Kategoriler
Dünya Hüseyin Mümtaz

“İLK 5 GÜN”-HÜSEYİN MÜMTAZ

“İLK 5 GÜN”

HÜSEYİN MÜMTAZ

                Uzaktayım, BRT’ye ulaşmak da çok zor. Türkiye’deki onlarca yayın platformunda Kanada, Rusya, Yeni Zelanda TV’leri yer alıyor, ama nedense BRT yok.

                Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile başlayan süreçte; hele UBP’nin Kurultay, Başkanlık seçimi, iptal, vekil başbakan, sonra genel başkan, sonra ve nihayet başbakan ve zoraki yamalı koalisyon tiyatrolarından itibaren/yüzünden bir süre Kıbrıs’ı yazmayı ertelemiştim.

                Ama…

Tam dokuz yıl sonra, geçen gece BRT’nin ilk kuruluş günlerinin 2011’de yayınlanmış olan belgeselini izleyebildim.

Türkiye saati ile 24’e doğru bitti. Bir süre ses çıkarmadan televizyonun karşısında kalakaldım.

“Kanlı Noel”in yıldönümü idi. Rumların, ada Türkleri yok etmeye kalkıştıkları 21-25 Aralık 1963’ün yıldönümü.

 Ve “Bayrak” da, “Kıbrıs Türk Mücahidinin Sesi” Bayrak da o gün kurulmuştu. Belgesel işte o günleri anlatıyordu.

74-75’de Mahkemelerin karşısındaki Postahane binasının üst katındaki BRT’nin bir odasında Caher’den (Cafer Mehmet) aldığım Rumca dersleri hatırladım.

Sonra da “İ fonidon durggon giprion agoniston” anonsunu.

Gönlümün bütün Oscar’larını o “İlk 5 Gün”e verdim.

Tahtakale/Kumsal…

Ali Gürsoy, Orhan Şevket, Tuğrul Hilmi, Özer Berkem, Raşit Muammer, Kanatlı, Nalbantoğlu ve diğerleri…

Şemiler, Tremeşeli…

“Perde gerisinde” konuşanlar, Serdar’lar, Sancaktar’lar, Bayraktar’lar.

“Doktor”un, “Bu iş biz sivilleri aşar, askere danışalım” deyişi.

1963’de asker?

Yoksa 74’den önce de mi oradaydık!

“Doktor’un deposu, yoldan geçen 100’den fazla araçtan gönüllü alınan/verilen aküler.

Oscar’lar yetmedi; Cannes, Sundance, Venedik, Berlin, Toronto, Locarno ödüllerini de verdim.

Emmy’yi de.

Ve yayınlarında Okyanusya’daki balıkların çoğalma belgesellerine bile yer veren TRT’nin, “nezaketen” bu kadar yıl her 25 Aralık’ta o “İLK 5 GÜN”ü neden yayınlamadığını düşündüm.

Sonra Türk Kıbrıs’taki bütün ilk, orta ve liselerde her yarıyılda bir kere bu belgeselin neden gösterilmediğini sordum kendime.

Gösterilmiş olsaydı… Son Cumhurbaşkanlığı seçimindeki % 49’luk “Rum seviciliği” hiç ortaya çıkar mıydı?

Türk Kıbrıs’ta… 1940-50’li yıllarda doğan nesil…

Akritas’ı, EOKA’yı…

Kanlı Noel’i…

Atlılar, Muratağa, Sandallar…

Ayvasıl, Şillura…katliamlarını…

Makarios, Yorgacis, Grivas ve Sampson’u yaşamıştır, iyi hatırlar ve çoğu Allah ömür versin hayattadır.

Hayattadır da neden çocukları ve torunlarına o yılları anlatmazlar?

Anlatsalardı, şirin görünmek için komünistlik, solculuk maskesi altında Rumculuk yapmak hiç bu derece rağbet görür müydü?

Bakın Eşref Çetinel ne yazıyor?

“Nitekim artık Rumlarla bir federasyon oluşturmak pek çok kesim, siyasi parti ve genç nüfusumuz tarafından ‘kahramanca bir mücadele’ olarak takdirle karşılanmaktadır! ‘Ayrı devleti’ savunanlar ise ‘Kıbrıslılığa’ ve Kıbrıslı Türklerin bağımsızlık ve egemenliğine tecavüz eden ‘ırkçılar’ olarak nitelendirilmektedirler! Öte yandan ‘TC yandaşlı,’ ‘Erdoğancı’ olarak işaretlenen ve Rum tarafından beslenip desteklenen hatta siyasi çabaları nedeniyle ‘parasal ödüllerle’ taltif edilenler memleketin köşe başlarını tutmuşlar aynen Rumlar gibi ‘Türkiye dışarı’ diyebilecek  siyasi mutasyona uğramışlardır!

…Tutun ki gençlerimizi iyi yetiştiremedik! Mücadele tarihini bile ‘faşizmdir’ diyerek öğrenmelerinden kaçırmaya çalıştık! Şehit ailelerine bile Güney Rum’unu başımıza ağa paşa olarak oturtacak çözüm planlarına ‘evet’ dedirttik! (Havadis Kıbrıs. 25 Aralık 2020)

Son paragrafı bir daha okur musunuz?

“…Tutun ki gençlerimizi iyi yetiştiremedik! Mücadele tarihini bile ‘faşizmdir’ diyerek öğrenmelerinden kaçırmaya çalıştık! Şehit ailelerine bile Güney Rum’unu başımıza ağa paşa olarak oturtacak çözüm planlarına ‘evet’ dedirttik!”

Bir daha değil yüz defa daha okuyun…

Gençlerimizi neden daha iyi yetiştiremedik? Mücadele tarihi gerçekten “faşizm” miydi? “Şehit aileleri” Analarının planına gerçekten “evet” mi dedi?

 Cemal Yıldırım’ın yönetmenliğine, Eralp Adanır’ın yapımcı-senaristliğine bütün kalbimle teşekkür ediyor; “İLK 5 GÜN”e yukarıda saydıklarıma ilaveten bir de NOBEL veriyorum… 28.12.2020

““İLK 5 GÜN”-HÜSEYİN MÜMTAZ” için bir yanıt

Malesef yazıda doğruluk payı cok bence gencliğin bu duruma gelmesındeki en büyük unsur kırk yıl küçücük bir toprak parçasına hapsedilmesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.