BİZ ÖLMÜŞÜZ DE NE AĞLAYANIMIZ NE DE ANLAYANIMIZ VAR

Suriyeliler giderse Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisi çöker”
Kim diyor bunu?

Sosyolog, akademisyen, profesör, yazar, çevirmen, siyaset adamı, AKP’nin eski milletvekili, Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı Yasin Aktay diyor.

AKP’li başdanışman tam olarak ne diyor?
“Eğer Suriyeli ve diğer sığınmacı-mülteci kişiler ülkemize gelmemiş olsalardı biz ekonomik olarak iflas bayrağını çekmiştik” diyor.

“Ülke olarak Konkordato ilan etmiş, Osmanlı’dan sonra Düyun-u Umumiye’yi yeniden hayata geçirmiştik” diyor.

Vah vah vah vah vahhh!
Vah ki ne vah

Neresinden tutacak olunsa insanın elinde kalacak bir açıklama…
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti çoğu çocuk ve kadın birkaç milyon Suriyeli ve diğer sığınmacılar sayesinde ayakta duruyor öyle mi?

Eğer bu doğru ise biz çoktan ölmüşüz de ağlayanımız yok demektir.
Eğer bu doğru ise biz çoktan toprağa girmiş çürüyoruz da kokumuzu alan yok demektir.
Eğer bu doğru ise biz çoktan bitmiş ve tükenmişiz de bunu idrak edenimiz yok demektir.
Eğer bu doğru ise biz çoktan yeni bir Filistin olmuş ve İsrail’i yaratmışız da anlayanımız yok demektir.
Eğer bu doğru ise sizler 19 yıl boyunca iktidarda kalıp, yemiş içmiş bu ülkenin ekonomisini tarumar etmişsiniz demektir.

Peki gerçekler ne diyor?
Tüm gerçekler matamatiksel rakamlarda…
Lütfen bundan sonrasını dikkatle okuyalım ve nasıl bir felakete doğru süratle yol aldığımızı görelim.

TÜİK rakamlarına göre;
Türkiye Cumhuriyeti’nin Nüfüsu: 83 Milyon
Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Suriyeli sayısı: 4 Milyon
Türkiye Cumhuriyeti hapishanelerindeki mahkum sayısı: 297 Bin
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mahkûm sayısı: 267 Bin (% 0.32)
Mülteci, sığınmacı mahkum sayısı: 30 Bin (% 0,75)

Yani bu ne demek?
Türkiye Cumhuriyetine sığınan yabancıların suç işleme oranı Türk vatandaşlarının suç işleme oranından üç kat daha fazla demek. (Bu suçların neredeyse tamamı yüz kızartıcı suçlar.Taciz, tecavüz, pedofili, hırsızlık dolandırıcılık,sahtekarlık, sahtecilik vs )

Bu yavrularımızın, çocuklarımızın torunlarımızın yarınları cehennem demek.

Bu kadar mı?
Keşke sadece bu kadar olsaydı ve tehlike sadece bununla sınırlı kalabilseydi.
Ülkeler sadece savaşlarla işgal edilmez.
Hatta ve hatta bir ülkeye sahip olmanın en etkili ve en kesin yolu savaş değil demografik işgaldir.
Demografi nüfus bilimidir.
Her ülkenin ve her topluluğun kendisine has bir demografik yapısı vardır. Bu yapı bir ülkenin veya bir topluluğun yaşam biçimini, ahlaki kurallarını, ilke ve kaidelerini kapsar.
Müdahale edilmesi durumunda huzur ve düzenin yerini kaos ve kargaşa teslim alır.

Özetle…
Tavuk dolu kümeste bir çift gelincik beslemeyi göze almışsanız, o bir çift gelinciğin çiftleşerek çoğalacağını ve sonucunda kümesinizde bulunan tavukları katledeceğini baştan kabul etmişsiniz demektir.

Bakın Dünya’nın önde gelen demografi uzmanları Türkiye hakkında neler söylüyorlar?
Türkiye’de geçici koruma altında olan Suriyelilerin sayısı Ağustos 2019 itibari ile 3.643.870’dir. Bu sayı, ortalama aile büyüklüğü 5,8 civarında olan Suriyelilerin Türkiye’de yaklaşık olarak 620 bin haneye sahip olduklarını göstermektedir.
11 Ağustos 2019 itibari ile Suriyeliler 83 milyonluk Türkiye
nüfusunun %4,44’üne;
Ağustos 2020 itibarı ilede %5,54’üne denk gelmektedir.
Bu artış hızı ile 15 yıl sonunda Suriyeliler Türkiye nüfusunun %15′ ine, 30 yıl sonra da %28 ine denk gelecektir.

Sözün özü…
1947 yılının Filistin’i durumundayız.
Kudüs’ün nüfusu ortaçağ boyunca ve 19. yüzyıla kadar hep 10 bin civarında oldu. 19. yüzyılın ilk yarısında 11 bin olan Kudüs nüfusunun 6 bini Müslüman, 3 bin 500’ü Hıristiyan ve bin 800’ü Yahudiydi. Fakat Yahudiler 20. yüzyılın başında, göçler nedeniyle demografik üstünlüğü ele geçirdi. 10 bin Müslüman ile 10 bin Hristiyan’a karşılık, Yahudi nüfusu 30 bine, yani hem Müslüman hem de Hıristiyanların üç katına ulaştı.
Ve sonuç…
Kendi topraklarında sığınmacı durumuna düşen Filistin.
İşte tam olarak bu durumdayız.

Sığınmacı ve mültecilere insani vazifemizi yapalım elbette
Ama kendi topraklarında yapalım. Bayram tatili için rahatça giderek, güle oynaya geri döndükleri yerde yapalım.
Biz artık sığınmacı ve mülteci istemiyoruz.
Üç beş kuruş paraya yavrularımızın yarınlarını satarak yaşamlarını cehenneme çevirmek istemiyoruz.
Sessiz işgale dur diyoruz.

Sadece 1 yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hedefimiz G10 arasına (dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına) girmek” demişti. Hayaller, G10 arasına girmek, Gerçekler, koskoca Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi bir avuç sığınmacı sayesinde ayakta duruyormuş. Ne yaman bir tezat, değil mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.