Kategoriler
Politika

MENDERESİN ABD İLE DANSI

1950’de iktidara gelen DP Amerikan desteğiyle hızlı başlıyor.

Ekonomi “uçuyor”. Marshall Yardımı kredileriyle tarıma büyük yatırım yapılıyor. 1945’te 1.000 olan traktör sayısı 1955’te 40.000. Yapay gübre kullanımı başlıyor. Yağmurlar çok iyi gitmekte. 50’de başlayan Kore Savaşı tarım ürünleri talep ve fiyatını yükseltmiş. Öncekilerin biriktirdiği 245 milyon dolarlık altın ve döviz rezervi var, bol bol harcaniyor. Sanayi olmasa bile ticaret canlanıyor.

Sonuçta 1950-53 arasında kişi başına gelir % 28, ihracat da 1,6 kat artıyor. Ülkenin yüzde 70’ini oluşturan köylünün “cebi para görmeye” başlıyor ki, artık hep DP’ye oy verecek.

Gayrimüslimlere Lozan’daki hakları nihayet verilmeye başlanmış; çok mutlular. “Doğulu” milletvekillerinin kulislerde seçmenleriyle Kürtçe konuştukları duyuluyor artık.

Sonuç olarak 54 seçimlerinde DP daha da büyüyor. Milletvekillerini 87 artırarak 503 yapıyor, CHP ise 38 düşerek sadece 31 çıkartabiliyor .

Fakat Kore Savaşı bitmiş, uluslararası piyasada tarım ürünleri bollaşmış ve ucuzlamıştır. Türkiye ise tarımsal genişleme doyum sınırına ulaşmıştır.

Hepsinden önemlisi, yandaş girişimcilere dayalı “Görülmemiş Kalkınma” da bütçe açıkları para basılarak karşılanıyor.

Enflasyon 1952’de % 0,8’ken 54’te % 11’e, 56’da % 16,8’e, 57’de % 18,7’ye çıkıyor.

ABD alıştirdiği yardıma devam için şartlara başliyor, istikrar tedbirlerini şart koşuyor. 54’te İMF enflasyonu durdurmak ve dış ödemeler açığını kapatmak için devalüasyon öneriyor.

Fakat 54 seçim yılıdır; Menderes reform yapmayı reddediyor. 1956’da 2,80’den 6 TL’ye çıkarmayı reddettiği doları 1958’de 9 TL’ye çıkartmak zorunda kalacağını henüz bilmiyor.

Suriye Bunalımı’nın tarihi olan 1957’ye gelelim. O yıl da seçim yılı çünkü berbat giden ekonomik ve siyasal süreç yüzünden Menderes seçimi bir yıl öne almış.

Hem 54 seçim sonucunun getirdiği sarhoşluktan, hem de ekonomik batağa saplanmanın getirdiği panikten, seçim sonrasında DP kendini kaybediyor. “Milliyetçi” duyguları püskürtüyor, sertlesiyor.

CHP Genel Sekreteri 1956’da Rize’de esnafı dolaşıp el sıkınca izinsiz gösteriden 6 aya mahkum oluyor.

İ. İnönü’nün damadı Metin Toker, çıkardığı Akis’teki yazısından 1957’de “Ankara Hilton”da 7,5 ay ağırlanıyor. Ulucanlar Cezaevi 10. Koğuşta, yani.

Zaten, gazeteler daha basılmadan, “sakıncalı” haberler kurşun dökme sayfalardan “kazınmakta”, gazetelerin oraları beyaz çıkmakta.

DP, üniversite öğretim üyelerine de takıyor. Her zamanki gibi Mülkiye ön hedefte. Menderes’in 24.01.1956 günü “Çanlarına ot tıkamayı biliriz. Ve tıkayabilecek durumdayız” demesinden sonra fakülte dekanı Prof. Turhan Feyzioğlu alınıp “bakanlık emrine” veriliyor. Ardından da Coşkun Kırca, Şerif Mardin, Münci Kapani ve gözaltına alınmış Muammer Aksoy adlı hocalar istifa ediyorlar. Son sınıfın dersleri “yeni bir iş’ara kadar geçici olarak tatil”.

Bu arada, 6 üst düzey yargıcın emekli edilmesi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 13. maddesinin değiştirilerek polise “hedef gösterilmeksizin ateş açmak” yetkisinin verilmesi gibi ayrıntılar da var.

Ekonomi bitmiş, demokrasi paydos. Gelip çatan 27 Ekim 1957 erken seçiminde DP 79 milletvekilliği kaybederken, CHP 147 artırıyor. Bu vahim durumda DP, kurtuluşu iki girişimde görecektir:

1) Kamuoyunun dikkatini ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak;

2) 1955’ten beri ekonomik yardımı gitgide kısan ve koşula bağlayan ABD’ye Türkiye’nin Ortadoğu’daki büyük önemini hatırlatmak.

Bu ikisini de aynı anda sağlayacak olay, halkın milliyetçilik hislerine hitap ederek Suriye ile gerginlik.

Fakat birinci girişim nafiledir çünkü ekonomi düzelmemektedir, iktidar ülkedeki kutuplaşmayı en üst düzeylere taşımaktadır, muhalefet güçlenmektedir. Hele kutuplaşma korkunç: Zamanın meşhur tabiriydi, “[DP ve CHP] kahvehaneler[i] ayrıldı” denirdi.

1957’de Soğuk Savaş’ın göbeğindeyiz.

SSCB, antiemperyalist söylemle Üçüncü Dünya’nın ilgisini çekmekte ve bu arada Suriye’ye yaklaşmakta.

İki ülke Ağustos 57’de ekonomik ve teknik yardım anlaşması imzalıyor. Ardından, Suriye’de “komünist eğilimli” olduğu söylenen bir albay genelkurmay başkanı yapılıyor.

Başbakan Menderes de, “[ABD Dışişleri Bakanı] Dulles’tan daha Dullescı bir komünizm fobisi sahibi” olarak Suriye hakkında ABD’yi uyarıyor: “Sovyet peykidir!”. .

Fakat Menderes’in haberi yoktur, ABD nin Suriye politikasi artik değişmiştir, müdahale etmeyeceğini açıklıyor.

Bunun üzerine Menderes kendisi bir işe girişir, Eylül 57’de sınıra asker yığmaya başlıyor: 2 piyade tümeni, 1 zırhlı tümene eşdeğer 33.000 kişilik motorize birlik, ardından 1 zırhlı tugay.

Tabii, Soğuk Savaş ortamında ortalık birbirine giriyor. Önce SSCB’den, ardından Suriye’den protesto. Savaş bi çıkarsa bölgesel kalmaz dünyaya yayılır, lafları. Sovyet gemileri Lazkiye’de, Altıncı Filo İzmir’de. Konu BM’de ele alınıyor

İkinci girişim de nafile, çünkü 4 Ekim 1957’de SSCB Sputnik’i atmıştır ve bu onun da artık kıtalararası balistik füzelere sahip olduğu anlamına gelmektedir, yani ABD artık rakipsiz değildir, hatta geriye düşmüştür. Menderes’in 180 derece dönüş yapıp Moskova’yı ziyaret tehdidi de işe yaramaz. Bu kez ABD yi de kaybeder.

ABD eski müttefiği Menderesi siler.

Saygilarimla,

SAtasoy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.