz” olduğunu?
    Ah o CaHİL aDaM yok mu?..
    “C”siyle cehaletimizi attık, Cumhuriyetçilik bilinciyle.
    “H”siyle hak ettiğimiz milli bilincimizi tanıdık, gerçek halk kavramı nedir, işte o zaman anladık.
    “İ”siyle İstiklalimizi kanıtladık, inkılaplarımızla yeniliğe kavuşarak.
    “L”siyle Layık olduğumuz iç özgürlüğümüzü yaşadık, laiklik dedik bu özgürlüğe.
    “D”siyle dünyalara tanıttık TÜRK yurdunu, Devlet dedik! Devletçilik dedik!
    “M”siyle mavi boncuğumuzu kazıdık kalbimize, Milliyetçilik dedik adına! TÜRK dedik! BİZ dedik!

    İlke neydi? Temel fikir, bilgi ve inanış değil miydi? Öyleyse bilgimiz sağlam, inancımız kuvvetli olsun. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attığı bu 6 ilke bizim geçmişimiz, geleceğimiz en önemlisi şimdimiz olsun. Çünkü geleceği geçmiş yönetir arkadaşlar. Yarınımıza yön veren bugün, yarınımızı yönetir. Şimdimiz, geleceğimizdir. Çok konuştum sanırım, geçelim şu fragman kısımlarını. Anladığınız üzere bugünkü konumuz ilkelerimiz. Öncelik olarak, bu altı ilkemizin ilk ikisini anlatacağım bugün sizlere. Daha sonra ki CaHİL aDaM yazımda diğer ilkelerimize de değineceğim. Tane tane okumak, tane tane anlamak gerekiyor. Ne yazık ki bu konuda çok ayrılığa düşüyoruz çünkü. Bu 6 ilke bir partinin simgesi değildir. Tıpkı bozkurt işaretinin, bir partinin simgesi olmadığı gibi. Bozkurt TÜRK’ün simgesidir, 6 ilke de TÜRK Devletinin ana esasları. İkisine de sahip çıkmalıyız.
    Peki savunduğumuz bu ilkelerin esasen bize verdiği mesaj NEDİR?

    “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur(1936-M.K.Atatürk)”
    Yeni hayatın baki ilkesi
    Cumhuriyetçilik; Biliyoruz ki Cumhuriyet, Demokratik parlamenter bir sistemdir. Bir idare biçimidir. Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare cumhuriyet idaresidir (1924-M.K.Atatürk). Bu sistemle devletin vatandaşına sorumlulukları vardır, vatandaşın da devletine. Atamızın bütün inkılaplarını temsil eden bu ana ilkenin yapıtaşı “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözüdür. Bu düşünceyle kurulmuş bu ilke, devlet yönetiminde kişisel çıkarların önüne geçmektedir. Milli hakimiyet ülküsünü ve milletin iradesini atmosfer tabakası gibi sarmış, teminat altına almıştır bu ilke.
    Ya ATATÜRK! Bu ilke için neler söylemiştir biz çocuklarına?
    “Millî azim ve bilincin kıymetli eseri olan değerli Cumhuriyetin bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına güvenim tamdır.” O zaman değerli okurlarım, bu emanet bizim sorumluluğumuz. Her birimiz Türkiye Cumhuriyet’inin bir ferdiysek eğer, bu sorumluluklarımıza sahip çıkmak zorundayız.

    Sorumluluklarımızı bir sıraya dizeceğiz şimdi.
    Sırada ikinci ilkemiz, Milliyetçilik ilkesi var. Bir yurdun en değerli varlığı yurttaşlar arasında milli birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygusu ve kabiliyetlerin olgunluğudur, demiş ölümsüz önder M.K.Atatürk.
    Milliyetçilik; Bu ilke adı üstünde “milliyet” olabilme düşüncesi değil midir? Peki nedir milliyet olabilme? Bir millete mensup kişilerin bulunduğu millete bağlı olması, milli birliğini ve beraberliğini sağlaması değil midir değerli okurlarım? Evet öyledir. Tam da böyledir. Türk’ün milliyetçilik ilkesinin temelini Başbuğ Atatürk’ümüz; Ne Mutlu Türk’üm, diyene sözüyle kazımıştır, Türk Milleti’nin tinine. Ayrıştırıcı değil! Aksine toplayıcı ve bütünleştirici olan bu ilkeyi en güzel Atamızın; Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep “aynı ırkın evlatları”, hep “aynı cevherin damarıdır”, sözünde buluyorum ben. Çünkü biz, her birimiz! Kutsal Türk toprağında, Türk vatanında yaşayan Oğuzhan’ın torunlarıyız. On binlerce yıllık geçmişi olan biz Türkleri, ayrıştırmak için farklı ırktan gelmişiz gibi bölücü algı yaratıyorlar, yok öyle. Türkiye Cumhuriyet’inde ya da Türk Devletlerinde yaşayan bütün vatandaşlar Türk’tür. Kanında Oğuzhan vardır. Aksini kabul etmek için çırpınan varsa yaşamasın arkadaşım bu güzel memleketlerimizde! Ne mutlu Türk’üm! Diyene canımız feda. Atamızın dediği gibi; Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan devletler, başka milletlerin avıdır.

    Bu iki önemli ilkeyi eminim sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Fakat benim sizlere hatırlatmak istediğim başka ve daha önemli bir husus var. O da Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkesinin et ve tırnak gibi birbirine bağlı olduğudur. Kedi köpek gibi yok ben milliyetçiyim yok ben cumhuriyetçiyim diye didişmelere bir son vermemiz gerekiyor artık. Fark etmedik ırkımızı böldüler, fark etmedik ortak düşüncelerimizi böldüler. Atamızın 6 ilkesi vardır 6 ilkesini birbirinden ayırmak ne mümkün! Bölüne bölüne bir hal olduk. Böyle böyle o çok korktukları Türklük kavramını silmek istiyorlar farkında mısınız!?
    Başbuğumuz demiş ki; “Memleketin ve inkılabın, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Memleketin ve milletin sosyal, ekonomik, kültürel ve fikri yönlerde gelişme ve ilerleme alanı olabilmesi için çok çalışmak idealimiz olmalıdır.” İşte bu yüzden milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ilkesi birbirinden ayrılamaz değerli okurlarım.
    Biz neden a partisi şunu dedi b partisi şunu dedi diye tartışıyoruz. Hepsi, kimilerimize göre iyi ya da kötü, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten ya da yönetmeye talip kişiler değiller mi? Şimdi her şeyi bir kenara bırakın. Biz bilimde ne kadar ilerledik, biz sanatta ne kadar ilerledik, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Türk devletleri arasındaki konumumuz nedir ve bunları nasıl geliştirebiliriz, düşüncesine sahip olmazsak eğer nasıl gelişiriz? Daha önemlisi nasıl varlığımızı sürdürebiliriz? Önce kendimize dönmeyi ve kendimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. Bunu anneniz, babanız, öğretmeniniz öğretmeyecek sizlere. İhtiyacınız olan her bilgi zaten mevcut. İki dakika; sosyal medyada ay şu fotomu paylaşayım kaç beğeni alacak derdini bir tarafa bırakın (ki bu dert değil) vatanım ne konumda, ilerdeki nesillerim refah içinde yaşayabilecek mi düşüncesine odaklanın. Lütfen. Çok rica ediyorum. İç kavga Türkiye Cumhuriyet’ini ne kadar ileriye taşıyabilir ki?

  • Sözleşmelerde TL dönemi resmen başladı

    Sözleşmelerde TL dönemi resmen başladı

    Hazine ve Maliye Bakanlığının Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karara İlişkin Tebliğ’de değişiklik yapılmasını içeren tebliği, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, Tebliğin döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmeleri içeren 8’inci maddesinde değişikliğe gidilerek, Türk Lirası ile yapılması zorunlu sözleşmeler ve istisna kapsamındaki sözleşmeler 25 başlık altında yeniden düzenlendi. Türkiye’de yerleşik kişiler, kendi aralarında akdedecekleri, gayrimenkul satış, kiralama sözleşmeleri ile iş ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacak.

    Dövize endeksli kararlaştırılabilecek sözleşmeler Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmeler dışında kalan sözleşmelerde dövizden TL’ye geçişinde 2 Ocak 2018 kuru esas alınacak. Menkul satış ve kiralama sözleşmelerinde, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmelerinde, donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde, gemilere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek. Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmelerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletler arası antlaşmaların ifası kapsamında olmak kaydıyla; yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmelerde, Hazine ve Maliye Bakanlığının gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili olarak bankaların taraf olduğu sözleşmelerde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek. Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülükleri döviz cinsinden kararlaştırılabilecek. Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek. Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari hava yolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli bedeller içeren gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricindeki sözleşmeleri akdedebilecek. Sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedeller döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecek. Uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere veya emtiaya endekslenen ve dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler, dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilecek. Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler, Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilecek. Akdedilecek sözleşmelerde istisna kapsamına alınan, tebliğ değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan sözleşmeler de anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan iş makineleri dahil taşıt kiralama sözleşmeleri anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak. Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin taraarca Türk parası olarak yeniden belirlenmesi zorunlu olacak. Anlaşmazlık halinde 2 Ocak 2018 kuru esas alınacak Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller taraflarca Türk Lirası yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; 2 Ocak 2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki Döviz bedelinin TL’ye çevrilmesinde, 2 Ocak’taki Merkez Bankası efektif satış kuru esas alınacak. Taraflar anlaşırsa, farklı bedeller üzerinden de TL’ye geçiş yapabilecekler. Yeni belirlenen bedeller, her yıl Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışa göre güncellenecek.

    Kaynak Haber7

    • ETİKETLER:
    • Türkiye
    • TL
  • Münbiç’te neler oluyor?…

    Münbiç’te neler oluyor?…

    Biz, şu anda ekonomik sıkıntılar ve ardından gelen yüksek enflasyonla uğraşıyoruz. Bu uğraşımızdan istifade eden Amerika, Suriye’de terörist gruplarla Türkiye üzerine hazırladığı tuzaklara yenilerini ekliyor.
    Bölgeyi ateş çemberine çevirecek adımların atılması, ilk önce Türkiye’nin beka sorununu gündeme getiriyor. Suriye sınırında terörist grupların güçlenmesi Türkiye’nin sınır güvenliğini ortadan kaldırdığı gibi, YPG/ PKK’nın da güç kazanmasına neden oluyor.
    Daha önce yazdığımız yazılarda Amerika’nın özellikle Suriye’de Türkiye’nin altını oymaya çalıştığını ve dostluk ve müttefiklikle de ilgisi olmayan tuzaklar hazırladığına değinmiştik.
    Özellikle Münbiç’e dikkatlerinizi çekmek istiyoruz.
    Çünkü, Münbiç üzerinden oynanmak istenilen oyun, Türkiye’yi bir noktada köşeye sıkıştırmak anlamına geliyor.
    ABD, Türkiye’ye Münbiç konusunda 4 Haziran’da sağlanan mutabakatta verdiği sözü halen yerine getirmezken, aradan geçen zaman içinde terör örgütü YPG/PKK, Münbiç ilçe merkezinin etrafını kazdığı çukurlar ve toprak setlerle çevirmeye başladı.
    Anlaşmaya varılan mutabakatla Türkiye ile ABD, Münbiç’in YPG/PKK’dan temizlenmesi için 90 günlük bir takvim üzerinde görüş birliğine varmıştı. Aradan 120 günden fazla süre geçmiş olmasına rağmen mutabakat noktasında hiçbir ilerleme kaydedilemediği gibi, terör örgütü YPG/PKK’nın Münbiç’te kalıcı olmak için yeni oyunlar içinde olduğu ortaya çıktı.
    Terörist gruplar Münbiç’ten hiç çıkmayacakmış gibi ilçeye yerleşmeyi sürdürüyor.
    YPG/PKK, Ağustos 2016’da ABD desteği ile ele geçirdiği Münbiç kent merkezini çukurlar kazarak çevrelemeye başladı. ABD’nin tam desteğini arkasına alan YPG/PKK, kendisinin ilçeden çıkarılmasına yönelik Türkiye-ABD mutabakatı üzerine, Haziran ayından itibaren faaliyetlerini hızlandırdı. Örgüt, tüm kent merkezini çeviren çukur ve siper inşasını tamamladı.
    Elde edilen bilgilere ve uydudan tespit edilen görüntülere de bakalım:
    Münbiç’e yönelik olası bir harekata karşı güç toplamaya aralıksız devam eden terör örgütü YPG/PKK’nın Haziran ayında bu yana kazdığı çukurların oluşturduğu hatlar arasına olası savaşta kullanmak üzere inşa ettiği tünellerin birleşerek oluşturduğu hat, toplamda 29.3 kilometre uzunluğunda bulunuyor.
    Ana hat içinde bazı bölgelerde uzunluğu 1-3 kilometre civarında başka çukur ve siperler de yer alıyor. Örgüt, çukurların önüne derinlikleri değişen toprak setler de inşa etti. Terör örgütünün inşa ettiği söz konusu hatlar uydu fotoğraflarından bile ince beyaz çizgiler şeklinde görünebiliyor. Münbiç’i çevreleyen çukur hatlar sayesinde ilçeye giriş çıkışlar sadece belirli noktalardan yapılabiliyor.
    Öte yandan terör örgütü YPG/PKK, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı Zeytin Dalı Harekatı ile işgalinden kurtarılan Afrin’den kaçarak Münbiç’e gelen teröristlere de eğitim veriyor.
    ABD askerlerinin desteğiyle gerçekleştirilen terörist eğitiminin kılıfı da bulunmuş. Teröistlere verilen eğitim sözde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında gerçekleştiriliyor. Bu bağlamda Türkiye’den tepki geldiğinde ABD’liler ‘biz teröristlere değil SDG unsurlarına eğitim veriyoruz’ diyerek tepkileri savuşturuyorlar.
    ABD’nin desteğini alan terör örgütü YPG/PKK ayrıca, Münbiç’in Fırat Kalkanı Harekatı bölgesine sınır konumdaki noktalara da terörist yığınağı yapıyor.
    Mutabakatın ilk somut adımı olarak, 18 Haziran’da Türkiye ve ABD askeri unsurlarının ilçede koordine devriye faaliyeti gerçekleştirmişti. Türkiye ve ABD şimdiye kadar 55 kez koordineli bağımsız devriye görevi yerine getirdi.
    ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun sözcüsü Albay Sean J. Ryan, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada, “Münbiç’te çok az YPGli var. Anlaşmaya bağlıyız, YPG Münbiç’in parçası olmayacak” demişti. Ancak ABD, Münbiç’teki YPG/PKK unsurlarının çekileceğini taahhütünü yerine getirmek için henüz hiçbir adım atmadı.
    Dikkat edilecek olursa, Amerika bugüne kadar ne söz verdiyse hiç birini yerine getirmedi. Türkiye ile olan anlaşmalarına da bağlı kalmadı. Bu da hiç kuşkusuz iki ülke arasındaki gerilimin daha da artmasına neden oluyor.
    Bir önemli konu da şu:
    İçte ve dışta onca sorunlarımız varken, siyasilerin birlik ve bütünlük içinde bir araya gelip çözüm üretmesi gerekirken, bazı siyasi parti liderlerinin birbirine karşı adeta savaş ilan etmesi ve söz atışmaları da anlaşılır gibi değildir. Bu konuyu bir başka yazımızda enine boyuna ele alacağız.

  • Kemalismus

    Kemalismus

    Hakki Keskin [mailto:[email protected]]

    Değerli Arkadaşlar,

    Türkiye Cumhuriyeti`mizle yaşıt olan, Mustafa Kemal`ın isteğiyle, Kuvayi Milliyeci Yunus Nadi tarafından kurulan ve Kemalist ilke ve devrimlerine kararlılıkla bağlı kalan, Cumhuriyet gazetesinde 7.8.2018 tarihinde yapılan seçimle yeni bir Vakıf Yönetimi göreve geldi. Alev Coşkun, Ali Şirmen, Mustafa Balbay`ında görev aldığı yeni vakıf yönetimine, bazı Alman medyasında asla hak etmedikleri eleştiriler yapıldı.

    Vakıf yöneticileri aşırı sağcı (ultra Kemalist ve nationalit) ve hatta neredeyse faşit olarak nitelendirildi. Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet gazetesi karşıtı bu yazılar beni sonderece rahatsız etti. 1968 den bu yana okuduğum Cumhuriyet gazetesine ve Kemalizme yapılan bu eleştirileri son derece haksız bulduğum için, aşagıdaki yazıyı kaleme aldım. Yazımı Almanya medyasına ve bazı politikacılara bugün gönderdim.

    Yazımda:

    · Atatürk`ün ve Kemalizmin Türkiye için vazgeçilemez önemine,

    · Kemalizmin temel ilkelerinin, özellikle de Laikliğin Islam ülkelrinde din isitismarına karşı bir model olabeliceğine,

    · Atatürk devrimlerinin Türkiye için kazanımlarına,

    · Cumhuriyet gazetesinin 1924 yılandan günümüze yürüttüğü cağdaş yayın politikasına,

    · Cumhuriyet gazetesinin kararlılıkla savunduğu Kemalist ilkeleri ve özellikle de Laikliğe bağlılığı nedeniyle, 1950 lerden buyana bazı sağ politikacıları tarafından hedef alınmasına ve çok değerli yazarlarını terör saldırıları sonucu kaybetmesine,

    · Dünya`da ve Avrupa`da kurulmuş olan yüzlerce „Atatürkçü Düşünce Derneklerinin“ varlığına ve bunlara duyarsız kalınmasına, kavurgu yaptım.

    Yazımı sizlerin de bilgisine sunarken, ilgi duyanların en geniş çevresine yaymalarını diliyorum.

    Dostça selam ve sevgilerimle.

    Hakkı Keskin

  • SAYIŞTAY DEĞİL MCKİNSEY

    SAYIŞTAY DEĞİL MCKİNSEY

    ABD’li uluslararası yönetim danışmanlık firması olan McKinsey kamu ve özel sektörün ekonomi politikalarını ve kararlarını analiz ederek bu yönde raporlar hazırlayacak.

    Daha başka ne yapacak?Alım satımlara ilişkin ülkelere ya da şirketlere tavsiyede bulunma, şirket satışlarına yönelik yeniden yapılandırma yöntemleri geliştirme, şirket kurma ya da küçültme durumlarına ilişkin stratejiler geliştirecek.

    MacGorman, “Türkiye ekonomisin bilançosu ve gelir tablosu bozulmuş durumda. Ekonominin bir ‘şirket doktoruna’ ihtiyacı olduğu için McKinsey firmasıyla anlaşmaya gidildi.” dedi.

    Türk bankacılık sisteminin sağlam temeller üzerine kurulduğunu belirten ekonomist MacGorman, “Türk bankacılık sistemi sağlam temeller üzerine kurulu ama  Türkiye ekonomisinin kısa ve orta vadede rahatlayacağını sanmıyorum. Çünkü çok ciddi yapısal sorunları var. Şu durumda atılan adımların meyvesinin kısa vadede alınacağını düşünmüyorum.” dedi.

    Hazine ve Maliye Bakanı Damat Berat Albayrak, Birleşmiş Milletler 73’üncü Genel Kurul görüşmeleri için bulunduğu New York’ta,“Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik.16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” dedi.

    Bu durumda alacaklılar Türkiye’ye borç vermek için McKinsey’nin fikrine göre karar verecekler.Burdan çıkaracağımız sonuş nedir?Hükümet McKinsey’den tavsiye değil emir alacaktır.

    Bu böyle olmayacak diyen var mı?

    McKinsey şimdiye kadar piayasa köktenciliğini savunmamış mıdır!İşçi haklarına dost görünen düşman değil midir! Kapitalizmin dayatıcısı mıdır,değil midir?                      Biz daha önceden tanıyor muyuz bu şirketi,evet 2001 krizinde Derviş programı döneminde banka özelleştirmeleri için raporları o yazmıştı.

    2000 de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki 8 bankanın satış stratejileri konusunda….

    TRT’nin yeniden yapılandırılması için bir plan geliştiren McKinsey’nin bu hizmeti için 1 milyon dolar aldığı hakkında söylentiler var.

    2004’te de  Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın özelleştirmesine yönelik yol haritası

    2001 krizi sonrası TMSF’ye devredilen Pamukbank’ın Halkbank’a entegrasyonu çalışması…

    McKinsey, ABD de enerji devi Enron’un batışının (2001) da mimarı değil midir!Enron batarken kurumsal danışmanlığını McKinsey yapmıyor muydu!

    Şimdi başkanlık sistemiyle yönetilen Türkiye’nin 16 bakanlığının temsilcilerinin bulunduğu ofis, McKinsey’in kontrolüne verilecek.

    McKinsey,ekonomiyle ve devlet yönetimiyle ilgili her konuda hükümete tavsiyeler verecek,eğer uyulmazsa önce uyaracak.Daha sonra uluslararası mali sermaye fonlarından gelecek borç döngüsünü durduracak.

    Başkanlık sistemiyle bütçe yapma hakkı Meclis’in elinden alındı. Bu şirket bütün bilgileri Saray hükümetinden alacak.

    Bu da ne demek oluyor.Meclis’in denetleyemediği Türkiye Varlık Fonu’nu Amerikan McKinsey şirketi denetleyecek.Bizim seçtiğimiz milletvekilleri de artık çay mı içer,çiy köfte partileri mi düzenler mecliste artık keyiflerine kalmış.

    Devletin vergi gelirlerinin yüzde 70’i dolaylı vergiler (KDV, ÖTV, ÖİV vb.)doğrudan vergilerin  yüzde 63’ü de bordro mahkumlarından kesilmektedir.Hele siz Damat Berat’ın vergi programından haberiniz var mı?” ‘vergi tabana yayılmalı” yani az kazananlardan daha da çok vergi toplanmalı gibi bir düşünce gelişmekte…

    Toplanan vergilerin nereye harcanacağını ve nereye harcanmayacağını kim karar verecek sanıyorsunuz!Tabiki McKinsey’in ‘tavsiyeleri’ belirleyecek.

    Son zamanlarda “yerli’ ve ‘milli’ sözcüklerini ağzından düşürmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde Türkiye, ABD ve Batı Avrupa’nın mali-ekonomik sömürgesi haline getirilmeye çalışılmaktadır.

    Daha önce de fetö üzerinden Türk Milleti’nin ordusunun kozmik odasını teslim etmediler mi ABD ye…

    Bundan anlayacağımız eskiden IMF programını dayatıyordu,şimdi IMF yerine McKinsey & Co. Danışmanlık Şirketi…

    Yoktur birbirimizden farkımız,hepimiz osmanlı bankasıyız…Çoğumuz hatırlar bu reklamı…

    Türkiye’yi ağır bir borç krizine sürükleyen AKP iktidarı,Amerikan mali sermayesine teslim etmiştir.Hatırlatırım hergün haberlerde TL’deki büyük değer kaybını ABD nin üstüne  atan ve her fırsatta “ABD ye karşı ekonomik savaş veriyoruz” Demiyor muydu Erdoğan.

    Bakın bu konuda Merkez Bankası (TCMB) eski başkanı Durmuş Yılmaz “ekonominin kozmik odasının kapılarını ABD ’li bir şirkete açtılar”dedi..

    ABD merkezli McKinsey, özel ve kamu kurumlarına yönetim danışmanlığı hizmeti veriyor. Türkiye’de İstanbul ve Ankara dahil toplamda 44 farklı ülkede 83 ofisi olan firma, 10 binin üzerinde çalışanı ve 3 milyar dolarlık bir ciroya sahip.

    McKinsey’nin daha önce danışmanlık yaptığı ülkeler arasında Lübnan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Pakistan, Myanmar, Porto Riko ve İngiltere de var.

    İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz”-Hükümet IMF’siz (Uluslararası Para Fonu) IMF programı uygulamaya çalışıyor. Üç ayda bir istikrar programını denetleme görevini yapan IMF komiserlerinin yerini de Mckinsey almış görünüyor.IMF finansman sağlıyordu ancak Mckinsey finansman sağlayamaz. Finansmanın nasıl sağlanacağı belirsiz.

    Ekonominin kozmik odasına ABD  ’li şirket girecek.Hükümet hâlâ ekonomideki durumun vahametini anlayamadı. Yan yollara saparak durumu kurtarmak mümkün değil. Hata üstüne hata yapılıyor.Reel sektörde büyük sorun var ve bir süre sonra bankalarda da sorun olacak. Ama hükümet olayı geçici bir likidite sorunu olarak görüyor.

    Daha önce kurumların yabancı şirketlerden danışmanlık hizmeti aldığı olmuştur ancak bugüne kadar böyle bir istikrar programının gözetimi için danışmanlık alınmadı.Türkiye Varlık Fonu’nun yapılandırılmasında da bu şirketten danışmanlık hizmeti alındığı iddia ediliyor”

    Kemal Kılıçdaroğlu, “Ekonomi yönetimimiz bir yabancı şirketin kucağına bırakıldı. Bu yeni bir Düyun-ı Umumiye’dir. Bundan daha büyük bir felaket yoktur. IMF’den bile daha ağır ve kötüdür” dedi.

    CHP Sözcüsü Faik Öztrak“McKinsey,Türkiye Cumhuriyet hazinesine kayyum olarak atanmıştır.Türkiye Cumhuriyeti’nin oturmuş bir bürokrasisi vardır.Bu bürokrasi yıllardan beri bu ülkeye hizmet ediyor.Ama bu bürokrasiyi bir yana bırakıyorsunuz.Dışarıdan bir danışmanlık şirketine bu işleri veriyorsunuz.

    Bu yönetim kurullarına yapılan atamalar.Bakanlığa damadın atanması.Yine bu şirketin getirilip danışman olarak tutulması.

    Türkiye’nin adeta bir aile şirketi gibi yönetildiğini gösteriyor.Ne yapacak McKinsey şimdi?Hedeflere bakacak,sonuçlara bakacak.Sonuçları yeterli görmeyecek.Devlet hazinesinin en mahrem noktalarına kadar inip bilgi almak isteyecek.Sonra bunları kendi bünyesinde tutup kimseyle paylaşmayacak.

    AKP iktidarında daha önce orduda bir kozmik oda sorunu yaşamıştık.Şimdi de Türk maliyesinde,Türk hazinesinde bir kozmik oda vakası yaşamak üzereyiz. 2015’ten bugüne kadar danışmanlık hizmetlerine 70 milyar lira para ödenmiş.Bu senenin ilk 8 ayı da dahil ödenen para 70 milyar lirayı aşmış. Dolayısıyla bu kuruma ne kadar para ödeneceği konusunda mutlaka kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekeceğini düşünüyorum.Açıkçası bu McKinsey IMF’den de beterdir.

    McKinsey’in yönetiminde Türkiye yok.IMF’nin yönetiminde Türkiye’den bir temsilcisi vardır.Türk bürokrasisinin yabancı bir kuruluşa denetlendirilmesi her gün ağızlarından yerlilik ve millilik sözleri düşürmeyen bu yönetimin herhalde her kadar yerli ve milli olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu gerçekten Türk ekonomi yönetiminin vesayet altına alınmasıdır.Bu projeden vazgeçilmesi lazımdır.Bu işleri denetleyecek bir sürü yerli firma var.Bir zamanlar derecelendirme kuruluşlarına demediğiniz kalmadı.

    ABD yönetiminin almış olduğu tedbirlerin Türk lirasının değer kaybetmesinde etkili olan ABD’nin yaptırımları derken,şimdi Türkiye’nin uygulayacağı programı götürüp bir ABD’li firmaya teslim ediyorsunuz.Buna açıkçası,bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu derler.”dedi.

    Bu konuda Muharrem İnce”Kozmik odaya sizin izninizle taşeron FETÖ üzerinden hukuk otoyolundan,savcılar yoluyla girdiler,danışmanlık şirketi paraşütüyle tepeden devletin çatısından devletin kozmik odalarına girmelerine izin vermeyin,yine kandırıldık diye ağlamayın.”dedi.

    Tayyip Erdoğan”ABD’nin ekonomimizdeki gelişmelerle ilgisi yok”Bizim beceriksizliklerimiz yüzünden bu noktaya geldi” demesini mi bekliyordunuz! Daha çok beklersiniz….

    Denetime ihtiyacımız varsa,SAYIŞTAY var.. Sayıştay’da bu konunun uzmanı bürokratlarımız var..Bu kurumun işi sayarak denetlemek değil mi?

    McKinsey şirketi öyle bilgilerimize ulaşacak ki aklınız almaz…

    Sayıştay “Türk Milleti” adına denetler…Milletin parasını neye harcıyorsun, nasıl harcıyorsun?McKinsey  “Birileri” için denetler…

    SAYIŞTAY’ın hala bağımsız olduğunu düşünmeye çalışarak soruyorum;

    SAYIŞTAY denetlerse,bazı şeylerin açığa çıkmasından mı korkuyorsunuz?

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 05 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 05 Ekim 2018 )

    1.. Arjantin Tucuman Eyaletinin yasama meclisi Perşembe günü, Ermeni <sözde> soykırımını anmak amacıyla, 24 Nisan’da “Halkların Hoşgörü ve Saygısına İlişkin Eylem Günü” olarak ilan ettiği Arjantin ulusal yasalarına uygun olarak Ermeni <sözde> soykırımını tanıyan bir kararı kabul etti. (İ)
    (Not: Ermeniler, dünya kamuoyunu bize karşı kışkırtmaya devam ediyor. Bazılarımız Ermenilerin bu faaliyetlerini küçümsüyor, mücadeleyi gereksiz görüyor, malesef…, o. tan)

    2. Astronom Grigor Brutyan, “Ermeni Stonehenge” kazılarında çeşitli uzmanların bulunması gerektiğini söylüyor. Victor Hambardzumyan Evi Müzesi’ ne başkanlık eden astronoma göre, kazı yapan grup, sadece arkeologlar değil, astronomlar da dahil olmak üzere diğer uzmanları da içermelidir. Brutyan, geçtiğimiz Çarşamba günü Zorats Karer’i ziyaret ettiğini, ancak sitede yerlerinden edilmiş bir taş görmediğini söyledi. “Anıtın farklı amaçlar için kullanılmış olması gerekiyor, bu nedenle farklı uzmanların fikirleri alınmalı” dedi. (İ)

    3. Avrupa Konseyi (CoE), Ermenistan da dahil olmak üzere Avrupa ülkelerindeki yargı sistemlerinin etkinliği ve kalitesi hakkında yeni bir rapor yayınladı. Avrupa Konseyi’nin organı olan Avrupa Adalet Verimliliği Komisyonu (CEPEJ) tarafından hazırlanan rapor, Avrupa Konseyi’ne üye 47 devletten (Lihtenştayn ve San Marino hariç) 45’ini kapsamakta ve 2016 yılına kadar olan verilere dayanmaktadır. Belgede yargı istatistikleri bulunuyor – kişi başına tüm yargı sisteminin bütçesi; kişi başına adli yardım; kişi başına profesyonel hâkim, savcı ve avukat sayısı; hakimlerin maaşları; yargı sisteminde cinsiyet dengesi (kadın temsili). Rapora göre, Ermenistan, 2016 yılında kişi başına düşen yargı sistemine tahsis edilen en düşük kamu bütçesine sahip ülkeler arasında yer alıyor; 8,4 EUR, Ortalama 64.5 EUR’dan yaklaşık sekiz kat ve maksimum göstergeden 25 kat daha düşük (İsviçre kişi başına 214.8 EUR ile birinci sırada). (İ)

    4. Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, uzun zamandır arkadaşı olan Amerikalı devlet adamı Henry Kissinger ile New York’ ta 4 Ekim’de bir öğle yemeğinde buluştu. Henry Kissinger, ABD Dışişleri Bakanı ve Nixon ve Ford yönetimlerinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapmıştı. Öğle yemeği sırasında Sarkissian ve Kissinger, özellikle Güney Kafkasya bölgesinin sorunlarını ele alan küresel politika ve uluslararası güvenlik üzerine görüş alışverişinde bulundular. Ermenistan Devlet Başkanı ve Kissinger’ı Ermenistan’a davet etti. (İ)

    5. Son aile planlaması istatistikleri, Ermenistan’da daha önce bildirilen yüksek oranlarda cinsiyete dayalı endişeleri ortadan kaldırarak olumlu dinamikleri ortaya koymaktadır. Anne ölümlerinin ortalama istatistikleri de aşağı yönlü bir dinamiği ortaya çıkarmış, rapor döneminde neredeyse iki kat azalma olduğunu belirlemiştir. (İ)

    6. Erivan Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Dekanı Türkolog Ruben Melkonyan, “Türk Dışişleri Bakanlığı’nın arşivinin dijitalleştirilmeden önce temizlendiğini düşünüyorum” dedi. Geçen ayda Türk diplomatik arşivinin, araştırmacıların hızlı ve güvenli erişimi için dijital elektronik veri tabanına aktarıldığı bildirildi. Melkonyan, verdiği demeçte, “Türk arşivinin birçok belgenin bugüne dek hem yabancı hem de Türk araştırmacılara kapalı olduğunu, Ermenilerle ilgili belgelere gelince, dikkatli olan araştırmacı ilginç belgeler bulabilir. Aynı zamanda, arşivin dijitalleştirme ve halka açık erişim sağlanmasından önce temizlenmiş olabilmesi yönünde endişelerim var. Türkiye için çok önemli olan belgeler tasfiye edilmiş olmalı. Mesela, Türkiye Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün arşivleri de dijitalleştirilmişti, ancak 1914’ten önce Ermeniler’e ait olan mülkiyet belgeleri dijital ortamına aktarılmamıştı. Türkiye Milli Güvenlik Konseyi ve Anayasa Mahkemesi, bu belgelerin Türk devletine bir tehdit oluşturduğunu gerekçe göstererek bunların dijitalleştirilmesine izin vermediler. Bunlar gizli belgeler olarak sınıflandırılır” ifadelerini kullandı. (T)
    (Not :Bu konuda yetkili makam veya bilgi sahibi kişiler yorum vermelidir. Bu web sitesi, normal hallerde yorumlarımızı yayımlıyor…, o.tan)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/10/05/Türk-arşiv/138588

    7. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Türk şehri Erzurum’u 2026 Kış Olimpiyatları için öneri veren ülkeler arasından çıkardı. Türkiye’nin Perşembe günü reddedilmesi, 2024 Avrupa Şampiyonası düzenleme teklifini kaybettiği tarihten bir hafta sonra geldi. Ülke ayrıca, Euro 2008, 2012 ve 2016′ ya ev sahipliği yapmak için tekliflerde başarısız oldu. Buna ek olarak, İstanbul, Tokyo’da yapılacak 2020 Olimpiyatları da dahil olmak üzere, Yaz Oyunları ihalesinde beş kez kaybetti. 2026 seçimlerinin önümüzdeki Eylül ayında IOC toplantısında yapılması planlanıyor. (İ)
    (Not ; Türkiye önerilerinin IOC tarafından reddi Ermenileri son derece sevindirmiş görünüyor…,o.tan)

    8. Ermenistan, ana muharebe tanklarını Ermeni yapımı sistemlerle donatarak modernize edeceğini bildirdi. Albay Zorayr Gabrielyan, tank taburlarının, yüksek düzeyde eğitime sahip olduklarını ve herhangi bir görevi yerine getirmeye hazır bulunduklarını söyledi. (İ)

    9. Charles Aznavour’un devlet cenaze töreni, Paris’teki Fransız askeri tarihi ile ilgili bir bina ve anıt kompleksi olan Les Invalides’ te başladı. Başkan Emmanuel Macron’un bir konuşma sunması bekleniyor Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, Başbakan Nikol Paşinyan da törene katılacaklar. (İ)

    10. Cumhurbaşkanı Sarkissian, 21 inci yüzyıl Ermenistan’ın yüzyılı diyor… Uluslararası EastWest Enstitüsü, olağanüstü liderliklerine, yenilikçi ruhuna ve oyun değiştirici olma yeteneğine sahip kişiler için yıllık ödüllerini veriyor. Ödül töreninde konuşan Sarkissian, “Ulusumu ve devletimi burada temsil etmek benim için büyük bir onur. Gelecek için bir hayalim ya da vizyonum var; aynı zamanda, karşılaştığımız gerçeği ya da gerçekliği de içeren bir rüya ya da vizyon”dedi. (İ)

    11. Charles Aznavour için Paris’te tören. 1 Ekim Pazartesi günü Fransa’nın güneyindeki Alpilles’deki evinde 94 yaşında hayatını kaybeden Fransız-Ermeni şarkıcı Charles Aznavour için Fransa’nın başkenti Paris’te cenaze töreni düzenlendi. (T)

  • IRAK

    IRAK

    2003’te Saddam’ın düşürülmesinden sonra Irak’ta siyasi süreç birçok önemli çabaya rağmen hâlledilemedi.
    Yapılan her seçim demokratik değerlerin benimsenmesine zarar verdi.
    Demokratik değerleri bilhassa İran’a bağlı İslamcı siyasi partiler aşındırdı.
     
    *
    Bu partiler Kur’an’ın yönetişim ve Ayetullah Humeyni’nin Velayet-i Fakih doktrinindeki önceliklere inanıyor.
    Ve Irak’taki, İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani kontrolündeki Iraklı milisler vasıtasıyla çekip çevriliyorlar.
    Sonuçta iç istikrar ve demokrasiden ziyade İran’ın önceliği için bölgesel kaygılara yönleniyorlar!
     
    *
    Haziran’da yapılan parlamento seçimlerinde net bir galibiyet elde edilemeyince, Irak siyaseti yeni bir tıkanma yaşıyordu.
    Nihayet 2 Ekim’de Parlamento, Cumhurbaşkanlığına Iraklı Kürt siyasetçi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski başbakanı Berhem Ahmed Salih’i seçti.
    3 Ekim’de Berham Salih de Şii siyasetçi Adil Abdul Mahdi’yi hükümeti kurmak üzere başbakanlığa getirdi…
     
    Başbakan Adil Abdul Mahdi, Humeynizmden vazgeçen Irak İslami Yüksek Konseyi üyesidir.
    Laik, sosyalist ve Arap milliyetçi fikirlerden yanadır.
    Seçimlerde 54 sandalye kazanan Şii Mukteda El Sadr’ ın Reform İttifakı ardından,
    47 sandalye kazanan Fetih İttifakında yer alan 18 partiden biri olan ve Hadi al-Ameri liderliğinde İran’a yakınlığıyla bilinen Şii milis gücü Bedir Örgütü’nün siyasi partisinin bir üyesidir. 
    Partisi Yeni Cumhurbaşkanı Berham Salih’e aday gösteren partiler arasındadır.
     
    *
    Şimdi Başbakan Adil Abdul Mahdi’yi  zorlu günler, zorlu uğraşlar bekliyor.  
    Yakın zamanda Irak; Irak ve Şam İslam Devleti’nin yarattığı krizi kısmen sonlandırmıştır. 
    Ama hâla Bağdat, Musul ve Erbil arasındaki etnik olarak karışık alanlarda önemli bir İslami devleti varlığı bulunuyor.
    Bu  karma alanlarda, hem BAAS rejiminin devrilmesiyle hem de cihadçıların zaten hassas dengeyi bozan saldırılarıyla toplumsal doku sarsılmıştır.
    Bu bölgelere Irak’ın az kullandığı  insan sermayesinin geniş potansiyelini açmak gerekiyor…
    Irak’ın insan sermayesini desteklemek ve gelişimi baştan başa  zorlu bir hükümet çabasıdır…
     
    *   
    Irak, İslam Devleti ile yaptığı mücadele sırasında ulusal parasını sabit tutmuş ve bu dönemde petrol üretiminin artmasıyla başarı sağlamıştır.
    Nitekim Bağdat, büyük ölçüde gelişmiş güvenliği ve sekterliğin terk edilişi ile mümkün olan bir rönesansın tadını çıkartıyor.
    Yine de Irak hâlâ  yetersiz altyapı ve onarım ihtiyacındadır…
     
    *
    Irak alt yapısında, başta su ve enerji sektöründe  ciddi sorunlar yaşanıyor.
    Bu, diğer sektörlerle çok ciddi sorunların olmadığı anlamına gelmiyor.
    Ancak Irak hükümetinin modern bir yaşam için öncelikle su ve enerjiye aciliyeti vardır.
    Irak’ın kuraklığı, iklim değişikliğinin sonuçları bir yana, Türkiye ve İran’ın Dicle ve Fırat’taki çok sayıdaki barajlarında su miktarını ciddi ölçüde tutmasının,
    Su altyapısının ilkelliği ve su kullanımındaki hoyratlık sorunlarının çözülmesi gerekiyor…
     
    *
    Irak hem elektrik üretimi  hem de dağıtımında bugün 38 milyon vatandaşının ihtiyaçlarının oldukça gerisinde kalıyor.
    İslam Devleti’nin işgali  elektrik şebekesinin iyileştirilmesi için birçok planı aksatmış olsa da,
    Güç sisteminde yakıt olarak kullanılacak olan petrol üretiminin bir yan ürünü olarak üretilen doğal gazın tutulmasında başarılı olunamamıştır.
    Şimdi bu çabaların genişletilmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor.
    Ayrıca dağıtım sisteminin de onarılması gerekiyor.
    Önemli miktarda güç kontrolsüz hatlarla yönlendirilmektedir ve çoğu Iraklı hiçbir zaman faturasını ödemiyor.
    Yenilenebilir enerji konusunda da ciddi bir araştırma bulunmuyor…
     
    *
    Ancak Irak’ın altyapısında bankacılık, sağlık hizmetleri veya telekomünikasyon sektörlerinde olduğu gibi ciddi yatırım ve reformun gerekli olmadığı neredeyse hiçbir sektör bulunmuyor.
    Ne ki,Irak’ın bütçesini dengede tutmak için mücadele eden son hükümetin aksine, bu kez  Başbakan Adil Abdul Mahdi hükümetinin;
    Bu eksiklikleri gidermek için Şubat ayında Küveyt Konferansında komşu ülkeler tarafından finanse edilen 30 milyar dolarlık bir kredi hattı vardır…
    Ek olarak 2018’de beklenenden daha yüksek petrol geliri sayesinde en az 15 milyar dolarlık bir bütçe fazlası olacaktır.
    Irak yeniden inşa için ciddi çaba harcıyor, bu projelerde çalışabilecek yetenekli firmaları da bulunuyor
    Irak’ın kapasitesinin yetmediği noktada uluslararası ortaklarla bağlantı kuruyor.
    Su projeleri konusunda “kazan kazan” yönteminde Türkiye firmaları ön plana çıkıyor…
     
    *
    Başbakan Adil Abdul Mahdi’nin en büyük uğraşlarından biri Halk Seferberlik Birimleri sorunu olacaktır.
    Halk Seferberlik Birimleri ya da Haşd el-Şabi, Irak’ta Sünni, Şii, Hıristiyan, Yezidi, Türkmen ve Kürt silahlı oluşumunu birleştiriyor.
    Askeri ve siyasi sorunlar için bir platform ve radikal İslam tehdidine karşı güvence teşkil ediyor.
    Buna rağmen Haşd, Irak hükümetine tamamen yanıt vermeyen silahlı bir güctür, bunun yerine Tahran’la önemli bağları olan siyasi partilere ve dini kurumlara bağlıdır.
    Bu yüzden Haşd şu anda iki problemi ortaya koyuyor;
    Devletin meşruluğuna meydan okuyor: Irak’ın İran vekili bir güç tarafından işgal edilmiş olduğuna dair bir algı oluşturuyor.
    Savunma veya İçişleri bakanlıklarına entegre edilerek  basit bir güç olarak ortadan kaldırılması ya da silahsız bir devlet kurumu haline getirilmesi gerekiyor.  
     
    *
    İslam Devleti, Anbar ve Musul’dan oldukça kararlı bir şekilde çıkarılırken, kuzey Irak’ta bir güvensizlik alanı oluşmuştur.
    Bunların çoğu Bağdat ve Erbil arasındaki “tartışmalı bölgelerin” bir parçasıdır  
    Güvenlik soprunu Arap Sünnileri, Iraklı Kürtler, Türkmenler, Asuriler, Yezidi ve Şabbaklar arasındaki sosyal problemler ile birleştiriliyor. 
    Bu alanlarda iki birbiriyle ilişkili sorun vardır; Irak vatandaşlarının korunması gerekiyor : bu bölgelerdeki çeşitli etno-sekter gruplar arasında güven yeniden inşa edilmeli,
    Bunun için Devlet iktidarının bu alanlara yansıtılması bir öncelik haline gelmelidir.
     
    *  
    Bu sırada başarısız bağımsızlık referandumundan bir yıl sonra,
    30 Eylül’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’de ekonomik krizin ortasında  parlamento seçimlerini yaptı.
    Farklı organlar tarafından yönetilen seçimlere katılım düşüktü, üstelik elektronik oylamaya rağmen beklenen gerçekleşti ve  çoklu sahtekârlık iddiaları dile getirildi.
    Dün Bağımsız Yüksek Seçim ve Referandum Komisyonu, oyların yüzde 85’ini açıkladı.
     
    *
    Buna göre, M.Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): 595 bin 592 oy,
    Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): 287 bin 575 oy,
    Ömer Seyid Ali’nin Değişim Hareketi (Goran): 164 bin 336 oy,
    Şasuvar Abdülvahit’in Yeni Nesil Hareketi: 113 bin 297 oy aldılar.  
    Bağdat ve Tahran’daki beklenti, Irak’ın geri kalan kısmını süresiz olarak tercih eden zengin bir Bağdadi Kürt liderliğindeki Yeni Nesil  partisiydi.
    Ancak Kürdistan kamuoyu, Bağdat ve Kürdistan’ın komşuları tarafından yapılan engellemeler ne olursa olsun, bağımsızlık lehine sağlam bir tutum göstermiştir! 
     
    *
    Allah, Irak Başbakanı Adil Abdul Mahdi’nin yardımcısı olsun…  
     
    6.10. 2018
  • Tek suçu hayvan olmak

    Tek suçu hayvan olmak

    Fransa’da gerçekleştirilen Uluslararası Hayvancılık Zirvesi’nde Gazeteci Yazar Zulal Kalkandelen’in çektiği görüntü yürek burkan cinsten… Biraz sonra vereceğimiz videoda insanlar için süt üretsin diye defalarca vajinasına zerkedilen boğa spermleriyle gebe bırakılmış ve artık bedeni iflas etmiş, zorlukla yürüyen hayvanı izleyeceksiniz fakat burada asıl anlatmak istediğimiz konu, Veganların seslerine kulak vermek!..

    Gazeteci Zulal Kalkandelen’in Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda ise konuyu şöyle özetliyor.

    Fransa Hayvancılık Zirvesinde ki işte o görüntü…

    Haber: Metin Tapmaz/Türkiye

  • Vatanımıza, Milletimize, Fidanlarımıza Sahip Çıkalım…

    Vatanımıza, Milletimize, Fidanlarımıza Sahip Çıkalım…

    PKK can almaya devam ediyor.

    Kudurmuş köpekler gibi saldırıyor dört bir yana.

    Taşları bağlamışlar, itleri salıvermişler.

    Batman’dan acı haber!  Hasankeyf ilçesinde yol yapım çalışmasının güvenliğini sağlayan askeri aracın geçişi sırasında yola tuzaklanan EYP’nin patlatılması sonucu 7 asker şehit oldu.

    Şehit olan asker sayısı son haberlere göre 8’e yükseldi.

    Şunu hemen belirleyelim, bu saldırılar ile PKK yeni bir aşamaya geçmiştir. Bu cinayetler,  suçsuz fidanların ölümü, PKK teröristlerinin bozulan morallerini düzeltmek için yapılan bir eylemdir.

    Onlar, bu girişimle yandaşlarına güç vermek, orduya, Türkiye Cumhuriyetine meydan okumak istemektedir.

    Çok kritik aylar, günler, hatta saatler yaşıyoruz. Ülkemizin, halkımızın aleyhine durmadan bir şeyler değişiyor. Yeni yeni planlar, tertipler hazırlanıyor. Sevr haritaları çiziliyor.

    Emperyalizm, 1919’larda, 20’lerde beceremediğini bugün, 21. Yüzyılın Vahdettin’leri, Damat Ferit’leri ile yapmaya çalışıyor. Mustafa kemal karşısında onarılmaz yenilgiye düşenler, o yılların öcünü almaya, Türkiye Cumhuriyetini yok etmeye bugün yeniden heveslendiler.

    Çok endişe verici, çok tedirgin edici, çok tehlikeli bir ortamdan geçiyoruz.

    Türkiye Cumhuriyeti büyük bir kuşatma altındadır bugün. Amerika’sı, Avrupa’sı, dincisi, PKK’lısı candan, sıkı bir işbirliği içerisinde, dört koldan saldırıya geçmiş, tüm güçleri ile yüklenmektedirler. Savaş alanı cumhuriyettir; Cumhuriyet ideolojisidir, Cumhuriyet ekonomisidir.

    Ulusal ekonomi, ulusal kültür, ulusal politika, ulusal olan ne varsa; yerle bir ediliyor. Tıpkı bir devenin zücaciye dükkânına girmesi gibi… Türkiye bir kaos, bir kargaşa ortamına itilmiş. Her şey paramparça, her şey darmadağın…

    Cumhuriyetimize, ulusal varlığımıza, üniter yapımıza son verilmek isteniyor.

    Devlet dairelerinde şimdi cemaatlerin borusu ötmekte… AKP’ye, AKP’nin isteklerine karşı çıkanlar, boyun eğmeyenler soluğu kapı dışında almaktadırlar…

    Ağaların, beylerin sözü artık sadece köylerde değil, kentlerde de geçmektedir. Yargı siyasallaşmış, iktidarın yandaş bir kuruluşuna dönüşmüştür. Hak hukuk hak getire!..

    Demokrasinin D’si yoktur ülkemizde.

    Ne yazık ki bu kötü gidişe dur diyecek gerçek bir muhalefet de gözükmüyor ortalarda. O da “Özgürlük, sivilleşme” adı altında küresel emperyalizmin ideolojisi olan neoliberal rüzgârlara kaptırmış kendisini, gidiyor.

    Şimdi “Değişim” kavramının şemsiyesi altında herkes, “Cumhuriyet yıkıcılığı” yapıyor.

     Cumhuriyeti korumak, kollamak, yıkılmasına engel olmak, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi yine yiğit halkımıza düşmektedir. Demokrasiyi de, bağımsızlığımızı da yine onlar kurtaracaktır.

    İstanbul’un yabancılar tarafından alınmasından sonra 1919-1920 yıllarında emekli generaller, profesörler, milletvekilleri, valiler, gazeteciler ve ordu komutanlarının bir İngiliz sömürgesi olan Malta’ya sürgün edilmeleri Kurtuluş Savaşını nasıl durduramadıysa; bugünkü korku imparatorluğu, baskı ve zulüm düzeni de “tam bağımsızlık” mücadelesini durduramayacaktır.

    Çünkü bir devrimci için yılın her ayı, her haftası, her günü, her dakikası mücadele ve propaganda zamanıdır. Direnme, savaşma zamanıdır.

     Aydınlara düşen en büyük görev bugün sessiz, tepkisiz, suskun toplulukları harekete geçirebilmek, tarafsızları kazanmak, halkın bilinçlenmesine, gerçekleri görmesine yardımcı olmak, onları demokratik eylemlere, direnişlere hazırlamaktır.  Ulusal birlik ve beraberlik temelinde yılmadan, usanmadan, her gün yeni bir dirençle yeni bir güne başlamaktır.

    Aydınlara düşen en büyük görev bugün, Türkiye’yi parçalamak isteyen tertip ve tertipçilerin karşısında ulusal çizgide birleşip bütünleşerek bir güç, bir varlık olduğunu göstermektir.

    Ne demişti İsmet Paşa, Arkadaşlar, bir ülkede namus sahipleri, en az şer ehli, yani namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memleket mutlaka batar!”

    Ulusalcı örgütler ne kadar güçlenir, gelişir, büyürse işbirlikçilerin yüreğine o kadar korku salar. Hatta böyle güçlü ulusal bir cephenin oluşumu karşısında muhalefet de kendine bir çeki düzen vermek zorunda kalacaktır.

    Vakit daralmaktadır. Tüm yurtseverleri, ulusalcıları, tam bağımsızlık yanlılarını göreve çağırıyoruz. İhanet çeteleri karşısında onların da bir güç olduğunu gösterme zamanı gelmiştir, geçmektedir.

    “Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmak zorundadırlar.”

    Ey yurtseverler, ey ehli vatan görev başına…

  • ‘Türkiye terörle mücadele ederken diğer bir gündem ise af’

    ‘Türkiye terörle mücadele ederken diğer bir gündem ise af’

    Turkishnews- İlk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gündeme getirdiği ”af yasası” Türkiye gündeminde yerini korumaya devam ediyor. Bilindiği üzere; MHP af yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız yaptığı açıklamada devlete karşı işlenen suçların kapsam dışı olduğunu dile getirirken, tekliften 162 bin tutuklu ve hükümlünün yaralanacağını açıkladı.

    Peki  ülke olarak terörle mücadele ederken, af yasası etik bir hareket mi?

    MHP kanadından konu ile ilgili açıklama gelmese de,  af yasasına Ak Parti kanadı sıcak bakıyor.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamada ”Bana bir rapor ulaşmış değil. Gerek anayasa gerek adalet komisyonundaki arkadaşlarımızla, ayrıca onların dışında ekip oluşturulsun, çalışma yapılsın’ dedim. Devlete karşı işlenen suçları devletin af yetkisi vardır. Şahıslara karşı işlenen suçları devletin af yetkisi yoktur. Bu temel ilkemiz. Dönünce göreceğiz. Konuşur, inceler, ona göre nihai kararımızı veririz.” demişti.

    Türkiye Aflar Ülkesi  

    Ünlü Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen; Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada; ‘ “Suç varsa, işlenmişse bunun cezası çektirilir. Bu; toplumsal inandırıcılıktır, kurallara, kanunlara uygun davranan vatandaşların ödüllendirilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti bir aflar ülkesi. Aynısı imarda da, vergide de var. Birisi beş katlı binasını kurallara uygun yapıyor, diğeri sekiz kat yapıp üçünü kaçak yapıyor. O zaman siz kurallara uygun davranmamaya özendiriyorsunuz. Vergisini usule uygun ödeyeni cezalandırıyorsun. Bizim yeni beyaz sayfa açmamız gerekiyor, ama bu beyaz sayfaların da bitmesi lazım. Af denilen kavram Anayasa’nın 87. Maddesi’nden çıkarılmalı. Eğer çıkarsa bu tartışmalar da biter”  dedi.

    Af Yasası’nın gündeme gelmesi , Türkiye’de hukuk düzeninin yolunda gitmediğini gösteriyor.

    MHP kanadının af konusunu  sürekli gündeme getirmesinin nedenleri arasında; Ceza evlerinin doluluk oranları ve  şartlarının iyi olmaması yönünde…

    Bunların gerekçe olmadığını söyleyen hukukçular ise Türkiye’de hukuk düzeninin yolunda gitmediğinin altını çiziyor.

    Metin Tapmaz/Türkiye

  • Dünya ordularının ilginç kıyafetleri

    Dünya ordularının ilginç kıyafetleri

    Ülke güvenliklerinin en önemli kurumlarından olan askeri orduların kıyafetleri, kültürlerden dolayı değişiklik gösterdiği bilinen bir gerçek. Buyrun şimdi o orduların birkaçının resimlerine bakalım.

    1.Güney Kore (Kraliyet Muhafızları)

    2.Yunanistan (”Evzonlar” Yunanistan Silahlı Kuvvetlerinin askeri birimidir. Tören kıtası görevi yaparlar. Eteklerindeki 400 pile Osmanlı İmparatorluğunun 400 yıllık hakimiyetini simgeler.)

    3.Lübnan askeri kıyafeti

    4. Hindistan Hint Sınır Muhafızları Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları
    5. Fransa Bastille Günü ( Fransız Devrimi) onuruna düzenlenen gösteride yer alırlar.
    6.Haiti
    7.Tayland (Tayland’da herkesin bir rengi vardır ve renkli askerler bunların simgesidir.)
    8.Fransa( Fransız Yabancı Lejyonu)
    9.Fildişi
    10.İran
  • YÖRÜK BEYİ DEĞİL KOPUK BEYİ

    YÖRÜK BEYİ DEĞİL KOPUK BEYİ

    Son 17 yılı baktığınız da her kaotik kararın altında onun imzasının olduğunu görürsünüz
    Ülkenin kaderi ile ilgili tüm konularda bir maşa gibi hareket ettiğini fark edersiniz
    Onu dengesiz davranışları ve tutarsız söylemleri tanır ve bilirsiniz.
    Yörükün beyi olduğunu iddia eder
    Halka karşı mesafeli durarak kendisinden yaşça büyük olanlara bile elini öptürür
    Akademik maganda tavırları ile Holywood yapımı baba filminin Don Vito Corleone sini hatırlatır.
    Sık sık boyundan büyük sözler vererek namusu ve şerefi üzerine yeminler eder.
    Evlat sevgisini hiç bilmediği için başkalarının çocukları ile vatan millet edebiyatı yapar, kafasına estiğinde ise onları cepheye süreceğini haykırır
    Kameralar karşısında Atatürk, Cumhuriyet ve parlamenter sistemle ilgili hameset söylemleri yapar
    Koltuğuna aşık olarak ona bir ilah gibi tapar
    Mitingler de idam isteyerek kalabalıklara ip atar
    Dava arkadaşlarını dahi gözünü kırpmadan bir günde satar
    Bakın neler yaptı
    Temmuz 2002 tarihinde Bursa’nın Keles ilçesinde düzenlenen 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda hiç kimsenin beklemediği bir kararla erken seçim yapılmasını istedi ve Türkiye de AKP kabusunu başlattı.
    Her fırsatta çok sert sözlerle eleştirdiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 2007 tarihinde  Cumhurbaşkanlığı yolunu açtı
    Ağıza alınmayacak hakaret ve küfürlerle eleştirdiği, ve namusu üzerine yemin ederek  hesap soracağını söylediği AKP hükümeti, 7 Haziran 2015’de yapılan genel seçimlerde, hükümeti kuracak oy oranına ulaşamayınca, kendisine teklif edilen Başbakanlığı bile kabul etmeyerek, “hiçbir hükümet formülü içinde olmayacağını” deklare etti.
    15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi sonrasında yapılan Yeni Kapı Mitingi’ne katılarak iktidara koşulsuz destek verecegini açıkladı.
    2016 yılında grup toplantısında yaptığı “sürpriz” bir açıklamayla, AKP’ye, dolayısıyla Erdoğan’a “başkanlık önerisini Meclis’e sunma” çağrısı yaptı.
    “Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek” diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Böylelikle Türkiye’de “sistem değişikliği”nde de kilit rolü üstlendi.
    17 nisan 2018’de tıpkı 2002’de olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık 1,5 yıl kala, seçimlerin 26 Ağustos 2018’e alınması çağrısında bulundu. Partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan’ı destekleyeceğini açıkladı.
    Şimdi de Af istiyor
    Çek senet mafyasında ocak batıran cani katilleri için
    Her şehirde bulunan işsiz, güçsüz serseri kapkaçcıları için
    Gece yarısı kadınların evini basarak salya döken kuduz köpekleri için
    Bacım dedikten sonra arabasına aldığı kadınlara tecavüz ettikten sonra yakarak öldüren sapıkları için
    Mafya babalarına fedai devşirerek kendi istikbalini garantiye almak için
    Eğer BOP projesine inanıyorsanız, bilmelisiniz ki bu projenin başkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Devlet Bahçeli dir.
    Bilinen bir geçmişi ve soyunu devam ettirecek olan bir züriyetinin olmaması onu bu projenin mimarları için mükemmel bir aday yapmıştır.
    Yaptıkları ve yapacakları ise bu iddiaların ispatıdır.
    Çok sevdiğim, ve sevgi duyduğum MHP ye gönül vermiş arkadaşlarımı tenzih ederek diyorum ki
    Kopuklarınızla birlikte hesap vereceksiniz.
    Elim yakanızdadır. Elimiz yakanızdadır.
    Sevgilerimle
  • Camiler Haftası Üzerine Bir Derkenar (Sen ne anlarsın ezandan)

    Camiler Haftası Üzerine Bir Derkenar (Sen ne anlarsın ezandan)


    Her zaman Cuma’nın ilk sünnetini ve iki rekatlık farzını kılınca çıkardım camiden.
    Bugün özellikle uzattım namazı!
    Maksadım imamı uyarmaktı; uyardım da!
    Zira günden güne cami cemaatinin azalmakta olduğunu görüyor ve sebebini merak ediyordum.
    Öte yandan her hafta cami kapısında istisnasız yardım toplanması da oldukça canımı sıkıyor, her hafta camiye girerken kapıda durmakta olan yardım kutusunu görünce ister istemez yüzüm buruşuyordu!
    Ayrıca zaman zaman Arab ağzıyla iç ezanı okuyan adam da bir hayli sinirimi bozuyordu ve bu konuda da imamı uyarmak için fırsat kolluyordum.
    Bugün Mihraptaki imamın tam arkasında adeta onun poposuna burnunu dayayarak namaz kılan cübbeli, sarıklı ve sarık olarak kullandığı siyah tülbendin ucu kıçına kadar uzanan sakallı genç adamı görünce imamı uyarmamın artık farz olduğuna kanaat getirdim.
    Namazın sonunda imama yaklaşarak;
    -“Hocam, bir iki dakika zamanınız var mı, sizinle konuşmak istiyorum” dedim.
    İmam, benim Müfettiş emeklisi, üstelik de eski bir Diyanet mensubu olduğumu bildiği için;
    -“Tabi hocam, buyurun” dedi.
    -“Hocam, kıraatiniz harika. Sizin arkanızda namaz kılmaktan büyük keyif alıyorum.” dedikten sonra devamla; “Ancak ben cemaatin sayısında günden güne gözle görülür bir azalma olduğunu görüyorum. Siz minberden daha iyi görüyorsunuzdur. Benim gördüklerimi, siz de görüyor musunuz?”
    -“Evet” dedi imam, “Ancak cemaatin bir kısmı balkonlara çıkıyor, belki ondandır…” diye devam etti.
    -“Yok hocam, ondan değil. Cemaat eskiden de çıkıyordu o balkonlara” dedim ve devamla “Bir kere hemen her hafta yardım topluyorsunuz. Cemaati bıktırdınız artık. Toplanacak yer bulamayınca da ‘Ankara ve civarında inşaatı devam etmekte olan camiler ve Kur’an Kursları için’ diyerek genel bir ifade ile yardım topluyorsunuz. Oysa ben biliyorum ki; sizin toplayıp Müftülüğe teslim ettiğiniz bu yardımlardan, müftünün bindiği makam aracının benzininden tutun da, Müftülüğün temizlik, demirbaş, posta, ısınma, aydınlanma giderlerine kadar her türlü gideri karşılanmaktadır.

    Bakın müftüler ve diğer Müftülük çalışanları, kıçlarını bile sizin camiler için topladığınız bu paralarla satın alınan tuvalet kağıtlarıyla kuruluyorlar! Artanı da cami ve Kur’an kursu inşaatlarında kullanıyorlar. Hele hele makbuz kesilmeden toplanan yardımların başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmez! Türkiye’nin en büyük illerinden birinde, geçmişte Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlemiş olduğu ve yanılmıyorsam uzak asyadaki tsunami felaketi için toplanan yüzbinlerce liralık yardımın önemli bir kısmına İl Müftüsü, müftülük ihtiyaçları için diyerek el koymuştu da müfettişler güç bela almıştı adamın elinden bu parayı! Başka bir İl Müftüsü de trafik kazası yapıp perte çıkardığı bir makam otomobilini yenilemekte kullanmıştı camiler ve Kur’an Kursları için toplanan paraları. Lütfen artık düşün yakamızdan…

    Ayrıca namaz kılarken başını neredeyse arkanıza dayayarak namaz kılan şu cemaatçi genci de münasip bir dille uyarın lütfen; gitsin caminin bir kenarında kılsın namazını. Zira cemaat olarak ben ileri bakınca sizi görmek istiyorum, bu genci değil. Çünkü ben ona değil, size uyarak namaz kılıyorum. Adam düpedüz cemaatinin propgandasını yapıyor bu giyim tarzıyla, farkın da değil misiniz? Nedir bu cemaatlerden çektiklerimiz? 15 Temmuz da mı aklımızı başımıza getirmedi bizim?

    Ayrıca, şu iç ezanını okuyan adam kimdir? Türk Milleti olarak bütün makamlarda ezan bestesi yaptığımız halde bu adam neden ille de Arab ağzıyla ezan okuyor? Ben bütün bunlardan rahatsız oluyorum. Eminim ki; cemaatten pek çoğu da rahatsız oluyordur. Bunu cemaatin dönüp dönüp ezan okuyan bu adama bakmalarından anlıyorum. Lütfen bunlara dikkat edin…” dedim.
    Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmalarında dünya çapında derecesi olan imamımız, boynunu bükerek;
    -“Haklısınız hocam” dedi ve devam etti: “Her hafta yardım toplanması hususunu bir iki gün önce Ankara İl Müftüsü’ne de ilettik. ‘Bizi dilenci durumuna düşürdünüz’ dedik. Ancak Müftü Efendi ‘Cami inşaatlarını başka türlü bitirme imkanımız yok’ diyerek çaresizliğini dile getirdi. O cemaatçi genç adam bugün dikkatimi çekti. Kendisini ilk defa görüyorum. Onu uyarsam, başka birisi gelir. Bunun önüne geçmek mümkün değil. İç ezanı okuyansa aha bu (yanda duran sakallı ve bakımsız bir genci işaret etti). Kasap …’ın oğlu. Bizim kadrolu müezzini her hafta başka camide görevlendiriyor Müftülük. Biz de çaresiz bu arkadaşa müezzinlik yaptırıyoruz. O da bu kadar becerebiliyor…”
    -“Hocam, ben bütün bunlardan rahatsız oluyorum. Allah namazınızı kabul etsin” diyerek ayrıldım sağlı sollu bütün kolonlarında istisnasız “LÜTFEN KONUŞMAYINIZ!” uyarıları olan camiden.
    Diğer bütün etkinlikler gibi dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen ve Cumhurbaşkanının Kılıçdaroğlu’na “Yahu sen ne anlarsın ezandan ne anlarsın Kur’an’dan” diye yüklendiği, başta Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ve Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı olmak üzere, DİB yöneticilerinin de elleri patlayıncaya kadar alkışladığı “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” herkese kutlu olsun.
    Câmi, kelime anlamı olarak “toplayan”, “bir araya getiren” demektir. “Cem” kelimesi de aynı kökten geliyor zaten. Ancak şu bir gerçektir ki; camilerdeki eğitimli ve bilinçli cemaatin sayısında gözle görülür bir azalma yaşanmaktadır ve camiler, toplama ve bir araya getirme özelliklerini, daha doğrusu camiler, bütün Müslümanların ortak mekânları olma hususiyetlerini hızla yitirmektedir. 12 Eylül derbecilerinin “Aşağıa Atatürk, Yukarı Atatürk” diyerek milleti Atatürk’ten soğuttukları gibi, bu dönemde de “Aşağı cami, yukarı cami” diyerek milleti camiden, Ezan’dan ve Kur’an’dan soğutuyorsunuz efendiler…

    05.10.2018
    ______________
    Not: Fotoğraf internet adresindeki haberden alınmıştır.

  • Amerika PKK’ya yol açıyor…

    Amerika PKK’ya yol açıyor…

    Amerika’nın yanı başımızdaki terör örgütleri ile olan ilişkileri Türkiye düşmanlığına yöneliyor. Bunu yıllardır izliyoruz. Bütün bunları bildiğimiz halde Amerika için halen “müttefik” veya “dost ülke” denilmesini de içimize sindiremediğimizin de altını çizelim.
    Şurası çok açık ve net:
    Amerika, özellikle Suriye’de PYD/ PKK’ya yıllardır en ağır silahları veriyor. Eğitimlerini de yaptırıyor. Bu konuda Türkiye tarafından yapılan tüm uyarılara ve dostane ilişkilere rağmen Amerika’nın düşmanlığına yenilerinin eklendiğini gözlemliyoruz.
    Son olarak, PYD/ PKK’lıların işgal ettiği Suriye’de Fırat’ın Doğusunda Amerikalıların şimdi de örgüte tıbbi destek vermeye başladığı haberleri geliyor.
    Derik, Sincar, Kamışlı ve Kobani’de sağlık eğitim merkezleri oluşturuluyor. Örgüte Castle İnternatıonal LLC adlı şirketin hizmet vereceği söyleniyor. Bu konuda 4 kişilik bir Amerikan heyetinin de Kamışlı’ya geçerek örgüte tahsis edilen bölgelerde 7 sağlık ünitesinin son durumunu incelediği vurgulanıyor.
    Bu ne anlama geliyor:
    Yapılan anlaşma metninde sağlık eğitimine alınacak olan YPG’lilerin Suriye’de olma şartı getirildi. Bu da Kandil’den gelecek olan PKK’lıların bölgede sağlık eğitimi alabileceğini gösteriyor. Yine aynı şekilde yaralı PKK’lıların da burada tedavileri gerçekleşecek.
    İşte, Amerika, böylece PKK’ya yol açmış olacak.
    Suriye’deki gelişmeler ve Amerikan düşmanlığı bununla da yeterli kalmıyor. Amerika, bölgede bir yandan terörist gruplarla ilişkilerini en üst düzeye çıkarırken, öte yandan Türkiye düşmanlığında da yeni adımları atmaktan kaçınmıyor.
    Geçtiğimiz mart ayında beldeyi terk ederek Irak ordusuna teslim ettiği iddia edilen terör örgütü, bu açıklamaların aksine, Sincar’daki varlığını daha da artırdı. Türkiye-Irak-Suriye üçgenin en stratejik bölgelerinden biri olan Sincar’a ABD, yeni terörist grupları yolluyor.
    Irak Türkmen Cephesi Teşkilat Başkanı Mehmet Seman Ağaoğlu, ikinci Kandil yapılmak istenen Sincar’a PKK takviyesinde bulunan ABD’nin, Türkiye’nin Musul kuzeydoğusundaki Başika Üssü’nde bulunan askeri varlığına karşı tehdit oluşturmayı amaçladığını söyledi.
    Ağaoğlu, açıklamsında “PKK’lı teröristleri buraya ABD askeri kuvvetleri getirdi. Amerika’nın hedefi Başika Kampı’ndaki TSK unsurlarının yolunu kesmek. ABD ayrıca Musul yolunu da kesmeyi hedefliyor” dedi.
    Sincar’ın stratejik önemine dikkat çeken Ağaoğlu, yapılan hamlenin Türkiye’nin ‘Ovaköy’ adımına da karşı olduğuna işaret ederek şunları söyledi:
    “Sincar’a hakim olan, Irak kuzeyine, Suriye’de PKK işgalindeki bölgeye ve Türkiye’nin güneydoğusuna hakim olur. Sincar’a hakim olan, Irak ve Türkiye arasında açılması istenen Ovaköy Sınır Kapısı’na da hakim olur. Ovaköy sadece ikinci bir sınır kapısı değil. Belki de ileride Irak hükümeti ve Türkiye arasında belki de tek sınır kapısı olacak. Habur (İbrahim Halil Sınır Kapısı), Irak Bölgesel Yönetimi’ne açılıyor ve Erbil, iki ülke arasındaki ticaret üzerinde birçok sıkıntı çıkarıyor. Ovaköy açılırsa ticaret kolaylaşacak. Mutabakat sağlandı ama tek sıkıntı ’emniyet’ yönünde. O da halledilince hat açılacak.”
    Özetleyelim:
    Amerika, bölgede oyununu istediği gibi oynuyor. Terör örgütlerine de desteğini sürdürüyor. Kökü dışarıda olan teröristlerle mücadele ediyoruz, bunda da kararlıyız. Ancak, ortadaki sonuç, kökü dışarıda olan ve başka ülkelerden destek alan teröristlerin kökünün kurutulmasının da o kadar kolay olmayacağını gösteriyor.
    Peki, ne yapılmalıdır?
    Bu sorunun yanıtını da bir başka yazımızda vermeye çalışacağız.

  • ‘Aynı tas, Aynı Hamam’ mı?

    ‘Aynı tas, Aynı Hamam’ mı?

    Çoğumuz; yarın ölecekmişiz gibi hazırız ve hiç ölmeyecekmişiz gibi çalışıyoruz. Ölüm ötesindeki sonsuz hayata inananlar özellikle genel strateji olarak hayat boyu bu metodu uygularlar. O zaman gelin birlikte, yaşarken ki cennetimize özlem duyalım biraz!

    Neden hayallerimizde ve dualarımızda bütün düşünsel yatırımımızı yaptığımız ölüm sonrası cennete rağmen; burada harala-gürele yaşarken çoğu zaman o cennetle hiç ilgisi olmayan şartlarda yaşıyoruz?..

    Bu çelişkinin en büyük nedeni en baştan söyleyeyim; dünya sisteminin en tepesindeki planlayıcılarıdır. Siz ne yaparsanız yapın, isterseniz kapı-kapı mutluluk formüllerini para harcayarak öğrenin, isterseniz yaşam koçlarının ofislerini arşınlayın, isterseniz en ünlü filozofların mutluluk üzerine yazdıkları o muhteşem eserleri hatim indirin, fark etmez!.. Kardeşim; hayatını belirli şartların üzerinde sürdürmek ve keyfine bakmak için yeterince paran var mı?! Ya da gelişmiş dünya ülkelerindeki insanların aksine; yüz çalışıyorsan, altmış kazanarak, bir türlü “Ohhh…” diyemeyip, sadece akıntıya karşı kürek çekenlerden misin?.. Sonra da bir türlü o düşüncendeki cenneti hayatına fiilen yansıtamayıp, okuduğun mutluluk ve aydınlanma yazılarıyla bir yandan sosyal medyadaki ardakaşlarınla takılıp, manevi tatminsizliğindeki açığı da avunma yöntemiyle kapatarak mı idare ediyorsun?.. Peki hayatlarımızı ele geçirmiş olan bu çelişkiden toplum olarak bir gün kurtulmamız sizce mümkün olabilecek mi? Yoksa ‘aynı tas, aynı hamam’ deyip; bir yandan dışarıdaki cehennemde orman kanunlarına göre yaşamamımızı sürdürürken, eve döndüğümüzde yine “Çok iyiyim! Çok iyiyim!” avunma telkinleriyle toplum genelinden izole mutluluğumuzu yaşamaya mı devam edeceğiz?

    Bir gün bizler de; arabaya koyacağımız benzinin, yiyeceğimiz pirincin, ekmeğin, etin, balığın,  meyvenin, kozmetik ürünlerin, giyim-kuşamın, tatil fiyatlarının, kiranın, araba bakımının sürekli beyin hücrelerimizi yemediği o rahat ve umarsız yaşam şartlarını yakalayabilecek miyiz? O muhteşem dükkanın adana dürümünden bir tane daha yemek için cebimizde kaç lira kaldığını kontrol etmeyecek ya da eşimize o harika tek taş yüzüğü sıradan bir günde, sadece içimizden geldi diye o ayki hesap bakiyemizi kontrol etmeden satın alabilecek kadar huzurlu olabilecek miyiz bir gün? Sürekli endişe duyduğumuz binlerce yaşam detaylarımızı en azından asgari düzeyde karşılayacak şartlara kavuşmadan, sizce düşlerimizdeki o cenneti bu hayatımızda da yaşayabilir miyiz? Ve hele bazı gelişmiş ülkelerin orta düzey vatandaşlarının bile bu ihtiyaçlarını karşılamak için posteki saymadıklarını bilirken?..

    “Böyle gelmiş, böyle gidecek. Aynı tas, aynı hamam.” diyorsunuz değil mi şu an bu yazımı okurken bile? Belki de haklısınız. Çünkü bireysel anlamda kendimizi mutlu etmek için istediğimiz kadar uğraş verelim; o tası da, hamamı da bizlere verenlerin önce bütün toplumun mutlu olmasını istemesi lazım!.. Bu konunun ucu inanın dünyanın en tepesinde oturarak, hayatlarımızı planlayanlara kadar uzanıyor.

    Yine de umut, umut ve umut!.. Umut etmeden kim yaşayabilmiş ki?.. “Belki bir gün…” diyelim ozaman…

    www.youtube.com/arizaadam
    Ömer Dalman

    02.10.2018

  • Cahil kafalar! 

    Cahil kafalar! 

    Yazmak ve yazmamak arasında kararsız kaldığım konular var. Biri tam emin olmadığım konular, diğeri: çocuk ölümü, istismarı ve bu yöndeki her hangi bir konu. Maalesef yazmak zorunda kalıyoruz!

    Çünkü sustukça daha vahim oluyor, bir türlü anlayamıyorum. Ne istiyorsunuz küçük el kadar kız çocuklarından?

    Yani bu kadar mı nefsinize düşkün, vicdanınızı kapamış haldesiniz?

    Kars’ta katledilen Sedanur yavrumuzun olayının detayı tam netleşmemiş ama fark etmez ki…

    Tecavüz var mı, yok mu, kazayla mı öldürülmüş, husumet mi var?Yani hiç bir sebep ve bahane bir masum çocuğun katline hak veremez! Hangi tarafından bakarsan bak olmuyor. Hep bu tür haberleri duydukça beynimde ayarlar değişiyor.

    Yani ne yapalım? Tükenelim mi? Kadınların soyunu kurutalım mı?Anne olmayalım, doğurmayalım mı?Doğurduklarımıza sahip çıkamıyoruz, çünkü ya tacize uğruyorlar ya da tecavüz ediliyorlar, çünkü zihniyetimizi yıkmayı beceremiyoruz. Biz anneler, babalar o kadar agresif ve hırslı oluyoruz ki bir bakıyoruz kendimizden de agresif çocuk büyütmüşüz. Komşunun tavuğu bahçemize girince polise kadar gidip çıkan kişileriz sonuçta.

    Neden? Çünkü biz hala dünyanın geçici olduğunu sadece laf olsun diye konuşuyoruz. Her şeyde nefsden başlıyor, nefsimize sahip çıkamıyoruz!

    Rüşvet alıyoruz, hırsızlık yapıyoruz, tecavüz ediyoruz, kötülükler yapıyoruz işte…

    Son 1 yılda kaç kız çocuğu öldürüldü? Neden?

    Neden vücudunuzdaki 200 qramlık organa sahip çıkamıyorsunuz? Hasta mısınız? Tedavi olun!  Ya da biz kadın bir anne olarak artık doğurmayalım. Kız çocukları doğurmayalım ve yavaş yavaş tükenelim. Siz erkekler artık bir birinizle baş edersiniz! Biraz ağır oldu biliyorum. Evet! Bizim kahraman kardeşlerimiz var. Ama o kardeşleri de biz anneler dünyaya getirmedik mi? O zaman pis nefsinizi çekin bizden! Kadına, küçük bebeklere belden aşağı bakmayın. Hayatta zevk alınacak o kadar çok şey varken küçük bebeklerin masum vücudunda zevk aramayın!

    Biz yorulduk, tükendik! Mücadele vereceğiz sonuna dek!

    Ama manevi olarak çöktük. Bir yolu olmalı! İdam mı? Hadım mı? Muhabbet mi? Ne? Olsun artık! Çocukları artık çukurlardan, taşların altından bulmak istemiyoruz. Artık komşumuza, sokakta çocuğumuza şeker uzatan yaşlı dedeye,teyzeye güvenmek istiyoruz. Artık parklarda her kenarda sigara içen erkeye tecavüzcü, çocuk tüccarı vs isimler takmak istemiyoruz. Huzurlu yaşam istiyoruz!

    Lütfen çocuğu doğurmakla işinizi bitirmeyin! Zevk uğruna dünyaya çocuk getirmeyin. Getirdiyseniz o zaman ahlaklı, nefsi bütün insan büyütün! Ne olur elinizi minik yavruların eteğinden çekiniz. Artık Eylül, Sedanur, Ayşe, Fatma öldü haberi duymak istemiyoruz. Okul, kreş bebeklerini taş altından bulmak istemiyoruz!   Cahil kafalar istemiyoruz!