Kategoriler
Ali Eralp

“Yiyin Efendiler, Yiyin; Aksırıncaya, Tıksırıncaya Kadar Yiyin…”

AKP döneminde saraylarda, köşklerde, yalılarda, konaklarda yeni bir “Lale Devri” başladı…

Zevk, sefa, eğlence gırla gidiyor… Vur patlasın, çal oynasın…

Çalgılar, çengiler, rakılar, içkiler…

İçkiyi, rakıyı halka yasakladılar. “Günah” dediler. Kendileri toplantılarda, eğlencelerde kadeh tokuşturuyorlar.

Büyük bir çoğunluk günümüzde açlıktan, yoksulluktan cehennem azabı çekerken, onlar bu dünyada cenneti yaşıyorlar.

Ne demiş atalarımız? Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar…

Bir mutlu azınlık, bir elleri yağda, bir elleri balda,  yiyor, içiyor, geziyor, tozuyor; yoksul halka da şükretmesini öğretiyor.

Şükretmeyenleri, kendilerini eleştirenleri; yalanlarını, yanlışlarını, vurgunlarını ortaya dökenleri, kirli çamaşırlarını, pisliklerini gün ışığına çıkaranları ihanetle, teröristlikle suçluyorlar.

Sonra da onları FETÖCÜ, PKK’CI, bölücü, din düşmanı ilan edip, hücrelere atıyorlar.

İşte bu yüzden fabrika, imalathane yerine durmadan hapishane açıyorlar. Çünkü var olanlar mahpusları karşılamaya yetmiyor.

Türkiye, dünyada gelir dağılımı en bozuk 5 ülkeden birisi, (İlk sırada Katar var) ama mahpus ve mahpushane sayısında en önde. Lider…

AKP işbaşına geldi geleli her yıl hapishane yapmış. 2014 yılında 14 hapishane, 2015 yılında 18, 2016 yılında 38, 2017’de 12, 2018’de 15, 2019’da 26… Ve şimdiden, 2021 yılında 39 yeni cezaevi açmayı planlamış…

2002 de 58 bin olan mahpus sayısı ise 2019’da 291 bin 500 olmuş…

Ama , “Her Cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara…” diyen Egemen Bağışları büyükelçi olarak atamışlar.

Televizyonlar, gazeteler, ajanslar ne kadar gizlerlerse gizlesinler, ne kadar mutluluk masalları anlatırlarsa anlatsınlar, yaşamı ne kadar tozpembe gösterirlerse göstersinler gerçekler gün gibi ortada…

Güneş balçıkla sıvanmıyor. Sıvanamıyor.

Vatandaşlar en gerekli ihtiyaçlarını alamıyorlar. Elektriğini, gazını, vergisini, sigorta primlerini ödeyemiyorlar. Halk gerçekleri bire bir yaşayarak görmeye başladı artık. İnsanlarımız sürünüyor.

Esnaf kan ağlıyor. Dükkânını siftahsız kapattığı günler oluyor.

Ülkemizde aylık sekiz yüz doksan dokuz (899) TL ile geçinmeye çalışan tam 11 milyon altı yüz kırk bir bin, 760 TL ile geçinmeye çalışan 2 milyon altı yüz bin kişi var.

Bu ülkede asgari ücretle geçinenler nüfusun yarısından fazla. Açlık sınırında yaşıyorlar.

İktidar bunlara yardım etmiyor ama yandaş müteahhitlerin 422 milyon dolarlık borcunu siliyor. Şehit analarına, babalarına sadece 804 TL maaş bağlıyor.

AKP, köprü yaptırıyor, geçiş garantisi veriyor. Hastane yaptırıyor hasta garantili, havaalanı yaptırıyor yolcu garantili…

Köylüye esnafa, memura, emekliye ise acı reçete…

Dünyada işsizliğin en çok olduğu ülke Türki’yedir. Gençlerimizin hayalleri çalınmıştır. “Gelecek umutları” yok edilmiştir.

Gençlerimizin, işsizlerimizin durumu böyle de çalışanlarımızın çok mu iyi. Üçte biri sendikalı değildir, kayıt dışıdır, sosyal hakları yoktur.

Türkiye’de savurganlık, gösteriş, israf var, kayırmacılık yandaşlık başını almış gitmiştir.

Ülkemiz, politikacıların babalarının çiftliği gibi yönetilmektedir… Bu çiftlikte dört maaş alan güreşçi eskileri bile var.

Sarayın sadece mefruşat, giyecek,  tuhafiye giderleri için bütçeye 13,4 milyon TL; yol, köprü,  hava alanı yapan ve cebinden tek kuruş harcamayan yandaş müteahhitler için 31 milyar konmuştur.

Buna karşılık tarıma, yani 8 – 10 milyon çiftçiye verilen destek geçen yıla göre daha da azaltılmış ve 22 milyar, bu yıl 21 milyara düşürülmüştür.

Bu yüzden ülkemizde süt inekçiliği, besicilik bitti. Masraflar arttı, gelirler giderleri karşılamıyor.

İktidar, kendi üreticisini destekleyeceği yerde et, canlı hayvan ithalatı yaparak yabancı ülkelerin hayvan üreticilerinin zenginleşmesine, güçlenmesine yardımcı olmaktadır.

Ülke tarımı, esnafı, memuru, emeklisi, işçisi, milyonlarca işsizi ile derin bir sefalet, yoksulluk, perişanlık içerisinde bocalarken; makam sahibi bürokratlarda, yöneticilerde, iş adamlarında, politikacılarda lüks hayat, zevk ve sefa merakı gün geçtikçe daha da artmakta, bir amaç haline gelmektedir.

Diyanet işleri başkanı, bodruma 100 milyon liraya külliye; devlet adamları, 5-6 gün tatil için Marmaris’e, Ahlat’a saraylar yaptırıyorlar. Kanal İstanbul’a 100 milyarı aşkın para, kaynak ayırıyorlar.

Bunlar da yetmiyor; gösteriş ve büyüklük merakından dolayı 3 bin kişilik konvoylarla Cuma namazlarına gidiyorlar…

Ve ülkemizde bugün makam aracı sayısı 125 bindir. Bu rakam, bizden her yönden, güçlü olan Almanya’da sadece 9 bindir. Üstelik orada kişi başı gelir 46 bin dolar, Türkiye’de bu sadece 9 bin dolardır.

Şimdi neden halkımızın, insanımızın iki yakasının bir araya gelmediğini anladınız mı?

Türkiye hiçbir iktidar yönetiminde, hiçbir dönemde bu kadar çok yoksullaşmadı. Hiçbir dönemde insanlarımız bu kadar çok sıkıntı, eziyet, çile çekmedi.

Hiçbir dönemde, bu kadar kısa zamanda, yerden biter gibi, bu kadar çok zengin türemedi. Bunların ağababaları ise trilyonlar içinde yüzen yandaş yol, köprü, havaalanı, hastane, hapishane müteahhitleridir…

(alieralp@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.