İSLAMİYET’TEN ÖNCE TÜRKLER’DE EGİTİM VE ÖĞRETİM

Orta Asya Hun Türkler
Sıddık ÜNALAN* & Hakan ÖZTÜRK**
Özet: Bu makale Müslüman olmalarından önce Türkler’de egitimin durumunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Eski Türkler’le kastedilen Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar’dır.

Hun Türkleri’nin ana yurdu olarak Orta Asya gösterilir. Burası Altay daglarından
Çin’in kuzeyine kadar olan bölgedir. Hun Türkleri’nden sonra 552 yılında Göktürk’ler
kendi imparatorluklarını kurdular. İmparatorlugun sonlarına dogru Orhun Abideleri’ni
diktiler. Bu abidelerde 38 harften olusan Göktürk alfabesinin sembolleri ve isaretleri
vardır. Göktürkler’den sonra Uygurlar 745 yılında Dogu Türkistan’da veya Çin
Krallıgı’nın Batı bölgesindeki tarımsal alanlarda kuruldu. Uygurlar komsuları ile iyi
iliskiler içindeydiler. 14 harften olusan Sogd alfabesini kullandılar. Bossert’e göre
matbaayı ilk kullanan topluluk Uygur’lardır. Daha sonra Çinliler bun
gelistirmislerdir. Arastırmamız sonucunda slamiyet’ten önce Türkler’de düzenli bir
egitim sisteminin oldugu görülmektedir.


GİRİS

Egitim; Latince’de “Educate” mastarının isim sekli olan “Education”
sözcügünün Türkçe karsılıgıdır.1 Sözlükte, büyütmek, yetistirmek,
gelistirmek gibi anlamlara gelir.2 Terim olarak ise; “Bireyin davranıslarında,
kendi yasantısı yoluyla istendik yönde degisme meydana getirme süreci”3
veya “Bireyin davranısında, kendi yasantıları yoluyla ve kasıtlı olarak
istendik degisme meydana getirme denemeleri sürecidir.”4 Egitim, dogumla
baslar ve hayat boyu sürer5, planlı ya da tesadüfî olabilir. Okul, okumayazma,
ders araç gereçleri ile ve bunların dısında aile veya bir çevre içinde,
kisisel yetisme yollarıyla yapılan ögretme, ögrenme, bilgi aktarma, beceri
kazandırma çalısmalarının tümünü kapsayan bu çabalara yaygın egitim
denir. Bundan da anlasıldıgı gibi egitim, ögretimi de kapsayan genel bir
terimdir. Bu açıdan egitim, genelde halk ve yetiskinler egitimi, yaygın egitim
kurumları, kitle iletisim araçları ve etkileri, toplumun çocuk yetistirme
yöntemleri ve çocuk oyunları, toplumda yaygın biçimde ortaya çıkan egitim
düsüncesi ve uygulamaları, toplumun bilim anlayısı, egitim degerleri; özel
olarak Türk egitimi tarihini dikkate aldıgımızda atasözlerini, destanları,
masalları, ninnileri, edipleri, ahlakçıları, halk ozanlarını ve hatta Samanları
vb. kapsayan bir terimdir.6 Kuskusuz egitim zaman ve mekân yönünden
kapsamlı, süreli ve çok boyutludur. Egitim de ögretim de süregeldigi
toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik olgularından etkilenir.7

Ögretim ise; bir amaçla teskilatlı ve düzenli olarak genellikle bir
ögretim kurumunda ya da belli bir ortamda ögretmenler tarafından,
ögrencilere, araç gereç kullanılarak bilgi aktarılması ve ögretilmesi
çalısmalarının tümüdür. Baska deyisle ögretim ögrenmenin gerçeklesmesi
için girisilen düzenli, teskilatlı, planlı çabaların tümüdür. Örgün egitim
olarak isimlendirilir. Ögretim, egitimin bir parçasıdır. Bu açıdan ögretim,
okul, ders kitapları, ögrenci, ögretmen, müfredat vb. kapsar.8 Egitim ve
ögretimde iki unsur vardır; ögretme ve ögrenme. Ögretme; ögretmen
tarafından hedeflenen davranısları ögrencilere kazandırmak için düzenlenmis
yasantılar sürecidir.9 Ögrenme; bireyin olgunlasma düzeyine göre,
yasantıları aracılıgı ya da çevresiyle etkilesimi sonucunda, yeni davranıslar
kazanması veya eski davranıslarını degistirmesidir.10 Ögrenme genellikle
kendiliginden ve yönlendirilmis olmak üzere iki türlü meydana
gelmektedir.11

İslamiyet’ten önce Türklerde egitim-ögretim denildigi zaman; bilinen
ilk Türk toplumlarındaki egitim akla gelir. Türkler’in anayurdunun neresi
oldugu konusunda farklı nazariyeler öne sürülmüstür. Macar Türkiyatçısı G.
Nemeth, Türk anavatanının Asya’nın kuzeybatı (simal-i garbi) kısımlarında,
Altay dagları ile Urallar arasında ve Aral gölü mıntıkasında aranması
lüzumunu, lisanî delillere dayanarak iddia etmistir. Yine Macar âlimlerinden
G. Almasy, menkıbe ile destanlara ve Aryanî kavimlerin ilk vatanı
hakkındaki tetkikata dayanarak, Türk anayurdunun Tiyansan mıntıkasında
oldugunu, bu meseleye tahsis edilen ayrı bir yazısında ileri sürmüstür.12
Genel olarak kabul edilen görüs de budur. Türkler asagı yukarı dört bin yıllık
mazileri boyunca dünya üzerinde çok genis bir alana yayılmıs Asya, Avrupa
ve Afrika’da yasamıs ve pek çok devlet kurmus büyük bir millettir.13
Özellikle Türklerin baskaları üzerinde egemenlikler kurmus olması, bu
egemenligi Hıristiyan dünyası aleyhine gelistirmis bulunması, yabancıları
Türkler aleyhine asırı duygusallıga itmistir. Türkler aleyhine yargıların en
fazla yogunluk kazandıgı alan ise, uygarlık ürünleri konusu olmustur.14
Batı toplumları, eski Türk toplumunu, “Atlı Kavimler” kümesi içinde
degerlendirmislerdir. Atlı kavim(budun), at yetistiren ve bütün günlük
yasamı da at sırtında geçiren insan toplumu demektir. Çin kaynakları da
Türkler’in göçebe yasam sürdüklerini, otları ve suları izleyerek yasadıklarını
yazmıslardır.15Bir baska ifadeyle Batılı arastırmacılar, göçebe olarak
yasayan bir toplumun medeniyet olusturamayacagını iddia etmislerdir. Bu
iddialara mukabil olarak Strzygovski’nin Türkler’den ciddi olarak ele
alınmasını istedigi konu; Türkler’in çok eski zamanlarda yasayıp, zengin
uygarlık izleri bıraktıkları alanlarda bizzat kendilerinin bilimsel arastırmalar
sürdürmeleridir. Çünkü Strzygovski, bazı insanların Ege sanatına
benzemeyen her sanatı barbar addetmek gibi yanlıs bir görüse sahip
olduklarını ifade etmektedir.16

Çalısmamızda gerçekten iddia edildigi gibi Türkler’in tamamen
göçebe veya rasgele otları, suları izleyerek yasadıkları mı? yoksa bu göçlerin
bir sistem dâhilinde takvim bilgisinin de yardımıyla belli zamanlarda
yaylalara, belli zamanlarda kıslaklara mı yapıldıgını? ayrıca bu yasam
biçiminde bir egitim-ögretim sisteminden bahsedilebilinir mi? gibi soruların
cevaplarını ortaya koymaya çalısacagız. Çünkü medeniyet ve kültür, bilgi
ile, bilgi de egitim-ögretim ve bilgi-bilim varsa, medeniyet de vardır. Bu
mütevazı çalısmayla Türkler’in, yüksek bir medeniyete sahip oldugu kapısını
aralamayı amaçlamaktayız. Bunu yaparken de Türkler’in, slamiyet’i kabul
etmeden önce kurmus oldukları devletlerden hareket etmeyi planlamaktayız.
slamiyet’i kabul etmeden önce Türkler’in kurdugu en önemli üç
devlet Hun mparatorlugu, Göktürk Devleti ve Uygur Devleti’dir.

A. HUNLARDA EG İT İM VE ÖGRET İMİ

Hunlar, tarihte bilinen en eski Türk devleti olup, merkezleri Orhun-
Selanga ırmakları ile Türkler’in kutlu ülke saydıkları Ötüken ve çevresi
merkez olarak kurdukları bir devlettir. Baskentleri Ötüken’dir.17 Sürü
besleyen, atlı göçebe kabilelerden olusmustur. Özellikle komsuları Çin’e
karsı korunmalarını kolaylastırdıgı için, Hunlar yerlesik degil göçebe bir
yasantıyı benimsemislerdir. Bunun dogal sonucu olarak da savasçılık,
yöneticilik, bazı el sanatları ile dini inanıslar ve çocuk yetistirmeye iliskin
degerler egitime damgasını vurmustur. Hunlar’daki egitimi; yasayıs
biçimleri sekillendirmistir.18

1. Savas Egitimi

Hunlar da esas itibariyle skitler gibi göçebe bir kavimdir.19 Çin
kaynaklarından elde edilen bilgilere göre bunlar sürüleri ile mesgul
olurlardı.20 Göçebe Türkler’in düsmanları, yine kendileri gibi atlı olan
komsuları idi. Bu sebeple atlı düsmanları, onları bir anda bastırabiliyor ve
her sey de o anda yok olabiliyordu. Yasamak isteyenler her an savasa hazır
olmalı idiler. Eli silah tutan ve düsmana karsı koyabilecek kimseler, nerede
ve nasıl göreve baslayacaklarını çok önceden bilmeliydiler. Kadınları ve
çocukları kimlerin nasıl ve nerede koruyacaklarının kesin kaidelerle
belirtilmis olması gerekirdi. Bütün bunları topluma kim ögretebilirdi?
asırlardan beri devam eden ve olgunlasan töre ve toplumun köklü gelenegini,
askeri dehasını, egitim-ögretim metotlarını nasıl düzenlemis olurlardı.21

Büyük ordular kuran Hun Türkleri o güne kadar görülmedik savas
taktikleri gelistirmislerdir. Mete Han, üçyüz bin atlı ile çok süratli biçimde
Çin sınırlarına girer ve Çin’in merkezine kadar ilerler idi. Mete’nin ordusu
atların renklerine göre düzenlenmis idi. Her yön farklı bir renk ile belirtilirdi.
Savas anında kim hangi vazifeyi yapacaksa o yöne dogru hızla ilerlerdi. O
zamana kadar askeri alanda uygulanan böyle bir taktik görülmemistir. Çin
gibi genis ve kalabalık bir ülkeye akınlar düzenlenmis pek çok savaslar
kazanılmıstır. Çin Seddi onları durdurmak için yapılmıstır.22 Hunlar, Orta ve
Batı Avrupa’da çok genis bölgeleri ele geçirmisler, Roma ve Bizans’a bas
egdirmislerdir. Bunlar bize Hunlar’ın çok iyi bir askerlik ve savas egitimi
gördüklerini kanıtlamaktadır. Bu egitim töre içinde gerçeklesiyordu.23
Mete’den daha öncesinde de Hunlar’da belirli bir ordu sisteminin oldugu
bilinmektedir. Mete’nin babası Tuman(Teoman)24 Han, Yüeçiler’in elinden
kaçan oglu Mete’ye 10.000 atlıdan olusan bir tümen vermis, o da babasının
kurdugu sistemi daha da gelistirmis, disiplin ve itaati öne çıkarmıstır.25

2. Hayvan Yetistiriciligi

Eski Türkler’deki egitimde önemli bir unsur da hayvan
yetistiriciligidir. Koppers, “Hayvan yetistiriciliginin ç Asya’da dogdugunu,
ndogermenler’in bu kültürün yaratıcısı olmayıp, ancak alıcısı olduklarının
ispat edildigini” söylemistir. Koppers, atın ilk evcillestirilmesi ve bununla
ilgili atlı-çoban kültürünün olusmasını ç Asya’da yasayan eski Türkler’e
dayandırır.26 Türkler, at terbiyesi ve türlü cinsten hayvanların
yetistirilmesinde büyük ilerleme kaydetmislerdir.27 Türkler için at, çok
önemlidir. Bunu Kasgarlı Mahmud’un su sözlerinden çok daha iyi sekilde
anlayabiliriz: “At Türk’ün kanadıdır. Ata bakan seyise “El Bası” yani
“Vilayetin Bası” denir.”28 Özellikle atların egitilmesi günübirlik bir sistem
olmasa gerek, belli bir birikimin ve belli bir düzenin sonucudur.

3. Bagımsız Yasama Azminin Yeni Nesillere Aktarımı

Türk milleti, hâkim bir millet olarak yaratıldıgına ve kendisine bazı
fevkalbeser hususiyetler verildigine inanmıs ve çevresindekileri de
inandırmıstır. Mahmud Kasgarî ve diger pek çok müellif; “Türklerin
Allah’ın has ordusunu teskil ettigine, Allah’ın cezalandırmak istedigi
kavimlere, bu ordusunu musallat ettigine” dair söylemlerin yaygın oldugunu
ifade etmistir.29 Gelenege göre Türk hükümdarlarına idare etme yetkisi Tanrı
tarafından verilmistir. Bu yetki Eski Türkler’de “Kut” ile ifade
edilmektedir.30 Onlara göre tüm insanlar Türk devletinin halkı, Türk hakanı
ise dünyanın hükümdarı idi. Atilla kendisini Tanrı’nın kırbacı sayıyordu.
Türkler’de her zaman bir dünya devleti kurma düsüncesinin, düsüncesi
hâkim olmustur. Bunun yanında hür ve bagımsız yasama istegi de her zaman
Türkler arasında kabul gören bir görüs olmus ve bu iki anlayıs da töre
yoluyla yeni yetisen kusaklara aktarılmıstır. Bu sistemi yaygın egitimin en
güzel örneklerinden kabul edebiliriz.

Mete’nin devlet yönetimi ile ilgili çok anlamlı bir olay vardır. Bunu
Mustafa Kemal Atatürk de çok sevmis olmalıdır ki 1933 yılında Balıkesir
Lisesi’nde bir tarih dersi sonunda ögretmenlere anlatmıstır. Çin tarihlerinde
de anlatılan bu olay hem vatan topragının ne kadar kutsal oldugunu hem de
Türkler’deki devlet felsefesinin en güzel örnegini göstermektedir.31

4. Mesleki Egitim

Sürü besleyen atlı-göçebe ve savasçı bir toplumda hayvan ürünlerinin
(et, süt, deri, yün…) degerlendirilmesi, çesitli araç-gereç yapımı ile ilgili,
usta-çırak iliskisi içinde bazı becerilerin gelismesi dogaldır. Hunlar böylece
kürk, halı, madenî esya ve kılıç kusagı plakaları veya teçhizat ve kosum
takımı, bronz plâkalar, kopçaklar ve dügmeler ile temsil edilen son derece
müsahhas bir sanata sahiptirler.32 Madenlerden altını, demiri basarı ile
islemislerdir. Eski Türklerde demir ve demircilik kutsaldı, onlar kılıç üzerine
and içerlerdi. Hunlar, el zanaatlarında da güzel eserler yapmıslardır ve
bunlar “step sanatı” olarak adlandırılmaktadır.33

Çok kalabalık bir orduya sahip olan Hunlar’ın çok fazla silaha ve
madeni esyaya ihtiyacı olması kaçınılmazdır. Bunun için madenlerin
toplumda genis çapta islenip, degerlendirilmesi gerekir. Bu sebeple,
madencilik yalnızca aile içinde kalmayan bir ugrası olmalıdır. Devletin
mesleki egitim ile ilgilenmis olması muhtemeldir.

5. Hunlarda Ziraat ve Tarım

Çin kaynaklarından edinilen bilgiye göre Hunlar, sürüleri ile
ugrasırlarken bunun yanında ekip biçmeyi de ihmal etmemislerdir. Altay
bölgesinde Hun çagında açıldıgı düsünülen muhtelif sulama kanallarının
izine rastlanmaktadır. Bu kanallardaki sulamanın ilmi bir usulle yapıldıgı
belirlenmistir. Selanga nehri ve Baykal gölü yakınlarında bulunan saban
demirleri, muhtelif büyüklükte oraklar, zahire saklamak için özel bir sekilde
kazılmıs kuyular, hububatı ezmek ve ögütmek için kullanılan taslar bu
kültürün en önemli eserleridir.34

6. Dini nanıslar35

Eski Türkler’de sihri sistem ile dini sistem bir birine esitti. Tarihi
devirde sihri bir sistem halinde görülen Samanizm’in daha öncesinden de
ana totemcilik ile karısık dini bir sistem olması kuvvetli bir ihtimaldir.36
Hunlarda ve eski Türkler’de din de kısmen bir egitim aracı idi. Onlarda
“halk inanısı” ile “devlet dini” ayrı seylerdi. “Halk inanısı daha ziyade
hastalık, fal, sihirbazlık gibi insanların günlük ihtiyaçlarına cevap veren ve
onları manevi bakımdan tatmin eden prensiplerdi. Devlet dini ise devletin
varlık sebebini izah eden ve hükümdarın idaresine mesruiyet veren bir
inanıslar sistemi idi. Halk inanısında halkla karsı karsıya olan ve Tanrı ile
iliski kurdugunu iddia eden Saman denilen aracılar mevcut idi. Devlet
dininde ise basrahip, hükümdarın bizzat kendisiydi. Saman ya da kam;
kâhin37, sihirbaz, saz sairi, yazı yazan kâtip ve ögretmen anlamlarına da
gelmekte, beden ve ruh doktorlugu dâhil çok çesitli konularda halka önderlik
yapmakta, onların sorunlarını çözmeye çalısmakta idi. Bu durumda onları bir
çesit yaygın egitimci olarak görmek gerekir.38

7.Çocuk Egitimi

Hunlarda ve eski Türklerde çocuk sahibi olmak çok arzulanırdı. Erkek
ve kızlar arasında genellikle fark gözetilmez, hatta bazı kızlara daha fazla
deger verilirdi. Çocuksuz ailenin itibarı düsüktü. Eski Türkler’e göre ogul
babasına, kız anasına çekmeliydi. yi oglana ataç, iyi kıza da anaç denirdi.
nanısa göre “ata oglu ataç dogar” yani ogul babasına benzerdi.39 Oglanı
yetistirmek babanın, kızı yetistirmek de ananın görevi idi.

Eski Türkler’in egitim sisteminde törenin çok önemli bir yeri vardır.
Bu töre geregince, çocukların güçlü ve iyi bir asker olarak yetismelerine çok
önem verilirdi. Dogum ve ad verme günleri, törenlerle kutlanırdı. Çocuklar
daha küçükken at niyetiyle koyunlara binerler, kus ve fareleri okla vurmaya
çalısırlar, ava götürülürlerdi. Onların biraz büyüyünce ata binmeleri de yine
törenlerle kutlanır, o gün çocuga ad teslim edilir, at yarısları yapılırdı. Erkek
çocugun yetismesinde ve savas sanatını ögrenmesinde babasının çok önemli
ögretici ve egitici görevi vardı. Kızlardan da erkeklerle boy ölçüsen,
düsmanları, vahsi hayvanları alt edenler çıkardı.40

Hunlar’da ve genellikle öteki Türkler’de Müslüman oldukları
zamanlara kadar, çocuga ad koymanın bile bir mücadele, kahramanlık ve
güç gösterisi ile ilgisi vardı. Dogdugunda çocuga verilen ad onun gerçek ve
sürekli adı degildi. O, ilk gençlik yıllarında dikkati çeken bir basarı ile adını
kendi kazanırdı. Bu, Dede Korkut Kitabı’nda çok güzel bir örnek ile
anlatılır.41

B. GÖKTÜRKLER

M.S. VI. yüzyılın ortalarında Büyük Hun Devleti’nden sonra en büyük
Türk devletini kurmus ve kısa zamanda çok büyük bir alana yayılmıslardır.
Göktürkler, Hunlar’ın devamı niteligindedir. Göktürkler’in mensei
hakkındaki tartısmalara bakıldıgı zaman onların Hunların bir kolu olarak
ortaya çıktıkları görülür. 542 yılından itibaren derece derece kuvvetlenmeye
baslayan Bumin Kagan önderligindeki Göktürkler’e Batı Wei devleti
tarafından 545 yılında An-nuo-p’an-t’o adlı Sogd’lu bir elçinin
gönderilmesiyle Göktürkler’le Batı Wei arasında resmi münasebet tesis
edildi.42 Böylece Göktürkler resmen tanındı. Daha sonra devlet iç ve dıs
sebepler sonucunda Dogu ve Batı olmak üzere ikiye bölündü.43 Fakat
Uygurlar ve Çinli’lerin baskıları sonucunda Dogu Göktürkleri 630 yılında,
Batı Göktürkleri 659 yılında Çin egemenligine girdiler. Dogu Göktürkler 50
yıllık bir aradan sonra Kutluk ( lteris) adında bir önderin yönetiminde istiklal
savası vererek tekrar bagımsızlıklarına kavustular. Kutluk Kagan’ın
ölümünden sonra kardesi Kapagan, sonra da Kutluk Kagan’ın çocukları
Bilge Kagan ve Kültegin yönetimi aldı. Bunların vezirleri Tonyukuk idi.44 O
yıllarda Göktürkler en parlak dönemlerini yasadılar. Tonyukuk 618 yılında,
mahalli beyleri ve idarecileri kaganlıgın memurları haline dönüstürmek için
onlara çesitli unvanlar verdi. Mahalli hâkimleri takip edebilmek amacıyla
hükümet temsilcileri seçtirdi. Bu dönemde vergileri toplayan hâkimlerin
yerlerine idareci olarak Türk beylerini getirtti.45 lgili dönemin kaynakları
incelendiginde Göktürkler’de sistemli ve düzenli, merkezi sisteme baglı,
eyaletlerden ve onların yöneticilerinden olusan bir devlet sisteminin oldugu
anlasılmaktadır.

Bununla birlikte ç siyasi çekismeler, Uygurlar ve baska toplumların
isyanı, Çin’in izledigi bölücü politika sonunda, Göktürk’ler 745’te
bagımsızlıklarını kaybettiler. Göktürk’ler güçlü bir devlet kurmakla
kalmamıs, Bizans ve Çin’i de yıldırmıstır. Uzun bir süre pek yolunu elinde
tuttuklarından dolayı gerek Çin gerekse Bizans devletleri, Göktürk’ler ile iyi
iliskiler kurmaya çalısmıstır.46

1. Göktürklerde Tabiat Anlayısı ve Din

Divanü Lügati’t-Türk’te geçen bir ifadeyle Eski Türkler’de dinin nasıl
bir egitim sistemi olarak kullanıldıgını daha iyi anlayabiliriz. “Yet, bir takım
hususi taslarla yapılan bir nevi kehanettir. Bu taslarla yagmur yagdırılır,
rüzgâr estirilir ve baska seyler de celbolunur. Bu Türkler arasında bilinir.
Ben, bizzat bu hali Yagma’da müsahede ettim. Bu kâhinlik, orada meydana
gelen bir yangını söndürmek için yapıldı. Allah’ın izniyle yaz günü kar
yagdı, yangın söndü.”47 Kasgarlı’nın bu ifadelerinden de anlasıldıgı gibi Eski
Türkler’deki bir gelenegin o devirde hala canlılıgını korudugu
gözlenmektedir. Bunun bu sekilde devam etmesi için halk arasında süregelen
bir yaygın egitim sisteminin oldugu düsünülmelidir. Yine bu olaylardan Eski
Türkler’in bir nizam anlayısına sahip olduklarını görüyoruz. Onlara göre yer
ve gök sonradan yaratılmıs idi. 48 Bunu Kül-Tegin yazıtlarında su sekilde
görmekteyiz; “Yukarıda mavi gök ve asagıda yagız yer yaratıldıgında,
bunların arasında kisioglu da yaratılmıstı…”49 Yine bu ifadelerden Tanrı
inancının varlıgı da anlasılmaktadır. 50

Çin kaynaklarında kayıtlı su olay da çok önemlidir: 574 tarihinde
Kuzey Tszi hanedanı imparatoru bir Budist kesise Budizm’in temel ilkelerini
Türkçe’ye çevirtip, bu metni Türkler arasında dagıtarak onları Budizm’e
çekmeyi emretmisti. Göçebe Göktürk’ler arasında böyle bir propagandanın
(misyonerler) tarafından sözle degil de yazılı metinler ile yapılmak istenmesi
Göktürkler’de okuryazarlıgın yaygın olduguna bir baska kanıttır.51 Olayın
gerçeklesme zamanı dikkate alınırsa Hunlar zamanında da bir yazının oldugu
düsünülebilir.

2. Orhun Anıtları ve Türk Egitim Tarihi Açısından Önemi

Tarihte Orhun Anıtları olarak bilinen bu belgeler 732’de dikilen
Kültegin, 735’te dikilen Bilge Kagan ve yine o yıllarda dikilen Tonyukuk
anıtlarıdır. Bu anıtlarda 6000 kadar kelime vardır. Orhun Anıtları ilk kez 29
Kasım 1893’te Danimarkalı bilgin Thomsen tarafından “Tanrı, Türk ve
Kültegin” kelimelerinin çözülmesi ile eski bir Türk yadigârı oldugu dünyaya
ilan edilmistir.52 Anıtlar “On ki Hayvanlı Takvim”e53 göre tarihlenmistir.
Kültegin Anıtında, onun “Koyun yılının on yedisinde” öldügü belirtilmistir
ki, bu tarih 27 Subat 731’e rastlar.54 Onun anıtı agabeyi Bilge Kagan
tarafından 1 Agustos 732 yılında dikilmistir. 25 Kasım 734’te ölen Bilge
Kagan adına da 735 yılında bir anıt dikilmistir.55

Orhun Anıtlarında, egitimi ilgilendiren baslıca kısımlar sunlardır:
“Çin milletinin sözü tatlı, agısı (islenmis kuması) yumusak imis, tatlı
sözü (yumusak) hediyesi, ipek kumasla, uzak halkı öylece yaklastırırmıs.
Yakına konduktan sonra kötü bilgisini anda yayar imis, iyi bilge kisiyi, iyi
alp kisiyi yürütmez imis. Bir kisi yanılsa, suyuna, halkına, akrabasına kadar
yürütmezmis. Tatlı sözüne, yumusak hediyesine aldanıp, çok Türk halkı
öldün. Türk halkı öleceksin. Beriye Çogay ormanına Tögültün ovasına
konayım dersen, Türk milleti öleceksin… Ötüken yerinde oturup, kervan,
kafile gönderirsen, hiç sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebedî
(bengü) il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tok olacaksın, açsan, tokluk
düsünmezsin. Bir doyarsan açlık düsünmezsin. Böyle oldugun için, beslemis
olan kaganının sözünü almadın…”56

Metinden anladıgımıza göre Türk milletinin en büyük düsmanına çok
net bir sekilde isaret edilmektedir. Burada bir saldırganlık yoktur, barıs
vardır. Milletin yurdunda oturması, birbiriyle iyi geçinmesi, yabancı
tuzaklara düsmemesi ihtar edilmektedir.57 Bu kitabelere bakıldıgı zaman
devlet felsefesi, iskân, komsularla iliskiler ve devleti yönetenlere itaat vb.
konular net bir sekilde görülmektedir. Adeta bir anayasa niteligi
tasımaktadır. Bu kitabeler, Türk halkının bu konularda bilgi edinmesinin
amaçlandıgı olup, bir ders kitabı özelligi tasırlar.

“…Dört taraf hep düsman imis, ordu sevk ederek dört taraftaki milleti
hep almıs hep tabi kılmıs baslıya bas egdirmis, dizliye diz çöktürmüs.
Doguda Kadırkan ormanına kadar Batıda demir kapıya kadar kondurmus,
ikisi arasında pek teskilatsız Göktürk öylece oturuyormus. Bilgili kagan imis.
Cesur imis tabii. Beyleri de milleti de dogru imis. Onun için ili öylece tutmus
tabii, ili tutup töreyi düzenlemis. Ondan sonra küçük kardesi kagan olmus
tabii, ogulları kagan olmus tabii ondan sonra küçük kardesi büyük kardesi
gibi kılınmamıs olacak, bilgisiz kagan oturmus. Buyruku da bilgisiz imis
tabii kötü imis tabii beyleri milleti ahenksiz oldugu için Çin milleti hilekâr ve
sahtekâr oldugu için aldatıcı oldugu için küçük kardes ve büyük kardesi
birbirine düsürdügü için bey milleti karsılıklı çekistirttigi için Türk milleti il
yaptıgı ilini elden çıkarmıs kagan yaptıgı kaganını kaybedivermis. Çin
milletine beylik erkek evladı kul oldu hanımlık kız evladı cariye oldu”.58
Bu ifadelerden anladıgımıza göre; bilgelik, alplık, iyi ve basarılı
hükümdarların özellikleri olarak belirtilmistir. Böyle hükümdarlar, halkının
bagımsız ve güven içinde yasamasını saglamak kadar devletinin nüfus ve
ekonomik gücünü arttırmayı ve milletini mutlu etmeyi asıl görevleri
bilmektedir. Bilgisiz, yani iyi bir yönetim bilgisine sahip olmayan, toplumun
gerçek çıkarlarının nerede bulundugunu ve bunun nasıl saglanacagını
bilmeyen hükümdarlar ise toplumsal çözülmeye ve bagımsızlıgın
kaybedilmesine neden olurlar. Bu hükümdarlar zamanında, dıs düsmanlar da
propaganda yolu ile ülkeyi içerden kolaylıkla çökertip ele geçirirler.59

3. Bagımsız Yasama Azminin Yeni Nesillere Aktarımı

Hunlar’da bagımsız yasama azminin yeni kusaklara aktarılmasında
töre etkiliydi. Göktürkler’de ise bu, kitabelere kazınarak daimi bir ögreti
haline dönüsmüstür. “Yukarıda Türk Tanrısı Türk’ün mukaddes yeri suyu
böyle tanzim etmis. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam
lteris Kagan’ı, anam El Bilge Hatun’u, Tanrı Tepesi’nde tutup yukarı
götürmüs (yüceltmis). Babam kagan on yedi erle dısarı çıkmıs, dısarı
yürüyor diye sehirdekiler daga çıkmıslar, dagdakiler inmisler, derlenip
yetmis er olmuslar. Tanrı güç verdigi için Babam Kagan’ın ordusu Kurt gibi
imis, düsmanı koyun gibi imis… Kul olmus milleti, Türk türesi bozulmus
milleti, ecdadının türesince yaratmıs, yetistirmis…”60

Burada on yedi erle harekete geçen lteris Kagan için kemiyet degil,
keyfiyetin, inancın, azim ve iradenin önemli oldugu sonucu çıkmaktadır.
Hürriyet, Türk milleti için her seyden önce gelir. Kölelik ve zillet ise, asla
kabul edilemezdi. Nitekim Türk’ün bu karakteri Atatürk’te “Hürriyet benim
karakterimdir” vecizesiyle ifadesini bulmustur.61

Göktürkler’deki egitim Hunlar’dakine kuskusuz çok benzemekteydi.
Egitim töre içinde ve töre kanalıyla veriliyor, benzer özellikleri tasıyordu.
Çünkü Göktürkler’in yasam biçimi de Hunlar’dan çok farklı degildi. Ancak
Göktürkler’in 38 harfli gelismis bir alfabe ile islenmis bir dile sahip olusları,
yazılı eserler bırakmıs olmaları, yazı ve dil konusunda örgün, planlı bir
egitim yapmıs olduklarını düsündürüyor. Gerçekten ileri düzeyde bir dil ve
yazı egitimsiz var olabilir miydi? Orhun Yazıtları, yazılı Türk tarihinin en
görkemli zirvelerinden, en parlak örneklerinden biridir. Ancak bu zirvenin
uzun bir geçmisi oldugu veya olması gerektigi, hemen ilk akla
gelenlerdendir. Göktürk yazısı ile yazılan bu anıtlar hem yazı hem de dil
bakımından yüzyıllarca süren bir öngelismenin oldugunu açıkça gösteriyor.62
Bu nedenle, Göktürkler’de sözlü töre bilgisi yazı ile de genislemis ve
yaygınlasmıstır.

Günümüz Avrupa uluslarının hemen hiç birinin milli dil ve yazısı
bulunmadıgı bir dönemde Göktürkler ileri bir dil ve yazı ile tas üzerine yazı
yazarak, bize çok degerli belgeler bırakmıslardır. Aslında Göktürk
hükümdarlarının, VI. yüzyılda Çin mparatorlugu’na Türkçe olarak
mektuplar yazdıgı biliniyor. Bunların ancak Çince çevirileri günümüze
ulasabilmistir. Yenisey mezar tasları ise daha da eski tarihlere çıkar. Su
halde, Türkçe’nin ilk yazılı belgeleri Orhun Anıtları’ndan önce meydana
getirilmistir. Fakat kesin olarak tarihlendikleri, binlerce kelimeden olustugu
ve konuları çok önemli oldugu için, Türkçe’nin, tarihi bilinen en eski yazılı
belgeleri, Orhun Anıtları kabul edilmektedir.63 Barthold bu yazıtların
anlasılmasında Thomsen ve Radloff’un tercümelerinin çok kolaylık
saglayacagını ifade etmektedir.64

İ çindeki degerli esyalar, dolayısıyla pek çogu tarihin çesitli
dönemlerinde yagmalanmıs olan eski Türk kurganlarında (mezar), Göktürk
yazısı ile donatılmıs birçok esyalar bulunmaktadır. Bu açıdan M.Ö. V. veya
IV. yüzyıla ait oldugu tahmin edilen Kazakistan’daki Esik Kurgan’ı bize iyi
bir örnek vermektedir. Bu mezarda bulunan bir genç cesedinin üzerindeki
altın kaplama zırh, kemer ve yine altınla süslenmis eyer, kama, kamçı sapı,
ok ve yaylar; o zamanki Türk uygarlıgının yüksek seviyesini göstermektedir.
Bu esyaların içinde bulunan bir çanaktaki Göktürk harfleriyle yazılmıs bir
cümle, bize bu yazının ve yazılı dilin ne kadar eskiye gittigi konusunda bir
fikir vermektedir.65

4. Göktürklerde Ziraat ve Tarım

Çin kaynaklarından anladıgımız kadarıyla Göktürk’ler de tarım ile
ugrasıyorlardı. “Her ne kadar Türkler yerlerini degistirseler de herkesin
kendi topragı vardır.”Topraklarını iyi islesinler diye “Kapagan Kagan,
Çin’den tarım araçları ve tohumluk talep etmisti.”66 Ziraat ve tarım büyük
tecrübe isteyen bir ugrastır. Mevsim bilgisi, takvim bilgisi, cografya bilgisi
vb. gibi bilgilerin gelecek kusaklara aktarılması da yaygın egitimin en güzel
örneklerinden birini bizlere gösterir.


C. UYGURLARDA EGİTİM

Göktürk devletini yıkan Uygur-Karluk-Kırgız konfederasyonu dagılıp,
Ötüken havzasına Uygurlar hâkim olduktan sonra 745–844 yılları arasında
bölgede Uygur Kaganlıgı’nı kurmuslardır. ç siyasi çekismeler, Çin’in
izledigi bölücü politika, Maniheizm dininin olumsuz etkileri ve dogal afetler
sonunda, Uygurlar 840’ta bagımsızlıklarını kaybettiler.
Uygurlar’ın hayat biçimleri Göktürkler’den baslıca iki biçimde
farklıdır.

1. Kentlerde yerlesik hayat, önem kazanmıstır.
2. Uygurlar öteki kültürlere genis ölçüde açılmıslar, eski dini
inanıslarını bırakıp, Manihaizm’i benimsemislerdir. Et ve süt yenilmesine
izin vermeyen sadece sebze yenilmesini isteyen bu din onları
pasiflestirmistir. Yerlesik hayat ve din degisikligi nedeniyle Uygurlar, Türk
egitim tarihine kendi damgalarını vurmuslardır.67

Mani dini, 762’de Bögü Kagan tarafından resmî devlet dini kabul
edilince, Arami-Süryani alfabeleri karısımı Mani yazısı da Türkçe eserlerin
basıldıgı bir yazı haline geldi. Maniheist rahipler de, Budist rahipler gibi,
kendi dinlerini anlatan eserleri Türkçe’ye çevirmeye ve propaganda
yapmaya basladılar.

768 yılından itibaren Uygur Kaganı, Çin mparatoru’ndan Çin’de
Mani dininin vaazı için bir kararname çıkartmayı basarmıstır. Uygur
vatandasları için Hu-pei’nin King-Ceu’sunda, Kiang-sunun Yang-ceu’sunda,
Çö-köang’ın Sao-hing’inde ve Kiang-sinin Nan-Çangında Mani tapınakları
insa edilmistir. Uygurlar ran’dan veya dıs ran’dan Mani dinini aldıkları
gibi aynı bölgeden özellikle Maveraünnehir’den Sogdak alfabesini de
almıslardır. Bundan özel bir Uygur alfabesi gelistirmislerdir.68

Bu yazı ile kütüphaneler dolduran edebiyat, sanat ve din konularında
kitaplar yazdılar. Onların basın teknigini bulduklarını gösteren deliller
vardır. Baskı yolu ile kitapları çogalttılar. Okuryazarlık arttı, toplumun bilgi
düzeyi yükseldi. Yerlesik hayat nedeniyle planlı ve örgün egitimin de var
olması gerekir. Bilginin yazı ve yerlesik hayat kanalıyla genislemesiyle
sözlü töre bilgisi çok asıldı. Bilginin önemine iliskin geleneksel degerler de
geliserek sürdü gitti.

Uygurlar, bilgi ve kültür düzeyleri yükseldigi için yüzyıllarca çesitli
Türk ve yabancı devletlerin saraylarında katiplik, bürokratlık, danısmanlık,
tercümanlık, ögretmenlik ve kültür elçiligi yapmıslardır.69

Uygurlardan kalan kitabeler

Göktürk kaganlıgının bir devamı niteliginde olan Uygur kaganlıgı
döneminde de Göktürk kitabesi ile yazılmıs kitabeler günümüze kalmıstır.
Bunlar içinde en önemlileri Sine-Usu ve Karabalsagun kitabeleridir.

a) Sine-Usu Kitabesi: Büyük Uygur kaganı Bilge Bayun-çur(Moyunçur)
(746-759) adına dikilen bu kitabede Bayunçurun babası ve Uygur
kaganlıgının kurucusu Kutluk Bilge Kül Kagan’dan bahsedilir (Ö.746). Bu
kitabe Kuzey Mogolistan’da Selenga havzasında Sine-Usu gölü kenarında
Finli Ramstedt tarafından 1909 yılında bulunmustur.70

b) Karabalsagun Kitabesi: Uygurlar’ın kurulusundan, zaferlerinden
ve Mani dininden de detaylı olarak bahseder.71 Bu yazıt, Türkçe, Çince ve
Sogdça olarak yazılmıstır. Bütün dillerdeki metinler ne yazık ki simdiye
kadar saglıklı bir sekilde Türkçe’ye kazandırılamamıstır.72
Sanskritçe’den Uygurca’ya çevrilen pek çok metin vardır. Ayrıca
Budizm’in ziyana ugrayan bazı bölümleri Uygurca metinlerde bulunmustur.
Tüm bunlardan Uygurlar’ın çok yüksek bir medeniyete ulastıklarını
anlıyoruz.73 Maniheizm ve Budizm gibi dini vesikalar yanında hukuk
vesikaları da 1890 yılında tesadüf eseri ortaya çıkmıstır. Bu vesikaların XXIV.
yüzyıllar arasında yazıldıgı tahmin edilmektedir. Bu vesikalarda
sahısların kendi arasındaki iliskilerle ilgili olanlar da vardır. Vasiyetnameler,
köle satısları, çocugun evlatlıga verilmesi, arazi satısları, hayvan kiralama
belgeleri vb.74

Kuzey dogu Avrupa’da bulunan eski Türk kitabelerinden en
önemlileri Madara Kaya kitabesi, Peçenek ve Sekel kitabeleridir. Madara
Kaya kitabesi Bulgaristan’da Madara köyü yakınlarında kaya üzerinde bir
süvari kabartması ve asagısındaki yazılardan ibarettir. Bu kitabe Türk-Bulgar
kaganı Kurum Han (Ö. 813) adına oglu Omurtag kagan tarafından
yaptırılmıstır. Macar G. Feher kitabeyi okumustur. Peçenek kitabeleri ise
Macaristan’ın Nagy Szent Miklos köyü civarında bulunan 23 parça altın kap
kaçak esya üzerindeki yazılardır. Bu yazılar, Macar Gy. Németh tarafından
1932 yılında okunmus ve bu altın esyaların Peçenek Türkleri’ne ait oldugu
anlasılmıstır.75

D. TÜRK EG İT İM S İSTEM İNE YABANCI ETKİ LERİ

Tarih boyunca benimsedikleri çesitli dini inanıslar, içinde yasadıkları
çok genis fiziki, siyasi ve kültürel çevre Türkler’in egitimine de dısarıdan
bazı unsurların girmesine yol açmıstır.

Evlilik yoluyla: Pek çok Türk hükümdarı Çin hükümdarlarının kızı ile
evlenmistir. Ülkelerinde Konfüçyüs’ün sözlerini ezberlemis ve kendilerini
gelistirmis bu hatunlar Türk sehzadelerin annesi olmus ve bu fikirleri
çocuklarına ögretmislerdir.

Beyin Göçü: Zaman zaman Çin’den kaçan aydınlar Türk
hükümdarlarına sıgınmıslar ve kendilerine uygun devlet isleri verilmistir.

Birçok sehzade Çin’e ögrenim için gönderilmistir
Siyasi iliskiler: Ülkeler arasında siyasi iliskiler kurulmus, elçiler gidip
gelmistir.

Savaslar, ticaret iliskileri, gezginler yoluyla baska ülkelerin kültür ve
egitiminin etkileri Türk egitiminde de görülmüstür.76

E. ESKİ TÜRKLER’DE ÖGRETİM ARAÇ GEREÇLERİ

Matbaa: Bossert’in ileri sürdügüne göre bir ülkede, matbaanın icadı
ve gelistirilebilmesi için üç sartın birlikte bulunması gerekir:

a) Harf sayısı az bir alfabe kullanılmakta olması
b) Okuma arzusunun artmıs ve kitapların çok aranmakta olması
c) Üzerine basılacak saglam bir malzemenin veya kâgıdın bilinip
kullanılması

Bu açılardan bakıldıgı zaman matbaanın önce çinlilerce bulundugu
seklindeki söylenti dogru görünüyor. Çünkü kâgıdı biliyorlardı. Ama
binlerce harften olusan Çin yazısı basım için çok büyük teknik zorluklar
çıkaracagı gibi bu yüzden Çince kitapların matbaa ile çogaltılması elle
çogaltmaya göre pek ekonomik de olmazdı. Bu nedenle matbaayı ilk önce
onların bulduguna süphe etmelidir. Onlar tahta vs. ile kalıp baskıyı
kullanmıslardır. Ama bu matbaa teknigi degildir. Çinliler’e komsu olan
Uygurlar da kalıp baskıyı ve kâgıdı kullanıyorlardı. Okuma yazma ve kültür
düzeyleri çok yüksekti. Hatta baska devletlere kâtip bürokrat çevirmen,
danısman ve ögretmen olarak hizmet verecek kadar bilgili kültürlü
yetisiyorlardı. Sade bir alfabeleri vardı. Böylece ayrı ayrı kesilmis harfler ile
basım tekniginin ortaya çıkması için tüm sartlar hazırdı. Bu uygun ortam
içinde onların matbaa teknigini bulduklarını gösteren somut veriler vardır.
Kansu bölgesinde, Tun-Huang’da üstü örtülü bir magarada tahtadan bazı
Uygur matbaa harfleri ve Uygurca kitaplar ele geçirilmistir. Bunların M.S.
700-900 yıllarına çıktıgı anlasılmıstır. Böylece Bossert’e göre matbaayı
Uygurlar’ın buldugunu kabul etmek gerekir. Çinliler’de bu teknigi XI.
Yüzyılda (1041) Pi-Seng isimli bir demirci, demirden harfler yaparak
gelistirmislerdir. 1241’de de Altınordu devletleri Almanya’ya yaptıkları
akınlarda bu teknigi oralara götürdüler. ki yüzyıl sonra 1440-1450’lerde
Gutenberg matbaayı gelistirdi. Ortaçagda fikirlerin ve teknik bilgilerin bir
ülkeden ötekine ne kadar yavas tasındıgı düsünülürse iki yüz yıllık gecikme
fazla sayılmaz. Böylece Uygurlar’ın ve Gutenberg’in matbaası arasında iliski
bulunmaktadır.77

Hunlar

DEGERLENDİRME

Çok genis sahalara yayılan ve içinde birçok yabancı kültürleri de
muhafaza eden devletler kurmus olan Türkler’in, bu devletleri idare
edebilmek için çok iyi bir devlet teskilatı gelistirmeleri gerekiyordu. Bu
mekanizmanın isleyisini saglıklı bir sekilde yürütebilmesi, devletin tüm
kademelerindeki isleyisin saglıklı yürütülebilmesine baglıydı. Bunun
saglanabilmesi için sehzadelerin iyi yetismeleri gerekiyordu. Kitabelerden
anlasıldıgına göre “Halkı beslemek ve giydirmek” isi tüm ülke genelinde
saglanmaya çalısılmıstır. Yukarıda verdigimiz bilgilerden anlasılacagına
göre, Türkler’de devlet kavramı bütünü ile beraber ortaya çıkmıstır.
Göktürk’ler, milleti devletin kurucusu olarak kabul etmislerdir. Bu sebepten,
milletin içinden çıkan devlet baskanı, milleti korumak, doyurmak, is ve as
temin etmekle yükümlüdür. Devlet yöneticileri halkının hayatını
düzenlemekle görevlidirler. Bu bakımdan halk “devlet baba”nın
koruyuculuk adı altında yaptıgı hizmetten yararlanır. Buna göre devlet,
sosyal, siyasal, ekonomik ve fikir hayatlarını düzenleyecektir. ste her sey
devletten beklenir ve hizmet devleti olma kavramına sahip, bir yapı
içerisinde kendini kabul ettirmistir. Bunun için büyük bir dagıtım teskilatının
varlıgına ve yetistirilmis elemanlara ihtiyaç vardır. Bunlar birkaç Çinli kâtip
ile olacak isler degildir.

Türkler’de Hunlar’dan itibaren çesitli el sanatlarının gelismesi, belirli
bir estetik anlayısının varlıgını gösterir. Türkler’de tezyin sanatı fevkalade
inkisaf etmis, Eski Türkler tarafından yapılan oymalı silahlar, kılıç
saplarındaki islemeler, bugün dahi hayret ve begeniyle izlenmektedir.
Boyacılık sanatı da gelismis, günümüze kadar gelen kökboyanın ve
halıcılıgın (dokumacılıgın) temelleri çok eskilerden beri süregelmistir. Tüm
bu isler belli bir teknik ve egitimi gerektirmektedir. Ancak günümüzde Eski
dönemlerde Türkler’de mevcut olan planlı bir egitimin yapıldıgına dair net
bir delil yoktur. Ama Hunlar’dan itibaren Türkler’de, belirli bir egitimin
yapıldıgı kuvvetle muhtemeldir. Bu bölgelerde yapılan kazılarda, bulunan
yapıların bazılarının, egitim için kullanıldıgı düsünülmektedir.
Altay bölgesinde Hun çagında açıldıgı düsünülen muhtelif sulama
kanallarının izine rastlanmaktadır. Bu kanallardaki sulamanın ilmi bir usulle
yapıldıgı belirlenmistir.

Bugün ordumuzda da kullanılan 10’lu sistemi (Onbası, yüzbası,
binbası gibi) ilk kez uygulayan Türkler’dir.

İslamiyet öncesi Türkler’den kalan bir siirde “bilgi”ye önem ve deger
verildigi anlasılmaktadır. “Bilgili insan beline tas kusansa kas olur, bilgisizin
yanına altın kusansa tas olur” denir. Bu siirden de anlasılacagı gibi Türkler
bilgiye ve bilgine önem vermislerdir.

Kalıntılara bakılırsa; (yazma eserler, sistem, devlet yönetimi, bilgiye
verilmis önem ve alfabe, vs.) Türkler’in yerlesik yasam ile göçebeligi uzun
müddet birlikte sürdürdükleri gözlenmektedir. Orta Asya’daki kazı sonuçları
ile bilimsel tarih incelemeleri bu görüsü dogrulamaktadır.

Yazının yaygınlastırılması, “Türk Takvimi”nin ıslah edilisi, yalnız
içinde bulunulan zamanda degil, nesiller boyu tarihten ibret alınması için
dikilen kitabeler, Türk toplumunda kalabalık bir okur yazar toplulugunun
oldugunun en önemli kanıtıdır. Bilgi ve bilginler övülmüs, bilginin degeri
atasözlerine yansımıstır.“Kut belgüsi bilig”(Kudretin belgesi bilgidir), sözü
Eski Türkler’de bilgiye verilen önemi en iyi sekilde gösterir.

Son yıllarda yapılan arastırmalar; Göktürkler’in Orhun anıtları dısında
mezar tasları, daglardaki sabit kayalar, agaçlar, kemikler, madenler, toprak
ev araç gereçleri, silahlar ve süs esyaları vs. üzerine pek çok yazı
yazdıklarını ortaya koymustur. Örnegin, Altay daglarında kayalarda yolları
gösterici sosyal ve günlük yasayısa ait pek çok yazı bulunmustur. Küp ve
tabak gibi ev esyaları üzerinde sihirsel yazılar görülmektedir. Bunlardan biri,
bir küpün nisanlanan bir kız için armagan olarak alındıgını bildirir. Bunlar
bize Göktürkler’in yazıyı toplum hayatının her alanında kullandıklarını,
okur yazarlıgın yaygın oldugunu göstermektedir.

Görüldügü gibi, egitim anlayısını yasayıs biçimleri sekillendirmis,
töre ise yeni kusakların yetismesinde ve hangi degerlere sahip olması
gerektiginde, etkili olmustur. Destanlardan ve kitabelerdeki ifadelerden,
Türk-Egitim sisteminin amacının Alp- nsan tipi yetistirmek oldugu
anlasılmaktadır. Bilge ve erdem kutsal sayılmıs, ileriki kusakların hayırla
anmaları ve övmeleri için bilge olmanın gerekliligi vurgulanmıstır. Hatta
ileri de Türk devletinin basına geçmesi muhtemel olan sehzadeler, özel bir
egitim-ögretim metodu uygulanmaktadır. Her bakımdan mükemmele yakın
birer insan olmaları için egitimlerine özen gösterilirdi. Devleti yöneteceklere
teorik bilgiler verilir ve uygulamalı olarak baska bir yerde vali olarak
atanırdı. Böylece yetismis ve yirmi yasında devleti yönetecek bir bilgi ve
egitime sahip olarak, kendini ispat ederdi. Türkler’deki bu teknoloji ve
kültür düzeyi örgün egitim kurumlarının bulunduguna isaret etmektedir.
Özetle anıtlarda, daha sonra gelecek Türk hükümdarlarına ve sonsuza
kadar Türk milletine bagımsız ve mutlu yasama ile ilgili bir tarih dersi
veriliyor. Milletin bunları ögrenip, bilmesi isteniyor. Bu bilgilerin kalıcı
olmaları için tas üzerine yazıldıgı belirtiliyor. Böylece, Bilge Kagan’ın Türk
milletinin ilk siyasal egitimcilerinden biri olarak degerlendirilmesi gerekir.
Tüm bunlardan da anlasılıyor ki, Türkler, kültür ve medeniyet kurabilecek
bir egitim seviyesine sahip, büyük bir millettir. Üç bin yıllık bir devlet
gelenegine sahip olunması da bunun bir göstergesidir.

A.Türer YENER tarafından

Babasının Türk Silahlı Kuvvetlerinde Subay olması nedeni ile 8.09.1944 Senesinde Çanakkale- Gelibolu/ Bolayırda doğdu. - İlk okul tahsilini Erzurum ve Elazığda yaptı. Ortaokul ve Liseyi İstanbul Bakırköyde bitirdi. - Askerliğini 1965 senesinde Türk Deniz Kuvvetlerinde , Heybeliada Deniz Harp Okulunda yaptı .31.12. 1967 senesinde terhis oldu. - 1968 senesinde kısa bir dönem, İstanbulda yayınlanan Günaydın Gazetesinde çalıştı. - 1.04.1968- 1.10.1990 seneleri arasında Türkiye faaliyet gösteren Mobil Oil Türk A.Ş firmasında çalıştı ve buradan emekli oldu. Emekli olduktan sonrada muhtelif Açık hava Reklam firmalarında Genel Müdür Yardımcılıklarında bulunmuştur. - 1980 senesinden sonra kurulan İDİL- URAL TÜRKLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ'nin kuruluş çalışmalarında bulunmuş, Kurucu yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır..Halen bu derneğin üyesidir. - 1990 tarihinden 2004 senesine kadar İstabul Zeytinburnunda bulunan ,KAZAK TÜRKLERİ VAKFINDA Genel Sekreter olarak çalıştım. Halen Zeytinburnunda bulunan KAZAK TÜRKLERİ VAKIF BİNASININ yapılmasında Kazak Türkleri Vakfı kurucu üyeleri ile çalıştım. - 1992 senesinden itibaren o zamanlar Almanyada ikamet eden ,Dünya Tatar Ligi Genel Başkanı ve Tataristan Yasama Organı, Milli Meclisin Fahri üyesi Rahmetli Sayın Ali Akış büyüğümüzle devamlı mektuplaşarak ve telefon görüşmeleri yaparak İdil, Uralla ile ilgili bilgileri kendilerinden aldım. Bana gönderdikleri mektuplar halen bende bulunmaktadır. - Tataristan Cumhuriyeti , Rusya federasyonu ve Türk dünyası ile yakın ilişkiler içinde bulunmaktayım. Rusya federasonuna bağlı Tataristan Cumhuriyetinde kurulu ,Bütün Dünya Tatar Girişimci Destek Kuruluşu 29.03.2013 tarihli resmi belgelendirme ile A.Türer yener ' i Türkiye ve Tataristan arasındaki Yatırım ve İş projeleri, Ticaret,Kültür, ilişkileri ile tüm gerekli görüşmeleri gerçekleştirmek üzere vekil tayin etmişlerdir. - A.Türer Yener 1995 senesi Mart ayında Türkiyede kurulu 23 Türk dernek ve Vakıf Yönetim kurullarınja ,Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa bir araya getirerk Kazak Türkleri Vakfı adına Yemek vermiş Türk boylarının müzikleri Tümata Grubu tarafından çalınmış duygulu anlar yaşanmıştır. - 19.3.1995 tarihinde TRT-1 Televizyonunda Sayın Mustafa Yolaçanın programında ,TRT Televizyonu Müdür Sayın Mustafa Gerçekerin büyük yardımları ile Türkiye Cumhuriyetinde İlk defa NEVRUZ BAYRAMI TÜRK BAYRAMI OLARAK kutlanmıştır. Progaram canlı olarak 2 saat boyunca Asya ve Avrupa yayınlanmış Türklerde Nevruz bayramı anlatılmış, Yine Tümata Grubu liderleri Doc.Dr.Oruç Güvenç ile otantik Orta asya Türk müziği konseri verilmiştir. Ayrıca orta Asya Türk kıyafetlerini yansıtan bir defile sunulmuştur. - A.Türer Yener Türk dünyası ile ilgili her sene yapılmakta olan yurt içi ve dışı toplantılarda bulunmaktadır. A.Türer Yener 'in; Anne ve baba ailesi -1800 senelerinin sonlarına doğru Türkiyeye gelerek yerleşmişlerdir. ailesi çok geniş aile topluluğudur. - Baba Tarafı Kazan Tatar -Türklerinden , Orenburg kökenli Şeripov ailesinden olup ve Kazan da Apanay ailesi ilede yakın akrabalık ilişkileri bulunmaktadır. ailesine 6 kuşak kadarına kadar ulaşmıştır. Tataristan ve Başkurtıstanda ailelerini bulmuştur. - Anne tarafı Rusya Federasyonuna bağlı Kubandan Türkiyeye 1800 senelerinin sonlarına doğru, Türkiyeye gelerek Balıkesire yerleşen çerkezlerdendir. Ubıh boyundan olup, Cizemua ailesindendirler. Pşizemuktur - A.Türer Yener , ,halen Merkezi Newyorkda olan Dünya Türkleri Birliğinin Türkiyedeki haberleşme ayaklarından biri olup, email ortamında, Dünya Türk Birliği ,Turkish forum-Türk dünyası , Türk dünyası gazeteciler Federasonu üyeleri ile karşılıklı olarak haberleşmektedir. -Halen Bulgaristan Türkleri derneğinin Başkan Danışmanlığını ve Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Danışma kurulu üyeliğini yapmaktayım. -2015 -2020 seneleri arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü merkezli voicepress.az haber ajansının resmi Türkiye Temsilciliğini yapmaktayım

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.