NİCE ZAFER BAYRAMLARINA

Kurtuluş Savaşını yaşamayan insanlar mı böylesine duyarsız Milli Bayramlara diyeceğim ama bazı şeylerin kıymetini bilmek için yaşamak gerekmez ki…

Damarlarında Türk Kanı dolaşan herkes Cumhuriyetin değerini bilir…Kurtuluş Savaşında çekilen acıları hatırlar ve ülkesine,değerlerine sahip çıkar…

Afyon ‘nun küçücük bir dağ köyünde doğdum ben…Yunan işgal ettiğinde köyümüzü, komutan toplamış köy meydanına savaşa gidemeyen yaşlı çocuk ve kadınları.”Bizim sizlerle bir derdimiz yok,eğer askerime ekmek ve yemek yaparsanız,biz de kimseye dokunmayız”demiş…

Köyde erkek kalmamışki…Kim sesini çıkarsın.O arada hamile bir genç kadın”Ülkemizi biz kadın ve çocuklarla da koruruz,asla teslim olmayacağız,bir öldürseniz,bin dünyaya getiririz,bakın yeni mehmet yolda”der demez oradan bir Yunan askeri süngüsünü taktığı gibi kadının karnını yarıp çocuğu süngünün ucuna takıp çıkarmış.

Tarihe bir bütün olarak bakmayıp,Anafartaları, Çanakkale Zaferini,23 Nisan’ı,30 Ağustos Zaferini tek bir kelime etmeyip,unutturmaya çalışıp,İstanbul’un Fethini,Malazgirt Zaferini   Osmanlı’yı ön plana çıkararak yeni bir tarih yazmaya kalktığınızda, hem tarihi çarpıtarak yakın tarihe haksızlık etmiş olursunuz hem de toplumun bölünmesi yetmemiş gibi bir de tarih olarak bölmeye çalışmış olursunuz…

 Mustafa Kemal Paşa“Ben, birkaç gün sonra yola çıktım. Gidişimi belirli birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklar. Dahası, benim Çankaya’da çay şöleni verdiğimi de gazetelerle yayımlayacaklardı. Bunu elbette o zamanlar işitmişsinizdir.

Trenle gitmedim. Bir gece otomobille Tuz Gölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gidişimi orada hiç kimseye telle bildirmediğim gibi Konyaya varır varmaz telgrafhane i gözaltına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat dörtte Batı Cephesi Karargâhı’nda, yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırmak için Cephe Komutanına buyruk verdim.”

37687 atlı süvari,131.409 yaya asker emir bekliyorlardı…8658 subay birliklerinin başlarındayken,Başkomutan Mustafa Kemal”Hakkınızı helal ediniz” dedi Fahrettin Altay’a…Askerler  “helal olsun”dedi sessizce…Arkasından”ordular ilk hedefiniz akdenizdir ileri”dedi.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında,Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşılmıştır.Bunu Kabul etmeyen Mustafa Kemal 19 mayıs 1919 da Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı…

Amasya Genelgesi’nin ardından,Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı.Daha sonra Ankara’ya gelerek,23 Nisan 1920 de TBMM’ ni kurdu.Ülkenin her yerinden gelen temsilcilerle,yurdumuzu kurtarmak için” Misak-ı Milli sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu ve asla paylaşamayacağı düşüncesiyle kurtuluş için çareler aramaya başladı.

Hemen düzenli bir ordu kurarak savaşmaya başladı.1. ve 2. İnönü Savaşları kazanınca ,yunan ordusu yeniden saldırıya geçti.Mustafa Kemal ordularına;

”Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır.Bu satıh bütün vatandır.Vatanın her karış toprağı,vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”emrini verdi.

23 Ağustos-12 eylül tarihleri arasında ,Sakarya Meydan Savaşıyla ilk defa savunmadan

,taarruza geçilmiştir.  Bu savaşta Mustafa Kemal’e “Gazi “unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

Bu zaferden sonra,1922 Ağustos ayına kadar hazırlıklar tamamlandı.26 Ağustos 1922 de düşmana saldırıya geçildi.30  Ağustos da Mustafa Kemal’in başkomustasında kazanılan ilk zaferdi .

Bu savaşa “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”denildi.

9 Eylül 1922 de düşman Ege Denizi’ne döküldü.

Asıl savaşın başladığı nokta bizim köyün yanındaki Anıtkaya Kasabası,iki yıl  çalıştığım bu köyde doğmuştu küçük oğlum.

Babaannem anlatırdı hep.Komutan çok iyi bir adammış,askeri hemen cezalandırmış ve bir kaç gün sonra geceyarısı bütün köyü tek tek gezerek”bu gece köyü yakacaklar,hemen kaçın dağlara”demiş.

Herkes sessizce hayvanlarını salıverip,çocukları toplayıp dağlara kaçmış.Oradan seyretmişler alevler içindeki köylerini…

Bizim köyümüzde o zamanlar tütün,üzüm bağları ve ceviz ağaçları varmış her bahçede.

Demek ki o günden sonra bu yüzden yok hiç birisi…O günleri hatırlamamak için belkide…

Ertesi günü köye geldiklerinde o haber veren yunan subayı köy meydanına asılmış ve köy duman ve is içinde…

O yunan subayı sayesinde herkesin canı kurtulmuş ve o subayın adını vermişler köyümüze…

Türk ordusu, 26 Ağustos 1922 gecesi Ahır Dağları üzerinde yer alan Yunanların geceleri savunmadığı Ballıkaya mevkiine ilerlemiş ve buradan sızarak Yunan hatlarının gerisine ulaşmış. Sabaha kadar  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’de toplanmışlar. Sabah 04:30’da topçuların taciz ateşi ile birlikte harekat başlamış. Saat 05:00’te kritik noktalara topçu ateşi, 06:00’da Türk piyadeleri, Tınaztepe’ye yaklaşarak tel örgüleri aşmış. Yunan askerini süngü hücumu ile temizleyen ordu, Tınaztepe Yi kontrol altına almış.

09:00’da Belentepe, ardından da Kalecik – Sivrisi düşman işgalinden kurtarılmış. Taarruzun ilk günü 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe Ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirmiş.

27 Ağustos Pazar sabahı,Türk ordusu tüm cephelerde genel bir taarruza başlamış.İnsanüstü ve yoğun bir çaba sonunda Afyonkarahisar ele geçirilip,Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyonkarahisar’a taşınmış.

28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen harekât, 5. Yunan Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlanmış. 

30 Ağustos 1922 Çarşamba günü, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanıp,Büyük Taarruz’un son safhası tarihe”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” olarak geçmiş.

Büyük Taarruz’un ardından düşman ordusunun büyük kısmı dört bir yandan sarıldı. Ateş hatları arasında kalan düşman birlikleri tamamen yok edilmesi.

Türk birlikleri,böylece Kütahya’yı ele geçirmiş. Anadolu’daki Yunan birliklerinin yarısı imha veya esir edilmiş. Kalan Yunan birlikleri de üç grup halinde geri çekilmiş.

Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, Yunan ordusunun kalan kısmının imha etmek için Türk ordusunun büyük kısmının İzmir istikametine yol almasına kararlaştırmıştır. 

Kuvayı Milliye Efeleri, milis kuvvetler, gönüllüler de canla başla mücadele ederken, Mustafa Kemal Paşa “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiş.

1 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusunun Yunan ordusunu takip etme harekâtı başlamış. 

Yunan ordusu Başkomutanı General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile 6.000 asker, 2 Eylül de Uşak’ta Türk birliklerine esir düşmüşler.

Türk ordusu, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e giriş yapmış. 

Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükûmet Konağına, 5. Süvari Tümenin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadifekaleye Türk bayrağını çekmişler. 

30 Ağustos zaferi, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri,yalnızca bizim mi? Ezilmiş bütün ulusların,bütün insanlığın, özgürlüğe, kurtuluşa,onuruyla yaşama kararlılığına attığı bir adımın bayramıdır.

Nerede 19 Mayıs Ruhu…30 Ağustos Ruhu…23 Nisan Ruhu…29 Ekim Ruhu…Nerede Kahraman Türk Ruhu…Neredesiniz…Ülkem içten kuşatılıyor…Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri nerede…

Türk kanı taşıyan…Türküm diyen herkes ülkesini düşman işgalinden kurtarmak için dişini tırnağına takarak savaştı yokluklar içinde…

Ya şimdi neler oluyor…Türküm demeye korkuyorlar…Düzmece senaryolar ile Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyetimiz bir bir yok edilmeye çalışılıyor.

Üstelik haddini bilmeyen birileri kendine”Başkomutan”dedirtirmiş…Hangi savaşı kazandıysa…

TSK’yı…Eğitim Sistemini…Darmaduman ettikleri yetmedi…Yeraltı ve yer üstü madenlerimizi…Ormanlarımızı…yakıp yıkıp talan ediyorlar…

Sevr Antlaşmasının hükümlerini dış güçler değil…Düşman bildiklerimiz değil…İçimizdeki hainler gerçekleştiriyor birer birer…

Bunlar olurken sanki ölü toprağı serpilmişçesine kimsenin sesi soluğu çıkmıyor…

Kalmadı mı ülkesini seven insan…Neredesiniz…Yeter artık uyanın…Neredesiniz çığlıkları yükseliyor şehitliklerimizden…

Atam…Atatürk’üm…Sen olmayanı oldurdun…Bir avuç askerle büyük bir devrim yaptın ve ülkemizi bir çağdan alıp,yeni bir çağa götürdün…

Ben hala umudumu yitirmedim…Türkiye üzerinde emperyalistlerin ve içimizdeki hainlerin siyasi emellerini boşa çıkaracaktır Atatürk’ün evlatları…Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın….Eminim Türk halkı çok geç olmadan daldığı bu derin uykudan uyanıp,ülkesine ve devrimlerine sahip çıkacaktır…Biz yüzyıllarca bu bayramları kutlayacağız.

Her Bir santimine kan döktüğümüz bu vatanın ordusunu dağıtıp,ülkesine aşık askerlerini hapishanelere doldurup,üstelik vatan haini damgasını vurup,topsuz-tüfeksiz ülkemizin bölünmesine seyirci kalan,hatta düşmanla işbirliği yapan gerçek vatan hainleri…

Vazgeçin toplumu bölmek den…Vazgeçin ülkemizin dibine dinamit koymak tan…

Her Milli Bayramda hasta olan devlet böyüklerimiz…Ne oldu?30 Ağustos da  kimse hastalanmıyor mu?

Coronaya mı sarıldınız şimdi de…Ayasofya açılırken Corona yok muydu…

Çatlasanız da…Patlasanız da…Türk Gençliği eninde sonunda ülkesine ve değerlerine sahip çıkacaktır.

Daha nice yıllar 19 Mayıslar…23 Nisanlar…29 Ekimler…30 Ağustoslar kutlayacağız…

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun…

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.