Kategoriler
Kültür/Sanat

29 Şubat 1996 tarihinde efsane Köy Enstitü müdürlerinden Mehmet Rauf İnan’ı yitirmiştik

Öğrencilerine her fırsatta: ”Çok okuyunuz, daima okuyunuz. Görevden ve çalışmaktan kaçmayınız. Güçlüklerden yılmayınız. Mesleğinizi, öğrencilerinizi ve insanları seviniz” diyen M. Rauf İnan’ı 1991’de tanıdığımda 85 yaşındaydı.
O yıllarda İş Bankası Şubelerinde İş Bankası Kültür Yayınları kitapları satılmaktaydı.
Sıradan bir işlem için girdiğim İş Bankası şubesinde ” Mustafa Necati- Maarif Vekili” diye az oylumlu bir kitap gözüme ilişmişti.
Ederi bir gazete ederine neredeyse denk olan kitabı satın alıp okuduğumda 35 yaşında ölen, ölümüne Gazi Mustafa Kemal Atatrük’ün göz yaşı döktüğü Devrimci Eğitim Bakanı Mustafa Necati Uğural’ı tanıdım. Mustafa Necati kitabını okuduktan sonra yazarı M. Rauf İnanla tanıştım ve kitaplarını okudum.


”Çok okuyunuz, daima okuyunuz” düsturuna sadık kaldığını ;ileri yaşına ve görme zorluğuna karşın gözlüğüne ek olarak elindeki büyüteçle okuyup yazarak üretmeyi sürdüğünü her ziyaretimde tanık olmuştum.
1946’dan sonraki süreçte beti bereketi kurutulan Anadolu’da az sayıda nitelikli insan yetiştir olması şans veya şansızlıkla açıklanamaz.

Çünkü: 1946 seçimleri ardından kurulan Recep Peker, Hasan Saka ,Şemsettin Günaltay hükümetlerinin değişmez eğitim bakanı Şemsettin Sirer’in hışmına uğrayan enstitü müdürleri ve öğretmenleri gibi o da uğrar.

29 Şubat 1996 ‘da, 91 yaşında sonsuzluğa göçmesinin yıldönümünde Tonguç Babanın Köy Enstitü müdürünü saygı ve sevgiyle anıyoruz .

Aziz anıları önünde saygıyla eğiliyoruz..

Işıklar içinde olsun… 28 Şubat 2021 Pazar

Aşağıda M.R.İnan ile ilgili iki yazı ve birde eserleri çizelgesi bulunmakta.
Daha geniş bilgi en alttaki bağ(link) okunabilir ( 2)

  • İlki Eğitimci Hacı Angı’nın Rauf İnan: O Bir Işıktı yazısı…
  • Diğeri Talip APAYDIN’ın destansı öyküsü “BAYRAMLARDA ÇALIŞIRIZ, BAYRAMLAR İÇİN” öyküsü

Rauf İnan: O Bir Işıktı…
Değerli insan, boşluğu doldurulamaz eğitimci, yazar ve katıksız Atatürkçü M.R. İnan ‘ı 8 yıl önce bugün: 29 Şubat 1996 günü yitirmiştik. 91 yıllık yaşamının her anını değerlendirerek bize örnek bir yaşam bıraktı. Ve O artık önümüzde bir ışık oldu.
Cumhuriyetimizin kurulduğu yıl 18 yaşında genç bir delikanlı olan İnan, Türk Devrimi’ni her alanda yaşayan, yaşama geçiren değerli bir eğitimcimizdir. Türk toplumu ümmetlikten yurttaşlığa, uyruk anlayışından halkın egemenliği ilkesine, din temeline dayalı bir devlet yapısından laik ve demokratik çizgisine ulaşabildiyse, bunu borçlu olduğu Cumhuriyet döneminde yetişmiş inançlı, Atatürkçü öğretmenler kimlerdir denildiğinde, ilk akla gelen öğretmenlerden biri M.R. İnan’dır, diyorum.

M. Rauf İnan, 1905 yılında Bingöl ili, Genç ilçesinde doğdu. Babası Siirtli Hacı Yasin Efendi , annesi Erzincanlı Bedriye Hanım ‘dır. Babası malmüdürü olan İnan, ilköğrenimine Genç’te başladı. Birecik’te devam ederek Urfa Sultanisi’nin (lisesi) ilk kısmını bitirdi. Ortaokul ve lise öğrenimini Urfa Sultanisi’nde tamamladı. Bu okullarda iken özel olarak Fransızca, Farsça ve Arapça dersleri aldı.

1925 yılında İstanbul Erkek Muallim Mektebi ‘ni bitirerek Kayseri Zincidere Öksüzyurdu ‘na öğretmen olarak atandı. 1926-1928 yıllarında burada üç yıl çalıştı. 1927’de Sıvas’ta açılan İlköğretim Müfettişleri Kursu ‘na katılan İnan, girdiği seçme sınavını kazanarak ”Pedagoji Enstitüsü” ne devam etmek üzere Viyana’ya gönderildi. Avrupa’daki öğrenimini tamamlayan İnan, 1931 yılında İstanbul İlköğretim Müfettişliği ‘ne atandı. Buradan askerliğe alınan İnan, askerlik sonrası İzmir İlköğretim Müfettişliği ‘ne atandı. 1935’te İzmir Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı ‘na, 1937’de de Manisa Milli Eğitim Müdürlüğü ‘ne getirildi. Bu arada Manisa- Horozköy Eğitmen Kursu’ nu açtı ve yönetti. 1935 yılında öğretmen İffet Tolga ile evlendi.

1940 yılında Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsü Müdürlüğü ‘ne getirilen İnan, bu görevde 1945 yılına kadar kaldı. Buradaki başarılı çalışmaları sonunda Ankara- Hasanoğlan Köy Enstitüsü Müdürlüğü ‘ne atandı. Aynı zamanda bu enstitünün bünyesindeki ”Yüksek Köy Enstitüsü” nü de birlikte yönetti. Buradaki görevi bir buçuk yıl sürdü. 17.04.1946’da Bakanlık Müfettişliği’ne atandı.

Köy Enstitüleri yöneticilerinden ilk kıyıma uğrayan M.R. İnan oldu. M.R. İnan’ın Bakanlık Müfettişliği gibi pasif bir göreve atandığını öğrenen İsmail Hakkı Tonguç, İsmet Paşa ‘ya: ”Bir kez kelle vermeye başlarsanız, sıra size de gelir” diyerek duyduğu derin üzüntüyü belirtmiştir.

Bakanlıkta bir yıl kalan İnan’ın başarılarına çelme takılmaya başlandı. Artık rüzgâr ters yönden esiyordu. H. Âli Yücel ve İ. Hakkı Tonguç görevden alındı. Köy Enstitüleri’ne kara çalınmaya başlandı.

1970 yılında Namık Kemal Ortaokulu öğretmenliğinden emekli oldu. Emeklilik yaşamında ve ömrünün son gününe kadar hiç boş durmadı. Okudu, yazdı ve her olumlu davranışın yanında ve içinde oldu. 1960 yılından beri UNESCO Genel Kurul ve Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. Halkevleri Atatürk Enstitüsü üyeliğinde ve Halkevleri Yönetim Kurulu Başkanlığı ‘nda da bulunan İnan, yurtiçi ve yurtdışında pek çok kongreye katılarak çeşitli bildiriler sundu.

Öğrencisi Talip Apaydın, ”Köy Enstitüleri’nde çalıştığı yılları ömrünün en verimli yılları olarak anımsardı. Tıpkı Tonguç Baba gibi adı Köy Enstitüleri ile bütünleşmişti. En çok oradaki hizmetleri ile anılırdı” diyor.

M. Rauf İnan, öğrencilerine her fırsatta: ”Çok okuyunuz, daima okuyunuz. Görevden ve çalışmaktan kaçmayınız. Güçlüklerden yılmayınız. Mesleğinizi, öğrencilerinizi ve insanları seviniz” gibi öğütlerde bulunurdu.

İnan’ın ellinin üzerinde yapıtı, beş yüzün üzerinde de çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış makale ve yazıları vardır. Ayrıca, yurtiçi ve yurtdışında pek çok kongrelere katılarak bildiriler sunmuştur. Yapıtlarında arı ve duru bir Türkçe kullanmaya çok özen gösterirdi.

Öğretmenim M. Rauf İnan, öyle bir temel attınız ki, kazığı öylesine sağlam çaktınız ki, ne kadar uğraşsalar yıkamayacaklar. O temeli değiştiremeyecekler. Siz ülkesever, idealist eğitimciler kuşağının çabaları unutulmayacaktır. ( Hacı ANGI Eğitimci -Cumhuriyet 29.02.2004 )


BAYRAMLARDA ÇALIŞIRIZ, BAYRAMLAR İÇİN

Talip APAYDIN

Kurban bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu. O günler bir soğuktu, bir soğuktu… Kar, fırtına, tipi…

Eskişehir ortalarında papaz harmanı savruluyordu. Göz gözü görmüyordu dışarılarda. Sular donmuştu hep.

Seydi Suyu iri buz parçaları akıtıyordu.

Santral kanalı kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu.

Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk. Lambalar ikide bir usulca sönüveriyordu. Dersliklerimizde pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk.

Musluklarımızdan su akmıyordu. Ellerimizi yüzlerimizi yıkamak için dere kıyısına gidiyorduk. İçme suyumuz yoktu.

Üç gün bayram iznimiz vardı, ama bu soğukta nereye gidecektik?

Köyü yakın olanlar gitti ancak.

Bayram sabahı kampana çaldı. Dışarıda toplanılacak dediler.

Başımızı gözümüzü sararak, büzülerek çıktık.

Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu. Üstünde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı. Boz urbaları içinde, yağsız çehresiyle bir heykel gibiydi. Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu.

O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik. Ellerimizi cebimizden çıkardık.

“Arkadaşlar!” diye başladı. Bir canlıydi sesi, bir heybetliydi. Önce yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlattı. Korkan insanın muhakkak yenileceğini ve korktuğuna uğrayacağını söyledi.

Bu hava soğuk evet, fakat siz isterseniz üşümezsiniz, dedi. Olduğumuz yerde birkac kez sıçramamızı ve kuvvetli tepinmemizi istedi.

Dediğini yaptık. Birden ısınmıştık sanki. Hoşumuza gitmişti.

Bugün bayram, dedi. Şimdi birbirimizi tebrik edeceğiz. Sonra yapacağımız iki iş var: Ya tekrar içeri girip sıralara büzülmek, mıymıntı mıymıntı oturmak, bu üç günü böyle faydasız, hatta zararlı geçirmek, can sıkıntısından patlamak. Boşuna içlenmek. Üstelik üşümek.

Yahut da kazmayı, küreği alıp, santral kanalını temizlemeye gitmek.

Emin olun gidenler, kalanlar kadar üşümeyecektir. Çünkü, inanarak çalısan insan ne soğukta üşür, ne sıcakta yanar. O; yücelten, dirilten, kuvvetli kılan bir heyecan içinde her türlü güçlüğün üstüne çıkmıştır…

Onu hiçbir karşı kuvvet yolundan alıkoyamaz. Yeter ki bir insan yaptığı işin gereğine inansın.

-Ben şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum, dedi. Çünkü kanal açılınca elektriklerimiz yanacak. Elektrik yanınca okulun işleri yoluna girecek. Kitap okuyabileceksiniz, ders çalışabileceksiniz. Sularınız akacak, yıkanabileceksiniz.

Size şunu söyluyorum, bizim asıl bayramımız, yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır. Şimdilik bize düşen milletçe çalısmak, çok çalışmaktır. Parolamız şu olmalıdır: “Bayramlarda çalışırız, bayramlar için”.

Ben gidiyorum. Gelmek isteyenler gelsin.

Heyecanlanmıştık, üşümemiz geçmişti.

Hepimiz; “Geleceğiz!” diye bağırmıştık.

-Bayramda çalışırız bayramlar için!

-Bayramda çalışırız bayramlar için!

Altı yüz kişi böyle bağırdık. Sonra da kazma kürekleri koyduğumuz işliğe doğru bir koşuşma başladı.

İnsanların böyle canlanması, bir amaca doğru saldırması belki sadece savaşlarda görülür..

Santral havuzundan başlayarak onar metre arayla su kanalına dizildik.

Çıplak Hamidiye Ovası ayaz. Kırıkkız Dağı’ndan doğru zehir gibi bir rüzgar esiyor. Pelerinlerimizin etekleri uçuşuyor.

Kazmayı vurdukca yüzlerimize buz parçaları fırlıyor. Bazı yerlerde kar her yeri doldurmuş, kanal dümdüz olmuş. Nereyi kazacagız belli değil.

Müdürümüz, öğretmenlerimiz başımızda dört dönüyorlar. Bir o yana ko şuyorlar, bir bu yana. Öyle çalışıyoruz ki, boyunlarımızdan buğu çıkıyor. Bazen adam boyunda buz parçalarını elleyip çıkarıyoruz kıyıya. Kimisi bağırıyor, kimisi kazmalara tempo tutuyor. Bir gürültü gidiyor kanal boyunca.

Yeşilyurt köylüleri evlerinin önune çıkmıs, bize bakıyorlar. Böyle çalısmamıza alışkınlar ama, bayram günü, bu soğukta nasıl donmadığımıza şaşıyorlar. Yeşilyurtlu arkadaşımız Azmi, -köyü yakın oldugu için izinli ya(!) – bize evlerden bazlama ekmek taşıyor.

Köylü ekmeğini özlemişiz, aramızda kapışıyoruz. Yukarılardan, aşağılardan ikide bir sesler yükseliyor:

-Bayramda çalışırız, bayramlar için!

Koca ova çınlıyor. Taa uzaktan Hamidiye’nin, Mesudiye’nin köpekleri ürüyorlar.

Bu kış günü böyle seslere anlam veremiyorlar herhalde. Ayaz ovanın ıssızlığı yırtılıyor.

O gün o kanalın yarı yerini açtık. Bir buçuk metre derinliğinde, uzun, derin bir çukur karları yara yara gitti. Ertesi gün taa bende kadar tamamladık.

Sonra merasimle suyu saldık.

Nazlı bir gelin getirir gibi önünden ardından yürüyerek, türküler marşlar söyleyerek getirdik ve geç zamanda, santral havuzuna döndük, sonra bir baktık, okulumuzun balkonuna çakılı “Ç. K. E.” yandı… (Çifteler Köyü Enstitüsü)

O zamanki sevincimizi nasıl anlatmalı? Üşümüş ellerimiz alkıştan ısındı. “Yaşa var ol” seslerimiz ufukları kapattı.

Dünyanın en içten gelen, en coşkun bayramı oldu belki. Hiç unutmam bir arkadaşımız kendi ellerini öpüyordu. “Aferin ulan eller, diyordu, bu elektiriğin yanmasında senin de hissen var, yaşasın!”

Sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı.

Müdürümüz bir tümseğe çıktı. Birkaç kelimeyle başarımızı tebrik etti. Her nokta koyuşta “sağool!” diye bağırıyorduk..

  • Şimdi, dedi, depomuza su dolacak, banyoyu yakacağız. Yıkanın ve çalışıp başarmış insanların huzuru içinde uyuyun.

İşte gördünüz, inanarak çalışan yapar! Amacına ulaşır! Bu heyecanla çalışmaya devam edersek, biz Türkiye’yi de yükseltebiliriz!

  • Yükseltecegiz!, diye bağırdık.

-Bayramda çalışırız, bayramlar için!

-Bayramda çalışırız, bayramlar için!

Içeri girdik, musluklardan şarıl şarıl sular akıyordu.

Birbirimizi tebrik ediyorduk.

Unutulmaz bir bayramdı.”(1)

Yapıtlarından kimileri:

.Birinci Sınıfta Çocuğa Göre Mektep (1932)

.Çocuğa Göre Okulda Öğretim (1955)

.Anayasalar ve Eğitim (1960)

.Köyde Eğitim ve Bölge Okulları (1961)

.Öğretmenliğimizin 120. Yılında Eğitim Durumumuz (1968)

.Orta Avrupa’da Gelişmenin ve Demokrasinin Temeli: Eğitim (1971)

.50. Yılında Türkiye Cumhuriyeti ve Eğitim (1975)

.Bir Üstün Adam Rüştü Uzel (1976)

.Atatürk’ün Devraldığı Eğitim, Öğretim Kurumları (1977)

.Eğitim ve Öğretimde Atatürkçülük (1980)

.Mustafa Necati- Maarif Vekili (1980)

. Ekin (Kültür) Alanında Atatürk Devrimi (1981)

.Atatürk As A Teacher And Liader (Eğitim Açısından Atatürk’ün Önder Kişiliği (1981)

.Atatürk ve Eğitim (Cumhuriyetimizin ilk 10-25 Yılında Eğitimimizin Durumu ve Belirgin Özellikler (1972)

. Gazinin (Atatürk’ün) Halkçılık Ülküsü, Halkevleri ve Sonrası 1983)

.Atatürk’ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları (1983)

.Bir Ömrün Öyküsü-1 (1986) Öğretmen Yayınları

.Bir Ömrün Öyküsü-2Köy Enstitüleri ve Sonrası (1988) Öğretmen Yayınları

.Atatürkçü Destansal Milli Eğitim Bakanı: Hasan Âli Yücel, (1995) Eğit-Der Yayını(2)

( *) Bu destansı öykü Talip Apaydın’ın 1967 yılında yayınlanan “Karanlığın Kuvveti” isimli kitabından alınmıştır.

(2 ) Mustafa Gazalcı https://add.org.tr/rauf-inan%E2%80%99in-e%C4%9Fitimci-ki%C5%9Fili%C4%9Fi/

Mehmet Boz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.