KORKU TÜRKİYE’Yİ ESİR ALMIŞ DURUMDA

KORKU TÜRKİYE’Yİ ESİR ALMIŞ VE FELÇ ETMİŞ DURUMDA. PEKİ NE YAPMALI?

“Korku işe yarayabilir ama korkaklık hiçbir işe yaramaz.”

Mahatma Gandhi

Son 19 yıldır,
Türkiye’de
siyasi iktidardan
fışkıran
bir ;
siyasi tahakküm,
hukuksuzluk,
adaletsizlik,
baskı,
yoksulluk,
hapis cezası,
tutuklanma,
işinden olma,
mallarına el konması,
belirsizlik vs gibi yaygın olan
ve bundan kaynaklıda
büyük bir
korku
epidemisi var.

Bu epidemi şunda,
bir Halkın var olması için,
gerekli
ve varlık nedeni olarakta bilinen
refleksleri olan;
aklını,
sorgulama yeteneğini,
itiraz etme olgusunu
ve düşünme sistemini,
sosyal,
siyasal,
psikolojik,
hukuki,
iktisadi ve kültürel olarak
felç etmiş
ve çökertmiş durumdadır.

Ve bu,
son 19 yıldır iktidar tarafından yatılan
ve bilerek yayılan
korku epidemisi,
özellikle konforundan
hiç bir şey kaybetmek istemeyenlerin içinde
çok fazla
olmak üzere,
kısa dönem çıkarcılarda dahil tüm toplum katmanlarına
peyder pey
yayılmış durumdadır.

Açıkça belirtmek gerekirse,
bu epidemi,
şu anki
görünüşe göre,
Türkiye’yi
bireyleriyle birlikte,
sosyal,
kültürel,
siyasi
ve psikolojik olarak
hasta bir Halk
ve ülke yapmış durumdadır.

Bir Halk,
yaşayan toplu değerlere sahip bir varlık olarak,
bu şekilde
devam edemez.

Etmemesi için,
bu duruma devrimci bir ‘neşter’ atılması
yani bu konuda müdahil olmak isteyen toplum insanları tarafından,
buna karşı
radikal çözüm alternatifleri
geliştirilmesi
gerekmektedir.

Evet korku bazen bir işe yarayabilir.

Bu korku;
Ülkeni,
demokratik rejimini, bağımsızlığını,
toplumsal özgürlüğünü,
çocuklarının özgür geleceğini
toplumsal refah
ve kalkınmayı,
Devletin bekasını
kaybetme korkusu
olduğu zaman bir
işe yarayabilir.

Bu olumlu bir korkudur.

Ama bu korkunun işe yarayabilmesi için,
bu tip bir korkuyu
katalizör olarak
kullanmak gerekir.

Bu olumlu korkuyu,
bireyler kullanmadığın zaman ise,
bireyler
sadece bencil
ve olanaklarını kaybetme korkusuna kapılır.

Korkarkende yalnızdır.

Bu tip bencil korku,
bireyi yaşarken
ölü bir hale getiren
ve amansız bir hastalığa dönüşen bir korkudur.

Bu tip korkunun bireylerde yaygınlaşması ise,
bireylerin oluşturduğu Halkı derinden etkiler
ve felç eder.

Bu tip bir korku olumsuzdur.

Bunun bireyede,
içinde yaşadığı Halka
ve ülkeyede
hiç bir katkısı yoktur.

Bir ülkede ,
sağlıklı bir birey ve Halk yaratılması,
O ülkenin
bireyleri ve Halkının içinde
sağlıklı,
Milli
ve Milli olmakla çelişmeyen manevi
insani değerlerinin
ve bunların tatbikinin,
tekrar Halkta yaygınlaşmasının sağlanmasıyla oluşur.

Bu tip bir sağlıklı Halkın ve ülkenin yaratılması
yada bunların tekrar
sağlıklı hale gelmesi
İçin olan adres ise
genellikle
bellidir.

Örneğin Türkiye gibi bir ülkede,
sağlıksız bir Halka gösterilecek adres
ve verilecek panzehir,
laik,
hukukun üstünlüğünü benimseyen,
sosyal bir devletin ideolojik yapısını oluşturan,
toplumu katılımcı
ve karar verici
bir yaşam tarzına kavuşturan,
denenmiş
Modern bir Cumhuriyet sistemidir.

Bu sağlıklı değerlerin
Türkiye’de;
düşüncüsü,
plancısı
ve
tatbikcisi
ise:
Atatürkçülüktür.

İşte bu epidemiyi yenmek,
bireyleri,
toplumu
ve ülkeyi
tekrar
sağlıklı hale getirmek için,
Atatürkçü siyasi düşüncelerin,
bu düşüncenin taşıyıcıları
tarafından,
tekrar,
akıllıca,
cesurca,
sistemli,
programlı olarak
toplumda yayılması
ve
toplumun geniş kesimlerinde kabul görmesi
ile
mümkündür.

Yani Türkiye’de bu korku epidemisini alt etmek için,
öncelikle bugün,
toplumun geniş kesimlerine tekrar gerçek Atatürkçülük aşısını
yapacak olan
doğru Atatürkçü,
devrimci öncülere
ihtiyaç vardır.

Ondan sonraki süreçte ise,
bu korku epidemisini alt etmek için,
alana çıkacak olan
ve çıkması mutlaka gereken
bu,
liyakatlı,
sınanmış
devrimci öncülerin,
Halkın
büyük çoğunluğunun
Atatürk gibi düşünmesini sağlaması,
ve Atatürkçü düşünceleri
eyleme dökmesi,
aynı düşencedekileri örgütlemesi,
birlikte hareket etmesi,
Halkı
bu düşünce etrafında
seferber etmesi
ve birleştirmesi
ve Halkı siyasi iktidara taşıması gerekmektedir.

Bu ise ,
ağır bedel ödemekte dahil,
büyük bir bilinç,
özverililik,
fedakarlık,
öngörülülük,
devrimcilik
ve eylemlilik gerektirir.

Kısacası, Türkiye’de bugün var olan,
bireyi ve Halkı hasta yapan
korku epidemisini yenmek
ve yerin dibine gömmek,
ancak
Atatürkçü bir düşünce çizgisinde bir mücadeleyle,
ideolojik,
siyasi,
iktisadi,
hukuki
ve sosyal bir
devrimci neşterle olur.

Bunun nasıl yapılacağı
ve yapacaklarda
aslen ve apaçık bellidir.


Son söz olarak her zaman olduğu gibi yine:

Atatürk’le kalın.
Cumhuriyetle kalın.
Hoşçakalın!

Sefa Yürükel

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.