YÜREĞİMİZ YANARKEN 30 AĞUSTOS

Ülkem yangın yeri…Bir yandan ormanlarımız cayır cayır yanarken,rant beklentisi olanlar avuç ovuşturup seyrediyor.

Bir yandan seller basıyor ülkemin bir başka bölgesini,plansız yapılanma,dere kenarlarına ve vadilere yapılan evler yüzünden…

Yine yanlış yapılanma ve malzemeden çalan müteahhitler yüzünden depremde yıkılan evlerde canlarımızı kaybediyoruz.

Bizler yazıyoruz da kaç kişi okuyor,okurken bile korkuyorsunuz okuduğumuz belli olmasın diye.Bu kadar mı sindirildi Türk halkı…Bu kadar mı korkuyor insanlar.

Onurumuzu,gururumuzu,ülkemizi kaybediyoruz daha korkacak neyimiz kaldı ki….

Afyon ‘nun küçücük bir dağ köyünde doğdum ben…Yunan işgal ettiğinde köyümüzü, komutan toplamış köy meydanına savaşa gidemeyen yaşlı çocuk ve kadınları.”Bizim sizlerle bir derdimiz yok,eğer askerime ekmek ve yemek yaparsanız,biz de kimseye dokunmayız”

Köyde erkek kalmamış ki…Kim sesini çıkarsın.O arada hamile bir genç kadın”Ülkemizi biz kadın ve çocuklarla da koruruz,asla teslim olmayacağız,bir öldürseniz,bin dünyaya getiririz,bakın yeni mehmet yolda”der demez oradan bir Yunan askeri süngüsünü taktığı gibi kadının karnını yarıp çocuğu süngünün ucuna takıp çıkarmış.

Babaannem anlatırdı hep.Komutan çok iyi bir adammış,askeri hemen cezalandırmış ve bir kaç gün sonra gece yarısı bütün köyü tek tek gezerek”bu gece köyü yakacaklar,hemen kaçın dağlara”demiş.

Herkes sessizce hayvanlarını salıverip,çocukları toplayıp dağlara kaçmış.Oradan seyretmişler alevler içindeki köylerini…

Bizim köyümüzde o zamanlar tütün,üzüm bağları ve ceviz ağaçları varmış her bahçede.

Demek ki o günden sonra bu yüzden yok hiç birisi…O günleri hatırlamamak için belkide…

Ertesi günü köye geldiklerinde o haber veren yunan subayı köy meydanına asılmış ve köy duman,is içinde…

O yunan subayın sayesinde herkesin canı kurtulmuş ve o subayın adını vermişler köyümüze…

Türk ordusu, 26 Ağustos 1922 gecesi Ahır Dağları üzerinde yer alan Yunanların geceleri savunmadığı Ballıkaya mevkiine ilerlemiş ve buradan sızarak Yunan hatlarının gerisine ulaşmış. 

Sabaha kadar  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’de toplanmışlar. Sabah 04:30’da topçuların taciz ateşi ile birlikte harekat başlamış. Saat 05:00’te kritik noktalara topçu ateşi, 06:00’da Türk piyadeleri, Tınaztepe’ye yaklaşarak tel örgüleri aşmış. Yunan askerini süngü hücumu ile temizleyen ordu, Tınaztepe’yi kontrol altına almış.

09:00’da Belentepe, ardından da Kalecik – Sivrisi düşman işgalinden kurtarılmış. Taarruzun ilk günü 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirmiş.

27 Ağustos Pazar sabahı,Türk ordusu tüm cephelerde genel bir taarruza başlamış.İnsanüstü ve yoğun bir çaba sonunda Afyonkarahisar ele geçirilip,Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyonkarahisar’a taşınmış.

28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen harekât, 5. Yunan Tümeni’nin çevrilmesi ile sonuçlanmış. 

30 Ağustos 1922 Çarşamba günü, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanıp, Büyük Taarruz’un son safhası tarihe”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” olarak geçmiş.

Büyük Taarruz’un ardından düşman ordusunun büyük kısmı dört bir yandan sarıldı. Ateş hatları arasında kalan düşman birlikleri tamamen yok edilmiş.

Türk birlikleri,böylece Kütahya’yı ele geçirmiş. Anadolu’daki Yunan birliklerinin yarısı imha veya esir edilmiş. Kalan Yunan birlikleri de üç grup halinde geri çekilmiş.

Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, Yunan ordusunun kalan kısmının imha etmek için Türk ordusunun büyük kısmının İzmir istikametine yol almasına kararlaştırmışlar. 

Kuvayı Milliye Efeleri, milis kuvvetler, gönüllüler de canla başla mücadele ederken, Mustafa Kemal Paşa “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiş.

1 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusunun Yunan ordusunu takip etme harekâtı başlamış. 

Yunan ordusu Başkomutanı General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile 6.000 asker, 2 Eylül de Uşak’ta Türk birliklerine esir düşmüşler.

Türk ordusu, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e giriş yapmış. 

Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükûmet Konağına, 5. Süvari Tümenin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadifekale’ye Türk bayrağını çekmişler.

İçim yanıyor,Kurtuluş Şavaşı’nda ne gençlerimiz canını verdi…Kanını verdi…Ne çocuklar babasız kaldı…Ne gelinler elinin kınasıyla eşlerini savaşta kaybetti…

Türk kanı taşıyan…Türküm diyen herkes ülkesini düşman işgalinden kurtarmak için dişini tırnağına takarak savaştı yokluklar içinde…

Ya şimdi neler oluyor…Türküm demeye korkuyorlar…Düzmece senaryolar ile Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyetimiz bir bir yok edilmeye çalışılıyor.

TSK yı…Eğitim Sistemini…Darmaduman ettikleri yetmedi…Yeraltı ve yer üstü madenlerimizi…Ormanlarımızı…Yakıp yıkıp talan ediyorlar…

Sevr Andlaşması nın hükümlerini dış güçler değil…Düşman bildiklerimiz değil…İçimizdeki hainler gerçekleştiriyor birer birer…

Aklım almıyor…Kanım donuyor…Bunlar olurken sanki ölü toprağı serpilmişçesine kimsenin sesi soluğu çıkmıyor…

Nerede 19 Mayıs Ruhu…30 Ağustos Ruhu…23 Nisan Ruhu…29 Ekim Ruhu…

Nerede Kahraman Türk Ruhu…Neredesiniz…Ülkem içten kuşatılıyor…

Dış düşmanlar alıcı kuşlar gibi etrafımızda el avuşturarak bekliyor…

Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri nerede…

30 Ağustos zaferi, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri,yalnızca bizim mi? Ezilmiş bütün ulusların,bütün insanlığın, özgürlüğe, kurtuluşa, onuruyla yaşama kararlılığına attığı bir adımın bayramıdır.

Şehitlerimizin ve Atatürk’ün kemikleri sızlıyor…Haklarını helal etmiyorlar bizlere…

Kalmadı mı ülkesini seven insan…Neredesiniz…Yeter artık uyanın… Neredesiniz çığlıkları yükseliyor şehitliklerimizden…

Atam…Atatürk’üm…Sen olmayanı oldurdun…Bir avuç askerle büyük bir devrim yaptın ve ülkemizi bir çağdan alıp,yeni bir çağa götürdün…

Şimdilerde ise,suriyelisi,afganı ülkemize dolduruluyor,sanki ülkem gözlerini kapatmış,yabancı işgalini görmezden geliyor…

Ben hala umudumu yitirmedim…Türkiye üzerinde emperyalistlerin ve içimizdeki hainlerin siyasi emellerini boşa çıkaracaktır Atatürk’ün evlatları… Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın…

Umudunu yitirenlerin kaybedecek bir şeyi kalmamış demektir.

Eminim Türk halkı çok geç olmadan daldığı bu derin uykudan uyanıp, ülkesine ve devrimlerine sahip çıkacaktır… Biz yüzyıllarca bu bayramları kutlayacağız.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun…

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.