Biden Terörist Sasunyan’ın Serbest Bırakılmasına Engel Olmadı

ABD’de Kalifornia Valiliği, 1982 yılında  Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan‘ı öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırılan terörist Hampig Sasunyan’ın tahliye edileceğini geçen hafta   açıklamıştır. Bu konuda  AVİM’de  Hazel Çağan Elbir  bir yazı yayınlamış,  QHA, ParsToday, Hyetert, DW,  Daily Sabah,  Cumhuriyet, NTV, NewsKrackTurkey, World News, Sözcü ile   The US State Department (opposes the decision of the judiciary to release the perpetrator of the assassination attempt on the Turkish consul)  bu kararı haber olarak vermişlerdir.

Haber üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı   kınama mesajı yayınlamış, Dışişleri Bakanı Antony Blinken  ise karardan hayal kırıklığı  duyduğunu  açıklamıştır.

Rahmetli  Arıkan, 28 Ocak 1982 tarihinde  konsolosluğa giderken  otomobilinde öldürülmüş, suikastı Ermeni Soykırımı İçin Adalet Komandoları (Justice Commandos of the Armenian Genocide: JCAG) ile  Ermeni Devrimci Ordusu (Armenian Revolutionary Army: ARA) adlı örgüt üstlenmişti. JCAG, 1975 – 1983 yılları arasında faaliyet gösteren  aşırı milliyetçilerden oluşuyordu. Arıkan’ın trafik ışıklarında bekleyen  otomobilini  kurşun yağmuruna tutan Sasunyan, aynı gün yakalanmış diğer terörist Krikor Saliba izini kaybettirmişti.  

JCAG; 1978  yılında Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşeliği ve Türkiye Turizm Bürosuna patlayıcı maddeler atılmasından, 6 Ekim 1980  tarihinde Los     Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan‘ın evinin bombalanmasından ve  Ocak 1982’de  Arıkan  suikastını geçekleştiren terörist örgüt idi. O dönemde 19 yaşında olan Sasunyan, suikasttan iki yıl sonra Ocak 1984’te mahkum edilerek  ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Diğer saldırgan  Saliba’nın  aynı yıl Lübnan’a kaçtığı ve iç savaşta öldüğü iddia edilmiştir.

Los Angeles Bölge Yüksek Mahkemesi’nin tahliye kararı, Kalifornia Valisi Gavin Newsom’un karara itiraz etmeyeceğini açıklaması sonrasında kesinleşmiştir. Hapis cezasının 25’nci yılını doldurmasıyla birlikte şartlı salıverilme başvurusu yapma hakkı kazanan Sasunyan’ın  önceki tahliye talepleri reddedilmişti. Bu konuya 8 Haziran 2020 tarihinde yayınlanan “Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’tan Ermeni Terörist Hampig Sasunyan’a Veto”başlıklı yazımda değinmiştim. (https://hyetert.org/2020/06/08/kaliforniya-valisi-gavin-newsomtan-ermeni-terorist-hampig-sasunyana-veto/;

Vali  Newsom 25 Mayıs 2020 tarihinde, “Kayıttaki kanıtları inceledikten ve değerlendirdikten sonra, Bay Sassounian’ın güvenli bir şekilde serbest bırakılmadan önce ek iş yapması gerektiğine inanıyorum. Buna göre, serbest bırakılırsa toplum için hala mantıksız bir tehlike oluşturduğunu ve Kurul’un Bay Sassounian’ı şartlı tahliye etme kararını tersine çevirdiğimi görüyorum” demişti.

Aradan bir yıl geçmeden afsız ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hampig Sasunyan’ın tahliyesi gündeme gelmiştir.  Sasunyan,  2019 yılında şartlı salıverilmek için başvuruda bulunmuş, Aralık 2019’daki duruşmada mahkeme, Sasunyan’ın şartlı tahliyeye uygunluğuna karar vermişti. Türkiye’nin girişimleri sonucu Kaliforniya valiliği veto yetkisini kullanarak Mayıs 2020’de şartlı tahliye talebinin uygunluğu kararını reddetmişti.

Bu yıl   kararın alınmasında Biden’ın  seçilmesinin  etkisi olmuştur. Çünkü seçim döneminde   Ermenilere  soykırımı tanıyacağı sözünü vermiştir.

“Eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cuma günü Ermeni Soykırımı Anma Günü’nü, Osmanlı İmparatorluğu’nun çoğunluğu Hıristiyan Ermenilere yönelik 1 milyondan fazla katliamı bir soykırım olarak tanıyan bir kararı destekleme sözü verdi.”

“Joe Biden için Ermeni soykırımı, içgüdüsel ve siyasi kariyerinin bir parçası. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olarak Biden, Ermeni Soykırımı Kararı (S. Res.106) da dahil olmak üzere çok sayıda yasa tasarısına ortak sponsor oldu ve Türk Ermeni gazeteci ve insan hakları savunucusu Hrant Dink’in soykırımı savunduğu için öldürülmesini kınayan bir yasa çıkardı. Son olarak Biden, seleflerinden farklı olarak  cumhurbaşkanı seçilirse Ermeni soykırımını tanımayı ve insan haklarını bir öncelik haline getirmeyi taahhüt etti.”

Başkonsolos Arıkan’ı katleden  Sasunyan’ın 27 Aralık 2019’da görülen duruşmada şartlı tahliye talebi kabul edilince, ABD’de yaşayan Türkler, Sasunyan’ın şartlı tahliyesi konusunda Vali  Newsom’a kararı durdurma çağrısı yapmıştı.  Sasunyan’ın af taleplerine karşı çıkılmış,  Türk düşmanlığıyla beslenen çarpık bir ideolojiye dayanarak, planlı ve kasıtlı olarak işlediği ve mahkumiyeti süresinde pişmanlık  sergilemediği açıklanmıştır.  Eyleminin basit bir cinayet değil, bir nefret suçu ve terörist eylem olduğu vurgulanmış, Türkiye’nin Ermeni terör örgütlerinin saldırılarında 31’i diplomat 58 vatandaşını şehit verdiği belirtilmiştir.

Sasunyan’ın şartlı tahliye talebinin kabul edilmesini Dışişleri Bakanlığı şiddetle kınamıştır: “Kaliforniya Valisi’nin onayına tabi ve temyize açık bulunan bu kararı kuvvetle kınıyor ve reddediyoruz. Görevi başında şehit edilen diplomatımızın katilinin salıverilmesinin önünü açan bu karar, evrensel hukuk ilkeleri ve adalet anlayışına aykırılık teşkil ettiği gibi terörizmle mücadelede iş birliği ruhuyla da bağdaşmamaktadır. Türkiye, nefret suçlarının yeniden tırmanışa geçtiği ve uluslararası dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan günümüzde son derece tehlikeli bir emsal teşkil edecek olan bu vahim kararın uygulanmaması için tüm itiraz yollarını kullanacaktır. Bu çerçevede en önemli sorumluluk, benzer kayıplar yaşamış olan ABD makamlarındadır. Bu vesileyle, şehit diplomatımız Kemal Arıkan ve terör kurbanı tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.”(https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/05/27/kaliforniya-valisi-ermeni-teroristin-tahliyesini-reddetti/)

Dava sürecini  izleyen Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin (TASC) karara ilişkin yazılı açıklamasında, “25 Mayıs 2020 günü Vali Gavin Newsom, 1982 yılında Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan’ı katleden terörist Hampig Sasunyan’ın şartlı tahliyesini reddetti”  denilmiştir. 

Vali Newsom’a teşekkür edilen açıklamada Güney Kaliforniya Amerikan-Türk Derneği ve diğer Türk-Amerikan derneklerinin isimleri de yer almıştı.  Aradan  yıl bile geçmeden farklı bir karar alınmasını  Dışişleri Bakanlığı Türk milletinin vicdanını derinden yaraladığını belirterek kararı  kınadığını açıklamıştır:

ABD yönetiminin tüm aksi yöndeki girişimlerine rağmen kararın değiştirilmediğine” işaret edilen açıklamada, “Bu vahim karar evrensel hukuk ilkeleri ve adalet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.” Dışişleri açıklamasında, “Türkiye, Ermeni terör örgütlerinin saldırılarında 31’i diplomat 58 vatandaşını şehit vermiştir. Nefret suçlarının tırmanışa geçtiği, uluslararası dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde siyasi saiklerle vahşi bir katilin salıverilmesi terörizmle mücadelede işbirliği ruhuna da zarar vermektedir.”

Sasunyan’ın tahliyesi kesinleşince ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken  karara tepki göstermiştir: “Dışişleri Bakanlığı, 1982’de Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan cinayetinden mahkum edilen Hampig ‘Harry’ Sasunyan’ın California eyaletinde şartlı tahliye edilecek olmasından büyük hayal kırıklığına uğradı. Bir diplomata saldırmak yalnızca belirli bir kişiye karşı ağır bir suç değildir, aynı zamanda diplomasinin kendisine de bir saldırıdır. Dünyanın dört bir yanında hizmet veren Amerikalı diplomatlarının güvenliğini sağlamak için, diplomatlara suikast düzenleyenlerin mümkün olan en yüksek cezayı almalarını ve bu cezaları şartlı tahliye ya da erken tahliye olmaksızın çekmelerini savunmak, ABD’nin uzun süredir var olan tutumudur. Sayın Arıkan’ın ailesine ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndaki meslektaşlarımıza kayıpları için bir kez daha en derin taziyelerimizi sunuyoruz.”

Gelişmeleri anlayabilmek için biraz gerilere gitmek gerekir.  ABD Başkanı Woodrow Wilson’un (Wilson İlkeleri)  Birinci Dünya Savaşı sonrasında  8 Ocak 1918 tarihinde ABD Kongresi’nde dile getirdiği ilkelerin  12’nci maddesi Osmanlı İmparatorluğu ile ilgiliydi. İmparatorluğun  Türk olmayan kısımları, Türk olmayan milliyetlere verilecekti.

Nitekim  savaş sonrasında imzalanan Sevr (Sevres) Anlaşması’nda  (madde 88-93) Osmanlı Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyacak, Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecekti.

Wilson, 22 Kasım 1920’de  Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir. Sevr Anlaşması’na göre  “Batı Ermenistan” (Western Armenia) yukarıdaki haritada yer almıştır.  

Ermenistan’da Türkçe yayın yapan Western Armanian TV kanalında 6 Aralık 2019 tarihinde  Iğdır, sözde Batı Ermenistan’ın vilayeti olarak  gösterilmiştir.

Türkiye karşıtı derin bir proje: “Sözde Batı Ermenistan Cumhuriyeti.”  ASİMED Başkanı Savaş  Eğilmez bu gelişmelere tepki göstermiştir.

Başkan Wilson’un önerdiği harita ile TV kanalında yayınlanan  harita arasında aşağıda görülebileceği gibi büyük benzerlik  vardır.

Biden’ın seçilmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramamasının  nedenlerinden biri Ermenilere verilmiş sözde soykırım sözü olabilir.

Vali  Newsom’ın kararını değiştirmesinde, Washington Büyükelçiliğimizin bu dönemde tayin sebebiyle  vali üzerinde etkinlik gösterememesini de dikkate almak gerekir. Çünkü, Waşington Büyükelçisi Serdar Kılıç Mart 2021’de Türk Amerikan toplumuna veda mesajı yayınlamıştır: Türk Amerikan toplumunun değerli üyeleri, 14 Nisan 2014 tarihinden bu yana büyük bir onurla sürdürdüğüm Waşington Büyükelçiliği görevimi tamamlamış bulunmaktayım.”

Cumhurbaşkanlığı’nın Resmi Gazete’de  yayınlanan kararıyla  ABD’nin Washington Büyükelçiliği’ne 23 Şubat 2021 tarihinde eski Eskişehir Milletvekili Doç. Dr. Murat Mercan atanmış, fakat geçen sürede göreve başlamamıştır.  14 Nisanda da Serdar Kılıç görevi bırakmış, bu dönemde de vali kararını değiştirmiştir. Yeni Büyükelçi’yi yakından tanırım. Babası Dr.  Nafiz Mercan ile eşim Dr. Sena Karluk Eskişehir DDY Hostesinde birlikte  görev yapmışlardı.

Biden  söz verdiği gibi  24 Nisan’da sözde Ermeni tehcirini soykırım” (genocide) diyerek tanımlarsa, Türkiye   büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalacaktır.

Biden‘ın   seçim öncesi New York Times muhabirleri ile yapılan  söyleşisinin basına yansıması, bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Söyleşinin Türkiye ile  ilgili bölümünde   bizleri  rahatsız  edici ifadeler yer almıştır. Rusya’dan silah sistemleri alınması eleştirilmekte,   Kürt konusu başta olmak üzere Türkiye’ye dayatılmak istenen politikalardan söz edilmekte, Doğu Akdeniz’de doğal gaz araştırmaları yapılmasına  karşı çıkılmakta ve  seçimler yoluyla iktidarın değiştirilmesi için muhalefetin destekleneceği açıklanmaktadır. Bunlar kabul edilemez. Bu tutum, ABD’nin başka ülkelerin içişlerine müdahale ettiği görüşünü haklı çıkarmaktadır. (https://www.nytimes.com/interactive/2020/01/17/opinion/joe-biden-nytimes-interview.html)

“Evet. Onunla çok zaman geçirdim.  Kendisi Türkiye’nin cumhurbaşkanı ve çok daha fazlası. Şimdi yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalefet liderliğini desteklediğimizi açıkça ortaya koymak. Sürece katılmak isteyen Kürt nüfusunu parlamentolarına entegre etmek için bir süredir çalışan bir yolumuzun olduğu bir konumda olduğumuzu açıkça ortaya koyuyoruz. Çünkü aslında ne düşündüğümüzü konuşmalıyız.  Bazı silahları ona satmaya devam edip etmeyeceğimizin bir bedelini ödemek zorunda kalsak ta….”  (This interview was conducted Dec. 16, 2019, and published Jan. 17, 2020.)

Biden’a birilerinin yukarıdaki fotoğrafları hatırlatması gerekir. Bu iki fotoğraf  Ermenilerin  nasıl bir millet olduğunu göstermesi bakımından  önemlidir.  Biden; ABD bayraklarının   Çinli okul çocuklarının altında ezilmesini ve  Pekin Belediyesi’nin çöp konteynırlarının üzerine ABD bayraklarının renginde, 50 yıldızdan oluşan  boyama yapılmasını nasıl karşılardı? Merak etmekteyim.

Biden tıpkı Başkan Ronald Reagen gibi (yanda) tehciri soykırım olarak  24 Nisan’da açıklarsa,     Pul’da olduğu gibi toprak  ve yeniden tazminat talepleri gündeme gelecek,  sözde tanıma kararı alan Parlamento sayısı hızla artacaktır. Yumurta kapıya gelmeden  şimdiden önlem alınmalıdır.

ABD’li Ermenilerin Türkiye’den tazminat talepleri   şimdilik suya düşmüştür. ABD’deki Ermenilerin 1915 olayları dönemine ilişkin aileleri adına istedikleri tazminatlar ve araziler için açtıkları davalarda Kalifornia Temyiz Mahkemesi ret kararı vermiştir. Kalifornia Eyaleti Bölge İdare Mahkemesi, 26 Mart 2013’te aldığı kararda, iddianın yargılamaya konu edilemeyecek ve özü itibariyle siyasi bir sorun olduğu sonucuna varmıştı. Türkiye lehindeki bu karar Ermeni diasporasını durdurmamıştır.

ABD’deki Ermenilerin avukatları, kararı Nisan 2013’te temyiz mahkemesine taşımış,  9. Bölge Temyiz Mahkemesi iki davayı birleştirmiştir. Türkiye adına Dışişleri Bakanlığının idaresinde yürütülen 9 yıllık hukuk mücadelesi sonunda Kalifornia Temyiz Mahkemesi Türkiye’yi haklı bulmuştur. Mahkeme 8 Ağustos 2019 tarihinde  Ermenilerin temyiz itirazını dava konusu “zamanaşımına uğradığı” gerekçesiyle reddederek ilk derece mahkemesinin kararı onanmıştır.

Temyiz Mahkemesi, kararını ilk derece mahkemesinin “siyasi sorun doktrini” yerine “zamanaşımı” gerekçesine dayandırarak  Türkiye’yi güçlü  kılmıştır. Mahkeme ayrıca; savaş dönemlerinin yarattığı güçlüklerin zamanaşımı sürelerini hakkaniyet gerekçesiyle durdurabildiğini, davacılar bakımından böyle bir mağduriyetin oluşmadığını, çünkü davacıların iddia edilen “katliamların” gerçek mağduru olmadıklarını, çoğunun atalarının onlarca yıl önce ABD’ye göç ederek yerleştiklerini belirtmiştir.

Mahkeme, Ermenilerin  iddialarına  karşı   incelemeye girmeden talepleri oybirliği ile reddetmiştir. Davayı açan Ermeni kökenli Amerikalılar, temyiz incelemesinin aynı heyet tarafından veya 11 yargıçtan oluşan yeni bir heyet tarafından yenilenmesi için 22 Ağustos 2019 tarihine kadar talepte bulunma imkanına sahip olmasına rağmen  davacılardan böyle bir talep gelmemiştir. Davacı Ermenilerin bu taleplerinde ısrar etmemelerinde, kararın  sağlam hukuki temellere dayalı olması ve oybirliğiyle verilmesi etkili olmuştur.

“Yalana karşı topyekun mücadele” edilmemesi durumunda Türkiye’yi   toprak talepleri gibi  zorluklar beklemektedir.  Ermeni terörüne 40’tan fazla diplomatını şehit vermiş Dışişleri Bakanlığı’mızın öncülüğünde uluslararası kuruluşların yanı sıra TÜSİAD, MÜSİAD, işveren ve  işçi sendikaları, odalar ve borsalar birliği, barolar, eczacı birlikleri ve  üniversiteler  harekete geçip yurt dışındaki eşdeğerlerine gerçekleri anlatmak için daha neyi bekliyorlar?

Sözde Ermeni  soykırımı  yalanlarına karşı  gerçekleri dünya  kamuoyuna anlatacak  üst düzeyde  bir kurum  oluşturulmalı, YÖK   üniversitelerde “ERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜLERİ” kurulmasını sağlamalıdır. Bunun en son örneği Karabağ savaşı sonrası diaspora Ermenilerinin Türk düşmanlığının artmasıdır. “Covid-19 zamanında savaş: Dağlık Karabağ ve Ermenistan’da insani felaket” başlıklı yazıda Türkiye ve Azerbaycan düşmanlığı yapılmaktadır: “Hospitals, churches, kindergartens, and schools were hit during the bombardment and missile attacks, which included the use of internationally banned cluster bombs.”

Son  gelişimler üzerine ABD’deki Türk kuruluşları TASC, USAN ve TADA,  Vali Gavin Newsom’a  “Bir Teröristi Serbest Bırakma Duyurusunda Büyük Endişe Duyuyor” çağrısında bulunmuştur: “Federal Hükümeti Sasunyan’ı Tutuklamaya ve Dava Açmaya Çağır.” Çağrının Türkçe metni  yandadır.

1933’de Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı Yahudi kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler için geçerliliğini koruduğu sürece,  sözde Ermeni soykırımı gündemden düşmeyecektir.  Mark Twain’e ait olduğu söylenen “Gerçek Ayakkabılarını Giymeden, Yalan Dünyayı Üç Kez Dolaşır” sözü de  doğrudur.  

Türkiye en az  Ermeniler kadar gerçeklerin ortaya çıkması için çaba harcamalı, bunun için   yumurta kapıya gelmeden önlem almalıdır. Bugün 15 Mart. 24 Nisan 2021’e sadece 40 gün var. Boşa geçirecek  bir günümüz bile yok. Son pişmanlık fayda etmez, biz tanımıyoruz demekle de alınan karar ortadan kalkmaz. Ben kendimce bir katkıda bulundum ama yeterli değildir.

https://www.academia.edu/31604811/ARMENIAN_DEPORTATION_IS_NOT_A_GENOCIDE

                                                      ***

Bugün 15 Mart. Ermeni katillerin Talat Paşayı katlettikleri gündür. Unutmayalım, unutanlara da hatırlatalım. İttihat ve Terakki Fırkası’nın  üç önemli şahsiyetinden   biri olan Talat Paşa, 1915 Tehcir Kararı alındığında Dahiliye Nazırı idi. 15 Mart 1921 günü, kendisini izleyen ve onu öldürmek için yaşadığı apartmanın karşısında bir daire tutmuş olan Soğomon Tehliryan adında bir Emeni genç tarafından, caddede yürürken tabanca kurşunlarıyla katledildi.

Berlin 3 Numaralı Eyalet Mahkemes’inde görülen cinayet davası, sıradan bir cinayet mahkemesi dışına taşarak 1915 tehcir tanıklarının anlattıklarının tartışıldığı bir platforma dönüştü. Tehliryan, 1915’te ailesinin, gözleri önünde nasıl katledildiğini anlattı ve Talat Paşa’yı öç almak için öldürdüğünü söyledi. Mahkeme, beraatına karar verdi.

Mahkeme tutanakları, tehcirin tanığı Arnim T. Wegner tarafından 1921’de yayımlandı. Eser Türkçe’de ilk  defa Doğan Akhanlı tarafından “Talat Paşa Davası Tutanaklar” adıyla 2003’te yayımlandı. (Belge Yayınları, 181 sayfa) Böyle bir cinayetin dünya politik çevrelerinde olduğu gibi Türk halkında da yankısız kalması düşünülemez.  Unutmayalım, Unutturmayalım. Bu konuda Emin Çölaşan’ın dünkü yazısı  yandadır.

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk tarafından

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım. 1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı. 1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim. 1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum. İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim. “Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır. Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü. ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır. Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.