Kategoriler
Kültür/Sanat Politika Ümran Ünlü

AK DOLMA YEDİNİZ Mİ HİÇ

Ben çocukken bir komşumuz vardı.Öyle yoksullardı ki…Babannem her ekmek yapışında,her süt sağışında,her özel bir yemek yaptığımızda neredeyse yarısını boşaltır kocaman çinkoya benimle gönderirdi.Allahtan kapı komşumuzdu.Kollarım kopardı.

“Sanki onların yiyecek bir şeyleri mi yok,niye her gün beni gönderiyorsun”diye serzenişte bulunurdum.

Babannem“olmaz mı kızım var tabiki ,ama kokusu gider onlara,belki başka şey pişirmişlerdir onlar,hem unutma yavrum,biz verdikçe rızkımız daha çok artar,sakın büyüdüğünde cimrilik etme,sofrandan misafir eksik olmasın”derdi.

O zamanlar 5-6 yaşlarındaydım sanırım,pek anlayamıyordum.

Bir gün yemek götürdüğümde kapıya yaklaşınca şu cümleden anlamıştım bazı şeyleri.“gelinler bugün bol sarmısaklı ak dolma yapın,komşuya gittiğimizde durmadan su içelim,et ya da sucuk yediğimizi sansınlar…”

Hayalet gibi elimdekini hiç konuşmadan verip,koşarak eve geldim,doğruca kilere gittim.Babannemin yaptığı yoğurdun yarısını kaptığım gibi götürdüm.”Ninem yoğurt da yollamıştı ama ben unuttum”diyerek yine koşarak eve döndüm ve kilerdeki dolaba saklanıp saatlerce ağladığımı hatırlıyorum.

Sonrası mı?Orada uyuyup kalmışım,köy ayağa kalkmış beni bulmak için…

O yüzden ben hiç unutmam ak dolmayı.Köylü olmayan bilmez.Genelde yoksulların yemeğidir.Ya da evde pişirecek bir şey kalmayınca hemen yapıverir evin hanımı.

Bulgur haşlanıp kurutulmuş buğdayın değirmen taşında çekilmesiyle yapılır,onu kalburdan geçirince alta geçen incesine de düğü denir.Et dolması yapılır köylerde onunla.Yani bugün benim yapmaya çalıştığım terbiyeli köfte,ya da bazı yerlerdeki adıyla sulu köfte…

Bir de göce vardır.Buğday yıkanıp,tokmaklarla dövülüp kabuklarından ayrılır ve değirmen taşında çekilerek kırılır.Yine kalburdan geçirilir ve üstte kalanlarla keşkek yapılır,altta kalanlara da göce denir ,dolma yapılır.Bulgurdan farkı çiy buğdaydan oluşu…

İşte bu göce sadece sıcak suyla iyice yoğrulur,terbiyeli köfte yapar gibi küçük yuvarlaklar yapılır,ya da avucunda sıkıp sıkıp bırakılır.Kaynayan suya biraz tuz atlır ve bu dolmalar suya salınır.Eğer yoğurt varsa üstüne sarımsaklı yoğurt,onun da üstüne tereyağlı kırmızı biber hazırlanıp gezdirilir…Nasıl da güzel görünür beyaz üstünde kırmızı…

 

Onlarda olmadığı için sadece sarımsak koyuyorlarmış meğer…

60 seneden fazla ne zaman yokluk çeksem bunu hatırlarım. Hiç unutmadım.

Onlar çok yokluk çekerek ölüp gittiler.Küçük oğulları Almanya’ya gidip,köye ev yapmıştı.Ne zaman uğrasam köye gittiğimde,karısına seslenir”hatun bak bizim kız gelmiş,hemen bir tavuk keselim,biz her gün et yiyoruz da”derdi.Sanırım geçmişi hatırlayıp acısını çıkarmaya çalışıyordu.

Coronanın azizliğine uğradık evden çıkamıyoruz.Evde ne var ne yok onunla idare etmeye çalışıyoruz,buradakileri bitirince dağ evine kaçacağız,orada her şey çuvalla…

Çocukluğuma gittim bugün…

Evde her şey tükeniyor.Un bitti,Deha’nın  ekmeği azaldı.üç patates kalmış.

Çocuğun proteine ihtiyacı var.Bir patates,bir çay bardağı kırmızı mercimek haşlayıp,bir bardak ince bulgurun üstüne döküp demledirerek terbiyeli köfte yapmaya çalıştım,ak dolmayı hatırlayıp ağlayarak.

Dehaya anlattım bu olayı”bak sen yemek ayırıyorsun ya,onu yemem bunu yemem,dünyanın öbür ucunda çocuklar açlıktan ölüyor”Deha başladı ağlamaya benimle birlikte.Annesi çok kızdı.”Çocuğuma travma yaşatma”deyip. O da haklıydı ama şimdikiler yokluk ne bilmiyorlar.

Ben yemek yapmayı çok seviyorum…Değişik yemekler denemeyi de…İşte öyle zamanlarda işsiz ve yoksul insanlar geliyor aklıma.Boğazım düğüm düğüm oluyor yerken…

Acaba kul hakkı yiyenlerin boğazından nasıl geçiyor yedikleri lokmalar.Haydi kuldan utanmıyorlar,Allahtan da mı korkmuyorlar…

Kendi sofralarında kuş sütü eksik olanlar,bu dar zamanda gösteriş olsun diye bazıları bir kaç aylık maaşını bağışlar,sırf didişmek için Belediye Başkanlarının başlattığı yardım kampanyasını engeller…

Niye…Oy toplamak için…Diyecek ki”bakın ben ne kadar çok para topladım tek başıma,hepsi halkım için”…Peki Belediye Başkanları cebine mi atacaklar…

Hani derler ya,herkes karşısındakini kendisi gibi sanırmış…

Yıllardır toplanan paralar nereye gitti dersen yandın,hapsi boylarsın…

Toplanan o paralar gerçekten ihtiyaç sahiplerine mi dağıtılıyor,yoksa seçim zamanı oy vereceklere mi?

Gerçekten ihtiyacı olanlara hakça adaletli bir şekilde dağıtılması gerek miyor mu?

Televizyonlarda her gün dinliyoruz,insanlar haber sunanlara telefon edip, sizin söylediğiniz her şeyin söylediğiniz gibi olmadığını…

İş yerleri kapanıyor,işçilerin maaşını ve ödenecek borçlarını ödeyemediği için işçi çıkarıyor…

İşsiz kalanlar evine ekmek götüremiyor,ev kirasını veremiyor,elektrik su parasını ödeyemiyor…

Devlet yardım edecek diyorlarlar,çalmadık kapı bırakmıyor” o bizim işimiz değil,şuraya git” diyorlar,oraya gidince başka kapıya…Bir umutla kapı kapı dolaşıyor dilenci gibi,sonra akşam üzeri çocuğuna ekmek alamadan eli boş dönüyor evine…O babanın ezikliğini ve çaresizliğini düşünebilir musunuz?

Köylüye el uzatmıyorsunuz.Ekim zamanı.trraktör benzin yakıyor.Benzin kaç para?

Öküzüyle sürsün deseniz tarlasını…Öküzün yiyeceği yem var mı?Yem kaç para…

Köylü çaresizlikten öküzünü eşeğini sattı mı satma dı mı?

Köylüye tohum lazım,tohum kaç para?Yerli tohumu yasaklayıp,köylüyü tohumsuz bıraktınız mı ,bırakmadınız mı?

Eskiden köylü arada bir koyun keser,kaz keser,tavuk keser et yüzü görürdü…

Şimdi bu hayvanları besleyecek yem alabiliyor mu ki et yüzü görsün…

Kasaptan zaten alamıyor,et fiatları almış başını gidiyor…

Ama zenginimiz yardım yapıyorum deyip bu yardım parasını vergiden düşüyor…

Memur,işçi ve köylüden doğrudan alıyorsunuz vergiyi…Varmış yokmuş umrunuzda değil..

Semirin bakalım semirin…Bu insanların ahı çıkar aheste aheste…

Babannem derdi ki”Kimsenin ahı kimsede kalmaz,er ya da geç çıkar”…

Yapmayın…Yazıktır …Günahtır…Kıymayın ülkeme ve insanıma…

Önümüz ramazan hiç ölmeyecekmiş gibi dünya malına bu kadar tamah etmeyin.Hani o iki de bir kullandığınız dinimiz der ki”komşun açken,sen tok yatamazsın”…

Dinimiz gerçek anlamda uygulansa  zekat şartıyla malının kırkta birini yoksula vereceksin diye adaleti ve eşitliği sağlar…

Sen gerçekten kazancının kırkta birini zekat versen yoksul diye kimse olmazki…

Gücü yeten mahalle bakkalına gidip,borcu olanın borcunu ödesin,yüz kere hacca,bin kere umreye gitsen bunun sevabını kazanamazsın.

Ya da yıllarca benim yaptığım gibi hiç kimseye hissettirmeden,görünmeden bir ailenin ihtiyacı olan şeyleri gücünüz yettiğince alıp,torbayla kapısına asıverirsiniz…

Herşeyden önce insan olduğunu hatırlarsınız…

Dünya devletlerine bakıyoruz da,halkını sıkıntıya sokmamak ve korumak için  trilyonlarca dolar ayırıyor…Borçlar erteleniyor…

Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz,birileri göbeğini kaşıya kaşıya senin benim hakkımı yerken…

Ama otur bir düşün bütün bunlara sebep sen misin değil misin…Belki uyanırsın uyuduğun gaflet uykusundan…

Yazar Ümran Ünlü

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist...

Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.