DUİSBURG ANTİ TÜRKİYE KONFERANSI TESADÜF DEĞİLDİR. PEKİ NEDEN?

Son günlerde Türkiye’de,
Küçük diktatör Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ adı altında ki yıkım hamlesi, FETÖ içinde somut lider değişikliği hamleleri, İngiltere, Israil’de Ermeni iddalarının tanınması süreçleri, ‘bayat Dersim iddaları’, Türkiye’de ki iktidarın 20 yılldır sürdürdüğü ve her bakımdan hadsiz, bilgisiz ve çürük siyaseti ve bunun emperyalizm desteği yada yönlendirilmesi ile büyük diktatör tarafından 20 yıldır Türkiye’de dizayn edilmesi, iç milli dinamiklerin emperyalizmin kurgusuyla içerdeki işbirlikçilerinide kullanılarak içten çökertmesi ve somut olarak ABD’nin dışardan kuşatma gibi operasyonları ve tüm bunlar, esasında tek bir Türkiye karşıtı operasyonun bir çok dalları olarak görülmelidir.

Hedef ve operasyon tek ama planda ki uygulamalara bakarsanız ve içerdeki ve dışardaki son gelişmeler de yan yana konup bilimsel bir analizle konu ele alındığında Türkiye’nin çoklu ve yıkıcı bir planla karşı karşıya olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de bu olumsuz gelişmelere karşı hala devlet içinde var olan milli güçler, bunlara kısmen de olsa Irak’ta, Karabağ’da Suriye’de, Akdeniz’de, Ege’de, Karadeniz’de, Türk Devletleri Teşkilatı’nın yeni formasyonuna katkı ile cevap verse de, tüm gelişmeler toptan bir şekilde ele alındığında bu cevapların istenildiği kadar tutarlı ve yeterli olmadığı gözlemlenmektedir.

Burada şu anki konjektürde görülen en büyük sorun ise, Türkiye’de ki başta ekonomik milli dinamiklerin planlama ve üretim ile desteklenmemesi, son dönemlerde Mavi Vatan kavramına fili olarak tam sahip çıkılıp ve alanda uygulanmaması, Kerkük’te peşmergeye dur denilmemesi Türkiye’nin caydırıcılığının ve gücünün dış karşı dinamikler tarafından denenmesi, küçümsenmesini ve her seviyede Türkiye’ye karşı hamlelerini kullanmalarını sağlaması bu olumsuzluk içeren durumuda güçlendirmektedir.
Bu duruma gelinmesi tamamen Türkiye’nin zafiyetlerinden ve ‘oyunu’ iyi oynamamasından kaynaklanmaktadır.

Bu duruma işaret eden bir başka somut konu ise,
bugün Duisburg’da başlayan Türkiye karşıtı sözde ‘Dersim’ konferansıda bu zafiyetin bir devamı olarak görülmelidir.

Eğer bu durum tersine çevirilmek isteniyorsa, Türkiye’nin bu konuları ve oluşumları çürütmek için bir şey yapmamasından bir ders çıkartması lazımdır. .

Ve bu konuda liyakatli insanlar tarafından bugüne kadarki önerilen değerlendirme ve milli çözüm önerileride samimiyetle göz önünde bulundurulmalıdır.

Örneğin Türkiye bugüne kadar hemen hemen her konuda, Türkiye dışında nerede bilindik prestij hastası, liyakatsız ve yiyici tipler varsa onlarla iş tutmuştur.

Bu tipler ise, şahsi menfaatleri zarar gördüğün de de, yani Avrupa devletleri veya ABD devleti bunları bir çeşit ‘muhabbete’ aldıklarında da birden bire ortalıktan kaybolmuşlardır.
Örneğin şimdi bunların hiç biri ortada gözükmemektedir..

Esasında Türkiye dışında ki Türkiye ile ilgili olarak içinde bulunulan bu kötü ve şimdilik, kısmende umutsuz olan durum bu tiplerin suçu değildir.

Bu durum, Türk devleti’nin bugüne kadar ki insan seçimi ile ilgili yaptığı ideolojik ve siyasi hatadan ve liyakatlı bir kesime düşmanlık derecesinde yaptığı ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır.

Bu yüzdende bugünlerde bu tür Türkiye dışı konferanslara karşı çıkacak Türk’ü de Türkiye artık bulamaz haldedir.

Herşey bu konuda açıkça ortadadır.

Kimse kıvırmasın.

Peki ne yapılmazsa ve yapılırsa, ya da bundan sonra ne yapılabilirse diye bir soru sorulursa, ona da cevap bu saatten sonra ancak şöyle olabilir;

Türkiye bundan sonra aklını başına almaz ise, liyakatlı kişileri yanında bulamaz ve elindeki yandaş ve liyakatsiz yiyicilerle bu çeşit haksız ve hukuksuz Türkiye karşıtı kampanyalara karşı yurtdışında bir mücadele veremez. Ve kazanamaz.

Ha Türkiye Ankara’dan bağırıp çağırır.

Ama istenilen sonucu alamaz.

Sadece kendini ve biatçı kesimi tatmin eder ve kandırır.

Eğer Türkiye, içerde ve dışarda Türkiye’nin kazanması için bir çalışma yürütecekse, önce liyakatli insanlar ile birlikte çalışmasını öğrenmelidir.

Herşeyi biz biliyoruz hastalığından vaz geçmelidir.
Ve kaliteli ve çağa uygun siyaset ve uygulamalar için düğmeye basmalı ve bunları adım adım gerçekleştirilmelidir.

Ayrıca her konuda herşeyi çok iyi bildiğini sanan Türkiye’de kiler, öncelikle bir kere de şunu iyi anlamalıdır:

-Bugüne kadar olduğu gibi uyduruk ve romantik milliyetçi söylemlerle ve her yerde herkesi düşman görme ve yaratma hastalığını terk etmelidir.

Ve bu kafayla hiç bir iyi yere varılamayacağını artık anlamalı ve kendi hatalarından ders çıkartarak yeni davranışlar, söylemler ve stratejiler icaat etmelidir.

  • Devlet ve millet olarak Türkler, bireysel ve toplumsal olarak, örgütlü bir biçimde, akıllı bir strateji ve liyakatli insanlar ile dostları çoğaltmanın, düşmanı azaltmanın ve tarafsızlaştırmanın planını ve uygulamasını yapmalıdır.

Bu perspektif Türk devlet ve milleti tarafından yakalanmaz ise istenilen sonuçlara ulaşamayacağınıda bu gibi konularda dünyada bugüne kadar var olan değişik örneklerden de anlamalıdır.

-Ayrıca Türk devleti, Türkiye konusunda içerde ve dışarda duyarlı, liyakatlı ve mücadele eden sosyalist, sol, komünist, kemalist, alevi kökenli kişilerden devlet olarak uzak durarak ve onları düşman olarak görerekte hiç bir yere varılamayacağını idrak etmelidir.

Bu konuda devlet biz ayrım yapmıyoruz yalanınıda bir kenara bırakmalıdır. Devlet bu konuda bal gibi ayrım yapmaktadır hatta liyakatli insanlara düşman hukuku uygulayan bir ayrım yapmaktadır.

Maalesef Türk Devleti, içerde ve dışarda Atatürk sonrası bu tür kalın hatalar yapmıştır ve halada bu tür hataları yapmaya devam etmektedir.

Sorunun çözümü Türk devleti’nin kendi hatalarını görüp ve öncelikle düzeltmesindedir.
Başkalarını ikide bir suçlamasında değildir.

Eğer bugüne kadar Türk devleti yaptığı kendi hatalarından hala ders çıkartmaz, liyakatten ve kendi solcu, kemalist, sosyalist, alevi, komünist insanından uzak durur ve ayrım yaparsa, bundan sonrada gideceği yer bellidir.

Böyle devletler çürür.

Direnemez.

Dirense bile yüzeysel direnir.

Ondan sonra devletler mezarlığında yeni açılan yeni bir devlet mezarınıda boylar.

Bu konuda iki iki daha dörttür.

Tarih’in bu gibi devletlerle dolu solmuş bir bahçeleri vardır.

Ve bu gibi konularda bir başka değinilmesi gereken bir alt konu ise, devlet kademelerindeki bazı kibirlilerinde, bugüne kadar insanlara yutturduğu gibi, bize bir şey olmaz söylem ve yanılgısı, bu gibi sahte böbürlenmeler, kendi kendini tatmin eden ama çağdaş değişime ayak uyduramayan, liyakatli insanları kendi makamlarına tehdit olarak görüp bilerek dışlayanlar, Türkiye’ye asla yardım edemezler. Bunlar devlet ve millete ve milli birliğede ayak bağı olmuşlardır.
Bunlarında tespit edilip bu blindik soruna da bir an önce gerekli neşterin bir an önce atılması gerekmektedir.

Bir kere bir devlet, bilgili, akıl ve bilime inanan insanlardan; sadece solcu, kemalist, sosyalist, komünist, alevi, demokrat oldukları için bunlardan uzak kalıp ve onları düşman görerek ve sadece sağcı, ülkücü, milliyetçi, muhafazakar, dindar diye liyakatsız, akıl ve bilimi rehber almayan vs gibi insan ve kurumlarla Türkiye dışında ve içinde çalışırsa devlet olarak iyi bir yere varamaz.

Vardığınız yer bu kadar olur.

Daha kötüsü olur.

Türk Devleti şunu bir kere anlamalıdır;

Türkiye bundan sonra içte ve dışta rahatlamak, gelişmek ve düşmanlarını azaltmak ve dostlarını çoğaltmak istiyorsa, öncelikle, alevi, solcu, komünist, sosyalist, kemalist ve ulusalcılarını itmemeli ve kazanmalıdır.

Bu yüzden de eğer Türkiye içerde ve dışarda her konuda makul bir biçimde kazanmak istiyorsa öncelikle, ya devlet olarak insanına bakış açısını değiştirmeli ya da kazanmamak istiyorsa mevcut durumdaki olumsuzluklara bir çeşit figüranlık yapıp, içte başka dışta başka söylemle, her gün içi boş ve belli bir taktikle, günlük ve sahte bir söylem ‘fesefesi’ geliştirerek ve hep kaybeden olmayı her seferinde sindirmelidir.

Tercih Türk Devletinindir.
Türk Milletinindir.

Her zaman olduğu gibi :
Atatürk’le kalın.
Cumhuriyetle kalın.
Hoşçakalın!

Sefa Yürükel

1 yorum

  1. Mütemadiyen liyakatli insanlar dan bahis edilmekte , ancak bu yazıyı yazanın da ne derece liyakat Li olduğunu, nere ile , kime bağlı olduğu şeklinde bir sual ortaya çıkıyor ? Asla her hangi parti ile ilgim olmadı. İlk okulda Atatürk ‘ümün Aziz ellerini öpebilme şerefine ermiş bir Türk’üm . Çoksa gururluyum. Boru Recep le Şalvar Kemal ayni kalitede canbazlardır. Diğer, solcu , Kemalist vs ile kimlerden Bahis etmek istemektesiniz, açık ve kolay anlaşılanilinen olun. Nerede yukarıdaki kalabalık dümende olur, geçmişe bakın , sizin liyakat dediğimiz bu ise çok düşünmenin gerekli olduğu meydana çöküyor. Bu güne kadar Türkiye Forumunu dikkat ile oluyorum. Atatürk ‘ünü her an gönlünde yaşatan ve asla “ Ödün” vermeden doksanın üstünde emekli bir hekim kardeşiniz olarak söylemek istiyorum ki çok konuşmadan açık seçik,” politika” intibaını vermeden , tepeden bakmadan , yan yana el tutarak , ve ne söylediğinde “ inanarak” konuşu. Turan Argun M.D.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.