YENİ ANAYASA

            Yeni bir Anayasa yapma söylemlerinin gün yüzüne çıktığı ve sürecin başladığı günümüzde bu konuya eğilmek ve incelemek önemli bir görev haline gelmiştir..

            Yeni Anayasa yapmadan önce mevcut Anayasa’ya sahip çıkmak, saygı göstermek ve onu her yönü ile çarpıtmadan uygulamak gerekir. Anayasayı ihlal niteliğinde bir çok yakınmalar olduğuna, bu yolda yargı kararları verildiğine göre demek ki mevcut anayasamız gerektiği şekilde uygulanmamış ve yeteri kadar sahip çıkılmamıştır. Bu durum, yapılacak olan yeni Anayasa ve yasal değişikliğin de aynı akıbete uğrayacağının göstergesidir.
            Bir diğer sorun, gerçekten ve tümden bir Anayasa değişikliğine gerek olup olmadığı ve yapılacak olan yeni Anayasa ile hangi yeni kuralların getirileceği ve bunların neye hizmet edeceğidir.
            Şimdiye kadar bir takım Anayasa değişiklikleri yapılmıştır. Çok gerekli olan değişiklikler de zaman içinde yapılabilir ancak tüm olarak ve kökten yapılacak olan bir Anayasa değişikliği, toplumun temelinde ve yapısında da bazı değişikliklerin yapılmak  istendiğini göstermektedir. İşte asıl sorun ve tehlike buradadır.
            Bunlardan dile getirilen ilk temel değişiklik, son yıllarda tartışmalı bir şekilde uygulanmakta olan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni”,           Türk Tipi Başkanlık Modeline” dönüştürmektir. Bu deyimlerin tam olarak yerine oturmadığı ve büyük tartışmalara neden olacağı açıktır. Gelişen ve büyüyen çağdaş demokratik toplumlarda, tek bir kişinin egemen olduğu “Başkanlık Yönetiminden” söz edilemez.
            Türkiye Cumhuriyet’inin temel niteliklerini belirleyen ilk beş maddenin korunacak olması yeterli güvence sağlayamaz çünkü ilk beş madde içinde ve ruhunda, Cumhuriyetin; tek bir kişinin, Başkan’ın değil halkın yönetiminde olduğu yatmaktadır.
            Ayrıca çok yaşanan bir diğer gerçek de, yasa görüşmeleri sırasında, gece vakti verilen önergelerle, düşünülmeyen ve istenmeyen bir çok değişikliklerin yapılmakta ve yapılacak olmasıdır.
            Cumhuriyet kurulduğundan beri mevcut olan, oturmuş ve kabul edilmiş bir temele dayanan “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın” yeni bir isim altında “Türkiye Diyanet Kurumu” olarak yapılandırılması, “Din işlerinin temel ve kökeninde” önemli değişiklerin yapılmak istendiğinin ve dile getirilen bu değişikliklerin şimdilik yalnızca bir başlangıç olduğunun açık bir göstergesidir.
            Yapılması öngörülen yeni Anayasa değişikliğinde, Yargı’ya ilişkin olarak, “Yargı mensuplarının” yani Hakim ve Savcıların seçiminde TBMM.nin yetkilerinin genişletilmek istenmesi, yargıyı siyasete tamamen bağımlı bir kuruluş haline getirecektir.
            Bütün bunların yanında, bir siyasi parti tarafından önerilen ilk Anayasa değişikliğinde, TBMM.nin yetkileri artırılarak, yeni bir kurum olarak “Türkiye Liyakat Kurumu” adı altında yeni bir yapılanmanın öngörülmesi tam bir bilinmezlik arzetmektedir.
            Bu yapılanmayı cazip hale getirmek için “Cumhuriyetin 100. yılında 100 maddelik Anayasa” söylemlerinin kabul edilmesi halinde “120. yılda 120 maddelik Anayasa”, “150. yılda 150 maddelik Anayasa” mı olacaktır.
            Yapılması gereken tek şey; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuruluş yıllarında olduğu gibi, yasal düzenlemeler alanında yetkili ve sorumlu tek kuruluş haline getirmek olmalıdır. Bunu sağlamanın yollarından biri, TBMM üyelerinin bağımsızlığı yanında, yasal faaliyetlerinden ötürü sorumlu olmaları ve kendilerine sağlanan ekonomik ve sosyal haklarının görev süreleri ile sınırlı olması, “Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönülmesi”dir.

Av.A.Erdem AKYÜZ

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.