Atatürk’e “Deccal” Diyenleri Rahmetle Ananlara Ceza Yok…

Demokrasi bitti.

Düşünce özgürlüğü bitti.

Daha doğrusu demokrasi, hak – hukuk ve düşünce özgürlüğü, Atatürkçüler, laikler için bitti.

Demokrasi, hak – hukuk ve düşünce özgürlüğü, Atatürk ilkelerini, Atatürk yasalarını, Türk’ü, Türklüğü, milliyetçiliği, vatan topraklarını savunanlar için bitti.

Şeriatçılar, laiklik ve Cumhuriyet düşmanları yoz, irticai düşüncelerini diledikleri gibi açıklıyorlar.

Onlara karışan, görüşen yok.

Onları tehdit eden, maaşını elinden alıp işine, emekliliğine son vermek isteyenler yok.

Kimse sabahın köründe evlerini basıp, korku imparatorluğunun şiddeti ve baskısı ile onları susturmak, sindirmek amacında değil…

Ayasofya’nın baş imamı çıkıyor, Atatürk’e Deccal diyen Said-i Nursi’ye “Büyük İslam Âlimi” diyor.

Şöyle konuşuyor:

“23 Mart 1960’ta vefat eden BÜYÜK ÂLİM Said-i Nursi’ye Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun…”

Devlet memuru bir imam açık açık yasaları çiğneyerek, herkesin gözünün içine baka baka, herkesin gözünün önünde suç işliyor…

Ona karışan, görüşen yok.

28 Şubatta irticai görüşleri nedeniyle emekliye sevk edilen Adnan Tanrıverdi adında bir tuğgeneral çıkıyor, tüm Afrika’yı, Asya’yı içine alacak olan bir İslam Devletler Birliği kurmak için toplantılar, konferanslar, tartışmalar düzenliyor.

Bu EMEKLİ subay da herkesin gözünün içine baka baka, herkesin gözünün önünde suç işliyor…

Ona da karışan, görüşen yok.

Üstelik bu “İslam Devletler Birliğinin” adı bile belirlenmiş: “Asrika.”

Dili, dini, bayrağı, para birimi tek… Başkenti İstanbul.

Yasalara, Anayasaya aykırı bu girişim hakkında şimdiye dek hiçbir soruşturma açılmamış, başlatılmamıştır.

Ben duymadım.

Hiçbir AKP’li bakan, yönetici tarafından kınanmamıştır.

Yine bir Türk amirali, bir tarikat evine giderek,  herkesin gözünün içine baka baka, herkesin gözünün önünde üniformasının üzerine sarık ve cübbe giyerek namaza duruyor.

Üstelik bu tarikat bir zamanlar geçmişte FETÖ’cülerle işbirliği yaparak, Cihaner’e kumpas davasında önemli roller üstlenmişti.…

Ona da karışan görüşen yok…

Savcılar, hâkimler yasalarımıza ve anayasamıza göre suç işleyen bu memurları sadece seyretmektedirler…

Ama söz konusu emekli amiraller olduğunda hemen kollar sıvanmakta, sert eleştiriler yapılmakta, gözaltılar, soruşturmalar tutuklamalar başlatılmaktadır…

Bu eleştirileri yöneltenlerin arasında Yargıtay, Danıştay gibi yüce yargı kurumları da var…

Oysa bu yüce kurumlar yeri ve zamanı geldiğinde, önlerine gelecek olan bu davalar hakkında son kararları yine kendileri vereceklerdir.

Böylece bu yargı organları, önceden peşin peşin, hükümlerini ortaya koymuş olmaktadırlar ve siyasete karışarak suç işlemektedirler…

Oysa yukarıdan beri sıraladığımız, bu açık seçik işlenen suçlar karşısında, emekli amiraller, sadece Atatürkçü görüşleri, Montrö’yü ve Boğazları savunmuşlardır.

Sonra onlar şu anda emekli, yani SİVİL VATANDAŞLARDIR ve Montrö’yü, Boğaz’ları, savunmak ise her Türk vatandaşının görevidir.

Bildirildiğine göre, emekli amiraller TCK’nin 316. Maddesine göre tutuklanmışlardır.

Bu yasanın gerekçesinde ise, “Bu maddede yer alan suç, sadece bir anlaşmanın gerçekleştirilmesiyle oluşmaktadır. Anlaşmadan maksat, iki veya daha fazla kişinin madde metninde gösterildiği üzere, maddî olgularla belirlenen bir biçimde, bir irade birleşmesine varmış olmalarıdır.

Deneyimli avukat Turgut Kazanın vurguladığına göre, Burada böyle bir durum yoktur. Böyle bir suç oluşmamıştır. Çünkü bu maddenin atıf yaptığı suçlar, ancak cebir / şiddet yoluyla işlenebilir ve kişilerin bir araya gelmeleri gerekmektedir…

Bu 10 kişi ne bir araya geldi ne bu metni hazırladı ne de metni basına verdi. Kendi aralarında Whatsap grubunda konuşarak bildiriyi imzaladılar.

Sonuç olarak, Anayasamızın 26. Maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatini tek başına veya toplu olarak açıklama hakkına sahiptir.” denilir.

Ama görülen o ki günümüzde düşünce açıklayanlar adeta linç edilmektedirler…

İktidar bir “Korku imparatorluğu” kurarak düşünenleri, konuşanları, görüş bildirenleri korkutmaya, sindirmeye, baskı altına almaya ve dilediği gibi hareket etmeye çalışmaktadır.

Bu gidiş, gidiş değildir. Bu yol, yol değildir.

Bu yaşlı insanlık tarihi çok korku imparatorluğu gördü. Çok şiddet uygulamaları ile karşılaştı. Ama hiç birisi de günümüze dek ulaşmadı. Ulaşamadı. Tümü de tarihin mezarlığına gömüldüler…

(alieralp37@gnmail.com)

Yorum Gönderin Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.