Ana sayfa Haberler Dünya

PAYİTAHT VAHDETTİN (3)-HÜSEYİN MÜMTAZ

PAYİTAHT VAHDETTİN (3)
Hüseyin MÜMTAZ
Brüt olarak Tanzimat (1839); net olarak da 1878 2’inci Meşrutiyet dönemleri çöküşün başlangıcıdır.
1900-19 arası ise tam bir kâbustur.
1900-19 arasında; padişah ile karşısındaki güçlerin mevzi kazanımlarına bağlı olarak neredeyse her 5-10 ayda bir sadrazam, her ay da mutlaka birkaç vezir değişmektedir.
Vahdettin işte bu zaman aralığında 3 Mart 1918’de tahta çıkmış, 1 Kasım 1922’de de İngiliz zırhlısına binerek yurt dışına kaçmıştır.
Dört buçuk yıllık padişahlığı döneminde;
a)Beş defa sadrazam değişmiştir; b)Mondros Mütarekesi imzalanmış; c)İstanbul işgal edilmiş; d)Yunan ordusu İzmir’e çıkmış; e)Erzurum-Sivas Kongreleri-Amasya Mülakatı yapılmış; f)Misak-ı Milli ilan edilmiş; g) İstanbul işgalcileri resmi binalara girmiş, Meclisi Mebusan’ı dağıtmış, yakaladıklarını Malta’ya sürmüştür; h) Mustafa Kemal Paşa idama mahkûm edilerek askerlikten tard edilmiştir; ı) Sevr imzalanmıştır; j) Londra Konferansı ile Anadolu hükümeti tanınmış; k) 2’inci İnönü ve Sakarya zaferleri gerçekleşmiş; l) 26 ağustos Büyük Taarruz, 30 Ağustos Ağustos Büyük Zafer sonucu Yunan Başkomutanı esir edilmiş, İzmir kurtarılmış, Mudanya Mütarekesi imzalanmış ve saltanat kaldırılmıştır.
Bunların hepsi Vahdettin’in devri iktidarında olmuştur.
İzmir’in işgali ile başlamış, kurtarılması ile gitmiştir.
Dönemle ilgili kâbus, kargaşa ve kaosu daha net görebilmeniz için (dayanabilirseniz) Halil İnalcık’ın hayli kapsamlı kronolojisini önereceğim.
Son Meclis-i Mebusan’da imparatorluk içindeki milletler şu şekilde temsil ediliyorlardı; 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırpve 1 Ulah.
Varın gerisini siz düşünün.
Durumu daha iyi anlayabilmek için Vahdettin’in “Mabeyn Başkâtibi” (Sedaret Müsteşarı) Ali Fuad Türkgeldi’nin; dönemi ve “devrin devlet adamlarında görülen ruh haletlerini çok güzel tasvir eden” hâtıralarında en fazla dikkat çeken bölümlerden birisi ile başlamaya ne dersiniz?
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali yeni vuku bulmuştur, Anadolu kaynamaktadır, Mustafa Kemal Paşa “bir takım” hazırlıklar içindedir ama bakın “Harbiye Nâzırı” Süleyman Şefik Paşa neyin telaşındadır:
“3 Eylül 1335” günü Sadrazam, Ali Fuad Bey’i konağına davet ederek Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa’nın “yaverlik emeli”nde olduğundan bahisle ona da “Yaver-i Ekrem” ünvanı itasını istirham eder.
Ali Fuad Bey özel tüzük gereğince bahse konu rütbenin yalnız bir kişiye verildiğini, onun da halen mevcut olduğunu, fakat çok istenirse ancak “fahrî yaver” olarak atanabileceğini söyler.
Sadrazam’ın olur demesiyle sarayda Padişaha arz eder, uygun görülür.
Ama ertesi gün gazetelerde Harbiye Nazırına Yaver-i Ekrem’lik verildiği haberi yer alır.
Ali Fuad Bey, Başyaveri arayarak durumu düzeltir.
Meğer Sadrazam, Harbiye Nazırına “yanlışlıkla” söylemiş, o da ordulara “müjdeyi” vermiş.
Sadrazam ısrarcıdır, ertesi günkü bayram’da Harbiye Nazırı’na Yaveri Ekrem kordonu taktırır, o da imzasına aynı unvanı ilave eder.
Bayram günü muayedede ise Sadrazam, Ali Fuad Bey’e, “saçağı” Yaveri Ekrem olan Harbiye Nazırı’nın tutması gerektiğini söyler. Padişaha arz olunur, “Olmaz” der. Ama tören başlamıştır ve Harbiye Nazırı emri vaki ile “saçağı” tutmaktadır.
Sevr, Mondros imzalanmıştır, İzmir’den başlayarak memleket işgal edilmektedir, İstanbul zaten işgal altındadır, Saray’ı Şahane’ye düşman zırhlılarının topları çevrilidir ama Harbiye Nazırı, “Yaver-i Ekrem” rütbesi peşinde olup “saçağı” tutmak derdindedir.
Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmayıp da ne yapacaktır?
Devam ediyoruz;
“İngiltere Baştercümanı (Şeyhülislam) Mustafa Sabri Efendi’yi görerek Reşid Akif Paşa’nın Dahiliye Nezaretine bir şey demez isek de İzzet Paşa’nın Harbiye Nezaretine tayini bizce muvafık görülmez demiş olduğunu ve kendisi de Dahiliye Nezaretini kabulden istinkâf eylediğini beyan eyledi.”
Bakanlar Kurulu’nun nasıl olacağının İngiliz Baştercüman vasıtası ve Şeyhülislâm aracılığı ile “Osmanlı Padişahı” Vahdettin’e tebliğini görebiliyor musunuz?
Ve birinci, en yetkili ağızdan bir itiraf…
“Sultan Vahdettin ‘Bizim hanedanımıza her türlüsü gelmiştir; sarhoşu gelmiştir, zalimi gelmiştir, delisi gelmiştir, aptalı gelmiştir fakat dinsizi gelmemiştir. İçimizde en mübalâtsızı olan Sultan Abdülaziz bile son nefesinde Kur’ana sarılarak teslim-i ruh etmiştir…’ dedi.”
Statüsü itibariyle dönemin karakteristik vasıflarını çok iyi anlatan en ilginç kişiliklerinden birisi de İsmail Hakkı Okday’dır.
Tatar Türklerindendir. (d. 1881, Atina – ö. 11 Ekim 1977, İstanbul), son Osmanlı sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa’nın oğlu, son Osmanlı İmparatoru Vahdettin’in damadı, İstiklal Savaşı gazisi ve diplomattır.
Babası “Ahmet Tevfik Bey 1879’da Atina Elçisi olmuş, Atina’da vazifede iken genç sarı saçlı İsviçreli bir hanımla tanışmış ve onunla evlenmiştir”.
“Alman ırkına mensup İsviçreli Mademoiselle Elizabeth Tschumi, Bern Polis Müdürü’nün kızıdır. İhtida ederek Afife Hanım ismini almıştır. Ben… bu izdivaçtan dünyaya gelmişim”. (“Ben Almanca’yı ana dilim olarak hatta Türkçe’den daha iyi konuşan ve yazan biri olduğumdan…” )
İsmail Hakkı, “ters açılı” bir görücü usulüyle, Vahdettin’in kızı Fatıma Ulviye Sultan ile evlendirilir. “Ters açı”dan kasıt, İsmail Hakkı’nın, bizzat Şehzade Vahdettin Efendi tarafından kızı Fatıma Hanım için görülüp beğenilmiş olmasıdır.
Kayınpeder-damat ilişkisi kısa sürer. İsmail Hakkı Bey Mustafa Kemal Paşa tarafından başlatılan İstiklal Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geçince Vahdettin, yapılan evlilik kontratındaki bir maddeye dayanarak onu kızı Ulviye Sultan’dan boşar.
Padişah emriyle “boş olur” İsmail Hakkı.
Hani Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya “aslında” Kurtuluş için göndermişti?
Mustafa Kemal Paşa’yı İstiklâl Savaşı’na Vahdettin gönderdiyse, ona katılan damadını kızından neden boşadı?
İlginçtir, kıyıda köşede kalmış olsa bile dönemi ayrıntılarıyla daha iyi anlamak için İsmail Hakkı Okday’ı okumak gerekir.
Bitirirken, konuyla ilgili olmamakla beraber ilk defa bu eserde okuduğum son derece ilginç bir durumu belirtmek istiyorum;
“Babam Abdülhamit’in saltanatı devrinde Atina Elçisi iken Venizelos Osmanlı Elçiliğinde Rumca tercümanlığı yapan bir Osmanlı memuru idi. O devirde Girit Adası bir Osmanlı Vilayeti olduğu, ve Venizelos da Giritli bir avukat sıfatıyla Osmanlı tâbiyetinde olduğu için bu vazife Osmanlı Hariciye Nezareti tarafından kendisine verilmişti”.
Bir kenara yazın… İlerde bakarsınız lâzım olur.
Devam edeceğiz efendim.. 15 Ağustos 2017

 

 


Dönemle ilgili bazı öneriler; Fethi Okyar, Kazım Karabekir, Asım Gündüz, Rauf Orbay, Refik Halit Karay, İlber Ortaylı, İsmail Hakkı Okday, Ali Fuat Türkgeldi, Hüseyin Cahit Yalçın, Halil İnalcık, Hafız Hakkı Paşa, Sadrazam Sait Paşa, Fahri Belen, Falih Rıfkı Atay, Ali Çetinkaya, Rıza Nur ve İbrahim Temo’nun anı ve eserleri.

“DEVLET-İ ALİYYE” Cilt 4. Halil İnalcık. İş Bankası Yayınları. İstanbul 2016. Sayfa 279
Age. Sayfa 301
“GÖRÜP İŞİTTİKLERİM”. TTK Yayını. Ankara 1984. Önsöz
Age Sayfa 238-39
Age Sayfa 231
Age Sayfa 273
“YANYA’DAN ANKARA’YA”. Sebil Yayınları. İstanbul 1975
Age. Sayfa 21
Age. Sayfa 191 dipnot.
Age. Sayfa 190
Age. Sayfa 430

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here