Kategoriler
Kültür/Sanat

TARİHTE AYASOFYA…!!!

Ayasofya ve bilinmeyenleri

Dünya mimarisinin en önemli şaheserlerinden birisi olarak kabu ledilen Ayasofya hakkında ilginç efsaneler var. Bunları bir araya getiren Ayasofya Efsaneleri adlı kitap, eski çağlardan beri anlatılan bu söylenceleri günyüzüne çıkarıyor.

1500 yıllık bir tarih barındıran, dünyanın sekizinci harikası Ayasofya, İstanbul’un en önemli yapılarından biri. Ayasofya efsaneleri ise yüzyıllar içinde kulaktan kulağa yayıldıkça yayıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş de dünya mirasinin en önemli eserlerinden biri kabul edilen Ayasofya’nın efsanelerini Kültür- Medeniyet Serisi kapsamında bir araya getirdi. Dokuz yıl boyunca efsaneler hakkında araştırma yapan Dr. Ferhat Aslan, kitapta Bizans’tan Cumhuriyet’e kadar Ayasofya ile ilgili efsaneleri kronolojik ve detaylı bir şekilde anlatıyor. Hz. Meryem’in gözyaşlarıyla ıslanan sütundan işçileri koruyan meleğe, Kutsal Kase ile kaybolan papazdan Hz. Hızır’ın yazdığı kıyamet tarihine kadar birçok efsane okuyucuya sunuluyor. Üstelik eser sadece efsanelerle tarihe ışık tutmuyor, Ayasofya’nın tarihini ve mimari özelliklerini de gözler önüne seriyor.

AYASOFYA’NIN SIRLARI

Cami olmadan önce Ayasofya

1: Ayasofya’yı bekleyen melek: Ayasofya’nın inşaatında çalışan ustalar bir gün yemeğe giderken araç gereçlerini genç bir işçiye emanet etmiş. Bir süre sonra, inşaat alanında ortaya çıkan kişi gence “İş çok uzun süre bırakıldı, artık ustaları çağırmalısın” deyince delikanlı, “Araç ve gereçleri bırakıp gidemem” demiş. Bilinmez kişi de, “Sen gelene kadar onları korurum, buradan bir yere ayrılmam” diye cevap vermiş. Delikanlı durumu ustalara anlatınca, İmparator delikanlıya gördüğü adamla ilgili sorular sormuş ve bunun bir melek olduğuna inanarak delikanlıyı başka bir memlekete göndermiş ki kıyamete kadar melek Ayasofya’yı bekleyip korusun!

2: Tılsımlı kapılar: Efsaneye göre Ayasofya’nın toplam 361 kapısı var fakat bu kapılardan 101’i büyük ve tılsımlı. Çünkü ne zaman bu kapılar sayılsa fazladan bir kapı daha ortaya çıkıyormuş.

3: Hz. İsa’nın Kutsal Emanetleri: İmparator, Hıristiyan söylemine göre Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haç ve Hz. İsa’yı çarmıha gerdiklerinde kullanılan çivileri Kudüs’ten getirtip Ayasofya’nın gizli bölümlerinden birinde saklatmış. Kutsal Emanetleri Ayasofya’ya saklamalarının sebebiyse Hz. İsa’nın 40 bin yıl sonra dünyada Ayasofya’ya inecek olmasıymış.

4: Kıyamet tarihi: Binanın güney yönündeki kapıdan girince, üçüncü sırada bulunan sütunun üzerine Hz. Hızır’ın kıyametin kopacağı tarihi yazdığı söyleniyor. Sütunda “On sekizinde yevm-i Pazar, sene 1038” yazılı.

5: Şeytan Ayasofya’da hapis: İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’nın camiye çevrilmesini emredince Akşemsettin’i de bu işten sorumlu tutmuş. İşçiler cuma namazına yetiştirmek için çabalasa da şeytan Ayasofya’nın cami olmasını istemediği için işçilere her türlü vesveseyi veriyormuş. Akşemsettin bu durumu anlayınca secdeye kapanıp dua etmiş. Duasını kabul eden Allah, şeytanı Ayasofya’daki bir mermere hapsetmiş.

6: Ayasofya’nın kıbleye çevrilmesi: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra ilk cuma namazını Ayasofya’da kılacakmış. İmamlığa geçtiğinde ilk iki tekbirde namazı bozmuş, üçüncüde tekbir getirmiş ve ilk cuma namazını kıldırabilmiş. Bunun nedenini merak eden ahali sorunca Fatih Sultan Mehmet: “İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kabe görünsün! Bu niyetle birinci ve ikinci tekbirlerde Kabe görünmeyince namazı bozdum, ancak üçüncü tekbirde gözlerimin önüne geldi” demiş. Cemaat bunun sebebini Akşemsettin’e sorduğunda o şunları söylemiş: “Hz. Hızır saf tutmak için gelirken Terler Direğ’e parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kabe’yi tam karşısında gördü.”

7: Hz. Meryem’in gözyaşlarıyla delinen sütun: Ayasofya’nın içindeki Ağlayan Sütun, Meryem Ana’nın evindeki bir sütunmuş. Bir gün Meryem Ana’ya, Hz. İsa’nın yakalandığını ve kendisine işkence edildiğini söylemişler. Hz. Meryem, onun işkence görmesine dayanamamış ve gözyaşlarına boğulmuş, gözyaşı damlalarından biri yaslandığı bu sütunu kezzap gibi eritmiş. Ayasofya yapılırken de kilisenin kutsanması için imparator bu sütunu Meryem Ana’nın evinden getirerek Ayasofya’ya diktirmiş. Bu nedenle taş kutsal olarak görülüyor. Herhangi bir dileği olanlar bu sütundaki Meryem Ana’nın gözyaşıyla oluşan deliğe parmaklarını sokup çeviriyor ve dilek diliyor.

8: Kutsal Kase ile kaybolan papaz: İstanbul fethedildiği sırada Ayasofya’ya bir papaz vaaz vermekteymiş. Papaz kutsal çanağın Müslümanların eline geçmesini istemediği için Kutsal Kase ile bir kapıdan geçip gitmiş. Kapı da kapanmış. Ama Müslümanlar papazın oradan geçtiğini görmüş. Papazın gözden kaybolduğu yere vardıklarında dümdüz bir duvarla karşılaşmışlar. Efsaneye göre papaz hâlâ Kutsal Kase ile birlikte beklermiş orada. Bir gün İstanbul geri alındığında kapı açılacak ve papaz çıkıp vaaza devam edecekmiş.

9: Ayasofya’daki levhaların sırrı: Ayasofya camiye çevrilirken bu mabedin bir İslam mabedine dönüşmesini sağlamak için yapıya pek çok İslami motif eklenmiş. Bunlardan biri Ayasofya’nın kubbesine yazılı olan “Allah, göklerin ve yerin nurudur” ayeti. Allah, Hz. Muhammed ve dört büyük halifenin isimleri de levhalara yazılarak asılmış. Cumhuriyet döneminde Ayasofya camiden müzeye çevrileceği zaman bu levhaları çıkarmak istemişler ama çok çabalamalarına rağmen çıkaramamışlar. Zaten bu levhalar, Ayasofya’dan çıkarılamasın, yapı yeniden kiliseye dönüştürülmesin diye cami içerisinde, giriş kapılarından daha büyük olarak yapılmış.

10: Tavadan sıçrayan balıklar: Ayasofya’da İmparator Kapısı’nın önünde bir balık figürü var. Söylenceye göre Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u kuşattığı sırada Ayasofya’daki papazlar bu kapının yanında balık kızartıyormuş. Tavada kızaran balıklar, İstanbul’un fethedileceğini anlayınca isyan etmiş ve kızgın yağın içerisinden fırlayıp taş kesilmiş.

“TARİHTE AYASOFYA…!!!” için 2 yanıt

Önce bunu yazan Türkçe noktalama işaretlerini öğrenmelidir. Türkçemiz de (…!!!) veya (…???) gibi işaretler yoktur ve yanlıştır.
Doğrusu (!..) ve (?..) Lütfen Türkçemizi doğru kullanalım.

Doğru söylemektesiniz, Türkçemizde (de ayrı yazılmaz) böyle bir noktalama işareti öğrenmedik ama ben şimdi size önce Türkçe öğren desem olmaz değil mi?

Dil yaşayan bir şeydir, bugün hayatımıza giren teknolojik gereçlerde yazışma ihtiyacı farklı işaretlerin, sözcüklerin dilimize girmesine sebep oluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.