BEN NE DOSTLAR BİRİKTİRMİŞİM

Bizde Aile mirası “Kalp Yetmezliği”…Doktorum çok güzel söylemişti.”Ne üzülüyorsun,hiç hasta yatağı görmeyeceksin,bir gün bir yerde sinek gibi pat düşüp öleceksin,ne kadar şanslı olduğunun farkında değil misin?Yıllarca yatakta ölümü bekleyen insanlar var.

Hani ben de severim doğruları söylemeyi ama,bir garip olmuştum ama zamanla ne demek istediğini anlayıp gerçekten kendimi şanslı hissetmiştim…

Ailede dedelerim,ninelerim,annem,babam aynen böyle aramızdan ayrılıvermişti ansızın…

Bu son kalp krizi beni oldukça sarstı.Coronanın da etkisi var mıydı bilmiyorum…Biraz doktor özürlüyümdür. Ancak rutin kontrollere giderim,hasta olunca eve kapanıp kendi kendimi tedavi etmeye çalışırım…

Beni yakından tanıyanlar bilir,üç çocuğuma hem annelik hem babalık ederek büyütürken öğretmen maaşıyla çok zor yıllar geçirdim. Çok şükür bugünlerimize.

Ben yorulmak nedir bilmem ama Kalp söz dinlemiyor yorgun çok…

Ta öbür eyaletten arayıp“Ümran abla sakın sen çıkma,ne ihtiyacın varsa söyle ben arabaya doldurup getiririm” diyen Erdem im…

Aldıklarının yarısını kapıya getirip bırakan Deniz im…

Evdeki yaşlı,torun ve hastalarla uğraşırken,evde ne varsa torbalara doldurup getiren Ayşe m ve Hatice m…”Ablam nasılsın?” diye arayan Elif im…

Ne doğum günlerini ne hastalığını hiç uyumayan Aynur um…

Hiç sormadan Arabasını kasalarla doldurup getirip,garaja bırakan Mehmet im

Tanıdık tanımadık,gerçek hayattan ve online dan yüzlerce arkadaşım,yüreklendirici sevgi sözcükleriyle geçmiş olsun dilekleriyle beni ayağa kaldırdınız.Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum…

İnsanın hayatında en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birisidir gerçek dostlar ve dostluklar.Durup dururken kapı çalıverir,hasta yatağınızdan zorla kalkarsınız,kapıyı açarsınız,karşınızda yan komşunuz”Ümran Hanım görünmedin bahçede kaç gündür merak ettim seni”der ya…Hastalığınızı falan unutur,boynuna sarılasınız gelir.

Torununuzu ziyarete gitmişsinizdir  başka bir eyalete,karşı komşunuz yazar bu sefer sosyal medyadan”Göremedim seni bahçede,hayırdır hasta falan mısın?”Sevildiğinizi hissedersiniz…

Yolda yürürken bir kaya vardır,biraz soluklanayım diye oturursunuz,gelen geçen araba durup sorar”İyi misiniz,yardıma ihtiyacınız var mı?”Kendinizi değerli hissedersiniz…

US nın başka bir ucundan yüzünü hiç görmediğiniz ama kardeş olduğunuzu hissettiğiniz bir dost hastalığınız boyunca hergün sorup,yardım etmek için çırpınan güzel bir dost”Ümran’ciğim bugün nasıl oldun,sevgilerimi gönderiyorum burdan” deyiverir..Dünyalar sizin olur…

Konser olur”Ümran Ablam sen eğilme ben giydiririm senin ayakkabılarını”Bir başkası,”ben çıkarayım ayakkabılarını” diyen doktora yapmış kızlarınız vardır,sahneden inerken ,hemen elini uzatıp”tut Ümran Ablam”diyen dünyada kariyer yapmış gençleriniz vardır,gurur duyarsınız onlarla…

İnsan hasta olunca biraz muhasebe yapıyor,geçmişe uzanıyor.Anılar bir bir gelip dikiliyor karşınıza… 20 -30 yıl öncesine uzanalım,yavaş yavaş günümüze doğru…

Okula yeni bir müdür atanmış,partili…Adamın bırakın öğretmenlik,müdürlük, insanlıkla alakası yok,Yeni ayrılmışım üç çocukla,sığınmışım sümüklü böceklerin gece seyahatine çıktığı bir lojmana,adamın gelir gelmez ilk icraati,”Bu okulda solcuları barındırmayacağım”sonraki icraati”Lojmanları hemen boşaltın yıkıp, okul bahçesini genişleteceğim”Son üç bileziğimle bir arsa alıp “Ögretmenler sitesi” yapmaya başlamışız 32 öğretmen,inşaat halinde,adam tutturuyor çıkın,ben de müdür yardımcısıyım.

Birgün ben dersteyken,bir arkadaşım dayıyor jipi kapıya,zaten neyimiz varki,toplayıp dolduruyorlar eşyaları,okul çıkışı “hadi eve gitmeden şu sizin inşaat ne durumda gidip bir bakalım”deyip beni alıp götürüyorlar,eve bir çıkıyorumki,Kadriye camları siliyor,Mesude yerleri siliyor,Güray kitapları taşıyor koskoca komutan…”hadi hadi sallanma sen de bize o meşhur böreğini yap yiyelim,acıktık sabah beri çalışıyoruz”oturup ağlamıştım mutluluktan…

Henüz inşaat halindeki eve taşınmışım,Nuran tutturuyor “sahilde mangal yapıyoruz hemen gel”,”o zaman evde sarma var onu alıp geleyim “diye çıkıyorum,evden çıkasıya yağmur boşanıyor,sel 2 metre kadar derinlikte bir çukur açıyor köprünün başında,tam ordan geçerken elektrikler kesiliyor,ayağım kayıp o çukura düşüyorum,elimdeki tencereye yapışmışım sımsıkı bırakmıyorum,çıkmaya çalışıyorum kayıyor,fırtınadan gözgözü görmüyor,bağırıyorum kimse geçmiyor yoldan.

Su yükselmeye başladı ve ben canımı dişime takıp nasıl çıkabildiğimi hala hatırlamıyorum,çıkmayı başardım,15 dakika daha kalsam sel beni alıp götürecek denize ve kimbilir cesedim ne zaman nerden çıkacaktı….

Tüm bu kargaşada düşündüğüm şeye inanamayacaksınız”ya çıkamasaydım,cesedim  bulunduğunda kimbilir ne hikayeler uyduracaklardı”kadına tecavüz edip,öldürüp atmışlar denize”diyecekler ve benim çocuklarım ömür boyu acı çekecekti”…

Namus diye beynimizi nasıl yıkadıklarını düşünebiliyor musunuz?Onca namussuzluk varken.

Sarma tenceresi hala elimde!Oturdum yol kenarına bekliyorum birisi geçsin diye,bir karartı belirdi”yavrum gidip şu karşıdaki kapıyı çalar mısın,Mehmet abi Ümran hoca çukura düştü gelip alır mısın ,dermisin?”

Mehmet Albayrak…canım kardeşim,gelip beni aldı o fırtınada hastaneye gittik,psikolog nöbetçiymiş”yok bir şeyi götür bu şımarık kadını başımdan”deyip gönderdi beni eve.

Mehmet abi sağolsun”Ümran Sema da hasta ikinizi yatırırım karşılıklı bakarım ikinize de” dediysede ısrarla evime döndüm.

Ertesi günü ortopedist arkadaşımız rahmetli Mehmet Tuncer i aradım,karısı meslektaşımızdı o yüzden öğretmenlere daha yakın davranırdı.Hemen atlayıp geldi eve,topuk kemiğim toz haline gelmiş,üstüne bassam yırtılacak zarı ve ben sakat  kalacağım,hemen alçıya aldı mekanı cennet olsun.49 gün alçıda kaldım.

Alçıda olduğum sürede Sabiha Eryılmaz arkadaşım her sabah gazetemi,ekmeğimi alır gelir Yalova ‘dan gelirken,kahvaltımı yaptırıp okula öyle giderdi okula…

Saliha Savaş arkadaşım bankadan çıkar çıkmaz bana uğrar”bir şeye ihtiyacın var mı” diye sorar,öyle evine giderdi.

Rahmetli  Fatoş Koç arkadaşım,öğlen uğrar,kafama vura vura beni yıkar önce”ne değerli adamlar istedi gitmedin kocaya,bak şimdi olsaydı kocan yıkardı seni” diye latifeler yapıp,yemeğimi yedirip giderdi.

Akşam olunca serpil Tuncel,Serpil Söyleyici okuldan çıkıp uğrarlar bulaşıklarımı yıkarlardı.

Hafta sonu Rahmetli Yasemin Koç,Kıymet Balkış toplarlar perdelerimi,çamaşırlarımı,makinam yok diye yıkayıp getirip takarlardı.

Bu arada ben yataktan kalkamıyorum meğer beşinci omurum da kaymış düştüğümde.Dersane sahibi arkadaş”gidin Ümran Hanımı alın,Sölöz e götürün,orda belini çektitirip getirin,yarın dersanemde istiyorum” demiş…

Ne dersanesi,ben sağımdan soluma dönemiyorum,çocuklar geldiler beni arabaya atıp götürdüler köye,inanamazsınız sedye ile gittim…Adam belimi çekti, kalktım,sağıma soluma bakınıyorum”Aydın ım çal bir roman havası bakayım oynaya biliyor muyum?”….”Hocam nolur yapma bak yine yamulacaksın”demesine aldırmadan ben bir güzel döktürdüm.Dönüşte alçıyı da aldırdım.

Ertesi günü doğru Ankara,biz  kahvelerimizi içerken sağolsun Tülay cığım bir öğleden sonra emekli oluverdim hiç beklenmedik şekilde.Getirip önüne koyduğumda müdürün suratını görmeliydiniz”Vay be,biz kiminle dans ediyormuşuz da haberimiz yokmuş”acaba hatırlayıp utanıyor mudur,yalnız bir kadınım diye bana çektirdiklerinden…

Bunları kıssadan hisse olsun diye anlattım sizlere.Hayatım boyunca kimsenin ne işinde,ne aşında,ne eşinde gözüm olmadı…

Hiçkimseyi isteyerek ve bilerek kırmadım,üzmedim o yüzdendir ki güzel dostlar ve dosluklar biriktirdim.

Şu mubarek ramazan gününde iyilik yapalım,birbirimizi ötelemek yerine sorunu nedir anlamaya çalışalım ve güzel arkadaşlar biriktirelim…

Yalnız ve yaşlıların kapısını çalalım…Bir tas çorbayla fakirleşmezsiniz ama o kimsesiz insanın gözlerinde göreceğiniz sevgi,minnet ve şükran duygusunu asla unutamayacağınızdan eminim…

Zaten dinimiz de böyle emretmez mi?İnsanları zengin-fakir,güzel-çirkin,o partiden bu partiden kim olursa olsun renk-dil-din-ır-cinsiyet  ayrımı yapmadan hal hatır soralım,iyilik edelim.

Dinimiz de emretmez mi”malının kırkta birini” zekat vereceksin diye…Bak bakalım o zaman yoksulluk diye bir şey kalıyor mu?

Kul hakkı yiyen yöneticiler,iş yeri sahipleri “Allah kul hakkını affetmiyor”

Din adına insanları sömürmekten vazgeçin artık…

Peygamberimiz de”Komşun açken sen tok yatma”dememiş midir…

Şükürler olsun Allahım,ben ne kadar zengin ve şanslı bir insanım ki bana böyle güzel dostlar nasip ettin.

Hepinize güzel dostlar ve dostluklar….Hayırlı ramazanlar…

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.