Kategoriler
Ali Eralp

Türkiye Üzerinde Oynanan kirli oyunlar…

19 yıldır bu ülke çok acılar, çok sıkıntılar çekti… Çeşitli olaylarla karşılaştı…

Devlet kurumlarında, devlet yapısında çok büyük değişiklikler oldu. Çok kişi görevinden, makamından alındı, yerine yeni atamalar yapıldı.

Eğitimci, politikacı, maliyeci, hukukçu, asker – sivil, çok kişi yargı önüne çıkarıldı. Bazıları dört duvar arasına atıldı ve yıllarca suçsuz günahsız hapis yattı.

Bazıları devlete, devlet büyüklerine hakaretten para ve hapis cezalarına çarptırıldı…

Camilerde bombalar patlatıldı. Sıkıyönetim ilan edildi.

Geçmişte, adına “Balyoz Harekâtı” denilen ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini devirmek amacıyla hazırlandığı iddia edilen bir askerî darbe planı suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

Generaller, albaylar, astsubaylar, askerler darbe hazırlığı içinde oldukları gerekçesiyle zindanlara konuldular.

“Balyoz Harekâtı planı” ilk olarak, 20 Ocak 2010 tarihinde, Taraf gazetesinde yayınlanan belgelerle gündeme geldi.

Sonradan, cd ve belgelerin sahte olduğu ortaya çıkınca tutuklanan ve cezaya çarptırılan tüm Balyoz sanıkları beraat ettirildi.

Ama bu salıverilme gününe değin orduda ve komutanlıklarda büyük değişiklikler oldu. Orduda başlatılan kadrolaşma ve değişim harekâtı zamanla tüm devlet kurumlarına yayıldı.

Atatürkçüler, cumhuriyet ve laiklik yanlıları yavaş yavaş tasfiye edildiler. Makamlarından atıldılar. Yerlerine AKP’li bürokratlar atandı.

Eğitimde, ekonomide, hukukta, sağlıkta, emniyette, içişlerinde, dışişlerinde AKP’li kadrolar iş başına geçti.

Devlet çarkı zamanla, sadece AKP ve yandaşlarının emir ve direktifleriyle dönmeye başladı…

“Dediğim dedik, çaldığım düdük” ilkesi hayata geçirildi.

Mal, mülk edinme, para kazanma, yakınları ve yandaşları servete kavuşturma çabası ön plana geçti. Ama halk kesimleri din sömürüsüne ve sadaka ekonomisine mahkûm edildiler.

Bir avuç azınlık zenginleşirken, çoğunluk yoksullaştı. Geçmiş iktidarlardan kalan fabrikalar, tarım alanları, topraklar satıldığı için iş alanları daraldı. İşsizlik arttı…

Tarikatlar, tekkeler çoğaldı. Binlerce okul kapandı. Öğretmenler atanamadılar…

Bu girişim ve değişimlerin sonucunda devlet kurumları, resmi daireler yavaş yavaş gücünü, kurumsallık özelliğini ve ciddiyetini yitirdi.  Devlet birimlerinde particilik, akraba, dost yakınlıkları ön plana çıktı.

 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da başkanlık sistemi ülkede tek geçerli yönetim biçimi oldu.

Parlamentonun ve parlamenterlerin sadece adı kaldı…

Bu Ortaçağa dönüşle birlikte hak, hukuk, demokrasi de zamanla saygınlığını ve değerini yitirdi.

Anayasa mahkemesi bile aldığı bir kararı uygulatabilmek için iki kez hüküm vermek ve o hükmü ilgili yargı kurumuna iki kez göndermek zorunda kaldı…

ÖZETLE SÖYLERSEK: 19 yıllık AKP dönemde, onun tek hedefi vardı: Laik düzeni yıkıp, yerine şeriata dayalı, şeyhlerin, şıhların, imamların yönlendirdiği bir toplum düzeni kurmak…  İnsanları kutsal kitaplara ve din kurallarına göre yönetmek…

Bu şeriatçı düzenin kurulmasına engel olabilecek tüm koşulları, kurumları ve kişileri etkisizleştirmek, değiştirmek, değersizleştirmek, ortadan kaldırmak…

Bu nedenle yasalarla, kararnamelerle toplum yapısında büyük düzenlemeler yaptılar.  Ama bu düzenlemeler ve değişimler de onları doyurmadı. Eski deyişle tatmin etmedi…

Çeşitli değişikliklere de uğrasa, kuşa da çevrilse, önlerinde hâlâ onlara engel olabilecek bir cumhuriyet anayasası ve 19 yıldan beri yıkamadıkları dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk duruyor bugün…

Bu engelleri kaldırıp, sorunları çözebilmek için artık köklü değişiklikler yapmak gerekiyor.

Bu nedenle kolları sıvadılar. Fazla acele etmeseler de yeni bir anayasa hazırlama düşüncesindeler.

Bu, öyle bir anayasa olmalı ki içinde laiklik, düşünce özgürlüğü, çağdaşlık, demokrasi bulunmamalı.

Akıllarına hemen 1921 Anayasası geldi. Bu anayasa hem kendi ideolojilerine uygundu, hem de muhalefete sempatik, çekici gelebilirdi.

Bu hareketin adına “1921 Ruhu” adını verdiler. Oysa bu anayasa saray yönetimine karşı yapılmıştı, millet egemenliğini ön plana çıkarıyordu ve bir Atatürkçü hareketin ürünüydü…

Peki, bu gerçeği bile bile bugün neden böyle bir anayasa yapmaya hazırlanıyorlar?

Çünkü o günkü savaş ortamında, sultanlık yönetimine karşı 1921 Anayasası yapılırken işgalcilere karşı birliği bütünlüğü sağlamak için laiklik, din özgürlüğü maddesi yasaya konmamıştı.

Cumhuriyet, bayrak, devlet biçimi, millet kavramı ve Atatürk ilkeleri de Anayasada yer almamıştı. AKP iktidarı bu eksiklikleri, kuracakları şeriat düzeni için, şimdi bir avantaj olarak görmektedir…

Bu nedenle 1921 Anayasasına “Mal bulmuş Mağribi gibi” sarılıyor.

Ama asla umutlanmasınlar ki Atatürk’ü, Atatürk devrimlerini ve ilkelerini bu ülkeden kimse silemez. Yok edemez…

(alieralp37@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.