Tanrının habercisi Türklerin yol göstericisi: Bozkurt

Tanrının habercisi Türklerin yol göstericisi: Bozkurt

Bir röportaj sırasında İngiliz televizyoncunun dikkatini
duvardaki hilal ve bozkurt çeker.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’e bunun ne olduğunu sorar:
“O Bozkurt’tur.” der Elçibey ve devam eder:
“O gördüğünüz Türk Milleti’nin sembolüdür totemidir.”
İngiliz televizyoncu biraz düşündükten sonra özür dileyerek tekrar sorar;
“Niçin kendinize vahşi ve yırtıcı bir hayvanı sembol olarak seçtiniz?”
Elçibey ise bu soruya şöyle cevap verir:
“İngilizler’in sembolü olan aslan hayvanların kralıdır değil mi?
Ancak bu kral dediğiniz hayvana sirklerde 3 kg sosis verip
yanan halkaların içinden sağa sola zıplatırsınız…
Vahşi ve yırtıcı dediğiniz Bozkurt’ a bunu yaptıramazsınız.
O, özgürlüğünü ve onurunu hiçbir şeye değişmez.
Bozkurt’ u zincire vurup kafese atsanız bile ya üzüntüden ölür
yada zincir ve kafesi parçalayıp gider.
Onu yok edebilirsiniz.
Onu öldürebilirsiniz ama sindirip esir edemezsiniz.
Bozkurt’ u kendinize tâbi kılamazsınız.
İşte bu nedenle Türkler kendilerine mücadele sembolü olarak Bozkurt’ u seçmiştir.”
Türklerin kutsiyet atfettiği ve kendi karakterlerinin yansımasını onda buldukları
kurt motifi Türk tarihinde en çok kullanılan kutsal sembollerden biri olmuştur.
Bilim adamları etnolojik olarak kurt motifinin Türkler için
tipik bir unsur olduğu kanaatindedirler.
Sosyal Bilimlerin her dalında yapılan araştırmaların ortaya koyduğu gerçek
kurt motifinin sadece Türklere has belirleyici bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır.
(Dr. Zafer ALTUN / Türk Kültüründe “Kurt Kavramı” Üzerine Bir İnceleme)
Kurt, “Kur/Gur/Kür” kökünden türemiştir.
Güç, kuvvet, dayanıklılık anlamlarına gelir.
Kurt’un Türkçe’de diğer adı böri’dir ve
bu kelime Orhon kitabelerinde,
Uygurca vesikalarda ve
Oğuz Kağan Destanı’nda geçer.
Çin kaynaklarında “Fu-li” şekli ile yer adı, şahız adı, kavim soyadı vb. olarak zikredilir.
İlhanlılar ve Timurlularda; Kök Böri, Memlüklerde;
Kurt, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu’da Kurd, Ak Böri şeklinde kullanılmıştır.
Aşına adı da Göktürklerde kurt ismidir ve
bu isim zaman içinde Asena, Zena, Aşina şekillerinde de kullanılmıştır.
(Kafesoğlu, 2000: 332)
Türklerin kurtları ataları olarak görmelerin iki sebebi vardır.
Birinci sebebi: Kurdun güçlü bir hayvan olması ve
Türklerin gücünü yansıttığı öngörüsü.
Diğer bir görüş ise:
Çin komşularının kökenini çoğu zaman birer hayvan, böcek, sürüngenden belirtmiştir.
Belki bu geleneğin etkisiyle, Türklerin kökeni için kurdu uygun bulmuşlardır.
Ergenekon Destanında kurdun ata olması şöyle tasvir edilir:
Göktürkler (T’u-chüeh), eski Hunların (Hsiung-nu) soylarından gelirler ve
onların bir koludurlar. Kendileri ise, A-şi-na (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir.
(Sonradan çoğalarak), ayrı oymaklar halinde yaşamaya başladılar.
(Tunç-Akbulut, 2016: 83-91)
Kurtları koruyan ve aynı zamanda kurt kılığına girebilen tanrıdır.
Hemen hemen tüm Türk boyları ortak bir inanış olarak kurttan türediklerine inanırlar.
Göktürkler ve Uygur Türkleri arasında kurt ata iken,
Oğuzlarda ise erkek bozkurt bir milli kılavuz olarak görülmüştür.
(Velidi Togan, 2002: 544)
Türeyiş Destanı’nda kurt “Ana” figürü olarak karşımıza çıkar.
Göktürklerin hanedan soyu da dişi kurda dayandırılmıştır.
(Kafesoğlu, 1999:330)
Ana kurt, kurtları korur.
Çünkü Türkler kurttan türemiştir.
Hemen hemen tüm Türk boyları ortak bir inanış olarak dişi kurttan türediklerine inanırlar.
Oğuz-Nâme’de, Oğuz-Han’a yol gösteren “Gök tüylü, gök yeleli” bir kurttan bahsedilir.
Türkler eskiden beri kutsal olarak gördükleri kurda “Kök-Böri” ya da Gök kurt derlerdi.
Aslında kök göğün rengi olan bir mavilikti.
Türkler aynı zamanda göğe Kök-Tengri, yani mavi gök derlerdi.
Bir şeyi gök rengine büründürmek, o şeyi kutsal saymak Tanrı ile bir bağ kurma isteğinden ileri gelmekte idi.
Tecrübeli ve aynı zamanda korkunç kurtlara “Gök yeleli” kurtlar denilirdi.
(Öğel,1998: 42)
Kurt hem Oğuz Destanında hem de diğer Türk destanlarında
rehber rolünde olup mutluluk ve zafer sembolü anlamına gelmektedir.
Oğuz Kağanla konuşan kurt, Oğuz’a sözünü dinlemesini emreder.
Kurdun sözünden çıkmayan Oğuz Kağan dünyayı fethederek cihan devleti kurar
(Bang-Arat, 1936: 18-30)
Oğuza yol gösteren kurt gökten ışık huzmesi olarak iner.
Destanda olay şöyle tasvir edilmektedir:
“Tan ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.
O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli bir büyük bir erkek kurt çıktı.
Bu kurt Oğuz Kağan’a hitap etti ve:
‘Ey Oğuz, sen Urum üstüne yürümek istiyorsun;
ey Oğuz ben senin önünde yürümek istiyorum.’ dedi ve gitti.
Ondan sonra çadırını dürdürdü ve gitti.
Gördü ki ordusunun önünde gök tüylü ve
gök yeleli bir büyük bir erkek kurt yürümektedir ve kurdun ardı sıra ordu gelmektedir.”
(Bang-Arat 1936: 18-19).
Gök-kurt, Gök-Börü Tanrı’nın bir habercisi olarak zaman zaman ufukta görünür,
Türklere bir zarar geleceği zaman onlara yol gösterir onları korurdu.
Büyük devletler kurmuş olan Türklerde kurt, bir sembol haline gelmiştir.
Göktürklerde tuğlar ile bayraklarda devlet sembolü olmuştu.
(Öğel, 1995: 115)
Yenisey yazıtlarında “kanım kağan süsi böri tek”
(kağanımın ordusu kurt gibidir) şeklinde geçmektedir.
Türkler Anadolu’ya geldikten sonra da kurda duydukları saygı azalmamıştır.
16. yüzyılda yaşadığına inanılan bir destan ve halk kahramanı olan Köroğlu,
kendisini ve koçaklarını bir şiirinde bozkurda benzetir:
“Yiğitler silkinip ata binerse
Derelerde bozkurtlara tün olur.
Yiğitler döne döne döğüşür,
Kötüler kavgada kaçar hun olur.”
Anadolu’nun hemen hemen her coğrafyasında kurt, saygın ve kutsaldır.
“Kurda kurşun atılmaz; Kurt avı uğurlu değildir;
Kurdun boğazladığı hayvan yenilmez;
Hz. Yusuf menkıbesinde bozkurda iftira edildiği; bozkurdun diğer,
kurtlardan yiğit ve soyca üstün tutulduğu”
gibi inanışlar Anadolu’da yaşamaya devam etmektedir
(Yalman, 1993: 32-34)
Böri sözcüğünün ilk görüldüğü yer
Bilge Kağan’ın, babası İlteriş Kağan’ın gücünün yükselişini
Çin’e on yedi yoldaşıyla başkaldırdığı haberi yayıldığında diğerlerinin ona katıldığı ve
yetmiş kişilik bir kuvvet topladığını anlatırken
“Teŋri küç birtük üçün,
kaŋım Kağan süsi böri teğ ermiş,
yağısı koñ teğ ermiş.” dediği Orhon Yazıtları’dır
(I Doğu 12; II Doğu II) (Orkun 1936-41)
Böri sözcüğü, Tuva (Yenisey) Yazıtlarında da görülür.
Astrolojide kurt, Güney gök kürede, Akrep ile Boğa arasında bulunan takımyıldızının adıdır.
Atasözlerimizde ve deyimlerimizde kurt dikkat çekicidir.
Birkaç örnek verecek olursak: Kurt kocayınca çakallara (veya köpeklere) maskara olur.
Kurdun oğlu akıbet kurt olur.
Bu atasözü ayrıca bize Karacaoğlan’ın şu dizelerini de hatırlatıyor:
“Şahin kocasa da vermez avını
Tâ ezelden kurt eniği kurt olur.”
Kurt adam efsanelerinin Ortaçağ Avrupası’na dayanmasına karşın,
kökenleri daha eskilere gider.
Milattan önce 5. yüzyılda yaşamış Eski Yunanlı tarihçi Heredot,
Karadeniz kıyısında yaşayan kimi toplulukların büyücülerinin,
yılın bazı günlerinde kurda dönüştüklerinden söz eder.
Yakut Türklerine göre; gökte Ülker adlı bir yıldız vardır ve
bu yıldızın açtığı delikten soğuk rüzgârlar eserek yeryüzündeki her şeyi dondurur.
Günün birinde güçlü ve büyük bir bahadır,
esen bu soğuk rüzgârdan dolayı ellerim donmasın diye
otuz çift kurt derisinden eldiven yapar ve gökyüzüne çıkarak
Ülker yıldızının açtığı deliği kapatır.
Bahadırın bu hareketinden sonra yeryüzünde yaşayan tüm canlılar rahata ve sıcağa kavuşur
(Ögel, 2010a: 48)
Altay Türkleri ise Ülker yıldızının çok eskiden devasa boyutlarda bir kurt olduğuna inanıyorlardı
(Bayat, 2015b: 285)
Astral kültler içerisinde yer alan kurtla ilgili bir başka rivayet ise
bozkırda yaşayan Türkler arasında anlatılmaktadır.
İnanca göre “Küçük ayı burcu bir arabayı çeken iki at,
Büyük ayı burcu ise bu iki atı kovalayan yedi kurttur”
(Bayat, 2015a: 288)
Burada Büyük ve Küçük ayı burçlarının sembolik olarak at ve
kurtlarla özdeşleştirildiği görülmektedir.
Dikkat edildiğinde kurt ile ilgili kozmolojik, astral inanışların daha çok
Altay, Yakut gibi Türk boylarının arasında gezdiği görülmektedir.
Emel Esin’e göre en eski Türk bayrakları motiflerinden biri kurt/böridir.
Yeri geldiğinde ata yeri geldiğinde ana olan kurt,
devlet sistemi içerisinde hükümdarlık sembollerinden biri olmuş,
bilhassa Göktürkler altın 36 kurt başlı sancaklar dikmiştir.
Dikilen bu kurt başlı sancak (tuğ),
Türklerin birliğini, dirliğini, töresini ve devlette düzen içinde yaşamayı temsil etmiştir
(Kafesoğlu 2014: 206)
Göktürklerin sürekli mücadele hâlinde olduğu Çinliler,
Göktürk prenslerini hükümdar olarak tanıdıklarını bildirmek için onlara
kurt başlı sancak ve davul göndermişlerdir
(Taşağıl, 2016b: 179)
Bahaeddin Ögel’e göre Göktürklerin amblemleri arasında altından yapılmış kurt başlı bayrakların bulunması kurttan türediklerine inandıkları içindir.
Mustafa Kemal Atatürk’te kurdun Türk tarihindeki değerine hakim olduğu için buna çok önem vermiştir.
1924 senesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği ile
İstanbul Üniversitesine bağlı Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,
Ord. Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü tarafından kuruldu.
Enstitü’nün sembolü Tanrı Dağlarının önünde meşale tutan bir Bozkurt simgesidir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine böyle yapılmıştır ve
amblem “Türk’ün İlim Ateşi Tütsün” anlamına gelmektedir.
TBMM daha Cumhuriyet ilân edilmeden,
1922’de Bozkurt’lu pul çıkarmış takip eden yıllarda da bozkurtlu pullar piyasaya çıkmıştı.
Paralarda, yine Atatürk’ün isteğiyle Bozkurt figürüne yer veriliyordu.
Örneğin 5 Aralık 1927’de tedavüle çıkarılan 5 liralık paranın üstünde bozkurt motifi bulunuyordu.
Atatürk’ün isteğiyle 1935 yılında Bozkurt markalı bir sigara çıkarılmıştı.
İzcilik – Yavrukurt teşkilatında,
ilk yolcu gemimizin adında,
Petrol Ofisi’nin armasında,
yakın çevresine verdiği soyadlarında Atatürk Bozkurt’u hep sembol olarak kullanmıştı.
Atatürk’ün Ankara ulustaki heykeline bir göz atarsanız
oradaki bozkurt figürlerini görmekte zorlanmazsınız.
Ayrıca Atatürk’ün çalışma masasında da bozkurt heykeli vardı.
Atatürk’ün ressam Ratıp Tahir Burak’a yaptırdığı
Marif(Milli Eğitim) Başkanlığı giriş holündeki Müstasna yerinde
Atatürk’ün sağlığı boyunca sergilenen Ergenekondan çıkış tablosu da unutulmamalı.
Atatürk, Bozkurtu engin Türk tarihin derinliklerinden çıkararak tekrar
milli sembol olarak yüceltmiş, bu milli sembolün dirilişini sağlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri ile 1936 yılında
Kahramanmaraş Kalesi’nde yaptırılan Bayrak Tutan Bozkurt Heykeli de
bunun önemli örneklerinden biridir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri de çok önemlidir:
“Türk milletinin milliyetçilik vasfını uyandırmalı, O’na TÜRKÇÜLÜK imanını aşılamalıyız”
(Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin Sevgilisi Atatürk, s.51)

ERDEM AVŞAR – YENİÇAĞ / TURKISHFORUM – ABDULLAH TÜRER YENER


Yazıları posta kutunda oku


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir