Kategoriler
Ali Eralp

Bu Kelepçeli Demokrasi Ve Sefalet Ortamından Nasıl Kurtuluruz?

Vatanımız bir çöküş yaşıyor. Hem de her alanda… Ekonomide, eğitimde, tarımda, sanat ve kültürde, dış ilişkilerde, sosyal yaşamda…

Halkımızın yarısı asgari ücretle çalışıyor. 10 milyon emeklinin içerisinde asgari ücretten daha düşük maaş alanlar bile var. Sefalet diz boyu.

Ne fabrika kaldı ne ekili alan… Üç beş açgözlü holdingin doymak bilmez kazanç hırsı yüzünden ormanlarımız da yok ediliyor. Yakında kentlerimizde kuraklık başlarsa hiç şaşırmayalım…

İnsanlarımız bu siyasal İslamcı düzen içerisinde yönlerini şaşırdılar. Yol – yordam belli değil. İlke yok. Bir plan, bir ekonomik program yok… Eğitim, yazboz tahtasına döndü.

Çocuklar, gençler şaşkın. İstedikleri okullara gidemiyorlar. Çünkü onları iktidar yönlendiriyor. “İlla imam olacaksın…” diyor.

Üniversitelere rektörleri artık Cumhurbaşkanı atıyor. Seçilen rektör genellikle partili oluyor. Kendisi profesör ama AKP örgütlerinde siyasal bir militan gibi çalışmış, milletvekili adayı olmuş kişiler tercih ediliyor…

İşte Boğaziçi Üniversitesine de geçenlerde böyle birisi atandı ve bugün üniversite ayakta…

Öğretim görevlileri, öğrenciler bu atamayı, bir “Kayyum ataması” gibi görüyorlar ve istemiyorlar. Gençler eylemler düzenliyor, direnişler yapıyorlar.

Üzerlerine polis gönderiliyor. Şiddet uygulanıyor. Yerlerde sürükleniyorlar. Bazıları gözaltına alınıyor.

“İçeri kimse girmesin” diye üniversite kapısına kelepçi vuruluyor… “Kelepçeli demokrasi” bu…

Şimdiye dek ülkemizde ve dünyada uygulanan tek girişim… Kelepçeli üniversiteyi de gördü bu insanlık!

19 yıldır yokluk, yoksulluk, geçimsizlik, işsizlik bataklığında çırpınıyor halkımız. Bu kötü koşullar onları çileden çıkardı. Paranın değeri sıfırlandı. Enflasyon zirvede…

Emekliye, memura, işçiye yapılan zamlar bu pahalılık karşısında devede kulak bile değil. Halk isyanlarda…

Gençlik haksız, hukuksuz rektör atamaları karşısında direniyor. İktidar bu direnişlerin yaygınlaşmasından korkuyor.

AKP’nin oyları kar gibi eriyor. İktidar milletvekilleri, bakanlar, yandaşlar, partili iş adamları telaşta… Şaşkın. Çaresiz…

Çünkü ilk seçimlerde iktidar ellerinden kayıp gidebilir. Çözümler arıyorlar. Tertipler düzenliyorlar. Darbe senaryolarından söz ediyorlar…

“İlker Başbuğ, Fikri Sağlar ve Can Ataklı hakkında AKP’nin 81 ilde, savcılıklara suç duyurusunda bulunma kararı aldığı” söyleniyor.

Hedef insanlarımız arasında ayrılık, gayrılık, düşmanlık yaratarak halkın öfkesini, homurtularını başka yönlere çevirmek; iktidarın acıklı halini, başarısız uygulamalarını, maaşlara yapılan komik, yetersiz zamları gözlerden gizlemek, uzak tutmak…

Muhalefet, sendikalar, dernekler, halkımız AKP’nin bu ayrıştırıcı, bölücü, yalan dolan, tertip dolu siyasetine karşı yeterli mücadeleyi yapamazsa, bu millet bi 19 sene daha bu zulüm altında yaşamaya mahkûm olur.

Çünkü ülkemizin bu günlere gelmesinde iktidarın olduğu kadar muhalefet partilerinin, sendikaların, derneklerin, toplumsal kuruluşların da payı vardır… Kimse bunu inkâr edemez.

Muhalefet yine günümüzde meclis çatısı altında eleştirilerini sürdürüyor, ağzına geleni söylüyor… Bağırıyor, çağırıyor, ağır konuşuyor, ama değişen bir şey olmuyor.

İşsizlik daha da artıyor. Sefalet daha da çoğalıyor. Zenginler daha çok zenginleşiyor. Müteahhitler imparatorluğu büyümeye devam ediyor.

O ne kadar çok eleştirirse eleştirsin, isterse boğazını yırtsın, iktidar yine yoluna devam ediyor. Yani imam yine bildiğini okuyor.

Peki, ne yapmalı?

Bu kelepçeli demokrasi ve sefalet ortamından çıkabilmek için nasıl bir yol ve yöntem izlemeli?

Önce şunu vurgulayalım: Bazılarının sandığı gibi partiyi ve yöneticilerini eleştirmek asla partiye zarar vermez. Onu zayıflatıp, iktidarı güçlendirmez. Zaten hep bu şekilde düşündüğümüz için yıllarca sömürüldük, ezildik, geriledik… Ezilmeye de devam ediyoruz.

Bu yüzden ülkemizde ne cumhuriyet ne demokrasi ne laiklik ne uygarlık ne de bilim kaldı… Atatürk bu konuda şunları söyler:

“Partide bir yanlışı, bir eksikliği gördüğünüz zaman kayıtsız, şartsız eleştireceksiniz. Yapılan herhangi bir yanlışa müsamaha göstermek, son derece yanlıştır; mahsuru faydasından büyük olur.

                                                     Mustafa Kemal ATATÜRK (CHP 3. Olağan Kurultayı-1931)

O zaman, sorumuzu tekrar soralım: Bu kelepçeli demokrasi ve sefalet ortamından nasıl kurtuluruz?

Öncelikle, program ve yöntem değişikliği yapmalıyız. Atatürk ilkelerine, laikliğe, gerçek demokrasi ve tam bağımsızlığa inanan bir parti yönetimine ve parti programına ihtiyaç var.

Bu yönetim, artık gevezeliğe, dedikoduya, “Geyik muhabbeti”ne son verip; halkla, sendikalarla, derneklerle birlikte sonuç getirecek, ses getirecek eylemlere girişmelidir. Antifaşist, antiemperyalist cephede, ulusal çizgide öteki partilerle birleşmeli, güç Birliği yapmalıdır.

Ama “Seçimlerde oy alacağız” diye bu güç birliğinde asla dalkavukluğuna yer yoktur. Nitekim 19 yıldan beri yandaşlık, yalakalık yaparak oylarımızı artıramadık. Tam tersine gerilettik. Bu gerçeği de unutmayalım…

(alieralp37@gmail.com)  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.