Ana sayfa Yazarlar Necdet Buluz POLİS ŞİDDETİ DAHA ÇOK BAŞ AĞRITACAK…

POLİS ŞİDDETİ DAHA ÇOK BAŞ AĞRITACAK…

POLİS ŞİDDETİ DAHA ÇOK

BAŞ AĞRITACAK…

 

NECDET BULUZ

Gezi olayları ile başlayan polis şiddetinin etkileri tartışılıyor. Hükümet yetkilileri, her açıklamalarında polis şiddetinin olmadığını, polisin terörist sayılabilecek kişi ve gruplara karşı etkili olabilecek güç kullandığını söylüyorlar. Anayasal hak olarak yürüyüş yapan, pankart asan ve toplantı yapanlara karşı polisin şiddet uygulamadığının altını çiziyorlar.

Ancak şunu söylemeliyiz:

Gezi olaylarında polis şiddete başvurmuştur. Türkiye’ye 1 yıl yetecek biber gazını bir ayda kullanmıştır. Zaten, biber gazını bu kadar kullanmak hem suç, hem de polis şiddeti olarak tanımlanıyor. Bunun yanında tazyikli su, silah, cop, kesici alet ve sopa kullanımının gerçekleştiği de güç geçtikçe ortaya çıkıyor. Ölümleri, sakatlıkları, yaralanmaları da bu işin içine koyduğumuzda polisin nasıl bir şiddet uyguladığını da görmüş oluyoruz.

                                            “POLİS DEVLETİ”YAKIŞTIRMASI

                                               Polis şiddet, hem içeride, hem de dışarıda çok tartışıldı. Özellikle dış basın Türkiye’deki polis şiddetine çok yer verdi. Bazı Avrupa ülkeleri bile bundan son derece rahatsız olduklarını bildirdiler.

                                               Eğer, bir yürüyüş, gösteri, basın açıklaması, pankart açma, suç içermediği sürece bir anayasal hak ise, bu hakkı kullananlara karşı halen polisin şiddet uygulaması ne ile izah edilebilir? Bunun savunulacak bir tarafı olabilir mi? Kaldı ki, elde edilen bilgi, belge ve görüntüler ortaya çıktıkça, polis şiddetinin detayları da görülüyor. Bu da hiç kuşkusuz Türkiye’nin imajını zedeliyor. Türkiye için “Polis devleti” yakıştırması yapılıyor.

                                              Polisin aşırı güç kullanması, anayasal haklarını kullananlara karşı acımasız davranması, ortaya korku ve endişenin konulması, insanların sindirilmesi içeriden olduğu kadar dışarıdan da izleniyor. Bu konuda ard arda raporlar da yayınlandı. AB İnsan Hakları ve diğer bazı sivil örgütler Türkiye’yi kınadı ve Türkiye’de askerin yerini polisin aldığını söyledi.

“ŞİDDETİ POLİSLER BAŞLATTI”

Şimdi ise Uluslar arası Af Örgütü Gezi eylemlerini de içine alan yeni bir rapor yayınlandı. Bu raporda şiddet içeren eylemlerin, barışçıl gösterilere polis müdahalesi sonrası başladığı belirtiliyor. Açıklanan belgede de “Şiddetin kronolojisi polis tarafından iddia edilenin tam tersi” vurgusu yapılıyor. Raporun özünde “Şiddeti polisler başlattı” deniliyor.

                                           Son derece önemsenmesi gereken böyle bir rapor, hiç kuşkusuz, demokrasi ve insan hakları konusunda adımlar atmaya çalışan Türkiye için iyi midir? Bu rapor, demokrasi ayıbı, insan haklarına karşı işlenen bir suç olarak değerlendiriliyor. Kalkıp hala “İleri demokrasi”den söz edebilir miyiz? Edersek, inandırıcı olur muyuz? Başbakan “Demokrasi Paketi”ni açıkladı, bu paket Uluslar arası Af Örgütü’nün bu raporu ile çelişmiyor mu?

Şunu da vurgulamakta yarar görüyoruz:

                                               Polisin orantısız güç kullanması, şiddet uygulaması tüm güvenlik birimlerine mal edilmemelidir. Polise emir veriliyor, polis de bu emri yerine getiriyor. İşin kökenine bakmak gerekiyor. Bizi yönetenler böyle istiyor, istekler yerine geliyor. Birçok polisin yapılanlardan sıkıntı duyduğu, isyan noktasına geldiğini de görüyor, biliyor ve izliyoruz. Özellikle Gezi eylemleri sonrasında bunu daha iyi gördük.

                                            ŞİDDET ŞİDDETİ DOĞURUYOR

                                               Biz, ülkeye zarar veren, militan güçlere karşı yapılanlara karşı değiliz. Bölücülere, kırıp dökücülere, silah ve kesici alet kullananlara, mal ve cana kast edenlere karşı yapılan uygulamaların da yanında olduk, yine olacağız. Biz, anayasal haklarını kullanan, şiddetten uzak duran, demokrasiye ve insan haklarına inanan, güvenenlere karşı uygulanan şiddete karşı çıkıyoruz. Eğer Uluslararası Af Örgütü’nün bu konudaki raporun iyi okunursa e demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Demokratik haklarını kullananlara karşı bazen öyle anlamsız şiddet ve dağıtma olayı meydana geliyor ki, göstericiler de ister istemez kendilerini korumak, bunun için şiddete şiddetle karşı koymak zorunda kalıyorlar. Olaysız dağılması sağlanabilecek bazı toplantı ve yürüyüşler bu nedenle de olaylarla dolu oluyor. Anlamsız gözaltılar, gerekçesiz şiddet bir yerde şiddet doğuruyor. Açık söylemek gerekirse Türkiye ve bizim insanlarımız bunları hiç mi hiç hak etmiyor.

email:necdetes@mynet.com