TEȘKİLÂT-I ESÂSÎ

TEȘKİLÂT-I ESÂSÎ

Devletkolik diyebileceğimiz bir kesim insanımızın ‘Devlet’i bir türlü anlayamadıklarına ilișkin bir dizi yazı yazdım.

Bunlar içinde en akıllı olanları bile, bin yıllık ‘Devlet’ geleneğimizden falan sözederler, ki bir bașına bu yaklașım bile ‘Devlet’i tanımadıklarının kanıtı olarak ileri sürülebilir.

Ve yine, çok daha bilgili olanları, örneğin Cumhuriyet’le birlikte Devlet’in ayaklarının gökten yere indirildiğini filan söylemektedirler.

İște bu son tümceyi biraz açmak gerekiyor.

Ki, kendilerinden bir ‘Anayasa’ yapmaları beklenilen ‘saygın’ anayasa profesörleri de ‘Devlet’in ayaklarının yere basmasının ne demek olduğunu kavrayabilsinler.

Örneğin Burhan Kuzu ya da sözde ‘Meclis’ bașkanı Șentop ya da Osman Can gibileri bu son kategoriye giriyorlar denilebilir.

Ya da, bugünlerde șu parti bu parti ya da partiler arası tartıșıldığı söylenilen ‘anayasa taslağı’nın herhangi bir ‘anlamı’nın olup olmadığı anlașilabilsin.

Örneğin Fransa’da ‘Hukuk Fakültesi’ birinci sınıf öğrencilerine ‘Kurucu Güç’ (Pouvoir constituant) ile ‘Kurulmuș Güç’ (Pouvoir constitué) arasındaki ayrırım öğretilir.

Bu ikincisine ‘Hükûmet’ de denilebilir.

Ancak sadece ‘Hükûmet’ değil, ama ‘Meclis’ dahil tüm ‘Devlet Yapılanması’ bu ‘Kurulmuș Güç’, yani ingilizcesi ile ‘Establishement’ içine girmektedir.

Osmanlıcası ile ‘Teșkilât-ı Esasîye’ yani Devlet’in ‘Temel Yapısı’dır sözkonusu olan.

İște ‘Devlet’in ‘Temel Yapılanması’nın, bir kiși (Kral, Șah, Padișah) ya da çevresindeki bir kısım ‘Akıllı’ tarafından (Divan, Parlamento vb) belirlenmesi ile bir halkın ‘tüm’ü tarafından belirlenmesi arasında derin bir ayırım vardır.

Ve bu ayırım, tarihte ilk kez 1789 Büyük Fransız Devrimi sırasında yașama geçirilmeye çalıșılmıștır.

Kușkusuz düșünsel temelleri ‘Aydınlanma’ düșünürlerince atılmıștır, ama somutlaștırılma girișimleri ‘Devrim’le birlikte bașlamıștır.

Ne var ki, ne birkaç gün, ne bir kaç ay değil ama birkaç on yıl sürmüștür ve hâlâ sürmektedir denilebilir.

Ayrıntısına ayrıca girilebilir.

Ancak biz burada kısaca ‘Kurucu Güç’ üzerinde duralım.

Bașka ‘Devlet’ler bir yana, ki herbirinin ayrı bir ‘kuruluș öyküsü’ vardır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1920 yılından bașlayarak en azından 15 yılda kurulmuștur denilebilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ‘kurulması’ dahil, Cumhuriyet’in ilanı ve ardından gelen ‘Anayasa Değișiklikleri’ bu ‘Kurulmuș Güç’ (pouvoir constitué)’ün ‘kurulma süreci’nin așamaları olarak değerlendirilebilir.

Kaldı ki, güzel bir terim olan ‘Anayasa’ bile bu ‘kurulma süreci’nin tam olarak dile getiremeyen bir ‘terim’dir.

Fransızcası ‘constitution’ olup, doğrudan ‘Yapı’ anlamına gelmektedir.

Devlet’in ‘ana yapısı’ ya da ‘teșkilât-ı esâsî’, yani ‘temel örgütlenmesi’..

İște bu temel yapının olușumunu Tanrı’ya dayandıran, 1789 öncesi ‘Devlet’leri ile bu tarihten sonra kurulușlarını sürdüren ‘Devlet’ler arasındaki ayırım, ‘kuruluș süreci’ndeki harcı kimin kardığına dayanmaktadır.

Demek ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Osmanlı Devleti arasında kimi göreli süreklilik olsa bile, ‘Kurucu Güç’ bakımından çok önemli bir farklılık sözkonusudur.

Günümüzde, bu ‘Kurucu Güç’ün kendilerinde olduğunu sanan ‘siyasetçi’, ‘parti’ ya da ‘kiși’lerin bilmesi gereken konuya gelince, bunların olağanüstü bir ‘yetki gaspı’na yöneldiklerini söyleyebilirim.

Çünkü bunların hiçbiri, ‘Devletin Temel Yapısı’nı değiștirmek için ‘seçilmiș’ değillerdir.

Bu iș için, olmazsa olmaz koșul, bir ‘Kurucu Meclis’ seçiminin yapılmasıdır.

Hele, biçimi (forme) bilinçli olarak tamamen bozulan (déforme) ve șimdilerde sözde yeniden-biçimlendirme (réforme) teranelerinin dillendirildiği bir ortamda, bu bilinçli bozguncuların yer alacağı bir ‘Anayasa’ değișikliğine kalkıșmak, ‘Kurucu Güç’ bakımından kabul edilemez bir durumdur.

Tarihsel, toplumsal, hukuksal, siyasal ve felsefî olarak kabul edilemez bir durum.

Ancak, burası Türkiye olur mu olur diyecek olunursa, tarihe, topluman hukuka, siyasete, felsefe ve bilime karșı yapılmıș olur.

Bizden söylemesi..

Not:2020 yılı Aralık ayında yazdığım bu yazıyı, Zındık İsmail’in Anayasa ile ilgili son açıklaması dolayısıyla yeniden yayımlıyorum. Bu Zındık İsmail, Amerikan 6ncı filosuna secde etmesi dolayısıyla Kahraman olmuş ve giderek Dr Recep ‘Devlet’inde Meclis Başkanlığı falan yapmıştır. Olmuştur, yapmıştır, etmiştir ama bir türlü ‘Adam’ olmamıştır. İşte yine bu İsmail, zıbarmadan son bir zındıklık yapayım demiş olmalı, ki zındıklığı Kuzu gibi tarihe geçe…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.