Blog

  • Mülteci Belası: Güneydoğu, Patlamaya Hazır, Saatli Bir Bomba…

    Mülteci Belası: Güneydoğu, Patlamaya Hazır, Saatli Bir Bomba…

    ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri eliyle ülkemizde sinsi, gizli bir plan uygulanıyor.

    Fabrikalar, vatan toprakları, limanlar satılıyor, sattırılıyor… Ormanlar yağmalanıyor. Tarım, hayvancılık bitiriliyor. Bir tek üretim yeri, imalathane, fabrika açılmıyor. Açtırılmıyor…

    İthalat artarken, ihracat azalıyor. Durduruluyor…

    Halk yoksullaşıyor, yoksullaştırılıyor.

    En büyük bütçe Diyanet işlerine ayrılıyor. Halk işsiz güçsüz bırakılıyor. Öğretmenlerin tayinleri yapılmıyor. Ama açıkta kalan bir tek imam, din görevlisi yok…

    İşte bu nedenle Diyanet İşleri Başkanı, 10 Kasım gününü anmayarak, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, Atatürk düşmanı hasta (!) Kadir Mısıroğlu’nu ziyarete gidiyor.

    Yani işin özeti Atatürk, Ulusal Kurtuluş savaşları, laiklik, tam bağımsızlık yok edilmeye çalışılıyor.

    En önemlisi ise Türk, Türklük, doğruluk, çalışkanlık, Atatürk yolunda yürümek, yani her sabah söylenen ANT yasaklanıyor… Ve “Her türlü milliyetçilik ayaklar altına alınmak isteniyor…”

    Peki, nasıl olacak bütün bu işler? Yani Türklük, Türkçülük, milliyetçilik nasıl ayaklar altına alınacak? Kimler yapacak, kimler gerçekleştirecek bu eylemleri?

    Elbette ABD ve yerli işbirlikçileri… Bu plana ve tertiplere bazen Avrupa Birliği (AB) de katılıyor.

    Geri bıraktırılmış ülkelerde basit bir yolu ve yöntemi var bunun: İç savaşlar çıkaracaksın. Mevcut iktidarlara karşı gelen muhalif isyancı çeteler oluşturacaksın. Bunları birbirleri ile çatıştıracaksın, sonra da onları egemenliğin altına alacaksın…

    Tıpkı Suriye, Irak, Libya, Afganistan vb. devletlerde olduğu gibi.

    Bu planların ve tertiplerin sonucunda bir gecede Esat, Eset’e, dost ve kardeş Esat, düşman Eset’e dönüşecek…

    Şimdi sırada Türkiye var. Komşularda, İslam ülkelerinde uygulanan yol – yordam Türkiye’de aynen uygulanıyor. Ama onlar, Türkiye’de ağır, fakat emin adımlarla ilerliyorlar.

    Çünkü Türkiye öteki İslam ülkelerine benzemez. Onun ulusal kurtuluş savaşları ile dolu bir tarihi; aydın, devrimci, tam bağımsızlıkçı bir önderi, Atatürk’ü var…

    16 yıldan beri İslamcılık, dincilik, şeriatçılık perdesi altında oynanan oyun bu. Siz bakmayın Vatan Partili yöneticilerin AKP’yi antiemperyalist gösterme çabalarına…

    Şu anda Türkiye, Suriyeli mültecilerin istilası altında. Başka İslam topraklarından gelenler de var…

    Bu mültecilerin vatanımıza kabul edilmesi ise ABD ve yandaşlarının planları, tertipleri içerisinde gerçekleştiriliyor. Ama bunları kendi ülkelerine kabul etmiyorlar. AKP’nin “Dış güçler ülkemize müdahale ediyor, ekonomimizi bozuyor” safsatasına da sakın inanmayın…

    Onların utangaç, çekinden ABD düşmanlığına ve demeçlerine ise hiç aldanmayın…

    Gerçek olan şu: Amerika’nın emir ve direktifleri doğrultusunda, tüm geri kalmış ülkelerin beyinleri hurafelerle doldurulmuş insanları kentlerimizi teslim alıyorlar…

    Kentlerimiz adım adım, kare kare işgal ediliyor. Ettiriliyor.

    Bir taraftan da sınırlarımızda ayak oyunları ile bir Kürt devleti kurmaya çalışıyorlar.

    Bütün bu yapılanlar Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin ABD tarafından işgalinin ön hazırlıklarıdır. Yahudi BOP projesinin parçasıdır.

    Hedef Türk’ün, Türklüğün ayaklar altına alınması, parçalanması, bölgelere ayrılması ve kolay yutulur bir lokma haline getirilmesidir…

    Şimdiden mültecilerin işgal ettiği bölgelerden göçler başlamıştır bile. Çünkü insanlarımız canından bezmiştir…

    Halkımıza sağlanmayan imkânlar bu vatansızlara sağlanmıştır. Hastaneler ücretsizdir. Kendi yurttaşımıza verilmeyen maaş, bu ipsiz – sapsızlara verilmektedir.

    Bu nedenle GAP projesi yarım kalmıştır, ertelenmiştir. 28 milyar dolara tamamlanacak olan tesis, Suriyelilere harcanan 32 milyar masraftan dolayı bitirilememiştir.

    Canımızı zor kurtardık” diyen bu hainler, ülkelerine koşa koşa gidip, akrabaları, yakınları ile özlem gidermekte, tatil yapmakta, sonra da Türkiye’ye dönmektedirler.

    Bazıları da keyif çatmak için deniz sahillerini tercih etmekte, bir taraftan güneş banyosu yaparken, bir taraftan da nargilesini tüttürmektedirler…

    Bunların içinde tam 20 bin asker kaçağı vardır.

    Bu caniler, adam öldürüyor, ev ve işyeri soygunlarına karışıyor; tacizler, tecavüzler gerçekleştiriyor ve itler gibi çoğalıyorlar. Hastanelerde ana ile kız, yan yana doğum yapıyor. Doğan bebelerine de kendilerini besleyen, bakan devlet adamlarının adını veriyorlar. Bir doktorun anlattığına göre 24 yaşında bir kadın sekizinci çocuğunu doğurmuş…

    Bunlar aynı zamanda, gelecek seçimlerde AKP’nin oy deposudur. Kendisini besleyen sahiplerine bağlanan köpekler gibi, zamanı geldiğinde hizmette kusur etmeyeceklerdir…

    Bugün Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, GAP bölgesi istila edilmiş durumdadır. Yüz kişiden 15’i Suriyelidir.

    Bunlar yüzünden halkımız daha da yoksullaşmış, perişan olmuş, işsizlik başını almış gitmiştir…

    Türkiye’yi asıl tehlike gelecekte beklemektedir…

    Şimdiden ev, arsa, tarla almaya işyerleri açmaya başladılar bile. Üniversitelere, devlet dairelerine sınavsız, sorgusuz sualsiz alınıyorlar…

    Bir zaman sonra, bu vatansızlar karşımıza milletvekili, bakan, parti başkanı olarak çıkarlarsa sakın şaşırmayın… Sakın ah, vah edip inlemeyin…

    GÜNEYDOĞU PATLAMAYA HAZIR SAATLİ BİR BOMBA GİBİ ŞİMDİ…

  • İşsizlik sıkıntısı büyürken…

    İşsizlik sıkıntısı büyürken…

    İçinde bulunduğumuz yılda 1 milyon 200 bin kişi işsizlik maaşı almak için başvuru yapmış.

    Önemsenmesi gereken bir rakamla karşı karşıyayız.

    Bu, tam olarak işsizlik rakamlarını yansıtıyor mu? Hayır.

    Çünkü işsiz olduğu halde işsizlik maaşı almak için başvuruda bulunmayan bir o kadar daha işsizin olduğunu düşünüyoruz. Çeşitli nedenlerle başvuruda bulunmayanların var olduğu da zaten biliniyor.

    Bir önemli konu da üniversite mezunu işsizlerinin de işsizler ordusunda önemli bir noktaya gelmiş olmalarıdır.

    Yapılan son açıklamalarda Türkiye’de işsiz sayısının 3 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor. Gizli işsizlerin ise bu sayının dışında olduğuna dikkat çekiliyor.

    Bunun anlamı, işsizlik sıkıntısının giderek büyümesidir.

    Hemen her ay yapılan araştırmalarda işsizliğin giderek büyüdüğü ve önemsenmesi gereken bir konu haline geldiği açıklanıyor. Bu konuda sıkıntıların her geçen yıl daha da ağırlaşarak arttığını da gözlemliyoruz.

    İşsizlik sigortası Fonu konusu bu nedenle gündeme geldi.
    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, muhalefet milletvekillerinin işçilerin işsiz kaldıklarında maaş almaları için oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kamu bankalarına kaynak aktarıldığı eleştirileriyle yapılan iddiayı yalanlamazken, “Kârlı işlemler yapıyoruz ki şu anda fonumuz 125 milyar liraya ulaştı” diyor.
    İşsizlik fonundan bugüne kadar sadece 27.7 milyar lirası işsizlere verildi. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bütçesi görüşülürken, Bakan Selçuk, işsizlik sigortasında 2002-2018 döneminde yaklaşık 6 milyon 470 bin kişinin işsizlik ödeneği almaya hak kazandığı bilgisini verdi.
    Milletvekilleri fondan Karayolları başta olmak üzere başka yerlere kaynak aktarıldığı eleştirisini dile getirdi. CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise eleştirilerinde, “gizli saklı bir operasyonla, işsizin ve çalışanların parasını kamu bankalarına aktardığınız ortaya çıktı” dedi.
    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt ‘ün açıklamalarına da göz atalım:
    “Fonun daha iyi değerlendirilmesi, fongelirinin artırılmasını sağlamak amacıyla da gerektiği zaman bu fonu doğru kullanmak adına çeşitli işlemler yapılıyor. Yapılan işlemler, İşsizlik Sigortası Fonu Kaynaklarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ve Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla, bütün bu işlemlerin, yapılan tüm işlemlerin sonucunda kârlı işlemler yapıyoruz ki şu anda fonumuz 125 milyara ulaşmış durumda” dedi. Bunun üzerine HDP milletvekili Garo Paylan, “Hayır, yönetmelikler kanunların üstünde değildir. Kanunda ‘İşsiz yararına kullanılır’
    Hükümetin her fırsatta tasarruf söylemini dile getirmesine karşın, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 155 sayfalık bütçe sunum kitapçığının büyük bir bölümünün fotoğraflardan oluşuyor.
    İçerisinde yoksulluğu ortaya koyan sosyal yardım programlarının ayrıntılarının da yer aldığı kitapçıkta fotoğraflar geniş yer kapladı. Kitapçığın 24 sayfasında Bakan’ın faaliyetleri sırasında çekilen fotoğraflarına yer verildi. Kitapçıkta ayrıca Bakan’ın yanı sıra Cumhurbaşkanı ile eşinin programlarından çekilen fotoğrafların da yer aldığı görülüyor.
    Özetleyelim:
    Pahalılık, ardından gelen enflasyon giderek alım gücümüzü düşürüyor. Fakirleşiyoruz ve muhtaç duruma geliyoruz. Geçinme sıkıntısı içine düşenleri sayısı da her geçen gün katlanarak artıyor.
    Alınan tüm önlemlere rağmen çarşı-pazardaki pahalılık ve artan ithalatın getirdiği ağırlık açık biçimde görülüyor.
    Pahalılık önlenemediği süre içinde enflasyonu düşürmek mümkün değil. Bu nedenle bugün enflasyonla mücadele en önemli duruma gelmiştir.
    Dikkat edilecek olursa enflasyonun % 25’leri aşması ile işçi, memur, emekli, dul ve yetimler de yeni yılda maaşlarına en az % 25 oranında zam yapılmasını talep ediyorlar. “Geçinemiyoruz” yakınmaları artıyor.
    Bugün halen birçok yerde ihtiyaç sahiplerine belediyelerce kömür, odun, gıda yardımlarının sürmesi de yoksulluğun boyutunu ortaya koyması açısından önemsenmelidir.
    Zaten işsiz oldukları için işsizlik maaşı almak için başvuruda bulunanların sayısındaki yükseklik de ne durumda olduğumuzun açık bir fotoğrafı değil mi?

  • NE MUTLU ATATÜRK’ÇÜYÜM DİYENE…

    NE MUTLU ATATÜRK’ÇÜYÜM DİYENE…

    Her sebep bir nedeni doğurur, her neden de bir sebeptir. Dinle aldatıp güya 21.yy.da hala biatçılar ortaya çıkıp bazı kişiler için, bizim peygamberimiz Tanrı’nın elçisi o diyebiliyorsa ,kendilerine değil , dağıttığı maddesel materyale taptırıyorsa ;bir o kadar egoistlerin barınağı hale gelmiş yaşatılıyor demektir.Onlar varsa O var , yoksa yok olup, bir kum tanesi gibi kaybolur gider misali demektir.

    Atatürk gibi düşünmenin eşiğinde önce vatan vardır..
    İnsan vardır ,kadın erkek eşitliği vardır..
    Saygı görgü vardır…
    Medeniyet vardır..
    İnsanlığı,insan olmayı tüm Dünya ülkelerinde eşit gören bir düşüncedir.
    İyilik , merhamet vardır ırk ,din ayırmayan..
    Teknolojinin tüm imkanlarından herkesin eşit yararlanması vardır..
    Bu medeniyetlere ayak uydurmak vardır..
    Bu 0n Kasım Günü Atamızı “Atatürk ” yeniden anarken iyi ki doğdun Atatürk..
    Ve iyi ki öldükten sonra yeniden doğdun Atatürk derim..
    Türk Milletinde bitmeyen bir yaşamdır Atatürk..Kimler için Ne Mutlu TÜrk’üm Diyenler için “
    İç ve Dış düşmanlar şunu iyice bilsin ki Atatürk şayet bir gün Dünya sona erecekse Dünya batana kadar ; ATATÜRK bu ülkede hep sonsuza kadar Dünya Batana kadar olacaktır.
    Ne Mutlu Atatürk’çüyüm Diyene..
    ,
    Refhan İrtem
  • RABİA’CI  ERDOĞAN PARİS’TE

    RABİA’CI  ERDOĞAN PARİS’TE

    R.T.Erdoğan, I. Dünya Savaşı’nın Ateşkes Günü’nün  100. yıldönümü için Paris’tedir.
    Bu vesileyle Başkan D. Trump’la görüşecek;
    PKK liderlerine konulan para ödülüne rağmen terörle kesintisiz mücadelede işbirliğinin önemini vurgulayarak,
    ABD’nin İŞİD ile mücadele çerçevesinde PYD/YPG ile ortak sınır devriyesi yapmasından,
    Bu örgütlere yapılan silah yardımından ve verilen açık destekten duyulan rahatsızlığı iletecektir.
     
    *
    Ayrıca Türkiye’nin ABD ile uzlaşmaya vardığı Menbiç yol haritası kapsamında atılması gereken adımları, 
    Fırat’ın doğusuna yönelik olası operasyonun ayrıntılarını da ele alacaktır….  
     
    *
    2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı doğrultusunda,
    Bugün Suriye’nin savaş sonrasına taşınması süreci dört farklı strateji ya da senaryoda ilerletiliyor.
     
    *
    1- Rusya ve İran Senaryosu;
    Suriye’nin toprak bütünlüğü,
    Suriye hükümetinin Suriye halkı tarafından belirlenmesi,
    Suriye’nin kurtuluşu için tüm tarafların temel prensiplerde anlaşması,
    Ülkenin  seçimler yoluyla demokratik  yola girmesi,
    Hangi ırk ve mezhepten olursa olsun tüm Suriyelilerin eşit haklara sahip olduğu esasında anayasa reform taslağının hazırlanmasını öngörüyor.
     
    *
    2-ABD senaryosu;
    Orta Asya’daki siyasi ve ekonomik entegrasyon süreçlerinin engellenmesi paralelinde,
    Kuzey Suriye’de Esad’ın kontrolü dışındaki topraklarda NATO’nun “Batı’nın temsil ettiği medeniyetin güvenlik ittifakı” olduğu göstermek, 
    Kuzey Suriye’de SDF çatısı altında toplanan isyancılarla işbirliği yaparken onları istikrara kavuşturmak ve rejim güçleri karşısında güçlenmelerini sağlamak,
    Nihayet uluslararası petrol şirketleri üzerinden uluslararası hukuka dahil etmek,
    Ya da Suriye’de Kürt tabanı üzerinde  bir çokuluslu şirketler devleti oluşturmaya, 
    Ama bu sırada İŞİD terör örgütünün geleceği hakkında hukuki  süreç yürütmek,
    Esad sonrası siyasi uzlaşmanın koşullarını oluşturmaya dayanıyor.
     
    *
    3- Fransa ve İngiltere’nin Avrupa senaryosu;
    Herşeyden önce ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte daha da geliştirdikleri kurallara dayalı,
    Küresel düzeni kendi lehlerine  korumak üzere,
    Suriye’de Esad ve hükümetine muhalif ılımlı güçlerin ortak düşman İŞİD’e karşı taktik bir ittifak kurmalarına,
    İŞİD’in telafi edilemez zararlarına karşı  daha önceki pozisyonları bir kenara bırakarak işbirliğinde olmaya,
    Kürt ve Arap savaşçılardan oluşan ılımlı muhaliflerin “Suriye Demokrat Ordusu”nu ve bunların askeri ve siyasi değişim taleplerini desteklemeye, 
    Böylece Kürtler, Araplar, Süryaniler ile  Suriye halkının birliği için demokratik bir Suriye’ye ulaşmak  hedefine dayanıyor. 
     
    *
    4-Türkiye’nin senaryosu;
    Osmanlı’nın eski toprağı Suriye’nin toprak bütünlüğünün bölgedeki nufusunun artmasıyla sağlanabileceği, 
    Bunun için bölgeye çok sayıda Sünni Arap taşınması ve yeni bir demografik yapı oluşturulması gereğinden hareketle, 
    Suriye’nin kuzeyinde ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni oluşturmaya dayanıyor.  
    Türkiye bu senaryosuyla  Kuzey Kıbrıs’ı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönüştürdüğü gibi,
    Cerablus ve Afrin’de askeri müdahaleleri ve İdlib’te de-eskalasyon bölgesi sorumluluğu göreviyle;
    Kuzey Suriye’yi askeri, ekonomik ve politik olarak kendine bağlamayı hedefliyor.  
     
    *
    Nitekim bu ülkeler stratejileri doğrultusunda Kuzey Suriye’de pek çok girişimde bulundular.
     
    *
    Öncelikle neredeyse Suriye savaşının başladığından beri,
    Fransız ordusu Suriye’nin kuzeyinde YPG’ nın bulunduğu bölgede 5 askeri üste varlık gösteriyor. 
    Ayrıca kayıtlarda Irak’ta konuşlu görünen fakat  Simelka  üzerinden Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine giren Fransa Özel Kuvvetlerinin dışında,
    1.Deniz Piyade Paraşütçü Piyade Alayı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 10. Paraşüt Komando birlikleri de faaliyet gösteriyor…
    O sırada 31 Ekim 2014’te, Fransa’da Elize Sarayında Cumhurbaşkanları Hollande ve Erdoğan, PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm ile bir toplantı yaptılar.  
    Ardından dönemin Dışişleri Bakanları Alain Juppe ve Ahmut Davutoğlu arasında bir mutabakat imzalandı.
    Mutabakat, Fransa’nın gelecekteki çıkarlarını sağlamak,
    Bunun için Türkiye’deki PKK’lı Kürtleri Suriye’ye sürmek ve kuzeyde yeni bir devletin kurulmasıyla ilgiliydi…
    Nitekim Erdoğan, Suriye’de bir Kürdistan kurup buraya Türkiye’deki Kürt vatandaşlarını sürmek stratejisini yürütmeye başladı.
    TSK ve polis, PKK’lı Kürtlere karşı yoğun operasyonlar yürüttü.
    Birçok köy yok edildi, diğer birçok köyde yaşayan insanlar bulundukları yerleri terk etmeye zorlandı.
    Erdoğan’ın stratejisi doğrultusunda Türkiye’deki Kürtler kıskaca alındı ve Suriye sınırındaki halklarla takas edildiler.
    Suriye sınırındaki birçok Türk köyüne Kürtler yerleştirildi
    Türkiye’deki yerleşimler ise Suriyeli cihatçılardan yana olduğunu düşünülen Suriyeli Sünni Arap sığınmacılara verildi.
    Erdoğan, Arap göçmen politikasıyla Güneydoğu Anadolu’nun demografisini kırmaya çalışıyordu…
     
    *
    Rusya, İran ve Suriye ise bir çok defa Fırat’ı geçme girişimlerinde bulundu.
    2017’de böyle bir girişim ABD güçlerinin Rus kuvvetlerine verdiği ağır kayıplarla bastırıldı.
    10 Şubat 2018’de Rusya  Fırat’ı geçmeyi deneyince yine ABD hava kuvvetleri tarafından geri püskürtüldü.
     
    *
    5 Mart 2018’de Başkan D.Trump Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı B.Netenyahu’yu ağırladı.
    Ana gündem Başkan Trump’ın hazırlamakta olduğu İsrail ve Filistin barış planı idi.
    Bu çerçevede ABD’nin Fırat Nehri’nin doğusunda Irak sınırına kadar olan noktada ve kuzeydeki Kürt bölgelerindeki varlığı konuşuldu. 
    Çünkü İsrail, Ortadoğu’da ABD’den daha iyi bir garantiye sahip olamayacağını düşünmekteydi.
    Netenyahu bu düşünceden hareketle Başkan Trump’tan sadece ABD kuvvetlerini Suriye’de tutmak için değil,
    Afrin’de Türk Ordusuna karşı savaşan Kürt YPG milislerinin desteklenmesini de istedi …
     
    *
    Nihayet  14 Nisan 2018’de  ABD, İngiltere ve Fransa;  Suriye’de Beşar Esad’ın sözde kimyasal silah potansiyelinin altyapısını vurdular. 
    Aslında  birlikte Kuzey Suriye’de bir koridor oluşturdular.
    Kuzey Suriye’ye sadece NATO’yu değil,
    Suriye petrolü, gazı ve taşımacılığı  için TOTAL SA şirketini, British Petroleum  şirketini ve ExxonMobil şirketini taşıdılar.
    ABD askeri gücünü bölgeden çekmenin öncesinde Suriye’de Kürt tabanı üzerinde  bir çokuluslu şirketler devleti oluşturmanın tohumlarını atmıştır.
    Şimdilerde  Kuzey Suriye’yede ki, NATO gücünü Suudi Arabistan, Mısır gibi Sünni Arap askeri güçleriyle pekiştirmeye çaba harcıyor…
     
    *
    Bu noktada ABD, Türkiye’nin kendi topraklarında Kürt terörü ile mücadele etmesini öngörüyor.
    Bu yüzden PKK’nın üç yöneticisinin yakalanması için ödül koyarken,
    HDP’yi terörden ayırıyor ve onu Türkiye siyasetinin bir unsuru haline getiriyor.
    Ama ABD’nin Suriye’de YPG ile işbirliği yapacağını kesindir ve burada herhangi bir Türk askeri varlığını istemiyor.  
     
    *
    Türkiye’nin  Kuzey Suriye’deki varlığı ile ilgili tek çözümünün;
    Kürt Sorununa çözüm sürecini başlatmak olduğu açıktır.
    Ancak en gerçekçi çözümün “Barış ” olmasına rağmen,
    Erdoğan’ın Kürtlerle yeniden barış görüşmelerinde bulunması düşüncesi bulunmuyor. 
    TSK ile YPG ve Araplar ile YPG arasında sıcak bir çatışmaya doğru yol alınıyor.
     
    *
    Üstelik 5 Ekim’de yayınlanan Terörle Mücadele Strateji Belgesi’nde; ABD, siyasi İslamcı ideoloji ve radikal  militanlarla  savaşmayı vaat ediyor.
    Bütün dünyada terörizmi uygulayan Müslüman örgütlerin gelişimi, Müslüman Kardeşler cemaatinin savunduğu ve yaydığı siyasal İslam ideolojisine dayanıyor.
    Siyasal İslam ile mücadele etmeden, sadece terörist eylemlerle mücadele etmek hiçbir işe yaramayacaktır.
    Yoksa ABD, kendisini Müslüman Kardeşler’in hamisi ilan eden ve bütün dünyayı bü örgütün “Rabia” sı ile selamlayan;
    Erdoğan’ı bu fasılda mı düşünüyor? 
     
    *
    Ulusumuzun Ulu’su Atatürk yaşıyor…
    11 .11. 2018
  • Cahil Adam-2

    Cahil Adam-2

    Sevgili Turkishnews okurları,
    Sizlere CaHİL aDaM serisinin ilk bölümünde Atamızın Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerini anlatmıştım. Bugün ise Halkçılık ve İnkılapçılık ilkelerine değineceğim.

    Bunu bir kelime ile ifade etmek lazım gelirse, diyebilirim ki Yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. (1923-M.Kemal ATATÜRK)
    Ne mutlu ki bize, biz o halkız.
    Yukarıda konumuzun girişini yaptım zaten ama bir kez daha dillendirmek istiyorum. İlk olarak Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerimizin bir sonucu olan Halkçılık ilkemizle başlayacağız. Öncelikle kelimenin kökenine değinelim. Ne demek halk? Şimdi ise direkt TDK’daki anlamına bakalım. Halk; aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu. Halk kelimesinin kökeninin tam karşılığına baktığımıza göre artık halkçılık ilkesine gelebiliriz. Halkçılık ilkesi, halkın halk tarafından halk için idaresi yani halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelmektedir. Her zaman halkın çıkarlarının ön planda tutulması gerektiğini savunur. Halkın insanlar tarafından sınıflara ve gruplara ayrımına kesinlikle şiddetle karşı çıkan bir ilkedir. Eşitlik ilkesidir. Atamıza göre ise halkçılık ve demokrasi anlamdaş ilkelerdi. Atamızın bu konuyla ilgili 1922 yılında söylemiş olduğu bir sözü hatırlayacak olursak: “Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümettir. Ve lisanımızda bu hükümet, halk hükümeti olarak ifade edilir” Buradan da anlıyoruz ki demokratik hükümet=halk hükümetidir.

    İnkılapçılık ilkesine gelecek olursak inkılap yenilik demektir. Millet olarak varlığımızı daima yükseltmemiz için vardır bu ilke. Bunun bilincini de tıpkı geçmişimizde var olduğu gibi şimdi ve geleceğimizde de devamlılığını korumamız için Atamızın koyduğu temel ilkeler arasında yerini almıştır.
    “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun, bütün mana ve şekilleriyle uygar bir toplum haline getirmektir. Türk İnkılabı’nın asıl ilkesi budur.”

    Bu ilkeyi özellikle biraz daha açmak istiyorum. Biliyorsunuz 1-7 Kasım Türk Harf Devrimi haftasınını geride bıraktık. O döneme gidecek olursak sene 1927, Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz henüz 4 yaşındaydı ve bildiğimiz üzere hala, Türk Devletimize Arap abecesi hakimdi. Okuma yazma oranı, devletin resmi istatistik bilgisine göre kadınlarda yok denecek kadar az %0.4 (binde dört) erkeklerde ise yaklaşık %7’ydi. Durum o kadar vahimdi ki siz düşünün! Her on kişiden biri bile, kullandığımız abeceyi bilmiyordu. Kaldı ki kendi dili olan hür bir soyun, başka bir ırkın abecesi ile yönetilmesi ne kadar mantıklı olabilirdi ki? Bunu geçtim biz TÜRK’üz. Dünyanın her kıtasına namını duyuran, 72 millete hükmetmiş TÜRK. Senin on binlerce yıllık geçmişin olsun, en eski soylardan ol ama kendi çorba tabağınla çorba içmek varken bunun için git komşunun salata tabağını al, olacak iş mi! Değil. Bizde zaten salata tabağında ne kadar iyi çorba içilebilirse o kadar iyi kullanabilmiştik Türkçenin ses yapısına ve gramerine uymayan Arap abecesini. Nitekim M.K.ATATÜRK bu olayı görmekte gecikmemişti. Türkçemize uygun bir abeceye geçmenin zamanı gelmişti. 4000 e yakın kitap okuduğu bilinen Atatürk’ün, güzel Türkçemiz için latin abecesini seçmesi elbetteki tesadüfi değildi.
    Devrimin adı “Yeni Türk Harflerinin” kabulüdür. Neden? Abecemizde olan 29 harfin 14’ü direkt Türk damgasıdır.
    Çünkü Latinlere bu abeceyi öğreten Etrüsklerdi. Yani latin abecesinin kökeni de Etrüsk abecesi, Göktürk abecesiydi. Bu tamgalar Ön-Türk abecesinde “Tanrı Adına Kazanılan Zaferleri Halka Nakletme İşaretleri” olarak isimlendirilmiştir. Başöğretmen Atatürk de dünya kültürünün kökeninde yer alan Ön-Türk harflerinden oluşturulan bu yeni Türk abecesini, şehir şehir gezerek Türk halkına bizzat kendisi öğretmiştir.

    Son paragrafımızın ana düşüncesine gelelim. Ülkemiz bu durumdayken 1 Kasım 1928’de yapılan Yeni Türk Harf Devrimi olmazsa olmazdı!

    Bu arada günler geçiyor, Atamıza özlem büyüyor. 10 Kasıma geldik. Kim bilir, kasım ayının en soğuk günü belki. Ya da kim bilir, kasım ayının en sıcak günü belki. Aklımızın donduğu, yüreğimizin yandığı…
    Başka bir dünyaya gözlerini açmış
    Tini bu dünyada dolaşıyor.
    Ölümsüz dediğimiz kahraman işte bu kahraman.
    Başbuğ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ü, ATAmızı, Saygıyla ve Büyük bir Özlemle Anıyoruz.
    İmza: Devrimlerinin Bekçisi bir TÜRK Genci.

    Turkishnews/Sıla ARSEL

  •  Cumhuriyetimizin Kurucusu, İstiklal Mücadelesinin Önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Saygı, Sevgi,  Özlem Ve   Rahmetle Anıyoruz

     Cumhuriyetimizin Kurucusu, İstiklal Mücadelesinin Önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Saygı, Sevgi, Özlem Ve Rahmetle Anıyoruz

    Her geçen yıl onu daha da iyi anlıyoruz

    Her geçen yıl onu daha da özlüyor ve arıyoruz

    TÜRKİYE; ATATÜRK’Ü TANRIYA, GERİSİNİ DE ATATÜRK’E BORÇLUSUN

    (Turquie, tu dois Ataturk a dieu et le reste a Ataturk)

    Daniel Dumoulin, Belçikalı yazar

    Mustafa Kemal  Atatürk; komutan olarak tek bir askerini düşmana teslim etmemiş, askerini bozguna uğratmamış, dostunu, düşmanını aşağılamamış,  17  yıllık cephe hayatında tek bir yenilgiye uğramamış,  vatan ve  milleti için  sağlığını  feda etmekten kaçınmamış, şahsi çıkarı  olmaksızın  ülkesi için  devrim  yapan dünya tarihinin  önderi, Türk Milleti’nin The Rebirth of a Nation  olarak bilinen, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lausanne (Lozan) Anlaşması ile   Batı’ya karşı zafer kazanan, Birinci Dünya  Savaşı’nın çıkardığı  önemli bir komutan, 20’nci yüzyılın önderi ve dünya tarihinin ender insanı (Man of Enlightenment),  İstanbul’un ikinci ve son fatihidir. Büyük önder Atatürk’ün liderliğindeki Türk Milleti; 20’nci yüzyilda  1776 da Amerikalılardan  sonra, Avrupa devletlerinin sömürgeci siyasetine  karşı duran ikinci millettir.

    Dünya liderlerinin  ve ünlü kişilerin Atatürk için söylediklerini  10 Kasım’da O’nun aziz hatırasını hatırlayarak paylaşmak istiyorum.

    “Ataturk was one of the greatest leaders of the 20th century”

     Bill CLINTON, ABD Başkanı

    “The British will always remember with admiration and appreciation Ataturk’s qualities as a statesman and the contribution he has made to Western ideals and the promotion of friendly relations between our countries.”

    Queen ELISABETH II, İngiltere Kraliçesi

     “We have a great deal to learn from Mustafa Kemal” (to André Malraux, the French Minister of Cultural Affairs).

    Charles de GAULLE, Fransa Cumhurbaşkanı

    Ataturk was a great national leader in times of war and peace. The Ataturk Centennial Year is as important event as the 1976 Bicentennial was for us”

    Ronald REAGAN, ABD Başkanı.

    “Without doubt, Mustafa Kemal Atatürk is one of the greatest statesmen that during the 20. Century and before the war has ever arising; he has been a brave and great reformist that no other people have ever known”

    Ben GURION, İsrail’in Kurucusu

    “The genius of our century – centuries rarely produce a genius. Look at this bad luck of ours, that great genius of our era was granted to the Turkish nation”

     David Lloyd GEORGE, İngiltere Başbakanı

    “Kemal Ataturk or Kemal Pasha by which name we knew him in those times, was my hero during my youth. I was very moved when I read about his great reforms. I met with great praise the general efforts made by Ataturk on the course of modernizing Turkey. His dynamism, undauntedness and unawareness of fatigue created a great effect on people. He was one of the builders of the modern age in the orient. I continue to be among his greatest admirers”

    Jawaharlal NEHRU,  Hindistan’ın ilk Cumhurbaşkanı

     “We feel a great admiration for Ataturk in his efforts towards ensuring the modernization of Turkish society by separating religion and politics from each other and by carrying out the Turkish Language Reforms”

    Hayato IKEDA, Japonya Cmhurbaşkanı

     “I obtained information concerning Mustafa Kemal from someone who knows him very well. When talking with Foreign Minister Litvinov of the Union of Soviet Socialist Republics, he said that in his opinion, the most valuable and interesting statesman in all of Europe does not live in Europe today, but beyond the Bosphorus, he lives in Ankara, and that this was the President of the Turkish Republic, Gazi Mustafa Kemal Ataturk”

    Franklin D. ROOSEVELT, ABD Başkanı

    «Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar, sadik hadimi, insanlik idealinin asik ve mumtaz simasi, essiz kahraman Ataturk. Vatan sana minnettardir»

    İsmet İNÖNÜ, Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı

    “Kemal Ataturk was moreover a great strategist and a tireless worker. He had tremendous ability to lead his people and to inspire their confidence. He is and will remain a guardian of the hopes and anspirations of the rising Turkish generations. In our times, it is Ataturk who brought Turkey to its current status as a modern republic with his farsighted and courageous political, social and economic reforms. At the same time, it was also he that prepared the foundation of the modern economy that will ensure today Turkey’s attaining the strength to be able to enter the European Economic Community”

    Joseph LUNS, Hollanda Dışişleri Bakanı

    “In the life of a nation it is very seldom that changes to such a radical degree were carried out in such a short period of time… Without a doubt, those who have done these extraordinary activities have earned the attributes of a great man in the complete sense of the word. And because of this, Turkey can be proud of itself”

    Eleutherios VENIZELOS, Yunanistan Başbakanı (31 Ekim 1933)

    «Ataturk war kein Revolutionaer, sondern ein wilder und brutaler Reformer und Diktator, der die Nation mit Fusstritt in das neue Jahrhundert gewalttaetig schob»

    Gunter VERHEUGEN, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Başkanı Almanya

    “Ataturk was one of the great men of this century. He stood for and strove to achieve in his lifetime what we in the United Nations are trying to do in the turbulent world of today”

     Kurt WALDHEIM, BM Genel Sekreteri

     “The name of Ataturk reminds people of the historical successes of one of the great individuals of this century, the leadership that gave inspiration to the Turkish nation, farsightedness in the understanding of the modern world and courage and power as a military leader. It is without a doubt that another example can t be shown indicating greater successes than the birth of the Turkish Republic and ever since then Ataturk s and Turkey s broad and deep reforms undertaken as well as the confidence of a nation in itself.I am proud to attend to the 25th Anniversary of the Memorial Ceremony of Ataturk s death. Ataturk reminds us of many things. The historical success of great leaders of this century, leadership that inspires the Turkish Nation, the supreme vision of the modern world, and as a soldier, high determination and bravery. The birth of the Turkish Nation from the ruins of a collapsing empire, New Turkey s declaration of its freedom and independance in honour and protecting it since then are the work of Ataturk and his Nation. There is no doubt that the revolutions he has carried out in his country shows how the trust of a nation brings success. There is no other example like this” 

    John F. KENNEDY, ABD Başkanı  (10 Kasım 1963)

     “Some people regarded Ataturk as a dictator. I say this is wrong and such a thought will lead you on a wrong path. Although the term dictator is well suited to Hitler and Mussolini, actually there is no definition of a dictator. In this case, one may ask, why do you put Ataturk aside from this term.I have many reasons. First of all, Ataturk was leading a scientific study for the times that he would not exist. His intention was to develop a governmental and constitutional system that would operate after him. He never forced his people to believe in his vision. Instead, he tried to teach and explain his ideals to them. He had taken the decisive power of his nation from the Great National Assembly at the time of the War of Independence while he was planning the future with his friends. The members of the Assembly were elected by the people. The President was elected every four years and the Assembly had the power to rule as well as the power to pass laws. Ataturk s respect for the Great National Assembly is important. His main concern with the interior affairs was to create a living political organism with the capability to react promptly to situations that might arise”

    Alexander Frederick DOUGLAS HOME, İngiltere Başbakanı

     “Mustafa Kemal was not a socialist. But it can be perceived that he is a good organizer, with great understanding, progressive, with good thoughts and an intelligent leader. He is carrying out a war of independence against those plunderers. I am believing that he will break the pride of the imperialists and that he will beat the Sultan together with his friends” (1921 )

    Vladimir llyich LENIN, Rus Lider

    “In connection with the permanent memorial facility for Kemal Ataturk, I take pride in presenting my congratulations to Turkey. Your great country that is advancing on the course that he demonstrated has obtained very significant successes. This ceremony that is being held to commemorate the memory of Ataturk, the architect of progress and Turkish unity, is a very appropriate respect to a person who became a source of inspiration to free peoples throughout the world”

    Dwight D. EISENHOWER, ABD Başkanı

    “The imdominable courage of Ataturk in battle and his great achievement in laying the foundations of the new Turkish state have continued to inspire people all over the world. Today, we stand shoulter to shoulter with our Turkish brothers in paying tribute to his memory”

    Muhammad ZIA ul-HAQ, Pakistan Cumhurbaşkanı

    “He united his nation’s forces despair into high hopes, and challenged destiny until he succeded in restoring to his national homeland its independence and sovereignty. To a stunned world, Ataturk demonstrated what a nation is capable of doing if it is prepared to choose death or enslavement. His immortal achievement will serve as a shining example and a source of inspiration for those who guide the destiny of the emerging and independent nations”

    Habib ben Ali BOURGUIBA, Tunus Cumhurbaşkanı

     “The Czech nation along with the other nations of the world, remembers with deep esteem the memory of the faithful son of the Turkish nation, the founder of the Republic of Turkey, the experienced and towering statesman, Mustafa Kemal Ataturk”

    Gustav HUSAK, Çekosyavakya Cumhurbaşkanı

    “On 1O November, the entire world and we Germans as well, remember with praise the life and works of a person to whom we are attached with friendship and respect. Ataturk always tried to establish firm ties between Turkey and Europe”

    Ludwig ERHARD, Almanya Başbakanı

    “In my own name and on behalf of the Egyptian people, I have the pleasure of expressing sincere congratulations on the occasion of the Century of the birth of the great leader Kemal Ataturk who, under extreme difficult circumstances, secured for his poeople their liberty and independence”

    Anwar El-SADAT, Mısır Cumhurbaşkanı

    “Ataturk played a major part in furthering the cause of freedom and peace throughout the world”

    Charles-Ferdinand NOTHOMB,  Belçika Dışişleri Bakanı

    “At this moment, I share the deep sorrow of Turkey because of the loss of the great nationalist and great statesman who devoted all his life to the freedom of his country. His mission, both within blood and peace, will pass to all nations that are in sincere relation with the Turkish Nation. The French Nation feels sorrow for this loss that the Turkish Republic faces today”

    Albert François LEBRUN, Fransa Başbakanı ve Cumhurbaşkanı

    “The first republic in the Middle and Near East owes its existence to him. This Republic became a beacon for the war of independence of many a nation”

    Nikita Sergejewitsch CHRUSCHTSCHOOW, Sovyetler Birliği’nin ilk Sekreteri

    “I am the child of a generation that knows closely Turkish-German friendship. At an early age I saw a man’s heroism’s, the services he carried out and the self-sacrifices he undertook for his country. This man was Mustafa Kemal. Today I comprehend even better that this person was a great statesman. He was great, because he used all his courage for his nation, his country to save his homeland at an unlucky moment. He was great, because he directed his nation towards the absolute necessity of adjusting them to the necessities of history. He was great, because he always knew how to defend suitable limits and he did not go beyond the limits that would put his work into danger. Courageousness and his own courageousness was intelligent enough as well to be able to draw the limits”

    Kurt G. KIESINGER, Federal Almanya Cumhurbaşkanı

    «Der grosse geniale Neuschopfer der jungen Turkei gab als erster ein wunderbares Vorbild fur die Erhebung»

    Adolf HITLER, Almanya (Als Zeichen der Trauer um das verstorbene Staatsoberhaupt der turkischen Republik haben die Prasidialkanzlei des Fuhrers und Reichskanzlers, die Reichskanzlei, das Auswaertige Amt und der Reichstag ihre Dienstflaggen fur zwei Tage auf Halbmast gesetzt. Volkischer Beobachter. Nr. 316 vom 12.11.1938).

    “Kemal Ataturk, as the founder of the Republic of Turkey, oriented the country toward of modernization, followed the policy of peace and national independence and exerted every effort to assure friendly relations, good neighborliness and cooperation between our nations and people”

    Nicollae CEAUCESCU, Romanya Cumhurbaşkanı

    «Turk bir anne ile Amerikali bir babanin kiziyim. Ama ne mutlu Turkum diyene. Cunku her seyden once ben Turk um ve bir Ataturk kiziyim. Ataturk olmasaydi, ben bugun burada olamazdim. Su anda sahip oldugumuz butun ozgurlukleri, keman calma ozgurlugumu, sizinle sohbet etme ozgurlugumu Ataturk e borcluyum. Muzigimle vatanima ve Ataturk e borcumu odemeye calisiyorum»

    Canan Leslie ANDERSON. Sanatkar, Müzisyen Türkiye

    «Ataturk, buyuk bir millet icin umudun bile tukendigi bir donemde; ‘Insaf ve merhamet dilenerek bagimsizlik korunamaz’ dusuncesiyle ortaya cikmis, milletini orgutlemis, buyuk bir bagimsizlik mucadelesi vermistir. Verdigimiz Kurtulus mucadelesi ayni zamanda antiemperyalist bir ozellige de sahiptir.
    Ataturk, Turk milletinin icerisindeki bagımsizlik atesini yakmis, Canakkale Savasi’nin ardindan tum dunyaya bu milletin ayagina pranga, koluna kelepce, boynuna zincir vurulamayacagini tum dunyaya nihai olarak ilan etmistir»

    Bülent ARINÇ, TBMM Başkanı

    «Mustafa Kemal kimdir? Asker mi? Teskilatci mi? Devlet adamıi mi? Oncu mu?… Elbette bunların hepsi. Ama hepsinden önce bir mantik adami, tarihin akisinda rolu olan, icinden ciktigi Turk toplumunun kaderine damgasini vuracak ve cagin olaylarina yon verecek guclu, suphe goturmez tarihi bir sahsiyet, Mustafa Kemal, tarih icinde misyonu olan, bu misyonu benimseyen ve onu tahakkuk sahasina cikarabilen adam bir Tek Adamdı»

    Şevket Süreyya AYDEMİR,  yazar (Tek Adam)

    “Today, Turkey is a big and a new country. This new Turkey had found itself in the personality of Atatürk after the treachery, misery and the weariness of the war. He gave life to this new Turkey”

    Vernon BARLETT, Parlamenter  İngiltere

     “Kemal Ataturk, a brillant soldier and politician who created modern secular Turkey”

     Michael BARONE, Siyastçi ve Yazar ABD

    “The latest promoted and youngest general of WW I. Admirable military leader and revolutionar. His reversal of the Treaty of Sevres after the WW I is a remarkable diplomacy. No twentieth-cenrury general had ay better battlefield instincts, skill, or discipline, proving himself under fire at every level of command. And certainly none so adroitly mixed revolutionary politics with military vision”

    Austin BAY, General ABD  (Ataturk: Lessons in Leadership from the Greatest General, 2011)

    «Man muss mehr unternehmen  als nur eine Revolution, hatte Mustafa Kemal zu Arif und Refet  auf dem Schiff gesagt, das sie von Konstantinopel nach Samsun brachte. Die Revolutionen verwandeln die existierenden Staaten. Die Turkei existiert noch nicht. Man muss sie erst schaffen. Am Ende seines Lebens konnte der Ghazi erklaren, dass er Wort gehalten hatte. Wieviele Manner in der Geschichte konnen das von sich behaupten?»

    Pierre BENOIT MECHIN,  Tarihçi, Romancı Fransa (Mustafa Kemal. Begrunder der neuen Turkei. 1955)

     “It is an interesting experiment which Kemal Pasha is working out here. He is a Tuirkish George Washington, and irreverence to the father of our country to make this comparison. Kemal Pasha is a great man”

    Colby M. CHESTER, Amiral ABD, (Chester Projesi)

    “The flow of history has brought together the Ataturk Centennial and the process of rebirth in Turkey. We are witnessing the awaikening of a country and the Republic, which Ataturk had saved and founded. Horizons and hopes lie before us. It is a matter of conscience and an obligation to our country to draw the lessons from the bitter experiences that Turkey has gone through”

    Şükrü ELEKDAG, Türk siyasetçi

    “M. Kemal Ataturk, the great commander with extraordinary military carreer, an ardent nationalist, a soldier’s soldier with the instinct of a political infighter, was personally fearless in combat  and relentless in his ability to drive his troops to victory. His savage counterattacks on the Anzac beach head on April 25, 1015 catapulted him to international fame. His successful fighting withdrawal under immense ennemy pressure  in Palestine in 1918 was his final military achievement”

    Edward J. ERICKSON,  Yarbay ABD  (Ordered to Die A History of the Ottoman Army in the First World War, 2001, s. 220)

    “He looks like a great mountain. The ones living on its foot cannot see that greatness. In order to grasp the greatness of this mountain, one must look at it from far away”

    Claude FARRER,  Yazar Fransa

    “The Turks are a human cancer, a creeping agony in the flesh of the lands which they misgovern, rotting every fibre of life … I am glad that the Turk is to be called to a final account for his long record of infamy against humanity”

    H.W.V. Temperley, Tarihçi İngiltere  (A History of the Peace Conference of Paris, 10  Kasım1914 (F.L. Stevenson. Through Terror to Triumph: Speeches and Pronouncemenents of the Right Hon. David Lloyd George, M.P., since the Beginning of the War, London: Hodder and Stoughton, 1915 s. 55)

    “At the outset of the second century since his birth, Mustafa Kemal Ataturk, stands as a triumphant and transcendentent figure. Saviour of his nation’s sovereignity. Undefeated commander. Pioneer of anticolonialism at home and abroad. Creator of a Republic. Transformer of the political, legal and socio-economic system. Cultural modernizer. Inspiration for education and the arts. Spell-binding orator. Advocate of fundamental freedoms and humain rights. Language reformer. Humanist and international peacemaker. Model for the leaders of emancipation and emerging nations. The hero of the twentieth century renaissance”

    Talat Sait HALMAN, Kültür Bakanı

    “It is necesary to explain the reality in the battlefields at Dardanelles. We are now trying to resist the brave Turkish Army, lead by a brave and clever commander”

    Sir Ian Standish Monteith HAMILTON, General İngiltere  (Birinci Dünya Savaşı’nda  Gelibolu’ya çıkartma yapmaya çalışan fakat basarılı olamamıştır)

    “He had created a new, fully independant Muslim nation in a world dominated by Christian powers; triumphed in a war presented as an islamic struggle against Western imperializm. While Ataturk’s vision of making Turkey a part of West was not fully realized, it is far from being a complete failure. There is no way and no use to compel the nation to return to the Ottoman time”

    Şükrü HANİOĞLU,Profesör, Princeton University. (Ataturk, An Intellectual Biography,2011)

    “The West and the East came face to face at the second class coastal town of Mudanya on a crooked road covered with dust on the hot Marmara coast. Despite the English flag ship “Iron-Duke’s” ash-colored deathly turrets that transported the Allied generals for negotiations with Ismet Pasha, the Westerners had come here to beg for peace, not to ask for peace or to dictate the conditions… These negotiations demonstrate the end of Europe’s dominance over Asia, because as everyone knows, Mustafa Kemal got rid of all the Greeks”

    Ernest HEMINGWAY, Yazar (ABD)

    “Under the guiding hands of Mustafa Kemal Pasha the Turks won their economic, financial, judicial, political  and military independance  from their amazing revival after 17 years of struggle and came out as the victor at the conference table of Lausanne on July 24, 1923, which markedthe definite triumph of Turkish nation in the whole European history and, as the last peace treaty, at the end of WW I”

    Harry N. HOWARD, Danışman ABD (The Partition of Turkey: A Diplomatic History 1913-1923)

     “At a time when we were a spark without a star, with his glance we became a sun illuminating the whole World”

    Sir Muhammad IQBAL, Hintli filozof

     “It was in 1937 that Ataturk argued and asked me why I had refused to accept him as dictator. I answered him your dictatorship frees an enslaved people comparing other dictators tyranny enslave free people”

    Ernest JACKH, Profesör ABD  (Columbia University. (The Rising Crescent. Turkey Yesterday, Today and Tomorrow, 1944  s.184)

     “The soldier in Ataturk saved his country, as no other man at that time could have done, the designs of the European powers against it, and thus changing the face of its history”

    Patrick (Lord) KINROSS, Yazar İngiltere (Ataturk. A Biography of Mustafa Kemal, Father of Modern Turkey. 1964)

    “Ataturk, the military triumpher, is the most successful revolutionary of the 20th century”

    Stephen KINZER, Yazar ABD  (Crescent, and Star and Reset: Iran, Turkey and America’s Future)

    “In 1918…Turkey was a defeated nation seemingly in irreparable collapse. Today, twenty years later, we see a nation on the borders of Europe and Asia, economically and culturally prosperous, once again important internationally, and profiting from peaceful relations with all its neighbors”

    Gyula KORNIS,  Macaristan Parlamentosu Sözcüsü

     “The influence of Ataturk’s political and social ideas, and the accomplishments based on them has been felt not only in his own country but in others which gained their independence or undertaken to modernize their institutions in the years since the WW I. He is regarded as a great statesman in the world at large”

    Frederick P. LATIMER Jr. Tarihçi ABD  (The Political Philosophy of Mustafa Kemal Ataturk)

    “In a thousand years of the Middle Eastern history, there was no more famous name than his. Mustafa Kemal’s record has been judged not only by his own people but also by millions in other parts of the World”

    Emil LENGYEL, Yazar Macaristan-ABD  (They Called Him Ataturk. Chapter IX, s. 189)

    “Unlike so many national heroesMustafa Kemal Pasha had an exceptional conception of things extending far beyond the immediate military issue and was aware of fundamental changes in the whole structure of society and culture”

    Bernard LEWIS, Yazar ABD (Prof. Emeritus Princeton University)

    “Ataturk died in the service of the Turkish people. A seldom leader in the world history”

    Sir Percy LORAINE, Diplomat İngiltere

    “He was a military-statesman, one of the greatest leaders of our era. He ensured that Turkey got its rightful place among the most advanced nations. Also, he gave the feeling of support and self-confidence to the Turks, that forms the foundation stone of a nation’s greatness. I take great pride in being one of Ataturk’s loyal friends”

    Douglas MacARTHUR, General  ABD  (During his visit in 1932 in Istanbul Ataturk should have prophesied him not only the time, 1941-1945, of the WW II, but also its outcome in bold lines. The Caucasus. 1955. Why the publication 10 years after the WW II? Ataturk has never humiliated anyone, quite unimaginable, specifically during the visit of his Prime Minister Ismet Inonu in Moscau in 1932. No indication about this prophesy at the MacArthur’s Memorial and Historical Center in Norfolk, Virginia)

    “Ataturk was a competent commander, a shrewd politician, a statesman of supreme realism. But above all he was a man of the Enlightenment. And the Enlightenment was not made by saints”

    Andrew MANGO, Yazar İngiltere (Ataturk 1999, Chaper 28. s. 528)

    “The presence of that young and ingenious Turkish Leader at Dardanella was probably the most unfortunate occasion for the allied forces”

    Alan McCrae MOORHEAD,  Yazar İngiltere  (Gallipoli. 1956)

    «Ataturk hatte in den etwa anderthalb Jahrzehnten seiner Prasidentenschaft das Land so stark hinter sich gebracht, dass man ohne Ubertreibung sagen kann, bei seinem vorzeitigen Tode trauerte die gesamte Bevolkerung um ihn, nichts zuletzt ubrigens auch die Minoritaten, die sich unter ihm sicher und kaum mehr diskriminiert gefuhlt hatten»

    Fritz NEUMARK, Öğretim Üyesi Alman(Finanzwissenschaftler. Prof. an der Universitat Istanbul und Frankfurt. Emigrant in der Turkei Zuflucht am Bosporus. 1952)

    “Without him, we could not win the Independance War, but even without us he could win it anyway”

    Hüseyin Rauf ORBAY  Siyasetçi

    “A visionary stateman, burst on the sceneat a time when the Turks had lost faith in themselves, after the Ottoman Empire the sick man of Europe had crumbled and collapsed. Never lost sight of his untimate goal to unite the Turks and to create a modern state”

    Nicole  Hugh POPE, Yazar (Turkey Unveiled. 1997. Ch. 4 Ataturk, Immortal Leader, s.51)

    “The most dominent personality in the Turkish history with practical sense, always mindful of the need for a leader to think ahead. Wisdom was his great characteristic”

     Morgan Philips PRICE, Yazar (A History of Turkey. From Empire to Republic, 1956.  s. 135)

    “Kemal Ataturk is one of the great figures of the 20th century”

    Glenn REYNOLDS, Profesör, University of Tennessee

    «Die Turkei ist eines der grossen Verdienste, dieses bedeutenden Staatsmannes, der sein Volk nach der Katastrophe des ersten Weltkrieges zu einer neuen nationalen Unabhängigkeit gebracht hat»

    Ernst REUTER,  Siyasetçi Almanya  (DW Dokumente Ataturk in deutscher Sicht, 1982)

    «In den 15 Jahren seiner Praesidentenschaft praegte Ataturk seinen eigenen Stil. Er war weder der kranke Mann, der sich auf Bajonette stutzt, der durch ein pronunciamento zur Macht gelangte politisierende General spanisch-sudamerikanischer Praegung, noch auch von der sozialistischen Massenbewegung herkommende Volkstribun wie Mussolini. Er unterschied sich von jeglichen Despoten, indem er, wie ein Hellseher, den Sinn fur Mass und Grenzen genau kannte»

    Friedrich von RUMMEL, Diplomat Almanya   (Ataturk in deutscher Sicht. 1982)

    “Schoolboys in Europe are at present taught in their lessons on contemporary history, that one of the victories of the Entente at the end of 1918 was the victory over Turkey. Now, the truth is, that if the victor is the country that gains everything in the treaty of piece at Lausanne, and the defeated are those who lose all the privileges they enjoyed in that country before the war, there is no doubt that it is Turkey which had won the war against us”

    Count Carlo SFORZA, Dışişleri Bakanı İtalya  (Makers of Modern Europe. 1930 (s. 346)

    “Ataturk s life and achievements will continue to be a source of inspiration not only for the Turkish nation but also for the free nations of the World”

    Chiang-Kai SHEK, Miliyetçi Çin (Taiwan) Başkanı

     “But, of course, President Ataturk, I suppose was one of the early great generals and of course, it was partly his brilliance on the peninsula of Gallipoli that held the day and then he was very generous and magnaminous in victory and later, when President, said to those who came to visit the scene as a memorial that they had left their sons there and they were buried there and beautifully looked after but that Turkey regarded them as her sons now and they were all friends now and it is very remarkable that we are staunch allies now and in NATO together have kept the peace for forty years and we must continue to be staunch allies.The work of Ataturk as a great statesman and the founder of modernTurkey is wisely recognized in Britain. As Turkey’s first president he became a close and respected friend of Britain. We salute his memory and wish all fortune to Turkey and her people”

    Margaret THETCHER, İngiltere Başbakanı  (Remarks arriving in Istanbul, 24 Nisan 1990)

    “In the 1920s Kemal Ataturk put through what was perhaps as revolutionary a program as has ever been carried out in any country deliberately and systematically in so short a span of time. It was as in our Western world, the Renaissance, the Reformation, the secularist revolution at the end of the 17th century, the French revolution and the industrial revolution had all been telescoped into a single lifetime and been made compulsory by law. There were no concentration camps. And once the special tribunals had been disbanded, there were no show trials, no purges that exiled or murdered hundreds of thousands of people”

    Arnold TOYNBEE, Tarihçi Yazar İngiltere

    I do hereby proclaim October 29, 2011 as Turkish Republic Day in Ottawa. Je proclame par la presente le 29 octobre 2011 Journee de la Republique turque a Ottawa»

    Jim WATSON, Ottawa Belediye Başkanı Kanada

    “During the time of Ataturk Turkey was the only country of the revolutionary world with no political prisoners or exiles. (p. 112)The first time in history the Turkish bond issue has been accepted without a guarantee. (p.136). The shape of his life has had a single content: His dream of Turkey. A leader par excellence) (p. 151)”

    Donald Everett WEBSTER, ABD’nin Türkiye’deki ilk Kültür Ataşesi  (The Turkey of Ataturk. Social Process in the Turkish Reformation 1939)

    «Ataturk war einer der wahrhaft bedeutenden Staatsmanner unseres Jahrhunderts. Seine brennende Liebe zum Vaterland liess ihn unermudlich fur Unabhangigkeit und Integritat der Turkei zu kampfen»

    Richard von WEIZSAECKER,   Bundesrepublik Deutschland  Başkanı

    “Mustafa Kemal is not only creator of modern Turkey, not only a military commandor, but a far-reaching diplomat against the Western Powers”

    Charles WOOD, Gazeteci (Mustafa Kemal Pasha. His Career, Power and Achievements. Fortnightly Review. Vol. CXXII. Jul-Dec 1927)

  • İran’a uygulanan ambargo ve iş dünyası…

    İran’a uygulanan ambargo ve iş dünyası…

    Hemen yanıtlayalım:
    Amerika tarafından İran’a uygulanan ambargodan 6 ay boyunca muaf tutulan 8 ülkeden biri olan Türkiye’de iş dünyası muafiyet kararına rağmen İran ile olan ticaretten çok ağır darbe yiyeceği endişesi taşıyor.
    İki ülke arasındaki ticarete baktığımızda son 5 yılda 21 milyar dolardan 10 milyar dolar seviyesine gerilediğini görüyoruz. İşte bu nedenle ticarette daha ağır darbe yenilmemesi için Türkiye’ye uygulanan muafiyetin uzatılması gerektiğini düşünüyoruz.
    Kaldı ki iş dünyasından yükselen seslerde de bunu görmekteyiz.
    TÜİK verilerine göre 2016 yılında İran’dan yapılan 4.7 milyar dolarlık ithalata karşılık 5 milyar dolarlık ihracat yapıldı ve ilk kez yaklaşık 300 milyon dolarlık ticaret fazlası elde edildi.

    İran ile 1996 yılında 1 milyar dolar seviyesinde olan dış ticaret hacmi sonraki yıllarda hızla yükselişe geçerek 2012 yılında yaklaşık 22 milyar dolara ulaştı. Özellikle İran’dan yapılan enerji ithalatına karşılık yapılan altın ihracatı ile çokça gündeme gelen İran ile dış ticaret dengesi, 2016 yılına kadar Türkiye aleyhine bir seyir izledi.

    Ancak 2017’de dış ticaret dengesi yeniden İran lehine bozuldu ve toplamda 10 milyar doları aşan karşılıklı ticarette 4 milyar doları aşan açık verildi.

    Yalnızca enerji ithalatında değil, Türkiye’nin İran’a yaptığı ihracatta da gerileme tehlikesi var. ABD yaptırımlarının başlamasından sonra mevcut ticaretin daha da düşeceği tahminleri yapılıyor.

    Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türk-İran İş Konseyi Başkanı Ümit Kiler, yaptığı açıklamada Türkiye’nin İran yaptırımlarından geçici olarak muaf tutulmasını “kötünün iyisi” sözleri ile değerlendirdi. İş dünyası olarak Türkiye’nin yaptırımlardan muaf tutulmasının 6 ayla sınırlı kalmayacağına inandıklarını kaydeden Ümit Kiler, “Çünkü bu yaptırımlardan en fazla etkilenecek olan ülke Türkiye. ABD yönetiminin de bu konuda hassasiyet göstereceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Bununla birlikte Türkiye’ye uygulanan muafiyet alanlarının da genişletilmesi gerektiğini dile getiren Kiler, “Petrol ve doğalgaz ticareti konusunda mutlaka iyileştirmeye gidilmeli. Ne kadar ambargo olursa olsun, iki sınır komşusu arasındaki ticaretin önüne geçmek mümkün değil. Bir şekilde ticaret erbapları bunun yolunu bulacaktır” açıklamasında bulundu. İşin önemine dikkatleri çekti.

    Nereden bakılacak olursa olsun, İran ile olan ticaretimiz her açıdan iki ülke yararına gelişiyor. Türkiye, özellikle petrol ve doğalgaz alımında İran’dan vaz geçtiği takdirde çok daha önemli açıklar verebilir. Zaten yetkililer de açıklamalarında “İran ile olan ticaretten vaz geçmemiz söz konusu olamaz” diyorlar.
    Şu rakamlara bakacak olursak, konunun önemini daha iyi anlayabiliriz:
    2012 yılında çoğunluğu altın ihracatı olmak üzere yaklaşık 10 milyar dolara ulaşan İran’a ihracat, 2017’de 3.3 milyar dolara kadar geriledi. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) açıkladığı 2018’in ilk 9 ayındaki verilere bakıldığında ise ihracatın 1.8 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülüyor. 2012’de İran’dan yapılan ithalat 12 milyar dolar olurken, aradan geçen 5 yılda bu rakam bu rakam da 7.5 milyar dolara geriledi.

    Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) Başkan Yardımcısı Bülent Aymen’e göre, Türkiye’nin İran yaptırımlarından şimdilik muaf tutulmasına rağmen oluşacak ticari zarardan etkilenecek.

    Türkiye’nin İran’dan yaptığı ithalatta petrol ve doğalgaz ürünlerinin başı çektiğini, İran’a yapılan ihracatta ise otomotiv, makine, tekstil ve gıda ürünlerinin öne çıktığını dile getiren Bülent Aymen, “İran, 80 milyonluk nüfusu ile aslında pek çok sektörde Türkiye’nin rakibi konumunda. Buna rağmen İran ekonomisini zayıflatacak adımlar, İran’la iş yapan Türk şirketlerini de olumsuz etkileyecek” şeklinde konuştu.

    İş dünyasındaki endişelere karşın, İran yaptırımlarının Türkiye-İran ticaretine önemli zarar vermeyeceğini düşünenler de uzmanlar da var.

    ABD’nin yaptırımlarının İran’ın enerji ve finans sektörlerini hedef aldığını, doğrudan ticari ilişkileri hedef almadığını, bu yaptırımların İran’ın petrol dışı ticari ilişkilerine etkisinin çok fazla olmayacağı görüşünde olan bazı uzmanlara göre ABD’nin yaptırımlarının Türkiye-İran ticari ilişkilerine etkisi de tahminlerden çok daha sınırlı olacak.

  • AND OLSUN!

    AND OLSUN!

     

    Andımız konusunda en doğru ve en etkili sözü ” Andımızın kaldırılması son derece BÜYÜK BİR KÜSTAHLIKTI! ” diyerek İlber ORTAYLI Hocamız söyledi (VİDEO). Aynı küstahlık, pervasızca tv ekranlarda hala devam ediyor.

    “Türkçülük bölücülüktür!” diyen AKP Genel Başkanı Sn. ERDOĞAN, hızını alamayıp ANDIMIZI da “ırkçı” bulup “Bizim andımız İstiklal Marşıdır” diyerek gerçek dışı, saçma bir açıklama yaptı. BÖLMEDİĞİ BİR MARŞLARIMIZ KALMIŞTI, ONA DA EL ATTI.

    Andımızda ırk vurgusu YOKTUR. Ordunun Duası Şiirinde “Türk eriyiz, silsilemiz kahraman” diyen Mehmet AKİF’in yazdığı “Kahraman Ordumuza” şiiri yani muhteşem İstiklal Marşımızda ırk vurgusu VARDIR.
    Kahraman IRKIMA bir gül. Ne bu şiddet, bu celal?
    Ebediyyen sana yok, IRKIMA yok izmihlal:

    Ardından koro halinde medyada köşe başlarını işgal eden, beyinleri yıkama, dalkavukluk ve yalakalık yapmak karşılığı AYLIK NEMALARI İNANILMAZ RAKAMLAR olan sözde akademisyen, sözde gazeteci ve sözde araştırmacılar vb. MEYDANI BOŞ BULUP DELİ SAÇMASI TEZLERLE “ırkçılık” nutukları atmaya; TÜRK MİLLETİNE ve DEĞERLERİNE PERVASIZCA HAKARET ETMEYE BAŞLADILAR.

    1933 yılından itibaren (ANDIMIZIN İLK HALİ: Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.) 80 yıldır okutulan Andımız 2013’te AKP’nin pkk ile “AÇILDIĞI” hendeklerle sonuçlanan İHANET SÜRECİNDE, pkk’NIN İSTEĞİYLE kaldırılmıştı.

    Seçimlerin yaklaşmasıyla 2.AÇILIM” süreci başlatılmış, “buzluktan çıkartılmış” görünüyor. Andımıza düşmanlıkta başı çekenler, DİN MASKESİYLE SOYLARINI GİZLEYEN TEHCİR VE MÜBADELEDEN KALAN çoğu taşnak artığı kronik TÜRK düşmanı DÖNME VE DEVŞİRMELERİ de Andımız turnusol kağıdı gibi ortaya çıkartmıştır.

    Asaletine ve töresine uygun bulmadığı için DÜNYADA IRKÇILIK YAPMAMIŞ OLAN TEK MİLLET, TÜRK MİLLETİDİR. Türk Milleti binlerce yıllık tarihinde hükmettiği BÜYÜK COĞRAFYADA “ırkçılık” yapsaydı, günümüzde birçok devlet ve milletle birlikte kronik TÜRK DÜŞMANI sizler VAR OLAMAZDINIZ.

    İtalyan mısın hristiyan mı? Japon musun, budist mi? Alman mısın hristiyan mı? Ülkelerinde bu soruyu biri sorsa, akıl hastahanesine kapatılır. Bizde Türkçülük suçlanırken: İtalyancılık, Japonculuk, Almancılık yaptığı için biri suçlansa, DEĞİL SİYASET YAPMASI VATANDAŞLIK HAKKI BİLE ELİNDEN ALINIP, EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILIR. Bizde BEYİNLER YIKANARAK “Türk müsün, Müslüman mı? Diye SAÇMA ÖTESİ bir soru bile kalıplaştırılmıştır. Din dinle, milliyet milliyetle karşılaştırılabilir. “Din seçim, Türklük kaderdirHoca Ahmet YESEVİ

    KUL HAKKI ALMAK, ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK, YALAN SÖYLEMEK, HIRSIZLIK YAPMAK gibi Yüce Dinimizce EN BÜYÜK GÜNAHLARI işleyip, bunlardan hiç bahsetmeyenler; zoraki yorumlarla Türk Milletine “ırkçılık” iftirası atanlar: Cenabı Allah’ın Peygamberimize bile vermediği yetkiyi hangi aciz kuluna vermişte, size İslamı dünyalık çıkarlarınız için kullanma yetkisini verdi? Kulluk ettiğiniz din tüccarı ölümlülerin, cennetlik olduğunun elinizde birtek delili var mı? Bakın EN BÜYÜK DİN TÜCCARI, dün “ne istediyse verdiğiniz” Pensilvanya’daki “muhterem hocanız” da ajan çıktı.

    İslama da en büyük zararı sizler veriyorsunuz. İnsanımızı dinden soğuttunuz. DEİZM inanılmaz yaygınlaştı. Kaç kişi SİYASİ HUTBE VE VAAZLARINIZ nedeniyle Cuma namazlarını bile terk etti, biliyor musunuz? Saraylardan çıkıp, gidin araştırın.

    Rabia (Arapça 4) anayasa suçudur. Yetkisini anayasamızdan alanlar: TÜRK BAYRAĞINI “tek bayrağa”, TÜRK VATANINI “tek vatana”, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ “tek devlete”, TÜRK MİLLETİNİ soysuz “tek millete” DÖNÜŞTÜREMEZ!

    Tarihte ve günümüzde en çok müslüman kanını gene “müslümanım” diyenlerin akıttığı gerçeğinden hareketle, herşeye maske yaptığınız hayal satıp, ruhban sınıfı oluşturan iflas etmiş siyasal islamcı, ümmetçi ideolojiniz VATANIMIZDA BİRLİĞE DEĞİL; BÖLÜCÜLÜĞE HİZMET ETMEKTEDİR.

    Yıllardır bütün tahribatınıza rağmen, %80 “Ben Türküm” diyen, %100 “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışında bir ve bütün Türk Milletini, 36 olduğunu iddia edip 3 ten fazla sayamadığınız etnik guruplara BÖLEMEZSİNİZ! Bu AFFEDİLEMEZ İHANETİ pkk BİLE YAPAMADI.

    MUHALEFETTEKİLER: Sadece algı yönetimiyle zar zor ayakta tutulan, Türk Milletini bölen, ekonomiyi, hukuku, eğitimi, kardeşliğimizi kısacası Vatanımızı bitiren; bu heryeri defolu tükenmiş AKP iktidarına son vermeye niyetiniz var mı?

    UYAN

    Ey Türkoğlu! Sen pek safsın, seni herkes aldattı.

    Erdim diyen, döndüm diyen çemberinden atlattı.

    Çiftlik gibi mahsülünü senden alıp satarlar,

    Sen toprakta onlar kuş tüyünde yatarlar.

    Uzun sürdü bu saflığın altta üstte kalmadı,

    Hiç bir milet bizim gibi uykulara dalmadı.

    Mal senindir, mülk senindir al işini ehline.

    Başa gelen, cellatlarla saltanata kalkıyor,

    Hakimiyet milletinken sana bir hak kalmıyor.” Kâzım KARABEKİR

    Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, Türk Bayrağının gölgesinde, 81 milyon Türk Milletinin Vatanında İstiklal Marşımız da Andımız da ayakta gururla okunacaktır!

    Malazgirt’ten kurtuluş savaşımıza kanlarıyla yoğurup, bu toprakları vatan yapan “tek millet” ; TÜRK MİLLETİDİR! “Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” AND OLSUN!

    M. Fevzi KÜÇÜKKAHVECİ www.fevzikucukkahveci.com

  • ATATÜRK’Ü VE MİLLİ MÜCADELE’Yİ ANLAMAK(*)

    ATATÜRK’Ü VE MİLLİ MÜCADELE’Yİ ANLAMAK(*)

    İstiklâl Savaşı’nın en önemli karakteri, millilik vasfıdır. Yani ulusal bir savaş olma özelliği taşıyor olmasıdır. Çünkü İstiklâl Savaşı, Türk Milleti’nin bütün unsurlarının, bütün toplum kesimlerinin ve bütün güçlerinin ortaklaşa vermiş olduğu bir mücadeledir. Esasen, pek çok yayında Türk İstiklâl Mücadelesi, Milli Mücadele, bu mücadeleyi veren güçler de “Kuvayı Milliye” yani “Millî Kuvvetler/Ulusal Güçler” olarak ifade edilmektedir.

    Atatürk bu gerçeği şöyle açıklamıştır 1937 yılında: “Ben 1919 senesinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım(.) Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.”(2)

    Esasen o 1919 yılında bu işi milletle el ele vererek başaracağına ve milletten başka hiçbir güce dayanmayacağına dair kendi kendine söz vermiş ve yemin etmiş birisidir. Şöyle diyor Nutuk’ta: “Bağımsızlık gayesinin elde edilişine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek kesindir.(3)

    1920 yılında ise şöyle diyordu Mustafa Kemal Paşa:”Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O esaret ve aşağılığı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine, ‘Ey millet! sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?’ diye sormak lâzımdır. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum. Ben, milletin büyüklüğünü biliyor ve bu sual karşısında, onun, o suali soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu suali soran çocuklarının, hep o esasa dayanan çare ve hazırlıklarını canla, başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun çok sağlam bir yol olduğuna kani olarak…’”(4)

    Çünkü Atatürk de iyi biliyordu ki; “Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır.”(5)

    İstanbul’dan ayrılış maksadını açıklarken de dile getirmiştir sadece ve sadece büyük Türk Milleti’nin yüksek seciyesine ve sarsılmaz azim ve imanına istinat ettiğini. Şu sözler ona aittir ve 1924 yılında söylenmiştir: “İstanbul’u terk etmek zarureti, İstanbul’da hasıl olan elim şartlardan idi. Anadolu’ya geçmekteki maksadım, Anadolu’nun ortasında ve Türk milletinin büyük kütlesi içinde, Türk milletinin yüksek seciyesine ve sarsılmaz azim ve imanına dayanmak idi. Bundan başka hiçbir tedbirin memleket ve milletin derin yarasına çare olamayacağına kesin kanaat hasıl etmiştim. Onun için Samsun’a ayak bastığım dakikada aldığım ilk tedbir, Samsun ve havalisine dair yanımda bulunanlara gereken emirleri ve talimatı vererek hemen güneye yürümek oldu.”(6)

    Onun bu konudaki kanaati ve kabulü o kadar kesindir ki; 1925 yılında söylediği şu sözler, sanki 1924 yılında söylediği bir önceki sözlerin devamı gibidir: “Millî Mücadele’yi yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Biliyorsunuz ki, asırlarca vuku bulan mücadeleler ve bunların neticeleri olarak da yüksek tarihî zaferler vardır. Fakat o zaferlerin âmilleri kendi ülküleri olarak değil, şunun bunun hırsı peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır. Halbuki Millî Mücadele’de şahsî hırs değil, millî ülkü, millî izzetinefis hakikî etken olmuştur.”(7)

    Atatürk, ayrıca, bu hususu, Konya’daki bir yemekte kendisine hitaben uzun bir nutuk atan ve özetle lafı; “Her şeyi yapan sensin, bütün varlığımızı sana borçluyuz; sen olmasaydın, başka hiç kimse, hiçbir şey yapamazdı, bundan sonra da yapamaz. Allah seni başımızdan eksik etmesin…” demeye getiren Konya Mebusu Refik Bey(Koraltan)’e verdiği cevapta şöyle dile getirmiştir:

    “Beyefendi, bütün yapılanlar, herkesten evvel büyük Türk milletinin eseridir; onun başında bulunmak bahtiyarlığına ermiş bulunan bizler ise, ancak onun şuurlu fedakârlığı sayesinde ve fikir ve iman birliği içinde müşterek vazife görmüş, öylece başarı kazanmış insanlarız. Hakikat bundan ibarettir.”(8)

    Sonra sofradakilere dönerek şöyle diyor: “Efendiler; size şunu söyleyeyim ki, inkılapçı Türkiye Cumhuriyeti’ni benim şahsımla kaim zannedenler çok aldanıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, her manası ile büyük Türk Milletinin öz ve aziz malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek, ebediyyen payidar olacaktır. Şimdi rica ederim bu bahsi kapayalım, bir daha da tekrar etmeyelim…”

    RUHUN ŞADOLSUN BÜYÜK ATATÜRK…
    _________________
    (*) Bu yazı, Fetvalar Savaşı (İstiklâl Savaşı’nda Din Faktörü ve Din Adamlarının Rolü) isimli eserimizin GİRİŞ bölümünden alınmıştır.

    1- Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Haz. Arı İnan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 16. Basım, İstanbul, 2017, s. 144.
    2-Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, A.K.D.T.Y.K ATAM Yayını, Ankara,1999, s, 2.
    3-Utkan Kocatürk, age, s. 22
    4-Yunus Nadi Abalıoğlu, Ankara’nın İlk Günleri, Sel Yayınları, İstanbul 1955, s. 99.
    5- Utkan Kocatürk, age, s.21.
    6-Utkan Kocatürk, age, 23.
    7-Utkan Kocatürk, age, s. 32.
    8-Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, 8. Baskı, Yapı Kredi Bankası Yayınları, İstanbul, 2016, s. 55.
    9- Hasan Rıza Soyak, age, s.56.

  • FEYM GRUBU MESAAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ (09 Kasım 2018)

    FEYM GRUBU MESAAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ (09 Kasım 2018)

    1.. Ermenistan Dışişleri Bakan Vekili Zohrab Mnatsakanyan CSTO’ da, “Karabağ’ ın güvenliği ve statüsü önceliklidir” dedi.

    2. Ermenistan Cumhurbaşkanı: “Ülke geneline hizmet etmek için ne yapmam gerektiğini açıkça görebiliyorum.” (Not: ABD Başkanı’nın danışmanı John Bolton’un Güney Kafkasya’ya yaptığı son ziyareti ve İran konusundaki açıklamalarına ve diğer konulara atıfta bulunuluyor…,o.tan)).

    3. Ermenistan-Kazakistan enerji işbirliği umutları Astana’da tartışılıyor.

    4. Adalet Bakan Yardımcısı, Washington Forumunda Ermenistan’ın devam eden yargı reformları hakkında bilgi sundu.

    5. ABD, “Karabağ çatışmasına askeri çözüm yok” diyor.

    6. Ermenistan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ a siyasi çağrıda bulunduğunu yalanladı.

    7. Paşinyan, Ermenistan’daki Kadife Devriminden sonra ülkeye olumlu göç eğilimleri olduğunu bildirdi.

    8. Solmaz Kâmuran’ın romanı “Ceviz Ağacı” romanı Ermeni, Yahudi ve Türk aileleri anlatıyor.
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/11/09/Ceviz-Ağacı-Solmaz-Kâmuran-Ermeni/141185

    9. Valérie Manteau^nun Hrant Dink’in hayatını anlatan kitabı, Fransa’nın prestijli edebiyat ödüllerinden “Renaudot” u kazandı.
    (Not: Haberde, Manteau’nun romanının ödül almasının sürpriz olarak değerlendirildiği, söz konusu romanın finale kalan 5 kitap arasında yer almadığı belirtiliyor…,o.tan)

    10. Lorig Charkoudian, Maryland Temsilciler Meclisi üyeliğini kazandı.

    11. Cumhurbaşkanı Sarkissian : “ABD’nin bölgedeki gerçek politikasını anlamak için zaman gerekiyor.”

    12. ABD’nin AGİT Misyonu’nda Misyon Şefi Yardımcısı olarak görev yapan Gregory Macris, Ermenistan-Azerbaycan temaslarının yapıcı olduğunu söylüyor.

    13. Kıbrıs Ermenileri: Tarih, Kimlik ve Toplum.

    14. Kazakistan ve Ermenistan savunma sektörü konusunda görüştü.
    https://avim.org.tr/tr/bulten/kazakıstan-ve-ermenıstan-savunma-ısbırlıgı-konusunu-gorustu

  • Amerika’nın tuzağı…

    Amerika’nın tuzağı…

    PKK elebaşları için ödül ortaya koyan Amerika’nın asıl hedefinin ne olduğu giderek netlik kazanıyor. Bir yandan “PKK terörist gruptur” diyen Amerika, öte yandan PKK’nın Suriye uzantısı PYD için “Terörist grup değil ve bizim Suriye’deki kara gücümüz” açıklamasını yapıyor.
    Tam bir ikiyüzlülük.
    Ancak, kurulmakta olan bu tuzak eskilere dayanıyor.
    Suriye PKK’sı PYD-YPG’yi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kılıfı altına sokma girişimi tutmayan ABD’nin yeni planı aylar önce belliydi.
    15 Şubat’ta Brüksel’deki NATO toplantısı öncesi yapılan görüşmelerde ABD Savunma Bakanı James Mattis, dönemin Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye, “YPG’yi PKK’dan ayırıp PKK’ya karşı savaştırabiliriz” diyerek kafalarındaki planı ortaya koymuştu. Mattis ayrıca Irak’taki PKK unsurlarına karşı mücadelede Türkiye’ye destek vermeyi de önermişti.
    Türkiye’yi YPG’ye karşı yumuşatma ve terörist ortağını legalleştirme çabasını sürdüren Amerika bir yandan Türkiye ile ilişkilerini düzeltirken diğer yandan Suriye PKK’sı ile ortaklığını bozmamak için çalışıyor. Ankara’nın ısrarıyla Münbiç sözünü tutmak zorunda kalan Washington, buna karşı PYD-YPG’yi Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olarak masaya oturtmak çabasında. Bunun önündeki tek engel olan Türkiye’nin ikna edilmesi gerekiyor.
    Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in konu hakkındaki görüşlerini okurken, Amerika’nın nasıl bir tuzak hazırlığı içinde olduğunu daha net görebilmekteyiz:
    “ABD bir yandan İran’ı kuşatma, diğer yandan Suriye’de korsan bir Kürt devleti kurma konusunda kararlılığını koruyor. Abdullah Öcalan, 1999 yılında kuzeyde kurulacak Kürt özerk yapısını karıştırma potansiyelinden dolayı oyun dışına itildi. Şimdi benzer durum Suriye’de yaşanıyor. Ancak bu sefer oyun daha büyük ve tarihin kırılma noktası olarak değerlendirilebilir. Şu an tüm Ortadoğu coğrafyasını yeniden şekillendirecek adımlar atılıyor. ‘İslam Natosu’, ‘İslam Ordusu’ projeleri bu oyunun en bariz göstergeleri. Cemal Kaşıkçı olayı bu sürecin başlangıç noktası oldu. İsrail, Suud üzerinde ciddi etki sağladı; Mısır ve BAE zaten aynı ittifakın parçası… Tel Aviv öte yandan Umman, Bahreyn gibi ülkelerle görüşerek anlaşmalar yapıyor.”
    Pekin’in şu görüşlerini de dikkate almalıyız:
    “Suriye sınırımızda yuvalanan terör merkezleri mutlaka temizlenmeli ve 600 kilometrelik hatta en az 15-20 kilometre derinliğe inerek buralarda askeri üsler kurmak zorundayız. Bunu yaparken elbette ABD ile çatışarak değil ancak teröre karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanarak bu hedefimizi gerçekleştirebiliriz. Aksi durumda ABD’den PKK aleyhine yeni adımlar ve tabela değiştiren PYD-YPG terör yapılanması ile Türkiye’yi masaya oturtma amaçlı hamleler gelecektir. Suriye’de yeni anayasa süreci başlıyor. ABD’nin telaşı bir yandan Türkiye’nin askeri harekâtını engellemek öte yandan da en azından ‘yerel özerklik’ adı altında PKK korsan kantonlarına meşruiyet kazandırmak. Beraberinde Astana sürecini akamete uğratarak yeniden belirleyici rol üstlenmek. Türkiye’yi Rusya ve İran’dan kopararak yalnızlaştırmak istiyorlar. Fakat tüm bunları yaparken de gerek İran gerekse Rusya’ya karşı şu an Türkiye’nin varlığına olağanüstü ihtiyaç duyuyorlar.”
    Zaten bizi yönetenlerin açıklamalarını da dikkate aldığımızda Amerika’nın nasıl bir hainlik içinde olduğunu görebiliriz. Bu nedenle, Amerika’nın her attığı adıma dikkat etmemiz gerekiyor. Her açıklamaları şaşırtıcı ve inandırıcı olmaktan uzak kalıyor.
    Özetleyelim:
    ABD, PYD’yi korumayı ve silahlandırmayı bırakmadığı sürece PKK konusundaki hiçbir adımı samimi görünmeyecektir. PKK’yı tasfiye edip, Irak’ın kuzeyini Barzani’ye bırakıp PYD adı altında örgütü Suriye’ye taşıyıp, orada bir PYD oluşumunu yerleştirip, bağımsız bir Kürt Devletini kurmayı hedefleyenlerin bu oyununa Türkiye artık gelmeyecektir. Açıklamalar ve görüşlerin de bu doğrultuda olduğunu görmekteyiz.

    www.facebook.com/necet.buluz

  • İngiliz dönemindeki dini haklarımız … Prof. Dr. Ata ATUN

    İngiliz dönemindeki dini haklarımız … Prof. Dr. Ata ATUN

    İngiliz dönemindeki dini haklarımız

    Kıbrıs adası, 1878 – 1960 yılları arasında 82 yıl İngiliz idaresi altında kaldı.
    Bizler Kıbrıslı Türkler İngiliz Sömürge dönemi yılları içinde dördüncü sınıf vatandaştık.
    İngilizler birinci sınıf, Rumlar ikinci sınıf, Maronitler, Ermeniler ve Latinler üçüncü sınıf, biz ise en sonda idik.

    Nüfusumuzun, Maronitler, Ermeniler ve Latinler’in toplamından daha fazla olmasına rağmen, onlar Hristiyan oldukları için bizlerden daha avantajlı konumdaydılar.

    Adanın kralı İngilizlerdi. Herşey onlar için mubahtı.
    İngiliz ordusunda görevli bir İngiliz Çavuş, sömürge yönetiminde, devlet dairesindeki en yüksek mevkideki Kıbrıslı Rum, Türk, Maronit, Ermeni veya Latin bir memura emir verme yetkisine sahipti. Ve bu memurun da bu emri yerine getirmemek gibi bir lüksü yoktu. Ya emri yerine getirirdi, ya da kovulurdu. Yerli devlet memurlarının hiçbir iş güvencesi olmadığından işlerine son verilmeleri İngiliz amirlerinin iki dudağı arasındaydı. “You are dismissed” dendiğinde, pılısını pırtısını toplar daireden çıkar giderdi.

    İngilizlerin katı bir devlet yönetimi vardı ve suç işleyeni asla affetmezlerdi. Suçun büyüklüğüne oranla cezası da büyürdü. Trafik suçu dışında suç işleyen kişiler adeta aforoz edilirlerdi. Bırakın devlet memuru olmayı, yarı zamanlı veya sözleşmeli dahi devlette istihdam edilemezler, hazineden hiçbir koşulda ve gerekçe ile maaş veya ödenek alma hakkına sahip olamazlardı. Muhtar azalığı adaylığına bile başvuramazlardı suç işleyenler. İngiliz Yönetimine başkaldıranlar cezalarını aileleri ile birlikte çekerlerdi. Bütün taşınır mal ve mülkleri yasal yollardan, vergiler konarak, cezalar kesilerek ve benzeri uygulamalar ile ellerinden alınır, yok edilirdi. Bu uygulama çok gaddarca olmasına kıyasla adada suç işleme yüzdeliğini de neredeyse sıfıra indirmişti. Hiç kimsenin haddine değildi suç işlemek.

    Özel yaşamda çok etkili bir şekilde hissedilen İngiliz idaresinin demir yumruğu, dini inanış ve yaşamda alabildiğine özgürdü.

    Adada yaşamlarını sürdüren İngilizlerin, Rumların, Türklerin, Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin dini inanış ve ritüelleri birbirinden farklıydı. Türklerin dışındakilerin tümünün Hıristiyan olmalarına karşın hepsinin dini inanışlarında ve ayinlerinde gözle görülebilen farklılıklar bulunmaktaydı.
    Ortodoks olan Rumlar, başları sıkışınca yardımı “Kudretli İsa”dan (Panaiya) veya da her konunun kendine özgü koruyucusu olan “Aziz”lerinden isterlerdi. Yüzlerce Azizleri vardı Rumların ve “Allah”a çok başvurmaz, yalvarmazlardı. Boyunlarında haçları da hiçbir zaman eksik olmazdı. Rumlar, Maronitler, Ermeniler ve Latinler dış görünüş olarak birbirlerine çok benzemelerine rağmen benim için onları ayırabilmenin en kolay yolu, boyunlarındaki haça bakmaktı. Haç varsa Rum’du, yoksa ve Rumca konuşuyorsa, azınlıklardan biriydi.

    Anglikan olan İngilizler’in Rumlara kıyasla dini inanışları ve ayinleri biraz daha basit düzeyde idi. Boynunda göze batacak şekilde haç taşıyan bir İngiliz gördüğümü pek hatırlamıyorum.

    İngiliz Sömürge İdaresi biz Kıbrıslı Türklere Türk bayrağını kullanmak ve İstiklal marşını okuma yasağını getirmiş olmasına rağmen, okullarımızda dinimizin ders olarak okutulması ve öğretilmesi ile her Cuma günü öğleyin zoraki olarak camiye giderek topluca Cuma namazı kılmamızı eğitim müfredatı içine koymuştu. O dönem Türklük olgusunu yok etme düşüncesinden olsa gerek dini farklılığımız ön plana çıkarmışlar, Türk Lisesinin adını İslam Lisesi koymuşlardı.

    Cuma günleri, öğlen ezanı okunmadan yarım saat önce ders biterdi. Topluca bahçedeki musluklarda abdestimizi alır ve ikişerli sıraya dizilirdik. Sonra da “sol-sağ, sol-sağ” hep birlikte camiye yürüyerek giderdik. Bazılarımız camide tekrar abdest alırdı. Topluca camiye girer, namazımızı kılar, Cuma hutbesini dinler, sonra tekrar topluca Cuma namazını kılar ve okula yürüyerek, geri dönerdik.

    Din derslerimizde de gerekli olan tüm dualar okutulur, öğretilir ve içerikleri açıklanır, gerekli dini bilgiler verilirdi. Bu uygulama Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde de, soykırıma uğradığımız 1963-1974 yılları arasında, İngiliz döneminde olduğu yoğunlukta olmasa da devam etti.
    Diyeceğim o dur ki, okullarda öğrencilere namaz kılmanın öğretilmesi yeni ve Türkiye’nin empoze ettiği bir olay değil. Biz Kıbrıs Türkleri çocukluğumuzda aynı müfredatı aldık, dini bilgilerimizin çoğu okullarda verildi.

    Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
    Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
    KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
    e-mail: [email protected] (Kişisel) veya [email protected] (Akademik)
    Facebook: AtaAtun1

  • FEYM GRUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ (08 Kasım 2018)

    FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ (08 Kasım 2018)

    1 .. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) Zirvesi Astana’da başladı.

    2. Ermeni yetkilisi Azerbaycan raporlarını reddetti : Ermenistan veya Karabağ’ da harp esiri yok.

    3. AB’nin Güney Kafkasya Özel Temsilcisi Toivo Klaar: “AB, mümkün olan en kısa zamanda Karabağ çatışmasıyla ilgili önemli görüşmeler bekliyor.”

    4. Ermenistan ve Kazakistan savunma alanında işbirliğini sürdürecek

    5. Ermenistan Hükümeti, Yeghishe Kirakosyan’ ı AİHM Temsilcisi olarak atadı.

    6. İkinci bir Ermenistan’ı tanıma arayışında: Karabağ <sözde> cumhuriyeti.
    (Not: Bu site yorum kabul ediyor, mümkün olsa da Azeri soydaşlarımıza da bilgi verebilsek…, o.tan)

    7. Los Angeles Şehri Belediyesi, Karabağ <sözde> Kurtuluş Hareketi’nin 30 uncu yılının kutlanmasına ilişkin kararı kabul etti.
    (Not: Bu site de yorum kabul ediyor…, o.tan)
    Artsakh-kurtuluş-movement.html

    8. Ermenistan Savunma Bakanlığı yetkilisi, Aliyev’in ifadesine şaşırdı.
    (Not: Habere göre, İlham Aliyev Perşembe günü yaptığı konuşmada, “Nahçıvan bölümünde 10 kilometre karelik bir alan “Ermenistan’dan kurtarıldı” demiş…, o.tan)

    9. Garo Paylan tarih derslerinden şikayetçi.

    10. <Sözde>Soykırım’dan sonra Kars’a yerleşen Kürtler’den itiraf: “Biz hala Ermenilerin çatıları altında yaşıyoruz”
    (Not: Türkçe yayım yapan bu site yorum kabul ediyor …., o.tan)
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/11/08/Ermeni-Soykırımı-Kars-Kilittaş/141092

    11. Van Gölü’ndeki Akdamar Adası içme suyuna kavuştu.

    12. Avustralya Ermeni Ulusal Komitesi (ANC-AU) Avustralya Hükümetine Karabağ’ a yardım çağrısı yaptı.

    13. Ankara (Türk Savcılar) Ermenistanlı Türk-Amerikan işadamının (Kemal Öksüz) iadesini talep ediyor.

    14. EastWest Enstitüsü (New York) , 2019’ daki yıllık toplantısını Ermenistan’da düzenleyecek.

    15. Ermenistan, Rus Enerji Bakanlığı ve Gazprom ile doğalgaz tarifesinde indirim konusunu görüşüyor.

    16. Ermenistan, Azeri Cumhurbaşkanı’nın CSTO zirvesine katılımına karşı çıktı.
    (Not : Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO), Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i konuk olarak Astana’daki zirveye davet etme olasılığını görüştü. Fikir Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından dile getirilmiş ve Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukashenko da dahil olmak üzere diğer bazı liderler tarafından desteklenmişti…..,o.tan)

    17. ABD Temsilciler Meclisi’ ne üç Ermeni seçildi.

  • DOĞU AKDENİZ İTTİFAKI

    DOĞU AKDENİZ İTTİFAKI

     
     
    ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi, Doğu Akdeniz’de;

    Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında Levant Havzasında 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol 
    Nil Delta Havzasında 1,8 milyar varil petrol, 6,3 trilyon metreküp doğalgaz ve 6 milyar varil sıvı doğalgaz, 
    Kıbrıs Adası çevresinde 8 milyar varil petrol,
    Girit’in güney ve güneydoğusundaki alanda ise toplam 3.5 trilyon metreküplük doğalgaz  öngörüyor.
     
    *
    Bu muhteşem zenginliğin  jeostratejik, diplomatik ve ekonomik etkisi; Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail için fırsatlar yaratıyor.
    Aynı zamanda ilerideki zorlukları ve tehlikeleri de artırıyor.
    Çünkü Türkiyenin de deniz yetki alanları konusundaki hakları gündemdedir.

    Doğu Akdeniz büyük bir oyuna sahne oluyor…
    *
    Bölgedeki devletler sosyo-politik beklentileriyle ilgili bir belirsizlik döneminden geçerken,
    Doğu Akdeniz’deki olaylarHobbes jeostratejik koşullarında;
    Etkili hukuk çözümlemesi için uluslararası hukukun uygulanmasının olanaksızlığını kanıtlıyor.
    Bölge, büyük oyuncular arasında böylesi  derin bir rekabet dönemine tanık olmamıştı
    *
    Türkiye; Yunanistan‘ın münhasır ekonomik bölge sınırlandırmalarını,
    Girit’in güneyinden başlatarak Türkiye, Mısır ve Libya’nın haklarını gasp etmeye çalıştığını,
    Libya’daki iç karışıklığı da fırsat bilerek adımlarını hızlandıran Yunanistan’a karşı Türkiye’nin Libya ile anlaşmasının önemini savunuyor.
    Erdoğan “Kıbrıs ve Ege’de haddini aşanları yanlış hesap yapmamaları konusunda ikaz ediyoruz.
    Bunların efelikleri ordumuzu, gemilerimizi, uçaklarımızı görene kadardır” diyor…  
     
    *
    Türkiye’nin  bu uyarılarına rağmen,
    Kıbrıs Rum Kesimi ekonomik bölgesinde (EEZ) Amerikan enerji devi ExxonMobil sondaj yapmaktadır.
    Dahası Salı günü Washington’da  Rum Dışişleri Bakanı N. Hristodulides‘in ABD Dışişleri Bakanı M. Pompeo ile görüşmesinde,  
    Türkiye’nin enerji yataklarına yönelik planlarına ve uyarılarına  tepki gösterilmesi gerilimi arttırmıştır…
    *
    Üstelik N.Hristodulides, Aralık’ta ABD-Yunanistan Stratejik Diyalog girişimiyle,
    Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasındaki üçlü işbirliğinin ABD’yi de kapsayacak şekilde genişletileceğini,
    Böylece Washington da dahil olmak üzere, tüm taraflar için Doğu Akdeniz bölgesinde güvenlik, istikrar ve barışa önemli bir katkıda bulunulacağını,
    Halihazırda Washington’un ” ABD, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi” arasında dörtlü bir toplantı beklentisini incelediğini  de açıklamış bulunuyor…. 
     
    *
    Aslında ABD ve İsrailin Doğu Akdeniz ve Egedeki çatışmalar karşısında nasıl tepki vereceğine dair yanlış varsayımlardan kaçınmak için,
    Çaba sarf etmeleri ve gayret etmeleri büyük önem taşıyor. 
    Ama bölgenin radikal bir değişimin öncesinde olduğu da anlaşılıyor…
     
    *
    Ortadoğu’da ABD işgali, Suriye Krizi, İran ablukası, Rusya’nın yeniden canlanması, sorunlu bir Avrupa Birliği, yasadışı göç krizi, Çin’in yükselmesi ve daha pek çok şeyin,
    Neden olduğu küresel istikrarsızlığın kayıtsızlığa yer bırakmadığı bir süreçten geçiliyor.
    Bu çerçevede üç yıl önce İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin;
    Yakın demokratik benzerliklerinin bir sonucu olarak  Doğu Akdeniz İttifakı’nı (EMA)  oluşturması,
    Uzun soluklu Ortadoğu çatışması, radikal İslamcılık ve Türkiye’nin köktenci İslami otokrasiye dönüşmesiyle işkence gören bir bölgede,
    İstikrar ve ilerleme arzusu olarak kabul ediliyor…
    *
    Sağlam demokrasileriyle İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, Doğu Akdeniz‘in esas aktörleri olarak sayılıyor.
    Bunlar bölgedeki barışı, güvenliği ve çevre istikrarını teşvik etmenin ötesinde,
    Aynı zamanda kendi Özel Ekonomik Bölgelerinde zengin hidrokarbon yataklarının bulunmasından sonra güçlü ekonomik bağları teşvik ediyorlar…
    *
    EMA ortakları, Erdoğan Türkiye’sinin İslamcı süper gücünün zorluklarıyla karşı karşıya olduklarının iddiasındadır.
    Bu noktada Yunanistan’ın bakış açısından, EMA girişimi vazgeçilmezdir. 
    Borç krizi ve 2010 iflası,  Yunanistan’ı AB üyeleriyle olan ilişkisinde ciddi baskı altında bırakmıştır.
    Atina hâlâ ekonomi politikalarında  uzun vadeli yabancı mali izleme” ile önemli sınırlamalar altındadır. 
    Bu yüzden Atina, Brüksel’e alternatif iki taraflı  ya da çok taraflı girişimleri teşvik etmeyi amaçlıyor;
    EMA bu amaca tam manasıyla uyuyor!
     
    *
    Yunanistan’ın en önemli stratejik endişesi, Ankara’nın Osmanlı pan İslamist söylemidir.
    Yunanistan Erdoğan’ın Suriye’ye girmesi, kuzey Irak’ta askeri bulundurması, Balkanlar’da genişleyen İslamcılaştırma faaliyetleri, Yunanistan  hava ve deniz alanındaki ihlallerini,
    Barışçıl bir geleceğe çok az umut verdiğini iddia ediyor.
    Yunanistan Avrupa’daki müttefikleriyle birlikte Türkiye ile bu filozofizmi ile mücadele ediyor.
     
    *
    Bu yüzden Yunanistan güvenliği ve ekonomik ilerlemesinde EMA’yı en önemli çapası sayıyor. 
    İsrail ve Kıbrıs sularındaki hidrokarbonlar henüz harita üzerinde EMA’yı tam anlamıyla ortaya çıkarmış,
    ABD ve Rusya’nın yanı sıra Doğu Akdeniz’ deki ülkelerin  bölge siyaseti, ekonomisi ve güvenliği ile ilgili büyük bir ilgi uyandırmıştır.

    *
    Bu ülkeler, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki Batı ittifakının en zorlu güvenlik sorunu olan Türkiye meselesini çözmenin, 

    EMA’nın amacı olmadığını savunuyor.
    EMA’nın temel misyonunun, ortaklarının çıkarlarını geliştirmek ve güvence altına almak,
    İrredentist ve saldırgan politikalar konusunda uluslararası hukukun üstünlüğünü teşvik etmek,
    Avrupa’ya reddedilemez stratejik değerin ekonomik inisiyatiflerinin bir üstyapısını yaratmak ve güçlendirmek olduğunu iddia ediyor.
     
    *

    Batı dünyasının geleceği, transatlantik umutların güçlendirilmesine bağlıdır.

    Atlantik’in iki kıyısı arasında her düzeyde etkili bir işbirliği ve aralarındaki kurumsal yaşam tarzının derinleşmesi çok önemlidir.
    Bu durum küresel ekonominin, teknolojinin ve diplomasinin gelecekte nasıl gelişeceğini  büyük ölçüde etkileyecektir.
    *
    Bunun için Doğu Akdeniz’in ayrı bir alt sistem statüsüne yükseltilmesi,
    Ve bölgenin transatlantik işleyişin derinleşmesinde yapıcı bir rol oynaması  gerekiyor.
    Bu rol Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Türkiye’ ye transatlantik dönemin bölgesel öncüleri olarak hizmet etme,
    Geleceği şekillendirme fırsatı sunuyor…
    *
    Ah, şu İslamcı siyaset olmasa…
    9. 11. 2018
  • Oyun içinde oyun…

    Oyun içinde oyun…

    ABD’nin, hiç beklenmedik bir anda gelen 3 PKK’li terörist liderin kellesine ödül koyması adımı tartışılıyor. Bu Türkiye’ye bir jest mi, yoksa oyun mu? Alınmış olan bu kararın içinin dolması gerçekleri ortaya çıkaracak.
    Önce şu soru:
    PKK’yı daha önce terörist grup olarak tanıdığını söyleyen ve listeye alan Amerika bunca yıldan sonra ne oldu da şimdi PKK yöneticiler için ödül koydu? Eğer bu Türkiye için bir jestse, bu konuda neden geç kalındı? Zamanlama çok düşündürücü değil mi?
    Görüşümüzü yansıtalım:
    Amerika’nın PKK konusunda aldığı kararın Türkiye’ye yönelik bir jest olduğunu düşünmüyoruz. Bunun anlamı PKK’ye net bir mesaj niteliği taşıyor. YPG’yi PKK’nın devamı olarak gösteriyorlar, ancak YPG’ye de desteği sürdürüyorlar. YPG’nin PKK’yi kendi içinde sindirmesi için çok önemli bir adım olarak da değerlendirmek mümkün.
    Konuyu daha açalım:
    Amerika’nın hedefi, Kuzey Irak’ta başlatıp, kuramadığı Bağımsız Kürt Devletini Kuzey Suriye’de YPG kanalı ile hayata geçirmektir. Bunu da saklamıyorlar.
    Amerika 2009’da Irak’tan çekildiği günden bu yana Kürdistan’ın kuruluşunda temel çekirdeğin PKK olamayacağını anladığı için, bu bölgede İsrail’in güvenliğine yardımcı olacak yeni bir devlet yapılanmasında PKK’nin yardımcı olamayacağını gördü. Bu somut adımını 2017 Eylül’deki referandumla Barzani’yi devre dışı bırakarak attı.
    Dikkat edilecek olursa ABD, artık Barzani’yi muhatap bile almıyor.
    Şimdiki adım, PKK’nın bitirilmesi, yerine YPG’nin güçlendirilmesi hamlesidir.
    PKK’nın elebaşları için ortaya konulan ödül, Türkiye’nin terörle mücadelesine destek için alınmış bir karar değildir.
    İşin asıl düşündürücü tarafı da şudur:
    Türkiye, Fırat’ın doğusuna terör örgütler için bir harekât düzenlemeye hazırlanıyor. İşte Amerika, aldığı bu kararla aynı zamanda Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin de önünü kesmeyi hedefliyor.
    Yazımızın başlığını “Oyun içinde oyun” olarak attık.
    Ortaya konulanlar Amerika’nın gerçek anlamda oyun oynadığını ortaya koyuyor.
    Amerika ile Rahip Brunson’ın bırakılması sonrası ılımlılaşmaya başlayan, piyasalara da yansıyan yeni iklimin ardından bu adım, AKP iktidarını Trump’a karşı “daha borçlu” hissettirmek için atılmış olabilir.
    “İlişkilerimizi bozarsanız, ekonomideki sarsıntılar devam eder” tehdidi olarak da bu adımı değerlendirmek mümkündür.
    Bir başka konu da, ABD’nin İran’a başlattığı ambargoda Türkiye’yi muaf tutmasıdır. Bu alandaki yumuşamayı da bir yemleme olarak değerlendirirsek acaba yanılır mıyız?
    Amerika’nın PKK elebaşları için attığı adıma Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’dan gelen tepkilere de bakalım:
    “YPG’yi PYD’yi PKK’dan ayrı tutuyoruz diyorlar. Bununla kandıramazlar. Bunların organik bağının araçsal bir ilişki olmadığını defalarca anlattık. Çok geç kalınmış bir eylem. Bunu yapsınlar olumlu karşılarız ama büyük fotoğraf içinde bu YPG angajmanını perdelemek için yapılan bir şeyse 3 gün sonra gerçek ortaya çıkacaktır.”
    Nitekim MHP Genel Başkanı Bahçeli, konu ile ilgili yaptığı son açıklamada “ABD yeni bir aldatma sürecini devreye almıştır” diyerek şunları söyledi:
    “Terör örgütleri neredelerse oraların imhası acilen sağlanmalıdır. Türkiye’nin şu andaki terörle mücadelesi takdire şayandır. Obüs bataryaları ile belirlenen hedefler ateş altına alınmıştır. Türkiye sözünü yere düşürmemiş, ilk etapta lazım gelen müdahaleyi yapmıştır. Türkiye 31 Ekim’de Ayn-el Arap’ta milletimizin mesajını açıkça vermiştir. TSK ile ABD askerleri 1 Kasım’dan itibaren Münbiç’te ortak devriye başlamıştır. Devriye turları ortak bir faaliyete dönüşmüştür. Bunun nasıl bir sahneye varacağı yakında görülecektir. Görünüşe bakılırsa ABD aynı anda hem Türkiye’yi idare etmekte hem YPG’yi korumaktadır. Bu samimiyetsizliktir. ABD, yeni bir aldatma sürecini devreye almıştır. ABD’nin, Türkiye’yi meşgul ederek stratejik amaçlarını gerçekleştirmek için her yola başvurduğu açıktır, aşikârdır. PKK, PKK’dan nasıl ayrıştırılacaktı?”
    Konu ile ilgili yazmayı sürdüreceğiz.

  • NARDUGAN BAYRAMI ve AYAZ ATA

    NARDUGAN BAYRAMI ve AYAZ ATA

    Türklerin Orta Asya’da İslam dinini kabul etmeden önce tek tanrılı inançları vardı ve güneş onlar için çok önemliydi. 22 aralıkta gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başlamasından dolayı , “Güneş geceyi yendi” diyerek Nardugan günümüzde bilinen Noel Bayramını kutlarlar.  “Nar= Güneş Dugan, Tugan=Doğan” anlamında yani Doğan Güneş olarak kutlamalara başlarlar.

    Yılbaşında çam geleneği Türklerin Akçam ağacından geliyor
    Akçam Ağacı

    Akçam ağacı yani yeryüzünün tam ortasında bulunan hayat ağacı altında toplanıp, ağacı süsleyip, güzel giysiler giyip ve şarkılar söyleyerek yaklaşık 10 gün boyunca kutlamalar yaparlar. Zamanla Hristiyanlar da kutlamalara başlarlar yalnız Akçam ağacı yalnızca Orta Asya’da olduğu için çam ağacı süslerler ve sonradan Nardugan bayramının ismi değişerek Noel bayramı haline gelmiştir .

    Ayaz Ata
    Ayaz Ata

    Yılbaşının en önemli figürlerinden Noel Baba’nın Türk rakibi AYAZ ATA… Türk mitolojisini araştıran uzmanlar, Ayaz Ata ismiyle anılan şahsiyetin Türkler’in Noel Babası olduğu dile getiriyor. Orta Asya Türkleri’nin yılbaşı olarak ‘Nardugan Bayramı’nı kutladığını dile getiren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Dr. Nurullah Çetin, “Noel Bayramı, Hz. İsa’nın Doğuşu adına kutlanıyor. Ancak Noel Bayramı’nın kahramanı Noel Baba diye bir kişi gerçekte yoktur. Hakkında söylenenler tamamen uydurma ve efsaneden ibarettir. Hristiyanlar’ın ‘Noel Babası’na karşı Türk’ün Ayaz Ata’sı vardır. Eski Türkler’de Soğuk Hanı olarak bilinen Ayaz Ata’mız, efsaneye göre kışın soğuk havalarda ortaya çıkan ve aç, fakir, kimsesiz garibanlara yardım eden bir evliyadır. Ayaz kelimesi tüm Türk coğrafyasında yakıcı soğuk anlamına gelir. Ay Tanrısı’nın, soğuk havaya karşı Türkler’i koruması için Ayaz Han’ı gönderdiğine inanılır. Ayaz Ata, Türkler’in gerçek Noel Babası’dır. Etimoloji ve kültürel olarak Türk kültüründe bir kişilik olduğu kesindir” dedi.

    Tarihin toz tutmuş sayfalarından bir gerçeğin daha ortaya çıkması bizim ve kültürümüz için çok önemlidir.Artık Yılbaşında sokaklarda noel baba değil Ayaz Ata görmek istiyoruz. Noeli değil Nardugan Bayramı kutlamak istiyoruz, Akçam(Hayat) Ağacını süsleyip kendi kültürümüzü yeniden yaşatmak istiyoruz. Yapmanız gereken bu gerçeği herkesin duymasını sağlamak.

    Ayaz Ata ve Narduğan bayramı

    Nurhan Arı

    TÜRKLERİN AYAZ ATA’SI

    2 Ocak 2018 10:22
    Uzmanların yaptığı birçok araştırmaya göre, Türklerde Soğuk Hanı olarak bilinen Ayaz Ata’mız, soğuk havalarda ortaya çıkan fakir, kimsesiz ihtiyaç sahibi insanlara yardım eden evliya olarak bilinir.
    Şu an Hristiyanların Noel’i, Orta Asya Türkeri’nin Nardugan bayramıdır. Biz Türkler kültürümüze çoğu zaman sahip çıkamamışızdır. Oysaki milli kültür bir milleti başka milletlerden ayıran, sadece o millete ait olan değerlerdir.

    Türk’ün kötü durumlardan kurtulmak için, hayatımızın her alanında Türk kültürünü yaşamak ve yaşatmak olacaktır.***“YEL ANA” döneminden “YEL ATA” dönemine.

    Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu da: “Eski Türk mitolojisinde yel (rüzgar) evreni yürütücü, oluşturucu bir güç, tanrı-tanrıça veya bunlara denk bir ruh olarak yorumlanır. Ayaz (Ayas) ise Türk dünyası kültür ekolojisinin her yerinde keskin yakıcı soğuk anlamına gelir.

    Ayazın oluşumu Ülker burcuyla ilişkilendirilir. Efsaneye göre, Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan yeryüzüne soğuk hava üfler ve havalar soğuyup kış olur. Bu bağlamda, Ayaz Ata Türk mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. İnanışa göre Ayaz Han soğuk tanrısıdır. Soğukta, darda kalanlara yardım edip onlara kut yani iyi ve güzel baht verir.

    Ayaz Ata tarihi geçmişi 10 bin yıla uzanan proto Türk topluluklarında Yel Ana olarak anılırdı. Çünkü o dönemki Türkler ana erkil bir topluluktu.

    Ataerkil dönemle birlikte Yel Ana’ya Yel Ata denilmeye başlandı. Zaman içerisinde Ayaz Ata ismi verildi.”

    ***

    YILBAŞI DEĞİL, NARDUGAN BAYRAMI

    Yapılan araştırmalara göre, “Türkler, güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu, büyük şenliklerle ‘Akçam Ağacı’ altında kutlardı. Nardugan olarak bilinen bu bayram, Hunlar tarafından Avrupa’ya taşındı. Hristiyanlar, Nardugan törenini İsa’nın doğumuyla ilişkilendirip Noel adıyla kutlamaya başladı.”

    KÜLTÜRÜMÜZÜ ÇOCUKLARIMIZA AKTARMALIYIZ.

    Çocuklarımızın kendi kültürünü bilerek yetişmesi için, onlara aktarmalıyız. Özellikle çizgi film, Resimli hikaye kitapları, çocukların eğlenerek öğrenmesini sağlamalıyız.
    Nardugan bayramımız kutlu olsun sayın dostlar. Barış, sağlık, huzur, neşe ve bol şans getirsin.

    Ref: Türklerde çam süsleme geleneği

  • ATATÜRK ÖLMEZ

    ATATÜRK ÖLMEZ

    Nasıl unutur bütün dünya veTürk Halkı,Türkiye Cumhuriyet’nin Kurucusu olarak Atasını,dünyada Emperyalizme savaş açmış ilk lideri,insanlar arasında dil,din ,ırk ve renk gözetmeyen,olağan üstü devlet adamını,dünyanın kabul ettiği ve örnek aldığı özellikleri olan ATATÜRK’ü…

    TÜRK BİRLİĞİ LİDERİ ATATÜRK

    ‘’Düşün bir kere… Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek ki hiçbir şey sürgit değildir. Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.

    Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür; İnanç bir köprüdür, Tarih, bir köprüdür. Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından uzak düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir. Tarih bağı kurmamız lazım; folklor bağı kurmamız lazım… Bunları kim yapacak? Elbette biz. Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor. Dilimizi onların diline yaklaştırmaya böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz. Ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konularak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin düşünceleridir.

    İşitiyorum, benim dil ile tarih ile uğraştığımı gören bazı kısa düşünceli vatandaşlar, “Paşa’nın işi yok, dille, tarihle uğraşmaya başladı” diyorlarmış… Benim işim başımdan aşkın… Ben bugün ileri bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız… Ama durmadan değişen dünyada yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız…’’

    29 Ekim 1933 Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    Mustafa Kemal Atatürk’ün zehirlendiği iddiası yine gündemde.

     Yeni Mesaj gazetesi yazarı Yusuf Karaca“Atatürk’ü zehirleyerek şehit ettiler” başlıklı yazısında“Kaç gündür kafamı kurcalayan bu soruya cevap aradım ve araştırarak öyle sonuçlar buldum ki, Ata’nın ‘şehit’ edildiğine dair, içimde hiçbir şüphe kalmadı” ifadelerini kullandı.

    Atatürk eğer, genç yaşta ölmeseydi, bugün Türkiye çok daha farklı bir ülke olurdu.

    1923’ten, ölümüne kadar ne büyük yatırımlar yaptığı ortada. “Özelleştirme” ile sata sata anca bitirdiler.

    İkinci dünya savaşına Ata’nın vasiyeti ile girmemeyi başarmış Türkiye, ikinci dünya savaşının ağır faturasını ödemiş bir Almanya’nın bugün çok gerisinde ise ülkemiz adı konmamış ne tür savaşlar gördü de, haberimiz yok.

    David Roçkefeller “Atatürk yüzünden planlarımızı yarım yüz yıl ertelemek zorunda kaldık” demişti. Bu adam Yahudi’dir. ABD için, söyledikleri “kanun” hükmündedir.

    İsrail’in Atatürk’ün ölümünden sonra kurulması ve Türkiye’nin ilk tanıyan ülkelerden olmasına şaşırdık mı?

    Acaba Atatürk gerçekten öldürüldü  mü?Atatürk’e düşman olmayı dindarlık sanan zavallılar,keşke bazı gerçekleri anlayabilseydiniz!

    Eğer gerçekten  Müslümansanız,kahrınızdan ölmelisiniz…Bugün dini görevlerini özgürce yerine getirebiliyorsan,çan sesleri yerine minarelerimizden ezan sesleri duyabiliyorsak bunu Atatürk’e borçlu olduğumuzu asla unutmamalıyız.

    Bir dünya lideri ölüyor,istendiği halde neden otopsisi yapılmıyor!

    Atatürk’ün ölümünden sonra iki ayrı ölüm raporu görüyoruz.Birincisi”ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması”ikincisi “alkolle ilgili karaciğer iltihabı” neden olarak belirtiliyor.

    Böylesi çelişkili raporun hangisi yalan,hangisi doğru…O dönemde mecliste masonların etkisi var mıydı,yok muydu?Atatürk, mason localarına karşı büyük bir savaş vermiş miydi,vermemiş miydi?. 

    Yıl 1935. Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt’a Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitap verir ve der ki;

    “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır.”

    Esat  Bozkurt,Paşa’nın istediğini yaptı, “Masonlara ölüm” naraları altında, mecliste locaları kapatma kararı çıktı.

    Masonlar, Doktor Mim Kemal’i yanlarına alarak Atatürk’ün makamına çıktılar”Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız” dediler.

    Atatürk de karşılık olarak;

    “Peki, bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra… Siz Avrupa’da hangi locaya bağlısınız ve metbûnuzun ismi nedir?” diye sordu.

    “Biz Cenova’ya tabiiyiz ve reisimiz de Barca Mison Cenaplarıdır.” dediler.

    Atatürk öfkelenip; “Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çift Yahudi’ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi’ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan!” diyerek onları kovdu.

    Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 de Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke”ye “Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz.” dedi.

    Yüksek dereceli mason Avram (İbrahim, Abraham) Benaroyas, Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasındayken öğrendi ve şöyle dedi: “O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!” (-Laiki Foni “Halkın Sesi” gazetesi, Yunanistan, 1948.)

    Atatürk öldükten sonra, İsmet Paşa’nın cumhurbaşkanlığı sırasında, “kanun-u mahsusla localar kapanmadı! Tekrar açmaya hakkımız var!” diyen Masonların müracaatı üzerine, tekrar localar açılıp faaliyete başladılar…

    Celal Bayar 1952’de, Ahmet Gürkan’ın teklif ettiği ve Masonların localarını kapatmak istediği kanun teklifini ret ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi. Celal Bayar, kendisi de bir masondu.

    Ceyhan Mumcu’nun 16.10.2005 tarihinde Mahiye Morgül’ünden bir alıntı;

    “Bir deniz tabip albayının Atatürk’ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi var. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi.

    Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı “Kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Doktor Mim Kemal Öke’dir.

    Durumu iyice fenalaştıktan sonra yine bir mason olan Celal Bayar, yurtdışından bir doktor getirtir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştür.”

    1962 de içişler bakanı Bekata’nın talebi üzerine araştırma yapan Doktor Lebit Yurdoğlu”Sn. Hıfzı Oğuz Bekata. Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim. 

    Atatürk’ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim.

    Atatürk’ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç ‘piremidon’dur. İnsanlar üzerinde toksin ‘zehirli’ etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır. ‘Civalı diuretik’ olan ‘salyrgan’ isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir. Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur.”

    Atatürk, zehirlendiğini anlamıştı.Afet İnan’a yazdığı mektupta şöyle diyordu”Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.”

    İçişler Bakanı Kaya, İnönü’ye şunları yazar “Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım. Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hâsıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim.”

    Ata’nın ölümünden sonra, İsmet Paşa işbaşına gelir gelmez, mason locaları açılıyor.

    Atatürk’ün kovduğu ve “ben hayatta olduğum sürece Türkiye’ye gelemezler” dediği Rotheschild ve Rockefeller aileleri Türkiye’ye geliyorlar. Atatürk düşmanlarıyla sayesinde İsrail kuruluyor.

    “Atatürk, içkiden öldü!”,”İki ayyaş” yalan ve iftirasını yapanlar, bunun hesabını her iki cihanda nasıl vereceksiniz…

    Atatürk’ün zehirlenerek şehit edilip edilmediğini,nereden biliyorsunuz…

    Ülkemin aydın insanları…Neredesiniz…Nerede…Bugün sesinizi çıkarmıyorsunuz olanlara ,kişisel çıkarlarınız için,besliyorsunuz bu canavarı…Unutmayın,namusunu ,şerefini ve vatanını borçlu olduğu insanı unutturmaya çalışan,askerini hapishalerde inleten,ülkesini bölük-pörçük edip,ona buna peşkeş çekenler,sizi düşünecekler mi sanıyorsunuz!En ufak bir menfaat çatışmasında,hiç düşünmeden sizi de yok etmeye çalışacaktır.

    Milletin gözünde her geçen gün daha fazla beğenilen insan artık döneminin liderleri arasında . Asrın Dev Lideri olarak Tarihte yerini almıştır. 

    “Atatürk hiçbir zaman bitmeyecek bir nefes,sönmeyecek güneş olarak Türk Ulusu’nun üzerinde parlayacaktır.”

    Vatan Hainleri itibarsızlaştırmaya çalışıp dursun,sizce dünyanın kabul ettiği lidere güçleri yeter mi?Bizler Atatürk ve Cumhuriyet sevdalıları ölünceye kadar mücadeleye devam edeceğiz.Keşke fakına varabilseler,onlar sevmedikçeTürk Ulusu, Atatürk’e

    Cumnhuriyet’e,O’nun diğer eserlerine ve devrimlerine daha çok sahip çıkıyor,çıkmaya devam edecek…

  • İnkılapçı Bir Peygamber: Hz. Muhammed

    İnkılapçı Bir Peygamber: Hz. Muhammed


    Diyanet’in 26.10.2018 tarihli hutbesinden hareketle yazmış olduğumuz “Ulemanın ‘Asrı-ı Saadet’ Yalanı” başlıklı yazımızı okuyan okurlarımdan genelde olumlu tepkiler aldım. Ancak az da olsa tavsiye ve telkin mahiyetinde serzenişte bulunan okurlarım da oldu. Bunlardan birisi de geçmişte İl Müftülüğü, Din Hizmetleri Ataşeliği ve DİB Merkezinde üst düzey bürokratik görevlerde bulunmuş bir din adamıydı. Konuşmalarından beni tanımadığı belliydi; onun için de son derece saygılı ve kibar konuştu. Eğer eski bir Diyanet Vakfı Müfettişi olduğumu bilseydi bu derece nazik konuşmazdı!

    Zira Diyanet’te ilahiyat mezunu din adamlarının, bizim gibi Hukuk, Mülkiye ve İdari Bilimler Fakültelerinden mezun olanlara karşı tepeden bakar bir halleri vardır. Oysa bunlar bilmezler ki; biz İmam-Hatip Lisesi mezunu olmakla birlikte onların okudukları İlahiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüleri’ni beğenip de tercih etmedik bile 80’li yıllarda. Neyse uzatmayalım; telefondaki emekli din adamı aynen şunları söyledi:

    “Ömer Bey, yazdıklarınız genelde doğru şeyler. Ancak maksadını aşan, Peygamberi başarısız gösteren bazı cümleleriniz var. Peygamber başaramazsa hiç kimse başaramaz. Bunları okuyanlar sizi Peygamber düşmanı ilan edebilir. Evet Hz. Peygamber’in cenaze namazını sadece üç kişi kıldı. Ancak bunlar halka söylenecek şeyler değil. Bunları kendi aramızda konuşabiliriz ama halka açıkça söyleyemeyiz…” Yani sevgili hocamız anlam itibarıyla diyordu ki; yalan söylemeye devam! Meğer “Ulemanın Asrı Saadet Yalanı” başlığını atmakla nasıl da isabet kaybetmişim!

    Kendisine merak etmemesini, bu bilgileri kendim uydurmadığımı ve bu bilgilerin temel İslami kaynaklarda bulunduğunu, eğer herhangi bir tepki gelirse bunu cevaplamaya muktedir olduğumu belirttim. Hoca Efendi nereden bilsin, benim daha önce sadece “Peygamber düşmanı” değil, “Zındık” hatta “Kâfir” ilan edilerek, İslam’a davet bile edildiğimi!(1)

    Hoca Efendi’nin rahatsız olduğu cümleler muhtemelen şu cümleler:

    “Evet; Hz. Muhammed böyle bir toplum düzeni oluşturmak için çalışmıştır ama bunu başarabilmiş değildir! Zira o hüzünlü bir peygamber olarak ortaya çıkmış ve öyle de vefat etmiştir. Peygamberliğinin ilk 12 yılı abluka altında ve yaptırımlar içinde geçmiş, en sonunda Medine’ye kaçarak canını kurtarabilmiştir. Medine dönemine ait 10 yılı ise neredeyse tamamen savaş ve muharebelerle geçmiştir. Diyanet’in “İslam’ın ilk muhatapları olan sahabe-i kiram, iyi huylu, güzel sözlü, halis niyetli insanlardan oluşan seçkin bir topluluktur..” dediği insanlar ise henüz O, ölüm döşeğinde iken birbirleriyle iktidar mücadelesine girişmiştir. Ve sıkı durun; vefatının üzerinden sadece 30 yıl bile geçmeden neredeyse çoğu Sahabe 100.000 Müslüman, birbirini boğazlayarak öldürmüştür! Bu rakam, aşağı yukarı, Hz. Peygamber’in 632 yılında Arafat’ta vermiş olduğu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden 1316 sene önce olmak üzere temel insan hakları ile özgürlüklerden bahsetmiş olduğu Vedâ Hutbesi’ni dinleyenlerin sayısına eşit bir rakamdır. İlk Halife Ebu Bekir dışındakiler suikasta kurban gitmiş, iktidarlar tabiri caizse hep darbe ile el değiştirmiştir. Özetle; Hz. Peygamber cahiliye döneminin alışkanlıklarını ortadan kaldırmak için çok çalışmış, ancak ömrü buna vefa etmemiştir.”(2)

    Oysa yazdıklarımın hepsi doğrudur ve temel İslami kaynaklarda var olan ve pek çok kişi tarafından dile getirilen bilgilerdir.

    Hoca Efendi gibi bana telkin ve tavsiyelerde bulunanlardan “Hz. Peygamber öldüğünde cenaze namazını sadece üç kişi kılmıştır” diyenler olduğu gibi, “Cenaze merasimi yapılmadı” diyenler de var. Son zamanlarda ismi medyada çok duyulan ilahiyatçılardan İhsan Eliaçık katılmış olduğu bir TV programında “Cenaze Namazını 17 kişi kıldı” derken(3), Edip Yüksel ise bir video kaydında “cenaze namazını kılmak için 17 kişi yeter de artar bile” diyerek 17 rakamına destek verdikten sonra cenazenin yıkanmadan defnedildiğini söylüyor(4).

    Geleneksel düşünce sahipleri ise, Hz. Peygamber’in vefat ettiği odaya defnedildiğini ve odanın alacağı sayıda 15-20 kişilik gruplar halinde kadın-erkek bütün sahabelerin sırayla cenaze namazını kıldıklarını belirtiyorlar(5).

    Bu görüşleri destekleyen daha doğrusu bu görüşlere kaynaklık eden ciddi yayınlar da mevcut. Mesela Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, cenazenin elbisesiyle birlikte gasledildikten sonra (nasıl yapıldıysa), elbiselerin çıkarılıp kefene sarıldığını, cenaze merasimi yapılmadığını, nâşın iki gün iki gece bekletildiğini ve ashabın bölük bölük cesedin bulunduğu odaya girerek salât-ü selam getirdiğini ve cenaze namazını kıldıklarını söylüyor.(6)

    Görüldüğü gibi Hz. Peygamber’in cenaze namazını kaç kişinin kıldığı kesin olarak bilinmiyor; ancak şurası muhakkak ki; Hz. Peygamber’in doğumu, çocukluğu, gençliği ve peygamberlik hayatı gibi vefatı da hüzünlerle doludur.

    Peki Hz. Peygamber başarısız mıdır? Hâşâ, bunu söyleyebilmek için tamamıyla kör, sağır ve üstelik zır cahil olmak gerekir. O, dünyanın gördüğü en büyük inkılapçılardan birisidir ve bu sebeple, dünyayı değiştiren fikirler ortaya koyan adamların çekmiş olduğu sıkıntıları O da yaşamıştır. Bütün büyük inkılapçılar gibi O da genelde yalnız kalmıştır. Kalabalıklar içinde yalnız demek istiyoruz.

    İnkılapçıların çevresindekilerin tamamını memnun etmeleri elbette mümkün değildir. Bu sebeple dostları kadar düşmanları da çok olur. Bunun en tipik örneği Mustafa Kemal Atatürk’tür. Zira o da Türkiye ölçeğinde bir inkılapçıdır ve o da genelde yalnız bir adamdır. İnkılapları peş peşe uygulamaya koydukça, çevresindeki en yakın arkadaşları bile bir bir yanından uzaklaşmışlar, onların bıraktıkları boşluğu ise genelde yalakalar, yağcılar, yağdanlıklar ve menfaatperestler doldurmuştur. Kâzım Karabekir’den tutun, Ali Fuat Cebesoy’a ve Rauf Orbay’a varıncaya kadar Milli Mücadele’yi birlikte verdikleri birçok önemli isim kendisini yalnız bırakmışlardır. Hatta kendisine en yakın isim olan İsmet Paşa’yla da dargın ölmüştür Mustafa Kemal Paşa. Prof.Dr. İlber Ortaylı, “Deli Saçması” ve “Mahalle Dedikodusu” diyerek karşı çıksa da(7), tıpkı Attila, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi ünlü Türk hükümdarları hakkında olduğu gibi, Atatürk’ün zehirlenerek öldürüldüğü konusunda da bazı kuşku ve iddialar ileri sürülmektedir(8).

    Hz. Muhammed gibi dünya ölçeğinde bir inkılapçıya gelince; büyük bir değişim, dönüşüm ve hatta devrim hareketini uygulamaya sokmakla, düşmanları da o denli büyük ve tehlikeli olmuştur. Zira O, 22 senede sınırları oldukça küçük olsa da bir kabileden bir devlet yaratmıştır. Savaşlar yapmış, zaferler kazanmıştır. Devrin süper gücü sayılan devletlerin liderleriyle diplomatik ilişkiler kurmuş, elçiler ve mektuplar göndermiştir. Müşriklerin Kâbe’ye doldurdukları 360 putu devirmiş, onların en büyük ilahları olan Lât, Uzza, Menat ve Hübel’i yerle bir etmiştir.

    Allah’ın yardımı, inayeti ile ve elbette emri doğrultusunda diri diri gömülen kızları erkeklerle eşit hale getirmiş, kölelik ve cariyeliği kaldırmış, faizi ve tefeciliği yasaklayarak Kureyşli para babalarının canlarına od tıkamıştır. 622 yılında gizli yolları takip ederek, saklanarak, şaşırtarak terk etmek zorunda kaldığı Mekke’yi, sadece 8 sene sonra büyük bir orduyla ve savaşmadan fethetme başarısını göstermiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden 1316 sene önce olmak üzere bütün insanların eşit olduğunu ilan etmiş, temel insan hak ve hürriyetlerini duyurmuştur.

    Böyle dünyayı değiştiren ve dönüştüren büyük bir inkılapçıya aklı başında olan bir insan “başarısız” diyebilir mi? Gelin görün ki; içinde bulunduğu toplum cahiliye dönemini yaşayan bir toplumdu, rakipleri ve düşmanları vardı, savaşlarda yendiği düşmanlarının intikam hırsları vardı, getirdiği toplum düzeni ile menfaatleri zedelenen çevreler vardı.

    22 yılda bu insanları bir araya getirip aynı amaç doğrultusunda sevk ve idare etmenin güçlüğünü iliklerine kadar hissetti. Mekke’de Kureyşli Müşrikler O’nu öldürmeye çalıştı, Hayber’de ise Yahudiler öldürmek istediler. Kendisine ikram edilen zehirli bir etle öldürmek istediler kendisini.(9) Zor kurtuldu bu suikasttan. Ancak zehrin etkisi ölünceye kadar geçmedi vücudundan. “Zaman zaman bu zehirden muzdarip oldum ve şimdi beni şah damarımdan vurdu!”(10) dediği rivayet edilir. Kim bilir belki de bu zehrin etkisiyle öldü O yüce insan. Salat ve selam O’nun üzerine olsun…

    Ömer Sağlam
    08.11.2018
    _______
    1-http://sessizliginsesleri.blogspot.com/2013/01/ynuri-zbeyaz-ademircan-ve-ben-zavall.html,
    2- https://www.turkishnews.com/2018/10/26/ulemanin-asr-i-saadet-yalani/
    3-https://www.youtube.com/watch?v=pR4yLXvXq9c
    4-https://www.youtube.com/watch?v=4OrKQSiG5iI
    5-://www.yeniasya.com.tr/suleyman-kosmene/resulullah-in-asm-cenaze-namazini-kac-kisi-kildi_360779 &

    6-Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, c,2, Çev. Prof. Dr. Salih Tuğ, İrfan Yayıncılık, İst.2003, s, 1103.
    7-https://t24.com.tr/haber/ilber-ortaylidan-yeni-safak-muhabirine-bunlar-sizin-anlamayacaginiz-seydir,292892 &
    8-https://www.yenisafak.com/gundem/ataturku-boyle-zehirlediler-2113739,
    9- Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevarih-i Hulefâ-İslam Tarihi, c.1, Sadeleştiren Ali Arslan, Arslan Yayınları, İstanbul,1981, s. 163.
    10- M.Hamidullah, age, s.1101.
    Foto: