Kategoriler
Ali Eralp

Demokrasi Sadece Bizim Hizmetimizde Olmalı…

AKP iktidara gelinceye dek, dört dörtlük olmasa da ağır aksak ilerleyen bir demokrasiye sahiptik.

Demokrasilerde yasama, yürütme, yargı kurumları bulunur. Bu organlar birbirlerinden ayrı ve bağımsız çalışırlardı…

Tüm politik kurumlar Anayasaya göre hareket ederlerdi.

Bir de bunun yanında sivil toplum örgütleri vardı. Barolar, sendikalar gibi…

Bu örgütler yanlış uygulamaları eleştirirlerdi, olaylara yön verirlerdi.

Gerekirse eylem yaparlardı.

Toplumsal sorunların, problemlerin çözümüne katkı sağlarlardı.

Bunlar memurların, işçilerin, çeşitli mesleklerin haklarını savunur, gidişlerine yön verirdi.  Özgür, bağımsız hareket etmelerini sağlardı.

Onların görevi sadece seçimden seçime oy kullanmak değil, aksak, yanlış giden uygulamaları eleştirmek, “Katılımcılık” görevi de yapmaktı…

Yasama, yürütme ve yargı birbirleriyle bağlantılı ama aynı zamanda birbirlerinden bağımsız organlardı…

Hukukun üstünlüğü her zaman geçerliydi ve siyasal, sivil kurumlar yasalara ve anayasaya uymak zorundaydılar.

2002 yılında AKP’nin iktidar olması ile birlikte toplum yasaları yavaş yavaş nitelik değiştirmeye başladı. Yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığını yitirdi.

Daha sonra ülkemize getirilen “Başkanlık sistemi” ile yasama ve yürütmede söz sahibi başkan oldu. Yargının üç ayağından ikisi; savcılar, hâkimler iktidarın etkisinde kararlar almaya başladıl.

Böylece demokrasi, demokrasi olmaktan çıktı.

Bizi yönetenler, “Demokrasi sadece bizim için var. Demokrasi sadece bizim hizmetimizde olmalı. Ben demokrasiye demokrasi demem, demokrasi benim olmayınca” demeye başladılar.

Ve diledikleri gibi hareket ettiler. Canlarının çektiği yasaları çıkardılar.

TBMM’nin görevi tek adamda toplandı. O neyi emrederse, ne isterse hemen yasalaşıyor, uygulama alanına konuluyor.

Ama yargının üçüncü ayağı olan avukatlık, baro henüz emir altına alınamadı. Baro Başkanı Metin Feyzioğlu 180 derece döndü, iktidarın yandaşı oldu. Onunla birlikte çalışıyor şimdi.

Sıra baroların kapı kulu olmasına, parçalanmasına geldi. Çünkü o söz dinlemiyor.

İktidarın yanlış, yasa dışı uygulamalarını gözler önüne seriyor, eleştiriyor. Oysa iktidar dilediği gibi hareket etmek, dilediği uygulamaları, planları gerçekleştirmek istiyor.

Örneğin “Kanal İstanbul” yapmaya karar verdi. Karşılarında baroları buldular. Başta İstanbul olmak üzere çeşitli kentlerin baroları bu projeye karşı dava açtı.

Örneğin, Ensar Vakfında erkek çocuklarına tecavüz edilmişti. Bakan çıktı, “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” demişti. Ama onlarca avukat çocukların hakkını aramıştı…

Bu yapının bir şekilde yok edilmesi gerekiyordu. Bu direniş kırılmalıydı.

Ancak o bölünüp parçalanırsa hem AKP ondan kurtulmuş olacak, hem de Başkan Feyzioğlu, bu yeni düzenleme ile başkanlığını kurtaracak…

Yeni düzenlemeye göre 2 bin avukat bir araya gelerek yeni bir baro kurabilecek…

Ama baro başkanları bu yeni yapılanmayı kabul etmediler.

Direniş kararı aldılar.

Kilometrelerce yürüyecek, Ankara’da buluşacak, sonra da Ata’nın huzuruna çıkacaklardı.

Olmadı…

Cumhuriyet gazetesinin deyişi ile “Adalete barikat” çektiler. Avukatları Ankara’ya sokmadılar. Onların yakalarından tuttular. Hırpaladılar. Yerlerde sürüklediler.

Bütün bu işler olup biterken Metin Bey, yanına 3-5 baro başkanını almış, Anıtkabir’de Atatürk’ün huzuruna çıkmıştı…

Barolar ve başkanlarının uğradığı kötü muamele onun umurunda bile değildi…

O, yürüyüş için izin almaya çalıştığını söylüyordu

Sonra da direnen arkadaşlarının yanına geldi.

Ama avukatlar ona sırtlarını döndüler. Şimdiye dek hiçbir başkana yapılmayan bir muamele ile karşılaştı. Ona ağır bir ders verdiler.

Barolar birliği Başkanı, aslında izin almak için boşuna uğraşıyor, boşuna zaman harcıyor. Çünkü anayasada hüküm açık seçik ortada ve izin almaya gerek yok.

Protesto yürüyüşlerini anayasamız kuruluşlara bir “Hak” olarak veriyor ve şunları yazıyor:

Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”

Her şey açık. İzin almaya gerek var mı? Kimse kimseyi kandırmasın…

(alieralp37@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.