Atatürk’ün mirası yaşayacak mı?

Atatürk’ün mirası Türkiye’de yaşayacak mı?

Sana bir hikaye anlatayım; ya da zaten bilenler için hatırlatayım.

1990’ların ortalarından sonuna kadar Türkiye’de Atatürk yorgun bir karakterdi. Ölümünden bu yana onun mirası üzerine koskoca bir siyasi sistem inşa edilmiş (ve bir sürü yanlış işlerin ardına saklanmıştı) ve o kadar tüketilmişti ki, işitilmesi sıkıcı bir isme dönüşmüştü.

90’ların sonu ve 2000’lerin başında, dünyadaki herkes ‘yeni bir yıldız gibi yükselen’ büyük yeni liderlerinin sayesinde Türkiye’de “nihayet gelen liberal demokrasiyi” hevesle selamlarken, onun mirasını daha da törpüleyerek geçti.

Bu noktada birçok insan, liberal demokrasi hatiplerinin gürültülü geçit töreninin altında gerçekte neler olup bittiğine karşı uyardı. O sırada klasik bir Cassandra sendromu vakası meydana geldi ve kimse gerçeklerle ilgilenmedi.

Bir süre sonra insanlar kendilerine liberal demokrasi paketi diye satılanın Batı’daki gerçek liberal demokrasi örneklerinde gördüklerine pek benzemediğini görmeye başladılar. Yeni siyasi kültün ‘yeni Türkiye’ veya ‘ileri demokrasi’ gibi sözleri alay konusu olmaya başladı. Daha sonra 2013 ortalarındaki ‘Gezi Parkı protestoları’ sırasında insanlar liberal demokrasi adına ellerinde ne olduğunu çıplak gözle gördüler.

Liberal laik demokrasiye gerçekten ve dürüstçe inanan insanlar, 2010’ların başında, aldatıcı argümanlar ve yüzeysel yanlış anlatılar uğruna kendi elleriyle kaybettiklerini nihayet anlamaya başlayınca, Atatürk geri döndü.

O, 1920’lerde savunduğu, kurduğu ülkede yaklaşık bir asır önce olduğu gibi aynı profiller tarafından uğradığı saldırılara karşı şimdi bir kez daha duruyor.

Dışarıdan bakanlar için şaşırtıcı olan şey, Türk halkının son yirmi yılda onun mirasını yok etmek için yapılan tüm ayrıntılı toplum mühendisliğine rağmen, ülke nüfusunun yarısının hala onun görüşlerini savunmasıdır. Bir miras böyle yaşar.

Atatürk’ün mirasının yaşayıp yaşayamayacağı sorusuna gelince, bazı değerler ölmez. Miraslarının ne kadarına ihtiyaç duyulduğuna bağlı olarak tarihin belli dönemlerinde sadece solup parlarlar ve bu, günlük siyasetin veya bireylerin küçük zayıflıklarının ötesindedir.

Sam Snow’un Quora yazısından çevrilmiştir

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.