HAKSIZLIĞA KARŞI HALKIN SOKAK EYLEMLERİ, ANAYASAL VE DEMOKRATİK BİR HAKTIR

VATAN BİR AVUÇ PROFESYONELİN DEĞİL HALKINDIR.

HALK KENDİ KADERİNE VE VATANINA SOKAKTAN SAHİP ÇIKMALIDIR

Türkiye’de, her konuda gözü makam ve milletvekilliği avantajlarında olan sinsi profesyoneller, siyaset bizim işimiz demiştir.

Halkın iyi niyetini kullanıp, biz sorunları hallederiz diyerek, Halkı doğrudan Türkiye’de ki siyaseti etkilememesi için, bilindik siyasi akvaryumun dışında tutmaya özen göstermiştir.

Halka siyasi profesyoneller hep te bu yüzden her zaman: sen konuşma, aklın ermez, sandığı bekle ve sokağa çıkma demektedir.

Bu bir ülkede, Halka karşı yapılan ve yapılabilecek en haksız, en anti demokratik, kanunsuz, hukuksuz, adaletsiz, hadsiz, ahlaksız, mantıksız ve gülünç bir siyasettir.

Halkın kendi kendisini idare etmek için kullanmak istediği ve Anayasa’da ve kanunlarda da yer alan bu demokratik hak, yine Türkiye’de son ondokuz yıldır ‘’ ekonomik buhran” altında gerçekleştirilen yokluklaştırılma ve yoksullaştırılma konusunda da, Halkın kendisinin bu konuya ilişkin bir siyaset ve çözüm üretmesini engellemek için, son günlerde ki ekonomik krizin Halka doğrudan kötü bir şekilde yansımasına karşı, bu konuda siyasi profesyonellerin attığı yeni adımlardan da yine görülüyorki, bunlar Halkın bu konuda Anayasal gösteri hakkı olan sokağa inmesini engellemek ve Halka demokratik hakkını kullandırtmamak için yine büyük bir gayret içine düşmüşlerdir.

Esasında bu görüşte olanların hepsi Halkı değil sinsice iktidarı korumaktadır.

Bir kere, bir ülkede siyaset yaparken Halkı uyarmak ve şiddete karışmayın demek
başka, ama Halka Vatanınıza ve kendi kaderinize sahip çıkmak için sokaklara çıkıp protesto etmeyin demek, azarlamak, parmak sallamak ve parmak göstermek başka birşeydir.

İşte yine bugün bunlar, bu tür olumsuz ve onursuz söylemleri ile ekonomik krize karşı, Halkın Sokağa çıkıp, kendini toplu ifade etmesi demokratik, Anayasal bir hak ve haklı bir eylem olduğunu bildikleri halde, bunu provakasyon diye gösterip Halkın iktidarı sokaktan protestosunu önlemeye çalışmaktadırlar.

Bunlar bu yaptıklarıyla esasında Halkı ve Türkiye’yi değil iktidarı koruyup ve Türkiye’yi batırmaya yardım etmek için ellerinden geleni de yapmaktadırlar..

Bu yaklaşım Türkiye’de demokrasiden nasibini almamış, siyaseti meslek ve menfaat sağlama alanı olarak gören iktidar çevrelerinde ve aynı şekşlde de sözde muhalif çevrelerde, klasik ve profesyonel bir meslek hastalığı haline gelmiş olan bir siyasi yaklaşımdır.

Bilindiği gibi bu tür bir yaklaşım Osmanlı’dan kalma ve Halka benim dediğimi yapacaksın kafasıdır.

Bu söylemler Halkı gütme, küçük görme ve aşağılama söylemidir.

Bu aynı zamanda Halkı sandığa ve profesyonellerin söylem ve çıkarlarına kilitleme taktiğidir.

Halbuki demokrasi sadece sandık değildir.

Sandık sadece ve sadece demokrasilerdeki elementlerden birisidir.

Onun için, Anayasal olarak halkın toplu gösteri yapma ve ifade etme hakkını görmemezlikten gelerek, Halka sokağa çıkmayın söylemi demokratik bir söylem değildir.

Bunu yapanlar:
Haksızdır.
Zararlıdır.
Hadsizdir.

Halk bu yüzden, bu tip siyasi söylemlerle ve tavırlarla siyasi arenadan kendisini profesyonellerce pasivize ve tasviye edilmeye hayır demeyi bilmelidir.

Halk bu yüzden siyasette, özellikle kendi Vatanı’nın bekası konusunda, Anayasal ve kanunlarında koruduğu bir hak olan ve demokrasilerdeki demokratik değerlerden ve eylem yerlerinden birisi olan sokak eşliğinde, her zaman demokratik ve kitlesel tavrını koymalı, kendisini toplu olarak ifade etmeli ve sokağı dışlayan bir siyasetin emrine asla girmemelidir.

HALK bundan sonra her konuda sokakta aktif olmalı, Türkiye’de ki siyasette safını ve siyasi gündemi belirlemeli ve siyasetten profesyonellerce tasviye olmamalıdır.

Aksine uygun olmayan profesyonelleri tasviye etmelidir.

Profesyonellerin eline düşüp asla onların getiri kapısı olmamalıdır.

Sokak eylemleri Halk için demokratik bir haktır.
Sokak Vatandır.
Sokak Halktır.

Halk bu yüzden sokağa inip Vatının adlen kendilerine ait olduğunu ve bu iktidar odaklı ekonomik krizde de mekanın sahibi olarak bugünde sokağa çıkarak göstermelidir.

Çünkü gerçekten Halk bu Vatanın yegane sahibidir.

Çünkü bu Vatan, bir avuç profesyonelin değil, Halkın Vatanıdır.

Bu nedenlede Vatanın kaderide Halkın’da kaderidir.

Halk bunun için de, Türkiye’nin geleceği için, kendi sokağına, mahallesine, köyüne, kasabasına, şehrine, ülke siyasetine ekonomisine, sosyal yaşantısına, kültürüne, doğasına ve bir birine inadına sahip çıkmalıdır.

Halkın sokağa çıkıp kendini toplu olarak ifade etmesi, iktidar ve muhalefetin bir lütfu değil, TC tarafından 1923 Türk ihtilalince de vatandaşa verilen en temel demokratik bir Anayasal gösteri ve haksızlığa karşı direnme hakkıdır.

Halk bu hakkını her konuda sonuna kadar kullanmalı ve amacına ulaşana kadarda sokak demokrasisinden de iyi yararlanmalıdır.

Halk Siyasi Profesyonellerin, milletvekili hayalleri ve sıf kendi çıkarları için, demokrasiyi sandık ve parti binaları olarak gören ve gösteren anlayışının içine sıkıştırmaya çalışmasını kesinlikle red etmelidir.

Ve Halk bundan sonra, kendi kaderini kendisinin belirlemesi için aktif olarak ve vazgeçilmez olan demokratik bir hak ve direnme temelinde, kendisinin ve ülkesinin siyasi geleceği için, sokaklarda da kendi gündemini yaratarak, Anayasa’da da yer alan sokak demokrasisi hakkını en üst düzeyde ve etkili olarak her durumda kullanmalıdır.

Ve Halk sokaklarda kendi hakkı ve hukukunu mutlaka savunmalı ve bunuda siyasi bir Vatandaş olarak kendi kendisine verdiği temel bir sorumluluk ve görev misali yapmalıdır.
Orada bunun içinde fiilen dim dik bulunmalı ve siyasi olarakta olmalıdır.

Halk Türkiye’de ki sokakları demokratik siyasetin önemli bir parçası yapmalıdır.

Korkmamalıdır.

Bunu yaparken de asla şirket haline dönüşmüş Partilerin müşterisi olmamalıdır.

Siyasi şeyh ve tarikatların müridi olmamalıdır.

Halk, korkak, menfaatçi, edilgen ve iğdiş edilmiş etki ajanı konumundaki gerçek provaktörler olan ve kendilerini ‘usturuplu’ sözlerle durdurmaya çalışan ve bozuk düzenin gizli silahları olan sözde: aydın, siyasetçi, gazeteci ve akademisyenlerin dar kalıplardaki düşüncelerinin içinde sıkıştırmamalıdır.

Yani karekter olarak Halk, lafın tam anlamıyla gerçekten kendi olmalıdır.

1908 ve 1923 Türk ihtilallerinin mirasçısı olarak gereğini yapmalıdır.

Türk ekonomisine de eylemlerle öneriler ve çözümler getirip katkı yaparak, Vatanına ve kendine sahip çıkmalıdır.

Haşk artık evinde: intiharı, açlığı, yoksulluğu, sadakacılığı, dilenmeyi, aşağılanmayı ve türlü türlü hakareti beklememelidir.

Kendilerine iktidar ve söDe muhalefet tarafından önerilen sokakta ses çıkarma ve eteklerin altına giri red etmelidir.

Dayanışarak kendi kaderini belirlemek için sokağa inmelidir.

Çünkü Halk, ölü ve hareketsiz bir taş değil, yaşayan, yaratan ve karar veme kabiliyeti olan, yaşayan, üreten, üreyen ve dinamik bir organizmadır.

Kısacası Halk, kendi ve ülke kaderi hakkında bir ülkede kararlara doğrudan katkı yaparak fikir verici olmalıdır.

Ve profesyonellere, sokakta dahil olmak üzere mekanın gerçek sahibinin kim olduğunu, her daim sokaktaki demokratik ve Anayasal hakkını kullanarak inadına göstermelidir.

Gerekirse onlara sokakları meşru adımlar atarak dar etmelidir.

Burası Sokak.
Burası Türkiye demelidir .

Bu Vatan bizim diyerek bunu açıkça irili ufaklı dosta ve düşmana haykırmalıdır.

Ve egemenlere, iktidara ve kendilerini eylemsizleştirmek, kontrol etmek ve kitlemek isteyen ve sistemin bir parçası olan bilindik sarı muhalefete, biz bu Vatanın yegane sahibi olan Türk Halkıyız demelidir.

Kısaca Halk, ekonomik, siyasi, kültürel, hukuki ve sosyal buhranın esas sorumlusu olan bu İktidarı değiştirmek için sokağı, doğru bir program ve kollektif bir önderlikle, Atatürk ilke ve devrimlerini ve Cumhuriyet rejimini tekrar rayına oturtmak için iyi kullanmalıdır.

Bu yol da Halk kendini engellemek isteyen sarı muhalefet ve sözcülerini de elinin tersiyle itmelidir.

Yani Halktan korkanlar sadece bu iktidar değildir. Aynı zamanda sarı muhalefettirde.

İktidarın dışında, kendini Halka sözde bir muhalefet gibi gösterip, siyasi insiyatif ve kontrölün kendi ellerinden doğrudan Halkın kendi eline geçmesinden ve Halk tarafından bir kenara atılmaktan çekinen ve bundan dolayıda Halkın doğrudan ve sokaktan muhalefetini de engellemek isteyenlerdir.
Yani bunlar da Halkın doğrudan demokrasiye katılımından ve iktidarından korkanlardır.

Aynı zamanda bu Halktan korkanlar, sözde bozuk düzendeki bir muhalefet gibi gözüküp, kendileride bir gün olur ya iktidar olduklarında sokakta kendilerine de karşı çıkabilecek olan Halkı şimdiden terbiye etmeye kalkan beynamazlardır ve tescilli umut tüccarlarıdır.

Bunlar her bir sıkı zamanda ise, eteklerin altına kemik bekleyen ve kendilerini gizlenenlerdir.

Fırsatçılardır.

Sinsi siyaset simsarlarıdır.

Siz öyle bunların yüksek perdeden ‘muhalif’ olarak ahkam kesmelerine bakmayın, bunlar esasında sapına kadar korkaktır.

Kalleştir.

Sınıflarının gereği bunlar, Halkı her zaman aldatanlardır ve arkadan vuranlardır.

Ve Halk, işte bu hadsizlere de artık ‘gölge etmeyin başka ihsan etmeyiz’ demeyide bilmelidir.

Bunlara Halk artık biz sizsiz kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz demelidir.

Unutmayalımki tarih sokağı zaptedenlerin ve bedel ödeyenlerin zaferleriyle doludur.

Zorluklara, haksızlık ve zulüme teslim olanlarında mağlubiyetiyle doludur.

Çünkü ülkelerin ve Halkın her zaman kaderini değiştiren teslimiyetçiler ve korkaklar değil, çağdaş devrimciler olmuştur.

Halkın kurtuluşu içinde devrimcilerin de olduğu doğru önderliklerle birlikte yaptığı devrimlerle olmuştur.

Çünkü bu anlamda da Türkiye’de de sokağı bugünlerde zaptetmek demek, esasında Vatanı yani bugünkü Türkiye’yi bu hale getiren emperyalistlerin ve onların iktidar yaptığı işbirlikçilerin elinden alıp, Türkiye’yi tekrar mekanın gerçek sahibi olan Halk olarak zapt etmek demektir.

Atatürk’ün başlattığı Milli Demokratik Devrim’i yeniden devam ettirmek demektir…

Son olarak her zaman olduğu gibi yine:
Atatürk’le kalın.
Cumhuriyetle kalın.
Hoşçakalın.
Sefa Yürükel

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.