KUYRUKLU YALAN

Yalancı - Liar

Neye üzülüyorum biliyor musunuz ? Halk yakın bir zamanda devamlı olarak yalan söylemeye başlayacak, daha sonra doğruları konuşan kalmayacak ülkede, işte ben buna yanıyorum. Hani insanlar der ki pembe yalandan kim ölmüş, kim zarar görmüş denir ama, bu da doğru değil. Kime inanacağız diye ortalarda dolaşmanın insana pek fayda getirmediğini düşünmekteyim. Bir yerde yasak varsa, o yerde yalan bolca bulunur. Ne kadar çok yasak, o kadar çok yalan dolaşır etrafta. Çocukken başlar bu gerçek ve bir korku uğruna yalan söyleriz. Çocukken rahmetli pederim top oynamamı istemezdi. Nedenini pek anlamadığım bir baskı ile babam tarafından top oymam engellenmişti benim. Akşam eve gelirdi, top oynayıp oynamadığımı sorardı, oynadığım halde’ oynamadım‘ diye inkar ederdim. Ayakkabımı eline alırdı, bakardı, dönüp bana ‘yine oynamışsın’derdi. Tabii ben yalan söylerdim, ama ayakkabım yalan söylemezdi. 

Bunlar kanımca çocuk yalanları. İlk okula gittiğim dönemlerde top oynama konusunu bir kenara bırakmıştım çünkü, beden eğitimi dersi için Gislavet Marka lastik ayakkabı alınmıştı, onu giyerdim. Böylelikle top oynadığım anlaşılmazdı. Hani rahmetlinin kalıplarında bir çocuk olmayacağımdan mı bilmem, beni yatılı okula gönderdiler. Kayseri’den 10 kilometre uzakta, dağın başında yatılı bir okula verildim. Bu okulda da bir çok yasak vardı. Bazen bu yasaklara aldırış etmezdik, sorulduğunda yalan söylerdik. Ama cezaya çarptırılmaktan kurtulamazdık. Daha ilk gittiğimiz günlerde hazırlık sınıfının hafta sonraları Cumartesi günü Kayseri’ye gitmeleri yasaktı. İlk hafta sonu ben üst sınıflar Kayseri ye gittikten sonra 147 basamaklı merdivenden inerek Talas’a oradan da Kayseri’ye doğru yola koyuldum. Tam Kilisenin köşesine geldiğimde ensemden yakalandım. Döndüm, bir hocamız. ‘Nereye’ , cevabı hemen yapıştırmak gerekir, ‘ Şöyle bir dolaşmaya çıktım’diye cevap verdim. Aslında hedefim Kayseri’ye gitmekti. Ama yalandan kim ölmüş, misali yalan söyledim. ‘Okuldan çıkılmayacağını bilmiyor musun?’ hemen cevabı vermiştim’ Hayır’. Bu da bir yalandı. Ama cezadan kaçamamıştım. O gün bir odada 1000 defa ‘ben okulumu seviyorum ‘ cümlesini yazdırmıştı nöbetçi hoca.

Talebelik yıllarımızda cezadan kaçmak adına bir çok yalan söylediğimizi hatırlarım. Bu yalanlar kimseye zarar vermeyecekse, salıver gitsin diye düşündüğüm çok olmuştur. Şunu çok iyi anlamıştım, bir konuda yasak varsa, o konuda yalan olmaması mümkün değildir. Ancak aile kurarken eşlerin birbirine bağlılığı, ve dürüstlüğü, aile için çok önemli bir unsurdur. ‘Bu akşam mesaiye kalacağım’konusu uzaması halinde veya eve geç gelişler artmaya başlarken ‘ işim bitmedi, bu nedenle geciktim.’ Gibi yalanlar söylenmeye başlanırsa, o evlilikteki temel direklerin sarsıntı geçirmeye başladığının habercisidir. Aile birliğinde çocuk yetiştirmeye başladığında, bilhassa Baba, çocuğuna yalan söylememesi gerekir. Çünkü BABA kavramı bir çocuk için önemlidir. Baba yalan söylemez. Çocuğunu hiç aldatmaz. Çocuk, Babanın her sözünü, kanun olarak kabul eder, bu kanunu çürütmeye kalkan herkese karşı şiddetle direnir. Yalan ortaya çıkarsa Babanın kaçacağı bir yer yoktur. Çocuk için her şey yıkılmıştır. Baba, bu kaleyi tekrar kurmaya kalksa bile çocuk tarafı, kolay tamir olmaz. Bu nedenle hayatta her atılan adım, çok dikkatli atılması gerekir. 

Bizim toplumumuz için DEVLET, baba yerine geçer. Devletin söylediği sözler doğrudur, aldığı her tedbir, halk tarafından olumlu olarak kabul görür. Burada bir sıkıntı olmaması gerekir. Devletin YALAN söyleme lüksü olmamalıdır. Bizim pembe yalanlar diye tarif ettiğimiz yalanlara, Devletin ihtiyacı olmaması gerekir. Her gerçeğin halkla paylaşılması en doğru harekettir. Daha doğrusu gerçekleri halktan ne kadar gizleyebilirsiniz? Hakikat bir şekilde ortaya çıkacak. Ancak gerçek ortaya çıkınca halkın DEVLET’E güveni kalmaz. Covid-19 salgını ortaya çıktıktan kısa bir zaman sonra Çin’de aşı araştırmaları başladı. Birçok ülkede de aşı araştırma çalışmaları hızla devreye girdi. Ülkemizde Cumhuriyet’le birlikte çok aşı ve serum üreten köklü HIFSI SIHHA Enstitümüz 1928 senesinde Refik Saydam tarafından kurulmuştu. Yıllar boyu serum üretti, aşı üretti, ancak örümcek zihniyet tarafından 2011 yılında faaliyetleri durduruldu. Pandemi sürecinde 2 maskeyi dağıtmayı başaramayanlar, 2 doz aşıyı da planlamakta aciz kaldılar. Yetkililer ekranda halka bu gün yarın aşıların geleceğini söylemekte, Saraydan ise okunan terane başka. Birine güvensen ötekinin yalan söylediğini kabul etmek gerekecek. Nisan ayında 100 milyon doz aşımız olacaktı, fakat elde üçün biri olduğunu Saray anca idrak etti. Davul birinin elinde , tokmak ise başkasının misali, halk artık yönetime güvenmemekte.

Aklıma bestekâr Yusuf Nalkesen gelir böyle zamanlarda. Kendisini İzmir radyosunda tanıma fırsatı bulmuştum. Aslında Makedonya İştip’te 1923 senesinde doğmuş, daha sonra Türkiye’ye göçmüşler. Emekli bir öğretmendi. Türk sanat müziğine bir çok eserler vermişti üstat Nalkesen. Kendisini 1 Ocak 2003 yılında kaybettik. Yusuf Nalkesen’in bir eseri vardır benim çok sevdiğim, düyek usulde ve hicaz makamında bestelemiş bestekâr Nalkesen ‘YALAN ‘ . Bu gün yaşasaydı bestekar bu şarkıyı kime yakıştırırdı diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

Metin Atamer 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.