Blog

  • Canan Karatay, veganları ‘tahıl beyinli’ olarak nitelendirdi.

    Canan Karatay, veganları ‘tahıl beyinli’ olarak nitelendirdi.

    Prof. Dr. Canan Karatay, “Veganlar kısa ömürlüdür. Veganlar yalnız tahıl yiyor tavşan ve koyun gibi. Veganlık hastalıktır” dedi.

    Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilen araştırmada Türkiye’nin başlıca tuz üretim merkezlerinde üretilen 16 farklı markada sofra tuzunun tamamında miktoplastik bulunması ile ilgili de konuşan Karatay, Kaya tuzunun aslında bir tuz değil, çok önemli bir mineral olduğunu belirtti. Karatay, “Tuzsuz kalmak kalp krizi ve felç yapabilir. Sofra tuzu tehlikelidir. Rafine edilmesi lazım” dedi.

    Konuya ilişkin olarak Habertürk’e değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay, “Öğütülmemiş, rafine olmamış kaya tuzu… Kristale bir şey bulaşmaz. Tuz tüketmezsek hayat olmaz. Bütün sinir sistemimizin iletisindeki her şeyin altında tuz var. Tuz olmazsa hiçbir organımız çalışmaz ” diye konuştu.

    Karatay, “Tuzsuz kalmak kalp krizi ve felç yapabilir. Sofra tuzu tehlikelidir. İşlem görüyor. Tuz çok önemli bir madde. Rafine edilmesi lazım. Tansiyonu yükselten şekerdir. Tuzsuz hayat olmaz” şeklinde konuştu. Karatay, “Kaya tuzu le suyu içebilirsiniz. Bu sağlıklı. Ast yapan şekerdir, ekmektir, undur, şekerli ve gazlı içeceklerdir” dedi.

    Veganlar kısa ömürlüdür

    Canan Karatay, “Tahıl hayvan yemidir. İnsan vücudu tahılları kullanmaya programlanmamıştır. Tahıl yersek koyun gibi oluruz. Tahıl yersek tahıl beyinli oluruz. Vegan demek tahıl beyinli demek. Veganlar kısa ömürlüdür. Veganlar yalnız tahıl yiyor tavşan ve koyun gibi. Veganlık hastalıktır” ifadesini kullandı. Karatay, “İthal kuruyemiş yenmemeli. Kuru baklagiller çok önemli. Mutlaka yenmeli. Kuru baklagiller tahıl değildir.” İfadesini kullandı.

    Hayvansal gıda nedir, veganlar ne yer?

    Hayvansal gıdalar denilince akla gelen yiyecekler aşağıda belirtilmiştir. Hayvansal gıdalar protein kaynağımızdır. Bu proteinler 1. sınıf en yararlı yiyecekler arasına girer. Küçük büyük herkesin tüketmesi gerekir. Bilhassa hamile ve emzikli kadınlar, bebekler, çocuklar, hastalar ve hastalıktan yeni kurtulmuş olanlar kullanmalıdır. Çünkü hem bedeni iyileştirir hemde zihin gelişimini hızlandırır. Yukarıdaki çeşitli hayvan etlerinin sağlığımız yönünden durumları bildirilmiştir. Diğer tüm yiyecekler, birbirine yakınlık derecelerine göre toplu gruplar halinde verilerek, o gruptan birinin yenmesi mahzurlu ise, onun yerine neyin yenilebileceği gösterilmeye çalışılmıştır.

    Etler ve sakadat,
    Balıklar,
    Av ve kümes hayvanları,
    Süt ve mamulleri,
    Yumurta

    Veganlık ya da veganizm

    Veganlık ya da veganizm, bazı nedenlerle hayvan kökenli gıdaları ve diğer hayvansal ürünleri kullanmayı reddetme. Bazen “sıkı vejetaryenlik” diye de adlandırılır. Vegan kişiler, hayvan kullanımı yoluyla elde edilen gıdaları, giyecekleri ve diğer tüm yan ürünleri kullanmayı reddetmektedir.

    1944 yılında, The Vegan Society’nin kurucularından Donald Watson veganlığı şu şekilde tanımlıyordu: “Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, bal, hayvansal süt ve türevlerini dışlayıp bitkiler aleminin ürünleriyle yaşamak ve tamamen ya da kısmen hayvanlardan üretilen tüm ticari malların alternatiflerini kullanmak şeklinde pratiğe dökülür.”

    Veganlık, en basit tanımıyla, hayvan kullanımını ve hayvansal herhangi bir ürünü tüketmeyi reddetmektir. Veganlar, hayvanlardan türetilen, dolayısıyla üretilmesi için hayvanların kullanıldığı yiyecek ürünlerini tüketmediği gibi, yapımında deri, kürk, kemik, jelatin, yün (koyun yünü, kaşmir, angora), ipek gibi hayvansal maddelerin kullanıldığı yiyecek dışı maddeleri de kullanmaz, giyimlerinde pamuk ve keten gibi bitkisel ya da akrilik gibi sentetik kumaşları kullanırlar. Hayvanlar üzerinde test edilen ve lanolin, propolis gibi hayvansal ürünler içeren kozmetik ve ev temizliği ürünleri de bunlara dahildir. Bunlara ek olarak veganlar, hayvanların kullanıldığı eğlence biçimlerine (sirk, boğa güreşi, hayvanat bahçesi, at yarışı vs.) katılmaz.

    Veganlığın yaygınlaşması sonucu büyük metropollerde artık sadece vegan yemekler sunan restoranlar bulunabilmekte, mönülerinde bazı yemeklerin vegan olduğunu belirten restoranların sayısı artmakta, vegan süpermarketler açılmaktadır.

    Vegan Beslenme

    Veganlar, beslenmelerinde hayvan eti (kümes hayvanları ve balıklar dahil), inek, keçi veya diğer hayvanlardan elde edilen sütler, yumurtalar, bal ve diğer hayvansal yan ürünleri kullanmazlar. Veganlar, içerisinde şellak, karmin, balmumu, kemik kömürü, kazein, elastin, jelatin, isinglass, keratin, lanolin, rennet, retinol, donyağı, peynir altı suyu, peynir altı suyu tozu gibi hayvan bedenlerinden ya da beden çıktılarından elde edilen malzemeler bulunan ya da yapım aşamasında bu malzemelerin kullanıldığı ürünleri tüketmezler.

    Besin ögeleri

    Amerikan Beslenme Derneği, 2009 yılında yayınlamış olduğu raporda, vegan beslenme de dahil olmak üzere bitkisel temelli beslenme biçimlerinin doğru bir biçimde düzenlendiklerinde bebeklik, ergenlik, hamilelik ve yaşlılık dahil olmak üzere her yaş grubu için yeterli olduğu kanısına vardıklarını açıklamıştır. Buna ek olarak Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Konseyi de doğru planlanmış bir vegan beslenmenin her yaş için uygun olacağını kabul etmiştir.

    Beslenme uzmanı Winston Craig ise vegan beslenme biçiminin diyet lifi, magnezyum, folik asit, C vitamini, E vitamini, demir ve fitokimyasal maddeler açısından zengin olduğunu, bununla birlikte, kalori, doymuş yağ, kolestrol, uzun zincirli Omega 3 yaş asitleri, D vitamini, kalsiyum, çinko ve B12 vitamini açısındansa zayıf olduğunu bulgulamıştır.

    Protein

    Proteinler, amino asitlerden oluşmaktadır. Vegan beslenmede tüm proteinler bitkilerden elde edilir. Bitkisel protein kaynakları mercimek çeşitleri, nohut, fasulye, soya fasulyesi gibi bakliyatlar, kuruyemişler, kinoa, mercimek, kara pirinç, buğday, mısır ya da arpa gibi hububatlardır. Örneğin pirinç ile fasulyelerin bir araya getirilmesi yüksek aminoasitli kombinasyonlar sağlamaktadır.Soya fasulyesi ve kinoa insanların ihtiyaç duyduğu bütün temel amino asitleri içerdiğinden tamamlanmış protein kaynakları olarak bilinirler. Amerikan Beslenme Derneği raporu, farklı protein kaynaklarının farklı öğünlerde tüketilmesinin gereken aminoasitlerin elde edilmesi için yeterli olduğunu bulgulamıştır.

    Veganlar ne yer sorusunun cevabı ise en basit cevabı şu şekilde; sebzeler, baklagiller, mercimekler, meyveler, tahıllar, kuruyemişler ve mantarlardır.

    Omega-3 yağ asiti

    Bir Omega-3 yağ asiti olan Alfa-Linolenik Asit yeşil yapraklı sebzelerde, fındıkta ve kanola ya da keten tohumu yağı gibi bitkisel yağlarda bulunmaktadır. Buna ek yemeklerde olarak zeytinyağı ve kanola gibi Omega 6 açısından düşük yağların kullanılması tavsiye edilmektedir.

  • Kıbrıs sorunu zoraki çözüm kulvarında  …Prof. Dr. Ata ATUN

    Kıbrıs sorunu zoraki çözüm kulvarında …Prof. Dr. Ata ATUN

    Kıbrıs sorunu zoraki çözüm kulvarında

    Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan tarihi Annan Planı Referandumundan evvel DISY Başkanı olarak ortaya attığı ve arkasında durduğu “Zayıf Merkezi hükümet, güçlü kurucu eyaletler (Devletler)” bugünün tanımı ile “Gevşek Federasyon” düşüncesini geçtiğimiz haftalarda tekrar ortaya attı ve ilgili kesimlerin tepkisini beklemeye başladı.

    İlgili kesimlerden kastım, Kıbrıs Rum halkı ve Rum siyasiler, Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıslı Türk siyasiler, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve basını, Yunanistan devleti, Yunan basını ve Yunan halkı, AB yöneticileri ve BM ile ABD yönetiminde Kıbrıs konusu ile ilgili yetkililer.

    Annan Planının tartışıldığı günlerde, o dönemde DISY Başkanı olan Anastasiadis, “Zayıf Merkezi hükümet, güçlü kurucu eyaletler (Devletler)” düşüncesini “Sayıları çok fazla olan Kıbrıslı Türk memurların maaşları ile KKTC’nin borçlarını Kıbrıs Rum halkı olarak ödemek ve üstlenmek istemiyoruz” tezine dayandırıyordu. Anastasiadis’in istediği, Federal Devletin kurucularından birisi olacak olan “Kıbrıs Türk Devleti”nin, kendi gelirleri ile zayıf olan Merkezi hükümetten hiçbir maddi katkı beklemeden ve almadan, Kıbrıslı Türk memurların maaşlarını ödemesi ve Türkiye’ye olan borcun da Kıbrıs Türk halkı tarafından ödenmesi idi.

    Ne hikmetse Rum lider Anastasiadis, -biraz da art niyetli olarak- 14 sene evvelki fikrini hatırladı ve birkaç hafta evvel piyasaya sürdü. Tepkisinden en çok korktuğu Güney Kıbrıs’ta yaşamlarını sürdüren Rum halkı ve Rum basını Anastasiadis’in bu düşüncesine bırakın şiddetli bir tepkiyi, sıradan bir refleks bile göstermezken, Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi karşısına duvar gibi dikildi ve önerisini sunmasına bile izin vermedi. Anastasiadis adeta duvara tosladı Ulusal Konseyde.

    Ruhani başkanı olduğu kendi partisi DISY’nin, takım ortağı veya buna Türkiye’de AKP ile MHP arasında olduğu gibi “Cumhur İttifakı” yaptığı DIKO’nun ve Güney Kıbrıs’taki komünist ve aşırı solcuların partisi olan AKEL’in bile karşı çıkacağını öğrenen Anastasiadis, “Gevşek Federasyon” düşüncesini Ulusal Konseye sunamadı. Tam tersine böyle bir söylemi yapmadığını iddia etti. İnkar iddiasını da ünlü “Bozacının şahidi şıracıdır” deyişine uygun olarak, 2014 -2017 yılları arasında Avrupa Parlamentosu Başkanlığı görevini yapan Martin Schultz’a dayandırdı.

    Martin Schultz, nereden gerektiyse yaptığı açıklamada, “Anastasiadis, bana gevşek federasyon önermedi. (Anastasiadis’e hitaben) Crans-Montana’da çok yaklaştınız, bunun zemini de iki bölgeli, iki toplumlu federasyondu, bu zeminde müzakerelere geri dönün. Müzakereler, görüşülmüş çerçevenin dışında, ülkenizi derin bölünmeye sürükleyecek iki devlet çözümü için değil, herhangi başka bir belirsiz çözüm için değil” diyerek güya kendisini akladı.

    Kıbrıs sorununda son 50 yıldır devam eden müzakereler ve halen daha sorunun çözümlememiş olması, Doğu Akdeniz’deki petrolün ve doğalgazın üzerinde kullanım egemenliği kurmak isteyen ve adına “Batı dünyası” denilen BM, ABD ve AB’nin önünde, büyük ve aşılması zor bir engel oluşturmaya başladı. O yüzden de Batı dünyası bir an evvel Kıbrıs sorununu çözmek ve öncelikle bölgeden çıkarılacak doğalgaz ile ikinci aşamada çıkarılacak petrolü hem kullanmak hem de enerji kozu olarak kullanmak istemekte. O sebeptendir ki Kıbrıs konusu, artık bir şekilde çözülmesi gereken sorun olarak, BM’nin, AB’nin ve ABD’nin dış politika gündemine girerek, en üst sıralarda da yerini aldı.

    Şu an itibarıyla Kıbrıs sorunu, Rumların ve Türklerin tam istedikleri şekilde değil, BM’nin AB’nin ve ABD’nin çıkarlarına zarar vermeyecek ve bölgede herhangi bir nedenle silahlı çatışmaya ve sürtüşmeye yol açmayacak, ileriki yıllarda da büyük boyutlarda huzursuzluk yaratmayacak bir sonuca doğru çözülmesi mecrasına sokulmuş gibi. Kıbrıs’ta yaşayan iki halk kabul etse de etmese de, bu süreçten geri dönüş yok, müzakereleri savsaklayarak süreci uzatmak ve statükoyu devam ettirmek de yok. İllaki Batı dünyasının uygun göreceği bir çözüm, taraflara empoze edilecek…

    Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
    Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
    KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
    e-mail: [email protected] (Kişisel) , [email protected] (Akademik)

    Facebook: AtaAtun1

  • Mehmet Ziya GÖKALP’ten VATAN Şiiri Ebediyet’e Uğurlanışı’nın 94. yıl dönümünde

    Mehmet Ziya GÖKALP’ten VATAN Şiiri Ebediyet’e Uğurlanışı’nın 94. yıl dönümünde

    Ziya Gökalp

    Re: [Turkish Forum – E Turkiyeyiz Biz] … ATATÜRKÜMÜZ”ün de Türkçülük İdolleri’nden Ölümsüz Ziya Gökalp Ruhun Ş’adolsun ! ( 1876-1924 ) (show original) 2:02 PM (7 hours ago)
    25 Ekim 1924 tarihinde vefat etmiş olan, 48 yıllık kısa yaşamında çok sayıda kitap ve makale sığdırmış  Ziya Gökalp’in yaptığı hizmetleri anımsıyor , aziz hatırası önünde sayıyla eğiyoruz.

    ANIMSATMA/  Ziya Gökalp Müzesi,    HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun çağrısı üzerine, 6-7 Ekim 2014’te Ayn el Arap (Kobani) bahanesiyle Diyarbakır’da düzenlenen izinsiz gösterilerde PKK’lı teröristlerce yakılmıştı…

    Mehmet Ziya GÖKALP’ten VATAN Şiiri
    Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
    Köylü anlar manasını namazdaki duânın…
    Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’ân okunur.
    Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın.
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
    Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
    Her ferdinde mefkure bir lisan âdet, din birdir.
    Meb’üsânı temiz, orda Boşolar’ın sözü yok,
    Hududunda evlatları seve seve can verir;
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
    Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,
    San’atına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür;
    Hirfetleri birbirini daim eder himaye;
    Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür,
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
    ZİYA GÖKALP , GENÇ TÜRKLER VE İTTİHAT VE TERAKKİ
    Düşünsel bir süreç olarak, Genç Türkler ve İttihat ve Terakki ile Ziya Gökalp’in düşünce ve ilişki yakınlığı askeri lise yıllarına kadar uzanmaktadır. İmparatorluğun içinde bulunduğu bunalımlar birçok mektep öğrencisi gibi Gökalp’i de derinden etkilemiştir. Bu nedenle Gökalp, okul yıllarından itibaren ülke sorunlarıyla ilgili konulara yakın ilgi göstermiş; yaşamı boyuca birçok siyasi ve sosyal örgütlenme içerisinde yer almıştır.
    Gökalp, düşünsel yaklaşımı dolayısıyla İttihat ve Terakki Cemiyetinde çeşitli kademelerde görevlerde de bulunmuştur.
    Ziya Gökalp, 1908’de İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır, Van ve Bitlis heyetlerinin müfettişliğine atanmıştır. 1909 yılında Darülfünun’da hocalık yapmak üzere İstanbul’a gelen Gökalp; orada birkaç ay kalmış, yeterli ücret alamadığı için tekrar Diyarbakır’a dönerek, “Peyman” gazetesini çıkarmaya başlamıştır. 1909 yılından son aylarında ise İttihat ve Terakki tarafından Selanik’e gönderilmesi  Ziya Gökalp’in hayatında yeni bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde, dilde Türkçülüğü savunan Genç kalemler grubuna katılmış; bu dergide, dilde Türkleşme ile ilgili yazılar yazmaya başlamıştır. Burada, özellikle Ömer Seyfettin’den etkilenen Gökalp, artık Türkçü Gökalp’tir.2
    Ziya Gökalp, 48 yıllık kısa yaşamında çok sayıda kitap ve makale yayınlamış, bazı  gazete ve dergilerin yayımlanmasına öncülük etmiş ve yazılarıyla katkıda bulunmuştur.
    Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı
    T.C. BURHAN SAVAŞ <bur…@superonline.com>, 25 Eki 2018 Per, 16:21 tarihinde şunu yazdı:
    .

    .
    Büyük Türkçü Ziya Gökalp’in  Ebediyet’e Uğurlanışı’nın 94. yıl dönümü..
    ….Ziya Gökalp (1876, Diyarbakır- 1924, İstanbul) asıl adı Mehmet Ziya’dır. Babası Diyarbakır’da memurluk ve yazarlık yapan Tevfik Efendi idi.Abdullah Cevdet aracılığıyla Genç Türklerle tanıştı. Veterinerlik öğrenimi gördü. .İttihat ve Terakki’ye girse de sonradan teşkilattan uzaklaştı. Diyarbakır’a döndü. Küçük memuriyetlerde bulundu.
    Kaynak Yeniçağ: Büyük Türkçü Ziya Gökalp’in vefatının 94. yıl dönümü .

  • Fetö’den açığa alınıp geri dönenler tekrar yükseldi.

    Fetö’den açığa alınıp geri dönenler tekrar yükseldi.

    Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin sonucunda açığa alınan personeller ile ilgili ilginç bir gelişme yaşandı.

    Anayasa mahkemesi’nde 19 Ekim tarihinde “Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı” sonuçların yayınlandı.

    Oda Tv’nin haberine göre; Bu sonuçlar kapsamında yükselmeye hak kazanan bazı isimlerin, 15 Temmuz sonrasında açığa alınıp sonradan göreve iade edilenler olduğu anlaşıldı.

    Halbuki açığa alındıktan sonra OHAL Komisyonu tarafından göreve iade edilenler yasalara göre yöneticilik görevinden önce bulundukları kadrolarından işe geri dönebiliyordu. Yasada bu durum, “Kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerden, yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, yöneticilik görevinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır” ifadeleriyle belirtilmişti.

    Buna karşın 15 Temmuz sonrası açığa alınan isimlerin yükselme ve unvan değişikliği sınavıyla kadrolarında hızlıca yükselmesi ise şüphe uyandırdı.

    İşte o liste:

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 25 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 25 Ekim 2018 )

    1.. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a göre, görevdeki Başbakan Nikol Paşinyan’ın Ermenistan’daki erken seçim sonucu parlamentoda sağlayacağı zafer Dağlık Karabağ sorununun çözümü için gerekli adımları atmak için iyi bir fırsat olacaktır. Bolton’a göre, Ermenistan, Minsk Grubu Eş Başkanlığı’nın çalışma sürecini kuvvetle destekliyor. (İ)
    (Not; Bakalım, bu açıklama Ermenistan’ ın iç işlerine bir ABD müdahalesi kabul edilecek mi?…,o.tan)

    2. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Perşembe günü Erivan’da gazetecilere verdiği demeçte, Amerikan-Ermenistan ilişkilerinin Washington için kilit önceliğe ve stratejik öneme sahip olduğunu bildirdi. ABD Büyükelçiliği’ nde düzenlediği basın toplantısında konuşan Bolton, 1997’den bu yana Ermenistan’ı ziyaret eden ilk Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı. (İ)

    3. Ermenistan’da hükümet medya üzerine baskı uygulamıyor. Ermenistan Başbakan Vekili Nikol Paşinyan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ (AGİT) nın Basın Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Deziri’yi kabul etti. Görüşme sırasında Paşinyan, Ermenistan hükümeti için ifade özgürlüğünün çok önemli ve öncelikli olduğunu vurgulayıp basın özgürlüğü açısından şu an Ermenistan’ın görülmemiş yüksek bir seviyede bulunduğunu ifade etti. (T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/10/25/Ermenistan-basını-AGİT-Nikol-Paşinyan/139968

    4. AGİT’in Medya Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Désir, Erivan’a yaptığı iki günlük ziyarette, Paşinyan ile görüşmesinin yanı sıra Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile bir araya geldi. Ayrıca, medya özgürlüğü ve AGİT Temsilcisinin hukuki uzmanlık sunabileceği diğer alanlardaki zorlukları ve bunların teşvik edilmesini tartışmak üzere Adalet Bakanı Vekili Artak Zeynalyan ile de görüştü. Harlem Désir, “Medya özgürlüğünü demokrasinin temel taşı olarak güçlendirmek için yetkililer tarafından dile getirilen bağlılığı memnuniyetle karşılıyorum. Bu, ülkenin mevcut siyasi gelişmeleri bağlamında özellikle önemlidir. Hükümeti, gazetecilere güvenli ve etkin bir ortam sağlamaya ve medya çoğulculuğunu, kamu yayıncısının bağımsızlığını, medya sahipliğinin şeffaflığını ve bilgiye erişimi güçlendirmek için adımlar atmayı teşvik etmelerini diliyorum” dedi. (İ)

    5. Almanya, Türkiye’yi ziyaret eden tüm vatandaşların, AB Genel Sekreteri’nin verdiği bilgiye göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren sosyal medya mesajlarını yayınlama konusunda dikkatli olmalarını, devlet başkanlığına hakaret etmenin Türk yasalarına göre tutuklanma riski oluşturacağı konusunda uyardı. (İ)
    (Not: Ermenistan basın ve ifade özgürlüğü açısından takdir edilirken Almanya’ nın vatandaşlarını ikaz etmesi hiç hoş değil !…o.tan)

    6. Çalışma ziyareti çerçevesinde İsviçre’ da bulunan Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, İsviçre-Ermeni cemaat temsilcileriyle Cenevre’de görüştü. Cumhurbaşkanı Sarkissian, dünyadaki son derece hızlı ekonomik, özellikle endüstriyel ve teknolojik gelişmeler bağlamında ulusal hedeflerini hayata geçirmenin yeni bir aşamasına girildiğini söyledi. Pan-Ermeni gündeminde ulusal potansiyelin birliğine önem veren Başkan, “Önemli bir avantajımız var: gerçekte küçük devletimiz, büyük bir ulusun hayallerini, hedeflerini ve çıkarlarını sunuyor. Çocuklarınız, torunlarınız bir Ermeni olmaktan ve bu hayatta çok büyük bir misyon ve hedefe sahip olan parlak insanlara ait olmaktan gurur duymalıdır ” dedi. (İ)

    7. Moskova merkezli bir siyasi analist olan Grigory Trofimchuk , ABD’nin önceki Erivan Büyükelçisi Richard Mills’in “işgal altındaki toprakların geri dönüşü” yönündeki son çağrılarını gerekçe göstererek, ABD’nin, Dağlık Karabağ ihtilafının çözümünde daha derin ve sıkı bir işbirliği arayışında olduğunu söyledi. Ermeni makamlarına yapıcı olmayan konumlarını gözden geçirme mesajı veren Grigory Trofimchuk, Büyükelçi’ nin açıklamalarını kesinlikle mantıksal ve ABD’nin mevcut yönetiminin ruhuna uygun bulduğunu söyledi. (İ)
    (Not : Richard Mills’ in açıklamalarına şu linkten ulaşabilirsiniz < statement > …,o.tan)

    8. LYON, Fransa – Ermenistan Yardım Derneği’ (ARS) nin Merkezi İcra Kurulu Fransa, Ermenistan, Yunanistan, Makedonya ve Trakya, Lübnan ve Bulgaristan’dan 120’den fazla temsilcinin katılımıyla 13-14 Ekim tarihleri arasında Fransa’nın Lyon kentinde düzenlenen İkinci Bölgesel Toplantısına ev sahipliği yaptı. İki gün süren buluşma Cumartesi sabahı ARS marşı ve buz kırıcı aktivitesiyle başladı. Ardından, ARS Başkanı Caroline Chamavonian katılımcılara hoş geldiniz dedi ve organizasyonun 2020 Vizyonu üzerine odaklanan faaliyetleri hakkında bir rapor sundu. (İ)
    (Not: Bu haberde yer alan birkaç resimden birisi, dün internette yoğun biçimde teati edilen “Ermenistan örgütleri – Almanya’da yaptıkları…” konulu mesajlarda yer alan harita. Etkinliği düzenleyen Lyon Fransa – Ermenistan Yardım Derneği’ ne yoğun biçimde protesto mesajları gönderilmeli. Almanya’ daki etkinliği de düzenleyen büyük ihtimal ile ARS’ ın Almanya’ daki şubesidir …, o.tan)

  • MATRUŞKA GİBİ

    MATRUŞKA GİBİ

    Suudi gazeteci C. Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi konsolosluğunda öldürülmesi, Ortadoğu fay hatlarını harekete geçirdi.
    22 Ekim’den itibaren hepsi Başkan D. Trump’ın eleştirmenleri olan;
    G.Soros’a, B.Obama,  Hillary-Bill Clinton çiftine, CNN Stüdyosu’na gönderilen el yapımı bombalar, 
    6 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesi ABD’deki siyasi atmosferi çok ısıttı.
     
    *
    Ortadoğu fay hatlarını  bir arada tutan ABD-Suudi ittifakı ciddi biçimde bozulma tehditiyle karşı karşıya kaldı.
    Durum Suudi Arabistan’a silah satışı konusunda ABD ve Avrupa ambargosuyla sonuçlanabilir;
    Suudi Krallığının  Yemen’deki  acımasız vekil savaşını etkileyebilir…
     
    Suudi Arabistan, dünyaya haydut bir devlet olarak yansıdı.
    Veliaht Prens MbS ve destekçisi ABD Başkanı D. Trump, önemli bir itibar zedelenmesine maruz kaldı.
    Prens Muhammed’in itibar kaybı Suudi  Krallığın prestijini de kararttı,  
    Bu durum ABD, Çin ve Rusya’nın Ortadoğu politikalarının, önemli partneri olan Suudi Krallığı’nın istikrarını gündeme getirdi..
    En büyük Suudi destekçisi olan BAE Prensi Muhammed bin Zayed’i  utandırdı…  
     
    *
    Suudi hükümetinin C.Kaşıkçı ölümünden sorumlu olduğu kanıtlanır ve BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarına uğrarsa;
    Şimdiye kadar Suriye Devlet Başkanı B.Esad adına Riyad ile yakın ilişkileri sürdürmeyi başaran ve Suudi- İran rekabetine girmekten kaçınan, 
    Rusya ve Çin’in çabaları zorlaşacaktır.
    Böylece önemli ölçüde zayıflayacak olan Suudi Arabistan’ın;
    Başkan Trump’ın İsrail’i Filistinlilerin pahasına destekleyerek öngördüğü  İsrail-Filistin ihtilafının çözümüne yönelik çabaları da sakatlanacaktır…
     
    *
    ABD ve Suudi’nin, İran’ın Ortadoğu’ da  terörizmin ana destekçisi olduğu yönündeki iddiaları da  sorgulanmaya başlamıştır.  
    Bu iddialar ABD’nin;  Suudi Arabistan, BAE ve İsrail’in desteğiyle;
    İran’ın  nükleer programını kısıtlanması ve ekonomik yaptırımları yeniden uygulamasında önemli bir nedendi. 
    Şimdi Suudi liderliğinin C.Kaşıkçı’nın ölümüne ilişkin bir soruşturması;
    Suudi Arabistan,BAE, Mısır ve Bahreyn’in terörizmi desteklediği suçlamasıyla İran’a  15 aydır uygulanan ekonomik ve diplomatik boykotu tartışmalı hale getirecektir. 
     
    *
    Bu perspektifte Dünya, Riyad’ı  iki kritik jeopolitik rol oynamaya çağırıyor:
    Birincisi, Dünya enerji pazarlarının istikrarıdır.
    İkincisi, Suudi’nin  Orta Doğu’da İran’ın genişlemesi karşısında siper olması…
     
    *
    Bu iki jeopolitik rol ve krallığın önemli mali kaynakları, hükümetleri C.Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan  hükümetini  tam-boğaz kınamadan caydırmış görünüyor…
    Neredeyse tüm ülkeler Suudi Arabistan’ın eksiksiz, güvenilir, şeffaf ve hızlı bir soruşturma yapmasını,
    Cinayetin koşullarının tam ve titiz bir şekilde muhasebeleştirilmesiyle, bir daha asla gerçekleşmemesini sağlamasını talep ediyor. 
     
    Ne ki, C.Kaşıkçı cinayetiyle ilgili  ayrıntılar Türkiye’yi memnun etmiş görünüyor.
    Çünkü Müslüman Kardeşler’in hamisi  Erdoğan, Türkiye siyasetinde göründüğü günden beri ülkenin tarihsel laik çerçevesini aşındırıyor.
    İslam’ı Türk siyasetinin merkezi haline getirmeye ve ülkenin dış politikadaki rolünü öncelikle Batı karşıtı olarak görmeye odaklanmıştır, 
    Türkiye’yi İslamlaştırma ile birlikte, onu Batıdan  Orta Doğu’ya doğru eğmiş bulunuyor.
     
    *
    Şimdi Erdoğan, Suudi Arabistan’ ın Basra Körfezi Arap ülkelerinin ambargosu altında bulunan müttefiki Katar’ın,
    Ve Suudi Krallığın kendisi için bir tehdit olarak gördüğü Müslüman Kardeşler üzerindeki baskısını hafifletmeye zorlayabilecek bir potansiyele gelmiş,
    Kaşıkçı cinayeti ayrıca Erdoğan’a, Suudi Arabistan’ın Müslüman dünyasındaki siyasi liderliğine mühimmat olarak  kullanılacak politik bir tetikleyici olmuştur.
    Nitekim Erdoğan, Aksaray’da din adamlarına yaptığı konuşmada “Türkiye, Müslüman dünyaya önderlik edebilecek tek ülkedir” demiştir.
     
    *
    Ne ki, bu cinayet kadar korkunç olan bir diğer şey, Suudi Arabistan’ ın  dünya görüşünün pek değişecek olmayışıdır. 
    Kral hâlâ ülkenin istihbarat servisinin yeniden örgütlenmesinden sorumlu olarak MbS’ye  inanıyor.
    Dünya liderlerinin MbS’ yi kınamaya gönülsüz olmaları ise krizin çökmesinden mutlu olacaklarını gösteriyor.
    Nitekim bu hafta Suudi Arabistan’daki “Çölde Davos” olarak adlandırılan yüksek profilli yatırım konferansına,
    Önde gelen pek çok hükümet ve iş dünyası lideri ve  yüzlerce kişinin katılmış,
    MBS toplantıya geldiğinde hep birlikte onu ayakta alkışlamışlardır…
     
    Bu sırada Ortadoğu’nun yok edilmesi sürecinin failleri eski Başkan B.Obama, Dişişleri Bakanı H.Clinton ile destekleyicileri,  
    Başkan D.Trump’ın otoritesini ve saygınlığını yıkmak üzere,
    Geniş kapsamlı profesyonel bir ajitasyon ve propaganda kampanyası yürütmeye devam etmektedirler.
     
    *
    Bayan Clinton, “Birlikte İleriye- Onward Together” adını verdiği bir girişimin başındadır.
    Girişim; “Diren, ısrar et, vazgeçme, destekle – Resist, Insist, Persist, Enlist” sloganı ile Başkan Trump’ın köşeye sıkıştırılmasını hedefliyor.
    Çatısı altında profesyonellerin yönettiği “Media Matters- Medya Önemlidir,  American Bridge 21st Century – 21. Yüzyılın Amerikan Köprüsü,  Shareblue – Mavi Paylaşım, Citizens for Responsibility and Ethics in Washington – Washington’daki Sorumluluk ve Etik Yanlısı Yurttaşlar ” isminde dört dernek ile;
    Başkan Trump’a karşı acımasız bir kampanya sürdürülüyor.
    Washington’da Cumhuriyetçi ve Demokrat egemenler arasında  neredeyse bir ölüm kalım savaşı yaşanıyor, siyasi kirlilikten göz gözü görmüyor…
     
    *
    İşte Kaşıkçı Cinayeti ardından 22 Ekim’den itibaren hepsi Başkan D. Trump’ın eleştirmenleri olan,
     G.Soros’a, B.Obama,  Hillary-Bill Clinton çiftine, CNN Stüdyosu’na gönderilen el yapımı bombalar;
    6 Kasım’da yapılacak  ara seçimler öncesinde  Florida’da Demokratik Parti için kampanya yürüten H. Clinton’u ateşliyor.
     H.Clinton ABD’ yi ulusal birliğe çağırıyor…
     
    *
    Malzeme çoktur ve Demokrat liderler, eğer Senato çoğunluğunu kazanırlarsa Başkan Trump’ı görevden alacaklardır… 
     
    26. 10. 2018
  • Yunanistan Ege Denizi Hakimiyet Yasasını gündemine alacak

    Yunanistan Ege Denizi Hakimiyet Yasasını gündemine alacak

    Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Aleksis Çipras Ege Denizi kararını meclise gönderdi.

    Yunanistan’ın karasularının 6 milden 12 mile çıkarmasına ilişkin hazırlanan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yasa tasarısı olarak meclise getirilmesinin kararlaştırdığı açıklandı.

    Yunan haber ajansı AMNA’nın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Çipras’ın Dışişleri Bakanlığında düzenlediği toplantıda karasularının genişletilmesi planı ve Türkiye ile ilişkiler ele alındı.

    Kararname mecliste tartışılacak

    Buna göre, Çipras’ın karasularının genişletilmesine ilişkin kararnameleri durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirilmelerini ve diğer partilerle tartışılmalarını kararlaştırdığı ifade edildi.

    Bakanlıkta Balkanlar, Türkiye ve Kıbrıs’a ilişkin konuların doğrudan Çipras’a bağlı olacağı kaydedildi. Çipras’ın ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine İstanbul ziyaretine ilişkin hazırlıkların yapılması talimatını verdiği belirtildi.

    İstifa eden Dışişleri Bakanı Nikos Kocyas, bakanlığın devrinde yaptığı konuşmada, ülkesinin karasularını Mora ve Girit arasındaki Antikithira adası ve iki diğer bölgede 6 milden 12 mile çıkarılması yönünde kararname hazırlandığını söylemişti.

  • Atatürk’e İhanet, Onun Ölümünden Hemen Sonra Başladı …

    Atatürk’e İhanet, Onun Ölümünden Hemen Sonra Başladı …

    Atatürk’e nasıl ihanet edildi ve bu günlere gelindi, en başından alalım.

    Bugünkü kargaşa, keşmekeş ortamı, darbeler, Atatürk’e yapılan ihanetlerin sonucu ve ürünüdür…

    Başımıza bugün gelen felaketlerin nedeni, sağdan ve soldan Atatürk’e yapılan ihanetlerdir…

    İlk karşıdevrim hareketi, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra, devrimci kadroların yerine reformcu kadroların işbaşına getirilmesi ile başladı…

    Bu açıklamalara girişmeden önce hemen şu gerçeği burada vurgulayalım:

    İsmet İnönü bir Kurtuluş Savaşı ve Lozan kahramanıdır. Emperyalizme karşı dişe diş mücadele vermiştir. Şimdiki politikacılar onun tırnağı bile olamazlar. Ama bazı yanlışlar da yapmıştır. Bu bir gerçek…

    İnönü’nün bu yanını eleştirmek asla onu küçültmez. Sadece geçmişten geleceğe dersler çıkarmamıza yardımcı olur… Hepsi bu. Şimdi konumuza devam edelim:

    Mustafa Kemal’in ölümünden sonra en yakın mücadele ve çalışma arkadaşları olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a yeni hükümette görev verilmedi.

    Ama ekonomide, kültürel konularda, siyasette Atatürk’le çatışma içerisine giren Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Fethi Okyar, Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimler 1939 yılında yapılacak olan CHP seçimlerinde aday gösterildi.

    Bu girişimlerin yanında, İzmir Suikastı davasından yargılanan Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kazım Karabekir gibi isimler önemli görevlere getirildi.

    Bütün bu çalışmalar, “Eski küskünlükleri, kırgınlıkları kaldırmak, sosyal barışı sağlamak” bahanesine sığınılarak yapılmıştı…

    Bu yeni düzenlemeler, Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesinden, millici, devrimci politikasından sapılacağını gösteren ilk sinyallerdi…

    Nitekim 1946 yılında İnönü, devrimci Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i görevden almış, yerine gerici bir kafaya sahip Reşat Şemsettin Sirer’i getirmişti. Onun ilk icraatı imam hatip ve Kuran kurslarını ivedilikle açmak olmuştu. Daha sonraları, 1 Şubat 1949 tarihli genelge ile okullara program dışı din dersleri kondu

    Oysa Mustafa Kemal, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gençler” yetiştirmek amacıyla, 1924 yılında “Tevhid-i Tedrisat”, yani yeni adıyla Öğretim Birliği yasasını kabul etmişti.

    Bu yasaya göre eğitim, “mahalle mektepleri”nden, medreselerden, tekke ve tarikatların egemenliğinden kurtarılıp, tek elde toplanacaktı. Milli eğitime bağlanacaktı. Böylece eğitim ve öğretimde birlik sağlanacaktı. Eğitimde, öğretimde birliği sağladığı için adına eski dilde “Tevhid-i Tedrisat” denildi.

    Böylece “Dinler, inançlar ”vicdanlara terk edilmiş oldu.” Devlet, ikiyüzlü bir davranış içerisine girmeden, laiklik ilkesine tam anlamıyla uyarak, din sömürüsüne son vermiş, dinsel alanlardan ve kurumlardan desteğini çekmişti.

    Ama “vicdanlara terk edilen dinler, inançlar” 1950’lerden sonra yeniden “vicdan”lardan çıkarılarak siyasetin emrine verildi.

     Politikacılar, topluma egemen olabilmek, çıkarlarına hizmet eden bir düzen kurabilmek için ”din silahı”nı kullandılar. Toplumun bilincine kadercilik, tevekkül, boyun eğme, rıza gösterme gibi mistik değerleri aşıladılar.

    Atatürk ve İnönü döneminde, “Takıyye (gizleme) Yöntemi” ile gerici yanlarını saklayan DP’nin önde gelen yöneticileri, çok partili yaşamla birlikte gerçek kimliklerini de ortaya koydular. 1950 seçimlerinden sonra emperyalizmle ve çeşitli tarikat liderleriyle sıkı ilişkiler içerisine girdiler.

    Adnan Menderes’in “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” sözleri, o yıllarda Atatürk devrimlerinden ne kadar uzaklaşıldığının bir göstergesiydi.

    Atatürk’ün deyişi ile ”Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında da böyle idi.”

    Daha sonraları, 1980 darbesiyle üstü örtülü bir Atatürk düşmanlığı dönemi başladı. “Büyük Atatürk, Yüce Atatürk…” diye diye, Atatürk’ün cumhuriyet kurumlarını birer birer yok ettiler.

    Dinci eğitim, laik eğitimin yerini aldı. Okullara zorunlu din dersleri konuldu. Tarikatlar, tekkeler yerden biter gibi çoğaldı. Nakşibendilik Çankaya’ya değin tırmandı.

    Çağdışı akımlar ve düşünceler bilimin önüne geçti. Bu alanda o kadar ileriye gidildi ki, “Kadavraya don giydirilmesi”ni savunan ve karşı cinsi muayene etmek istemeyen doktorlar bile çıktı.

    1991 yılında Turgut Özal Hıyanet-i Vataniye Kanunu kaldırdı. Bakın o kanunda ne deniliyordu:

    “Dini ve dini mukaddesatı siyasi gayelere esas almak veya alet etmek amacıyla cemiyetler kurmak, bu cemiyetlere girmek, dini kullanarak devletin şeklini değiştirmek ve bozmak, fesat ve nifak sokmak, gerek tek tek ve gerek toplu olarak, sözlü veya yazılı veya fiili bir şekilde nutuk söylemek veyahut yayın suretiyle harekette bulunmak vatan hainliği sayılır…”

    Şeriatçılar, demokrasiyi ve siyasal partileri, bir din devleti kurmak için kullanılması gereken araçlar olarak görüyorlardı. Onlara göre bir İslamcı “mevcut düzenin olanaklarından sonuna kadar yararlanmasını” bilmeliydi. Bu konudaki görüşlerini Şevki Yılmaz şöyle açıklıyordu:

    “Türkiye’de Müslümanları selamete çıkarmanın, hürriyete kavuşturmanın yolu, mevcut düzeni kullanmaktan geçer. Müslüman, bulunduğu mekânda, mevkide ve zamanda davası için düzeni kullanabilmelidir…” (Şevki Yılmaz, Taraf Dergisi, 1993)

    Düzeni kullana kullana bugünkü şeriatçı, dinci, anti laik ortama ulaştılar.  Bütün bu işler olup biterken, Atatürk’ün partisi sadece onlara bakmakla yetindi.

    Atatürk’e, Atatürk ilkelerine, Cumhuriyete, laikliğe, Türklüğe yapılan saldırıları kuzu kuzu seyrettiler, kabullendiler…

    “Gele gele geldik bir kara taşa…”

    16 yıldan beri çekiyoruz bu zulmü…

  • AIHM’den Hz. Muhammed hakkında karar

    AIHM’den Hz. Muhammed hakkında karar

    AİHM’den Hazreti Muhammed’e hakaret ile ilgili karar açıklandı.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM) Hz. Muhammed’e hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğine hükmetti.

  • Ata Atun’dan bu haftanın siyaset yorumu-DİYALOG TV

    Ata Atun’dan bu haftanın siyaset yorumu-DİYALOG TV

    Bu hafta DİYALOG TV’deki programımızda, başarılı sunucu MERT ÖZDEŞ ile Haftanın önemli dış Siyasetinde yaşanan olayları tartıştık. Tekrarı 26 Ekim Cuma günü saat 20.00’de ve diğer günler sabah ve öğlen kuşaklarında yayınlanacaktır. İzlemenizi tavsiye ederim.

    Yayın adresi:

  • Yollardaki Krallar ve Ezikler

    Yollardaki Krallar ve Ezikler

    Ne olur yani asfalttaki o mazgal kapağı önüne çıktığında arabanın direksiyonunu sola kırarak gösterdiğin hassasiyet kadar, önüne çıkan o yayaya da hassasiyet göstersen?.. Arabanın bir tekeri üç santim kadar aşağı inip çıksa dingillerin mi kırılır?!..

    Diyelim otobanda arabanla sol şeritte bir acele hızla ilerliyorsun. Her işin acele ya; evine de acele dönmen lazım malum! Çoğu arabayı solluyorsun, hatta bazılarını umarsızca trafiğin namusunu defalarca iğfal ederek sağlıyorsun. Ama senin en çok neyine uyuz oluyorum ve onu yaptığında neden senin arkandan, ismini bilmesem de yedi ceddine kadar saydırıyorum, biliyor musun? Örneğin o sırada sol şeritte ben de 120 Km. hızla ilerlemekteyim. Sağ tarafım tam dolu ve punduna getirip, sana yol vermem için şu sağda ilerleyen son arabayı da geçip, ancak sağa kaçmanın peşindeyim. Ama sen ne yapıyorsun kardeşim? Benim o sırada mecburen halen sol şeriti işgal ettiğimi gördüğün halde, gelip tamponunu dakikalarca kıçıma dayıyorsun ve ardı ardına da uzunları yakıp söndürüyorsun!?

    E o zaman ne oluyor tabii? “Başlarım lan senin ızdırabına!” deyip, özellikle hızımı 10 Km. kadar daha azaltıyorum! Sağım da dolu zaten; geçmene izin vermeyip seni iyice kudurtuyorum! Böylece çoğu zaman olduğu gibi ortaya karışık yeni bir trafik cinneti çıkmasına ramak kalıyor.

    Hele özellikle kendim de ‘yaya’ olarak dışarıda olduğumda, ülkemizdeki trafik kurallarının ve trafikte insana saygının o kadar ters işlediğini görüyorum ki… Hep yurtdışındaki gelişmiş ve medeni olan ülkelere gidip gelenlerden de dinlediğimiz gibi; oralarda ‘yayaya saygı’ öyle bir almış yürümüş ki… Bırakın aksi durumlarda sürücülerin büyük cezalar yemesini, adamlarda ‘yayaya saygı’ yıllardır oturmuş bir kültür şeklini almış!.. Peki; bizdeki yayaların yollardaki psikoloji ne sizce? Aha bakın aynen size betimlemesini yapayım:

    Bu ‘Öküz’ tabir ettiğimiz sürücülerin çoğu genelde sağa-sola saparken artık sol elini yorup, bir sinyal bile vermediğinden; yolda karşıdan karşıya geçmeyi amaçlayan bir yayanın, önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakması yeterli olmuyor. Ben şahsen bu eylemi yaparken artık, soldan veya sağdan bana doğru ilerleyen sürücünün doğrudan gözlerine odaklanıyorum ve “Acaba bu adam şimdi düz mü devam edecek, ya da sağ yola mı, yoksa sol yola mı sapacak?” diye ifade okumaları gerçekleştiriyorum ki; eşşek herif sinyal vermediğinden kendimi güvenceye alıyorum! Hatta bu eylemi kazasız belasız kotarabilmek için ‘acaba medyumluk dersi mi alsam’ dediğim bile oldu! Yani trafik kurallarına uyum ve insana saygı yollarımızda o kadar az ki ve prosedürlerimiz o kadar zayıf ki; yayalar resmen kendini yollarda sokaklarda ‘ezik ve güçsüz olan’ tür şeklinde hissediyor. Ürkek kediler gibi bir sağa, bir sola ve sürücülerin gözlerine ve mimiklerine bakarak, çeşitli reflekslerle hareket ediyor.

    Ülkemizde yayaların, sürücüler karşısında kendilerini bu kadar yetersiz ve kıçı kollama modunda olması ise üzücü şekilde bana şu gerçeği fısıldıyor:

    Parası, gücü, yağlı-ballı bir işi ve ayaklarını yerden yirmi santim yükseğe kaldıran bir aracı olan büyük yüzde, ne yazık ki kuralları umursamayan ve insana önem vermeyen bir şekilde kendini üstte görüyor, hatta kral zannediyor. Yetersiz şartlarda varolmaya çalışan insan kitlesi ise; bu eziklik psikolojisini çoktan kabullenmiş, boynu bükük, krallara şarlamadan mülayim şekilde yaşamına devam ediyor. Çünkü insanı ön plana çıkartan bir kültürü benimsememiş genlerimiz bile! Güce saygı odaklı genlerle doğar olmuş çocuklarımız!

    Yayaların birer kedi ve medyum olmak zorunda kalmadığı günlere inşallah!..


    www.youtube.com/arizaadam
    Ömer Dalman

  • NATO VE TURKIYE .. VE RUSYA  POSEIDONUN UCLU MIZRAGI

    NATO VE TURKIYE .. VE RUSYA POSEIDONUN UCLU MIZRAGI

    Türker Ertürk

    Yunan mitolojisine göre Trident, Denizler Tanrısı Poseidon’un üçlü mızrağının adı. Poseidon öfkelendiğinde Trident’i yere vurarak denizleri harekete geçirir, depremler, tsunamiler ve kasırgalar yaratırdı.

    Yarın (25 Ekim 2018), NATO’nun en doğudaki ve en kuzeydeki ülkesi olan Norveç’te başlayacak olan NATO tatbikatın adı; Trident Juncture-2018. Bu tatbikata 31 farklı ülkeden, yaklaşık olarak 51 bin personel, 10 bin askeri araç, 150 savaş uçağı ve 60 harp gemisi katılacak. Bu katılımlar ile bu tatbikat; 2002’den beri yapılan en büyük NATO tatbikatı, 1980’den beri ise Norveç’te yapılan tatbikatların en büyüğü olacak. Bu çapta büyük tatbikatlar yapılmasına, 4-5 Eylül 2014’de Birleşik Krallık’ta yapılan Galler Zirvesi’nde, ABD’nin isteği ile karar verilmişti.

    Norveç Rusya tarafından İşgal Ediliyor

    Tatbikat; karada Orta ve Kuzey Norveç’te, denizde Norveç sahilleri ve karasuları, Baltık ve Kuzey Denizi ile İsveç-Norveç-Danimarka arasındaki Skagerrak Boğazı’nda, havada ise Norveç, İsveç ve Finlandiya hava sahasında gerçekleşecek. Bu tatbikatın kendi ülkelerinde yapılması teklifini Norveç, 2014’de İspanya ve Portekiz’de yapılan bir önceki tatbikat sırasında dile getirmişti. Norveç’in böyle bir istek yapmasının arkasında ABD’nin özendirici tutumunun olduğu, NATO çevrelerince bilinen bir gerçek.

    Tatbikat senaryosuna göre; Norveç hayali bir ülke tarafından işgal ediliyor ve NATO, 5. Madde gereğince Norveç’in yardımına koşuyor. Bu hayali ülke tabiri ile Rusya’nın işaret edildiği çok açık! Zaten böyle de anlaşılsın istiyorlar. Tatbikatı halen, ABD’nin Avrupa Deniz Kuvvetleri Komutanı, ABD’nin Afrika Deniz Kuvvetleri Komutanı ve NATO’nun Birleşik Kuvvet Komutanı olmak üzere üç şapkayla görev yapan Amerikalı Oramiral James G. Foggo yapacak.

    Enstrümanı Olarak Kullanmaya Çalışıyor

    Trident Juncture-2018’in amaç ve hedefleri tatbikat öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in basına yaptığı açıklamada ifade edildi. Tabii ki bu tatbikatın basına açıklanamayan, NATO’nun en büyük ve belirleyici gücü olan ABD’nin belirlediği gizil amaçları da var. ABD, Sovyetler Birliği tehdidine karşı kurulmuş olması ve tehdidin ortadan kalkmış olmasına rağmen, Soğuk Savaş’ın (1947-1989) bitiminden sonra NATO’yu sonlandırmadı, aksine genişletti. Hatta; Varşova Paktı üyelerini Soğuk Savaş bitirilirken bunu yapmayacağına söz vermesine rağmen NATO’ya aldı ve NATO’yu Rusya Federasyonu’na doğru genişletti. Çünkü ABD’nin amacı; Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra elde ettiği tek kutuplu dünya gücü olma durumsal üstünlüğünü sonsuza kadar sürdürme ve NATO’yu da bunun bir enstrümanı haline getirme planını gerçekleştirmekti.

    Bugün ABD, dün Sovyetler Birliği’ne yaptığının aynısını Rusya ve Çin’e yapmaya çalışmaktadır. Yani bu iki ülkeyi kuşatarak, çevrelerini istikrarsızlaştırarak ve silahlanma yarışına sokarak ekonomik olarak iflas ettirmeye, dünyanın ekonomik, askeri ve siyasi ağırlık merkezinin doğuya yani Asya-Pasifik Bölgesine doğru kayışını durdurmaya ve NATO’yu da bu amaçlarının enstrümanı olarak kullanmaya çalışmaktadır.

    Gizil Amaçlar

    Daha dün ABD Başkanı Trump, 1987’de Sovyetler Birliği ile imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çekildiğini açıkladı. Çin ise bunun küresel silahlanma yarışına yol açacağını söyledi. Zaten ABD, bunu istiyor!

    Yarın başlayacak olan Trident Juncture-2018 tatbikatına ABD’nin küresel ve bölgesel hedefleri açısından bakarsak ve gizil amaçlarını özetlersek;

    1. Tatbikat, Rusya’yı hedef alıyor. Bu ülkeyi kuzeyinden ve özellikle Baltık Denizi ve Kuzey Denizi’nden sıkıştırmayı ve tehdit etmeyi hedefliyor.
    2. Bu tatbikat; üzerinde halen paylaşım mücadelesi süren Kuzey Kutup Bölgesi’nde Rusya’ya karşı bir dayanışmayı göstermeye çalışıyor. Buzulların erimesi ile ticari deniz trafiğine açılan ve zengin enerji kaynaklarının keşfi ile önemi çok artan 27 milyon km² büyüklüğündeki Kuzey Kutup Bölgesi’nde 5 ülke var. Bunlar; ABD, Danimarka, Norveç, Kanada ve Rusya. Bu beş ülkenin dördü NATO üyesi ülkeler. Tatbikatta, bu bölge için Rusya’ya karşı ortak bir tavır da sergileniyor.
    3. Tatbikatın sıklet merkezi; Baltık Denizi! Bu bölgede Rusya’nın Baltık ülkelerine tehdit olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. Amaç; İsveç’i ve İsveçlileri NATO’ya katılım konusunda ikna etmek. ABD, İsveç’e NATO’ya katılım konusunda çok baskı yapıyor. Sağ partiler “evet”, sol partiler “hayır” İsveç halkı da “hayır” diyor ve diyenlerde artış eğilimi var!

    Türkiye’nin Durumu

    Türkiye’nin bu tatbikata katılımı; askerî açıdan eğitim, silahların denenmesi ve çok uluslu askeri kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğinin geliştirilebilmesi açısından fayda sağlar. Ama ben olsam; halen içinde bulunduğumuz konjonktür nedeniyle, Rusya’yı çok açık olarak hedef alan bu tatbikata katılmazdım.

    Ayrıca tatbikatın icra edildiği bölge; çıkarlarımıza ve ilgi alanımıza çok çok uzak olan bir alan. Diğer taraftan; intikallerle birlikte maliyeti çok yüksek olan bu tatbikata katılmamız, zaten ağır bir ekonomik kriz hatta iflas durumu yaşayan ülkemize ilave bir külfet doğurur diye değerlendirirdim.

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 24 Ekim 2018 )

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 24 Ekim 2018 )

    1.. BM Raporu: “Ermenistan’da Azerbaycan’dan çok Türk göçmen yaşıyor. Birleşmiş Milletler Göçmen Stoku raporuna göre, dünyada 185 ülkede yaşayan 2 milyon 851 bin 889 Türk, göçmen statüsüne sahip. Tüm dünyada Türk göçmenlerin toplam sayısı ise 3 milyon 108 bin 971. BM Raporuna göre Ermenistan’daki Türk göçmen sayısı Azerbaycan’dakini geçiyor. Ermenistan’da bu rakamın 1․809 olduğu kaydedilirken, Azerbaycan’da ise 1․648 olduğu tespit edildi. (T)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/10/23/BM-Türk-Azerbaycan-Ermenistan/139732

    2. Hangi Başkan Yardımcısı Adayının Ermeni <sözde> Soykırımını tanıma üzerine daha iyi bir sicili var?
    Hillary Clinton ve Donald Trump’ın başkan yardımcısı adaylarını seçtiklerini söyleyen Ermeni Demokratlar, Senatör Tim Kaine’nin Ermeni <sözde> soykırımının tanınması konusunda daha iyi bir geçmişe sahip olduğunu iddia ederken, Cumhuriyetçi Ermeniler Mike Pence’ın açık ara favori olduğu konusunda ısrar ediyorlar. (İ)

    3. Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, 2 Ekim’de Ermenistan Ulusal Meclisi tarafından kabul edilen ve binlerce protestocuyla büyük bir gösteriye neden olan bir yasayı veto etti. Parlamento tarafından kabul edilen yasa, nisabın bulunmaması veya başka bir komplikasyon ortaya çıkması durumunda konuya ilişkin oylamanın ertelenmesi gerektiğini belirtiyor. Dört meclis fraksiyonundan üçünün desteklediği yasanın kabul edilmesi, büyük ölçüde, meclisin ve destekçilerinin savunduğu meclisin kapatılmasını güçleştirecek bir hareket olarak görülüyordu. (İ)

    4. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’dan Erdoğan’a. İsviçre RTS TV kanalında program konuğu olan Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a diyalog mesajı iletti. Armen Sarkisyan, Tayyip Erdoğan ile diyaloğa hazır olduğunu aҫıklarken, sunucunun “Türkiye Cumhurbaşkanına ileteceğiniz mesaj ne?” sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Sanırım tartışacak konumuz var. Sen Türkiye’nin Devlet Başkanısın, ben de Ermenistan’ın. Ailem, atalarım Erzurum, Van ve Bitlis’ten. Eski ailemin hikayesi var. Türkiye – Ermenistan ilişkilerini neden konuşmayalım, özel hikayelerimizi neden konuşmayalım ki? Biz sadece tarih hakkında değil, geleceği de konuşmalıyız, senin ve benim ҫoҫuklarımızın, torunlarımızın geleceği, halklarımız hakkında konuşmalıyız…” Cumhurbaşkanı Sarkisyan kendisinin Hristiyan olduğunu, Hristiyanlığın ise affetme imkanının her zaman var olduğunu öğrettiğini, ancak, afın sadece tanımadan sonra gelebileceğini dile getirdi. (T / İ)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/10/24/Ermenistan-Sarkisyan-Erdoğan1/139866

    5. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Anna Naghdalyan bugün yaptığı açıklamada, Ermenistan ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ cephesi üzerinde barışı tesis etme ortamını güçlendirmek amacıyla gerçek bir operasyonel iletişim kurduklarını söyledi. Naghdalyan, “Bu iletişim gerçekten kurulmuştu ve bu kesinlikle kamuya açık ifadeler için değil, gerçekten işleyen bir iletişim” dedi. (İ)

    6. Rudy Giuliani, Ermenistan’da Rus Ermeniler Birliği Başkanı Ara Abrahamyan’ın bir konuğuydu ve Rusya önderliğindeki Avrupa Ekonomik Birliği’nin Avrasya Haftası Ekonomik Zirvesiv inisiyatifine katıldı.
    Azatutyun.am muhabiri, “Trump’ın Soykırımı tanıması gerektiğine inanıp inanmadığını sorduğunda”, Giuliani’nin cevabı “Ben kesinlikle tanıdım” idi. (İ)
    (Not ; Daha önce bu haberi başka bir siteye atfen yayımlamış ve yorum talep etmiştik. Asbarez.com’ un yorumu kabul etme ihtimali az da olsa yine yorum verdim. Siteden en az bir kişi okuyacaktır…,o.tan)

    orhan tan – 3 mins ago said:
    (Your comment is awaiting moderation.)
    “From my view point what Rudy Giuliani says and the paralel wiews and decisions are really ridiculous. There are few key questions which we need to keep in our minds before talking about genocide. These are;
    * Firstly, nobody talks on the UN Genocide Convention, 1948, which clearly states the authorized organisation to decide genocide, i.e. an international or local authorotative court.
    * Secondly, if Armenian side believes whether its available archive documents are real ones, why it hesitates to apply any international court, such as ECHR, which lately produced two decisions on Perincek vs Switzerland case.
    * Thirdly, I recommend Armenian side think over the Turkish proposal to organize an international group of historians and law academicians to reveal what really happened before, during and after 1915, after working on the real documents available in the national archives in the world.
    * Lastly, we Turks are also very sorry what really happened in the past. We lost aproximately four millions of loved ones during that unfortunate years of WWI. But no one talks on our casualties, it is a racist approach. Please do not forget Turkey gives job oportunities to almost 80.000 Republic of Armenian citizens. In short, it is Armenian Republic’ s interest try to create friendly and peaceful atmosphere with Turkey. We deeply believe what Ataturk once said; “Peace at home, peace in the world”.

    7. Erbil, <sözde> Kürdistan’da Ermeni diplomatik misyonu istiyor. Kürdistan <Kuzey Irak> Bölgesel Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Falah Mustafa, Kürdistan’da bir Ermeni diplomatik misyonu kurma ihtiyacının altını çizdi.
    Mustafa, 23 Ekim Salı günü Ermenistan’ ın Irak Büyükelçisi Karen L. Grigorian ile bir araya geldi. Mustafa, bir tweet ile “Armenia Büyükelçisi Karen Grigorian’a Ermenistan ile Kürdistan Bölgesi arasındaki işbirliğini geliştirme konusundaki katkılarından dolayı teşekkür ettim” dedi. (İ)
    (Not:Bu haberde yer alan harita için tam bir Sevr haritası diyebiliriz. Site yorum kabul etmiyor. Becerikli arkadaşlarımız şu e-posta adresine birer protesto mesajı göndermelidirler: [email protected] ….,o.tan)

    8. Kaliforniya Amerikan Ermeni Müzesi ve Kültür Merkezi, Kaliforniya Eyaleti Senatörü Anthony J. Portantino ve Kaliforniya Eyaleti Senatosu Başkanı Kevin de León’un onurlarına 9 Aralık 2018 Pazar günü Glendale Hilton’da bir gala düzenleyecek. Senatör Portantino ve Kevin de León, 2017-2018 Kaliforniya Eyaleti bütçesinden müzeye 3 milyon dolarlık finansman sağlamadaki liderliklerinden ötürü onurlandırılacaklar. Senatör Anthony J. Portantino, 2017 yılında, Senato Başkanı Kevin de León’un desteğiyle Kaliforniya Eyalet Senatosu’nda Ermeni Amerikan Müzesi için 3 milyon dolarlık bir finansman talebi başlattı. 2017-2018 Eyalet bütçesi Senato’ dan geçti ve Vali Brown tarafından müzeye 3 milyon dolar tahsisi onaylandı. (İ)

    9. Avrasya’da ivedi işbirliğine dayalı yeni bir güvenlik düzeni gereksinimi – Hürriyet daily news – (Teoman Ertuğrul Tulun) : Avrasya geçtiğimiz Eylül ayında Rusya tarafından Vostok-2018 (Doğu-2018) ismi altında gerçekleştirilen, Soğuk Savaş döneminden beri yapılan en büyük askeri tatbikata şahitlik etmiştir. Bölge, NATO tarafından icra edilecek Üç Başlı Mızrak Bağlantısı 2018 (Trident Juncture 2018) isimli bir diğer geniş kapsamlı askeri tatbikata da şahitlik etmek üzeredir. Vostok-2018 Rusya tarafından 11-17 Eylül tarihleri arasında ülkenin orta ve doğu bölümlerinde icra edilmiştir. Resmi bilgilere göre tatbikata 300.000 asker, 1000 uçak ve 80 savaş gemisi katılmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Moğolistan da tatbikata iştirak etmişlerdir. ÇHC askeri birliği 3200 personel, 1000 araç ve 30 uçaktan oluşmuştur. Vostok-2018, Sovyetler Birliği’nde 1981 yılında icra edilen Zapad-81 tatbikatından beri yapılan en büyük tatbikat olarak kabul edilmektedir.
    Üç Başlı Mızrak Bağlantısı 2018 NATO tarafından 25 Ekim-7 Kasım tarihleri arasında 31 NATO üyesi ve ortağı ülkeden 50.000 personelin katılımı ile gerçekleştirilecektir. Tatbikat, Norveç’te ve Baltık Denizini çevreleyen bölgelerde icra edilecektir. Tatbikatın, 10.000 askeri aracı, 150 uçağı ve 65 deniz aracını kapsaması planlanmıştır. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e göre tatbikat, “NATO’nun yıllardan beri yaptığı en büyük tatbikat” olacaktır. (T)

  • Emeklilikte yaşa takılanlar önergesi TBMM’de reddedildi.

    Emeklilikte yaşa takılanlar önergesi TBMM’de reddedildi.

    TBMM Genel Kurulu’nun bugünkü oturumunda İyi Parti’nin emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili verdiği araştırma önergesi reddedildi.

    İyi Parti Grup Başkanvekili ve İstanbul Mv. Yavuz Ağıralioğlu tarafından emeklilikte yaşa takılanların sorunlarının çözümü ve işsizliğin önüne geçilerek yeni istihdam olanaklarının yaratılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin 10/340 Esas Numaralı önerge reddedildi.

  • EKİM KIBRISI

    EKİM KIBRISI

    EKİM KIBRISI
    Hüseyin MÜMTAZ

    Sonbahar yağmurları başladı Kıbrıs’ta, dolayısı ile “garavolli”ler de kendilerini gösterdi…
    Eş zamanlı olarak Türkiye’deki “ANDIMIZ” tartışması buraya da sıçradı.
    Ada’da “sömürgen” İngiliz zamanında, gün sadece okullarda “God Save the Queen” ile başlamaz, Müslümanların dini günlerinde camilerde iki minare arasına “God Save the Queen” mahyası da asılırdı.
    Ama yine de TÜRK OKULLARI’nda “her şeye rağmen” gün, “TÜRK’ÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM” ile başlar, “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” ile biterdi.

    “TÜRK’ÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM”


    Şimdi…
    Bu “ülke”de 1983’den beri adında “TÜRK” olan bir Cumhuriyet vardır, “Kuzey Kıbrıs TÜRK Cumhuriyet”i…
    Ama…
    Geçen sene hayli muhafazakâr bir “College”mizin mezuniyet töreninde kürsüye çıkarılan ve kepi kafasına zor oturtulan bir hanım kızımız, protokole dahil zevatın, bakanların, vekillerin, kordiplomatik temsilcilerinin gözlerinin içine baka baka şöyle bir konuşma yapmıştı;
    “Giydiğimiz markadan bindiğimiz arabaya kadar eşimize dostumuza gösteriş yapıyoruz. Kendimize rol model olarak kabul ettiğimiz ünlüleri tanıdığımız kadar peygamberimizi tanıyor muyuz? Hz. Muhammed’e layık olacak bir gençlik olabiliyor muyuz? Hayır. Liselerde alkol kullanımının yüzde 86’yı bulduğu, boşanma oranının yüzde 70’i geçtiği bu topraklarda” …
    “Osmanlıyı, atalarımızı, ecdadımızı ne vakit İngiliz sevdasına değişir olduk? Ne vakit batı kültürüne entegre olduk ve ne vakit bizlere dayatılan sahte bir hayatı idrak eder olduk?”…

    ROXANA HÜRREM’İN HAYALETİ


    Bu konuşmaya çıt çıkarmayanlar, sus pus olup tek satır bile karalayamayanlar şimdi KKTC’de “ANDIMIZ”a karşı çıkıyorlar.
    Yahut “çarşı her şeye karşı” ya, ona da karşı”ymış gibi yapıp” ANDIMIZ’a da itiraz ediyorlar.
    Peki, o değil, bu değil, ama nesiniz siz? Bir karar verin artık.
    ANDIMIZ’ın Arjantin, Filipinler yahut Nijerya değil, katıksız, yürekten okunacağı tek yer KKTC’dir.
    Çünkü Kıbrıs Türklerinin hepsi 1571’de Anadolu’dan adaya sürülen Türkmen ve Yörüklerin torunlarıdır.
    Pardon… Özür dilerim, bir ihtimal daha var.
    “Linobambaki” ya da başka bir şey olabilir misiniz?
    Neyse…
    Ekim Kıbrıs’ı daha güzel, sıcaklar azaldı, geceler daha bir dayanılır oldu.
    Sonbahar yağmurlarıyla beraber garavolliler de kendini gösterdi.

    Son bir hatırlatma… KKTC’deki minareler arasında şimdi Tanrı Kraliçe’yi korumuyor artık. Millî günlerde ay yıldızlı Türk Bayrakları çekiliyor.
    Dokunuyor mu? 24 Ekim 2018

  • Ekonomik kriz var Fırat’ın Doğusu kalsın!

    Ekonomik kriz var Fırat’ın Doğusu kalsın!

    Ekonomik kriz var Fırat’ın Doğusu kalsın!

    Kaşıkçı Krizi Siyasal İslam-ı Amerikan yönetimlerinin yaptığı gibi yapmaya teşvik etti.

    Suudi mafyasının üzerine oturduğu petrol denizinden biz de yararlanalım şeklinde mantık yürütülür oldu. Oysa Suudilerin Türk düşmanlığı arş-ı ala çıkmıştır.

    Suudilerle yapılabilecek tek iş birliği; Şiilere karşı olabilir ki, bu da ülkemiz için beka sorunudur. Bela sorunudur. Felakettir. Nitekim Suriye’de bu tür bir ilişki denendi ve sonuç felaket oldu.

    Geriye bir tek ABD’nin yürüttüğü ilişki gibi ilişki kalıyor. Yani mafyatik ilişkiler. Mafyatik ilişkiler ise iktidarlar için iki ucu keskin ilişkilerdir. Her iki tarafı da keser. Amerika’nın yaşadığı Kaşıkçı telaşı bunu göstermektedir. Kendi kirli işlerinin açığa çıkmasından çekinmektedir. Yoksa kaşıkçının canı cehenneme…

    Kaşıkçı Krizinde göründüğü kadarıyla, Türkiye Amerika yakınlaşmalarını hızlandırdı.

    Nereden anlıyorsun derseniz?

    1-Fırat’ın Doğusu konusu yerine Membiç’te ABD ile askeri iş birliğini artıracağımız ortaya çıktı.

    2-Erdoğan Fırat’ın Doğusunun çöl olduğunu ifade ederek, oralar değersiz, oralarda ne yapacağız anlamına gelen bir ifade kullandı. Fethetmeye değmez anlamında bir şeyler. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatının da Fetih anlamında anlamamızı sağlayan söylemler…

    3-Menbiç ve Fırat’ın Doğusunda ABD ile yapacağımız iş birliğinin detaylarını görüşmek üzere CIA Başkanı Gina Haspel Türkiye’de… Herhalde bildiği Türkçesini yeniden hatırlamak ve Türkçesini ilerletmek için gelmedi. Gizli servis başkanlarının ülkeler arası ilişkilerde temasta bulunması, ilişkilerin üst düzeylerde sürdüğüne delalettir.

    Acaba onların gizli servisleri ile bizim gizli servislerimiz birlikte kime karşı vaziyet alacaklardır. Ortak düşmanımız kim olacaktır. Altından İran çıkmasın?

    Görüşmelerin kılıfı da Kaşıkçı cinayeti olmasın… CIA’ın işin içinde olduğu ve temiz bir iş alabileceğini sanmıyorum.

    4-HDP’nin kulağına bir şeyler fısıldandığı anlaşılıyor. HDP AKP’ye ortalık yapalım diye bir çağrıda bulundu. ABD ile istişare edilmeden böyle bir açıklamanın olacağını en azından ben düşünmüyorum.

    5-Borçlar almış başını gidiyor. Üretimde dışa bağımlılık kriz döneminde üretimi de engelliyor. Üretmezsek borçları nasıl ödeyeceğiz? Üretim yapmak için planlı ekonomiye de mevut piyasa egemenliğinden ötürü geçemiyoruz. Demek ki deliler gibi sıcak dolara ihtiyacımız var.

    Yeniden Amerika’nın yolunu tutmayı sağlık veren bolca Baş Danışmanlarımız da olduğuna göre… Yolumuz Amerika yoludur.

    Zaten bu yolu açık tutmak için Katil Esad anahtarını boşuna kullanmadık ki…

    Büyük krizler içindeyiz. Fırat’ın Doğusu kalsın. Sonra bakarız düşüncesinin egemen olduğunu görüyoruz.

    Lakin hayat böyle değil. Gerçeklerin su yüzünde yüzenlerine aldanırsak büyük hatalar yaparız.

    Altmış yıllık Amerika Türkiye birlikteliği biz bu çıkmazlara getirdi. Yeni birliktelikler daha kötü yere götürür.

    24.10.2018

  • Cumhur ittifakında Amerikan izi

    Cumhur ittifakında Amerikan izi

    Hain dediler, satıldı dediler, devleti için her sokaktan gecenin ağzına söz oldu. Amma asla devletçiliğin korunması için tuttuğu yoldan vazgeçmedi. Yıllarca omuz omuza yürüdüğü elini öpenler bile ona arka döndü. Bu yetmedi sosyal şebekelerde medyada çok çirkin laflar söylediler. Dağ olsa çatlardı. Ama o Türk milleti için bir gün bile taviz vermedi. Türkiye devletinin ayakta durması Türk milletinin varlığı için bütün değerlerine küfür edilmesine göz yumdu.

    Elçibey ne derdi?
    Zaman en güzel ilaçtır. O ilaç bugündür. Dün Devlet Bahçeli’yi itham edenler bugün olanları düşünür belki. Satıldı dediğiniz lider bütün dünyanın Türk’ün üzerine geldiği bir günde tek başına siper oldu.

    Işte Vatanı, Devleti, milli davası için ölümüne savaşmayı göze almak buna derler.
    100 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek isteyen emperyalistlerin hayata geçirmek istediği 15 Temmuz darbe planına karşı yaratılan Cumhuriyet itfağı bitti bitecek.
    Yani düşmana karşı yaratılan bu ittifakın çöküşü sadece yağının işine yarar.
    Görünen o ki, malum darbeye açıkça destek veren ABD taktik değiştirdi. İmperialis kuvveler gördüler ki, Erdoğan devletin başında olduğu sürece Türkiye’deki planladıkları çirkin oyunlarına varamayacaklar. Erdoğan’ı da göndermek için önce ülkedeki milli şuuru ondan uzak tutmak lazımdır. Dolayısıyla akıllı ve sinsi düşman Milli şuur var oldukça Türkiye’de planları işlemiyeceyine emin oldular.

    50 senedir “solcu” , “kürtçü” , “İslamcı”, teşkilatlara ayırdıkları paraların boşuna gittiğini fark ettiler. Ellerinde bu kadar media olmasına, ülkenin en büyük ünversitelerinin akademisyen ve öğrencilerinin bunlarla beraber yürümesine bakmayarak İstediklerinin olmadığını Gezi olaylarında anlayan Amerika ve Batı son kozunu 15 Temmuz’da oynadı.
    Fiyasko!
    Odur ki Erdoğanı göndermek için, düşman taktik değiştirdi. Ne edip edip Türk milliyetçilerinin onun yanından uzak tutmalıydılar. İlk hamle MHP’ni bölmekle başlandı. Baktılar olmadı daha hassas noktayı, Türk milletinin hassas damarına bastılar. Andı gündeme getiren ABD, Batı, Suudi Arabistan, İran ve Rusya yönlülere aynı ağızdan Türk kelimesine saldırma emri verildi. Dün birbirini yiyenler bugün Türk’e karşı birleştiler. Aslında bu birleşmek Erdoğan’ı yıkmak için atılan adımdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin And la bağlı ortaya koyduğu yumuşak tepkide yazdıklarımı kanıtlıyor. Bir sözle 15 Temmuz’dan sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk dünyasında hızla artan nüfusu, turan’la bağlı verilen mesajlardan korkuya düşen büyük devletler, iktidara gele bilmeyeceklerini anlayan içerideki bazı siyasetçiler ve onların taraftarları bu oyunun en aktif oyuncu oldular. Attılar gol oldu. Hakim ofsayt deyip bu golü saymazsa durum iyi olmayacak.
    Bir sözle Türkiye büyük bir oyuna çekilir..

    Sosyal şebekelerde taraf olanların geçmişine baksak görünen dağa beletci gerekmiyor.
    Odur ki bütün olanlara cevap vermeden önce kaderi satranç tahtasında oynanan Türkiye Cumhuriyeti için kalemi kuracağız, mat mı olacağız?

    Bunu düşünmek lazım. Aksi takdirde kazananlar bellidir…
    Belli olan bir konu daha var ki; eğer 15 Temmuz veya benzeri bir plan, oyun yada tuzak (Allah korusun) hazırlanacak olursa Devlet Bahçeli ve Partisi yine aynı çizgide duracaktır. Çünkü onlar için devletçilikte Türk milleti gibi kırmızı çizgidir.

    Dilerim bu oyunda Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti kazanır.

  • İnce ile ince ince…

    İnce ile ince ince…

    CHP’nin 24 Haziran’daki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) için yarışmaya hazır olduğunu açıkladığı belirtiliyor.
    Bizi takip eden okurlarımız anımsayacaklardır:
    Geçenlerde CHP ile ilgili yazdığımız “CHP’de Muharrem İnce hesapları” başlıklı yazımızda Muharrem İnce’nin İstanbul Belediye Başkanlığı için aday olması halinde seçimlerin seyrinin de değişebileceğine dikkat çekmiş ve bunun CHP açından çok önemli olabileceğini belirtmiştik.
    Muharrem İnce’nin öncelikle şu sözlerinin altını çizelim:
    “Türkiye demek, İstanbul demektir. 250 bin üye az değildir. Bu üyelerimiz harekete geçerse biz bu seçimi kazanırız. İstanbul’u kazanırsak bu başarıdan bir Türkiye hikâyesi çıkar ve Cumhurbaşkanlığı seçimini alırız. İlk kez söylüyorum: İstanbul adaylığı için varım. İstanbul’da CHP’nin yaklaşık 250 bin üyesi var. Üyelerin tamamının katıldığı bir önseçim yapılsın. Buradan çıkarsam adaylığa varım.”
    24 Haziran sonrası bir araya gelip uzun sohbet ettiğimiz Muharrem İnce ile yerel seçimler konusunda da görüşmüştük. Bu görüşmemizde İnce’nin söylediklerini sizlerle paylaşalım:
    “Cumhurbaşkanlığı kampanyası süresince ve parti için yarışlarda gerek benim yanımda gerek karşımda olan arkadaşlarımın hepsi birlikte cumhurbaşkanlığı seçiminde el birliğiyle çalıştılarsa şimdi de yerel yöneticiler için el birliğiyle çalışacağız. Yani cumhurbaşkanlığı döneminde 107 miting yaptıysak burada 107’yi geçmemiz lazım, 207 yapmamız lazım. Bunu başarabiliriz, yapabiliriz. Bazen kırgınlıklar, küskünlükler duyuyorum. ‘Sandığa gitmeyeceğim’ falan bunlar doğru şeyler değil. Ben bunların olmayacağını da düşünüyorum. O anki kızgınlıkla söylenmiş sözler olduğunu düşünüyorum. Partiye küsülmez, ülkeye küsülmez. Sizin istediğiniz olmayabilir, başka zaman da sizin istediğiniz olacaktır. ‘Benim istediğim olmazsa ben küserim’ bu doğru bir şey değil. Bunu başaracağız, hiç kuşkunuz olmasın. Onun için başta büyükşehirler olmak üzere el birliğiyle bunu kurtarabiliriz. 1989’daki gibi yapabiliriz. 1989’da hatırlayın o günleri, pek çoğumuz partide yöneticiydik o zamanlar başardık bunu, yeniden yapabiliriz. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin de 5 yıl sürmeyeceğinden adım gibi eminim. Eğer biz bu yerel seçimde başta büyükşehirler olmak üzere Adana, Bursa, İstanbul, Mersin, Antalya, Ankara olmak üzere buralardaki başarıyı taçlandırabilirsek, bunu gerçekleştirebilirsek emin olun bambaşka bir Türkiye olur. Umutlarımızı yitirmez, umutsuzluğa düşmezsek başarabileceğimize inanıyorum.”
    Bu noktada şunu söyleyelim:
    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, partisini, geleceğini ve Türkiye’yi düşünüyorsa Muharrem İnce konusunda hassa olmalıdır.
    İnce ne istiyor:
    “Ön seçim yapılsın” diyor.
    Alın bir karar ve ön seçim yapın. Bunda ne sakınca var?
    Daha önce bazı bölgelerde ön seçimle aday tespiti yapılmış, bazı bölgelerde ön seçim yapılmamıştı. Kaldı ki, ön seçim yaparak bazı sıkıntıların da ortadan kaldırılması gerçekleşebilir.
    Üstelik İnce’nin aday olması ile CHP’ye bir heyecan gelecek, küskünlerin sandığa gitmesinin de önü açılacaktır. Yapılan kamuoyu araştırmaları bunu açık biçimde gösteriyor.
    Bir başka noktaya daha dikkat:
    İnce’nin aday olması, CHP dışından oyların gelmesini de sağlayabilir.
    Eğer 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve İnce’nin gösterdiği performansı değerlendirirsek bu konu kendiliğinden açığa çıkacaktır.
    Bu noktada Kılıçdaroğlu ve kurmaylarının vereceği karar aynı zamanda ana muhalefet partisi CHP’nin geleceğini de tayin edecektir.
    İnce’nin önünü kesmek isteyen CHP içinde bazı gruplar olacaktır. Bunlardan da aksi sesler yükselebilir. Bunlara itibar edilmez, parti içinde doğru kararlar verilirse, İnce’nin adaylığı ile birlikte seçmene de bir heyecan gelebileceğini düşünüyoruz.
    Son bir not:
    AK Parti ile MHP’nin yerelde ittifak çalışması içinde olmayacaklarını açıklamaları da seçimlerde birçok yerde sonuçların değişebileceğini de ortaya koyabilecek.