Adamların Koltukları Bırakmaya Hiç Niyeti Yok…

Şu son 20 yılda ülkemizde bir gelenek, bir alışkanlık oluştu: Parti yöneticileri, sahip oldukları koltuklardan, makamlardan kovulana dek gitmiyorlar. Onu kolay kolay terk etmiyorlar…

Başarılı olsun, olmasın; sevilsin, sevilmesin; iktidarda olsun, muhalefette olsun, bazı yöneticilerin koltukları bırakmaya hiç niyetleri yok… Allem edip, kallem edip, bir yolunu bulup, yine yerlerinde kalıyorlar…

Bundan sonra da bırakacak gibi görünmüyorlar. Tabii bunda bilinçsiz seçmenlerin etkisi de büyük.

Şu orman yangınları ve verdiği zararlar karşısında orman bakanının istifa etmesi gerekmez miydi? Ülkede orman kalmadı. Ama nerede… Adam pişkin pişkin demeçler veriyor ve koltuğunda oturmaya devam ediyor…

Ne kendisinin ne de liderinin yerinden kalkmaya hiç niyeti yok.

Günümüzün muhalefet liderleri de aynı durumda… Onlar da koltuklarını pek sevdiler ve bırakmaya niyetli görünmüyorlar. Bu güne değin hep iktidarın eksik, aksak yanlarını ortaya koyduk; eleştirdik. Artık sıra muhalefete de geldi…

Sözün burasında şu gerçeği hemen belirtelim. Bir muhalefet yöneticisi dürüst, temiz, namuslu, doğru insan olabilir… Harama el uzatmadan, yalana başvurmadan partisini yönetebilir… Buna itirazımız yok. Çoğu muhalefet liderimiz de bu nitelikte, bu yapıda zaten.

Ama 19 yıldan bu yana bir şeyler eksik ya da yanlış gitti ki halkın da ülkenin de iki yakası bir araya gelmedi. İnsanlarımız ve vatanımız bir türlü bataklıktan kurtulamadı.

Muhalefet partisi başkanı olmak ayrı şey; Lider olmak, öncü olmak, önder olmak, mücadeleci olmak ayrı şeydir… Yani herkes başkan olabilir ama bir Mustafa Kemal Atatürk olamaz. Onun gibi savaşçı, devrimci olamaz…

Ülke 20 yılda çöktü. Battı. Darmadağın oldu. Yağmalandı. Biz hâlâ seyrediyoruz ve bol bol konuşuyoruz. Yaptığımız başka bişey yok…

Ordunun, toplumun, yapısını, düzenini bozdular. Atatürkçü, laik, tam bağımsızlık yanlısı komutanlarla yıllardan beri oyuncak gibi oynuyorlar…

Bir hapse atıyorlar, bir yanıldıklarını, yanıltıldıklarını söyleyerek dışarı çıkarıyorlar. Sonra da halktan ve komutanlardan özür diliyorlar.

19 yıllık bir dönemden sonra ülkenin ulusal nitelikleri, Atatürk’ün canı pahasına kurduğu Cumhuriyet, laik düzen, çağdaş, ulusal değerler yok edildi.

Resmi kurumlar ve TBMM türbanlılarla dolduruldu. Muhalefet de “Halktan 3 – 5 oy alabilir miyim acaba” diye buna destek verdi. Ama hiçbir şey değişmedi.

Ne bayrak kaldı ne marş. Ne laiklik kaldı, ne Ant. Ne Türk kaldı ne Türklük… Ülke mültecilerin çiftliğine döndü. İnsanımız “Türk’üm” demeye çekiniyor şimdi…

Ne meclis kaldı ne milletvekili. Ne yasa kaldı ne Anayasa… Ülke artık kararnamelerle yönetiliyor.

Bakan çıkmış, “Cumhurbaşkanım emretti, yaptım” diyor. Adama sormazlar mı o zaman; “Peki sen kendi başına karar veremiyorsun da o koltukta niye oturuyorsun?”

TBMM’deki milletvekilleri robot gibi uzaktan kumanda ile yönetiliyorlar… Ve bütün bunlar muhalefet partilerinin gözleri önünde gerçekleşiyor.

Peki, bu partilerin liderleri, şimdiye dek, soygun düzenini, Orta çağa dönüşü önlemek için ne yaptılar? Nasıl bir önlem aldılar? Nasıl bir mücadele yürüttüler? Bir arpa boyu yol alabildiler mi?

Üye ve oy sayısını artırabildiler mi? Seçim kazanabildiler mi?

Hayır. Kazanamadılar. Üstelik bir de iktidar partisinin bazı ayak oyunlarına göz yumdular.

Örneğin, AKP, geçmişte seçim kazanmak için yasada olmayan bazı yöntemlere başvurmuştu. Anayasa değişikliği referandumunda” mühürsüz oy pusulalarını ve zarfları geçerli saymıştı.

Muhalefet liderleri bu uygulamaya o zaman hiçbir müdahalede bulunmamış, seyirci kalmışlardı.

Yani bu günlere sadece AKP’nin kötü, yanlış ekonomik ve politik uygulamaları ile gelmedik. Bu çorbada muhalefet partilerinin de tuzu var elbette. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Uzlaşmacı, çekingen, korkak politikaları ile onlar AKP’nin önünü açtılar; bilerek ya da sessiz kalarak, kararlı mücadele yürütmeyerek, onun pis, kötü uygulamalarına destek oldular.

İktidar ya da muhalefet partileri yöneticilerinin bu başarısız politikalarının onda biri uygar ülkelerde gerçekleşseydi, şimdiye çoktan makamlarını terk edip, gitmişlerdi. Ya da halk tarafından alaşağı edilmişlerdi.

Ama burada bir noktaya açıklık getirmem gerekiyor.

Bu makale ile ben şunu demek istemiyorum: “Madem muhalefet partilerinin yöneticileri başaramadılar onlara karşı savaş açalım, onları yönetimden uzaklaştıralım…”

Hayır. Zaman, o zaman değildir şimdi. Çünkü tam zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Yani, Tarzan zordadır. İtsen yıkılacak durumdadır. Bu koşullarda muhalefet partilerinin tek hedefi, bölünüp parçalanmadan, “Güç birliği” yaparak, AKP’yi alaşağı etmek olmalıdır.  

Ve bazı karamsar, umutsuz düşünceli vatandaşlarımızın aksine ben, 19 yıldan bu yana ilk kez halkımızı bu kadar çok dirençli, mücadeleci, muhalif bir konumda görüyorum.

Bugünkü ortamda muhalefet partilerinin yöneticileri birleşip, bütünleşerek halka örnek olmalı; umut ve güç vermeli, doğruları, gerçekleri anlatmalıdırlar. Yukarıdaki eleştirileri ben bir “Özeleştiri” olarak kaydediyorum… Şimdilik görevimiz vatanı kurtarmaktır, AKP’yi alaşağı etmektir.

SÖZÜN ÖZÜ: Önce şu iktidardan bi seçimle kurtulalım. Herkesle hesaplaşma, (buna muhalefet liderleri de dahil) ondan sonra başlayacaktır. Bu hesaplaşmadan sonra her şey daha güzel olacaktır…

(alieralp37@gmail.com)

Yayım tarihi
Ali Eralp olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.