Kategoriler
Hüseyin Mümtaz

ÇOK İNCE HESAPLAR (1)-HÜSEYİN MÜMTAZ

ÇOK İNCE HESAPLAR (1)

HÜSEYİN MÜMTAZ

                Pompoeo’nun hayli tartışmalı geçen son “ziyareti”nin, dumanı tüten şu taze haberle başka bir anlam kazandığını düşünüyorum.

                Hürriyet’ten Erdinç Çelikkan’a göre Dolmabahçe Ofisi’nde “azınlık cemaatleri ruhani liderleri ve vakıf temsilcileriyle” bir toplantı yapılmış.

                Toplantıya katılanlar talep, öneri ve sorunlarıyla ilgili tek tek görüşlerini iletmiş. Ağırlıklı olarak başlatılan reform paketinin ele alındığı buluşmada azınlık temsilcilerinin ortak talebi 2013 yılından beri çıkarılmayan Vakıf Yönetmeliği olmuş. Azınlık vakıflarının yönetim kurullarını seçimle belirlemeye imkân veren yönetmelik yayınlanmadığı için azınlık vakıfları bir türlü yönetimlerini yenileyemiyorlarmış.            

Elbette Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde etnik kimliği ve aidiyetinden dolayı hiç kimsenin kendisini öteki hissetmeyeceği bir ortam oluşturulması için gereken tüm adımlar kararlılıkla atılmalı ve nefret suçlarına ve ayrımcılığa asla müsamaha gösterilmemelidir.

                Ama acaba bu toplantı Pompeo’nun, hiçbir nezaket ve diplomatik gelenek kurallarına uymayan  “ziyareti”nden[i] sonra mı düşünüldü yoksa zaten önceden mi planlanmıştı?

                Türkiye’nin İslâm/Arap dünyası liderlik projesi; Arapların Osmanlı dönemini bizim gibi algılayıp hatırlamamaları yüzünden pek değil hiç tutmamıştır.

                O halde alternatif olarak Fener’i kullanıp İstanbul’un, bir şekilde Ortodoks dünyasının merkezi yapılma projesi mi düşünülmektedir?

                Tutar mı?

                Önce mütekabiliyet!

                 “Azınlık vakıflarının yönetim kurullarını seçimle belirlemesine imkân veren yönetmelik” bizde 2013’den beri hazırlanamamış da; “komşumuz”; Evren’in hatasıyla bizim sayemizde “tekrar” NATO üyesi olan, AB üyesi Yunanistan’da işler nasıl yürüyor?

                “Türk” demenin yasak olduğu Batı Trakya’da; “Müslüman azınlık” Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Müftülerini halâ kendileri seçememekte, Gümülcine ve İskeçe Müftülerini Yunan hükümeti atamaktadır. Ama Türkiye’de, “ana kapısı” nedense hala kapalı Fener’de mukim ve Eyüp Kaymakamı’na bağlı papaz, Türkiye’nin en ücra köşelerinde tek kişilik cemaati bile olmayan kilise kalıntılarına “metropolit” ataması yapabilmektedir.[ii]

                Pompeo’nun Fener ziyareti ve sonrasında gerçekleştirilen Dolmabahçe Ofisi toplantısından hemen sonra İskeçe’de yaşananlardan haberiniz var mı?

Aydınlık’tan Füsun İkikardeş yazıyor:

                “Birkaç gün önce ailesiyle birlikte yaşadığı apartmanın asansörüne kırmızı boya ile yazılan ‘En iyi Türk, ölü Türktür’ ve küfürlü başka ifadelerle tehdit edilen İskeçe Müftüsü Ahmet Mete’yi arayıp geçmiş olsun dileklerimizi sunduk. Birkaç gün önce uğradığı ırkçı taciz olayını bir de kendisinden dinlemek istedik. Gayet rahat bir tonda, olayın bütün içinde ufak bir yer tuttuğunu ifade etti: ‘Ben 2007’den beri müftüyüm. Bunları hep yaşıyoruz. Daha ilk günlerde adresime mektuplar atıldı, hedef gösterildim. Yolda bağırmalar çağırmalar, gürültü çıkartmalar… Hep oldu. Başka bir olay, özel kalemi ailesi önünde tartakladılar. Beş sene önce benim kuzenimi aldılar, tehditler savurdular, çocuklarımın ayaklarını kıracaklarını söylediler. Şimdiki olayda, evin neredeyse içine, mahremiyetine girmeye vardırdılar, bu kadar ileri gittiler. Konu komşu da tedirgin oldu tabii.’

‘Taciz notu sizin kapınıza mı asıldı’ diye sorduk, açıkladı: ‘Burası 21 daireli bir apartman. 19’u Türk, ikisi değil. Komşuluklarda sıkıntı yok, fakat ırkçılık bu kadar yakına gelince binadakiler tedirgin oldu. Onlar polisi çağırdı. Biz de bunu haber yaptık, duyurduk. ‘Bu kadar da olmaz artık’ dedik. Yok azınlık hakkı, insan hakkı, demokrasi falan diyenler üç maymunu mu oynayacak, dedik. Oynadılar hakikaten! Hiçbirinin sesi çıkmadı…Yazının altında imza olarak X ve A harfleri var. Xrisi Avgi’nin baş harfleri. Yani Türkçesi Altın Şafak! Kim mi bunlar? Neo-Nazi, faşist bir parti! O parti mensupları daha yeni hapse atıldı. Burada ırkçılık azınlığa karşı hep var!’

‘Biz aynıyız. Bunlardan korkacak bir şey yok! Bu saldırı, bu taciz ilk değil, son da değil. Biz cemaatimizi camide değerlendiriyoruz. Yine yola devam. Bir can var, feda olsun. Okullarımızı da kapatıyorlar. Türkiye’den gelen öğretmenler çok azaldı. Buradaki öğretmenler Yunanca okutuyor, gelenler Türkçe bilmiyor. 10 çocuktan aşağı olunca okulu kapatıyorlar. Her yerde azınlık hakları darbe yiyor. Bir Avrupa ülkesi olarak maalesef Avrupa ülkesinde yaşamıyoruz. Biz bir cami izni çıkartana kadar yıllar geçiyor. Olan caminin çatısı düşüyor çatıyı değiştirmeye izin vermiyor. Duvar yamulmuşsa düzeltirsek ceza geliyor.’

‘Dünyada anlaşmalı azınlık sadece biz ve İstanbul Rumları var. Karşılıklı eşit haklarımız Atina Antlaşması ve Lozan Antlaşması’yla teyit edilmiş. Din adamları da, vakıf mallarının yöneticileri de seçimle işbaşına gelir. Müftüler seçimle başa gelir. İstanbul’da da papazlarını Hıristiyanlar seçer. 1990 yılına kadar böyle sürdü. Sonra burada boşanma, evlendirme, miras vs. hakimin işidir, devlet seçer, diye seçim hakkını aldılar. Kendileri atamaya başladı ve 90’dan sonra seçimle müftü seçimini kabul etmediler. Benden önce Mehmet Emin Aga vardı, o öldükten sonra 2006’yı 2007’ye bağlayan gece, bayrama denk geliyordu, camilerde seçim yapıldı biz seçildik. Onlar başka müftü atadı, Gümülcine ve İskeçe’de seçilmiş müftülerimiz oldu. Sizde (Türkiye’de) çok serbest! Bizi insan yerine koymuyorlar. Ama mütekabiliyet esasını işletmek lazım!”

                Batı Trakya’da 10 çocuktan aşağı olunca okulu kapatıyorlar ama…

                1971’yılındaki Türkiye’deki “tüm özel yüksekokulların devlet denetimine girmesi” ile ilgili karar neticesinde, “bu değişikliğe razı olmayan” Fener Rum Patrikhanesinin karşı tutumu nedeniyle kapatılan Heybeli Ruhban Okulu tekrar ve “kendi kurallarıyla” açılmak isteniyor…

                Türkiye’de mukim tek öğrencisi olmayacak, taşıma ile dışarıdan gelecek, devlet denetiminde değil, Fener’in müfredatına uygun olacak…

                Türkiye mi, İstanbul’u Vatikan’a alternatif bir merkez yapmak için Fener’i kullanıyor yoksa “fesat ocağı” (NUTUK: G.M.K.Atatürk) Fener’in kendisi mi Lozan’ı ihlâl ederek ellerini/kollarını her yere uzatmaya çalışıyor?

                Rus, Ukrayna, Kıbrıs Rum Ortodoks kiliselerinin “merkez” Fener’e karşı takındıkları tavır nedir acaba?

                Fener birleştiriyor mu, yoksa parçalayıp bölüyor mu?

                Bu tavır, Türkiye’nin komşusu ve bölgesel müttefiki Rusya ile olan ilişkilerine nasıl yansıyor?  5.12.2020


[i] https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/11/19/sol-ve-sagin-yeni-fotografi-huseyin-mumtaz/

[ii] https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/10/05/papaz-karasi-huseyin-mumtaz/

“ÇOK İNCE HESAPLAR (1)-HÜSEYİN MÜMTAZ” için bir yanıt

Lozanın karşılıklık andlaşmasında Batı Trakya Türkleri ile rum azınlık arasında eşitlik uygulanmamıştır kaybeden taraf ise Batı Trakya TÜRK Azınlığı olmuştur, Rum patrikhanesi andlaşmayı dini inancın arakasına saklanarak bizans entrikalarıyla ortodox ekümenlik kurma peşinde, Batı Trakyada TÜRK yoktur, patrikhanede yok Demektir, Barış savaştan üstündür, Birlikte yaşamayı sanatını öğrenmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.