Kategoriler
Ali Eralp

Askıda Ekmek Ve Bir Paket Çay Garibana, Zenginlik Yandaşa…

Vatan yoksullaştı…

İnsanlarımız yoksullaştı.

İşsizlik çığ gibi büyüyor. Paramız pul oldu. Zamlar ardı ardına geliyor.

İç ve dış borçlar zirve yaptı.

Paralar tarikatlara cemaatlere aktarılırken, (Geçenlerde İYİ parti milletvekili Aytun Çıray, 6 milyar 216 milyon liranın ne olduğunu sormuştu)  bir taraftan da gariban halka öğütler veriliyor. Yol gösteriliyor:

“Varlıkta şımarmamalı, yoklukta sabretmeli. Sevinci, kederi, varlığı ve yokluğu paylaşalım.” Deniliyor.

Ama iş “Kederi, yokluğu” paylaşmaya gelince kendileri ve yandaşları ortalarda görünmüyorlar. Sadece varlığı, sevinci, lüks yaşamı paylaşıyorlar.

Bu öğütlerin yanında bir de gerçekleri gizliyorlar, saklıyorlar. Ülkeyi cennet gibi göstermeye çalışıyorlar.

Onlara göre ortalık günlük, güneşlik… Her şey yolunda. Türkiye, dünyanın zengin ülkeleri arasında ön sıralarda…

Oysa her şeyimiz satıldı.

Satılmadık bir şeyimiz kalmadı… Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz tarumar edildi…

Cumhuriyetten bize miras kalan fabrikalarımız, limanlarımız, ışıltılı derelerimiz, ormanlarımız yok edildi.

Gün geçmiyor ki bir orman yangını çıkmasın… Gün geçmiyor ki yüreğimiz parçalanmasın…

Yer açmak için onları acımasızca, hunharca, vahşice kundaklıyorlar…

Milyonlarca canlı telef oluyor. Alevler içinde, acılar çekerek can veriyorlar…

Yanmış, kavrulmuş, gözü patlamış kaplumbağalar hâlâ gözümün önünde. Onlarla birlikte bizim yüreğimiz de yanıyor. İnsan olan bunu yapar mı?

Bu nasıl bir girişim? Bu nasıl bir uygulama? Yüreklerini hırs bürümüş. Gözleri paradan başka bir şey görmüyor.

Oysa tüm dünya senin de olsa götüreceğin birkaç metrelik kefen bezi…

Değer mi bunca vahşete, zulme?

Bir avuç yandaş, bir avuç molla, cenneti yaşıyor bu dünyada… Yoksula da “Askıda ekmek, bir çay paketi, sabır ve yokluğu paylaşma düşüyor…

Mollalar, şeyhler, Şıhlar çalışmıyorlar. Üretmiyorlar.

Üretim yapmıyorlar.

Ülke ekonomisine bir katkı sağlamıyorlar.

Ama bir elleri yağda, bir elleri balda. Lüks arabalara biniyorlar. Denize nazır köşklerde oturuyorlar. İnsanlar onlara hizmet ediyor…

TC’mizi, Andımızı, laikliğimizi uygarlığımızı, umutlarımızı çaldılar.

Çıkardıkları rezaletlerle, cinsel tacizlerle, soygunlarla halkımızı dininden soğuttular.

Yüreklerimizdeki saf inancımızı çaldılar…

Düşünce özgürlüğü yok edildi. Üç beş gazete, televizyon dışında tüm medya iktidara bağlandı. Kişisel görüşlerini açıklayan yazarlar, muhabirler, milletvekilleri dört duvar arasına atılıyor hemen.

Herkesi ve her kurumu bağlayan Anayasa Mahkemesi kararları bile yerel mahkemeler tarafından tanınmıyor.

Mahkemelerin büyük bir çoğunluğu da baskı altında, yönlendiriliyorlar…

Hak, hukuk hak getire… Yasa kalmadı.

Tüm yasalar, tüm düzen, yandaş mollalara ve din kurumlarına hizmet veriyor. Şimdi toplumumuzda el üstünde tutulanlar ve sözü geçenler sadece din adamları…

Sevgili Emin Çölaşan şunları anlatıyor:

“Geçmişin ünlü siyasetçisi rahmetli Osman Bölükbaşı’nı günümüzün gençleri, hatta siyasetçileri bile tanımaz.

Oysa uzun yıllar Türk siyasetinde ses getirmiş, vurduğu yeri toz duman etmiş bir siyaset adamı idi.

Sağ görüşlü, muhafazakâr bir siyasetçi…

Bana günün birinde şöyle demişti:”

“Bunları yaz… Siyaset hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim. En çok kazanç getirenin din ticareti ve din sömürüsü olduğunu gördüm.”

İşte günümüzün yalın ve tek gerçeği bu…

(alieralp37@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.