RUSLARIN -KIZIL ORDUNUN BAKU KATLİAMİ


Okuma Süresi: 9 Dakika

RUSLARIN -KIZIL ORDUNUN BAKU KATLİAMİ- YÜCEL TANAY / TURKİSHFORUM – ABDULLAH TÜRER YENER

Azerbaycan Türklerinin, Azerbaycan Halk Cephesi önderliğinde başlattığı bağımsızlık taleplerinin diğer cumhuriyetleri de harekete geçireceğinden korkan SSCB, Bakü’de yaşayan Rusların ve Ermenilerin can güvenliğini bahane ederek, Azerbaycan’a askeri müdahale kararı alır. 1990 yılında 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece, 35 bin kişilik bir orduyla üç ayrı noktadan Bakü’ye giren Rus tankları, tıpkı 1956’da Budapeşte’ye, 1964’te Prag’a girdiği gibi; Bakü’yü istila etmiştir. Bu gece yarısı askeri baskında yüzlerce insan ölmüş ve yaralanmıştır. Hazar denizine atılanlar, penceresinden bakarken öldürülenler, arabasıyla geçerken kurşunlananlar, vurulan çocuk yaştakiler, gençler ve yaşlılar acımasızca katledilmişlerdir. Hele Tank paletlerinin altında kalanların fotoğrafları, Rus vahşetini sergilemesi bakımından bir ibret ve utanç vesikası olduğu kadar Rusların bir yüz karası olarak ebediyete kadar kalacaktır. Görevden alınan Cumhurbaşkanı Vezirov’un yerine Ayaz Muttalibov yönetimi eline aldı. Ayaz Muttalibov, Rus güçleriyle ortak hareket ederek sıkıyönetim ilan etti. Peşinden Halk Cephesi mensubu bir yığın insan tutuklandı. AHC, halka 40 günlük greve gitme çağrısında bulundu. Azerbaycan’ın bütün fabrikalarında ve petrol tesislerinde çalışanlar; bu katliamın failleri bulununcaya kadar grev yapma kararı aldılar. 30 Ocak’ta Ebulfez Elçibey’in Azerbaycan halkına, BM Genel Sekreterliği’ne, AGİT Başkanlığı’na hitaben yazılmış beyanatı, başta Azatlık Radyosu olmak üzere, dünyanın büyük radyo kuruluşları tarafından yayınlandı. Böylece tüm dünya Rus vahşetinden haberdar oldu. Bunun üzerine Rus askerleri, yerli işbirlikçilerin yardımıyla, Halk Cephesi binalarını kapatarak mensuplarını tutukladılar. Lakin bağımsızlık mücadelesinden yılmayan ve korkmayan Ebülfez Elçibey ve arkadaşları 26 Ocak 1990 günü, üç renkli Azerbaycan bayrağını, Rus askerlerinin gözü önünde El Yazmaları Enstitüsü’nün çatısına dikerek, Rus emperyalizmini dize getirdiklerini tüm dünyaya ilan ettiler. Sonuçta Büyük bir imparatorluk, Azerbaycan Halk Cephesi önünde diz çöktü. Azerbaycan Halk Cephesinin Azerbaycan’daki bu bağımsızlık zaferi, diğer bütün cumhuriyetlerin de yolunu aydınlattı. Onların da kurtuluş ilhamı oldu. Rus Kızıl ordusunun yirmi yıl önce Bakü’de döktüğü yüzlerce Azerbaycan Türkünün kanları üzerinde yeşeren, boy veren istiklâl ağacı, bu imparatorluğun bütün kutuplarını sardı. Diğer Cumhuriyetler de birer birer bağımsızlaştı. Bu vesileyle, Azerbaycan Halk Cephesinin lideri, bağımsızlık mücadelesinin unutulmaz kahramanı, büyük Türk milliyetçisi, Cumhurbaşkanı merhum Ebulfez Elçibey’i ve tüm şehitleri bugün tekrar rahmet ve minnetle anıyoruz. Tüm Türk dünyasının başı sağ olsun

KANLI OCAK (YANVAR KATLİAMI)

Aralık 1989’da AHC Azerbaycan’da fiilen iktidarı ele geçirmiştir. Ülkedeki fabrikalarda uzun süreli grevlerin yaşanması ve ulaşım sisteminin durma noktasına gelmesi Sovyetler Birliği’nin yalnız Azerbaycan’da değil, bütün Güney Kafkasya’da ekonomik ve siyasi kontrolünü zayıflatmaya başlamıştır. 2 Aralık’ta da AHC Sovyetler Birliği’nden ayrılacaklarını ve bağımsız Azerbaycan için mücadeleyi başlattıklarını açıklamıştır.

AHC ile birlikte Azerbaycan’da komünist yönetime karşı örgütlü mücadelenin başlaması, Azerbaycan Komünist Partisi Lideri Abdurahman Vezirov’a karşı parti içindeki muhalefetin Moskova yönetimini kışkırtması, Dağlık Karabağ olayları ve Azerbaycan’dan çıkartılan Ermeniler yüzünden ülkede siyasi gerilimin artması ile birlikte 15 Ocak 1990’da Moskova yönetimi Dağlık Karabağ ve bazı bölgelerde sıkı yönetim uygulamaya karar vermiştir. 19 Ocak’ta da Bakü’de sıkı yönetim ilan edilmiştir. Bu sıkı yönetimden hemen sonra halkın bu karara uymaması, Bakü’de Ermenilere zulüm yapıldığı iddialarının ortaya atılması, AHC’nin iktidarı ele geçirmesi ve Sovyetler Birliği-İran sınırının açılması gerekçe gösterilerek20 Ocak’ta Sovyet ordusu Bakü’ye girmiştir. Azerbaycan’da iktidarı tekrar ele geçirmek isteyen Sovyet Ordusu’na direniş sonucunda resmî açıklamalara göre 143 kişi ölmüş, 750 kişi yaralanmış, 400 kişi gözaltına alınmıştır.20 Ocak 1990’da meydana gelen çatışmalar, Azerbaycan bağımsızlık mücadelesinin sindirilmesini sağlayamamış, aksine milliyetçilik hareketlerini güçlendirmiştir. 22-24 Ocak tarihleri arasında şehitler için yas tutulmuş ve 22 Ocak’ta Şehitler Hıyabanı’na defnedilmiştir. AHC’nin ülke çapında giderek güçlenmesi ile birlikte Azerbaycan’da Sovyet dönemine ait isimler, heykeller, armalar vb. izler kaldırılmaya başlanmış, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi olan 28 Mayıs 1918 tarihinin Azerbaycan Devlet Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. 19 Ağustos 1991’de Moskova’da Gorbaçov’a karşı yapılan darbe girişimine de ilk tepki gösteren örgütlerden biri AHC olmuştur. Moskova’daki başarısız darbe girişimi diğer Sovyet cumhuriyetlerinde olduğu gibi Azerbaycan’ın da bağımsızlık sürecini hızlandırmıştır. Nitekim, 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Devletinin Bağımsızlığına İlişkin Anayasa Aktı kabul edilmiş ve 29 Aralık’ta referanduma gidilerek Azerbaycan Yüksek Sovyeti’nin 18 Ekim 1991 tarihli bağımsızlık kararı onaylanmıştır.20. yıldönümü anılan 20 Ocak 1990 olayları, Moskova’nın Azerbaycan’da kontrolü sağlama girişimlerinin sonuncusu ve Sovyet tanklarının 1956’da Budapeşte’ye, 1964’te Prag’a girmesinden sonra girdiği son başkent olmuştur. Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin son kilometre taşı olan 20 Ocak, millî kimliğin yeniden ortaya çıkmasına da katkıda bulunmuştur. Sovyet ajan okullarında hazırlanan senaryo aynen tatbik edilince, KGB tarafından organize edilen tahribat grupları sokaklara dökülerek Ruslara saldırdı. Yine KGB yetiştirmesi beslemeler vasıtasıyla Karabağ’ın intikamı adı altında Ermenilere karşı göstermelik bazı hareketler düzenlendi. Bakü, gerçekten çok büyük bir karışıklığa girerken, KGB’nin aradığı kaygan zemin de artık hazır olmuştu. Ruslar?ın istediği kadar bulanan suda balık avlamak için uygun olan mevsim gelip çatmıştı. Bu gelişmeler yaşanırken AHC kadroları, başta önderleri Elçibey olmak üzere, gece-gündüz demeden çaba göstererek halkı sakinleştirmeye çalışırken; Ermeniler ‘in zarar görmeden Bakü dışına çıkarılması için de büyük bir gayret sarfediyorlardı.

Biliyorlardı ki; masum Ermeni imajı tekrar gündeme gelecek ve Rus orduları bu karışık durumu bahane ederek, sözde kendi halkını korumak bahanesiyle Bakü’yü işgal edecekti. Bunu önlemek için çok gayret sarf edildi ancak tüpten çıkan macunu geri koymanın zorluğu içinde, yapılan tüm çalışmalar boşa gitmiş ve bütün çabalar heba olmuştu.1990 senesinde 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece, palet sesleri cehennemî bir homurtuyla şehir merkezine yaklaşmaktaydı. General Yazov komutasındaki Rus orduları Bakü’ye üç ayrı noktadan girdiler. Kurulan barikatlar, tankların karşısında hiçbir işe yaramadı. Bugünkü 20 Yanvar metro istasyonunun bulunduğu bölgede lokal bir direniş oldu.Fakat bu şanlı direnişi örgütleyen kahramanların hepsi de kısa süren çatışmalar sonunda şehit edildi. Rus tankları tıpkı 1956’da Budapeşte’ye, 1964’te Prag’a girdikleri gibi, 1990 yılında Bakü’ye de kan dökerek girdiler.Odlar yurdunun’Nazlı Başkent’i yine alev almış, cayır cayır yanıyordu.

Bilindiği gibi, Bakü’nün de içinde yer aldığı ve Hazar Denizi’ne doğru uzanan bir çıkıntıya ‘Abşeron Yarımadası’ denmekte ve ülke nüfusunun neredeyse yarısı bu bölgede yaşamaktadır. İşte o kara Yanvar günü Abşeron, ölümlerin kol gezdiği bir viraneye dönmüş ve evlerin musluklarından su değil, kan akmaya başlamıştı.T-72, 80 ve BMP-3 tankları ‘Udar’ kodu ile Bakü sokaklarına büyük bir gürültü ile girerken, böylesine kalleş bir saldırı beklemeyen Azerbaycan Türkleri uykularından fırlayıp, Rus silahlı kuvvetlerine karşı, sopalarla baltalarla karşı koymaya başladılar. Ruslar 35 bin kişilik ağır zırhlılarla donatılmış ‘Alfa’ birlikleri ve ‘DTK-a’ diye isimlendirilen, tahribat eğitimli askerlerle hücuma geçmişti. Bakü Azatlık Meydanı’nda tarihin en büyük facialarından biri yaşanıyordu. İki gün süren, kadın, çocuk ve yaşlıların çoğunlukta olduğu bir katliam ile uygulanan soykırımını, dünya ülkeleri bir macera filmi seyreder gibi izlerken, yıllarca Azerbaycan’ın başında olan Haydar Aliyev ise etkili bir Rus generali olmasına rağmen kılını bile kıpırdatmayarak, o da seyirciler kervanına katılıyordu.20 Yanvar günü verilen canların her biri istiklâl bayrağının yükselmesi için birer altın kaide oldular. O günden sonra Azerbaycan’da hep bir ağızdan çıkan gür ve tek bir ses vardı:

-Vatan sağolsun!..

Bir saat içerisinde yüzlerce Türk hayatını kaybederken, binden fazlası da ağır ve ölümcül yaralar almıştı. Bakü sokakları al kanlara boyandı. Halk Cephesi mensubu olduğu gerekçesiyle yüzlerce insan tutuklanarak Rusya’nın uzak bölgelerindeki çeşitli cezaevlerine gönderildi.Vezirov görevden alınarak yerine Ayaz Muttalibov tayin edildi. Ayaz Muttalibov, Rus ordusundan güç alarak sıkıyönetim ilan etti. Azerbaycan Halk Cephesi, işçilere 40 günlük greve gitme çağrısında bulundu. Azerbaycan’ın bütün fabrikalarında, petrol tesislerinde çalışanlar, bu katliamın failleri bulununcaya kadar grev yapma kararı aldılar.Böylece Azerbaycan’da hayat durmuştu.

30 Ocak’ta Elçibey’in Azerbaycan Türkleri?ne, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Başkanlığı’na ve sözde dünya demokratik güçlerine hitaben yazılmış bir beyanatı, başta Azatlık Radyosu olmak üzere, dünyanın büyük radyoları tarafından yayınlandı. Rus vahşeti bütün dehşetiyle dünyanın gözleri önüne, bu beyanat sayesinde açıkça serilmiş oluyordu.Daha sonra Rus askerleri, yerli işbirlikçilerin de yardımıyla, AHC binalarını kapatmaya ve Cephe üyelerini tutuklamaya başladılar. Teşkilâtın merkez binası da tamamen tahrip ve talan edilerek yağmalandı.Elçibey önderliğinde Azerbaycan Ülkücüleri 26 Ocak 1990 Cuma günü, üç renkli Azerbaycan bayrağını Rus askerlerinin gözü önünde ‘El Yazmaları Enstitüsü’nün çatısına diktiler. Hep bir ağızdan haykırıyorlardı:-Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!..Abşeron “Kan Denizi” olmuştu ama Ruslar da bu denizin derinliklerinde boğulup giderken, Azerbaycan da bu “Kanlı Yanvar” hadisesinden kısa bir zaman sonra, hürriyetini ilan edecekti.Bedeli çok ağır bir mahiyette fazlasıyla ödenen nazlı bir hürriyet… “Benim sınırlarım, Azerimin hürriyet, hürriyet diye haykırdığı Hazar kıyılarında başlar, ta Viyana’da biter” diyerek feryat edenlerin arzusu kısmen yerine gelmiş, kutlu “Turan Ülkesinin” bir sınır taşı daha yerli yerine oturmuştu.Karanfiller ise hâlâ ağlıyordu? Gözlerinden yaş yerine kan dökerek.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

A.Türer YENER
Yazılarını sayfanda yayınla (RSS)
mesaj gönder ya da yazıya yorum yap.
Bugün Gündem

Son Gelen Mesajlar

  1. Kapitalizm dinozora benzer, uzun yaşar, yavaş ölür, ölürken kuyruk darbeleriyle etraflarını yakıp yıkar. Amerikan ve anglo sakson dinazoru dünyayı kaosa…

  2. Bence, hiç abartısız, yalansız bir pkk gerçeği dile getirilmiş… Sn.Yürükel’i kutluyorum… Pkk, bu güzel makalede de açıklandığı gibi, Marksist- Leninist…

Son Yazılar

Message Turkish Forum on WhatsApp

https://wa.me/message/2RSZA7ULJ4EXD1