YAZ TATİLİNDE HEM DİNLENMELİ, HEM DE ÖĞRENMELİYİZ!!!

 Özellikle uzunca olan yaz tatillerinin sadece yan yatıp, zamanı boşa geçirmek için  olmadığını, her tatilin hem eğlenme hem de öğrenme süreci olabileceğini tekrar  hatırlatmak için, bu “yaz tatili” yazısını öğrencilerimizin ve de ailelerinin bilgilerine,  son yıllarda olduğu gibi, tabii ki bazı değişiklikler yaparak, geleneksel olarak tekrar  sunmakta yarar görüyorum. 

 Türk öğrencilerimizin de okullarında öğrenim gördüğü Batı Avrupa ülkelerinde,  ülke ve eyaletleri arasında, yoğun trafik sorunlarının oluşmaması için, gün ve hafta  farklılıkları göstermiş olsa da, bütün okullar yaz tatiline yavaş yavaş girmeye  başladılar.  

 Sınıfını geçen öğrenci de, sınıfında kalan öğrenci de tatili haketmiştir. 

 Sınıfını geçen öğrencinin sevinmesi ve ödüllendirilmesi oldukça doğal. Sınıfını  geçemeyen öğrencinin ise cezalandırılması da bir o kadar yanlıştır.  

 Sınıfda kalan öğrenci, tek başına sınıfta kalmamıştır. Bunda tüm aile bireylerinin  payı vardır. İlk karne alındığında, öğrencinin başarısız olduğu dersleri ile aile  yeterince ilgilenmiş midir? İyi karne de, kötü karne de tüm aileye aittir.  

 Hele bu geride bıraktığımiz 2020/2021 öğrenim yılı, bir “CORONA-19 /  Öğrenim Yılı” idi. Öğrencilerimiz doğru dürüst derslerini izleyemediler ki. 

 Veli ve diğer aile bireyleri bu konuda kendilerini de sorgulamalıdırlar.  Bu nedenle sınıfta kalan öğrenci cezalandırılamaz. Aksi halde veli ve aile kendilerini  cezalandırmış olurlar.  

 Sınıfta kalan öğrenci tak tıkır boş değildir. Ailesi, sınıfta kalan çocuğunun  gelecek ders yılı sınıfının en iyi öğrencilerinden biri olacağına inanmalıdır.  

 2´ nci yarı yıl karnesinden (son karne) sonra, bu yaz tatilini nasıl ve nerede  geçireceğiz diye düşünülür. Bazı öğrencilerimiz tatillerini aileleri ile birlikte  Almanya´ da, veya tatilin bir bölümünü başka bir ülkede geçireceklerdir.  Öğrencilerimizin arasında Türkiye´ de tatilini geçirecek olanlar da vardır. 

 Tatil nerede geçirilirse geçirilsin, hem dinlenme hem de bir öğrenme sürecidir.  Hep yan yatmak olmaz. Çünkü insan, yaşamın her bölümünde ve şartlar nasıl olursa  olsun, istemese de bir şeyler öğrenmektedir. 

 Yaz tatilini, Avrupa´da yaşadığı ülkede geçirmek isteyen, yahut ta ailesinin her  yıl Türkiye´de tatil yapmaya maddi olanakları elvermediği için, yaz tatilini yaşadığı  şehir, bölge ve ülkede geçirecek öğrencilerimizde vardır. Bu ögrenci ve velilerine  tavsiyemiz, şehir yönetimlerine bağlı gençlik dairelerin veya bazı resmiyet kazanmış kurum ve grupların “Ferienpass / Tatil Pasaportu” adında bastırdıkları broşür  veya kitapçıklarda, gençlerin yaz tatili boyunca hangi kültür ve eğlence dolu  etkinliklerden nasıl yararlanabilecekleri anlatılır.  

Almanya´da yaşayanlar bu broşür veya kitapçıkları, gençlik dairelerinden ve de bankalardan temin edebilir. Diğer Batı Avrupa ülkelerinde de bu tür olanakların  olduğuna inanıyorum. 

 Türkiye´ ye bu yıl yaz tatiline gidip gitmemekte kararsız olan ailelerini  çocuklarımız, Türkiye´ ye gitmek için etkilemelidirler. Kendileri Türkiye´de doğmamış olsalar bile, Türkiye´ de oturan ve özledikleri yakınlarını ziyaret etme ve  orada dinlenme, hem de Türkiye´ yi daha iyi tanıma fırsatı bulabilecekleri için bu  önemlidir. Aynı zamanda Türkiye turizmine katkı da sağlamış olurlar.  

 Yaz tatilini Türkiye´ de geçirecek öğrenci arkadaşlarımıza, burada bazı küçük  tavsiyelerde bulunalım. Türkiye´ nin hangi yöresinde tatilinizi geçirirseniz geçiriniz  ama, dinlenme bölümünde sadece denizi, kumu ve sahilleri ziyaret edip, tanımakla  kalmayınız. 

 Gezip – gördüğünüz ve dinlendiğiniz yörelerde oldukça değerli tarihi eserler,  antik kentler, yeraltı şehirleri, ilginç göller, nehir ve şelaleler, mağaralar, dağlar,  vadiler, kuş cenettleri, eski kiliseler, kümbetler, bakımlı güzel camiiler, medreseler  (eski üniversiteler) ve müzeler de olacaktır. Zaman ayırıp, bu tarihi yerleri, doğa  güzelliklerini her halde görmelisiniz. 

 Yolu Ankara´ ya düşenler, Ankara´ daki „Anadolu Medeniyetler Müzesi“ ni her  halde gezmelidirler. Çünkü bu müze, Anadolu´ da yaşamış tüm medeniyetler ve  kurulmuş devletler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bu müze bir anlamda  Türkiye´de yaşayan her insanın geçmişinden izler taşır. 

 Bu müze, 1921 yılında kurulmuştur. Bu tarih size önemli bir şeyleri de  anlatıyor olmalı. Bu müze kurulduğu yıllarda, Mustafa Kemal ATATÜRK,  Türk halkı ile Türkiye´nin Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Mücaadelesi´ ni  vermekte idi.  

 İşte, Atatürk böylesi bir dönemde zaman ayırıp, Anadolu Medeniyetler Müzesi´  nin kurulması ile bizzat ilgilenmiş ve bu müzeyi kurdurmuştur. Bu da Atatürk´ ün  sadece bir asker ve komutan olmadığını, aynı zamanda geniş bir ufka sahip kültürlü  ve tarih bilgisi ve de sevgisi yüksek bir deha ve devlet adamı olduğunu da  göstermektedir. 

 Böylece Atatürk, bu müzeyi kurdurmakla bugün Türk ulusunun yaşadığı  topraklarda, kendilerinden önce yaşamış ulus ve kültürlere olan saygısını da  kanıtlamıştır.  

 Bu müzeyi gezip gören biri, Anadolu´ nun değişik yörelerinde geçmişte hangi  medeniyetlerin ve devletlerin kurulmuş olduğunu önemli ölçüde öğrenebiliyor.

 Türkiye´ deki tarihi kazı yerlerinde kesintisiz devam eden kazılar, insanın 3-5 yıl  önce gördüğü bir yerde tekrar görebileceği, meydana çıkarılmış yeni yerleşim  alanları ve eserler bulunabiliyor.  

Bunun dışında Türkiye´ de görülmeye değer oldukça güzel heybetli dağlar,  nehirler, göller ve yaylalar da vardır. Türkiye´yi çok iyi tanımayan arkadaşlarımıza  burada bazı küçük kopyalar da verelim: Örneğin; Edirne´ de Selimiye Camii.  Çanakkale´ de Abide, Şehitlik ve Truva, Bergama, Selcuk´ da Efes, Trabzon´  da Sümela Manastırı, Doğubeyazıt´ ta İshak Paşa Sarayı. Güneydoğu  Anadolu´ da GAP, Şanlıurfa´da dini bir öyküsü de olan balıklar ve balıklı göl,  Harran Ovası´ndaki ilginç bazı köy evleri, Mardin´in taş evleri, Antakya´ da St.  Petri Kilisesi (dünyanın en eski kilisesi) ve Mozaik Müzesi, Aksaray´ da Eğri  Minare (dünyanın 2´ nci Piza Kulesi), Antalya´ da Termessos, Aspendos, Konya´ da Mevlâna Türbesi, Denizli´ de Pamukkale, Safranbolu´ da Eski Türk  Evleri, Fethiye´ de Kaya Mezarları, Ankara´ da Atatürk´ün mezarı – Anıt  kabir, Anadolu Medeniyetler Müzesi ile Ankara Kalesi, Bursa´da Ulu Camii,  Balıkesir´de Zağnos Paşa Camii görülmeye değer eserler arasındadır.  

Kayseri´ de Erciyes Dağı´ na, Bursa´ da Uludağ´ a, Kahta´ da Nemrut Dağı´  na çıkmalı. Yollarda halen görülmeye değer eski Hanlar da vardır. Bu hanlar,  o devrin 5 yıldızlı otelleri, meşhur kervansarayları idi. Ayvalık´da Şeytan  Sofrası´nda gün batımında çay keyfi bir başkadır

Sadece Istanbul´ da Topkapı Sarayı ve Müzesi´ nden, Ayasofya Camii ve  Müzesine kadar pek çok ve saymakla bitmeyecek görülmesi gereken güzel yerler  vardır. Asya ile Avrupa´yı birleştiren İstanbul Boğazı´ndaki köprülerden yürüyerek  karşıya geçmenin, Boğaz suyuna yukarıdan bakmanın bir başka keyfi vardır. Aslında  bu örnekleri uzatabiliriz.  

 Türkiye´de bazı doğa harikaları vardır ki; insanı hayrete düşübebiliyor.  Burhaniye ilçesini geçip Ayvalık istikametine doğru giderken, Gömeç kasabasında  yol boyundaki bir park yeri veya kahvede kısa bir mola veriniz. Bir kahve önünde  durmuş iseniz, kahveci, garson hemen size eliyle tam karşı tarafta bir yeri işaret  edecektir. Madra Dağı´na doğru dikkatlice bakınız. Dağın tam karşınızda kalan  sırtlarında, aşağıda sol tarafta resmini göreceğiniz gibi, ATATÜRK´ün çizilmiş gibi  bir resim tablosu veya yatan bir heykeli gibi, kaşı, burnu, çenesi ile tıpa tıp kendine  benzeyen başı ile karşılaşacaksınız. O kahvelerde yaz günleri soğuk bir ayran  içmenin keyfine doyum olmaz. Orada ayranınızı içerken, Atatürk´ün fotoğrafını da  çekmeyi, sakın unutmayınız ve lütfen bana da göndermeyi ihmâl etmeyiniz.

Bana nasıl mı ulaşacaksınız? Artık dünya bir cep telefonuna sığdığına göre, bana da  sosyal medya hesaplarımdan pekâlâ ulaşabilirsiniz. 

Yaz tatilinizi geçireceğiniz yerlerden çekeceğiniz güzel ve ilginç fotoğraflardan  bana da, aşağıda yazılı elekto posta adresime gönderebilirseniz, çok mu çok  sevineceğim. 

 Başka ülkelerde büyük kentlerin çevresinde de, gidenlerin ilgisini çekecek  önemli yerler tabii ki vardır. Paris´e gidip de Eyfel Kulesi´ ne, Italya´nın Piza  kentine gidip de eğri Piza kulesine, Berlin´de Bergama Müzesi´ni görmeden, Federal  Parlmento binasının camdan kubbemsi katına çıkmadan dönmek olur mu hiç?  

 Benim Türkiye´ ye yolum düştükçe, değişik yerlerde 3-5 yıl önce görmüş  olduğum pek çok tarihi ve doğal yerleri tekrar gördüğümde: „Aaa! Bak  burası yeni kazılıp açılmış” veya „Hayret! Daha önce burası gözümden  kaçmış“ dediğim ve hemen fotoğraf makineme sarıldığım çok olmuştur.  

 Ayrıca deniz, kum, tarihi eserler kadar tanıdığımız veya yeni tanışacağımız  insanlarla da ilgilenmemiz gerekir. Bu ilgi sadece hal ve hatır sormak, adres alıp  vermekle kalmamalıdır.  

 Almanya´nın veya diğer ülkelerin ve de yaşadığımız sosyal, kültürel ve ekonomik  durumları oradakilerle de kıyaslamalıyız. Bazı şeyler bizleri rahatsız ediyorsa,  bunları gerekirse yetkililerle dahi uygun bir dille konuşmalıyız. Daha iyi olabileceği  konusunda açıklamalı önerilerde de bulunmalıyız. Düşüncelerimizi söylemeliyiz.  Ve de konuştuğumuz kişileri de, dikkâtle ve can kulağı ile dinlemesini de bilmeliyiz.  

 Çünkü kültür ve medeniyetleri insanlar; tarih boyunca beraberlerinde köyden  köye, kentten kente, ülkeden ülkeye ve de kıtadan kıtaya taşımışlardır. Aynı şeyleri  de biz, belkide farkına varmadan yapıyoruz. Hepimiz bir anlamda, yaşadığımız  çoğrafyada birer kültür elçisi sayılırız. Bu, tarih boyunca hep böyle olmuştur.  Bundan sonra da bunun böyle devam edeceğine inanıyorum. 

 Ama, Almanya´da veya yaşadığınız diğer Batı Avrupa ülkelsinde her şey iyi de,  Türkiye´de kötü demek de yanlıştır. Türkiye´de bazı şeyleri beğenip, yaşadığımız  Batı Avrupa ülkesinde bunu bulamayıp ve hatta özlemini çektiğimiz pek çok güzel  şeyler de var. Tatilimizi nerede geçirirsek geçirelim. Trafik kurallarına; araç  kullanırken ve de yaya olarak yürürken de, yaşadığımız Batı Avrupa ülkesinde öğrendiğimiz gibi dikkatle uyalım. 

 Yaz tatilimizi nerede geçirirsek geçirelim öğrencilerimizin, öğrenimlerine yaz  tatili sonunda tekrar bir okulda, bir çıraklık yerinde, bir hazırlık projesinde veya bir  yüksek okulda devam edeceğini de unutmamaları gerekir.  

 Tabii ki öğrencilerimizin arasında okulunu bitirmiş, mesleğini öğrenmiş, çalışma  hayatına yeni atılacak arkadaşlarımız da vardır. Onlara da yeni meslek çalışma  hayatlarında, üstün başarılar dileriz.  

 Ama yine de biz, çoğunluğumuzun okul ve öğrenim sorumluluğunun bu yaz  tatili sonunda da tekrar başlayacağını biliyoruz.  

 Yine de öğrenci arkadaşlarımızın, gelecek ders yılında derslerinde daha başarılı olmalarını, evlerine iyi notlarla bezenmiş karneler getirmelerini diler ve  sorumluluklarını kendilerine tekrar hatırlatılmak isteriz.  

 Tatilden dönünce de, gördüklerimizi, yaşadıklarmızı, yazıp not aldıklarımızı ve  etkilenmiş olduğumuz olayları okulumuzda, sınıfımızda öğretmenlerimizle sınıf  arkadaşlarımızla, gençlik derneklerinde, gençlik kahvelerinde, spor kulüplerinde ve  semtlerimizde arkadaşlarımızla ve de komşularımızla konuşmayı ihmal etmeyelim. 

 Yukarıda da değindim gibi, kültür ve medeniyetleri insanlar hep beraberlerinde  taşırlar. Birbirlerine aktarırlar ve birbirlerini etkilerler. Tıpkı bir civa gibidir  medeniyetler. 

 Tatilimizi geçirmek için nereye gidersek gidelim, nasıl ki küçük dizüstü  bilgisayarımızı, tabletlerimizi yanımıza almayı unutmuyorsak, çantamıza,  bavulumuza da okumak için bir iki kitap koymayı unutmayalım. 

 Bu bağlamda tüm öğrencilerimize ve aile bireylerine iyi, dinlendirici, sorunsuz,  mutlu, sağlıklı, bol güneşli bir yaz tatili diliyoruz.  

Unutmayalım ki; bu yaz nerede olursak olalım yapacağımız tatil de, CORONA-19  Pandemi tedbirlerine uymayı, korunmayı da lütfen ihmâl etmeyelim. 

Remzi UYSAL 

(E./Gönüllü Eğitim Danışmanı) 

Lübeck-Almanya, 12.06.2021

Yayım tarihi
Remzi Uysal olarak sınıflandırılmış ile etiketlenmiş

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.