YAŞAR KEMAL FRANSA’DAN ÖDÜL ALDI AMA MANDELA ATATÜRK ÖDÜLÜNÜ RED ETTİ

Türkiye‘nin tüm itirazlarına rağmen Fransa Meclisi, soykırım iddialarını inkar etmeyi suç sayan yasa teklifini 22 Aralık 2011 tarihinde kabul etmiştir. Oylamaya 577 milletvekilinin sadece onda biri katılmış, teklif oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Teklifi kaleme alan iktidar partisi Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Valerie Boyer, “Burada amacımız ilişkileri bozmak değil, Fransavatandaşlarının korunması. Sizi bu tasarıyı destek vermeye çağırıyorum, sevgili meslektaşlarım. Bazı ülkeler 1915 olaylarını inkar ederek suç işlediler. Cezasız kaldılar. 1914 yılındaki Ermenilerin üçte ikisi ya tehcir edildi ya da katledildi. Sizden destek bekliyorum” demiştir.

Eğer teklif Senato’dan da geçer ve yasalaşırsa, Türkiye’nin 50 yıldır süren AB macerası son bulur, Türkiye’de eksen kayması olur, Türk halkı da AB’nin iki yüzlülüklerinden kurtulmuş olur. Sarkozy’nin amacı da budur. Çünkü Sarkozy, sözde Ermeni soykırımını bahane ederek Türkiye’nin AB yolunu Almanya Başbakanı Merkel ile birlikte tıkayan iki siyasetçiden biridir.

8 Haziran 2004 tarihinde sosyalist parlamenter Didire Migaud Fransa Meclisine 1673 sıra numarası ile bir inkar yasası teklifi sunmuştu. Yasa teklifi, sözde Ermeni soykırımını inkar edenlere bir yıla kadar hapis ve 45 bin Euro para cezası verilmesini öngörmüştü. 2006 Ekim ayında soykırımı inkarı suç sayan öneri Parlamento’nun alt kanadından geçmiş, fakat Senato gündemine alınıp oylanmadığından yasalaşmamıştı. 5 Temmuz 2010 tarihinde 30 sosyalist senatör, bekleyen yasayı bir kenara bırakarak, aynı içerikli yeni bir inkar yasa teklifi hazırlamıştı. 19 Mayıs 2010 tarihinde de Komünist Parti’den Senato Başkan Yardımcısı Guy Fischer benzer bir teklif hazırlamıştı.

Fransa Meclisi’nin kararı Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 11’nci maddesine aykırıdır: Herkes, ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları dikkate alınmaksızın, görüş sahibi olma ve fikir ve bilgilere erişim ve yayma serbestisini içerir. Medyanın özgürlüğü ve çoğulculuğu gözetilir.”

Karar ayrıca Fransız ihtilalinin sloganı ve Fransa devletinin dayandığı temelleri oluşturan “liberte”, “egaliteve “fraternite” ile de (eşitlik, özgürlük, kardeşlik) bağdaşmamaktadır.

Yasaya göre, ikinci bir kişiyle konuyu tartışan her hangi bir Türk’ten, bunu bir panelde anlatan bir uzmana, konuyu araştıran bilim adamı ve tarihçilerden siyasetçilere, basın yoluyla yayan gazetecilere kadar, “Ermeni soykırımının olmadığını” açıklayan herkes yargılanabilecektir. Yasayla, 1881 tarihli Basın Yasası’na da atıfta bulunularak, inkarın basın yayın yoluyla yayınlanması da yasaklanmaktadır. Medyada yer alabilecek “sözde soykırım” ifadesi Fransa’da suç sayılacak, yayın kuruluşu da yasa karşısında sorumlu tutulacaktır.

İsviçre’de 2003 yılında İsviçre Parlamentosu’nun alt kanadı olan Ulusal Konsey sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir tasarıyı kabul ederek Ermeni soykırımını resmen tanımış ve 2005 yılında Ermeni olaylarının soykırım olmadığını söyleyenlere ceza öngören yasayı da kabul etmişti.

 

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 2004’de Türkgücü Derneği tarafından Winterhur’da düzenlenen bir konferansta Ermeni iddialarının aksini savunan bir tebliğ verince İsviçre makamları Halaçoğlu hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ise, 2005’de Lozan’da yaptığı konuşma sebebiyle İsviçre mahkemesince yargılanmış ve 2007’de 90 gün ertelenmiş hapis cezasına ve 3.000 İsviçre Frankı para cezasına çarptırılmıştı.

 

Fransa, Türkiye’yi tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan ve bu konuda parlamentosundan yasa çıkaran ilk ülkedir. 29 Ocak 2001 tarihinde onaylanan bir cümlelik yasa şöyledir:“Fransa , Ermenilerin 1915 yılında maruz kaldığı soykırımı tanır.”

 

Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki Porselen müzesinin önüne Ermeniler tarafından 8 Mart 2001 tarihinde Ermeni Kin Anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Bu sözde kin Anıtı’nın (fotoğrafı yukarıdadır) üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından katledilen 1.5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır.

 

Fransa’da bir banliyödeki müzenin önüne sözde Ermeni soykırım anıtı dikilmesinin sebebi şudur: “Biz Ermeniler Türkiye Cumhuriyetini kuran Lozan Anlaşmasını tanımıyoruz. Bizler Sevr Anlaşmasının halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük Ermenistan vardır.” Ermenistan, Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımamakta ve Ağrı dağını kendi toprağı olarak görmektedir.

 

Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’te Kanada meydanına Komitas Sogomonyan adına bir sözde Ermeni kin anıtı dikilmesini de onaylamıştır. Azerbaycan, Fransa’nın hiçbir yerinde Karabağ’da Ermeniler tarafından yapılan soykırımı ile ilgili bir anıt dikemez. Türkiye’de Fransa topraklarında Gaziantep’te, Kahraman Maraş’ta yapılan Fransız ve Ermeni katliamları için de anıt açamaz.

 

Fransa, Türkiye’nin Paris Büyükelçisini koruyamamış ve büyükelçi İsmail Erez’in 1984 yılında Ermeni terör örgütü Asala tarafından şehit edilmesine engel olamamıştır. Fransa, beş diplomatımızın Ermeni Asala teröristlerince şehit edildiği bir ülkedir.

 

Fransa, Büyükelçiliğimizin arkasında bulunduğu Paris’in en küçük sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik) Ankara (rue d’Ankara) adını veren ülkedir. Ankara büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, söylediği sözün arkasında durmalı ve Ankara’nın en güzel caddelerinden biri olan Paris Caddesi’nin adını gecikmeden değiştirmelidir.

 

Paris’te beş yıl görev yapan biri olarak neden Ankara’nın en seçkin semtlerinden birinin merkezinde olan caddeye Paris adının verilmesini anlamış değilim.


Ruanda, 1994 yılında yaklaşık 800 bin kişinin öldürüldüğü soykırımda Fransız yetkililerin de rolü bulunduğunu iddia etmiştir. Yaşanan katliamla ilgili bir rapor hazırlayan Ruanda Adalet Bakanlığı’nın gündeme getirdiği iddialar çarpıcıdır. Suçlanan kişiler arasında, 1996′da ölen Fransa’nın eski cumhurbaşkanlarından François Mitterand, eski başbakanlardan Dominique de Villepin ile Edouard Balladur, Alain Juppe ve Hubert Vedrine de bulunmaktadır.

 

Fransa’yı soykırımı katılmakla suçlayan Ruanda hükümeti, raporda 33 Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını istemiştir. Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmak için Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız komisyon tarafından yayımlanan 500 sayfalık raporda, “Fransız desteğinin siyasi, askeri, diplomatik ve lojistik doğasının bulunduğu” ifade edilmiştir.

 

Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, 6 Ağustos 2008 tarihinde Fransa’nın Hutu rejimi ile bağı olduğuna ilişkin ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu öne sürmüştür. Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Romain Nadal, “Bu rapor, Fransız siyasetçiler ve askeri yetkililere karşı kabulü mümkün olmayan suçlamalar içermektedir” demiştir.

 

Fransa eski Cumhurbaşkanı François MitterrandO ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak1998) Sarkozy, 2006′da Cezayir’e yaptığı bir ziyarette “Babalarının yanlışları için oğulların özür dilemesi beklenemez” sözleriyle Fransa’nın Cezayir’de işlediği insanlık suçlarını tanımayacağını söylemişti.

 

Fransa ayrıca Cezayir’de gerçekleştirdiği soykırımın hesabını henüz vermemiştir.

 

Cumartesi akşamı TRT 1 de yayınlanan yönetmen Terry George’ın 2004 yapımı Otel Ruanda’yı seyretmemiş olanlar mutlaka bu filmi seyretmeliler ki, Fransa’nın Ruanda’da yaptıklarını anlayabilsinler.

 

Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen şimdiye kadar 20 ülkenin parlamentoları sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanımıştır: Uruguay (1965, 2004, 2005), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (1982), Arjantin (1993, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007), Rusya Federasyonu (1995, 2005), Kanada (1996, 2000, 2004), Yunanistan (1996), Lübnan (1997, 2000 ), Belçika (1998), İtalya (2000), Vatikan (2000), Fransa (2001), İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Almanya (2005), Venezüella (2005), Litvanya (2005), Şili (2007) ve İsveç (2010). Bu 20 ülke arasında tek Müslüman ülke Lübnan’dır.Birleşik Krallığı’nın bir parçasını olmasına karşılık Galler, 20 Nisan2007‘de Bask Parlamentosu, 23 Kasım2007‘de Mercosur Parlamentosu ile Avustralya‘nın Yeni Güney Galler eyaleti sözde Ermeni soykırımını kabul etmiştir.

Avrupa Parlamentosu 18 Haziran 1987, 15 Kasım 2000, 28 Şubat 2002 ve 28 Eylül 2005 tarihlerinde, Avrupa Konseyi de 24 Nisan 1998 ve 24 Nisan 2001 tarihlerinde Ermeniler lehine karar almıştır. Bu kararlar dururken Türkiye’nin AB üyesi olamayacağını defalarca yazmama rağmen hiç kimse bu konuyu ciddiye almamıştır.

Eski Dışişleri ve Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık 1968′lerde Paris Büyükelçisi’dir. Fransa’daki Ermenilerin kışkırtıp dayatması sonucu Marsilya’da yapılacak Ermeni soykırımı anıtına karşı çıkar. Anıtın açılış törenine Fransız hükümetinin resmen katılmamasını ister. Ancak anıtın açılışına Fransız bakanlardan birinin katıldığını görünce sabrı taşar ve Ankara’ya sorma gereğini dahi duymadan Paris’i terk edip Ankara‘ya döner, gelişmelere karşı dik bir duruş sergiler.

 

Işık, bağırıp çağırmadan karşı tarafa anlamlı bir diplomatik ders vermiştir. Hemingway, “Cesaret, olaylar karşısında gösterilen zarafettir” der.

 

1983 yılında DPT AET Dairesi Başkanı (Genel Müdür) idim. Zamanın başbakanı Bülent Ulusu, sözde Ermeni soykırımı sebebiyle Fransa ile gerginleşen ilişkiler üzerine DPT Müsteşarına Fransa’ya bir yaptırım uygulanması talimatı vermiştir. Müsteşar Yıldırım Aktürk benden bu ülkeye nasıl bir yaptırım uygulayabileceğimiz konusunda çalışma yapmamı istemiştir.

 

O dönemde Fransa’dan Eskişehir’deki Tülomsaş için ana hat lokomotifleri için parça ve Bursa’daki Renault için de yedek parça ithal ediyorduk. Fakat bu iki fabrika için ithal edilen parçalara kısıtlama getirsek, bindiğimiz dalı kesmiş olacak ve Fransa’nın ihracatında çok küçük bir tutuğu için de bu ülkeye zarar veremeyecektik. Bunun üzerine AB ülkelerinden ithal edilen demir çelik ürünlerine yüzde 15 fon uyguladık ve tüm AB’yi cezalandırdık ama bu da bir işe yaramadı.

 

Sözde Ermeni soykırımını kabul eden ülkelere ciddi ekonomik, siyasi ve askeri yaptırım uygulama gücünüz ve de iradeniz yoksa, gerisi ancak laf-ı güzaftır.

 

2015 yaklaşırken hükümetin gerekli önlemleri şimdiden almasında yarar vardır. Bu konuda alınacak en etkin önlem, yasa çıkarmaya niyetli ülkelerdeki Türk diasporasının etkili ve kalabalık mitingler düzenleyerek ülke yöneticileri üzerinde siyasi baskı kurmak olmalıdır. Bu mitingler bir merkezden koordine edilmeli, gerekli maddi ve organizasyon desteği bürokrasiye boğulmadan sağlanmalıdır. Gerekirse bu konuda yeni bir yapılanmaya gidilmelidir.

 

Paris’te beş yıl yaşamış bir Türk vatandaşı olarak ilk defa Fransa’daki Türklerin etkili bir şekilde demokratik haklarını kullandıklarına ve Parlamento’nun önüne Ermenilerin toplanarak propaganda yapmalarına engel olduklarına tanık oldum. Çünkü, daha önce bu şekilde Paris’te bir miting düzenlenmemiştir.

 

Diğer etkili bir önlem ise, Fransa’dan alınan nişanların Sarkozy’ye yazılacak bir protesto mektubu ile birlikte iade edilmesidir. Bu iadelerin yapıldığını da Fransız basın yayın kuruluşlarına mail, posta ve diğer kanallar ile ulaştırmaktır.

 

Bu kapsamda Eskişehir’de Fransa’dan Legion d’Honneur nişanı alanlar, bu nişanları Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye iade ederek öncülük etmelidirler. Hiç kimse “ben Fransa’dan Legion d’Honneur nişanı almadım” diyerek yan çizmemeli, aldıkları nişanları basın yayın kuruluşlarının önünde Fransa’yı protesto ederek iade etmelidirler.

 

Yaşar Kemal de 18 Aralık 2011 tarihinde İstanbul’da kendisine sunulan Legion d’Honneur Grand Officier’i (büyük subay) nişanını geri vermelidir. Bu nişan Yaşar Kemal’e onur kazandırmaz. Çünkü Yaşar Kemal, bana göre Orhan Pamuk’tan çok daha başarılı bir yazar olmasına rağmen, Orhan Pamuk gibi Türk ulusunu soykırım yapmakla suçlamamıştır. http://webtv.hurriyet.com.tr/2/25807/0/1/yasar-kemal-e-fransa-dan-buyuk-subay-nisani.aspx linkini tıklayanlar, Yaşar Kemal’in ödül törenine katılanların memnuniyetini göreceklerdir. Acaba bu katılımcılar şimdi ne düşünüyorlar?

12 Ekim 2006 tarihinde Fransızların Ermeni soykırımını inkara ceza yasasını parlamentolarından geçirdikleri gün Ermeni soykırımını kabul eden Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verilmiştir. Acaba sizce bu bir tesadüf müdür yoksa bir merkezden yönetilen bir planın parçası mıdır? Orhan Pamuk, İsviçre’de yayınlanan günlük Tagesanzeiger gazetesinde 6 Şubat 2005 tarihinde yayınlanan röportajında “Türkiye’de otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü. Neredeyse benim dışımda hiç kimse konuşmaya cesaret edemiyor ve milliyetçiler bunun için benden nefret ediyorlar” dediği için Nobel almıştır.

Orhan Pamuk bu demecinin ardından ABD‘de yayımlanan Time dergisinin 8 Mayıs 2006 tarihli sayısının Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler başlıklı kapak yazısında tanıtılan 100 kişiden biri olmuş, 2007 Mayıs‘ında yapılan 60. Cannes Film Festivali‘nde jüri üyeliği yapmıştır.

Her nedense tüm bu başarılar 6 Şubat 2005 tarihinden sonra gelmiştir.

Yaşar Kemal geçen hafta bu ödülü reddetseydi, Fransa’ya çok önemli bir ders vermiş olacaktı. Tıpkı Nelson Mandela’nın Türkiye’ye verdiği ders gibi.

 

Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Mandela 1992 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü reddetmişti. 93 yaşındaki Mandela ABD’nin Houston Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Gülen Enstitüsü’nün 2010 Barış Ödülünü 27 Ocak 2011’de almıştır.

 

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’ün telefonuna büyük bir saygısızlık göstererek çıkmamıştır. Gül, “Savaşta bile cumhurbaşkanları birbirleriyle konuşurlar” diyerek nazik bir şekilde tepkisinin göstermiştir.

Ben Ziya Paşa’nın bir beyti ile konuya açıklık getireceğim:

Bed-asla necâbet mi verir hîç üniforma,

Zerdûz palan ursan eşek yine eşektir.

(Mayası bozuk olanlara üniforma –yüksek makam görevi- asalet verir mi hiç? Altın ile yapılmış palan da vursanız, eşek yine eşektir.)

Sevgili Okurlar,

 

Fransız Le Monde gazetesinde devam eden parlamentoların bu tip kararlar almasına karşı, aşağıdaki linki tıklayarak oy kullanın.

Oylamada ikinci sıradaki “pas favorable” ile başlayan şıkkı seçin.

Ben oyumu kullandığımda ankete katılanların yüzde 85,2’yi parlamentoların bu tip karar almalarına karşı oy kullanmışlardır.

http://www.lemonde.fr/a-la-une/sondage/2011/12/20/vous-meme-etes-vous-favorable-ou-pas-favorable-a-l-adoption-par-le-parlement-d-une-loi-condamnant-la-negation-du-genocide-armenien_1620917_3208.html