Karabağ’dan Dönüş: 27 Yıl Önce, 27 Yıl Sonra

Kanlı Topraklar Hocalı (3) | Erzurum Pusula Gazetesi

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

Karabağ’dan Dönüş: 27 Yıl Önce, 27 Yıl Sonra

Ermenistan işgali altındaki Hankendi ve Kelbeçer’den Ermenistan’a vesait kuyruğu… Taksiler, kamyonlar, komyonetler… İşgalci Ermeniler araçlarına atabildikleri can yongası eşyalarıyla yollarda. Kamyonetlerden sarkan çarşaflar, bohçalar, dolaplar, sandalyeler, kazanlar.. Hatta klozetleri de sökmüşler Ermenistan’a götürüyorlar. Çocuklar ağlıyor, büyükler mahzun.. Kısmen özetlediğimiz bu fotoğraflar hüzün verici değil mi? O halde bunların olmazsa olmaz parçalarına da bakmak gerek. 27 yıl önce dededen kalan evlerinden, topraklarından çıkarılıp yollara düşen Türkleri de görelim. Aslında Türklerin yaşadığı dram sadece 27 yıl öncede kalmadı. Bakü’de, Gence’de bulabildikleri mendil kadar odalarda hüzünlü yaşayış on yıllardır devam ediyor. Azerbaycan yönetimi ve medyası yollara düşen işgalci Ermenilerin fotoğraflarını servis ederken Türklerin yaşadıklarını da kare kare eklemelidir.

İşgal ettikleri evleri boşaltmak zorunda kalan Ermeniler zaten buranın sahipleri değillerdi. Önemli bir kısmı kendileri istemese de Irak’tan, Suriye’den, Lübnan’dan getirilip buraya yerleştirildiler. Asıl sahipleri mahurumiyet ve perişanlık içinde yaşayan insanların evlerine yerleştirilen Ermenilerin mutlu olmaları imkansızdı. Fakat uluslararası sistem, güçlü Ermeni lobileri, Türk karşıtı cephe onları ateş hattına atmıştı.

27 yıl önce yurtlarından, evlerinden çıkarılan Azerbaycanlı Türklerin çoğu çamurlu yollara yalın ayak düşmüşlerdi. Bir kısmının kucağında hasta bebeği, sırtında yaşlı annesi vardı. Birçokları da ciğerparelerinin cesetlerini bir müddet taşıdılar. Fakat evlerinden, yurtlarından yanlarına birşey götüremediler. İki kişinin dahi yaşayamayacağı kupkuru odalara 7-8 kişi yerleştirildiler. 27 yıl önceden günümüze uzanan bu hazin fotoğrafları hatırlayınca bugün Ermenistan’a yönelen konvoydakilerin aslında ne kadar şanslı ve müreffeh olduğu anlaşılır.

27 yıl önce baba ocağından çıkarılan hiçbir Türk geride kalanları yakmadı, yıkmadı. Çünkü ne zaman döneceklerini bilmeseler de bu evler, dükkanlar, tarlalar ata yâdigârı, kıymetli emanetler idi. Bir dostum çeyrek asırdır “ah Kubatlı’daki evime bir gidebilsem, odalarımızın kokusunu bir alabilsem, atalarımın kabirlerini bir kere daha ziyaret edebilsem..” demiştir. Nitekim köyleri kurtulunca gece yarısı aradı, sevincini paylaştı. Toprakla, evle, yurtla ünsiyet kurmuş Karabağ Türklerinin tabiiki kovulsa da arkada bıraktığı “hafıza”yı yakması düşünülemezdi. Halbuki Kelbeçer’den, Hankendi’den kaçan Ermeniler, zaten bu toprakarın, bu yurtların kendilerine ait olmadıklarını çok iyi biliyorlar. Evlerdeki klozetlere kadar söküp kamyonlara yükledikten sonra kalanları ateşe vermeleri dahi burada işgalci, hırsız, soyguncu olduklarının delilidir. Yunan askeri de Anadolu’dan kaçarken işgal mahallerini ateşe vermişti.

Belirtmek gerekir ki sınırlı da olsa özellikle Hankendi’de 27 yıl önce yaşayan Ermeni kitlesi bulunmaktaydı. 27 yıl önce de onların meşru yollarla (Çarlık ve Sovyet yasalarına göre!) sahip oldukları evleri, dükkanları, bahçeleri bulunmaktaydı. Cumhurbaşkanı Aliyev, işgal döneminde yerleştirilmemiş olan Ermenilerin de Azerbaycan vatandaşı olarak korunacağını duyurmuştur. Buna karşın 27 yıllık zulüm, baskı ve işgalden sonra bu Ermenilerin Karabağ’da huzurla yaşama şansları kalmamıştır. Bunun sebebi bölgenin gerçek sahibi Türkler olmayıp fakat Türklere yapılan zulümden dolayı kendi vicdanlarının baskısıdır. Kendileri “kuyruk acısı”nı yaşarken Türklerin “evlat acısı”nı unutmayacaklarının farkındalar.

9-10 Kasım gecesi imzalanan metin ateşkes anlaşması olup nihai mutabakat değildir. Daha önceki ateşkes anlaşmalarını bozduğu gibi Ermenistan aslında bunu da şimdiden ihlal etmiştir. Terkedilen evlerin ateşe verilmesi bu ihlalin delilidir.

İşgalci Ermenistan’ın en büyük destekçisi Rusya olduğu halde Azerbaycan askerinin ülkesini işgalden kurtarmasıyla Rus askerinin buraya “barış gücü” olarak dönmesi, son derece gariptir. Gerek Güney Kafkasya jeopolitiği gerekse Karabağ’ın arazi yapısı dikkate alındığında kalan kasaba ve köylerin geri alınmasının karşılığı daha çok şehit vermek olacaktı. Buna karşın belirlenen süre içinde Ermenistan askerinin çekilmesi makul karşılanabilir. Fakat Rus askeri altın maden ocaklarının da bulunduğu bu bölgede beş yıl ne yapacaktır? Bu arazide Rus askerini, barış gücü olarak kabul etmek mümkün değildir. Mutlaka barış gücü yerleşecekse bunun yeri Ermenistan-Azerbaycan sınırı olup Azerbaycan’ın kendi toprakları değildir! Nihai uzlaşıda bu gerçeklerin dikkate alınacağı beklenmektedir.

Öte yandan 27 yıldır Ermenistan işgali altındaki topraklarda evi, dükkanı, bahçesi bulunan her Türkün mülküne verilen zararın tazmini yanında işgaliye isteme hakkı bulunmaktadır. AİHM’ye açılan dava sonucu Türkiye, Rum bayan Luizido’ya, iki katlı ahşap evi için yaklaşık bir milyon Euro ödemeye mahkum edilmiştir. Evin tapusu yine kendisinde olduğu halde yaklaşık 25 yıl evine girememenin cezası idi. AİHM’nin bu tür kararları da ayıklanarak öncelikle acilen diplomatik kanallar üzerinden, netice alınamadığı takdirde uluslararası mahkemeler kanalıyla bu zararların tazmini istenmelidir.

Bütün bu süreçte başta Hocalı soykırımı olmak üzere 27 yıl önceki katliam, tecavüz ve soykırım suçluları yargılanmalı, ceza almaları için bütün şahitler ve deliller toplanmalıdır. Bu bağlamda 27 yıllık işgal döneminde de işlenen suçlar delilleriyle kayda alınmalıdır. Son olarak 2020’de Ermenistan’ın gerek sivil hedeflere gerekse vatanını savunmak zorunda kalan askerlere yönelik saldırıları da madde madde ulusal ve uluslararası yargıya taşınmalıdır.

Türk medyasının ve yöneticilerin bir anlamda zafer kutlamalarından başını kaldıramaması haklı görülebilir. Buna karşın sürekli haksızlığa uğradığını, kaybettiğini yazan Rus ve Ermeni medyası, diplomasi masasında geri almanın zeminini hazırlamaktadır. Bu anlamda cephedeki zafer sarhoşluğu, masadaki kaybın nedeni olmamalıdır. Sadece son ateşkes anlaşması dahi Bakü yönetimini eleştirmek için değil fakat bir aşama sonraki müzakerelerde hakkını alabilmek için ciddi analizlere tabi tutulmalı, kamuoyu önünde sıkıştırılan yönetim masada güçlendirilmelidir.

Öncevatan, 17.11.2020

alaeddinyalcinkaya@marmara.edu.tr

Alaeddin Yalçınkaya tarafından

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.