Erken Cumhuriyet Dönemi Popülizmi

9 Umde [1] olarak bilinen bildirgenin 9 ilkesinden biri olan popülizm, resmi olarak 1937’de anayasaya girmiş olsa da, kökenleri İkinci Meşrutiyet Dönemi’ne (1908) kadar uzanabilir. Meşrutiyet döneminin önde gelen aydınları Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura tarafından, Türkiye’nin erken cumhuriyet döneminde bu kavram farklı bir anlamda yorumlansa da, popülizmi Rus Narodnik Hareketi’nden etkilenerek formüle etmişlerdir. Bu nedenle Türkiye’de popülizmin katı ve değişmez bir ideoloji olmadığını iddia edebiliriz. Bununla birlikte, dönemin koşullarına uyum sağlayan, kendini sürekli yenileyen, dönemin ekonomik ve sosyal koşullarını yansıtan bir fikir olarak kabul edilmelidir.

Önde gelen bir tarihçi olan Zafer Toprak, Türkiye’de popülizmin iki döneme ayrıldığı iddiasını öne sürdü. İlk dönem çoğunlukla entelektüel popülizmle (1908-50), ikincisi ise 1950’den sonra Türk siyasi hayatına damgasını vuran bir siyasi popülizmle ilgilidir. Toprak, erken cumhuriyet dönemindeki entelektüel popülizmin temel amacının insanlara kendilerini hissettirmek olduğunu savunur ulus-devlet inşası sürecindeki devrimlerin bir parçasıdır. Dolayısıyla entelektüel popülizmin Anadolu’nun ücra köşelerinde sınıfların varlığını inkar etmek ve milletin değerlerini aramak gibi pek çok özelliği vardı. Ancak Toprak, Kurtuluş Savaşı (1918-1922) ve erken cumhuriyet dönemindeki siyasi popülizmi görmezden geliyor. Bu arada popülizm, siyasi amaçlar için kitlesel bir seferberlik aracı olarak hizmet etti. Yani, önde gelen siyasi figürlerin genel amacı, farklı sosyal sınıfların desteğini kazanmaktı. Bu nedenle, bu tür eylemlerin entelektüel popülizmle çeliştiğini ve vitrin süslemesi olarak kabul edilebileceğini iddia ediyorum.

Ayrıca, diğerleri arasında kavramlar; halk, milletin iradesi ve halk egemenliği parlamento tartışmalarında ve resmi metinlerde sık sık dile getirildi ve bu nedenle neredeyse erken cumhuriyet dönemi ile eşanlamlı hale geldi. Örneğin Teşkilat-ı Esasiye’nin 1921’de kabul edilen ilk maddesinde “egemenlik koşulsuz bir biçimde millete verilmiştir. Hükümet sistemi, halkın kendi kaderini tayin etme ve yönetme ilkesine dayanmaktadır ”. Aşağıdaki madde, “yürütme yetkisi ve yasama sorumluluğunun milletin yegane ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi tarafından icra edildiğini ve elinde yoğunlaştığını” vurgulamaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye bir Kurtuluş Savaşı’na sürüklenmiş ve bu milli mücadele uzun yıllar sürmüştür ve ülkeyi harabeye çevirmiştir. Bu nedenle, önde gelen bir devlet adamı olan Mustafa Kemal’in asıl amacının, başka bir çöküş tehlikesine karşı devrimler gerçekleştirmek ve buna bağlı olarak modern bir toplum yaratmak olması şaşırtıcı değildir. Böylelikle bu tür devrimleri gerçekleştirmek için popüler bir siyasi partinin gerekliliği ortaya çıktı. Mustafa Kemal parti kurma niyetini şu şekilde ifade etti:

İslam dünyasının en ücra köşelerinden bile, milletin her sınıfından bana gösterilen saygı ve güvene layık olmak, milletin mütevazi bir insanı olarak, ülkenin iyiliğini adamaktan hayatımın sonuna kadar onur duyacağım. Barıştan sonra, Popülizm ilkesine dayalı olarak Halk Partisi adında bir parti kurmayı düşünüyorum.

9 Umde olarak bilinen seçim programı 8 Nisan 1923’te ilan edildi ve Halk Partisi’nin ideolojik altyapısını oluşturdu. Umde’nin ilk iki ilkesi doğrudan popülizmle ilgilidir. Birinci ilke Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliğine vurgu yaparken, ikinci ilke milletin tek temsilcisinin Türkiye Millet Meclisi olduğunu belirtmiştir.

Sonraki aylarda milletvekilleri kurulacak yeni parti için tüzük hazırlamaya başladı. Üç ilke, popülizm, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik temel ilkeler olarak kabul edildi, ancak ulusal egemenlik, hukukun üstünlüğü ve devrim ilkeleri de dahil edildi. Halk Partisi buna göre 9 Eylül 1924’te kuruldu ve tek partili hükümet döneminde tüm sosyal grupları temsil ettiğini iddia etti. Böyle bir iddianın arkasındaki ana neden, yeni kurulan ülkedeki az gelişmiş sınıf yapısı ve sosyal kesimlerin sınıf bilincinin olmamasıydı. [2] Bu nedenle 1920’lerde ve 30’larda Türkiye’de tek parti iktidarının ana sloganı “sınıfsız, ayrıcalıksız kaynaşmış bir kitle” olmuştur.

Bir sonraki makalede Türkiye’deki erken popülizm Halk Evleri olarak bilinen Halk Evleri üzerinden analiz edilecek.

Kendine iyi bak.

Referanslar

kaynak: modern diplomacy Furkan Cay yazısından alınmıştır

Doğan, Erkan. II. Meşrutiyet Döneminden Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarına Kadar Popülizm Fikrinin Gelişimi. Insan & İnsan, Yıl / Yıl 6, Sayı / Sayı 20, Bahar 2019, 131-144. dergipark.org.tr/tr/download/article-file/702559
Köroğlu, KirvakEsin., ― Demokrat Parti’den Adalet ve Kalkınma Partisi’ne Türkiye’de Popülizm Zinciri. Doktora Tezi, 2016
anayasa.gen.tr/1921tek.htm
www.chp.org.tr/haberler/chp-tarihi
[1] 9 Umde, Mustafa Kemal Atatürk’ün 8 Nisan 1923 tarihli bildirisidir. Beyannamede, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve halkın özyönetiminin esas olduğu belirtilmektedir.

[2] 1927 nüfus sayımı, Türk toplumunun çoğunluğunun kırsal ve geleneksel bir yaşam tarzına sahip olduğunu gösterdi. Bu nedenle, ciddi sınıf ayrımlarının olmadığı iddia edildi.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.