Kategoriler
Ahmet K. Aytar

LİBYA TUZAĞI

Libya’da son bir hafta!
9 Mayıs’ta Libya Ulusal Ordusu lideri Haftar, Trablus’ ta Mitiga havalimanına ve sivil alt yapıya 100 den fazla füze fırlattı.
Türkiye Dışişleri, BM’in bu saldırıları görmezden gelmesini kabul edilmez olduğunu,
Ramazan ve COVID-19 salgını sırasında BM’nin kolektif sorumluluğunu yerine getirmemekle suçladı.

*
Haftar’ın amacının, Türk Büyükelçiliğine saldırılarını yoğunlaştırmak olduğunu,
Bu tür olayların tekrarlanması durumunda misilleme yapılacağını duyurdu.
Ulusal Ordu’dan Tümgeneral el Mismari ise Haftar ordusunun uluslararası sözleşmelere bağlılığına işaretle,
Diplomatik misyonların değil sadece teröristlerin bombalandığını söyledi…
BM gelişmeleri geçiştirdi…

*
Geçen hafta  Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail arasında,
Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları ve münhasır ekonomik bölgeler konusunda gizli müzakereler yapıldığını iddia etti.
Ama iddia edilen Türkiye ile İsrail arasında herhangi bir anlaşmanın,
Kıbrıs’ın deniz sınırları ve münhasır ekonomik bölgeleri üzerinde olumsuz bir etkisi olacağı,
Özellikle petrol ve gaz aramalarında Kıbrıs ve İsrail’in mevcut antlaşmalarıyla çelişeceği açıktır.

*
11 Mayıs’ta Kıbrıs, Mısır, Fransa, Yunanistan ve BAE;
Türkiye’nin Kıbrıs sularında doğal gaz kaynakları arayışında,
” Yasadışı faaliyetlerini” ve “yayılmacılığını” eleştiren ortak bir bildiri yayınladılar.
İsrail bu açıklamaya katılmadı.
Gündemi Türkiye’nin siyasi iradesi çürütülüyor mu sorusu oluşturdu.

*
İki hafta önce, 27 Nisan’da Libya Tobruk merkezli hükümetin Ulusal Ordu’su lideri Halife Hafter,
BM arabuluculuğunda yapılan Suheyrat Anlaşması’nı reddetti.
Kendisini ülkenin lideri ilan etti.

*
2015’te Fas Suheyrat kentinde yapılan anlaşmaya göre;
Libya’da geçiş sürecini yönetmeye,
F.al-Sarraj’ın liderliğinde Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti görevlendirildi.
Ancak Hafter ve siyasi müttefikleri  Ulusal Mutabakat Hükümetinin Müslüman Kardeşlerle yürüttüğü ilişkilerden rahatsızdı.
Laik Libya istemiyle sahadaki girişimleriyle bu anlaşmanın yürürlüğe girmesini engellemeye başladılar…

*
Atatürk Türkiye’sinin reddedicisi Erdoğan,
Bugün Cihad ideolojisine meşruiyet ve tüm Sünni Arap’a hakim olma hedefinde,
Suriye’den sonra Libya’da da savaşıyor.
Söylemesi dahi üzüntü veriyor!
27 Kasım’da Türkiye, Müslüman Kardeşler ve Katar’ın yararına Libya’nın petrolü ve gazı için belirleyici savaşı başlattı.
Türk Silahlı Kuvvetleri Libya’dadır!
Müslüman Kardeşler milisleri ve  Uluslararası Hukuk’a aykırı olarak Suriyeli, Sudanlı çoğu cocuk yaşta terörist milisle birlikte F.al-Sarraj hükümetinin vekil gücüdür.
Halbuki Türkiye’nin bu riskli yatırımı; Küresel Sistem’in  ” Terörle Mücadele ” başlığında  önemli bir siyasi gerçeğini oluşturuyor…

*
Halife Hafter’in Suheyrat Anlaşması’nı reddetmesi,
Önce Tobruk parlamentosu başkanı Akile Saleh’in  girişimlerinin yükselen pozisyonundan kaynaklanıyor gibi göründü.
Hafter, Trablus’ta bir dizi yenilgi almış ve  destek kaybetmişti.
Rusya, Hafter’in konuyu askeri olarak çözemediğine,
Ocak’ta Berlin Konferansı’nda başlatılan barış sürecinin önünde durduğuna inanmaya başladı.
Tobruk’ta  Temsilciler Meclisi başkanı Akile Saleh ve Geçici Hükümet Başkanı Abdullah es-Sinni ile görüştü.
Onları yavaş yavaş Ulusal Mutabakat Hükümeti ile diyalogda öne çıkmaya teşvik etti.
Senaryo açıkça Hafter için kabul edilemezdi, o yüzden kendini Libya’nın hükümdarı olarak ilan etti…

*
Ve F.al-Sarraj’ın liderliğinde Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti,
Hafter ile diyalog kurmayı reddetti.

*
Nisan sonunda meclise sunulan Tobruk Hükümeti’nin siyasi yol haritası,
Libya’daki parlamenterler ile çalışan Rus uzmanlar tarafından hazırlanmıştı.
Akile Saleh’in yol haritasının hazırlanmasında Rus rolünü kabul etmesi,
Hafter’in 27 Nisan’da  ordu adına hareket eden iktidarı ele geçirdiği açıklamasından sonra geldi.

*
28 Nisan’da  Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov,
Hafter’in aksine Libya Barış sürecine ivme kazandırmak için,
Libya’nın üç kilit bölgesini eşit olarak temsil edecek ortak hükümet organlarının kurulmasını amaçlayan,
Bir ulusal diyalog çağrısında bulunulduğunu söyledi.
Dış aktörlerden  bu yaklaşımı her şekilde desteklemelerini istedi.

*
Ancak “Hafter ile konuşmayı reddeden Sarraj’ı onaylamadık.
Hafter’in artık Libya halkının nasıl yaşayacağına tek başına karar vereceği açıklamasını da onaylamıyoruz.
Her iki şekilde  kalıcı bir uzlaşmaya elverişli değildir” açıklaması yaptı.
Eh işte, Rusya kendini Libya’da barış için çaba göstermiş saydı.

*
25 Nisan’da Fransa, Almanya ve İtalya dışişleri bakanları Libya’da acilen insancıl ateşkes sağlanması için çağrıda bulundu
7 Mayıs’ta ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü C. Robinson,
Moskova’nın Hafter’e verdiği desteğin “çatışmanın önemli ölçüde artmasına ve Libya’daki insani durumun kötüleşmesine” yol açtığını söyledi.

*
Halbuki Libya’da iç savaşta yer alan bir grup ülke,
19 Ocak’ta Berlin’de bir toplantıda BM silah ambargosunu desteklemek,
Ülkenin ihtilafında uluslararası karışıklığı durdurmak için anlaşmıştı.

*
Almanya, Libya’nın  “yeni Suriye” olmasını önlemek için çatışmayı sona erdirmenin bir yolunu bulmak istiyordu.
Çünkü Libya’nın Avrupa kıyılarında göç etmek için önemli bir geçiş ülkesi olması,
Almanya’yı Libya’yı istikrara kavuşturmaya ilgi duymasına neden oluyordu..
Berlin toplantısında Türkiye, Rusya, BAE, Mısır, Cezayir, İtalya, Fransa, İngiltere, ABD ve Çin temsilcileri de yer aldı.

*
Şubat 2011’de BM Güvenlik Konseyi, Libya’ya ve Libya’dan silah ve askeri teçhizat tedarikine dair silah ambargosu koymuştu.
Yaptırımlar hükümet karşıtı protestocuların insan haklarına yönelik sistematik ihlalleri nedeniyle Muammer Kaddafi  rejimini hedef alıyordu.
Yaptırımlar rejimi o zamandan bu yana üç kez değiştirildi.
Son olarak Temmuz 2016’da ülkelere; silah ambargosunu ihlal ettiğine inanılan Libya açık denizindeki gemileri denetleme yetkisi verildi.

*
Ancak baştan itibaren,
Silah ambargosu ihlallerinde görevlendirilen küresel bir uygulayıcının uzun süre devam etmemesi  zorluk oluşturdu.
Silah ambargosu ihlalleri farklı yönlerden geldi.
Yerel vekilleri adına müdahale eden devletler,
Ardından milisler ve kaçakçılar gibi devlet dışı gruplar,
Yasadışı silah ithal etmek ve satmak için resmi ambargoları deldiler.
Üstelik bu milislerin uluslararası ceza uyarıları ile caydırılması olası değildir…

*
Berlin Konferansına katılanlar da,
Çatışmaların önlenmesi için BM’nin uyguladığı silah ambargosunun delinmemesi gerektiğine vurgu yaptılar.
Berlin’de silah ambargosunun uygulanmasına yönelik vurgu,
Son yıllarda çoklu hava saldırısı kampanyalarının hedefi olan yerel nüfusun acılarını hafifletmek,
Dış müdahalenin sona erdirilmesi için çok  önemliydi.
Ama Berlin Konferansı katılımcıları “dostlar alış verişte görsün” edasındaydılar.

*
Nitekim Libya’da hâlâ Haftar’ın kuvvetleri, Rusya’nın dünya çapında gizli savaşlar yapan Wagner paralı askerlerinin silahlarından,
Sarraj’ı  destekleyen farklı silahlı gruplar ise Türkiye’nin verdiği silahlardan yararlanıyor.

*
Halbuki Berlin konferansındaki ülkeler, şöyle bir taahhüdü vurgulama ve kabul etme hakkına sahipti!
Silahlı çatışma veya Libya’nın içişlerine karışmaktan kaçınmak için;
Tüm uluslararası aktörler teşvik edilmeli,
Silah ambargosunun  uygulanmasından sorumlu tutulmalıydılar.

*
Tarafsız, uluslararası bir uygulama gücünün olmaması Libya İç Savaşı’nı karmaşık hale getiriyor.
Çünkü cihad  terörüyle  mücadele hâlâ  önemli bir küresel  siyasi gerçeği oluşturuyor…

15. 5. 2020

 

“LİBYA TUZAĞI” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.