Kategoriler
Ali Eralp

Zulme Tepkisiz Kalmak, Yeni Zulümlere Işık Yakmaktır…

Bu ülkenin insanları nice zulümler gördü. Nice sıkıntılar yaşadı. Nice çileler çekti.

Nice yurtseverler, aydınlar, yazarlar, çizerler, politikacılar haksız, hukuksuz yere zindanlarda ömür çürüttüler. Acılar içinde boğuldular.

Nazım Hikmet yıllarca dört duvar arasında kaldı; güneşi, gökyüzünü yasakladılar ona.

Ama sağcısı da solcusu da tüm dünya onu tanıyor, seviyor şu anda. Şiirleri elden ele dolaşıyor.

Ona o zulmü çektirenler, reva görenler lanetle anılıyor. Tarihin çöplüğünde yatıyorlar şimdi.

Adına “Ergenekon” dedikleri bir başka haksız, hukuksuz davayı da yine geçmişte, hep birlikte yaşadık.

Nice değerli komutanlara eziyet ettiler, cehennem hayatı yaşattılar.

Nice aydınlara, politikacılara iftiralar attılar. Haklarında tertipler düzenlediler.

Onları hainlikle suçladılar.

Hedef kendi yandaşlarını o makamlara, o görevlere atamaktı.

Eski savcı Zekeriya Öz’ün talimatıyla, 21 Mart 2008 günü sabaha karşı İlhan Selçuk da gözaltına alınmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tutuklayan savcıya zırhlı aracını vermişti.

Hastaydı. Günlerce gözaltında kaldı. Değerli yazarımızın ölümünü çabuklaştırdılar.

Ergenekon’un İlk duruşması 2008 yılında, Silivri cezaevindeki duruşma salonunda yapıldı.

Yıllar sonra, 2018’de de savcılık tüm sanıkların beraatını istedi, salıverildiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce “Savcısıyım” dediği Balyoz ve Ergenekon davaları için sonradan tarihi bir itirafta bulundu:

“Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş bir yapının yürüttüğü bir kumpasa hep birlikte maruz kaldık. Aldatıldım…”

Aldatıldı, aldatılmasına da mahkeme sürecinde suçlu sayılmayı onuruna yediremeyip intihar edenler oldu. 11 sanık hayatını kaybetti. Kim geri getirecek onların yaşamlarını şimdi?

Gazeteciler, politikacılar üzerindeki baskılar, zulümler, haksız, hukuksuz tutuklamalar, infazlar; günümüzde de devam ediyor.

Önce bir CHP’li ve iki HDP’linin milletvekillikleri düşürüldü ve hapishaneye atıldılar. Ardından iki gazeteci, Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ve TELE1 Ankara Temsilcisi İsmail Dükel, “askeri casusluk” suçlamasıyla süratle gözaltına alındılar.

Şunu hemen belirteyim: Bu ülkede “Casusluk suçu” işlemeyecek birileri varsa onlar da Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel’dir. Onlar yılların gazetecisidirler. Biz böyle bi suçlamayı şimdiye dek ne duyduk ne gördük…

Müyesser Yıldız’ın deyişi ile “Ona askeri casusluk suçunu yöneltebilecek insan anasının karnından doğmadı.”

Aynı sözü İsmail Dükel için de söyleyebiliriz.

Yıldız’ın gözaltına alınmasının sebebi, yaptığı 29 telefon görüşmesinde edindiği bilgileri haber yapmamasıymış.

Yani, Yıldız “Neden haber yapmadın” denilerek “Askeri casusluk” iddiasıyla gözaltında tutuluyor.

Daha önce de Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan “Haber yaptıkları” için tutuklanmışlardı…

Haberi yapmazsın, “Niye haberi yapmadın” diye seni suçlarlar, haberi yaparsın “Niye haberi yapıp, gerçekleri ortaya koydun diye seni cezalandırırlar.

Yani “Kırk katır mı, kırk satır mı?”

Burada hedefte olanlar, doğruları yazan gazeteciler ve medyadır. Yani denilmek isteniyor ki “Ya sizler de öteki basın gibi bize itaat eder, emirlerimize uyarsınız ya da sizi zindanlara atar, canınıza okuruz…”

Peki, buralara nasıl geldik?

Adamlar, koca koca komutanları, yazarları, çizerleri hapishanelere doldurdu, üç beş sözcükle ve laf söylemekle yetindik.

Adamlar, “Kozmik odanın” anahtarını FETÖ denilen ihanet örgütüne sundu. Sadece seyrettik.

Adamlar, vatan topraklarını yabancılara haraç mezat sattı, fabrikaların altından girip üstünden çıktı, ortada üretim yapan tesis bırakmadı; öfkelendik, bağırdık, çağırdık, sonra kıçımızın üstüne oturduk.

Adamlar, binlerce geçersiz oyu geçerli saydı, bırakın protesto etmeyi, evimizin kapısının önüne bile çıkmadık.

Zulme tepkisiz kalmak, tarafsız kalmak; suç işleyeni yeni zulümlere yönlendirmek demektir…

Şimdi bir de muhalefet lideri tutturmuş papağan gibi tekrarlıyor: ”Bizi sokağa çekmek istiyorlar…” Sanki sokağa çıkmak suçmuş gibi!

AKP’nin istediği muhalefet de işte tam bu muhalefettir… Sabuna suya dokunmayan, arada bir ağzını açıp bir iki laf eden ve olaylara kuzu gibi bakan bir muhalefet…

Hak – hukuk aramak için miting yapmak, yürümek suç mudur?

Şiddete, kırmaya, dökmeye başvuran terör örgütleri ile gerçek muhalefeti birbirinden ayıramayan yönetimler, partiler, halkına karşı yüklendiği görevini yerine getiremez. Hem kendini perişan eder hem halkını…

(alieralp37@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.